Bu kafesler içre aşkıyâ ve bî-hicâb kesret-i nâsdân bî-pervâ
bülbüller
feryâd [ü] figânlar ederek birbirine hasmâne nâle ve nâlişler ederek niçe yüz k …
Bu kafesler içre aşkıyâ ve bî-hicâb kesret-i nâsdân bî-pervâ bülbüller feryâd [ü] figânlar ederek birbirine hasmâne nâle ve nâlişler ederek niçe yüz kafes bülbül ve niçe yüz kafes kara tavuk tûtî-i gûyâ kimi ihlâs kimi salavât getirerek kafeslerle tûtîler dahi ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191b ·
metinde göster ·
… im niçe bin hezârın hezârân nâle ve feryâdları istimâ‘ olunup âdem gasl ederken
bülbüller
pençelerine gıd urduğu temâşâ olunur ve cemî‘i dırahtların şükûfeleri ve mürğân …
Ammâ 230a bunun kubbe-i mînâsı kâşî ile rengîndir ve niçe bin âvîzeler ile müzeyyen olmuş bir kubbe-i metîndir. Andan içeri hammâm-ı germâbdır kim âdem dâhil olsa gûyâ nûr içre girmiş olur. Zîrâ eflâke ser çekmiş kubbe-i âlîsinin etrâfında aslâ der-i dîvârdan eser yokdur. Hemân bu kubbe-i azîm cümle amûd-ı müntehâlar üzre vaz‘ olunmuş bir kubbe-i müdevverdir ve ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran berrâk ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi nûrun alâ nûr olur. Ve bu hammâmlardan taşra cümle bâğ-ı İrem'dir kim niçe bin hezârın hezârân nâle ve feryâdları istimâ‘ olunup âdem gasl ederken bülbüller pençelerine gıd urduğu temâşâ olunur ve cemî‘i dırahtların şükûfeleri ve mürğân-ı hoş-elhân-ı hoş-nevânın âşiyânları seyr olunur. Zemîninde olan nebâtât-ı giyâhât ve sâ’ir şükûfelerin kadd-i kâmet-i renkleri temâşâ olunur. Ve bu hammâmın ortasında bir havz-ı azîmi var, cânib-i erba‘asında fevvâreler pertâb edüp ortadaki fıskiyye ta kubbedeki tasda nihâyet bulup andan aşağı ser-nigûn mâ-i germâ havz içre dökülür. Bu havz içre la‘l-gûn gül varakları ve karanfil bergleri gâsilîn vücûdlarına yapışup râyiha-i tayyibeden bîni-i insân mu‘attar olur. Ve her halvetde dahi kulleteynler mukarrerdir ve bu dahi eyle musanna‘ ruhâm döşenmişdir kim âdemin çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşim ve pîrûze ve balgamî ve kehribâ ve aynu's-semek ve akîk ve yemenî ve silân makûlesi taşlar ile ruhâm olmuş ibret-nümâ bir hammâm-ı rûşenâdır. Ve mezkûr camlar mâbeyninde olan amûdlarda muttasıl balgamîden ve somakîden ve seng-i yarekandan ve seng-i ferahdan ve fağfûr-ı Çîn'den kurnalar var kim her üstâd-ı mermer-bür her birinde birer gûne tîşe-kârlık etmiş kim âdem hayrân olur. Cümle lüleleri altun ve gümüşdür ve taslar kezâlik ve fevvâreler dahi cümle sîm-i hâlisdendir. Ve âb u hevâsı ol kadar latîfdir kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve gûnâ-gûn âvîzelere ve çarhlara ve tıhtab-ı maslûb tas-ı ser-nigûnlara şadırvânlar isâbet etdikçe ol dollâb-ı musanna‘âtlar deverân etmededir. Bu dahi bir temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b–230a ·
metinde göster ·
… birer gûne tel kafes örülmüş gûnâ-gûn kıbâblı küçük şâhnişînler var kim anlarda
bülbüller
ve papağallar ve tûtîler ve karatavuklar ve sarıasmalar ve gûnâ-gûn safîr urup …
Ve cemî‘i köşe başlarında vâki‘ olmuş şâhnişînlerin yanlarında birer gûne tel kafes örülmüş gûnâ-gûn kıbâblı küçük şâhnişînler var kim anlarda bülbüller ve papağallar ve tûtîler ve karatavuklar ve sarıasmalar ve gûnâ-gûn safîr urup hoş-elhân ile nağamât edici murğân-ı andelîbânların hurde şâhnişîn kafesleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
… zânû meks ederler. Ve bu bâğın her Y 55a köşesinde tuyûr-ı gûyânın feryâdı ve
bülbüller
nağamâtı ve hoş-elhân murgların bu murgzârda asvât-ı hazînleri âdeme rûh-efzâ s …
Ve bu mezkûr sommâkî kadehi Mühürdâr Paşa Tunus vâlîsi iken kadırga ile andan getirmişdir. İçinde yigirmi aded âdem murabba‘ otursa müstevfâ zânû-be-zânû meks ederler. Ve bu bâğın her Y 55a köşesinde tuyûr-ı gûyânın feryâdı ve bülbüller nağamâtı ve hoş-elhân murgların bu murgzârda asvât-ı hazînleri âdeme rûh-efzâ safâ verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y54b–Y55a ·
metinde göster ·
… ve köşe köşe müte‘addid havuz ve kâ‘alar içre şâzrevânlar ile âblar revân olup
bülbüller
nağamâtı ve hoş-elhân tuyûrların esvâtı âdeme hayât verir. Bu safâlar yukaru ka …
Ve bostân ve bâğ u bâğçe ve köşe köşe müte‘addid havuz ve kâ‘alar içre şâzrevânlar ile âblar revân olup bülbüller nağamâtı ve hoş-elhân tuyûrların esvâtı âdeme hayât verir. Bu safâlar yukaru kal‘ada yokdur. Ammâ havâsı hûbdur, aşağı şehirde bir âdem hasta olsa yukaru kal‘aya çıkarırlar. Aşağı şehrin yukaru kal‘a dârü'ş-şifâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y241a ·
metinde göster ·