… m, dervîşân-ı abâ-pûşân-ı dilrîşândır. Ammâ her biri birer pâdişâh-ı alîşândır.
Bâğdan
bâğa gidüp tâ‘at [u] ibâdât edüp sohbet-i hâs ederler.
Ve bir fırkası dahi tâlib-i ilm, dervîşân-ı abâ-pûşân-ı dilrîşândır. Ammâ her biri birer pâdişâh-ı alîşândır. Bâğdan bâğa gidüp tâ‘at [u] ibâdât edüp sohbet-i hâs ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 127a ·
metinde göster ·
… ir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi.
Bâğdan
gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir mi …
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
… rkün hizmetkârına vermiş oğlanıyla müşâvere ederek "Acabâ oğlan! Şu cengi kankı
bâğdan
ve kankı dağdan seyr-i temâşâ etsek ve ne yüzden yük aklığı etsek?" der.
Niçesi tuman peçe olup ayağına na‘lin geyüp elinde asâsı ile reftâr eder. Kimisi bir ayağına çizme ve bir ayağına kubâdî pâbuç geymiş. Kimi semmûr kürkün hizmetkârına vermiş oğlanıyla müşâvere ederek "Acabâ oğlan! Şu cengi kankı bâğdan ve kankı dağdan seyr-i temâşâ etsek ve ne yüzden yük aklığı etsek?" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
sonra Deli Usta sarâyı ve Çataloğlu sarâyı ve Kadri Ağa sarâyı ve niçe nâ-ma‘lû …
Bu bâğdan sonra Deli Usta sarâyı ve Çataloğlu sarâyı ve Kadri Ağa sarâyı ve niçe nâ-ma‘lûm sarây-ı gûnâ-gûnlar vardır. Ve yedi aded tekye-i Halvetî ve Celvetî ve Bektâşî âsitânesi ve mu‘azzam kurşum örtülü hânları ve hâne-i bî-minnet kârbânsarâyları ve bir hammâmı ve iki yüz yetmiş aded dükkânları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171b ·
metinde göster ·
… beğ kumru ve sulu kumru ve etli kumru bu zikr olunan kaysılar eyle âbdârdır kim
bâğdan
şehre seleler ile gücile gelir, sehel yancılsa suyu kalmaz ve her bir kayısı kı …
Evvelâ yedi gûne kaysısı al Hamavî ve sarı Hamavî ve mışmış Hamavî ve beyâz kumru ve beğ kumru ve sulu kumru ve etli kumru bu zikr olunan kaysılar eyle âbdârdır kim bâğdan şehre seleler ile gücile gelir, sehel yancılsa suyu kalmaz ve her bir kayısı kırk ve ellişer dirhem gelir ve zerdalüsün hesâbın Hudâ bilür. Kesretinden pestil yapup diyâr diyâr yükler ile tüccârları taşırlar. Ve seksen gûne âbdâr emrûdu müsecceldir. Evvelâ gök sulu birer vukiyye gelir, anı turşu ederler, suyu gûyâ cüllâbdır. Belki kesret üzre nûş edene bir keyfiyyet ve germiyyetcik hâsıl olur ve takviyyet-i bedene gâyet nâfi‘dir. Müte’ehhil olan kimesneler tenâvül etseler nef‘in müşâhede ederler ve beğ emrûdu dahi lezîz ü âbdârdır. Hattâ İslâmbol'un a‘yân [u] kibârları bu Malatıyye'den ılgar ile emrûd filisleri getirdüp İslâmbol fidanlarına aşlayup Malatıyye emrûdu olur kim pâdişâhlara hedâyâ gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·
dûrbîn ile gördü kim meterisleri içre asâkir-i Âl-i Osmân koyulup kassâb-ı fele …
Çün kim Abdâl Hân bâğ-ı dilsitânında kapanup "Âyâ bu hâl-i diyergûn neye müncer ola!" derken bâğdan dûrbîn ile gördü kim meterisleri içre asâkir-i Âl-i Osmân koyulup kassâb-ı feleğin kâr-ı hûnkârlığın ve asker-i bî-amânın hûn-hârlığın görüp cân başına düşüp cümle ehl [ü] ıyâlin birer esb-i tazîlere süvâr etdirüp hânın öti uçdu ve götürümde yeğni ve kıymetde girân-bahâ zî-kıymet-i kemyâb makûlesi eşyâların cümle alup Mudikî dağlarına beş bin güzîde tüfeng-endâz ile kaçdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
Bitlis kal‘asına işâret etdiklerinde el-azametullâh evvelâ kal‘adan ve şehrin d …
Andan hânın hil‘at geydiğin bâğdan Bitlis kal‘asına işâret etdiklerinde el-azametullâh evvelâ kal‘adan ve şehrin dam u bâm kayalarından niçe bin tüfeng atılup akîbince üç yaylım top kal‘adan atılup şehr-i Bitlis murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup üç gün şehirde meks edüp dördüncü gün hândan me’zûn olup "Gideriz" dedikde hakîre iki kîse ve bir semmûr kürk ve bir Gürcî gulâm ve iki at ihsân edüp esbâb [u] kürkleri cümle bir yere Allâh emâneti verüp hândan refîkler alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 8b ·
metinde göster ·
… kîse {mâl} tasadduk ederdi. Anıniçün cümle ağalar hazz edüp Paşa ve Sultân ile
bâğdan
bâğa ve yalıdan yalıya ve pâdişâh bâğçelerine her bâr gidüp zevk [u] safâlar ed …
Ba‘dehû Köpürlü müstakil vezîria‘zam olup Devlet-i Âl-i Osmân'ın îrâd [u] masârıfına mukayyed olup cemî‘i ocaklarda ve evkâflarda nâ-müstehak âdemleri yoklama edüp isbât-ı vücûda da‘vet edüp dörd kerre yüz bin âdem devlet yağmâsından nâ-müstehak ulûfeler yeyüp cümlesini kat‘-ı erzâk ve niçe yüzünü şeyh Sâlim-i Mağribî gibi katl-i istihkâk edüp yedi ayda îrâd [u] masârıfı tamâm edüp dörd yıllık tedâhüli kaldırdı. Ol günlerde Köpürlü elli yıllık yâr-ı gâr-ı refîki olan Edirneli Mehemmed Efendi'yi bir sipâhî esâmesi ulûfesiyçün Hasan Paşa aşkına anı da katl edüp devlet-i dîvânda niçe yüz âdemleri şirp-kelle ve pâf-gevde edüp ıslâh-ı devlete mukayyed olup devlete nizâm intizâm verdi, ammâ yine her müşâveresi efendimiz Melek Ahmed Paşa ve Küçükoda hocası Mehemmed Efendi ve (---)(---) ile müşâvere ederdi, ammâ efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya bir mansıb-ı âlîde ve ne Kubbealtı'nda idi. Ancak Afyonkarahisârı sancağı hâssıyla sarâyında Kaya Sultân ile cân sohbetinde iken bi-emr-i Hayy-i Kadîr Kaya Sultân efendimiz hâmile oldu. Cümle kapu yoldaşlarımız safâ etdiler, zîrâ Sultân her vaz‘-ı haml etdikde ağavâtlara yigirmi kîse {mâl} tasadduk ederdi. Anıniçün cümle ağalar hazz edüp Paşa ve Sultân ile bâğdan bâğa ve yalıdan yalıya ve pâdişâh bâğçelerine her bâr gidüp zevk [u] safâlar ederdik.,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 75b ·
metinde göster ·
Andan 3 sâ‘atde dağlar ve bâğlar ve taşlar içre giderken bu semtlerde çok kal‘alar nümâyândır. Meselâ kal‘a-i Kopnik ve kal‘a-i Verbi ve kal‘a-i Yemruçe ve kal‘a-i Gırgorifçe ve kal‘a-i Baya ve kal‘a-i Lokay ve niçe kal‘alar dahi kimi Tuna kenârının yemîn ve yesârında ve kimi mesâfe-i ba‘îdede nümâyân kal‘alar var, ammâ mu‘tâd-ı kadîm üzre ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince kal‘a evsâfların tahrîr etmemek dâ’im olmağ ile niçe kal‘aları alarkadan temâşâ edüp tahrîrinden dahi âciz olup ubûr ederdik, zîrâ bu Budin serhadlerinde dağdan dağa ve bâğdan bâğa ve niçe geçit başları iskelelerde kal‘alar çokdur. Andan mezkûr Babuniştıra palankasından 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32b ·
metinde göster ·
… tsek bir mücelled tomar olur. Lâkin bu tarz üzre böyle şehr içinde evden eve ve
bâğdan
bâğa ve değirmenden değirmene ve herkes eş ve yoldaş ve dostuna kayık ile gezil …
Ve cümle taşra varoşda üç dâne kefere-i râhibân kenîseleri [var], eğer cemî‘i âsâr-ı binâların mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etsek bir mücelled tomar olur. Lâkin bu tarz üzre böyle şehr içinde evden eve ve bâğdan bâğa ve değirmenden değirmene ve herkes eş ve yoldaş ve dostuna kayık ile gezilir garîb temâşâgâh şehirdir. Ammâ âb [u] hevâsı latîf olduğundan güler cemâlli Göle mahbûbu ve mahbûbesi memdûhdur, ammâ gâyet mü’eddeb ve mü’eddebe nisvân [u] merdâne cüvânları var. Aslâ rûz-ı rûşende hürme havâtînleri kapudan taşra hammâma çıkmazlar. Herkes hânesinde sobalı hammâmlarına girirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 84a ·
metinde göster ·
ve bâğçeden görünmez olmuş, ammâ mukaddemâ asâkir-i İslâm bu kal‘ayı muhâsara e …
Ve bu varoşun cânib-i erba‘ası bâğdan ve bâğçeden görünmez olmuş, ammâ mukaddemâ asâkir-i İslâm bu kal‘ayı muhâsara etdiklerinde cümle bâğ u tağı ve hânedânları ve kal‘a bile yanup harâb u yebâb etmişler idi. Hamd-i Hudâ beş yılda yine müzeyyen bâğ u bâğçeler ve müşebbek bostânlar yetişmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 86b ·
metinde göster ·
… cümle bakçeleri içinde olan dıraht-ı müntehâlara sarılmış engûr ağaçlarıdır kim
bâğdan
ziyâde mahsûl verir. Zîrâ renc [ü] anâ çeküp her sene bâğları tathîr edüp çapal …
Ve şehir cümle bin iki yüz kiremitli bâğsız ve bâğçeli kasaba-i ma‘mûrdur. Bâğsız olmasının aslı cümle bakçeleri içinde olan dıraht-ı müntehâlara sarılmış engûr ağaçlarıdır kim bâğdan ziyâde mahsûl verir. Zîrâ renc [ü] anâ çeküp her sene bâğları tathîr edüp çapalama kaydından berîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y64b ·
metinde göster ·
… z ile İskenderiyye'den şark cânibine leb-i deryâ ile Remle bâğların temâşâ edüp
bâğdan
bâğa lezîz incîrlerin Y 329b tenâvül ederek beş sâ‘atde kumsal düz yerlerden …
Bu mahalde İskenderiyye'de kâmil bir ay meks edüp cümle ahibbâ ile mülâkât olup kûşe-be-kûşe zevk u safâlar etdik. Ba‘dehu hîn-i vedâ‘da ahibbâlarımızdan kal‘a-i Garb dizdârı İbrâhîm Ağa ile ve oğlu ile ve İbrâhîm Ağa birâderi Ahmed Çorbacı'yla ve Mağribî Ömer Ağa ile ve Hacı Cerbu‘ ile ve el-Hacı Şeytâncı ile ve niçe ahibbâ ve dostân ile vedâlaşup paşa ağasından bir kîse guruş hizmet alup ve dizdârdan on tüfengli refîkler alup atlarımız ile İskenderiyye'den şark cânibine leb-i deryâ ile Remle bâğların temâşâ edüp bâğdan bâğa lezîz incîrlerin Y 329b tenâvül ederek beş sâ‘atde kumsal düz yerlerden ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y329a–Y329b ·
metinde göster ·
Ve bu şehrin kıblesi ve şarkı ve şimâli ve yıldız cânibi cümle üç yüz altmış altı bâğ u bâğçe ve bostândır. Limon ve turunc şükûfesi mahallinde gaytânlar içre bir âdem ubûr etse gûnâ-gûn ezh[â]r râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Her bâğçede gûnâ-gûn kasırlar ve havz u şâzrevânlar ile ârâste ravza-i Rıdvânlardır. Hakîkatü'l-hâl yine cümle bâğdan Rıdvân Çorbacı ve Zülfikâr Q 295aP 292a Kethudâ hadîkaları bâğ-ı İremlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y348a ·
metinde göster ·
… eş diyârlarına varınca sengistân dağlardır. Hemân bu mezkûr çölden ve dağdan ve
bâğdan
Arab zâhir olup çalup çarpup seyl suyu gibi gâyib olur. Anıniçün bu Sebîl-i all …
Ve bu kal‘anın kapusu önünde bir dîvânhâne-i tahtânîsi var, dâ’imâ beğler anda bekler. Cümle atları gözleri önünde mızrakları bağlı gemin alup(?) âmâde dururlar. Zîrâ bu mahallin kıblesi ve cânib-i şarkîsi çöl çölistândır kim râh-ı Mekke'dir. Garbı ve şimâli serâpâ bâğ u bâğçelerdir. Cenûb tarafı Habeş diyârlarına varınca sengistân dağlardır. Hemân bu mezkûr çölden ve dağdan ve bâğdan Arab zâhir olup çalup çarpup seyl suyu gibi gâyib olur. Anıniçün bu Sebîl-i allâm kal‘asında muhâfaza eden beğler dâ’imâ pür-silâh âmâde dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·