… ol şekl-i müselles vâkı‘ olup cânib-i garbı ber tarafı, şarkı ve cânib-i şimâli
bahr
vâkı‘ olup müsellesü'ş-şekl samsa olmağile içinden fitne ve isyân [u] tuğyân ve …
Ve kal‘a-i İslâmbol şekl-i müselles vâkı‘ olup cânib-i garbı ber tarafı, şarkı ve cânib-i şimâli bahr vâkı‘ olup müsellesü'ş-şekl samsa olmağile içinden fitne ve isyân [u] tuğyân ve nâr-ı tâ‘ûn-ı hüsrân eksik değildir. Ammâ bu bahreyn tarafları yalın kat sedd-i Ye’cûc-vâr metîn ü müstahkem dîvâr ve burc [u] bârûları hezâr ve hezârân dendân-ı bedenler ile ârâste ve pîrâste olmuş kal‘a-i üstüvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14a ·
metinde göster ·
… lar ile güzer edenlere âşikâre amûdlardır. Gerçi amûdlar münhedim olup pâymâl-i
bahr
yatır ammâ mutalsam olan sûretleri de[r]yâya müte‘allik olup yine deryâya düşme …
Altıncı tılısmât: Erba‘înde kırk gün mâhî-i gûnâ-gûn temevvüc-i deryâ olmadan te’sîrât-ı mutalsamât ile cümle mâ’ideler ber-kenâr olup halk-ı Rûm ganîmet olurdu. Ba‘dehu bu tılısmâtlar Hazret-i Risâlet'in tevellüdü gecesi zelzele-i kübrâdan münhedim olup ile'l-ân amûdları Sarâyburnu'nda Selîmiye Köşkü'nden tâ Sinân Paşa Kasrı'na gelince sâhil-i bahrde mezkûr amûdları kaldırım gibi döşemişlerdir. Deryâdan kayıklar ile güzer edenlere âşikâre amûdlardır. Gerçi amûdlar münhedim olup pâymâl-i bahr yatır ammâ mutalsam olan sûretleri de[r]yâya müte‘allik olup yine deryâya düşmek ile hâlâ amelde olup her sene niçe bin elvân mâhîler kenâra çıkup sayd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18a ·
metinde göster ·
… ay bu temel içre âteş-i Nemrû[d]lar yakup kurşum akıdup gûyâ bir rusâs-ı nîlgûn
bahr
oldu. Bu kurşum deryâsı temelde yedi yıl durup ba‘dehu Ağnados nâm bir ilm-i he …
"Bu câmi‘in cemî‘i mühimmât [u] levâzımât masârıfın benden alın ve bu resme bir câmi‘ binâ edin" deyü Ayasofya'nın vaz‘-ı esâsın ta‘lîm {etdi.} ibtidâ zemîn-i ka‘ra varınca hafr edüp tâ Âhûrkapu berâberliği olunca ka‘r-ı zemînden sular zâhir olup kâmil bir ay bu temel içre âteş-i Nemrû[d]lar yakup kurşum akıdup gûyâ bir rusâs-ı nîlgûn bahr oldu. Bu kurşum deryâsı temelde yedi yıl durup ba‘dehu Ağnados nâm bir ilm-i hendesede âmil-i tâm mi‘mâr-ı benâm zâhir olup Hazret-i Hızır temeline vekîlü'l-harc ve nâzır olup kırk bin ummâl ve yedi bin hammâl ve üç bin bennâ cem‘ olup meşveretleri ile Ayasofya'nın kurşum temeli üzre üç bin amûd-ı müntehâ üzre tâklar ve toloz kubbeler inşâ etdiler kim altı su sarnıcı olup zelzeleden masûn u mahfûz olmak mülâhazasıyla ibtidâ 34a temelin bu yüzden itmâm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 33b–34a ·
metinde göster ·
… Hayreddîn Paşa derler. Âkıbetü'l-emr Âsitâne'de merhûm olup Beşiktaş'da sâhil-i
bahr
iken kapudan-ı ber olup liman-ı gûrda ilâ-yevmi'n-nüşûr lenger-endâht olup yatı …
Kapudan Hayreddîn Paşa: Vardar Yenicesindendir, cümle ecdâdı; ammâ kendüsi Midilli cezîresi içinde vücûda gelüp velvele-ârâ bir levend bahâdır fetâ kopup Cezâyirâtda niçe livâlara vâlî olup sene 940 kendüye kapudanlık ihsân olunup Akdeniz'de üç bin pâre yelken söndürüp niçe kerre esîr olup ve niçe kerre kılâ‘lar feth etdüği mufassalan başka bir tevârîhdir. Fütûhât-ı Hayreddîn Paşa derler. Âkıbetü'l-emr Âsitâne'de merhûm olup Beşiktaş'da sâhil-i bahr iken kapudan-ı ber olup liman-ı gûrda ilâ-yevmi'n-nüşûr lenger-endâht olup yatır. Fevtine bu mısra‘ târîh düşmüşdür. Târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 48b ·
metinde göster ·
gibi şinâverlik etmede. Ve cemî‘i şâzrevânları ve cümle kurnaların lûleleri ve …
Ve ba‘zı köşelerde müte‘addid havz u fıskıyye ve fevvâreler revân olup Selsebîl-i gûnâ-gûnlar cereyân etmede. Ve âb-ı tâhiri içre pençe-i âfitâb gılmânlar mâlik-i bahr gibi şinâverlik etmede. Ve cemî‘i şâzrevânları ve cümle kurnaların lûleleri ve tâsları altun ve gümüşdendir. Ve ba‘zı kurnaya bir lüleden hem ıssı ve sovuk mâ’-i sâfî cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 97a ·
metinde göster ·
… ikdârı dükkânlardır. Çoğu meyhâne ve bozahânelerdir. Zîrâ latîf limanlı kenâr-ı
bahr
olmağile cümle gemiler anda kışlaya bağlanup gemicileri meyhâne erbâblarıdır.
Bunlardan mâ‘adâ hân ve imâret ve medrese ve kurrâ yokdur. Cümle Yahûdî ve Rûm ve Ermenî kefereleri müstevlî olmuşdur. Ve hammâmı (---) ve iskele başında iki yüz mikdârı dükkânlardır. Çoğu meyhâne ve bozahânelerdir. Zîrâ latîf limanlı kenâr-ı bahr olmağile cümle gemiler anda kışlaya bağlanup gemicileri meyhâne erbâblarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123b ·
metinde göster ·
a‘nî Kılıç Paşa kapudan-ı zamân / Yapdı bu câmi‘i çün ola derim ber-hordâr / Eh …
Mîr-i bahr a‘nî Kılıç Paşa kapudan-ı zamânYapdı bu câmi‘i çün ola derim ber-hordârEhl-i diller dediler göriceğiz târîhinEs-selâm oldu alâ câmi‘ike Beytü'l-harâm.Sene (---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132a ·
metinde göster ·
… bet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i
bahr
zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâb …
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
gibi şinâverlik edüp uşşâklarıyla bilâ-vâsıta koçkucağ olup bir bucağ olurlar. …
Der-beyân-ı hammâmât-ı mahsûs-ı a‘yân: Cümle yedi yüz sarây hammâmı var. Her birinde hûr [u] gılmânları sîm-tenlerin nîlgûn fûtaya beden-i uryânın koyup havz-ı Şâfi‘î'de mâlik-i bahr gibi şinâverlik edüp uşşâklarıyla bilâ-vâsıta koçkucağ olup bir bucağ olurlar. Bu hammâmların Kâşîleri üzre ekseriyyâ Fuzûlî'nin "Hammâm Kasîdesi" mestûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300a ·
metinde göster ·
… ar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir
bahr
mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müd …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… e Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu
bahr
müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu
bahr
nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… inse ol dîvârdan kal‘aya gelince liman olmak mümkün idi. Hâlâ burc [u] bârûları
bahr
içre âşikâredir. Bu deryâ tarafı dîvârı kûh-ı bâlâya varınca tûlu bir ok menzil …
Ecrâm-ı kal‘a-i Bâb-ı hadîd: Sebeb-i tesmiyesi oldur kim bânî-i evveli olan İskender-i Zülkarneyn bu sedde bir demir kapu inşâ edüp nigehbânlar komuş idi. Tâ Enûşirvân asrına gelince ol bâb, hadîd olmağıla Demirkapu nâmıyla müsemmâ bir kal‘a-i üstüvârdır. Ba‘dehû bânî-i sânisî Enûşirvân'dır. Ba‘dehû bânî-i sâlisi Yezdcird Şâh'dır. Bânî-i râbi‘-i Şâh İsmâ‘îl'dir. Bânî-i hâmisi Özdemirzâde Osmân Paşa'dır kim ilâ yevminâ-hâzâ sedd-i Kahkahâ bir kal‘a-i metîndir. Kûh-ı Argın ve kûh-ı Düneb dâmenlerine vâki‘ olmuşdur. Bir cânib-i garba Bahr-i Haraz kenarına vâki‘ olup cümle esâs dîvârını talattum-ı deryâ döğer. Bu dîvârları Yezdcird Şâh'dan sonra Haraz Şâh binâ etdüğün leb-i deryâda İskele kapusu üzre Fârisî ebyât ile târîhi tahrîr olunmuşdur. Ve yine bu deryâ cânibinde İskender'in binâ etdüğü sedd-i hâytlar deryâda müstağrak olduğu nümâyândır. Ammâ arîz [u] azîm, dîvâr-ı kadîm imiş. Mülûk murâd edinse ol dîvârdan kal‘aya gelince liman olmak mümkün idi. Hâlâ burc [u] bârûları bahr içre âşikâredir. Bu deryâ tarafı dîvârı kûh-ı bâlâya varınca tûlu bir ok menzili deryâ kenarıdır ve deryâdan yine kal‘a ensesindeki kûha 317a varınca kal‘anın arzı bir puta oku menzilidir. Bu kal‘a ilm-i hendese üzre bir püşte-i âlîde şekl-i muhammes binâ olunmuşdur kim bu hakîrin, gerçi dahi kesret-i seyâhati yokdur ammâ bu tarh [u] tarz üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ve havâleden emîn kal‘a görmedim ve üstâd-ı mühendis [ve] bennâ-yı âkıbet-endîş bu kal‘ayı üç bölük inşâ etmiş ve cümle üç aded metîn ve kavî üç kat hakkâ ki demir kapulardır. Kal‘anın bir bölüğü şark cânibine, safh-ı cebele hâ’ildir. İkinci kapu şehr içine meftûhdur. Ve cânib-i kûh-ı Argın'a hâ’il olan dîvârda iki kapu vardır ve aşağı şehre mekşûf iki bâb-ı kavî dahi vardır. Biri Müskür kapusudur kim cânib-i şarkda nâhiye-i Müskür'e mekşûf olduğiyçün Bâb-ı Müskür derler. Bundan hurûc edenler at arabalarıyla üç günde kal‘a-i Şemahı'ya ererler. Ve bir kapu dahi cânib-i cenûba, Deşt-i Kıpçağ'a ve Kırım ve Çerkezistân'a Dağıstân'a gider. Dağıstân'a at arabası işlemez amma Moskov'un Türk kal‘asına ve vilâyet-i Kazan'a ve Deşt-i Kıpçağ'a cümle at arabaları işler. Ve bu kal‘anın üçüncü bölüğü cânib-i bahre düşmüşdür. İçinde ol kadar âbâdân yokdur. Henüz Karçığa Hân kal‘a müstahfızânları ve dizçökenler içün hâneler binâ ederdi ve Gîlân ve Bakü tarafından gelen tüccâr-ı sevdâgerlerin at arabaları bu hisâriçe bölüğünde mâl-â-mâl olup durur. Zîrâ bu diyârda taş ve sarp râh [u] güzergâh olmamağile cümle at arabaları işler. Ve deryâdan niçe bin keştîler işler. Anınçün ganîmetdâr diyâr bir kal‘a-i üstüvârdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın dâiren-mâdârında ve enderûn [u] bîrûnında cümle (---) aded kapulardır. Ve kal‘anın şekl-i murabba‘ı dâiren-mâdâr on bir bin altmış adımdır. Ve yetmiş kulle-i azîmlerdir kim her birinde gurebân [u] mücerredân içün birer medrese ve birer mescid mukarrerdir. Talebelerine Bakü kal‘asından çerâğ içün siyâh neft ta‘ayyün edüp rûz [u] şeb matbah-ı Keykâvûs'dan çobra-i gendümlerin suhte ve atlara merreteyn bezl-i it‘âm ederler. Bir nezâketle ulemâya kal‘ayı hıfz [u] hırâset etdirirler. Ve bu mezkûr yetmiş kulleden mâ‘adâ kal‘anın etrâfında cümle yedi bin altmış dendân-ı bedendir. Her şeb-i muzlimde ve gayr-ı mâhtâbda neft yağıyla kal‘ayı çerâğân ederler. Zîrâ eğer berren ve eğer bahren on üç kavm-i adüvv-i cânîsi vardır. Evvelâ deryâda Moskov Kazağı kâfiri gemilerle her bâr gelüp taşra nevâhîleri gâret eder. Ammâ zeyl-i hisâra gelemez. Leb-i deryâda yetmiş pâre balyemez topları vardır. Cümlesi Âl-i Osmân toplarıdır kim, mücellâ ve musaykalı şa‘şa‘asından âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve bir hasm-ı kavîsi cânib-i garbîsinde Âl-i Osmân ve Tatar-ı Kırım ve Kalmahdır. Ve cânib-i cenûbunda Çerâkise kavmidir. Ve kıble cânibinde adüvv-i ekberi Dağıstân'ın Kumuk kavmidir. dahi cânib-i şarkîsine meyyâl düşmanı Tomris Hân ülkesi Gürcîstânıdır. Ol ecilden her şeb suhtevât ve dizçöken nökerât ve neferât ve çıplaklar burc [u] bârûlar üzre "Hudâ hûb" deyü feryâd edüp keşik beklerler. Ve cümle düşmanlarının havf [u] haşyetinden kal‘aya hâ’il bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden kûh-ı Düneb nâmıyla bir cebel-i âlî vardır, çengelistân ve hıyâbândır, anda şeb [u] rûz elli nefer nigehbân-ı tülüngiyân âmâde durup bu kal‘a üzre bir tarafdan bir yâğı ve bâğî ve zâğî urguncu asker zâhir ü bâhir olsa hemân ol kûhda yığılmış hizemlere âteş urup ahâlî-i kal‘ayı âgâh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316b–317a ·
metinde göster ·
hotaslarıyla ol küheylân üzre süvâr olup başında kırmızı mukaddeminin sünnet üz …
Kal‘a-yı Tortum: Şehrine dâhil olurken cümle guzât-ı müslimînin ellerinde ikişer üçer zencirler ile bağlı Gönye'ye istîlâ eden Kazak-ı Aklar ve Mikril kâfirleri şikeste ve beste ubûr edüp cemî‘î a‘yân-ı Tortum istikbâl-i Seydî Ahmed Paşa'ya çıkup şâhrâhın yemîn [u] yesârında kat ender kat sağîr u kibâr "Gazânız mübârek ola" deyü hayr du‘â ederlerdi. Bu tertîb üzre cemî‘î guzât-ı muvahhidîn mâl-ı ganâ’imleriyle ubûr ederek Gâzî Seydî Ahmed Paşa, Sâm u Nerimân-vâr ser-i sa‘âdetine Defterdârzâde Mehemmed Paşa'nın gönderdiği cığa telleri ve ablak otâğa sokup tapan divine atına altı pâre âlât-ı polâd-ı Nahşivânî yancığı urup bahr hotaslarıyla ol küheylân üzre süvâr olup başında kırmızı mukaddeminin sünnet üzre taylasân-ı Muhammedî'sin sarkıdup kendü vücûdu gök demire müstağrak olup budluklar ve uyluklar ile gûyâ kendüleri ejder-i heft-ser-misâl mehâbet ve salâbet üzre yemin ü yesârına selâm vererek güzer etdükçe tarafeynde olan ibâdullah "Aleyke avnullah ey gâzî, seyfullah" deyü hayr du‘alar ederlerdi. Bu mahalde kal‘adan dahi "safâ geldin" topları atılup şehr-i Tortum-ı Dağıstânı güm güm gürleyüp alay-ı azîm ile Seydî Paşa sarâyına dâhil olup sâ’ir guzât-ı müslimîn ile Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve sekiz sancak beğleri askerleriyle hâricinde üç gün meks edüp ve dördüncü günü cümle cüyûş ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a ·
metinde göster ·
… müştâkân-ı ma‘şûka ve yârân-ı bâ-safâlarıyla bilâ-vâsıta koç-kucağ olup mâlik-i
bahr
gibi şinâverlik edüp kimi perendebâzlık, kimi rakkâslık edüp el ele verüp semâ‘ …
Amma beşinci ılıca-i kebîr tâ şehrin ayne'l-fi‘linde vâki‘ olup bir kubbe-i azîm câmekânı vardır. Bin aded âdem alur ortasında havz [u] şadırvanı var, andan içeri bir kubbe-i azîmi var kim âdem birbirin güç ile teşhîs eder. Kubbenin cânib-i erba‘asında altı aded kemerler vardır. Her kemer altında birer hanefî kurnaları kol kalınlığı suları cereyân etmededir. Ve iki halveti var, birine akhalvet derler bir kurnası var. Kurnasında bir kurbağı resmi var, ana işâretdir kim "Sen benî Âdem'sin, kurbağı gibi suda çok durma" demekdir. Ve halvet gâyet rûşen ve beyâz mermer-i hâmlar ile döşendiğinden "akhalvet derler. Ve birine "karahalvet derler, hakkâ ki muzlimdir. Ve bir kurnaya "diner kurna" derler, havz-ı kebîrin sol cânibindedir. Kurnaya ba‘îd dîvârda bir delik vardır, ol deliğe bir âdem parmağın soksa yâhûd ol deliğe ağzıyla üflese ol kurnanın suyu akmaz olur. Parmağın çeküp üflemese yine akmağa başlar, aceb temâşâdır. Bu kubbe-i azîmin ortasında halîc kadar bir havz-ı azîm vardır kim âdem kaddinde aşren fe-aşren pâk mâ-i suhn ile leb ber-lebdir. Dâ’iren-mâdârında altışar kademe nerdübânları var ve mermer ejder ve arslan kellelerinden âb-ı hayât sular cereyân edüp havza rîzân olur ammâ gâyet ıssıdır. Bu havz içre cemî‘i âşıkân-ı sâdıkân müştâkân-ı ma‘şûka ve yârân-ı bâ-safâlarıyla bilâ-vâsıta koç-kucağ olup mâlik-i bahr gibi şinâverlik edüp kimi perendebâzlık, kimi rakkâslık edüp el ele verüp semâ‘ ederler. Niçesi el ele olup turna katarı olup "kur kur" deyü turna sadâsı ederek deverân ederler. Kimisi bir yire cem‘ olup birbirlerin derâğûş edüp omuzlarına ayak üzre bir kat âdem dahi birbirlerin kucaklayup eyle semâ‘ ederler. Bir hây-hûydur kim ta‘bîr olunmaz. Hakîr bu havza "mecma‘-i dilberân" dedim. Zîrâ herkes dilber-i ra‘nâlar ile bîlâ vâsıta koç-kucağ ba‘dehû bir genc künci bucâğ isterse ol çağ; istemezse öbür çağ eder. Böyle bir havz-ı vâsıtadır. Ve niçe yüz garîb ü gurebâ kurnalarda câmekânda, câme vü câmehâbın gasl edüp pâk eder. Ve niçe yüz âdem dahi mahbûb dellâklare kese ve sabun sürdürüp kendi dahi dellâke sabun gibi sürünüp kimi pâk ve kimi şerâ’it-i guslü bilmeyüp nâ-pâk olur. Bir cah-cahûn hengâme-i hâl-i diyer-gûndur kim akl-ı kâsır hayrân olur. Ve bu ılıcada bây [u] gedâ birdir. Eğer peştemâlın var ise hammâmcıya bir akçe vermeden çıkarsın, meğer esbâbın hıfz edene bir penez veresin. Zîrâ Camâpur askeri gibi bî-hisâb ecnâs-ı mahlûkât haşerâtlar gelüp gitmededirler. Ve eğer peştemâlın yok ise hammâmdan peştemâl alup kise sabun sürünürsen iki akçe verirsin. Ve ba‘zı şehir a‘yânı şeb-i yeldâlarda yetmiş seksen aded yârân u pîr [ü] cüvân banayı halvet edüp niçe yüz aded kanâdiller ile ve gûnâ-gûn şem‘-i asel-i kâfûrîler ile çerâğân edüp âlem-i ağyârdan bî-haber tâ sabâha dek cân-ı cânân sohbetleri edüp gûnâ-gûn et‘ıme-i nefîse ve mümessek hoşâblar ve gülâb ü ûd-ı anberler ile derûn-ı hammâm hoş-bû olup hoşâb zevkleri ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a ·
metinde göster ·
{Der-beyân-ı kelb-i Kerbelâ}: Bu sahrâyı gören deryâ zann {ider}, talattum-ı
bahr
gibi şa‘şa‘a verüp temevvüc eder. Bi-emri Hudâ bu sahrâda İmâm Hüseyin ile Yezî …
{Der-beyân-ı kelb-i Kerbelâ}: Bu sahrâyı gören deryâ zann {ider}, talattum-ı bahr gibi şa‘şa‘a verüp temevvüc eder. Bi-emri Hudâ bu sahrâda İmâm Hüseyin ile Yezîd askeri ceng edüp Yezîdîlerin kelbleri şühedâ kanın yeyüp serâsime olup deşt-i hâmûna düşerler. İlâ hâze'l-ân ol kelblerin eblehlerinden bu Kerbelâ'da kalup deryâ gibi çölü görüp sudur deyü seğirderek varır, görse kim su değil. Andan bir yere dahi seğirdirler. İlâ mâşâallah kavm-i Yezîdî'nin kelbleri bu Kerbelâ'da böyle seğirdüp gezmededirler. Hatta bir âdem bî-meze boş yelenlik edüp gezse efvâh-ı nâsda darb-ı mesel olmuşdur kim "Behey âdem Kerbelâ kancığı gibi boş yire bî-fâ’ide yelek yelek ne gezersin, bir ser-i kârda olsana" derler. Temâşâ-yı sahrâ-yı Kerbelâ'dır vallahümme âfinâ. Sam yeli dahi çok olur. Bu çölde 6 sâ‘at ılgar ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349a ·
metinde göster ·
Ve Basra'nın üç tarafında handakı vardır. Ammâ Şatt tarafında handakı ve cisri yokdur. Zîrâ bu mahalde Şattu'l-Arab deryâdır kim arzı üç mildir, merd ü zen fark olunmaz ol kadar arîz Şatt'dır. Ve Basra kal‘asının bu Şatt tarafı gâyet metânet üzre mebnîdir. Ve cümle Basra kapusu (---) aded bâb-ı haşeblerdir. Bu bâblara nâzır metîn ü kavî ebrâclar vardır. Evvelâ Bağdâd tarafına Müşrâk kapusu paşalara cirid meydânı ve ıydeyn-i şerîfeynde sıbyânlar ve fetâlar içün Salıncak ve Dollâb meydânı bu kapu tarafındadır. Ve Varoş Cisri kapusu, cânib-i (---) ve Kurna kapusu, taraf-ı (---) mekşûfdur ve Rabât kapusu, Bağdâd tarafına meftûhdur. Ve Mühennâvî kapusu, cânib-i Şatt aşrı Gürdelen'e meftûhdur. Ve Bahr kapuları cânib-i şarka küşâdedir. Ve Hasan-ı Basrî kapusu, taraf-ı kıbleye nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360b ·
metinde göster ·
içre kuruyup bâğçenin bir köşesine bir ağaçdan bir ağaca bir perde gerüp elinde …
Seyr-i ibret-nümâ-yı âhar: Pehlivân-ı kâmil bu bahr içre kuruyup bâğçenin bir köşesine bir ağaçdan bir ağaca bir perde gerüp elindeki asâ ile perdeye "Bir kerre çıkun taşra" deyü urup hemân bir kerre verâ-yı perdeden bir alay azîm dîv-i gûnâ-gûn kim her birinin ellerinde çınar pâre nobutları ve kalkan ve harbe ve âlât-ı silâhları ile ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b ·
metinde göster ·
… â demir dutar yataklı limandır. Hattâ Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa kapudan paşa-yı
bahr
iken bu limanda donanma-i hümâyûn gemileriyle lenger-endâht olup liman ağzında …
Ammâ bu liman-ı azîm üç yüz pâre gemi alır çanak gibi bir müdevver kapulu limandır kim beş rûzgâr-ı zorkârdan emîn olup a‘lâ demir dutar yataklı limandır. Hattâ Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa kapudan paşa-yı bahr iken bu limanda donanma-i hümâyûn gemileriyle lenger-endâht olup liman ağzında bir kulle-i azîm mendirek binâ ederken bu arslanı da temâşâ edüp gûnâ-gûn boyalarla nakş-ı bûkalemûn etmiş. Hâlâ ol nakşın eserleri vücûd-ı gazanferde zâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254b ·
metinde göster ·
… eş re’s küheylân atlarımız ile bu hakîr-i fakîr-i pür-taksîr müsâfirîn-i berr ü
bahr
ve gâhî sakinîn-i kurâ ve şehr olmağiçün bu kemîne-i dîrîne bir gün zevrak-ı rû …
Âhirü'l-emr cemî‘i umur-ı mühimmât [u] levâzımâtımız âmâde edüp sekiz gulâmımız ve üç yâr-ı gâr refîkımız ve on beş re’s küheylân atlarımız ile bu hakîr-i fakîr-i pür-taksîr müsâfirîn-i berr ü bahr ve gâhî sakinîn-i kurâ ve şehr olmağiçün bu kemîne-i dîrîne bir gün zevrak-ı rûzigâr şitâba süvâr olup bâdbân-ı keştîyi küşâde kılup ınân-ı ihtiyâr ile deryâ üzre muvâfık eyyâm ile İslâmbol'dan Arz-ı Mukaddes hâki olan Üsküdar cânibine mün‘atıf ve râdet-i cevzi deryâdan ubûr etmeğe munsarıf olup hamd-i Hudâ âsân vech ile tokuz mîlde ibtidâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3b ·
metinde göster ·
… bu deryâ içinden böyle âb-ı hayât bu kulle-i âlînin tâ zirve-i a‘lâsında coşkun
bahr
gibi taşup kullenin cânib-i erba‘asından deryâya dökülüp mahlût olur. Garâ’ib b …
Hikmet bu kim bu deryâ içinden böyle âb-ı hayât bu kulle-i âlînin tâ zirve-i a‘lâsında coşkun bahr gibi taşup kullenin cânib-i erba‘asından deryâya dökülüp mahlût olur. Garâ’ib bu kim bu kullenin yakınında havâle bir kûh-ı bâlâ yokdur kim bu uyûn andan gele, aceb hikmetdir. Hattâ Ma‘ânoğlu âsî iken
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y195b ·
metinde göster ·
içre bir iki Süveys gemisi gark olsa Q 151aP 153a Allâhümme âfinâ Mekke ve …
Ve bu bahr içre bir iki Süveys gemisi gark olsa Q 151aP 153a Allâhümme âfinâ Mekke ve Medîne'de kaht [u] galâ olur. Sene 1082 târîhinde Kethudâ İbrâhîm Paşa Mısır vezîri iken Mehemmediyye ve Murâdiyye ve iki gemi dahi altı kerre yüz bin erdep gılâl ile gark olup ve iki bin mikdârı huccâc [u] tüccâr dahi nâ-bûd nâ-peydâ olup Mekke ve Medîne'de azîm kaht [u] galâ oldu. Zîrâ bu Bahr-i Süveys bî-emân deryâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y371a ·
metinde göster ·
… bû‘a gelür, ol benderden bilâd-ı Funcistân hâkinde bender-i Etle, andan yine bu
bahr
kenârında vilâyet-i Habeş hâkinde cebel-i Aclûle ve bender-i Dunkılab ve bender …
Ve cihet-i cenûbîsi bilâd-ı Sa‘îd-i âlî ve bender-i kal‘a-i Kuseyre kim nehr-i Nîl kenârında Kınâ şehrinden bir günde bu Kuseyre iskelesine gelüp gemi ile bir iki gecede Yenbû‘a gelür, ol benderden bilâd-ı Funcistân hâkinde bender-i Etle, andan yine bu bahr kenârında vilâyet-i Habeş hâkinde cebel-i Aclûle ve bender-i Dunkılab ve bender-i At ve Habeş paşası tahtı cezîre-i Sevâkin ve şehr-i Kîf ve şehr-i Dehlek ve cezîre-i Musova ve Harkova ve bender-i Zule ve kal‘a-i Hindiye ve bender-i Tuzla ve bender-i Behlûle ve bender-i Zeylâ‘. Bu benderler cümle Habeş hâkinde Bahr-i Kulzüm kenârındadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y371b ·
metinde göster ·
… sın görmek müyesser oldu kim Bahr-i Harez kenârı ki ana Gîlân denizi derler, ol
bahr
bu sahrânın cânib-i şarkındadır. Cânib-i garbında Karadeniz'den müteferrik Azak …
Gerçi bu hakîr çok emânsız yer gördüm, ammâ böyle bî-emân yer görmedim. Hattâ Maskov diyârında Balu Hân ve Kazan ve Heşdek ve Alatır ve Sarây ve Irâk-ı Dâdyân Y 384a ve kal‘a-i Azak ve kal‘a-i Borgosan ve Maskov'un kal‘a-i Terek'i ve gayri kal‘a ve şehirler mâbeyninde Heyhât sahrâsın görmek müyesser oldu kim Bahr-i Harez kenârı ki ana Gîlân denizi derler, ol bahr bu sahrânın cânib-i şarkındadır. Cânib-i garbında Karadeniz'den müteferrik Azak denizine gelince bu Heyhât sahrâsının şarkdan garba tûlu beş aylık yoldur. Ve cenûbda şehr-i Kuban suyu ki Çerkezistân'dır. Andan şimâl cânibinde nehr-i Ten ki Maskov'dan gelir. Cenûbdan şimâle bu Heyhât'ın arzı iki aylık ba‘zı yeri bir aylık yoldur. Ammâ nebâtât [u] giyâhâtı ve niçe kerre yüz bin hayvânât-ı beyâbânîsi ve niçe kerre yüz bin konar göçer Nogay Tatarlarının envâ‘ı ve on kerre yüz bin Kalmık kâfirleri konup göçüp yeyüp içüp gezerler. Böyle bir sahrâ-yı bî-pâyândır. Ammâ Tîh sahrâsı gibi bî-emân değildir. Ammâ böyle bî-emân halk olunmasının hikmeti vardır. Arapça 'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y383b–Y384a ·
metinde göster ·
… ayre-i fecc-i amîkdir kim içinde niçe kerre yüz bin ecnâs-ı mahlûkât, haşerât-ı
bahr
vardır.
Ve Sa‘îd-i âlî'den bir kanat urup bir tur‘a açup Nîl'i Feyyûm buhayresine cârî edüp hâlâ bir buhayre-i fecc-i amîkdir kim içinde niçe kerre yüz bin ecnâs-ı mahlûkât, haşerât-ı bahr vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y8b ·
metinde göster ·
ziyâde olup cisirleri bozup böyle cem‘iyyet-i kübrâ ile ta‘mîr ü termîme ⟦Y 312 …
Ve Nâsırıyye tur‘asın ibtidâ Hazret-i İbrâhîm asrında Filbatır nâm Kıbtî meliki binâ etmişdir. Ol melikdir kim Sâre Ana'ya iki kerre dest-dırâzlık edüp elleri kuruyup tevbe istiğfâr edüp Hazret-i İbrâhîm'e îmân getürmüşdür. Bu tur‘a anın inşâsıdır. Büyük Nîl kenârında Füvve kasabası kurbunda yine Buhayre hâkinde Dârûd karyesinden kesüp iki konak yer İskenderiyye'ye kesüp getürmişdir. Makdûr-ı beşer değil bir himmet-i âlîdir. Hâlâ içinde altı ay gemiler cereyân eder. Ba‘de zamân mürûr-ı eyyâm ile mu‘attal olup Sultân Nâsır cerf edüp cereyân etdirmişdir. Anıniçün Nâsırıyye tur‘ası derler. İki cânibi Buhayre deryâsıdır kim zehr-i mârdır, ortasından Nîl-i mübârek zülâl cereyân eder, aceb himmet-i merdândır. Ba‘zı mahalde telattum-ı bahr ziyâde olup cisirleri bozup böyle cem‘iyyet-i kübrâ ile ta‘mîr ü termîme Y 312a muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y311b–Y312a ·
metinde göster ·
… erba‘ası dâyiren-mâdâr yedi konak yerdir. Cenûb tarafı Garbiyye'nin hâkidir. Bu
bahr
pek amîk değildir, gâyet amîkı bir âdem kaddi ve iki arşın, çoğu bir arşındır. …
Bir azîm buhayredir, şarkdan garba tûlü elli mîldir, arzı kıbleden karayel Y 342a cânibine seksen mîldir. Ammâ gâyet sığ deryâdır, ba‘zı yeri bir kulaç ve bir arşın ve iki kulaç, üç kulaç yerleri var bir buhayredir. İçinde bin pâre balıkcılar kayığı vardır, yetmiş kîse mukâta‘adır, balığı cihânı dutmuşdur. Bu buhayre Burlos kal‘ası dibindeki boğazdan girir bir vâsi‘ deryâdır. Cânib-i erba‘ası dâyiren-mâdâr yedi konak yerdir. Cenûb tarafı Garbiyye'nin hâkidir. Bu bahr pek amîk değildir, gâyet amîkı bir âdem kaddi ve iki arşın, çoğu bir arşındır. Gemiler ubûr etmeğe alâmet olmak içün amîk yerlerine hûrmâ ağaçları dikmişlerdir, rübbânlar ol şeçerler mâbeyninden ubûr ederler. Bunda olan mâhî-i gûnâ-gûn meğer büyük bahrda ola. Ve bu Burlos deryâsı ile Akdeniz mâbeyninde bir incecik topraklı dil vardır, tâ Reşîd'e gider. Hakîr bu buhayre içre karayel ile elli mîl şarka gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y341b–Y342a ·
metinde göster ·
… râlar vardır. Yedi sekiz ay Mısır'ı meyve ile ganîmet eden bu kurâlardır. Ve bu
bahr
içre altmış pâre kayasa nâmında balıkcı kayıkları vardır, kurâlara âdem ve metâ …
Ve bu tur‘a-i Yûsuf halîc halîc niçe bin bâğ u bâğçeleri ve besâtîn-i müşebbekleri rey etdükden sonra iki yüz yigirmi pâre kurâların mezra‘alarına ve gaytânlarına taksîm olup cümle Feyyûm diyârı saky olundukdan sonra mâ-bâkî tur‘a-i Yûsufu Feyyûm şehrinin cânib-i garbîsinde bir sâ‘at ba‘îd bahr-i Hazret-i Yûsuf'a mahlût olur. Hikmet bu kim bu tur‘a-i Yûsuf şehr içinden cereyân ederken âb-ı zülâldir; kaçan kim bahr-i Yûsuf'a munsab olur zehr-i mâr olur, gâyetü'l-gâye mâlih bir buhayre-i azîmdir. Dâ’iren-mâdâr üç günde devr olunur bir buhayredir. Ba‘zı tevârîhlerde bu buhayreye Birketü'l-karn derler. Cânib-i erba‘asında bâğ-ı İrem'den nişân verir yüz pâre ma‘mûr u âbâdân kurâlar vardır. Yedi sekiz ay Mısır'ı meyve ile ganîmet eden bu kurâlardır. Ve bu bahr içre altmış pâre kayasa nâmında balıkcı kayıkları vardır, kurâlara âdem ve metâ‘ götürüp getirmekdedirler ve me’kûlât meşrûbât müsmirât taşımadadırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
içre yetmiş gûne mâhî olduğu sicilde mastûrdur. Âdem kadar cüssedâr ve sazan ve …
Ve bu bahr içre yetmiş gûne mâhî olduğu sicilde mastûrdur. Âdem kadar cüssedâr ve sazan ve sindiye(?) ve şilbe balıkları memdûhdur. Gerçi bu buhayre eyle bir bahr-i ummân değildir, ammâ bu bahr içre cemî‘i zî-rûh kısmı mevcûddur. Husûsâ deniz atı vardır. Nîl ile timsâh gelüp mürd olur, mu‘cize-i Yûsuf'dur. Ve bir mu‘cize dahi budur kim mâh u sâl bi'l-gudüvvi ve'l-âsâl Nîl'in nısfı bu tur‘a-i Yûsuf'dan deryâ-misâl cereyân edüp bu buhayreye girüp içinde mahv olur. Ve bir yere bu buhayrenin ittisâli yokdur, hemân telattum temevvüc edüp durur bir Bahr-i Sefîd'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
… e balıkları memdûhdur. Gerçi bu buhayre eyle bir bahr-i ummân değildir, ammâ bu
bahr
içre cemî‘i zî-rûh kısmı mevcûddur. Husûsâ deniz atı vardır. Nîl ile timsâh gel …
Ve bu bahr içre yetmiş gûne mâhî olduğu sicilde mastûrdur. Âdem kadar cüssedâr ve sazan ve sindiye(?) ve şilbe balıkları memdûhdur. Gerçi bu buhayre eyle bir bahr-i ummân değildir, ammâ bu bahr içre cemî‘i zî-rûh kısmı mevcûddur. Husûsâ deniz atı vardır. Nîl ile timsâh gelüp mürd olur, mu‘cize-i Yûsuf'dur. Ve bir mu‘cize dahi budur kim mâh u sâl bi'l-gudüvvi ve'l-âsâl Nîl'in nısfı bu tur‘a-i Yûsuf'dan deryâ-misâl cereyân edüp bu buhayreye girüp içinde mahv olur. Ve bir yere bu buhayrenin ittisâli yokdur, hemân telattum temevvüc edüp durur bir Bahr-i Sefîd'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
… olup kendüler dahi müstağrak olup bahrları dahi zehr-i mâr olmuşdur. Ve hâlâ bu
bahr
içre gark olan kavmin âdem sıfatında ve gark olan hayvânları sıfatında at ve ka …
Bu bahrin sâhilinde sâkin olan kavm Hazret-i Yûsuf'a âk u âsî ve gümrâh olan usât-ı ümeme Hazret-i Yûsuf bed-du‘â etüp cemî‘i hayvânâtları bu buhayreye gark olup kendüler dahi müstağrak olup bahrları dahi zehr-i mâr olmuşdur. Ve hâlâ bu bahr içre gark olan kavmin âdem sıfatında ve gark olan hayvânları sıfatında at ve katır ve deve ve sığır ve câmûs ve hımâr ve kelb ve koyun ve keçi ve horos sıfatında balıklar vardır. Ve ba‘zısı mürd olup kenâra çıkup temâşâ ederler. Ve deryâ atları ba‘zı zamân karaya çıkup tarlalarda buğdayı ve şa‘îr tenâvül eder. Eğer kenârda kısrak-ı berrî bulursa aşup kısrakdan kulun hâsıl olur. Sene 1083 târîhinde Kethudâ İbrâhîm Paşa'ya bir buhayre atı yavrusu getürdiler, cildi balık hey’etinde ve yelesi balık yelesi ve kuyruğu balık gibi ve sâ’ir a‘zâsı at gibi idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·