… dan deste deste oklar ile dükkânların zeyn edüp ok yapup bir gözlerin yumup oka
bakarak
ve ok çevirerek bunlar cümle pür-silâh ubûr ederler.
Bu okcuyân pâk askerdir. 189b Seyishâneler üzre külbelerin gûnâ-gûn oklardan heki ve puta ve âzmâyiş ve pişer ve peleng ve hadeng ve nâvek ve sehm ve zîzân ve gez ve pışar isimli kamış ve elvân çamlardan deste deste oklar ile dükkânların zeyn edüp ok yapup bir gözlerin yumup oka bakarak ve ok çevirerek bunlar cümle pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 189a–189b ·
metinde göster ·
… mmâ bu tabbâğlar bahâdır ve zorba kavim olmağile cümle (---) aded esnâf bunlara
bakarlar
. Her kankı zamânda olsa elbette ser-çeşmelerine Ahi Baba derler. Merhûm Melek A …
Ammâ bu tabbâğlar bahâdır ve zorba kavim olmağile cümle (---) aded esnâf bunlara bakarlar. Her kankı zamânda olsa elbette ser-çeşmelerine Ahi Baba derler. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimizin sene 1006 târîhinde vezâretden azline bunlar sebeb olmuşdur. Hakkâ ki zorba esnâf-ı bî-insafdırlar. Bunların cümlesi bir yere cem‘ olsa pâdişâhları hal‘ edüp cülûsa kâdirlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194a ·
metinde göster ·
Göresi'ndendir. Bursa'da Şeyh Tâceddîn hazretlerinin merkad-i pür-envârlarında …
Eş-Şeyh Uzun Muslıhiddîn: Bakar Göresi'ndendir. Bursa'da Şeyh Tâceddîn hazretlerinin merkad-i pür-envârlarında bir hasır burya üzre kırk gün Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp kırkıncı gün kabr-i şerîf üzre bi-emrillahi Te‘âlâ rûh teslîm edüp gasl ederler. Tâceddîn hazretlerinin yanında defn ederken bir dest-i mübârek kabr-i Tâceddîn'den zâhir olup dest-i şerîfiyle Şeyh Muslıhiddîn'e yer eyledügün cümle huzzâr-ı meclis gördükleri tevâtüre irmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 239a ·
metinde göster ·
… r ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle
bakar
. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
… ı mukaddes dediler. Bu tâbût hikâyesi Kur’ân-ı Azîm ile müsbetdir. Âyet, sûre-i
Bakara
Menzil-i Cisr-i Râstân: Nehr-i Âsî üzre bir cisr-i azîmdir kim Arz-ı Mukaddes'de cereyân eden iki nehr üzre böyle cisr yokdur. Arz-ı Mukaddes'de cereyân eden nehr-i âzîmin biri nehr-i Furât'dır kim Malâtiyye hudûdundan tâ bahr-i Ummân'a bu nehr-i Furât rîzân olunca bu nehrin cânib-i kıblesi ve cenûbu ve garbı tâ Arz-ı Hâsân ve Askalân ve Remle ve Yafa ve Akka ve Sayda ve Berat ve Şâm Tarablus ve Tartûs-ı Tarsûs'a varınca arz-ı mukaddesdir. Andan Ramazânoğlu yaylası hudûd olup tâ Mar‘aş ve Malâtiyye'ye ve sâhil-i nehr-i Murâd'a varınca arz-ı mukaddesdir. Cemî‘i müfessirînin kavl-i sahîhi üzre Arz-ı Mukaddes oldur kim Cenâb-ı Bârî rûz-ı mahşerde İsrâfîl Sûr'una nefh urup cemî‘i mevtâ ihyâ oldukda bu Arz-ı Mukaddesi Kâdir-i Lem-yezel ol kadar vâsi‘ ede kim cemî‘i ins ü cân u cin u tuyûr ve {cümle mahlûk-ı Hudâ'nın} sü’âli Kuds-i Şerîf olup cümle mahlûk bu Arz-ı Mukaddes'de cem‘ ola. Anınçün Arz-ı Mukaddes derler. Rivâyet-i uhrâda Hazret-i Dâvûd-ı Nebî aleyhisselâm ile bir tâbût bile giderdi. Ol tâbût kangı şehre ve kangı hudûda vardı ise ol mahalle arz-ı mukaddes dediler. Bu tâbût hikâyesi Kur’ân-ı Azîm ile müsbetdir. Âyet, sûre-i Bakara
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26b ·
metinde göster ·
… p çeşminin kuvvet-i basarı ve kudret-i nazarı kalmayup burnuna gözlüğün geçirüp
bakar
. Kimi dûrbîn ile Bulgurlu dağında meydân-ı ma‘rekede atılan çarhacı tüfenklerin …
Niçesi ata süvâr olup çeşminin kuvvet-i basarı ve kudret-i nazarı kalmayup burnuna gözlüğün geçirüp bakar. Kimi dûrbîn ile Bulgurlu dağında meydân-ı ma‘rekede atılan çarhacı tüfenklerine bakup, "Hay kahpe oğlu, ne pek gülbânklı tüfenk atdı!" deyüp Bulgurlu dağında atılan tüfenkden Miskinler tekyesi önünde, "Bre miskîn tiryâkî! Korkarak hay urdu, hay kodu, hay düşdü, hay kaşdı. Acebâ bizden midir?" der. Birisi, "yok onlardandır" der. Birisi eydür, "Ya anlar kâfir midir?" der, birisi "Kâfirden beş beterdir kim buldu belâsın" deyüp niçe gûne şütûm-ı galîzalar eder. Kimisi "Hay şâhbâz yiğit idi, Hak rahmet eyleye!" deyü ağlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
… lût'un hilâfeti ve mülkin ihsân eyleyüp hem nebî ve hem pâdişâh olduğuna Sûre-i
Bakara'da
Arapça âyetin nâzil etmişdir. Ammâ Hazret-i Dâvûd'a nâzil olan kitâb-ı Zebûr' …
Kavm-i kadîm-i melâ‘înlerdir kim gâyet muta‘assıbîn cuhûd Yahûdîlerdir. Yüz yigirmi dörd bin peygamberin dörd bini min muhabbetillahi Te‘âlâ câme-i hâb-ı râhatında merhûm olmamışlardır. Cümlesin bu Yahûd tâ’ifesi şehîd etmişlerdir. Eğer Yahyâ ve Zekeriyyâ ve Circîs (---)(---)(---)(---)(---) gibi niçe bin mürsel ve gayri mürsel nebîleri şehîd eyledikleri cemî‘i tefâsîr ve tevârîhlerde mastûrdur. Bir millete iki kitâb nâzil olmamışdır. Ammâ bunlar ibtidâ Dâvûdî olmağıla cenâb-ı Bârî Hazret-i Dâvûd'a kitâb-ı Zebûr'ı nâzil eyledi. Sûre-i (---)Arapça âyet-i delîl [u] bürhândır. İbtidâ Hazret-i Dâvûd vâ‘iz u nâsıh idi ve Dâvûdî bülend-âvâz ile Zebûr âyetlerin tilâvet edüp va‘z u nasîhat edüp kifâf-ı nefs içün cenk âletiyçün demirden zırh düzerdi. Sonra Cenâb-ı Bârî, Hazret-i Dâvûd'a emr edüp Câlût Melîk üzre sefere gidüp Tâlût Melik Hazret-i Dâvûd'a îmân getirüp Câlût ile Haleb eyâletinde Mercidâbık sahrâsında bir ceng-i azîm edüp Hazret-i Dâvûd, Câlût'un kellesine bir seng-i sapan-ı Dâvûdî ile urdu kim Câlût'un kellesi hurd olup ol ân mürd olup Cenâb-ı Bârî Hazret-i Dâvûd'a Câlût'un hilâfeti ve mülkin ihsân eyleyüp hem nebî ve hem pâdişâh olduğuna Sûre-i Bakara'da Arapça âyetin nâzil etmişdir. Ammâ Hazret-i Dâvûd'a nâzil olan kitâb-ı Zebûr'da va‘d u va‘îd ve kasas ve emr [u] nehy ve harâm u helâl yokdur, cümle du‘âdır. Hâlâ cemî‘i tâ’ife-i Yahûdâ'nın sinagolarında hahamların kayış üzre tilâvet etdikleri Zebûr'dur ve yemîn etdikleri kitâb Zebûr'dur. Ammâ Hazret-i Mûsâ'ya nâzil olan kitâb-ı Tevrât'da cümle va‘d u va‘îd ve emr [u] nehy ve kasas ve helâl ü harâm ve cennet ü cehennem ve a‘râf ü haşr u neşr Arapça âyeti Furkân'da olduğu gibi kitâb-ı Tevrât'da cümle hükm vardır. Ammâ kavm-i Yahûd'dan mâ‘ada millet-i Mesîhiyye'de olanlardan kefere-i İsfeç ve Felemenk ve Donkarkıza ve Danimarka ve Nemse (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) kefereleri cümle Tevrât ve Zebûr olmayup Yahûdânca kelimât ederler. Ammâ mezhebleri Mesîhiyye mezhebine muhâlif ü muğâyir bir alay dalâlet-âyîn kefere-i fecerelerdir kim lisân-ı Yahûdî budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44b ·
metinde göster ·
… ığır celebi pasdırmacı bâzergânlar vardır. Bir cânibinde niçe yüz kazganlar ile
bakarların
iç yağların ve ilik yağların eridüp say yağına halt ederler. Bir tarafında çüri …
Der-vasf-ı mesîregâh-ı şehr-i Silistre: Evvelâ handak Beğbâğçesi ve Paşa çayırı ve Çayır cisri ve İslâmbol cisri çayırı ve mesîre-i Namâzgâh ve mesîregâh-ı Küçük Mustafâ. Şehrin cenûbuna hâyil dağlar ve bâğ u bâğçeler içre cihânnümâ üç aded kasr-ı zîbâlı bir teferrücgâh-ı hergâhdır. Andan cümle şehir ve nehr-i Tuna nümâyândır. Ve teferrücgâh-ı Vişniçse ve temâşâgâh-ı Kendi kopan ve mesîre-i Karaağaç ve mesîre-i Akçeşme ve teferrücgâh-ı Kerdîme ve Seyrângâh-ı Arslanlıçeşme ve seyiregâh-ı Cezîre-i Pasdırma, nehr-i Tuna mâbeyninde bir azîm cezîredir kim beher sene yetmiş seksen bin sığır kurbân olup pasdırma edüp cemî‘i Rûm'a ve Arab'a ve Frengistân'a niçe yüz bin 120b yük pasdırma gider. Pasdırma mahallinde bu cezîreye âdem varsa niçe bin mahlûk-ı Hudâ'ya kassâb-ı ecel bıçak urdukda kanları sebîl revân olup nehr-i Tuna'ya cereyân etdikde âdemin aklı gider. Hatta bir sığırı zibh edüp karnın şakk etdikde yavrusu zâhir olup ayağa kalkup hayât bulup süd ile beslediler. Bu cezîrede mevsiminde hayme hargâhlarıyla niçe bin sığır celebi pasdırmacı bâzergânlar vardır. Bir cânibinde niçe yüz kazganlar ile bakarların iç yağların ve ilik yağların eridüp say yağına halt ederler. Bir tarafında çüriş yağından mum yaparlar. İbret-nümâ cezîredir ammâ zâbihü'l-bakar olduklarından bu kavim aslâ iflâh-ı ber-hurdâr oldukların görmemişizdir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120a–120b ·
metinde göster ·
… dedikde hemân Alî Hân tüfengin eline alup gitdi ve tarfetü'l-ayn içre cümlemiz
bakarken
hânın meterisine varup girdi ve bir âdem ile çıkdı ve Paşa huzûruna herîf gelüp …
Paşa bu âdem deryâsın görüp eydür: "Bizden her kim bu âdemlerden dil getirirse yüz altun veririm." dedi. Hemân Mahmûdî'den Alî Hân eydür: "Menem Melek Paşam, sen du‘â eyle. Ben bir âdem getirirem ammâ öldürme." dedi. Paşa "Yok öldürmem." dedikde hemân Alî Hân tüfengin eline alup gitdi ve tarfetü'l-ayn içre cümlemiz bakarken hânın meterisine varup girdi ve bir âdem ile çıkdı ve Paşa huzûruna herîf gelüp zemîn bûs edüp yakasından dutdular. Paşa eyitdi: "Âdem söyle, hân askeri niçedir?" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… n bir gülbâng-ı Muhammedî'ye rehâ buldurdular kim ka‘r-ı zemînde hamele-i arz-ı
bakarı
ditredüp semâda kerrûbiyânlar vehm-nâk olup zirâ iki İslâm askeri, anlar da All …
Netice-i kelâm cümle asâkir-i İslâm şehr-i Bitlîs'in cânib-i erba‘asın ta giceden piyâdeler gidüp ve rûz-ı rûşende deryâ-misâl asker gidüp şehri kat-ender-kat çevirüp cümle âmâde oldukları haberi Paşa'ya gelüp hemân kuşluk vaktinde sa‘d sâ‘at-i tâli‘-i meymûnda bir kerre dahi Allah denilüp ceng-i harbîler çalınup işâret-i ma‘hûde üzre Paşa kolundan kolomborna ve balyemezler ve Vanlı tarafından cümle şâhîlere âteşler olup sadâ-yı Allah Allah kopup el-azametullah bu kadar top-ı kûbların gülleleri taşa, taşlar dahi başa isâbet edüp Hân meterislerinde sâbit-kadem olanlar bu kere târumâr u allak bullak olup yine ber-karâr olup anlar dahi derûn-ı dilden ve cân u gönülden bir gülbâng-ı Muhammedî'ye rehâ buldurdular kim ka‘r-ı zemînde hamele-i arz-ı bakarı ditredüp semâda kerrûbiyânlar vehm-nâk olup zirâ iki İslâm askeri, anlar da Allah Allah derler, bizim asker de Allah Allah derler. Bu bâzârın bey‘ u şirâsında hakîr dem-beste ve hayrân kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268b ·
metinde göster ·
… eher bir pâk-zebân elçi gönderirem. Hele Van'dan haber aparıcılarımız gele, ana
bakarım
." dedi.
Hân eyitdi: "Vallahi cânım Evliyâm, bu kelâmları seninle anınçün danışık etdim. Vakt-i seher bir pâk-zebân elçi gönderirem. Hele Van'dan haber aparıcılarımız gele, ana bakarım." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302b ·
metinde göster ·
… yahşı çaşıt ammâ sefer ne cânibedir haber aparamadım der. Hânım ise mütehayyir
bakar
elbette sefer bu cânibedir deyü vücûd verirsin. Ammâ hânım alimallah şehidallah …
Hakîr eyitdim: "Hânım, çaşıt yahşı çaşıt ammâ sefer ne cânibedir haber aparamadım der. Hânım ise mütehayyir bakar elbette sefer bu cânibedir deyü vücûd verirsin. Ammâ hânım alimallah şehidallah ve Bâb-ı âlî âlimdir kim sefer yine Bitlîs hânı üzre ola. Zirâ firâr eden hân ele girmemiş 303a idi. İşte hânım men bu Tebrîz'deyem. Eğer böyle değilse menim her kelâm-ı sahîhim dürûğ u lâğ olsun" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302b–303a ·
metinde göster ·
… ânı ve har-ı çâr-pây-ı deşti ve gazal-ı maralı ve gayrı gûne gûsfend ü câmûs ve
bakar-ı
beyâbânî şikâr edüp tenâvül ederler. Bu Bağdâd arslanı kadar mahbûb u şîrîn ve …
Bu mahallerin hâvurlarında ve büklüklerinde esedler sürü sürü gezüp câmûs-ı beyâbânı ve har-ı çâr-pây-ı deşti ve gazal-ı maralı ve gayrı gûne gûsfend ü câmûs ve bakar-ı beyâbânî şikâr edüp tenâvül ederler. Bu Bağdâd arslanı kadar mahbûb u şîrîn ve semîn ü müdrik esed bir diyârda yokdur. Ammâ mel‘ûnlar gâyet mehîb ü mahûfdur. Bir kerre kemîngâh-ı hâvurdan tulû‘ edüp ra‘d-âsâ bir na‘ra ursa âdemin zehresi çâk, elbette ol mahalde ol âdem hâk olması mukarrerdir. Garâbet anda kim âdem yine na‘rasına karşu varmağa cür’et eder ammâ altında eğer atın aygır ise isterse iki yaşdan cılıkdan küheylânı olsun na‘ra-i esedi istimâ‘ edince hemân ol ân dümmin hotas edüp firâr eder. Bin kerre mahmîz itsen feryâd edüp avdet eder. Ammâ eğer kısrak üzre bulunursan 358a bi-emri Hudâ kısrak arslanın na‘rasından değil birkaç mühlik zahm-ı pençesinden bile havf etmeyüp yine arslan üzre hamle eder. Ammâ dişi arslan yavrularına nafaka tahsîliyçün şikârbâz u cengâver olur. Eğer tokdur ve eğer açdır elbette şikâr arar. Ammâ erkek sübû‘ yigirmi dörd sâatde bir kerre şikâr alsa tok iken artık gayrı şikâra bakmaz ve asla ceng etmez. Ammâ Yezîdî gazanfer eğer aç ve eğer tok Yezîdî'dir elbette ceng eder ve gâyet bed-çehre vü hamlekâr u hîlekâr ve boz tüğlü ve gerdeni kalın ve arkası siyâh ve başı büyük ve tüğleri çim çim Marzıvân katırından iri Yezîdî arslan bî-emân olur. Ammâ hikmet-i hudâ bu Bağdâd arslanları şikâr içün köylere ve büleydelere gelince avretler bu arslanları ortaya alup döğe döğe deyelerler. Arslanlar firâr ederken durup avretlerden tarafa aslâ nazar etmeyüp firâr eder, bir aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357b–358a ·
metinde göster ·
… sığır vardır. Şeker şerbeti içüp pirinç ü şa‘îr ve gendüm-i gûnâ-gûn yemeden ol
bakar
câmûs-ı Van gibi semiz olmuşdur kim on nefer huddâmı vardır. Bu bakarın necâset …
Tâ’ife-i Gâv-perest: Bunlara kavm-i Gûrân derler. Basra içinde bâğ-ı İrem-misâl bir ahurda bir sarı sığır vardır. Şeker şerbeti içüp pirinç ü şa‘îr ve gendüm-i gûnâ-gûn yemeden ol bakar câmûs-ı Van gibi semiz olmuşdur kim on nefer huddâmı vardır. Bu bakarın necâsetin huddâmları hıfz edüp câmûsa secdeye gelenlerin alınlarına parmaklarıyla sığır boku sürüp gider. Bu kıyâfette bâzârda râygân gezerler. Garîb temâşâdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 362b ·
metinde göster ·
Tâ’ife-i Gâv-perest: Bunlara kavm-i Gûrân derler. Basra içinde bâğ-ı İrem-misâl bir ahurda bir sarı sığır vardır. Şeker şerbeti içüp pirinç ü şa‘îr ve gendüm-i gûnâ-gûn yemeden ol bakar câmûs-ı Van gibi semiz olmuşdur kim on nefer huddâmı vardır. Bu bakarın necâsetin huddâmları hıfz edüp câmûsa secdeye gelenlerin alınlarına parmaklarıyla sığır boku sürüp gider. Bu kıyâfette bâzârda râygân gezerler. Garîb temâşâdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 362b ·
metinde göster ·
… öydür ammâ bin aded kara çadırlı Mavâl Urbânı sâkinlerdir kim câmûsu ve keçi ve
bakar
ve at ve develeri bî-hisâbdır. Andan ale's-sabâh kalkup Zarb'ı altun cisr-i ibr …
Karye-i Urbân: Nehr-i Zarb kenârında kırk hâneli köydür ammâ bin aded kara çadırlı Mavâl Urbânı sâkinlerdir kim câmûsu ve keçi ve bakar ve at ve develeri bî-hisâbdır. Andan ale's-sabâh kalkup Zarb'ı altun cisr-i ibret-nümûnun yedi göz üzre ubûr edüp yine çölistân içre semt-i şimâle giderken sol tarafımızda kal‘a-i Musul iki menzil yer kalup biz yine nehr-i Zab-ı Alî'nin kenârınca şark ile şimâl mâbeynine 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374a ·
metinde göster ·
… âhibî Urbân-ı uryânlardır. Ammâ bunlarda olan devâbât makûlesi câmûs u cemel ve
bakar
u ganem ve teys ü küheylân atlar bir Urbân'da yokdur ve mahbûb u mahbûbeleri gâ …
Menzil-i Toprakkal‘a: (---) hâkinde nehr-i Şatt kenârında bir toprak yığılı bayır üzre bir harâb kal‘a olduğundan Toprak hisâr derler. Bânîsi Me’mûn Halîfe'dir. Şehrezûl hâkinden beri tarafa geçenlere ârâmgâh olmağiçün binâ olunup ol asırda âbâdân imiş, Timur Hân harâb etmişdir. Hâlâ âbâdânî Benî Sehvân Urbânı kara haymeleriyle sâkin olurlar. Bu kavm-i kabîle dahi kabâ’il-i Mavâl'dan add olunur. Yedi bin aded güzîde fârisü'l-hayl-i Fârisî, fesâhat u belâğat sâhibî Urbân-ı uryânlardır. Ammâ bunlarda olan devâbât makûlesi câmûs u cemel ve bakar u ganem ve teys ü küheylân atlar bir Urbân'da yokdur ve mahbûb u mahbûbeleri gâyet çokdur. Ve zirâ‘atları cümle darıdır ve bükler içre çemenzâr ve alefzâr yeri gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405a ·
metinde göster ·
Hakîr yine ihrâm altından nazar edüp "Ayâ bir tenhâ müşâvere edecek kelimâtları mı var ki?" deyü kademgâhda etek tahtası altından av zağarı bakar gibi hakîr nigerân edüp dururken hemân Nûruddehr belinden hançerin çıkarup Hânın üzerinden zer-ender-zer yorganın serpüp hâna bir depme urup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13a ·
metinde göster ·
… rdlingî ve gâh eşdirme ve gâh segirdüp kara batarak her bâr karanlıkda ardımıza
bakarak
vakt-i şâfi‘îde Van deryâsı kenârında Taht-ı Van nâm hâna vardık.
"Bire hânı öldürdüler, sen ne durursun?" deyince aklı başından gidüp hemân ahurına inüp bir kantarma ile yaldak atına binüp hidmetkârı kılıcın tüfeğin verüp kürkün eğnine geyüp bin renc [ü] anâ ile Hüsrev Paşa çârsûsın karanlıkda geçüp şehr-i Bitlis ne kadar şehr-i mu‘azzamdır. Bir hayli zamânda şehri çıkup Kassâb çeşmesi nâm mahalle vardıkda henüz Hânbâğı'nda bir gırîv [ü] vâveylâ ve revşen kopup tüfengler atılmağa başladı. Biz dahi Rahova sahrâsına çıkdık, ammâ kar minâre kaddince var, ammâ hele hakîr her gün binmeğile rûz-merre yığın karı yol üzre pâymâl edüp beş altı huddâmlarımla yolları açardım. Hele dörd kişi gâh kurdlingî ve gâh eşdirme ve gâh segirdüp kara batarak her bâr karanlıkda ardımıza bakarak vakt-i şâfi‘îde Van deryâsı kenârında Taht-ı Van nâm hâna vardık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… kenârına varır. İçinde cümle evleri şark cânibine nâzır biri biri üzre Turla'ya
bakar
cümle üç yüz aded tahta şindire örtülü hânelerdir.
Ve bu kal‘anın içinde bir demir kapu dahi aşağı hisâra iner. şarka nâzır bir küçük kapudur kim bu aşağı kal‘a tâ nehr-i Turla kenârına varır. İçinde cümle evleri şark cânibine nâzır biri biri üzre Turla'ya bakar cümle üç yüz aded tahta şindire örtülü hânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38a ·
metinde göster ·
… âyetine girmemiş ve Leh kralı iki kerre yüz bin askerle sizin gelmeniz imdâdına
bakar
, ammâ size tâbi‘ Eflâk ve Boğdan beğleri yigirmişer bin asker Rakofçi'ya {imdâd …
"Vallâhi Erdel kralı Rakofçi oğlu yüz bin asker ile Erdel vilâyetinin Seykel sahrâlarına gelmiş, ammâ dahi Leh vilâyetine girmemiş ve Leh kralı iki kerre yüz bin askerle sizin gelmeniz imdâdına bakar, ammâ size tâbi‘ Eflâk ve Boğdan beğleri yigirmişer bin asker Rakofçi'ya {imdâd} gönderüp sizi urmak üzredir" deyü haber verdikde, hemân Paşa bu dilleri ılgar ile Köpürlü'ye beş günde gönderüp ahvâl-i pür-melâli kefereler nakl etdikde Eflâk ve Boğdan Kapu Kethüdâsı Uzun Alî Ağa Köpürlü vezîre der kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38a ·
metinde göster ·
… r. Ve karşu Kılburun'a ve nehr-i Özü boğazına ve kara câniblerine on iki köşeye
bakar
on iki pâre balyemez top-ı serâmedleri var kim nazîrleri meğer Rodos kal‘asında …
Bu kal‘a içre ancak beş hâne ve Murâd Hân'ın bir câmi‘i ve buğday anbârı ve cebehânesi var. Gayrı imâretden bir nişân yokdur. Dizdârı ve yüz aded âmâde ve hâzır-bâş neferâtları vardır. Kal‘ası leb-i Özü'de sekiz köşe bir küçük kal‘acıkdır kim cirmi üç yüz germe adımdır, ammâ dîvârı elli arşın bâlâdır ve aslâ handakı yokdur, zîrâ kumsal bir alçak yerde binâ olunmuşdur. Ve karşu Kılburun'a ve nehr-i Özü boğazına ve kara câniblerine on iki köşeye bakar on iki pâre balyemez top-ı serâmedleri var kim nazîrleri meğer Rodos kal‘asında ola. Ve her topların delikleri Özü nehrine berâber demir kapaklı kapulardır. Özü ve Karadeniz temevvüc etdiği yer olmak ile iki bahrin fırtınası bu top deliklerinden içeri su girir. Ve her kulleleri ejder-i heft-ser-misâl metîn ve müstahkem kullelerin depeleri cümle tahta örtülü kubbelerdir. El-hâsıl "Kilidü'l-bahreyn" nâm denilse sezâ bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56a ·
metinde göster ·
… ân, ammâ yine Kırım cânibinden ve Akkirmân'da Paşa tarafından gözlerimiz imdâda
bakar
. Yine ol gün vakt-i zuhr olup ibtidâ ceng günü idi. Kal‘anın cümle burc [u] bâr …
Hamd-i Hudâ cebehânemiz ve gayrı mühimmât levâzımâtlarımız çok ve askerimiz kal‘a içre firâvân, ammâ yine Kırım cânibinden ve Akkirmân'da Paşa tarafından gözlerimiz imdâda bakar. Yine ol gün vakt-i zuhr olup ibtidâ ceng günü idi. Kal‘anın cümle burc [u] bârû-yı kullelerin yeşil al ve ala sancağ u bayrağ u filandıralar ve gûnâ-gûn alemlerle kal‘ayı zeyn edüp üç aded kal‘a mehterhânesi ve Özü beği mehterhânesi çalınup henüz guzât-ı müslimîn birbirlerin cenge terğîb edüp cenge âheng etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
Paşa fakîr gûyâ mecnûn vâlih [u] hayrân olup aları aları
bakarken
İslâmbol'dan bir baltacı gelüp İslâmbol sarâyında Paşa'nın bin yedi yüz kîsesi …
Paşa fakîr gûyâ mecnûn vâlih [u] hayrân olup aları aları bakarken İslâmbol'dan bir baltacı gelüp İslâmbol sarâyında Paşa'nın bin yedi yüz kîsesi ve üç bin tüfeng ve iki yüz kılıç ve sekiz yüz aded raht ve üç yüz aded gaddâre ve sekiz yüz kâmil zırh [u] zereh-külâh ve ser-penâh ve kolçak ve yancık ve bahrî hotaslar ve üç aded zer-ender-zer otaklar ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77b ·
metinde göster ·
… eryâda mîl minâre-vâr bir kulle-i bâlâda her gece fener yanup cümle gemiler ana
bakarlar
.
Sitâyiş-i ibret-nümâ-yı âbâdân: Kal‘a dibinde bir latîf limanı var, a‘lâ yatakdır. Ve binâ-yı azîm (---) göz kârgîr binâ tershâne gözlerinde hâlâ gâzî kadırgaları vardır. Ve şehrin şimâlinde leb-i deryâda mîl minâre-vâr bir kulle-i bâlâda her gece fener yanup cümle gemiler ana bakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 95b ·
metinde göster ·
ve câmûsu çokdur ve Zühre-i türâbîde olduğıyçün cemî‘i halkı mesrûr u şâdân ve …
Evvelâ iklîm-i hâmisde bulunup arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---)(---) ve tâli‘-i imâreti burc-ı sevrde bulunup beyt-i Zühre-i türâbîdir. Anıniçün bakar ve câmûsu çokdur ve Zühre-i türâbîde olduğıyçün cemî‘i halkı mesrûr u şâdân ve handândırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 153b ·
metinde göster ·
… athîr edüp mihrâb-ı münhariflerin Mekke-i Mükerreme'ye doğru etdiler kim sûre-i
Bakara'da
âye[t]: Arapça nassı üzre mihrâb ve minberler olup ibtidâ hutbe-i şerîfi Hünk …
Ve cemî‘i putları ve nâkûs ve erganon ve torompete nâm Deccâl sazların ve cümle salîbe ve çelipa ve esnâm-ı haşeblerin pâre pâre edüp kerâhet-i bed-âyîn ve kıssîs [ü] ruhbândan cümle düyûrları tathîr edüp mihrâb-ı münhariflerin Mekke-i Mükerreme'ye doğru etdiler kim sûre-i Bakara'da âye[t]: Arapça nassı üzre mihrâb ve minberler olup ibtidâ hutbe-i şerîfi Hünkâr imâmı olan Ebussu‘ûd Efendi telâmîzi Nûrullâh Efendi tilâvet edüp teberrüken imâmeti ol asırda kadıasker olan Ebussu‘ûd Efendi Hünkâr câmi‘i ki hâlâ ana Fethiyye câmi‘i derler, anda imâmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77b ·
metinde göster ·
… rûz cümle dîdebânların ellerinde tüfengler âmâde ve fitilleri yanup bir feryâda
bakarlar
.
Cümlesi yedi aded hadîd-i cedîd ve metîn ve sedd-i sedîd kapulardır. Evvelâ lodos cânibinde Ovakapusu, üç kat paçarız ve sa‘b ve eğri büğrü yollu demir kapulardır. Her kapunun iki yanlarında azîm balyemez ve kâfire amân vermez ve dur otur bilmez topları var ve bu kapular mâbeyninde cümle gûnâ-gûn cebehâneler ve âlât-ı silâhlar ve dîdebân ve nigehbânlar âmâdedirler. Hattâ şeb [ü] rûz cümle dîdebânların ellerinde tüfengler âmâde ve fitilleri yanup bir feryâda bakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80a ·
metinde göster ·
kim anlar dahi meydân-ı ma‘rekeye gelüp cümle yek-dil [ü] yek-cihet olup bizi o …
"Bire meded sultânım, şu iki kâfir asker birbirine karışmadan şunlara bir hov edüp biz evvel göz açdırmayup yâ atlısına yâhûd yayasına karışalım" deyüp cümle pür-silâh altı bin aded gâzîler birbirlerimizle helâlleşüp "Kardaşlar yoldaşlar, birbirimizin ensesinden ayrılmayalım ve leşlerimiz kâfir içinde komayup başlarımız leşlerimiz kâfire aldırmayalım" deyüp öpüşüp görüşüp küsülüler barışup cümle yek-dil [ü] yek-cihet olup yap yap kâfir üzre varmada iken meğer evvelki görünen cânib-i garbdaki kâfir atlıları piyâde küffâra bakarlarmış kim anlar dahi meydân-ı ma‘rekeye gelüp cümle yek-dil [ü] yek-cihet olup bizi ortaya alalar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102a ·
metinde göster ·
: Arapça nassı üzre mihrâb-ı Îsâ'yı velî edüp kıblegâh-ı müslimîn olan Mekke-i …
Ba‘dehu Hünkâr câmi‘ine cemî‘i üstâdlar üşüp sûre-i Bakara'da: Arapça nassı üzre mihrâb-ı Îsâ'yı velî edüp kıblegâh-ı müslimîn olan Mekke-i Mükerreme'ye doğru bir musanna‘ kârgîr binâ bir mihrâb-ı ra‘nâ edüp mihrâbı üzre beyâz mermerdeki celî hat Kubûrîzâde hattı olup hakîr mermer üzre kazdım ve levha ve lâcüverd ile iki günde tamâm edüp yevm-i hamîsde bu hakîre fermân gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121a ·
metinde göster ·
… vererek ve sergüzeşt [ü] serencâmımızı birbirlerimize nakl ederek ileri ve gerü
bakarak
giderken hemân bizim mukaddemâ firâr eden Tatar askerinden iki bin mikdârı çata …
Hemân ormanlar içre pinhân olmuş âdemlerin cümlesi mecrûh meydân-ı mahabbete çıkup niçe piyâde bîçâre ve âvâreler yanıma gelmek isterler, ammâ aslâ yanıma uğratmadım, zîrâ niçe kerre olmuşdur kim hasta ve mecrûh şekilli âdemler âdemi atından yıkup atına binüp firâr eder, zîrâ atalardan kalmış sözdür, "At binenin, kılıç kuşananın" demişler, ammâ ba‘zı yaralulara "Gayret eylen şehbâzım" deyü tesellî-i hâtır vererek ve sergüzeşt [ü] serencâmımızı birbirlerimize nakl ederek ileri ve gerü bakarak giderken hemân bizim mukaddemâ firâr eden Tatar askerinden iki bin mikdârı çatal atlı Tatar dostlarımız gelüp, Hudâ cümlesin yarlığasın, gerçi Tatar-ı adû-şikâr, tîz-firâr bî-karârlardır, ammâ bize karîb gelüp hakîr cümlesine ricâ edüp asker-i İslâm'ın mecrûh olanların cümle boş atlarına bindirüp cümle koş kol yedekler olup cümle altı yüzden mütecâviz mecrûh ve meksûru'l-bâl ve bî-mecâl yiğitler atlar üzre huzûr ile giderken kâmil iki sâ‘at yer gidüp câ-be-câ şühedâlarımız cümle başsız ve zekerlerinin sünnet yeri nâhunları kesilmiş ve bu taraflarda dahi niçe mecrûhlar gelüp cümle Tatar atlarına bindirüp giderken on bin kadar salt atlı ve çatal atlı âdemler henüz bizim münhezim olup tav tavlanmış ve sav savlanmış olan cenge henim imdâda giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125b ·
metinde göster ·
… un dahi sığır eti gâyet lezîzdir. Ve cümle kefereleri koyun eti yemezler, cümle
bakar
lahmı yerler, zîrâ "Koyun eti muzırdır, sığır eti nâfi‘dir kim âdemi rî edüp ta …
Ve hakîkatü'l-hâl vilâyetleri taşlı yer olmak ile kaht u galâ yerdir. Bir at yemi elli akçeye ve bir vukiyye otluk dörd akçeye ve elli dirhem firancıla nâm beyâz kar gibi ekmek bir dinara ve bir vukiyye sığır eti beş dinara, ammâ Sakız cezîresi sığırı gibi bunun dahi sığır eti gâyet lezîzdir. Ve cümle kefereleri koyun eti yemezler, cümle bakar lahmı yerler, zîrâ "Koyun eti muzırdır, sığır eti nâfi‘dir kim âdemi rî edüp tabi‘at-ı insânı be-kavl-i hukemâ mu‘tedil dutar" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 156a ·
metinde göster ·
gibi bakar dedikleri üzre karkaları çok olduğundan Çavka kal‘ası derler. Ustoln …
Lisân-ı Macarda (---)(---) demekdir. Ervâm lisânında Karka kal‘ası demekdir. Hakkâ ki 16b dağlarında ceviz ağaçları çok olmağile karkası çokdur. Hattâ Rûm'da elsine-i nâsda darb-ı meseldir kim karka koza bakar gibi bakar dedikleri üzre karkaları çok olduğundan Çavka kal‘ası derler. Ustolni-Belgrad hükmünde subaşılıkdır ve niyâbetdir. Dizdârı ve iki yüz mikdârı merdüm-hisârı vardır. Kal‘ası Polata ve Bakvan dağları mâbeyninde bir püşte-i âlîye yapışmış bir küçük Şeddâdî binâ bir kal‘acıkdır, ammâ içine girmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 16a–16b ·
metinde göster ·
… ı çokdur. Hattâ Rûm'da elsine-i nâsda darb-ı meseldir kim karka koza bakar gibi
bakar
dedikleri üzre karkaları çok olduğundan Çavka kal‘ası derler. Ustolni-Belgrad h …
Lisân-ı Macarda (---)(---) demekdir. Ervâm lisânında Karka kal‘ası demekdir. Hakkâ ki 16b dağlarında ceviz ağaçları çok olmağile karkası çokdur. Hattâ Rûm'da elsine-i nâsda darb-ı meseldir kim karka koza bakar gibi bakar dedikleri üzre karkaları çok olduğundan Çavka kal‘ası derler. Ustolni-Belgrad hükmünde subaşılıkdır ve niyâbetdir. Dizdârı ve iki yüz mikdârı merdüm-hisârı vardır. Kal‘ası Polata ve Bakvan dağları mâbeyninde bir püşte-i âlîye yapışmış bir küçük Şeddâdî binâ bir kal‘acıkdır, ammâ içine girmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 16a–16b ·
metinde göster ·
… ındığun nâzük eşyâ-yı zî-kıymetler çamur içre sepetleriyle gark olup yatır. Kim
bakar
ve kimün hâceti idi. Ba‘zı kimesneler "Mâlım kâfire kalmasın" deyü metâ‘ların â …
Ve niçe bin at arabası ve câmûs arabaları çamur içre gark olup ol gözden sakındığun nâzük eşyâ-yı zî-kıymetler çamur içre sepetleriyle gark olup yatır. Kim bakar ve kimün hâceti idi. Ba‘zı kimesneler "Mâlım kâfire kalmasın" deyü metâ‘ların âteşe yakardı ve dûdları direk direk olup âsumâne çıkardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a ·
metinde göster ·
"Ayâ bu kahtda bu nân-pâreleri Evliyâ kanda bulur kim" deyü yüzüme aları aları
bakarlardı
. Ve bu Hacı Paşa ile gelen zahîre arabaları boş kalup kalan cebehâneleri ve ba‘ …
"Ayâ bu kahtda bu nân-pâreleri Evliyâ kanda bulur kim" deyü yüzüme aları aları bakarlardı. Ve bu Hacı Paşa ile gelen zahîre arabaları boş kalup kalan cebehâneleri ve ba‘zı şâhî topları bu arabalara tahmîl edüp cebehâne ve ba‘zı bâr-ı sakîller sehel hiffet bulup bu menzilde sür‘at ile ziyâdece yüründü, zîrâ Leve kal‘ası altında {mukaddemâ} münhedim olan Sarı Abaza Hüseyin Paşa'dan feryâdnâmeler gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27a ·
metinde göster ·
Sitâyiş-i varoş-ı Yanık: Bir azîm Macar küffârı varoşudur. Yanık kal‘asına üç Macar keferesinden ziyâde giremez. Cümle Macar-ı füccâr bu varoşda olur. Uzunluğu iki bin adım gelir varoş-ı tavîldir. Ve cümle iki bin aded tahtânî ve fevkânî serâpâ haşeb binâ ve şindire tahta örtülü bâğ-ı İremden nişân verir vâsi‘ dâr-ı menhûslardır kim cümle revzenleri nehr-i Raba'ya ve nehr-i Rabçe'ye bakar hânelerdir ve ortası vâsi‘ şâhrâhın yemîn [ü] yesârı sâfî müzeyyen dükkânlardır kim cümlesinde avretler oturup metâ‘ların fürûht ederler. Ve birkaç müfîd [ü] muhtasar kenîseleri var. Bunun dahi etrâfında handakında Raba ve Rabçe cereyân edüp dahi hâricinde bâğları ve bâğçeleri bî-hisâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… kim cezîre-i Kırım'da ma‘rûfdur. Bunlar dahi tezek yakarlar, ammâ müsâfire pek
bakarlar
. Ni‘metleri mebzûldur kim elbette ta‘âmları at eti ve lahşa çorbası ve talkan v …
Karye-i Beşavlulu andan karye-i Eliksen andan karye-i Kocalak andan menzil-i Butaş: Hân sancakdârlarının ma‘mûr kurâlarıdır. Bunların evleri dahi toprak örtülüdür, ammâ cümle taş ile mebnî 118a dîvârlardır, ammâ bunda ancak üç aded büyük söğüd ağaçları var kim cezîre-i Kırım'da ma‘rûfdur. Bunlar dahi tezek yakarlar, ammâ müsâfire pek bakarlar. Ni‘metleri mebzûldur kim elbette ta‘âmları at eti ve lahşa çorbası ve talkan ve kurud ve yazma ve maksima nâm tatlı bal gibi bozadır. Andan yine taraf-ı kıbleye 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 117b–118a ·
metinde göster ·