… dan getirdüp nûş ederler ammâ yine kal‘a-i Erzurûm içre Cennetbınarı derler bir
aynu'l-hayâtdır
, çoğu andan nûş ederler kim âdeme hayât verir.
Bu Erzurûm kal‘asının sâhib-i tab‘ olan ahâlîsi ekseriyyâ bu mâ-i Furât'dan getirdüp nûş ederler ammâ yine kal‘a-i Erzurûm içre Cennetbınarı derler bir aynu'l-hayâtdır, çoğu andan nûş ederler kim âdeme hayât verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286b ·
metinde göster ·
bu şehre cânib-i şarkından cereyân ederek kal‘a kayaları dibinden geçüp niçe kı …
Bu nehr-i aynu'l-hayât bu şehre cânib-i şarkından cereyân ederek kal‘a kayaları dibinden geçüp niçe kılâ‘ ve kasabâtlara uğrayup Tarabefzûn kurbunda Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Gönye dibinde deryâ-misâl olup Karadeniz'e mahlût olur. Ol mahalde bu nehr-i azîm içre niçe yüz pâre zârbûne gemisi ve Lazların meneksile nâm gemileri girüp bu nehr ile tâ Mikrilistân'a ve Gürcîstân'a bâzârgânlar gidüp esîr alup Rûm'a götürürler, bir nehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 328a ·
metinde göster ·
… ayn-ı zülâl ka‘r-ı zemînden pertâb edüp çıkar. İle'l-ân "ayn-ı asâ" derler bir
aynu'l-hayât-ı
cân-perverdir. Aziz hazretleri bizzât câmi‘leri cenbinde bir kubbe-i âlîde medf …
Ziyâret-i Hazret-i Şeyh Şâmî: Tarîk-i Bayrâmiyye'dendir. İsm-i şerîfleri Hamza'dır. Tarîk-ı Hamzavî bunlardan kaldı, derler. Niçe bin keşf [u] kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur. Hattâ bir cum‘a günü cemî‘î âşıkânı salât-ı cum‘aya hâzır olup tecdîd-i vudû’ etmeğe bir katre su olmamağıla "Âh Sultânım! Şu câmi‘iniz kurbunda bir kuyu kazdırsanız. Cümle âyende vü revende cemâ‘at-i kesîreler tecdîd-i vudû’ etseler ecr-i cezîle nâ’il olurdunuz" derler. Hemân Şeyh Şâmî Sultân elindeki asâsıyla "Bu yerden mi su çıksa" deyü asâ ucuyla zemîne işâret etdikde bi-emrillah bir ayn-ı zülâl ka‘r-ı zemînden pertâb edüp çıkar. İle'l-ân "ayn-ı asâ" derler bir aynu'l-hayât-ı cân-perverdir. Aziz hazretleri bizzât câmi‘leri cenbinde bir kubbe-i âlîde medfûndur. Câmi‘i kendü binâlarıdır. Minâreli ve kurşum örtülü değildir. Ammâ bu câmi‘in mihrâb dîvârı ne kadar vâsi‘ ise tâ sakfa çıkınca câmi‘ mihrâbıdır. Bir câmi‘de eyle enli ve âlî mihrâb yokdur. Bu mihrâbın içinde olan taşlar üzre hurde münakkaş hatt-ı kûfî ve hatt-ı celî ve hatt-ı Musta‘sımî ve hatt-ı reyhânî ve hatt-ı sülüs bir diyâr mihrâbında yokdur. Ve niçe âyet-i şerîfler mihrâba müte‘allık Arapça ve Arapça âyeti gibi ve âyetü'l-kürsî ve âmene'r-resûlü gibi âyetler tahrîr olunmuşdur. Ve bu mihrâb-ı nûrun iki cânibindeki dîvâra üstâd-ı mermer-bür endîşe-i hâmıyla hâm taşa eyle tîşe-i gül-fâm urmuş, taşları eyle hûrde kazmış ve eyle nakş-ı bukalemûn yazmış hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmış. Mihrâbın cânib-i yemîni on tarhdır ve cânib-i yesârı dahi on tarz üzre tarh olunmuşdur. Her tarhında olan nakş-ı bukalemûn zîhler ve islimîler ve zülfeler ve girişmeler ve bağlamalar ve Rûmîler ve şeş-gül ve sad-berg ve şakâyık ve zülf-i nigâr ve sünbül ve reyhân ve karanfil ve sünbül ve erguvân nakışları var kim gûyâ beyâz mermeri üstâd-ı mermer-bür peynir gibi direfş-i tîşe kalemler ile kalemkârlık edüp sihr-i i‘câz mertebesi sihr-i mübîn tasarruflar etmişdir. Ammâ niçe kimesneler bu 353a mihrâb hakkında bizzât aziz Şeyh Şâmî'nin kendi dest-kârlarıdır, derler. Hakkâ ki eyle ihtimâli olmak var. Zîrâ kerâmet mertebesi bir âsâr-ı nakş-ı erjenkmânî ve Behzâd Ağa Rızâ-yı Vanî kârı-misâl bir sun‘-ı acîb ve garîbdir. Ve kabr-i şerîfinde bir mehâbet vardır. Hakîr ziyâret etdikde bu ebyât bi'l-bedâhe hâtıra hutûr etdi. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 352b–353a ·
metinde göster ·
: Akka kal‘asının cânib-i şarkîsi hâricinde bin hatve ba‘îd bir çemenzâr yerde k …
Ziyaretgâh-ı Aynu'l-bakar: Akka kal‘asının cânib-i şarkîsi hâricinde bin hatve ba‘îd bir çemenzâr yerde kırk kademe taş nerdübân ile nüzûl olunur bir Aynü's-sevr âb-ı zülâldir. Niçe bin peygamberler bu Aynü's-sevr'e girüp gasl etdüklerinden hâlâ niçe kerre yüz bin âdem marîzli gelüp bu aynda gasl edüp âbından nûş etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ cemî‘i emrâz-ı muhtelifeden halâs olup vücûdı tendürüst olup dürr-i beyz-âsâ olur. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı Akye ve ahâlî-i Bukâ‘ bu ayna Hazret-i Paygamber ve Hazret-i Alî ile gelüp girmişdir deyü tahkîklar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43a ·
metinde göster ·
. Evvelâ sarrâchâne başında demir pencereli Mahmûd Paşa sebîli, mâh-ı temmuzda y …
Ve cümle (---) aded selsebîl-i aynu'l-hayâtdır. Evvelâ sarrâchâne başında demir pencereli Mahmûd Paşa sebîli, mâh-ı temmuzda yah-pâreli âb-ı hayât bezl ederler. Ve Banabaşı'nda Monla sebîli (---)(---)(---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 139b ·
metinde göster ·
Şefî‘î Çelebi eydür "Dinlen ey ihvân-ı vefâ! Bu çeşme ol ayn-ı zülâldir kim ömründe kan etmişse ve âlem-i sabâvetinden terü tâzeliğinde yef‘allendi ise ol cereyân eden çeşmesârdan su alup nûş edemez. Eğer pâk-dâmen ise bilâ-tereddüd âb-ı hayâtından nûş edüp safâ vü sürûr eder. Nûş edemeyen halkdan hicâb eder. Halk arasında mezmûm-ı âlem ve bednâm-ı âmm olur. Böyle çeşmeye gitmek câ’iz mi?" dedikde niçe yârân eyitdi "Şefî‘î Çelebi, kırk gündür hâne-berdûş olup vatan-ı aslîsine varup cum‘a giceleri deynini kazâ edüp cemâl oynatsa gerek" dediklerinde Şefî‘î Çelebi'ye bu gûne kelâm-ı ta‘n-âmiz bâr-ı sakîl gelüp "Doğuran kısrak utansın, gitmeyen zen-i fertûte olsun. Yürü baba yürük yürü, bize yol göster" diyerek azm-i râh-ı çeşme-i tâli‘ deyüp gitmedeyiz, ammâ yârânların çoğu, "Yolları sa‘b imiş ve hayli tûl-ı dırâz yol imiş" demeğe başladılar. Âhir ol cây-ı ma‘hûd-ı aynu'l-hayâta varup hıyâbân içre atlardan nüzûl edüp meks eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b ·
metinde göster ·
Andan nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i cenûbîsinde (---)(---)(---)(---) dağlarından gelüp Mihal cisrinde nehr-i Tunca'ya mahlût olur. Ve nehr-i Meriç şehr-i Edirne'nin cânib-i garbîsinde dörd konak yerde Samakov dağlarından ve Köstence ve İhtiman dağlarından gelüp bu dahı cisr-i Mihal altında nehr-i Tunca'ya ve nehr-i Arda'ya mahlût olup deryâ olur. Nehr-i Meriç'in şehr-i Edirne'ye fâ’idesi azdır. Ammâ nehr-i Tunca ve nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i erba‘asında olan yetmiş pâre cezîreler içindeki bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i müşebbek bostânları ve bizzât ravza-i cinân olan Hünkârbâğçesi'n nehr-i Tunca reyy edüp nahlistân-ı gülistânı şebboy, benefşe bostânı aynu'l-hayât-ı Tunca cümle eşcârât [u] müsmirrât tâze cân bulup gûyâ her bâğ-ı İrem'i Merâm-ı Konya olur. Tâ bu mertebe nehr-i Tunca âb-ı hayâtdır. Nehr-i Arda kezâlik arı bir âb-ı sâfîdir. Bu gülistân-ı bostânlara nâfi‘dir. Şehre nâfi‘ değildir. Kaçan kim bu üç nehr-i azim Mihal cisri altında deryâ-misâl olduklarında şehir etrâfında olan cezâyirler içre niçe yüz bâğ gaytanları seyl olup harâb eder. Bi-kavl-i mu‘allimîn-i selef eyle tahrîr ederler kim âhiru'l-emr bu üç nehr-i azîm Edirne şehrinin helâkine bâ’is olalar, deyü kafesli kapu üzre lisân-ı Latin ile tahrir etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
… ve siyâh, ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile ârâste ve seng-i
aynu'l-hûr
ve aynu'l-hirre mânendi hurda taşlar ile münakkaş-ı pîrâste olmuş makâm-ı meşây …
Bu kıble kapusundan tâ mihrâba varınca derûn-ı câmi‘ tûlen yüz kademdir. Ve arzen iki yüz elli ayakdır. Ve cümle amelî (---) aded amûd-ı sitte üzre beş aded kubbe-i nîl-gûn-ı ibret-nümûnlardır kim her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Bu beş aded kubbe-i acîbe ve garîbenin derûnuna üstâd-ı nakkaş niçe bin elvân la‘lî ve siylû ve lacüverd ve semâyî ve sebz-gûn ve asfer-gûn boyalar ile eyle nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn etmiş kim im‘ân-nazar ile temâşâ eder ma‘ârif-şinâs engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân dem-beste ve ser-gerdân olur. Gûyâ bu beş aded kubbe-i azîmlerin nakşını Nakkâş-ı ezel yed-i kudret ile resm etmişdir. Behzâd ve Mânî bir ser-i mû kilk-i cevâhir-i nisârın çekmede âcizlerdir. Erbâb-ı ma‘ârife nihân u pinhân değildir. Ve bu genc-i kubbe içre olan nakş-ı ibret-nümâlar bir kubbede olan boyalar ve bir kubbede olan keyfiyyet-i tarh-ı mersûmlar bir kubbe-i nîl-gûnda yokdur. Ve bu kıbâb-ı ibret-nümâlar pes-pâye olmağıla gâyetü'l-gâye {latîf} seyr olunur. Ve mihrâb [u] minberinde envâ‘-ı gûn fusûs-ı mukavvim mahkûk gûnâ-gûn-ı ibret-nümûn ruhâm-ı ma‘kûk-ı ile ma‘kûd kılınmışdır. Ve mehâfil-i mü’ezzinân-ı eczâhân kürsîleri köşe be-köşe umk-ı mencûklar ile ve beyâz ve siyâh, ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile ârâste ve seng-i aynu'l-hûr ve aynu'l-hirre mânendi hurda taşlar ile münakkaş-ı pîrâste olmuş makâm-ı meşâyihân-ı hümâm kürsîleridir. Ve bu câmi‘in sol tarafında olan kürsî üzre bir kelâm-ı kadîm vardır. Zamânemiz hattâtları ol gûne kalem-i kelâm-ı kudreti yazmağa iktidârları 152b yokdur. Ve eyle kelâmullah-ı kebîrdir kim bu kürsî ancak anın içün binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152a–152b ·
metinde göster ·
… r-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile ârâste ve seng-i aynu'l-hûr ve
aynu'l-hirre
mânendi hurda taşlar ile münakkaş-ı pîrâste olmuş makâm-ı meşâyihân-ı hümâm kür …
Bu kıble kapusundan tâ mihrâba varınca derûn-ı câmi‘ tûlen yüz kademdir. Ve arzen iki yüz elli ayakdır. Ve cümle amelî (---) aded amûd-ı sitte üzre beş aded kubbe-i nîl-gûn-ı ibret-nümûnlardır kim her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Bu beş aded kubbe-i acîbe ve garîbenin derûnuna üstâd-ı nakkaş niçe bin elvân la‘lî ve siylû ve lacüverd ve semâyî ve sebz-gûn ve asfer-gûn boyalar ile eyle nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn etmiş kim im‘ân-nazar ile temâşâ eder ma‘ârif-şinâs engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân dem-beste ve ser-gerdân olur. Gûyâ bu beş aded kubbe-i azîmlerin nakşını Nakkâş-ı ezel yed-i kudret ile resm etmişdir. Behzâd ve Mânî bir ser-i mû kilk-i cevâhir-i nisârın çekmede âcizlerdir. Erbâb-ı ma‘ârife nihân u pinhân değildir. Ve bu genc-i kubbe içre olan nakş-ı ibret-nümâlar bir kubbede olan boyalar ve bir kubbede olan keyfiyyet-i tarh-ı mersûmlar bir kubbe-i nîl-gûnda yokdur. Ve bu kıbâb-ı ibret-nümâlar pes-pâye olmağıla gâyetü'l-gâye {latîf} seyr olunur. Ve mihrâb [u] minberinde envâ‘-ı gûn fusûs-ı mukavvim mahkûk gûnâ-gûn-ı ibret-nümûn ruhâm-ı ma‘kûk-ı ile ma‘kûd kılınmışdır. Ve mehâfil-i mü’ezzinân-ı eczâhân kürsîleri köşe be-köşe umk-ı mencûklar ile ve beyâz ve siyâh, ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile ârâste ve seng-i aynu'l-hûr ve aynu'l-hirre mânendi hurda taşlar ile münakkaş-ı pîrâste olmuş makâm-ı meşâyihân-ı hümâm kürsîleridir. Ve bu câmi‘in sol tarafında olan kürsî üzre bir kelâm-ı kadîm vardır. Zamânemiz hattâtları ol gûne kalem-i kelâm-ı kudreti yazmağa iktidârları 152b yokdur. Ve eyle kelâmullah-ı kebîrdir kim bu kürsî ancak anın içün binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152a–152b ·
metinde göster ·
… e vü revende müsâfirîn ü mücâvirîn içün mahallât ve çârşû-yı bâzâr içre çeşme-i
aynu'l-hayâtlar
etmişler kim her biri âb-ı zülâlden nişân verir. Bunlardan mâ‘adâ niçe bin at s …
Cümle (---) aded çeşme-sâr-ı âb-ı hayvândır. Gerçi bu şehr-i azîmin suya ihtiyacı yokdur ammâ belde-i kadîm olmağıla niçe bin sâhibü'l-hayrâtlar âyende vü revende müsâfirîn ü mücâvirîn içün mahallât ve çârşû-yı bâzâr içre çeşme-i aynu'l-hayâtlar etmişler kim her biri âb-ı zülâlden nişân verir. Bunlardan mâ‘adâ niçe bin at sakkâsı ve arka sakkâsı nehr-i azîm Tunca ve Arda ve Meriç'den su taşırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 160a ·
metinde göster ·
… mescidi ve Memî Dede mescidi ve Şeyhü'l-arab mescidi ve Şeyh İbrâhîm mescidi ve
Aynu'l-berût
mescidi ve Efseloğlu mescidi, Husul nehri kenârındadır ve Şeyh Hasan mescidi ve …
Cümle yigirmi altı aded ma‘bedgâh-ı müslimîndir. Evvelâ Kureyş mescidi ve Alemdâr mescidi ve Memî Dede mescidi ve Şeyhü'l-arab mescidi ve Şeyh İbrâhîm mescidi ve Aynu'l-berût mescidi ve Efseloğlu mescidi, Husul nehri kenârındadır ve Şeyh Hasan mescidi ve Ömer Kethudâ mescidi ve Hüsrev Paşa Çârsûsu mescidi ve Mağara mescidi ve Zeydan mescidi ve Monlâ Kâsım mescidi ve ma‘lûmumuz olan mesâcid-i azîmler bunlardır kim her biri bir câmi‘-i selâtîne mânend mesâcidlerdir. Bunlar dahi hammâm gibi sobalı ve ıssı sulu mescidlerdir. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 224a ·
metinde göster ·
… hr-i zülâleyn Ayn-ı İskender ve Ayn-ı Âvîh dereleridir. Ve Husul nehri cisri ve
Aynu'l-berut
cisri ve Hân bâğı cisri ve Miskinler kurbünde Arab köprüsü, musanna‘ cisr-i ma‘ …
Der-fasl-ı cüsûr-ı âyende vü revendegân: Şehr-i Bitlîs içre cümle on yedi dereler üzre on bir aded kârgîr binâ cüsûr-ı ra‘nâlardır. Cümleden kal‘a dibinde Hâtûniyye cisridir kim altından ubûr eden nehr-i zülâleyn Ayn-ı İskender ve Ayn-ı Âvîh dereleridir. Ve Husul nehri cisri ve Aynu'l-berut cisri ve Hân bâğı cisri ve Miskinler kurbünde Arab köprüsü, musanna‘ cisr-i ma‘mûrdur. Ve Karadere Mahallesi cisri ve Âvîh derede dahi cisirler var, ma‘lûmum değildir ve Kücür mahallesi cisri ve Değirmân mahallesi cisri. Bu ma‘lûmumuz olan derelerin yemîn ü yesârında bâğlı u bâğçeli kat-ender-kat sarây-ı âlîlerdir kim cümle kârgîr binâlardır. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 225a ·
metinde göster ·
… dan hurûc edüp zeyl-i kal‘ada Hâtûniyye cisrinde ayn-ı İskender'e rîzân olur ve
Aynu'l-burut
, ayn-ı İskender'e munsabb olur ve nehr-i Husul, bir âb-ı zülâldir. Bu dahi ayn- …
Evvelâ zikri bâlâda sebkat eden ayn-ı İskender, kal‘anın cânib-i şarkîsine sehel karîb bir mesîregâh kayadan tulû‘ eder. Andan ayn-ı Âvîh, cebel-i Dehdîvân'dan hurûc edüp zeyl-i kal‘ada Hâtûniyye cisrinde ayn-ı İskender'e rîzân olur ve Aynu'l-burut, ayn-ı İskender'e munsabb olur ve nehr-i Husul, bir âb-ı zülâldir. Bu dahi ayn-ı İskender'e katılır ammâ kayalardan gelmek ile şiddet ile cereyân eder ve ayn-ı Taklaban, hânın buhayre yapduğu âb-ı nâbdır. (---) ve Nakşot deresi âb-ı nâbdır ve nehr-i Karadere, sehel şorcadır ammâ gâyet nâfi‘dir ve Değirmân deresi ayn-ı Sendefe derler. Beyne'l-hukemâ bir nâfi‘ sudur ammâ halk İskender aynı deyü anı medh ederler. Anın nef‘in İskender müşâhade etmiş, nûş edüp gitmiş, ammâ bu ayn-ı Sendefe'yi kırk gün nûş edenin derûnunda cemî‘i safrâ ve sevdâ ve balgam ve sâ’ir ahlâtları cümle mahv eder, serî‘u'l-hazm bir âb-ı revândır. Andan nehr-i,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… n çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşim ve pîrûze ve balgamî ve kehribâ ve
aynu's-semek
ve akîk ve yemenî ve silân makûlesi taşlar ile ruhâm olmuş ibret-nümâ bir hammâ …
Ammâ 230a bunun kubbe-i mînâsı kâşî ile rengîndir ve niçe bin âvîzeler ile müzeyyen olmuş bir kubbe-i metîndir. Andan içeri hammâm-ı germâbdır kim âdem dâhil olsa gûyâ nûr içre girmiş olur. Zîrâ eflâke ser çekmiş kubbe-i âlîsinin etrâfında aslâ der-i dîvârdan eser yokdur. Hemân bu kubbe-i azîm cümle amûd-ı müntehâlar üzre vaz‘ olunmuş bir kubbe-i müdevverdir ve ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran berrâk ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi nûrun alâ nûr olur. Ve bu hammâmlardan taşra cümle bâğ-ı İrem'dir kim niçe bin hezârın hezârân nâle ve feryâdları istimâ‘ olunup âdem gasl ederken bülbüller pençelerine gıd urduğu temâşâ olunur ve cemî‘i dırahtların şükûfeleri ve mürğân-ı hoş-elhân-ı hoş-nevânın âşiyânları seyr olunur. Zemîninde olan nebâtât-ı giyâhât ve sâ’ir şükûfelerin kadd-i kâmet-i renkleri temâşâ olunur. Ve bu hammâmın ortasında bir havz-ı azîmi var, cânib-i erba‘asında fevvâreler pertâb edüp ortadaki fıskiyye ta kubbedeki tasda nihâyet bulup andan aşağı ser-nigûn mâ-i germâ havz içre dökülür. Bu havz içre la‘l-gûn gül varakları ve karanfil bergleri gâsilîn vücûdlarına yapışup râyiha-i tayyibeden bîni-i insân mu‘attar olur. Ve her halvetde dahi kulleteynler mukarrerdir ve bu dahi eyle musanna‘ ruhâm döşenmişdir kim âdemin çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşim ve pîrûze ve balgamî ve kehribâ ve aynu's-semek ve akîk ve yemenî ve silân makûlesi taşlar ile ruhâm olmuş ibret-nümâ bir hammâm-ı rûşenâdır. Ve mezkûr camlar mâbeyninde olan amûdlarda muttasıl balgamîden ve somakîden ve seng-i yarekandan ve seng-i ferahdan ve fağfûr-ı Çîn'den kurnalar var kim her üstâd-ı mermer-bür her birinde birer gûne tîşe-kârlık etmiş kim âdem hayrân olur. Cümle lüleleri altun ve gümüşdür ve taslar kezâlik ve fevvâreler dahi cümle sîm-i hâlisdendir. Ve âb u hevâsı ol kadar latîfdir kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve gûnâ-gûn âvîzelere ve çarhlara ve tıhtab-ı maslûb tas-ı ser-nigûnlara şadırvânlar isâbet etdikçe ol dollâb-ı musanna‘âtlar deverân etmededir. Bu dahi bir temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b–230a ·
metinde göster ·
âb-ı cereyân: Bu şehrin garbîsinde evvelâ kûh-ı Demâvend'den iki nehr-i sağîre …
Ve aynu'l-hayât-ı âb-ı cereyân: Bu şehrin garbîsinde evvelâ kûh-ı Demâvend'den iki nehr-i sağîre gelüp şehrin bâğ u besâtînlerin saky edüp ba‘dehû nehr-i (---) mahlût olur. Ve bu şehirde bir kana dahi cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 325b ·
metinde göster ·
… aşağı Kophan cisri altından iki aded âb-ı hayât uyûnlar cereyân eder. Her biri
aynu'l-hayâtdan
nişân verir âb-ı kevserlerdir. Birine Serkehînân-ı Müzgân derler. (---) dağları …
Der-vasf-ı enhâr-ı âb-ı hayvân: Evvelâ İmâdiyye kal‘asından aşağı Kophan cisri altından iki aded âb-ı hayât uyûnlar cereyân eder. Her biri aynu'l-hayâtdan nişân verir âb-ı kevserlerdir. Birine Serkehînân-ı Müzgân derler. (---) dağlarından gelüp bu nehir altından ubûr eder. Birine ayn-ı Kehînâ Hâtûn derler. Beşiş dağlarından tulû‘ edüp niçe kılâ‘ u kendlere uğrayup bu İmâdiyye altında Kophan cisrinde iki nehir bir olup İmâdiyye'den aşağı bâğ u bâğçe ve besâtînleri saky ederek nehr-i Habur'a mahlût olur. Habur dahi (---) altında nehr-i Şatt'a munsab olur. Ve bir nehr-i sağîr dahi yine kal‘a altında hânın bâğ-ı İremin reyy eden nehr-i Kehîne Since derler, âb-ı hayâtdır. (---) dağlarından gelüp Kobhan cisrinden aşağı ayn-ı Kehînâ Hâtûn'a karışır. Ve nehr-i Hizel (---) dağlarından gelüp kal‘a-i Zaho kurbünde nehr-i Habur-ı Sindiyân'a karışır ve Cizre'den İmâdiyye'ye giden Cizre dibinde Şatt'ı cisir ile geçüp andan nehr-i Hizel'i geçüp iki menzilde İmâdiyye'ye gelinir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 379b ·
metinde göster ·
… -acâ’ib uyûn-ı âb-ı hayât: Bu şehrin içinin tâ ortasında bir yalçın kayadan bir
aynu'l-hayât
nâm billur gibi bir ak berrâk su çıkar kim mâh-ı Temmûz'da bürûdetinden üç yudu …
Ve mine'l-acâ’ib uyûn-ı âb-ı hayât: Bu şehrin içinin tâ ortasında bir yalçın kayadan bir aynu'l-hayât nâm billur gibi bir ak berrâk su çıkar kim mâh-ı Temmûz'da bürûdetinden üç yudum huzûr ile içilmez. Tâ bu mertebe sovukdur ve gâyet serî‘u'l-hazm âb-ı zülâldir kim bir âdem bir kuzu yeyüp bu şerâb-ı tahûrdan nûş etse ol ân acığup yine ta‘âm yemek ister.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 207b ·
metinde göster ·
… a buna Nehravis derler. Yûsuf Nebî aleyhi's-selâmın fir‘avnı budur kim Mısır'da
Aynu'ş-şems
şehrini tahtgâh edindi ve çok çingane askeri edindi. Âhır-ı kâr Diyârbekir'de k …
Ba‘dehu yerine Reyyân ibnü'l-Velîd melik olup kavm-i kabâbıta buna Nehravis derler. Yûsuf Nebî aleyhi's-selâmın fir‘avnı budur kim Mısır'da Aynu'ş-şems şehrini tahtgâh edindi ve çok çingane askeri edindi. Âhır-ı kâr Diyârbekir'de kavm-i Amâlika'dan Ebû Kapuş Gakin ibn Kayhum pâdişâh-ı Mısır'a gelüp Mısır azîzinin vezîri Bernaş nâm âsaf-ı dilâver Amâlika'ya karşu çıkup iki asker birbirleriyle kâmil üç sene ceng-i azîm edüp niçe kerre yüz bin Çingane kavmi Mısır'da helâk olup bakıyyetü's-süyûfları bu diyâr-ı Rûm'a geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 209b ·
metinde göster ·
Der-ayân-ı çeşmesâr-ı dil-i cân: Cümle yedi yüz on aded çeşme-i
aynu'l-hayât
mâ-i kevserlerdir, zîrâ her hânedânda birer uyûn-ı câriyeler revân olduğundan m …
Der-ayân-ı çeşmesâr-ı dil-i cân: Cümle yedi yüz on aded çeşme-i aynu'l-hayât mâ-i kevserlerdir, zîrâ her hânedânda birer uyûn-ı câriyeler revân olduğundan mâ‘ad[â] elbetde her köşe başında ve her mahalleler içinde birer ikişer aded çeşme-i şarâb-ı kevserler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 220a ·
metinde göster ·
… ‘i hammâmât, cevâmi‘ ve imârâtlarına taksîm olur. Bu tell-i refî‘ üzre niçe yüz
aynu'l-hayât
misilli gölcügezler vardır. Şiddet-i şitâda ol gölcüklerde billûr gibi buz hâsı …
Der-vasf-ı mekâlîd-i cebel-i Hortaç menba‘-ı enhârât: Bir kûh-ı serbülend-i sertâcdır kim eflâke kad-keşân olup tâ zirve-i a‘lâsında sayf [u] şitâda selc-i yeh-pâre-i billûru eksik değildir. Selânik'in taraf-ı garbîsi ve yıldız rûzgârı cânibine yakın olmağın Selânik'den nümâyândır. Ve cemî‘i uyûn-ı âb-ı hayâtları Selânik'e zîr-i zemîn içre kehrîz künkler ile gelüp şehrin cemî‘i hammâmât, cevâmi‘ ve imârâtlarına taksîm olur. Bu tell-i refî‘ üzre niçe yüz aynu'l-hayât misilli gölcügezler vardır. Şiddet-i şitâda ol gölcüklerde billûr gibi buz hâsıl olup rûz-ı nevrûz-i Temmûz'da katırlar ile buzları ve selclerin şehr-i Selânik'e Hortas re‘âyâları getirüp fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 229b ·
metinde göster ·
… en tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ vâsi‘ bâğlı ve bâğçeli {evlerdir} ve her evde
aynu'l-hayât
misilli değirmen yürüdür sular cereyân edüp fıs[kiy]ye ve havz u şâzrevânlara t …
Ve bu şehir cümle bin altmış aded serâpâ la‘l-gûn kırmızı kiremit örtülü ma‘mûr u müzeyyen tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ vâsi‘ bâğlı ve bâğçeli {evlerdir} ve her evde aynu'l-hayât misilli değirmen yürüdür sular cereyân edüp fıs[kiy]ye ve havz u şâzrevânlara tevzî‘ [ü] taksîm olup andan aşağı tabahâneye gider, andan aşağı şehrin kenârında evc-i âsımâna ser çekmiş kayalardan aşağı üç Süleymâniyye minâresi kaddi sular aşağı selsebîl-âsâ pertâb etdiği dahi bir seyr [ü] temâşâ-yı ibret-nümâdır kim cemî‘i uyûn-ı câriyelerin pertâbı sâ‘ıkasından âdemin kulakları ra‘d-vâr gibi gürleyüp cemî‘i suların ayağı nehr-i Vardar'a mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 232a ·
metinde göster ·
… atîfler inşâ edüp cümle benî âdem ve cemî‘i devâbbât def‘-i atşân edüp niçe yüz
aynu'l-hayât
misilli ay[n]-ı bî-hisâbın cümlesi şehir içre cereyân eden nehr-i (---) karışup …
Niçe yüz çeşmesâr-ı uyûn-ı câriye kaynakların üzerlerine niçe yüz sâhibü'l-hayrâtlar kubbeler binâ edüp ba‘zısına havz-ı latîfler inşâ edüp cümle benî âdem ve cemî‘i devâbbât def‘-i atşân edüp niçe yüz aynu'l-hayât misilli ay[n]-ı bî-hisâbın cümlesi şehir içre cereyân eden nehr-i (---) karışup kıble tarafına cereyân ederek Kiremitlik nâm mahalde cümle uyûnlar bir yerden nehr-i Kösdem'e mahlût olduğu yerde bir âb-ı hayât âb-ı zülâl vardır kim ismine Şeker bınarı derler. Cemî‘i şehr-i Tırhala'nın sâhib-i tab‘ olanları at sakkâlarıyla su getirdüp Şeker bınarından nûş ederler. Hakkâ ki Şeker bınarı dedikleri kadar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239b ·
metinde göster ·
… err-i nâs vardır. Şehrin tâ ortasından cereyân eden (---) ibret-nümâ (---) gûyâ
aynu'l-hayât
misilli bir berrâk ve pâk billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bih …
Ve cümle 3 aded yerde cisr-i memerr-i nâs vardır. Şehrin tâ ortasından cereyân eden (---) ibret-nümâ (---) gûyâ aynu'l-hayât misilli bir berrâk ve pâk billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bihor dağlarından ve İnebahtı bellerinden gelüp bu şehir içinde mezkûr üç aded cüsûr-ı metîneler altından geçüp bu uyûn-ı cârilerin yemîn [ü] yesâr[r]ı şehr-i azîm ve çârsû-yı bâzâr ve kenârında mükellef kahvehâneler ve voyvadanın havz [u] fıskiyye ve şâzrevân ve maksûreli sarâyı bu dere kenârında bir yalçın kaya sahra-i azîm altında bir musanna‘ ve şîrîn sarâydır. Dahi aşağı nehir kenârınca ma‘mûr tabahâneden aşağı cereyân edüp Esedâbâd kasabasından aşağı Bahr-i Sefîd'e mahlût olur. El-hâsıl bu şehir gâyet sarp ve taşlık içinde daracık ma‘mûr şehirdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246b ·
metinde göster ·
… r-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcârât-ı zî-kıymetler ile inşâ olunup çeşm-i insâna ve
aynu'l-hırre
ve aynü'l-hirre ve aynü's-semek nâm hûrde zî-kıymet taşlar ile nakş-ı bûkalemûn …
Ve bu kıble kubbesinin enderûn [u] bîrûnuna im‘ân-ı nazar ile nigerân eyledim. Envâ‘-ı füsûs-ı mukavvim-i mahkûk [ve] gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk ile ma‘kûd kılınmışdır. Ve her kubbe-i tâk-i nî[l]gûnunda ve cümle der-i dîvârı rûyund[a] elvân elvân umk-ı mancûklar ve beyâz ve siyâh ve ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcârât-ı zî-kıymetler ile inşâ olunup çeşm-i insâna ve aynu'l-hırre ve aynü'l-hirre ve aynü's-semek nâm hûrde zî-kıymet taşlar ile nakş-ı bûkalemûn olmuş câmi‘dir kim gûyâ Kuds-i Şerîf'de câmi‘ ve Mescid-i Sahratullâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252b ·
metinde göster ·
… ır, ammâ cümleden çârsû içindeki meydânda kral çeşmesi 287a bir vâcibü's-seyr
aynu'l-hayâtdır
kim üstâd-ı mermer-bür Freng hakkâk beyâz mermerden gûnâ-gûn tasvîrler edüp her …
Der-temdîh-i çeşme-sâr-ı dil-i cân: Hamusu on aded çeşme-i hayvândır, ammâ cümleden çârsû içindeki meydânda kral çeşmesi 287a bir vâcibü's-seyr aynu'l-hayâtdır kim üstâd-ı mermer-bür Freng hakkâk beyâz mermerden gûnâ-gûn tasvîrler edüp her gûne timsâllerin ağızlarından ve burunlarından ve zekerlerinden birer âb-ı nâb cereyân edüp her gören bu sûretleri vâlih [ü] hayrân olup engüşt ber-dehen eder kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 286b–287a ·
metinde göster ·
: Şehrin cânib-i şimâlindeki bâğlı bayırlar dâmeninde bir şarâb-ı tahûr sâfî kay …
Ve mesîregâh-ı Aynu'l-hayât: Şehrin cânib-i şimâlindeki bâğlı bayırlar dâmeninde bir şarâb-ı tahûr sâfî kaynağı kenârında havuz ve selsebîl ve şâzrevânlı ma[k]sûreler ve çemenzâr soffalı yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 366b ·
metinde göster ·
: Bunu nûş eden merd-i zamân yedi gün perhîz ede. Tendürüst olup ol mertebe kuvv …
Aynu'n-nisâ: Bunu nûş eden merd-i zamân yedi gün perhîz ede. Tendürüst olup ol mertebe kuvvet [ü] kudrete yete kim eğer on câriyesi olsa cümlesinin hâtırın hoş ede. Gâyet mukavvî ayn-ı zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y197b ·
metinde göster ·
derler Benî Hilâl P 111a halîfesinin binâsıdır. Her taşı kuş gözü Y 264a gi …
Hân-ı Aynu't-Tayr derler Benî Hilâl P 111a halîfesinin binâsıdır. Her taşı kuş gözü Y 264a gibi hurde taş olduğundan Hân-ı Aynu't-Tayr derler. Cânib-i erba‘asında binâ-yı azîmler vardır. Mâ-tekaddem şehr-i kebîr imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y263b–Y264a ·
metinde göster ·
… lîfesinin binâsıdır. Her taşı kuş gözü Y 264a gibi hurde taş olduğundan Hân-ı
Aynu't-Tayr
derler. Cânib-i erba‘asında binâ-yı azîmler vardır. Mâ-tekaddem şehr-i kebîr im …
Hân-ı Aynu't-Tayr derler Benî Hilâl P 111a halîfesinin binâsıdır. Her taşı kuş gözü Y 264a gibi hurde taş olduğundan Hân-ı Aynu't-Tayr derler. Cânib-i erba‘asında binâ-yı azîmler vardır. Mâ-tekaddem şehr-i kebîr imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y263b–Y264a ·
metinde göster ·