… eyü fermânlar ihsân edüp Mısır tüccârânları haz edüp sürûrlarından ayakları yer
basmaz
olup keştîbân-ı Akdeniz'den sonra alay etdiler.
"Alay-ı evvel tüccârân-ı Mısır ve alay-ı sânî kassâb cömerdân-ı merd-i meydân olalar" deyü fermânlar ihsân edüp Mısır tüccârânları haz edüp sürûrlarından ayakları yer basmaz olup keştîbân-ı Akdeniz'den sonra alay etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 165b ·
metinde göster ·
… u dervîş bu gûne âşıkâne cevâbları istimâ‘ edüp sürûrundan pây-ı şerîfleri yere
basmazdı
. Hemân anlar dahi bizim ebyâtlara karşılık bu Arabî kıt‘ayı âğâza eyledi. Kıt‘a …
deyü bu ebyâtları terennüm etdiğimizde dervîş eydür "Üstâdına rahmet sen câna aşk ola abdal!" dedi. Hakîr dahi "Aşkına meşk-i İlâhî ola ve yarıcın Allah ola," dedim. Hemân dilrîş u dervîş bu gûne âşıkâne cevâbları istimâ‘ edüp sürûrundan pây-ı şerîfleri yere basmazdı. Hemân anlar dahi bizim ebyâtlara karşılık bu Arabî kıt‘ayı âğâza eyledi. Kıt‘a:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175a ·
metinde göster ·
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… m olup yine mi Acem ülkesini seyr [ü] temâşâ ederim." deyü sürûrdan ayağım yere
basmaz
oldu.
Paşa eydür: "Tiz cümle birer birer bu dîvânhâneye çeksinler." deyü fermân edince elli aded sâfinâtu'l-ciyâd misilli atlar ve hussân ü mühreler geldi kim Hudâ bilür her biri birer genc-i Kârûn değer karınlı ve kasıklı küheylân 285a atlar idi. Cümlesin paşa emîr-i ahûru alup kabz etdi ve paşa ol atları birer birer erbâbına ve hân cenginde atı şehîd olanlara ve dahi Van ağalarına verdi. Hamd-i hudâ bu du‘âgûya da bir at ve bir kısrak verüp "Hâzır ol seni Acem diyârına göndersem gerekdir." dedi. Gûyâ "Cihân benim olup yine mi Acem ülkesini seyr [ü] temâşâ ederim." deyü sürûrdan ayağım yere basmaz oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 284b–285a ·
metinde göster ·
… : Evvelâ hoşhorca üzümü ve Mevlevihâne kirazı ve gayrı yerlerde vişnesi ve yere
basmaz
emrûdu ve elması ve eriği (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) …
Sitâyiş-i me’kûlât-ı fevâkih-i müsmirât: Evvelâ hoşhorca üzümü ve Mevlevihâne kirazı ve gayrı yerlerde vişnesi ve yere basmaz emrûdu ve elması ve eriği (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a ·
metinde göster ·
nâm bir gûne tuhaf emrûdu olur. Bu kevnün bir diyârında olmaz. Hattâ Melek Ahme …
Memdûhâtından bâğ u bâğçeleri gâyet çokdur. Yere basmaz nâm bir gûne tuhaf emrûdu olur. Bu kevnün bir diyârında olmaz. Hattâ Melek Ahmed Paşa'ya bu emrûddan kırk aded emrûd götürdüler. En müntehâsı bir vukıyye yedi dirhem geldi. Ba‘zısı üç yüz seksen ve üç yüz doksan dirhem geldi ve bu emrûdu bir gûne şerbet ile turşu ederler. Her biri gûyâ birer tulum baldır, ammâ bu turşu suyun içenlere keyf verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 133a ·
metinde göster ·
… tebe silâhına mukayyed gâzîlerdir kim bir silâhları dahi cümlesi âbdestsiz yere
basmazlar
ve zikrullâhsız gezmezler.
"Benüm puşkamı ve sabulamı, ya‘nî tüfengimi kılıcımı benimle mezâra bile koyun. Göreyim anda dahi şeytân ve zebânîler yanuma uğrayabilirler mi?" demiş, dâr-ı bekâya gitmiş. Tâ bu mertebe silâhına mukayyed gâzîlerdir kim bir silâhları dahi cümlesi âbdestsiz yere basmazlar ve zikrullâhsız gezmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 157a ·
metinde göster ·
Ve Melek Paşa cemî‘i zamânda âbdestsiz bir kadem yere
basmazdı
ve hîn-i mücâma‘atda tarfetü'l-ayn içre gasl edüp teheccüd ve işrâk-ı ebvâbeyn …
Ve Melek Paşa cemî‘i zamânda âbdestsiz bir kadem yere basmazdı ve hîn-i mücâma‘atda tarfetü'l-ayn içre gasl edüp teheccüd ve işrâk-ı ebvâbeyn salâtlerin kılup dâ’imâ sermâye-i ömr-i girânmâyeleri savm-ı Dâvûd ile güzerân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48b ·
metinde göster ·
… geçit ümmîdi olan yerlerin su içinde tahtalara harbeler kakup at ve âdem kadem
basmaz
.
Her ne mahalden geçelim dedikse nehr-i Raba'nın iki cânibleri kesme uçurum topraklar ve su kenârında birbirine birer top menzili haberci kulleleri geçit ümmîdi olan yerlerin su içinde tahtalara harbeler kakup at ve âdem kadem basmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3a ·
metinde göster ·
El-hâsıl bu kâfir elçisi de yüz bin istiğnâ ile karınca
basmaz
reftâr ile yürüyerek bizimki de vararak orta milde birbirlerinin ellerine yapış …
El-hâsıl bu kâfir elçisi de yüz bin istiğnâ ile karınca basmaz reftâr ile yürüyerek bizimki de vararak orta milde birbirlerinin ellerine yapışup birbirlerine ta‘zîm [ü] tekrîm ederek orta milin dibinde birer iskemle üzre oturup niçe bin lecden sonra cümle 45b sa‘âdetlü pâdişâhın hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûnu üzre cemî‘i sulhları ve yigirmi iki yıla tarafeynden yigirmi ikişer mâddeleri kabûl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45a–45b ·
metinde göster ·
… yine benî âdemde merhamet var imiş. Darb-ı meseldir kim yerde yatan yüzü kimse
basmaz
, derler. Gerçek imiş, kırk elli bin huccâcın izdihâmı içre tâ şebeke-i Resûlull …
Hamd-i Hudâ yine benî âdemde merhamet var imiş. Darb-ı meseldir kim yerde yatan yüzü kimse basmaz, derler. Gerçek imiş, kırk elli bin huccâcın izdihâmı içre tâ şebeke-i Resûlullâh'da huzûr-ı müvâcehe-i Resûlullâh'a varup âsitâne-i hâssasın bûs edüp ba‘dehu ber-zânû olup andan ber-kıyâm durup âdâb-ı huşû‘ ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y278b ·
metinde göster ·
… ı aslâ fârûk olmayup yabana atarlar ve fukarâya bezl edüp yerler, ba‘zısın ayak
basmaz
yere defn ederler.
Her yılan birer miskâl kurs ancak olur, bu kadar çekilen renc [ü] anâ ve âlâm-ı şedâyid ve havf [u] haşyet ve ihtimâm birer miskâl kurs içündür. Cümle pişmiş a‘zâsı aslâ fârûk olmayup yabana atarlar ve fukarâya bezl edüp yerler, ba‘zısın ayak basmaz yere defn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y125a ·
metinde göster ·