… evirüp bir kebâb olur, âdem çevirmeğe ihtiyâc değildir. Âb [u] hevâsı ve medd-i
basarı
yerinde hoş hevâ bir mesîregâhdır. 229b
Ve mesîregâh-ı Abdâl Murâd Sultân: Cebel-i Ruhbân'ın dâmeninde bir püşte-i âlî üzre bir vâdîdir kim cümle şehr-i Bursa ferâde ferâde her âsâr-ı binâsı nümâyândır. Ve bir çemenzâr-ı ferah-fezâ zemîni vardır kim sun‘-ı Perverdigâr ile arzı gûyâ yeşil dühâvî katîfe ile döşenmişdir. Ve bu âsitânede eflâke ser çekmiş çınar-ı müntehâlar ve kara ağaçlar ve bîd-i ser-nigûn ve ar‘ar u şimşâd ve servî dırahtları var kim sâye-i zıll [u] himâyesinde on bin âdem meks etse kifâyet eder. Ba‘zı dırahtda yaban asmasından ve habl-i kavîden salıncaklar vardır. Yârân u dilberân-ı zarîfânlar binüp salınup birbirlerine salıncak kolanı çekerler ve birkaç yerinde mecma‘-ı zurefâ mastaba soffaları ve namâzgâh soffaları vardır ve matbah-ı it‘âmlarından mâ-i cârîler ile kebâb dollâbları vardır. Germâ-nerm âteşde kebâbı su çevirüp bir kebâb olur, âdem çevirmeğe ihtiyâc değildir. Âb [u] hevâsı ve medd-i basarı yerinde hoş hevâ bir mesîregâhdır. 229b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229a–229b ·
metinde göster ·
… mrillah evlâd hâsıl edeler ve cimâ‘a kuvvet verir, gâyet mukavvîdir ve kuvvet-i
basarı
ziyâde eder. Hulâsa-i kelâm, cemî‘î emrâz-ı muhtelifeyi def‘ edüp ol âdem rahm- …
Hâssa-i âb-ı zülâl : Bir âdem cimâ‘dan ve bir hâtûn evlâddan kalsa âb-ı zülâl yiseler bi-emrillah evlâd hâsıl edeler ve cimâ‘a kuvvet verir, gâyet mukavvîdir ve kuvvet-i basarı ziyâde eder. Hulâsa-i kelâm, cemî‘î emrâz-ı muhtelifeyi def‘ edüp ol âdem rahm-i mâderden müştak olmuş gibi olur, ammâ bu zülâl bulunmada kimyâb-misâldir, meğer mülûk pâdişâhları murâd edüp bulalar, ammâ cebel-i kûh-ı Elburzda kelb kadar olur, derler. Ve râyegân dört ayakları olup yine kar içinde tavattun edüp taşra çıkup ân-ı vakt teneffüs edüp yine kar içre gider derler "el-uhdetü ale'r-râvî" hakîr, görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b ·
metinde göster ·
ve kudret-i nazarı kalmayup burnuna gözlüğün geçirüp bakar. Kimi dûrbîn ile Bul …
Niçesi ata süvâr olup çeşminin kuvvet-i basarı ve kudret-i nazarı kalmayup burnuna gözlüğün geçirüp bakar. Kimi dûrbîn ile Bulgurlu dağında meydân-ı ma‘rekede atılan çarhacı tüfenklerine bakup, "Hay kahpe oğlu, ne pek gülbânklı tüfenk atdı!" deyüp Bulgurlu dağında atılan tüfenkden Miskinler tekyesi önünde, "Bre miskîn tiryâkî! Korkarak hay urdu, hay kodu, hay düşdü, hay kaşdı. Acebâ bizden midir?" der. Birisi, "yok onlardandır" der. Birisi eydür, "Ya anlar kâfir midir?" der, birisi "Kâfirden beş beterdir kim buldu belâsın" deyüp niçe gûne şütûm-ı galîzalar eder. Kimisi "Hay şâhbâz yiğit idi, Hak rahmet eyleye!" deyü ağlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
ziyâde edüp ıslâh-ı ma‘îde eder. {Zîrâ "Eğir ye de geğir demişler} Gerçi Devlet …
Hâssa-i eğir: Cenâb-ı Bârî bu gölde ol kadar eğir kökü halk eylemişdir kim cemî‘i ahâlî-i Çağa eğir köklerin mevsiminden su içinden cem‘ edüp iplere dizüp başka bâzergânları vardır. Cemî‘i memâlik-i mahrûselere yük yük götürüp ticâret ederler. Gâyet nâfi‘dir. Bir âdem rîha ve sû-i ma‘îdeye mübtelâ olsa bu Çağa eğirinden kable't-ta‘âm vakt-i cû‘da bir dânık mikdârı isti‘mâl etse ma‘îdesi ve batnında aslâ rîh komayup ta‘âma iştihâ verüp kuvvet-i basarı ziyâde edüp ıslâh-ı ma‘îde eder. {Zîrâ "Eğir ye de geğir demişler} Gerçi Devlet-i Âl-i Osmân'da Azak eğiri ve Kanije eğiri meşhûrdur ammâ bu Çağa gölü eğiri kadar latîf böyle hâzimü’l-ifrât eğir olmazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 94b ·
metinde göster ·
… -hazmdir. 346b Ve sirkesi ve helvâsı ve şerbeti âdeme hayât verir ve kuvvet-i
basarı
ziyâde eder. Eğer bu nahl-i hurmanın eşcârı ve semeresinin hâssaların tahrîr ey …
Hâssa-i ûlâsı: Meyvesi gâyet mukavvî ve muslıh-ı ma‘îde ve serî‘u'l-hazmdir. 346b Ve sirkesi ve helvâsı ve şerbeti âdeme hayât verir ve kuvvet-i basarı ziyâde eder. Eğer bu nahl-i hurmanın eşcârı ve semeresinin hâssaların tahrîr eylesek bir tomar-ı tayyibnâme olur. Ancak yine sadede rücû‘ idelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a–346b ·
metinde göster ·
… edüp batn-ı insânda olan solucanları cümle kırup tahtânî amel eder. Ve kuvvet-i
basarı
ziyâde edüp dendân-ı benî Âdemi dürdâne gibi pâk u mücellâ eder.
Menzil-i Kargaçamı: Musul hâkinde Şat kenârında bir ma‘âdin-i sun‘-ı Hudâ'dır kim Rûm u Arab u Acem'de misli yokdur. Şatt sâhilinde ve dahi ba‘îd yerde göl göl olup kara çam sakızları kaynar ammâ gâyet lezîzdir. Gûyâ mastaki sakızıdır ammâ esmerü'l-levndir. Ve bir gûne lezzeti vardır kim yeyenin dimâğın mu‘attar eder. Ve her sabâh birer miskâl isti‘mâl edenin vücûdunda safrâ ve sevdâ ve balğam ve sâ’ir ahlâtı cümle mahv edüp batn-ı insânda olan solucanları cümle kırup tahtânî amel eder. Ve kuvvet-i basarı ziyâde edüp dendân-ı benî Âdemi dürdâne gibi pâk u mücellâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405a ·
metinde göster ·
… kayaları burnuna mâbeyni iki yüz altmış mîldir. Hattâ hevâ-yı küşâdede kuvvet-i
basarı
ziyâde olan mücerred âdemler Karadeniz'in vasatında iken Anadolu ve Rûmeli câni …
İşbu Karadeniz'in tûlu mellâhân-ı Rûm ve keştîbân-ı zevi'l-mefhûmların der-miyâ[n]ları hisâbınca Karadeniz Boğa[zı] ki cânib-i cenûbdadır, tâ cânib-i şimâle Azak denizi nihâyetine varınca bu Bahr-i Siyâh'ın tûlu bin d[örd] yüz altmış mîldir kâmil ve orta yerinde arz-ı Anadolu tarafında kal‘a-i Sinop, ya‘nî Sınap burnundan karşu Rûmeli'nde Keliğra Sultân kayaları burnuna mâbeyni iki yüz altmış mîldir. Hattâ hevâ-yı küşâdede kuvvet-i basarı ziyâde olan mücerred âdemler Karadeniz'in vasatında iken Anadolu ve Rûmeli cânibinde olan mezkûr burun dağların alâ melei görürler. Dûrbîn-i dırâz ile hod evlâ bi't-tarîk görünür, bir bahr-i amîk ve semm-i helâhildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 51a ·
metinde göster ·
… def ve kudûmların çalarak bu mahallere gelüp dest-i kâfirden feth edüp kuvvet-i
basarı
ve kudret-i nazarı yetişdiği yerlere varınca hudûd tarh edüp bu kûhistân çemeni …
"Var feth etdiğin yerlerin bir latîf yerinde tâ gözün erdiği yerlere dek senin vakfın olsun" buyurduklarında Osmân Baba dahi cümle fukarâlarıyla def ve kudûmların çalarak bu mahallere gelüp dest-i kâfirden feth edüp kuvvet-i basarı ve kudret-i nazarı yetişdiği yerlere varınca hudûd tarh edüp bu kûhistân çemenistân içre külbe-i ahzânlar edüp üç yüz fukarâlarıyla bu hıyâbânda niçe bin sohbet-i hâsslar eyleyüp ba‘dehu i‘ânet-i Murâd Hân-ı Evvel ile ibtidâ bir müfîd [ü] muhtasar tekyegâh-ı Âl-i Abâ edüp ba‘dehu kendüler de gazâ mâllarıyla niçe âsâr-ı azîmler binâ ederler. Âkıbet sene (---) târîhinde Arapça emrine râm u fermân-ber olup fânî cihândan bâkî sarâyında karâr etdikde cesed-i şerîfin bundaki âsitânede defn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 379a ·
metinde göster ·
… ndan lahmın tenâvül edenin dahi tabî‘ati i‘tidâl üzre olup dîdelerinin kuvvet-i
basarı
ziyâde olduğundan münakkaş hayâl-pesend kârları vardır. Ve hakîkatü'l-hâl koyun …
Ve meyvesinden gayri lezîz ve semîn ve latîf koyunu ve keçisi gâyet mukavvî luhûmları vardır. Ammâ cümleden sığır eti mezmûm iken bu diyârın sığırı kadar lezîz ve hafîf ve serî‘ü'l-hazm bakar bir diyâra mahsûs değildir illâ Sakız'a mahsûsdur. Yılda on bin sığır bu cezîreye Anatolu'dan geçüp bu cezîre içre on gün bir bakar durunca bi-emri Hudâ âb [u] hevâsından ol kadar semîn ve cesîm olur kim ta‘bîr olunmaz. Cümle halkı lahm-ı bakar yerler, zîrâ hukemâ kavlince lahm-ı bakar tenâvül eden zeyrek ve tîz-fehm olur. Zîrâ bakar çobansız hânesin bilür müdrikdir ve tabî‘ati müshil olduğundan lahmın tenâvül edenin dahi tabî‘ati i‘tidâl üzre olup dîdelerinin kuvvet-i basarı ziyâde olduğundan münakkaş hayâl-pesend kârları vardır. Ve hakîkatü'l-hâl koyundan lezîz bakarı vardır. Ve beyâz ekmeği ve yağlı çöreği dahi meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y62a ·
metinde göster ·
ve dûrbîn-i nazarı ziyâde olup menîsi yerine kâ’im olup vücûda takviyet verir.
nassına (---) gusl edüp tâ'ib ü tâhir ve pâk zâhir olup taşra çıkdıkda şart-ı vâkıf tarafından hammâmcı gâsile bir fincân kahve bir mukaşşer tüffâh verirler. Zîrâ be-kavl-i hukemâ ba‘de'l-hammâm bir âdem elma yese kuvvet-i basarı ve dûrbîn-i nazarı ziyâde olup menîsi yerine kâ’im olup vücûda takviyet verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y246a ·
metinde göster ·
… p içine mastaki sakızı koyup nerm hâkister içre bişirüp isti‘mâl etsen kuvvet-i
basarı
ziyâde edüp tabî‘atı mu‘tedil eder.
Ve ayvası dahi meşhûrdur. Gerçi Lefke şehri ayvası kadar iri değildir, ammâ gâyet lezîzdir. Göbeğin oyup içine mastaki sakızı koyup nerm hâkister içre bişirüp isti‘mâl etsen kuvvet-i basarı ziyâde edüp tabî‘atı mu‘tedil eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y251b ·
metinde göster ·
… â deryâ suyu âdemin avret yerlerine zarar eder. Ammâ gözü mücellâ edüp kuvvet-i
basarı
ziyâde eder. Gâyet tuzlu deryâdır. Ammâ bunda olan mâhî-i gûnâ-gûn bir deryâda …
Ve bu mahalde cümle huccâc leb-i deryâda hayme ve hargâhların kurup deryâda şinâverlik ederler. Ammâ çok durmamak gerekdir. Zîrâ deryâ suyu âdemin avret yerlerine zarar eder. Ammâ gözü mücellâ edüp kuvvet-i basarı ziyâde eder. Gâyet tuzlu deryâdır. Ammâ bunda olan mâhî-i gûnâ-gûn bir deryâda olmaz(dır). Ve gâyet lezîz mâ’ide-i mâhîlerdir. Cümle huccâc şebekeler ile ve oltalar ile sayd edüp "Ekeltü's-semeke hattâ re'sihâ" dediler ve balığı dibine dek dibinden yediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y374b ·
metinde göster ·
… ralar, top top olmaya. İki fincân nûş eden vecâ‘-ı sadırdan halâs olup kuvvet-i
basarı
ziyâde edüp bedene takviyet verir.
şerbet-i sa‘leb: Lisân-ı Arab'da hussatü's-sa‘leb ya‘nî tilki hayâsı demek olur. Yaylalarda ve Bursa'da cebel-i Ruhbân'da çokdur. Sarımsak dişi gibi diş diş bir beyâz nebâtâtdır. Kurudup havânda sahk edüp şeker ve asel ile şerbet edüp zencebîl ile nûş olunur. Ammâ pişirmesinin şartı oldur kim pâlûze gibi karışdıralar, top top olmaya. İki fincân nûş eden vecâ‘-ı sadırdan halâs olup kuvvet-i basarı ziyâde edüp bedene takviyet verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y167b ·
metinde göster ·
… müş göze külün mîl ile çekeler, Y 214b bi-emrillâh gözü mücellâ edüp kuvvet-i
basarı
ol mertebe ziyâde ede kim vakt-ı zuhurda semâdaki seb‘a-i seyyâreyi göre.
Ve ma‘âcînlerden yetmiş nev‘a ma‘cûn-ı mümessek ü mukavvî ve müferrih ve nâfi‘ ma‘âcinlerden tiryâk-ı fârûk ve fârûk-ı erba‘a ve ma‘cûn-ı akreb ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı berrî ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı mâhî ve ayneyn-i timsâh ve kalb-i timsâh ve sinn-i timsâh; ak düşmüş göze külün mîl ile çekeler, Y 214b bi-emrillâh gözü mücellâ edüp kuvvet-i basarı ol mertebe ziyâde ede kim vakt-ı zuhurda semâdaki seb‘a-i seyyâreyi göre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y214a–Y214b ·
metinde göster ·
… üzredir. Beş altı dânesin tenâvül edüp üzerine su içsen iki amel edüp kuvvet-i
basarı
ziyâde eder. Ve bir âdemin lîneti olsa, yeşil yaprağın döğüp suyun nûş etse, ka …
İlm-i tıb üzre tabî‘atı i‘tidâl üzredir. Beş altı dânesin tenâvül edüp üzerine su içsen iki amel edüp kuvvet-i basarı ziyâde eder. Ve bir âdemin lîneti olsa, yeşil yaprağın döğüp suyun nûş etse, kabz eder. Ve ağacının vücûdu sebzgûndur. Nice hâssası vardır, ammâ hukemâ mezhebinde olanlar dahi a‘lâ bilür, bir temâşâ ağacdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y231b ·
metinde göster ·
… ‘u'l-hazmdır ve gâyet nâfi‘dir. Bedene kuvvet verüp menîyi ziyâde edüp kuvvet-i
basarı
dahi ziyâde eder ve tabî‘atı i‘tidâl üzre eder.
Evvelâ mevz: bir turfe şeydir. Ağac desen değildir, ammâ kaddi ağaç kadar vardır. Her sene yerden iki âdem kaddi kadar çıkup ve âdem uyluğu kalınlığında olup içi mâl-â-mâl sudur, sıkarsan suyu çıkar, bunun hakkındadır. Ve yaprakları yorkan kilim kadar yeşil yeşil filandıra bayraklar gibi yaprakları olur. Ve yapraklar mâbeyninde tâ zirvesinde birer salkım mevz verir. Ve her salkımı mûm sofrası gibi bir yeşil tekerlek kenârında ikişer kat sıra sıra dizilmiş iki yüz dahi ziyâde ve noksân sarı patlıcan-misâl mevzlerdir. Kemâlin bulunca sapsarı kehrübâr olur. Andan koparup Y 238a tenâvül ederler. İbtidâsı yeşildir. Gerçi sûretde patlıcan-misâl mevzûndur, ammâ içinde patlıcan gibi tohumu yokdur, hemân leb-ber-leb bir ma‘cûn-ı mukavvîdir. Ucundan kabuğu soyulur. Ve şeker ile tenâvül olunsa dahi latîf olur. Dörd beş dânesi tenâvül olunsa, lahm yemiş kadar gınâ verüp gâyet tok tutar. Serî‘u'l-hazmdır ve gâyet nâfi‘dir. Bedene kuvvet verüp menîyi ziyâde edüp kuvvet-i basarı dahi ziyâde eder ve tabî‘atı i‘tidâl üzre eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y237b–Y238a ·
metinde göster ·
… s[h]îh eder, ve cemî‘i ahlât-ı rîhi tahtânî sürer, ve gâyet mukavvî ve kuvvet-i
basarı
ziyâde eder. Kırk gün tenâvül eden kimesnenin vücûdunda aslâ safrâ ve sevdâdan …
Ve şem‘in bir âdem cevz-i bevvâ kadar ba‘de't-ta‘âm tenâvül etse cümle ta‘âmı hal edüp mi‘deyi tas[h]îh eder, ve cemî‘i ahlât-ı rîhi tahtânî sürer, ve gâyet mukavvî ve kuvvet-i basarı ziyâde eder. Kırk gün tenâvül eden kimesnenin vücûdunda aslâ safrâ ve sevdâdan bir ahlât kalmayup rûy-ı rengi ahmerü'l-levn olup ten-dürüst olur. Mısır'da sûk-ı Fahhâmîn'de şem‘-i İsvân çok bulunur, böyle hâssaları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y387b ·
metinde göster ·
ziyâde oluyor. Zîrâ bu hakîr Fûncistân'ın Firkaniye [Firdâniye?] vilâyetinde ik …
Ve bu diyârda âdemin kuvvet-i basarı ziyâde oluyor. Zîrâ bu hakîr Fûncistân'ın Firkaniye [Firdâniye?] vilâyetinde iken ol şiddet-i hârda allâhümme âfinâ, ayneynime gûyâ bir perde ârız olup gece alîl gibi illetli olup rûz-ı rûşende yine ke'l-evvel olurdum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·