. Merkad-i pür-envârların Tatar beğlerinin bir mu‘tekıde duhter-i pâkîze-gevheri …
Nice bin keşf [u] kerâmetleri zâhir ü bâhir olmuşdur. Merkad-i pür-envârların Tatar beğlerinin bir mu‘tekıde duhter-i pâkîze-gevheri Hânım nâm cânım bünyâd eylemişdir. Mürûr-ı eyyâm ile sehl harâba yüz dutup Süleymân Hân asrında Kayseriyye mirlivâlarından Şeytân Murâd nâmıyla mülakkab bir beğ âsitâne-i Hacı Bektâş'ı ma‘mûr [u] âbâdân edüp rasâs-ı nîl-gûn ile pûşîde kılmışdır. Kabri ve şehri müzeyyen etmişdir. Ba‘dehû cümle ahbab-ı tekye ihyâ eden hakkında "Şeytân Murâd değil Sultân Murâd imiş", demeğe başladılar kim kibâr-ı evliyâullaha mu‘tekıd imiş, Rahmetullahi aleyhim ecma‘în dediler. İnşâallah âsitâne-i Hacı Bektâş dahi mahallinde terkîm olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 234a ·
metinde göster ·
… (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u
bâhir olmuşdur
. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-g …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… vî ve uhrevî hayr murâdâtı hâsıl olur. Ve niçe bin keşf [u] kerâmâtları zâhir u
bâhir olmuşdur
. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Anlar hikâyet etdi: Azîz Hazretleri Şeyh İbrâhîm Şirvânî hazretlerinin mü’ezzinliği hizmetinde imişler. Ol kadar riyâzât [u] mücâhede ile erenlere irmişler kim Arş-ı azîm horosunun bangın istimâ‘ edüp evkât-ı hamse ezânın tilâvet edermiş. Şeyh İbrâhîm hazretleri bu azîzin arkasın sığayup "Merîzât merîzât"buyururlarmış. Anınçün cesed-i şerîfleri çürümeyüp ter ü tâze seccâde-nişîn olup durur. Gûyâ hayâtta murâkabeye varmış bir vâ‘iz ve nâsıhdır. Her kim ziyâret edüp rûh-ı şerîfiyçün bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet ederse elbetde yedi günde dünyevî ve uhrevî hayr murâdâtı hâsıl olur. Ve niçe bin keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 313b ·
metinde göster ·
… Tarîk-ı Hamzavî bunlardan kaldı, derler. Niçe bin keşf [u] kerâmâtları zâhir ü
bâhir olmuşdur
. Hattâ bir cum‘a günü cemî‘î âşıkânı salât-ı cum‘aya hâzır olup tecdîd-i vudû’ …
Ziyâret-i Hazret-i Şeyh Şâmî: Tarîk-i Bayrâmiyye'dendir. İsm-i şerîfleri Hamza'dır. Tarîk-ı Hamzavî bunlardan kaldı, derler. Niçe bin keşf [u] kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur. Hattâ bir cum‘a günü cemî‘î âşıkânı salât-ı cum‘aya hâzır olup tecdîd-i vudû’ etmeğe bir katre su olmamağıla "Âh Sultânım! Şu câmi‘iniz kurbunda bir kuyu kazdırsanız. Cümle âyende vü revende cemâ‘at-i kesîreler tecdîd-i vudû’ etseler ecr-i cezîle nâ’il olurdunuz" derler. Hemân Şeyh Şâmî Sultân elindeki asâsıyla "Bu yerden mi su çıksa" deyü asâ ucuyla zemîne işâret etdikde bi-emrillah bir ayn-ı zülâl ka‘r-ı zemînden pertâb edüp çıkar. İle'l-ân "ayn-ı asâ" derler bir aynu'l-hayât-ı cân-perverdir. Aziz hazretleri bizzât câmi‘leri cenbinde bir kubbe-i âlîde medfûndur. Câmi‘i kendü binâlarıdır. Minâreli ve kurşum örtülü değildir. Ammâ bu câmi‘in mihrâb dîvârı ne kadar vâsi‘ ise tâ sakfa çıkınca câmi‘ mihrâbıdır. Bir câmi‘de eyle enli ve âlî mihrâb yokdur. Bu mihrâbın içinde olan taşlar üzre hurde münakkaş hatt-ı kûfî ve hatt-ı celî ve hatt-ı Musta‘sımî ve hatt-ı reyhânî ve hatt-ı sülüs bir diyâr mihrâbında yokdur. Ve niçe âyet-i şerîfler mihrâba müte‘allık Arapça ve Arapça âyeti gibi ve âyetü'l-kürsî ve âmene'r-resûlü gibi âyetler tahrîr olunmuşdur. Ve bu mihrâb-ı nûrun iki cânibindeki dîvâra üstâd-ı mermer-bür endîşe-i hâmıyla hâm taşa eyle tîşe-i gül-fâm urmuş, taşları eyle hûrde kazmış ve eyle nakş-ı bukalemûn yazmış hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmış. Mihrâbın cânib-i yemîni on tarhdır ve cânib-i yesârı dahi on tarz üzre tarh olunmuşdur. Her tarhında olan nakş-ı bukalemûn zîhler ve islimîler ve zülfeler ve girişmeler ve bağlamalar ve Rûmîler ve şeş-gül ve sad-berg ve şakâyık ve zülf-i nigâr ve sünbül ve reyhân ve karanfil ve sünbül ve erguvân nakışları var kim gûyâ beyâz mermeri üstâd-ı mermer-bür peynir gibi direfş-i tîşe kalemler ile kalemkârlık edüp sihr-i i‘câz mertebesi sihr-i mübîn tasarruflar etmişdir. Ammâ niçe kimesneler bu 353a mihrâb hakkında bizzât aziz Şeyh Şâmî'nin kendi dest-kârlarıdır, derler. Hakkâ ki eyle ihtimâli olmak var. Zîrâ kerâmet mertebesi bir âsâr-ı nakş-ı erjenkmânî ve Behzâd Ağa Rızâ-yı Vanî kârı-misâl bir sun‘-ı acîb ve garîbdir. Ve kabr-i şerîfinde bir mehâbet vardır. Hakîr ziyâret etdikde bu ebyât bi'l-bedâhe hâtıra hutûr etdi. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 352b–353a ·
metinde göster ·
… i mi‘râc-ı Nebî ve sâ’ir leyle-i mübârekelerde nûr-ı İlâhî nâzil olduğu zâhir ü
bâhir olmuşdur
ve bu cübbânda eyle rûhâniyyet var kim bir pür-mağmûm âdem bu gurâfeye gelüp zi …
Evvelâ Dâr-ı Ervâh nâm mekân-ı rûhânîde yedi bin güzîde-i kibâr-ı evliyâullâh âsûde olduğu tevâtürle müsbetdir. Zirâ niçe bin kerre leyle-i kadirlerde ve şeb-i mi‘râc-ı Nebî ve sâ’ir leyle-i mübârekelerde nûr-ı İlâhî nâzil olduğu zâhir ü bâhir olmuşdur ve bu cübbânda eyle rûhâniyyet var kim bir pür-mağmûm âdem bu gurâfeye gelüp ziyâret etdiği ân kesâfetden ol kes halâs olup şâd u handân olur. Bu âsitânede medfûn olanlardan evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 71b ·
metinde göster ·
… e-i rûşen-âbâd içre ziyâretgâh-ı Mü’ezzin Sultân niçe yüz aded kerâmâtı zâhir ü
bâhir olmuşdur
.
Ve Beğlerbeği hammâmına yol aşrı bir türbe-i pür-envârda medfûn Hazret-i Murâd Baba ve Hazret-i Hızır Baba bir yerde âsûdelerdir. Ve Üçşerîfeli hareminin kıble dîvârı kapusu dibinde bir küçük tekye-i rûşen-âbâd içre ziyâretgâh-ı Mü’ezzin Sultân niçe yüz aded kerâmâtı zâhir ü bâhir olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167a ·
metinde göster ·
… ur. Anınçün Mumcu Hasan Baba deyü ziyâret ederler. Niçe yüz kerâmâtları zâhir ü
bâhir olmuşdur
.
{Menâkıb-ı Mumcu Hasan Baba} Hacı Bektâş-ı Velî bu Hasan Baba'ya bir seccâde ve bir şem‘-i asel verüp "Var Edirne-i Rûm'da post sâhibi ol" deyü bu Hasan Baba'ya izin verir ve şem‘-i kâfurîyi çerâğân edüp Bektâş-ı Velî yanmış mumu Hasan Dede'ye verdikde "Ey Hasan bu şem‘-i rûşen iki çatal yanar, biri söndüğü yerde Edirne içre vatan edin. Biri dahi söndükde anda makâm edin" deyü destûr verir. Mezkûr Hasan Baba Edirne'ye gelüp kral-ı dâlle şem‘-i kâfûrîsiyle çerâğân ederek gelüp buluşdukda niçe yüz küffârlar bu şem‘aya püf deyüp ve su serpüp söndürmeğe kâdir olmazlar. Niçe küffâr-ı bed-girdâr bu hâli görüp nihânîce Hasan Baba huzûrunda İslâm ile müşerref olurlar. Bir gün şem‘-i kâfûrî bi-emri Hudâ âmedânî söner. Hasan Dede "Hay makâm-ı câvidânımdır" deyü anda bir Külbe-i ahzân inşâ edüp Balaban Baba ve Yatağan Baba ile kırk sene âşık [u] ma‘şûk-vâr sohbet-i hâs edüp kırk birinci senede Yıldırım Hân asrında Mumcu Hasan Baba'nın ömr-i azîzi mumu sönüp hâne-i bâkîde çerâğân olup hâlâ savma‘asında medfûndur. Anınçün Mumcu Hasan Baba deyü ziyâret ederler. Niçe yüz kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167b ·
metinde göster ·
… mücerred-i bâtın u zâhir eş-Şeyh Hazret-i Ebû Tâhir: Niçe bin kerâmeti zâhir ü
bâhir olmuşdur
kim bir kubbe-i pür-envâr içinde âsûde müstecâbü'd-da‘ve sultândır kim hâlâ ziy …
Evvelâ Versengi medresesi içinde kıble-i vilâyet, ka‘be-i hidâyet, mücerred-i bâtın u zâhir eş-Şeyh Hazret-i Ebû Tâhir: Niçe bin kerâmeti zâhir ü bâhir olmuşdur kim bir kubbe-i pür-envâr içinde âsûde müstecâbü'd-da‘ve sultândır kim hâlâ ziyâretgâh-ı ünâsdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 235a ·
metinde göster ·
… bî-hûş sâhib-i rumûz [ü] künûz kimesnedir. Niçe bin kerâmât-i aliyyesi zâhir ü
bâhir olmuşdur
, ammâ hakîr anda iken bir gün Abdî Çelebi çârsû-yı bâzârda gezüp,
Menâkıb-ı mazınne-i ehl-i hâl-i mecâzibân: Evvelâ büdelâ ve ümenâ ve nücebâ ve nükebâ mertebesinde mecâzibân-ı İlahî Abdî Çelebi bir pîr-i nâ-tüvân aşk-ı İlahî ile sermest [ve] medhûş hemîn-i zamân bî-hûş sâhib-i rumûz [ü] künûz kimesnedir. Niçe bin kerâmât-i aliyyesi zâhir ü bâhir olmuşdur, ammâ hakîr anda iken bir gün Abdî Çelebi çârsû-yı bâzârda gezüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a ·
metinde göster ·
… âne yerin ihsân edüp anda medfûndur. Hâl-i hayâtlarında çok kerâmatları zâhir ü
bâhir olmuşdur
. Kuddise sırruhu'l-azîz.
Bu Hindî Baba, Süleymân Hân ile Mihaç gazâsında bile olup feth ü nusret olmuş ve Lagoş kralın mürd olacağın ve yedi kral münhedim olup iki kerre yüz bin küffâr kırılacağın Hindî Baba yetmiş gün evvel Süleymân Hân'a tebşîr edüp yine vakt-i sâ‘atiyle eyle vâkı‘ olup ba‘de'l-feth Süleymân Hân, Hindî Baba'ya bu âsitâne yerin ihsân edüp anda medfûndur. Hâl-i hayâtlarında çok kerâmatları zâhir ü bâhir olmuşdur. Kuddise sırruhu'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61a ·
metinde göster ·
… hem-celîs ve hem-enîs olmuş ulu sultândır kim niçe keşf [ü] kerâmâtları zâhir ü
bâhir olmuşdur
. Cümle kerâmâtından biri Kayseriyye'de tabbâğlık ederken "Mîrîye öşür vermez" d …
Ve Ahi Evran Sultân: Hacı Bektaş-ı Velî ve Monlâ Hünkâr ve Şems-i Tebrîzî ve Sadreddîn-i Konevî hazretleri ile hem-celîs ve hem-enîs olmuş ulu sultândır kim niçe keşf [ü] kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur. Cümle kerâmâtından biri Kayseriyye'de tabbâğlık ederken "Mîrîye öşür vermez" deyü bir gammâz hâkime gamz eder. Derhâl hâcibler varup Ahi Evran'ı kayd-bend etmeğe kasd edince hemân dükkân içinde bir evran zâhir olup avânlar üzre hücûm edince hacîblerin cümlesi bî-cân firâr ederek hâkime gelüp kıssa-ı serencâmların nakl edüp ba‘dehu Ahi Evran'a i‘zâz edüp anıniçün Ahi Evran ya‘nî evran kardaşı demek olur. Ba‘dehu Kayseriyye'den hicret edüp bu Denizli şehrinde garîk-i rahmet olup gavvâs-ı Bârî olup yatır. Kırşehri'nde bir Ahi Baba vardır, ammâ bu Ahi Evran Baba değildir. Esnâf-ı tabbâğânın pîşkademleridir kim tabbâğlara Ahiler derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y95b ·
metinde göster ·
Ziyâret-i eş-Şeyh Velî: Hamîd sancağında Agrasa kasabasındandır. Sılalarında bir zâviye binâ edüp anda medfûndur. Firdevs Beğ câmi‘inde vâ‘ız ve nâsıh ârif-i billâh kimesne idi. Çok sebak kerâmâtı zâhir u bâhir olmuşdur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y134a ·
metinde göster ·
… riyetlerinden şerîf Sâlih kuddise sırruh ulu sultândır. Çok kerâmâtları zâhir ü
bâhir olmuşdur
. Bunlarla bir sandûka içre asûdedirler.
Ve Hazret-i Hamza'nın ser-i sa‘âdeti ucunda yine zürriyetlerinden şerîf Sâlih kuddise sırruh ulu sultândır. Çok kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur. Bunlarla bir sandûka içre asûdedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y302b ·
metinde göster ·
… lerinin ırk-ı tâhirindendir. Ecdâdlarının niçe yüz keşf [ü] kerâmetleri zâhir ü
bâhir olmuşdur
. Ammâ kendüleri Mısır'da yetmiş yıldır kim sâkin olmuşlardır. Gâyetü'l-gâye sâh …
Cümle ulemânın ser-çeşme ve ser-firâzı ve sâdât-ı kirâmın mümtâzı Nakîbü'l-eşrâf Seyyid Burhâneddîn-i Rûmî'dir. Hamîd sancağında Eğirdir şehrinde yine Seyyid Burhâneddîn hazretlerinin ırk-ı tâhirindendir. Ecdâdlarının niçe yüz keşf [ü] kerâmetleri zâhir ü bâhir olmuşdur. Ammâ kendüleri Mısır'da yetmiş yıldır kim sâkin olmuşlardır. Gâyetü'l-gâye sâhib-i kerem hânedân sâhibidir. Rûm ve Arab u Acem'den, Hind ü Sind ve Semerkand [u] Buhârâ'dan seyyâhân-ı cihân ki Mısır'a gele, elbette anın hâne-i bî-minnetinde mihmân olup şeref-i sohbetiyle müşerref olup ni‘met-i nefîsesin tenâvül ederler. Ve her bâr ihsân [u] in‘âmın alup hırka-i gûnâ-gûnun geymek mukarrerdir. Ve bir iki sene hânesinde mihmân olmuş cân vardır. Bir kimesne istiskâl etmeğe kâdir değildir. Hemân mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y74a ·
metinde göster ·
… esinde Şeyh İsmâ‘îl-i Sanâfîrî sellemehullâh. Niçe keşf [ü] kerâmetleri zâhir ü
bâhir olmuşdur
. Ammâ cümleden biri Defterdâr Ahmed Paşa dâmâdı beğ ve mühürdâr Ahmed Ağa ve ha …
Cümleden mazınne-i kerâme Bulak yolunda (---) mahallesinde Şeyh İsmâ‘îl-i Sanâfîrî sellemehullâh. Niçe keşf [ü] kerâmetleri zâhir ü bâhir olmuşdur. Ammâ cümleden biri Defterdâr Ahmed Paşa dâmâdı beğ ve mühürdâr Ahmed Ağa ve hakîr ve çâşnigîrbaşı ve birkaç yârân ihvân birkaç vukiyye Füvve nârı alup hedâyâ götürdük. Bir eşekhâne vekâlesi içinde sâkin olurdu. Vardığımız sâ‘at şeyhi toprak içinde yatır gördük. Zahrında bir beyâz kebe kisvesi var, yenlerin geymiş, ammâ avret yerinden aşağı uryân hâk-i mezelletde Y 247a bî-pîrehen yatır. Yanındaki fukarâları bizi şeyhin yanına da‘vet edüp bilâ-selâm biz dahi oturduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y246b–Y247a ·
metinde göster ·
. Cedd-i izâmlarından sonra seccâde-nişîn halîfe olup kırk bin âdeme bî‘at verüp …
eş-şeyh Âsım ibnü'ş-şeyh Ebürrîş: Niçe kerâmâtları bâhir olmuşdur. Cedd-i izâmlarından sonra seccâde-nişîn halîfe olup kırk bin âdeme bî‘at verüp pîşvâ-yı tarîk olmuşdur. Hemân bunlar dahi cedd-i izâmları gibi zîb ü zînetsiz bir kubbe-i pür-envârın tâ vasatında yeşil çuka ile mestûr bir sandûka içinde medfûndur. Ve bu kubbenin kapusu dahi şimâle mekşûfdur. Andan bu âsitâneden taşra şimâl cânibine üç yüz adım ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y308b ·
metinde göster ·