ibn Dervîş Mehemmed Zıllî rahm-ı mâderden müştak olup rû-yı arza kadem basdığım …
Bu hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ ibn Dervîş Mehemmed Zıllî rahm-ı mâderden müştak olup rû-yı arza kadem basdığımız bu Sultân Ahmed Hân'ın zamân-ı saltanatında bin yigirmi Muharremü'l-harâm'ın onuncu günü yevm-i âşûrâda vücûda gelüp yigirmi altı târîhinde nâmûs [u] ârı fark edüp Sultân Ahmed Hân'ın Edirne seferin ve Yeni câmi‘ binâsına mübâşeret olunduğun a‘lâ bilürdüm. Hamd-i Hudâ kim böyle bir azîmü'ş-şân pâdişâh-ı Cem-cenâb asrında vücûda gelmişiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 59a ·
metinde göster ·
… n'ın hayâsın burup anda şehîd oldukda cesed-i şerîfin bir pâre köhne bûryâ üzre
bî-riyâ
yatırken cebecibaşı olan (---) Ağa kâfir, Pâdişâh'ın mübârek sağ kulağın kesüp …
‘Eş Osmân Çelebi seninle dilberi çok Yûsuf Şâh kahvesine yâhûd bizim odaya gidelim’ deyü tahkîrâne niçe yâve kelimâtlar etdikde Osmân Hân rızâ vermeyüp Osmân Hân'ın pençerede olan bâzûlarına birer muşt-ı pehlivânî urarak mübârek kolların kırarak Orta Câmi‘den Osmân Hân'ı bir arabaya koyup Yedikulle'ye götürüp bu kadar nâ-meşrû‘ işler ile mel‘ûn Binyâz Pehlivân, Osmân Hân'ın hayâsın burup anda şehîd oldukda cesed-i şerîfin bir pâre köhne bûryâ üzre bî-riyâ yatırken cebecibaşı olan (---) Ağa kâfir, Pâdişâh'ın mübârek sağ kulağın kesüp ve bir yeniçeri hâtemiyçün mübârek engüştün kesüp tîz Dâvûd Paşa'ya kulağın ve parmağın müjde ile götürüp anlara birer kîse altun verdikde cebecibaşı, Dâvûd Paşa'ya eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65a ·
metinde göster ·
… ye nâm tahrîrât Melek Ahmed Paşa'da kalup anlardan hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı
bî-riyâ
ol Evsâf-ı İslâmbol Arzı'n alup sûreti bu mahalle makyûd [u] murakkam olundu ki …
Hikmet-i Hudâ ol asırda efendimiz Melek Ahmed Paşa Murâd Hân Gâzî'nin silihdârlığı hidmetiyle şeref-yâb olmuşdu. Ba‘de'l-feth-i Bağdâd, Diyârbekir vâlîliğiyle behre-mend oldukda Evsâf-ı Kostantıniyye nâm tahrîrât Melek Ahmed Paşa'da kalup anlardan hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ ol Evsâf-ı İslâmbol Arzı'n alup sûreti bu mahalle makyûd [u] murakkam olundu kim ol sûret budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 152b ·
metinde göster ·
… attâb-ı Ömer'le Murtezâ / Cümle ashâb-ı Resûl-i Kibriyâ / Söylediler her birisi
bî-riyâ
/ Dediler kim varalum Peygamber'e / Diyelim ahvâlimiz ol servere / Bize andan n …
Bir yire cem‘ oldu sahb-ı Mustafâİbn-i Hattâb-ı Ömer'le MurtezâCümle ashâb-ı Resûl-i KibriyâSöylediler her birisi bî-riyâDediler kim varalum Peygamber'eDiyelim ahvâlimiz ol servereBize andan ne olısardır cevâbOlalım âmil bulalım çok sevâbMerkâd-i Peygambere cümle varupHâk-i pâyine kamu yüzün sürüpKıldılar ana salât ile selâmBaşlayuben söylediler hem kelâmDediler kim yâ Resûl-i zü'l-minenGel bizüm müşkilimiz hall eyle senYüz tutuben ağladılar her biriMerkad-i pâkine kodular seri
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b ·
metinde göster ·
… ve Van diyârında Ahlat şehrinde gördüğümüz ümmet-i Muhammedlerin çoğu bûriyâ-yı
bî-riyâ
ile mestûr yatup ter ü tâze yatdıkları manzûrumuz olmuşdur, ve's-selâm.
Hulâsa-i kelâm Seyyid Muhammed-i Saltık Bay'ın yedi yerde medfûn olmasının aslı odur. Ba‘zı melâhide-i münkerîn Saltık nâmında bir papas imiş derler. Hâşâ sümme hâşâ ol Saltık papas bunların nâmıyla Nasârâyı idlâl ederdi. Muhammed-i Saltık Bây tebdîl-i kıyâfet ayyârâne seyâhatle Leh diyârına varup ol mukallid Saltık papası katl etdüğün Urûmlar dahi tevârîhlerinde sıhhati üzre tahrîr etmişlerdir. Irk-ı tâhir Seyyid Muhammed-i Buhârî'dir kim Sultân Bâyezîd-i Velî ile Sivasî Kara Şemseddîn iki veliyy-i sâhib-i dîn meşveretiyle kabr-i Muhammed-i Saltık Bây üzre kıbâb u câmi‘ ve medâris [ü] hân u hammâm binâ edüp Babadağı şehrin ol sultâna Sultân Bâyezîd Sultân vakf etmişdir kim Bâyezîd-i Velî'dir. Niçe keşf [ü] kerâmetleri, Moton, Koron ve Kili ve Akkirmân kal‘aları fethinde âşikâre olmuşdur. Husûsan nefsin kay edüp katl etmişdir ammâ Bâyezîd bu mertebede ulu sultân iken ilhâm ile keşf ile istihâre ile Sarı Saltık Bây Muhammed-i Buhârî kim edüğün bilmeyüp o kadar mâl-ı beytülmâl-ı müslimîni yine itlâf edüp hayrât [u] hasenât ederdi. Saltık Bây Muhammed-i Buhârî hakkında zebân-dırâzlık eden ne‘ûzü billah min-zâlike esm olur. Hâşâ sümme hâşâ. Ammâ yine sadede rücû‘ edelim. Mezkûr Pirevadi kurbunda Kızan balkanında Muhammed-i Buhârî'nin kazanda kaynadığı hâk-i anberpâk bir harman cirmi kadar arz-ı bî-çemendir. Aslâ ahdar-gûn bir halfe ve bir giyâh hasıl olmak ihtimâli yokdur. Ol mahalde bî-kıyâs mezâristân vardır. Cümle mevtâları niçe yüz seneden berü hâlâ ter ü tâze pirinç halfesi otuyla sarılmış dururlar. Lâkin kefen ile türâb içre medfûn değillerdir. Ba‘zılar Sarı Saltık ile Rûm'a gelenlerdir, derler. Ba‘zılar kadlerinin dırâzlığından İskender kavmidir kim ol zamanda mevtâyı hasıra sarup defn ederlerdi, derler. Hakkâ ki bu hakîrin Acem diyârında Tesu şehri gârlarında ve Van diyârında Ahlat şehrinde gördüğümüz ümmet-i Muhammedlerin çoğu bûriyâ-yı bî-riyâ ile mestûr yatup ter ü tâze yatdıkları manzûrumuz olmuşdur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111a ·
metinde göster ·
… ‘mîr u termîm edüp mâh-ı Rebîülevvelin on ikinci isneyn günü bu hakîr Evliyâ-yı
bî-riyâ
Mevlûd-i Şerîfi tilâvet edüp bir cem‘iyyet-i azîm olmuşdur kim cemî‘i a‘yân-ı ş …
Evvelâ Bismillah ile şehr-i Silisre'den alay-ı azîm ile çıkup mezkûr namâzgâhda meks olundu. Sâhil-i Tuna'da çâr-kûşe divâr ile mebnî bir musallâ-yı harâbe idi. Efendimiz yedi günde ta‘mîr u termîm edüp mâh-ı Rebîülevvelin on ikinci isneyn günü bu hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ Mevlûd-i Şerîfi tilâvet edüp bir cem‘iyyet-i azîm olmuşdur kim cemî‘i a‘yân-ı şehir mesrûr olup et‘ıme-i nefîse ve sükkerî ve aselî eşribeler ile muğtenim olup ilâ hâze'l-ân ehl-i Silisre ol mevlûdu ve ol ziyâfeti yâd edüp Melek Ahmed Paşa'ya hayr du‘â ederler. Hakkâ ki namâzgâh-ı Müslimîn ma‘mûr oldu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122a ·
metinde göster ·
Ve mine'l-acâ’ib, rüyâ-yı sâliha-i hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ: Paşaya hakîr eyitdim: "Sultânım bu gice menâmımda cümlemiz İslâmbol'da imişiz. Cenâb-ı şerîfiniz Bâğçekapusunda bir kalyon inşâ etmişsiz. Ammâ karada durduğu yerde kıçı ve başı evc-i âsumâne ser çekmiş, cümle halk bu kalyonun başına üşmüş, ayâ bu kalyon bu karadan selâmetle deryâya niçe iner, deyü ta‘accüb ederlerken tarîk-i hâcegân-ı Nakşîbendiyye'den bir fukarâ gelüp eydür: İnşâallah bu kalyon karadan dünyâ deryâsına selâmetle iner yine çıkar, deyü cümle halk mâbeyninde bir Fâtiha-i ümmü'l-kitâb tilâvet edüp gitdi. Ba‘dehû sizin geminin cânib-i etrâfına niçe bin âdem cem‘ olup Allah diyerek geminizi karadan selâmetle deryâya indirüp şâdumân topları atılup geminizi karşu Kurşumlu Mahzen önüne yedek ile götürüp anda yedi yerde demir bırağup yatdı. Cümle halk-ı âlem bu geminin temâşâsına gelüp bu geminin şurası şöyle burası böyle gerek, deyü sizin geminin hakkına gûnâ-gûn müşâvere ederlerdi. Ol mahalde bir saçlı Frenk hakîm gelüp eyitdi: Biz bu deryâda çok gemi gördüm. Ammâ böyle yeraklı ve yasaklı, kerastesi metin ve içi dışı sağ gemi görmedim. Ammâ başında havâlesi çokdur ve içinde safra yokdur. Bu deryâ fırtınasına dayanmaz. Altını bu geminin elbette yağ sürüp kalafat etmek gerek ve dümen evinden kurbânlar edüp kan akıtmak gerek. Ve direği bu kalyona gâyet havâledir, kesmek gerek kim bu gemi dünyâ fırtınasından halâs ola, deyüp hakîm Frenk bu gûne kelimât-ı nasâyihleri söyleyüp gidicek hikmet-i Hudâ bir fırtına-i azîm olup sizin geminiz yedi demir üzre yatamayup beş demiri kırılıp demirler deryâda kalup sizin gemi iki demir üzre serserî talattum-ı deryâda deverân ederken sehel kaldı kim gemi gark olacak mahalde gemi içinden gemiciler feryâd u figân edüp 'Bre meded hay, imdâd vay' dediler. Derhâl Sarâyburnu'nda bostâncıbaşı, sa‘âdetlü pâdişâhın fermânıyla on pâre kayığa askerile süvâr olup sizin kalyonun cânib-i erba‘asına üşüp gemiler içine girdiler. Anı gördüm, mukaddemâ gelen Frenk hakîm bostâncıbaşıya eydür: Sultânım bu geminin halâsın isterseniz elbette bu geminin direğin kesesiz. Zîrâ bu gemiye bu direk çok havâledir, deyince cümle bostâncı ve baltacılar direğe balta urup deryâya uçurdukları ân deryâ fırtınası teskîn olup geminiz halâs olup Kurşumlu Mahzen önünde karâr etdi" deyü bu vâkı‘ayı paşaya mâ-vaka‘ı üzre bir bir takrîr etdiğimde paşa bu vâkı‘ayı cân kulağıyla istimâ‘ etdikde iç ağalarına "Beni bu döşekten kaldırın" deyince kaldırup bir gayri köşede girde-bâlişe dayanup nâliş ederek sadâ-yı zenbûr gibi söyleyerek eydür: "Bu rü’yâ-yı sâlihayı Evliyâ'dan sorun" deyü hakîre vâkı‘amda tenbîh etdiler. Bu gice sen beni vâkı‘anda görüp bu vâkı‘ayı bana söyle dediğim bu vâkı‘a idi" 144b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144a–144b ·
metinde göster ·
Evvelâ ihvân-ı bâ-safâya hafî olmaya, bu abd-i pür-hatâ, ya‘nî Evliyâ-yı
bî-riyâ
, manzûru olduğu üzre ve cemî‘i nehirlerin menba‘ı ibtidâ cüz’îdir. İçe uyûn-ı s …
Evvelâ ihvân-ı bâ-safâya hafî olmaya, bu abd-i pür-hatâ, ya‘nî Evliyâ-yı bî-riyâ, manzûru olduğu üzre ve cemî‘i nehirlerin menba‘ı ibtidâ cüz’îdir. İçe uyûn-ı sağîreler munsabb olarak deryâ olup ummân olur. Ammâ kankı nehir mesâfe-i ba‘îdeden gelirse ana mahlût olanlar tufeyl olup ba‘îdden gelen serçeşme olup cümlesi ba‘îdden gelen su ismiyle müsemmâ olur. Ammâ hikmet-i Hudâ bu Şatt'ın başı dörd yerden tulû‘ edüp dördü de birbirlerine karîbdir. Eyâlet-i Diyârbekir'de cümle anlara Şat derler. Gerçi cemî‘i enhârlara şat tesmiye olunur ve cemî‘i nehr-i azîmler Akdeniz'e ve Karadeniz'e ve bahr-i Harez'e ve bahr-i Ummân ve bahr-i Okyanus'a ve bahr-i Muhît'e mahlût oldukları mahalle merace'l-bahreyn derler ve her nehr-i azîme şat derler ammâ bu nehr-i Şattu'l-Arab Diyârbekir'dekidir kim nehr-i Furât bu mâ-i Şat ile hayât bulup deryâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… m-ı mülûk zarîf ü nazîf ve nüktedân ü şi‘ir-şinâs âlüfte vü âşüfte şûh u şengül
bî-riyâ
âdemleri vardır. Ve cümle sıbyân-ı ebcedhânları gâyetü'l-gâye ve tîz-fehm ve ne …
Evvelâ diyâr-ı Âzerbaycân'da Gürcî Ermen diyârlarından add olunur. Ammâ belde-i kadîm olmağile mecma‘-ı ulemâ ve menba‘-i fuzalâ ve mesken-i şu‘arâ ve sulahâ bir şehr-i şîrîndir ve bir şehr-i garîb ü acîbdir kim ulemâları ulûm-ı garîbeye ve fünûn-ı kesîreye mâliklerdir. Hukemâ-yı hâzıkı ve cerrâhîn-ı fâsıdı bî-hadd ü bî-kıyâsdır. Ve cümle Şâfi‘îyyü'l-mezheb, pâk-i‘tikâd ve mü’min ü muvahhid ü sâhib-i sülûk ve niçesi huddâm-ı mülûk zarîf ü nazîf ve nüktedân ü şi‘ir-şinâs âlüfte vü âşüfte şûh u şengül bî-riyâ âdemleri vardır. Ve cümle sıbyân-ı ebcedhânları gâyetü'l-gâye ve tîz-fehm ve necîb ve reşîd ciğer-kûşeleri olur kim Dîvân-ı Hâfız'ı ve Gülistân [u] Bostân'ı ve Dîvân-ı Fuzûlî ve Dîvân-ı Sâ’ib'i ezber etmişlerdir ammâ kitâb-ı Arabiyyâtda ve Kur’ân-ı Azîm'i hıfz etmede Arabistân sıbyânları gibi değillerdir. Ve cümle halkı garîbü'd-diyâr kimesnelere yâver olup ikrâm ederler. Zîrâ diyâr-ı sengistân olmağile garîb-dostlardır. Şehri ma‘mûr ve halkı dâ’imâ mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i pâki beyne'n-nâs mergûb ve hadîka-i cinânları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî vü revân bir şehr-i âbâdândır. İlâ inkırâzı'd-deverân müebbed ola, âmîn yâ Müste‘ân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 235a ·
metinde göster ·
… yetîmânlarda kırk elli seneden berü sâkin olmuş künc-i mihnetde bir bûriyâ üzre
bî-riyâ
âdemler var kim kırk elli seneden berü zî-rûh kısmı ve ıssı ta‘âm yememiş niçe …
Ammâ bu şehir içre niçe yüz âdemler bu harâbistânın içinde sâkin olurlar. Ma‘mûr bâğlı u bâğçeli ve âb-ı cân sulu hâneleri vardır. Emn ü emân diyâr olmağile niçe bin âdemlerin maskat-ı re’sleri olup irs ile kendülere intikâl etmeğile ferâğat idemeyüp her biri birbirinden birer mîl ba‘îd hânelerde sâkin olurlar, ammâ gâyetü'l-gâye sulehâ-yı ümmetden hâl sâhibi âdemler vardır. Hatta 240b mezkûr gâr-ı yetîmânlarda kırk elli seneden berü sâkin olmuş künc-i mihnetde bir bûriyâ üzre bî-riyâ âdemler var kim kırk elli seneden berü zî-rûh kısmı ve ıssı ta‘âm yememiş niçe yüz âdemler vardır kim yüzlerinden nûr berk urur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 240a–240b ·
metinde göster ·
Huzûr-ı ihvân-ı safâya ve yârân-ı bî-vefâya şöyle ma‘lûm ola kim bu hakîr-i pür-taksîr seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem cihân-geşt, muhibb-i Evliyâ-yı bî-riyâ bin elli dokuz târîhinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 348a ·
metinde göster ·
… âne ale'l-fevr târîhi ebyâtları böyle vâki‘ olmuşdur. Târîh-i güfte-i Evliyâ-yı
bî-riyâ
:
Ve hakîr-i pür-taksîrin ol gazâ-yı garrâya şikeste-beste küstâhâne ale'l-fevr târîhi ebyâtları böyle vâki‘ olmuşdur. Târîh-i güfte-i Evliyâ-yı bî-riyâ:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44b ·
metinde göster ·
… üz on kelle ve kırk diri asker tâze cân buldu. Hemân bu hakîr ü za‘îf Evliyâ-yı
bî-riyâ
ileride ince çetecilere iki atımla seğirdüp varup yetişdim ve cümle kâfirleri k …
"Bire bire koma kurdlarım" deyü savaş-ı perhâş ederken hamd-i Hudâ Melek Paşa efendimizin pusuya koduğu alaybeğinin biri kâfirin kamandığı kayalar üzre çıkup aşağıda olan küffâra anlar dahi kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup âhir kâfir kayalardan çıkup tekrâr üzerimize hücûm edüp köpek cengi etmeğe başladı, ammâ mel‘ûn küffâr kurşum ile yüzden mütecâviz yiğitlerimiz haşladı. Yine cümle guzât bu hâl-ı pür-melâle aslâ nazar etmeyüp "Bire Allâh Allâh" diyerek kâmil iki sâ‘at ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup küffâr-ı murdâr firâra yüz dutup bu kadar askerden biri cân kurtarmayup beş yüz on kelle ve kırk diri asker tâze cân buldu. Hemân bu hakîr ü za‘îf Evliyâ-yı bî-riyâ ileride ince çetecilere iki atımla seğirdüp varup yetişdim ve cümle kâfirleri kırup kelle-paça kırup etdiğimiz anlara nakl etdiğimde cümle gâzîyân secde-i şükür edüp dediler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
eyle bir gâzî sâhib-kırân-ı zamân ve eyle bir vezîr-i Âl-i Osmân ile bin elli b …
Hamd-i Hudâ bu hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ eyle bir gâzî sâhib-kırân-ı zamân ve eyle bir vezîr-i Âl-i Osmân ile bin elli beş târîhinden berü dahi Erzurûm eyâletinde Tortum beği iken âşinâ-yı velî-ni‘amımız olup (---) kerre ceng-i azîmlerde serdârımız olup gazâlar ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 187a ·
metinde göster ·
… sâf-ı cemîlesin istimâ’ eden yârân-ı bâ-safâlardan bu kalîlü'l-bizâ‘a Evliyâ-yı
bî-riyâ
içün ve merhûm Melek Ahmed Paşa efendimiz rûhiyçün celb-i Fâtiha ricâ ederiz, e …
Ba‘dehu Melek Ahmed Paşa ile sene 1051 Muharrem'inde âlem-i seyâhate çıkup ba‘dehu Melek Ahmed Paşa vâlidemizin ammîsi oğlu olmağile ma‘an seyâhate çıkup geşt [ü] güzâr etdiğimiz yerlerde Melek Ahmed Paşa'nın ahlâk-ı hasenelerin tahrîr etmeği üzerime iltizâm-ı mâlâ-yelzem edüp kalem-i cevâhirim zebân-ı hâle getirüp kîli kâl etdim. Ve eğer ta‘rîf ü tavsîfe lâyık ve sezâvâr görülmezse nân u nemek hakkıyçün hüsn-i hâlin hayr ile yâd ederiz ve evsâf-ı cemîlesin istimâ’ eden yârân-ı bâ-safâlardan bu kalîlü'l-bizâ‘a Evliyâ-yı bî-riyâ içün ve merhûm Melek Ahmed Paşa efendimiz rûhiyçün celb-i Fâtiha ricâ ederiz, el-fâtiha.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 47b ·
metinde göster ·
fakîr bu câmi‘in sakfında ibtidâ vakt-i zuhr edâ olunması içün beş aded gulâmla …
Ba‘dehu yine bu Evliyâ-yı bî-riyâ fakîr bu câmi‘in sakfında ibtidâ vakt-i zuhr edâ olunması içün beş aded gulâmlarımla makâm-ı çârgâhda bir asvât-ı bülend ile ezân-ı Muhammedîler tilâvet edüp ibtidâ Ordu Monlası Ünsî Efendi imâmet edüp hakîr mü’ezzinlik edüp edâ-yı salât-ı zuhur etdikde Sadrıa‘zam hakîre yetmiş üç altun ihsân edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121a ·
metinde göster ·
… ehâ bulmuş gibi bir musanna‘ bûriyâdır kim hakkâ işleyen üstâd-ı (bu) bûriyâ-yı
bî-riyâ
işlemişdir kim aceb hikmetdir. Dahi niçe yüz yıl duracağı muhakkakdır.
Ve bu câmi‘de bir garîb temâşâ var. Bu câmi‘in döşeme hasırların Hasan Paşa Süleymân Hân asrında Mısır'dan göndermiş bir gûne Mısır hasırıdır kim ilâ hâze'l-ân henüz üstâd elinden rehâ bulmuş gibi bir musanna‘ bûriyâdır kim hakkâ işleyen üstâd-ı (bu) bûriyâ-yı bî-riyâ işlemişdir kim aceb hikmetdir. Dahi niçe yüz yıl duracağı muhakkakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144a ·
metinde göster ·
… i sâmi‘înden olan ihvân-ı vefâya şöyle ma‘lûm ola kim bu abd-i kemter Evliyâ-yı
bî-riyâ
bu âna gelince yigirmi yedi yılda pey-ender-pey seyâhat edüp on altı pâdişâhlık …
İmdi sâmi‘înden olan ihvân-ı vefâya şöyle ma‘lûm ola kim bu abd-i kemter Evliyâ-yı bî-riyâ bu âna gelince yigirmi yedi yılda pey-ender-pey seyâhat edüp on altı pâdişâhlık yeri geşt [ü] güzâr edüp niçe kerre yüz bin âsâr-ı binâlara im‘ân-ı nazar ile nazar edüp Vilâyet-i Erzurûm'da Hasan kal‘ası kurbunda nehr-i Araz üzre ibret-nümâ Çoban Köprüsü ve Erzurûm ile Malazgird mâbeyninde yine Araz nehri üzre Altunhalkalı cisri ve kal‘a-i Hazzo ile kal‘a-i Mefârıkîn arasında Batman cisri ve Hasankeyf kal‘ası cisri ve nehr-i Âsî üzre Antakiyye pülli ve Misis'de Cihân kantarası ve Adana cisri ve Tarsus cisri ve Sivas'da Eğriköprü ve Kızılırmak üzre Çâşnigîr sırâtı ve Kızılırmak üzre Osmâncık cisri ve nehr-i Sakarya üzre Sultân Bâyezîd'in Geyve kasabası cisri ve diyâr-ı Anadolu'da niçe yüz cisr-i ibret-nümâlar var, ammâ bunlar ibret-nümâlardır:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 164b ·
metinde göster ·
Hakkâ ki im‘ân-ı nazar ile nazar olunsa bu Petriç dağların ve gayri kûhların gördükde âdem âlem-i hayretde kalup hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ gibi vâlih ü sergerdân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 376b ·
metinde göster ·
… meded cânib-i Hak'dan yetişdi. Ol gece künc-i mihnetde zâr ü giryân ve nâlende
bî-riyâ
ve bî-recâ hâb-âlûde Q 2aP 2a yatırken menâmımda üstâdımız Evliyâ Efendi k …
Hamd-i Hudâ ziyâret edüp rûh-ı şerîfleriyçün bir Yâsin-i Şerîf tilâvet edüp savâbın rûh-ı şerîflerine hibe eyleyüp ve rûhlarından istiânet taleb edüp meded cânib-i Hak'dan yetişdi. Ol gece künc-i mihnetde zâr ü giryân ve nâlende bî-riyâ ve bî-recâ hâb-âlûde Q 2aP 2a yatırken menâmımda üstâdımız Evliyâ Efendi kim hamele-i Kur’ân-ı azîm ve fürkân-ı kerîm ve sâhib-i takrîb-i şeyhü'ş-şüyûh sâhib-i kurrâ ve imâm-ı muktedâ-yı Sultân Ahmed ve Sultân Mustafâ idi. Anları gördüm ve peder-i vâcid-i mâcidimiz Dervîş Mehemmed Ağa-yı Zıllî nedîm-i Sultân Süleymân Hân ve serzergerân-ı Dergâh-ı âlî ve dervîşân-ı zîşân kimesneler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y2b ·
metinde göster ·
… an Beytullâhü'l-harâm'ın cemî‘i ahvâlâtın beyân eder: Evvelâ bu hakîr Evliyâ-yı
bî-riyâ
âlem-i şebâbda ve ömr-i nâzenîn ber-hevâ perîşânda ve kuvâ-yı beden terakkîde i …
Fasıl, iclâl [ü] ikrâma mahsûs olan Beytullâhü'l-harâm'ın cemî‘i ahvâlâtın beyân eder: Evvelâ bu hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ âlem-i şebâbda ve ömr-i nâzenîn ber-hevâ perîşânda ve kuvâ-yı beden terakkîde iken derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden seyâhate tâlib [ü] râgıb olup kuvvet-i basar ile her ne tarafa nazar etsem ol kez nazarım tîri atılup ol ân nişânın bulup tayy-i mekân ederdim ve murâd [u] maksûdum olan diyâra kadem basardım. Ve ekâlîm-i seb‘ayı seb‘a-i seyyâre-vâr bürûc bür[û]c seyrân ederek kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp esb-i sabâ- Y 339a -sür‘at ile geşt-i diyâr ederek kilk-i cevâhirimi güftâre getirüp gâh evsâf-ı büldân ve gâh emdâh-ı peygamberân ve gâh tilâvet-i Kur’ân ederek ve gâh seyr [ü] temâşâ etdiğimiz şehr-i azîmeleri ve kılâ‘-ı kadîmeleri ile ve nehr-i azîm ve cibâllerin irtifâ‘ıyla ilm-i hey’et üzre Papamunta ve Atlas ve Coğrâfiyye kitâbları gibi cümle geşt [ü] güzâr etdiğimiz memâlik-i mahrûseleri sûrete getirüp muharrir-vâr cemî‘i âsârları ile tahrîr etmeğe bezl-i himmet etmişdim ki "Ulüvvü'l-himmeti mine'l-îmân"dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y338b–Y339a ·
metinde göster ·
Evvelâ bu hakîr seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem Evliyâ-yı
bî-riyâ
bin seksen üç Saferü'l-muzafferinin yedinci gün Mısır'a dâhil olup derûn [u] bî …
Evvelâ bu hakîr seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem Evliyâ-yı bî-riyâ bin seksen üç Saferü'l-muzafferinin yedinci gün Mısır'a dâhil olup derûn [u] bîrûn-ı Mısır'ı im‘ân-ı nazar ile nazar edüp âlem-i hayretde olup engüşt ber-dehen ederdim. Zîrâ Mısır'da olan binâ-yı âsâr-ı acîbe vü garîbeler bir diyârda yokdur. Ve bu mutalsamâtları ve kâh [u] kasr [u] sarây-ı âlîleri "Âyâ kim inşâ etdi?" deyü tecessüs-i ahvâl-i Mısır ederken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y2b ·
metinde göster ·
Evvelâ sebeb-i te’lîf-i kitâb ve bâ‘is-i tastîr-i müstetâb olan Evliyâ-yı
bî-riyâ
fehvâ-yı tarâyı(?) bu yüzden inşâ ve imlâ kıldı ve sebeb-i hâdis-i tahrîr-i sül …
Evvelâ sebeb-i te’lîf-i kitâb ve bâ‘is-i tastîr-i müstetâb olan Evliyâ-yı bî-riyâ fehvâ-yı tarâyı(?) bu yüzden inşâ ve imlâ kıldı ve sebeb-i hâdis-i tahrîr-i sülûf u sunûf add olunan mazmûn-ı dilküşâyı bu tarîkle inşâ eyledi kim müverrihân-ı Rûm ve nükte-perdâzân-ı zevi'l-mefhûm ki ferden ferden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y17b ·
metinde göster ·
… ı halâs olur, mâl [u] mâ-melekin mezâd-ı sultânîde satup kâşifi bir bûriyâ üzre
bî-riyâ
koyup mâl-ı pâdişâhî[yi] galk(?) ederler. Eğer vezîr-i Mısır merhamet ederse yi …
Ve kimi müflis ise arıkhânede mahbûs olup işkence ve keserât ve nakşibendeler eder. Ve dîvân-ı Gavrî'de makaraya çeküp Allâhümme âfinâ kollarından berdâr edüp fîl siki ile cellâdlar bu uryân Y 158b kâşife ol kadar sik çekerler kim Allâhümme âfinâ yeyen bilür. Ba‘zı ehl-i edeb âdem hicâbından helâk olur, ba‘zısı halâs olur, mâl [u] mâ-melekin mezâd-ı sultânîde satup kâşifi bir bûriyâ üzre bî-riyâ koyup mâl-ı pâdişâhî[yi] galk(?) ederler. Eğer vezîr-i Mısır merhamet ederse yine sene-i âtiye içün hil‘at geydirüp mansıbın mukarrer edüp mesrûr [u] şâd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y158a–Y158b ·
metinde göster ·
… rumûz-ı künûz idi. Dâ’imâ bir vekâle içre gâh bûriyâ-yı Süleymân üzre Y 277a
bî-riyâ
olup yatırdı, gâh hâk-i amber-pâk üzre gubâr-âlûd olup yatırdı. Bu sultânın hay …
Kabr-i eş-şeyh İsmâ‘îl-i Sanâfîrî. Mecâzibûndan bir e‘ızze-i kirâm kimesne idi. Tekellüfden ber-tarâf olup pâ-bürehne ve ser-bürehne bir cân idi. Kimse ile tekellüm etmezdi, ammâ muhibleri olan kimesneleri gördükde hande-künân ba‘zı kelimâtlar edüp herbir kelâm rumûz-ı künûz idi. Dâ’imâ bir vekâle içre gâh bûriyâ-yı Süleymân üzre Y 277a bî-riyâ olup yatırdı, gâh hâk-i amber-pâk üzre gubâr-âlûd olup yatırdı. Bu sultânın hayâtında Kadı Celâl bir zâviye ve bir türbe-i pür-envâr binâ edüp sene 1089 târîhinde Abdurrahmân Paşa vâlî-i Mısır iken azîz-i merkûm nutk-ı dürerbârları ile bu mâh-ı (---) merhûm oluruz, deyü işâret buyurdular. Ve âl-i Osmân'ın Maskov gazâsına bu kelimâtlardan târîh işâret buyurup:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y276b–Y277a ·
metinde göster ·