Bu mahalde asker-i İslâm'dan Rahova'nın nihâyetine dek ota otluğa giden huddâmlardan hânın pusuda olan âdemleri basup bir hayli ceng edüp elli aded yiğitlerimiz hân âdemleri hâke 263a düşürüp başlarıyla altı aded yiğitleri hâna dil getirüp hân bunları ne kadar askeriniz vardır ve Erzurûm'dan gelen beğleri ve top ve cebehâne ahvâllerin cümle su’âl edüp bu altı aded yiğitlere onar altun ihsân edüp ve kelleleri dahi bunların terkilerine asup orduya geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 262b–263a ·
metinde göster ·
… -i hân kârı ve niçe bin gûnâ-gûn basma mühürler var kim bir sahîfede olan mühür
basması bir
sahîfede yok idi. Ammâ bu murakka‘ dahi çiftçi eline düşmüş bâza dönmüşdü. Âhir …
Evvelâ mühürgân-ı Nakşî ve mühürken-i Selâmî ve Şehlâ Beğ ve Cân Beğ ve Memi ve Sehî ve Cem Beğ ve Çemenî Beğ ve Ahmed Beğ ve Mahmûd Çelebi ve Ferîd Çelebi ve Sırrî Çelebi ve bizzât {fürûht olunan} mâl [u] menâl sâhibi mühürken-i hân kârı ve niçe bin gûnâ-gûn basma mühürler var kim bir sahîfede olan mühür basması bir sahîfede yok idi. Ammâ bu murakka‘ dahi çiftçi eline düşmüş bâza dönmüşdü. Âhir yüz guruşa dîvân efendimiz Gınâyîzâde Alî Efendi almışdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277a ·
metinde göster ·
… târîhinde Hazret-i Şeyh Safî şehr-i Erdebil'de kutbu'l-aktâb mertebesine kadem
basdıkda bir
gün câzibe-i İlâhî ile vecde gelüp niçe bin ümmet-i Muhammedi tevhîd-i Muhammed …
Netîce-i kelâm mum söndürme sene (---) târîhinde Hazret-i Şeyh Safî şehr-i Erdebil'de kutbu'l-aktâb mertebesine kadem basdıkda bir gün câzibe-i İlâhî ile vecde gelüp niçe bin ümmet-i Muhammedi tevhîd-i Muhammedîye da‘vet eder ve cümle tevhîde hâzır olanların ehl [ü] ıyâllerin dahi tevhîde da‘vet edüp cümle nisvân burka‘ları ve sarâveşleri ve dutakları ile ve ellerinde eldîvânlarıyla gelüp bir kûşede bu kadar havâtînler tevhîde meşgûl olurlar. Ba‘de'l-gurûb olup ol şeb-i muzlimde {Şeyh Safî bir şem‘-i münevver âşikâre edüp} eydür: "Gelin kızlarım siz de oğlan kuzularımla tevhîde girin" derler. Hemân cümle merd ü zen tevhîd ü tezkîre karışdıklarında bir kerre azîz Şeyh Safî mumu söndürüp merd ü zen karış katış olup kâmil yedi sâ‘at tevhîd-i sultânî olup Şeyh Safî "Ve salli alâ cemî‘i enbiyâ’i ve'l-mürselîn" deyüp el yüze sürüp eydür: "Herkes bu karanlıkda yanında olanları kucaklayup hânesine gitsin" buyurduklarında be-keşf-i kerâmet-i Şeyh Safî cümle halk ol cahrahûn(?) karışıklığında kendi ehlini ve kızını kucaklamış bulunup hânelerine giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296b ·
metinde göster ·
… al‘adan kal‘aya hadîd zencîr çeküp nehr-i Furât ile bu kal‘alardan aşağı şehr-i
Basra'ya bir
gemi ve bir kelek ubûr idemezmiş. Hâlâ bu cezîre-i Kurna Mansûresi dahi hâk-i p …
Evsâf-ı cezîre-i Mansûriye-i cezîre: Bu dahi Mansûr-ı Devânıkî binâsıdır kim iki Mansûre kal‘ası bir boğazda birbirine mukâbeleten binâ olunmuş kal‘alardır kim zamân-ı kadîmde nehr-i Furât üzre bu kal‘adan kal‘aya hadîd zencîr çeküp nehr-i Furât ile bu kal‘alardan aşağı şehr-i Basra'ya bir gemi ve bir kelek ubûr idemezmiş. Hâlâ bu cezîre-i Kurna Mansûresi dahi hâk-i pâk ile mebnî şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i kavîdir. Dizdârı ve neferâtları ve müstevfâ cebehânesi ve hâkimi ve Kurna nâ’ibi ve bender emîni vardır. Andan câmi‘ ve hânı var ammâ hammâmı yokdur. Lâkin kifâyet mikdârı dekâkînleri vardır. Bu kal‘a-i cezîre-i Mansûresinde gemiden çıkılmayup nehr-i Furât ile cereyân edüp güzer itse kal‘a-i Kurna'ya varmadan kal‘a-i Basra'ya üç günde eğer berren ve eğer bahren varılır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 358b ·
metinde göster ·
kâfir el kaldırmadan üç bin kadar güzîdesin esîr-i bend-i zincîr edüp götürmede …
Tavsîf-i cüyûş-ı sâlis: Bunlar tâ Alaman deryâsı kenârında tâ vilâyet-i Holandiye'ye seğirdirler, ale'l-gafle basup bir kâfir el kaldırmadan üç bin kadar güzîdesin esîr-i bend-i zincîr edüp götürmede yenli ve bahâda ağır olan şeyleri alup altı yüz kadar arabalara tahmîl edüp avdet ederler, ammâ bunların cümle esîrleri Nemse'nin Alaman güzelleri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 114b ·
metinde göster ·
… al‘ası içinden asker kal‘ayı bırağup çıkdıkların Kalmık işidicek kal‘ayı Kalmık
basup bir
ceng-i azîm ederlerken,
Ammâ biz Hân ile bunda iken Mehemmed Geray Hân'ın (...) binâ etdiği Şâdkirmân kal‘ası içinden asker kal‘ayı bırağup çıkdıkların Kalmık işidicek kal‘ayı Kalmık basup bir ceng-i azîm ederlerken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157b ·
metinde göster ·
… a bir gûne kertikler kertüp ve demir ile ağaç üzre kızgın münakkaş demiri ağaca
basup bir
gûne nakş oldu kim rûy-ı zemîn nakkâşları eyle bir nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nüm …
"İnşâallâh biz de sana böyle çetele tamga veririz. Tâ Çîn ve Hıtâ ve Hoten ve Mâçîn ve Fağfûr vilâyetlerine varınca istersen gidüp seyâhat edesin. Bizim ol vilâyetlerde ve karanlık dünyâda ve dahi onda Yıldırak vilâyetinde akrabâlarımız vardır. Anda mu‘azzez [ü] mükerremsin" deyü ol ân hakîre bir ardıç ağacı gibi kırmızı ağaç pâresi üzre kendi bıçağıyla bir gûne kertikler kertüp ve demir ile ağaç üzre kızgın münakkaş demiri ağaca basup bir gûne nakş oldu kim rûy-ı zemîn nakkâşları eyle bir nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn edemezler. Hemân hakîr çetele münakkaş ağacı öpüp başıma koyup bir destimâle sarup koynuma koyup yine kelimât-ı gûnâ-gûnlara başladık. Elçi beğe dedi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175b ·
metinde göster ·
… ı kararup üzerimizde olan âfitâbın nûru gidüp evc-i semâ kebûd-gûn olup zulumât
basup bir
ra‘d u berk ve bir şiddet-i şedîd rûzgâr olup gûyâ ebr-i nîlgûn pâre pâre olup …
Hemân anı gördüm, şark ve garb ve şimâl tarafları kararup üzerimizde olan âfitâbın nûru gidüp evc-i semâ kebûd-gûn olup zulumât basup bir ra‘d u berk ve bir şiddet-i şedîd rûzgâr olup gûyâ ebr-i nîlgûn pâre pâre olup yere ener.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
… olup bu şehr-i azîm Sırf kralı Destpot nâm kral-ı dâllın Banya nâm bir oğlu ve
Basanya bir
veled-i pelîdi ellerinde bu şehir iştirâk-i sevîler üzre mutasarrıflar iken iki …
Netîce-i merâm niçe yüz gûne mülûkdan mülûka ve melikeden melikelerin destlerine ba‘dehu Rûmeli diyârları tavâ’if-i mülûk şeklinde olup bu şehr-i azîm Sırf kralı Destpot nâm kral-ı dâllın Banya nâm bir oğlu ve Basanya bir veled-i pelîdi ellerinde bu şehir iştirâk-i sevîler üzre mutasarrıflar iken iki nefer karındaş-ı pelîd-i anîdler hüsn-i zindegâne edemeyüp birbirleriyle ceng-i azîm edüp âhır-ı kâr Basanya nâm şehzâde-i âzâde ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâlden halâs olup doğru Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî'ye gelüp şehâdet parmağın kaldıru[p] Hudâ-yı Bî-zevâl'i birleyüp kelime-i tevhîd getirüp huzûr-ı pâdişâhîde Akşemseddîn hazretlerinin ta‘lîm [ü] telkîniyle şeref-i İslâm ile müşerref olup bizzât Ebü'l-feth Sultân Mehemmed şehr-i Üsküb'den Arnavu[d] İskenderiyyesi fethine azîmet etmişken atf-ı ınânın bu Elbasan üzre çevirüp kırk bin asker ile Koca Mahmûd Paşa talî‘a-i asâkir-i kerrâr olup Basanya nâm müslim olan Mehemmed Beğ'in delâletiyle bir gece şehri bu kadar el basılup Basanya Mehemmed Beğ karındaşı Banya nâm kralı câme-hâbında basup dipdiri dutup katl edüp Âl-i Osmân i‘ânetiyle İslâma geldiğinden babası şehrin Mahmûd Paşa ile ma‘an feth ederler. Ve içinde olan Rûm ve Freng kâfirlerin cümle kırarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 364b ·
metinde göster ·
… sağ tarafda Hazret-i Mûsâ'nın sol kadem-i şerîfleri bir bucakdadır. gûyâ henüz
basmışdır. Bir
seng-i hârâdır. Nakşının tûlu iki karış iki parmakdır. Miskîn ve marîzler içine …
Bu mescid kubbesinin sağında bir küçük kubbecik vardır. Anın bâbından içeri girdikde sağ tarafda Hazret-i Mûsâ'nın sol kadem-i şerîfleri bir bucakdadır. gûyâ henüz basmışdır. Bir seng-i hârâdır. Nakşının tûlu iki karış iki parmakdır. Miskîn ve marîzler içine su koyup nûş ederler. Bi-emrillâh şifâ bulmaları muhakkakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y203a ·
metinde göster ·
ulu sultândır. Bu gâr-ı münevverenin içinde kırk yıl sâ’im ve gece kâ’im olup b …
Ve bu mescidin haremi kapusu dibindeki küçük kapudan içeri yigirmi ayak nerdübân ile enilir, ziyâret-i eş-şeyh Muhammedü'l-ilmî: Meşâyih-i Rufâ‘îden kutbiyyete kadem basmış bir ulu sultândır. Bu gâr-ı münevverenin içinde kırk yıl sâ’im ve gece kâ’im olup bunda medfûndur. Ve mübârek hâk-i pâları ucunda ehl-i beyti medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y218b ·
metinde göster ·
… ıddîk tarîkı ki tarîk-ı Nakşibendiyye'dir anların hulefâsından kutbiyyete kadem
basmış bir
ulu sultândır.
Ve şehr içinde şeyh Abdurrahmân Hazret-i Ebâbekru's-sıddîk tarîkı ki tarîk-ı Nakşibendiyye'dir anların hulefâsından kutbiyyete kadem basmış bir ulu sultândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y232a ·
metinde göster ·
"Oğlumun oğlu sa‘âdet-i dâreyn sâhibi Muhammed'im" deyü bağrına
basup bir
ân ansız olmazmış. Hamza ve Abbâs ve Tâlib ve Hâşim'den ziyâde severmiş. Bu dör …
"Oğlumun oğlu sa‘âdet-i dâreyn sâhibi Muhammed'im" deyü bağrına basup bir ân ansız olmazmış. Hamza ve Abbâs ve Tâlib ve Hâşim'den ziyâde severmiş. Bu dörd evlâdına,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y287b ·
metinde göster ·
"Millet-i Mesîhiyye'nin râhibleri ve hıristiyânları ve âlimleriyiz, ilim kuvveti ile bildik. Ve pâdişâhıma iki müjdemiz var. Tırabuzan'da olan Selîm oğlun Mısır sultânı olup Mekke Medîne pâdişâhı olur. Ve Süleymân oğlun Kızıl Elma sâhibi olur. Ve âl-i Osmân devletinin tâli‘i kuvvetdedir. Bu dünyâ cezîresin büsbütün kabza-i tasarrufa alırsız. Ammâ pâdişâhıma bir ulu müjdemiz var. Cümle pâdişâhlardan azîmü'ş-şânsız. şu devlet size müyesser ola, deyü yüz kırk yıldır ben seyâhat ederim. Ve yüz on beş yıldır bu Padre seyâhat eder. Âhir ikimiz bu kadar müddet-i medîd ömr-i dırâzda bu dünyâyı yedi kerre devr edüp âhir bu dünyânın Sebte boğazından taşra gemimiz ile ilim kuvvetiyle cânib-i garba yedi bin mîl gidüp Yeni Dünyâ nâmında bir dünyâ bulduk. Bu dünyâda olmayanlar anda mevcûddur. Ve anda dahi bir gûne behâyim makûlesi dağî bâğî âdemler vardır, haşir neşir bilmezler. Cümle sularında altun vardır ve cümle dağlarında ma‘âdinler ve sahrâlarında çemenzârlardır. Âb [u] havâsı latîf, dahi bu dünyâ kavminin ayağı basmamış bir bikir dünyâdır. Pâdişâhıma müyesser ola, deyü müjde etdim" dediler. Bâyezîd-i Velî buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y252a ·
metinde göster ·
El-hâsıl sevâd-ı mu‘azzam şehirdir. Ammâ mansarı ya‘nî harâmîsi havfından her gece bir âdem hânesinde âsûdehâl râhat yatmayup pür-silâh olup "Allâh yeğdir yeğ" deyüp nevbet beklerler. Hattâ hakîr anda iken bir azeb çorbacısının hânesin harâmîler alâ-mele’i'n-nâs basup bir hayli ceng edüp meğer çorbacı tevâbi‘âtiyle âmâde imiş, harâmîlere kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup yedi harâmî mürd olup ancak çorbacının taşra hareminde bir devesi gâyib olup bakıyyetü's-seyf mansarlar firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y307a ·
metinde göster ·
… daḫı para para oldı depegöz ḳocalara ayıtdı bu yirüŋ siŋegi bizi üşendürdi didi
basaṭ bir
daḫı atdı ol daḫı paralandı bir
oḫ urdı oḫ kiçmedi paralandı bir daḫı atdı ol daḫı para para oldı depegöz ḳocalara ayıtdı bu yirüŋ siŋegi bizi üşendürdi didi basaṭ bir daḫı atdı ol daḫı paralandı bir