Bu mahalde asker-i İslâm'dan Rahova'nın nihâyetine dek ota otluğa giden huddâmlardan hânın pusuda olan âdemleri basup bir hayli ceng edüp elli aded yiğitlerimiz hân âdemleri hâke 263a düşürüp başlarıyla altı aded yiğitleri hâna dil getirüp hân bunları ne kadar askeriniz vardır ve Erzurûm'dan gelen beğleri ve top ve cebehâne ahvâllerin cümle su’âl edüp bu altı aded yiğitlere onar altun ihsân edüp ve kelleleri dahi bunların terkilerine asup orduya geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 262b–263a ·
metinde göster ·
kâfir el kaldırmadan üç bin kadar güzîdesin esîr-i bend-i zincîr edüp götürmede …
Tavsîf-i cüyûş-ı sâlis: Bunlar tâ Alaman deryâsı kenârında tâ vilâyet-i Holandiye'ye seğirdirler, ale'l-gafle basup bir kâfir el kaldırmadan üç bin kadar güzîdesin esîr-i bend-i zincîr edüp götürmede yenli ve bahâda ağır olan şeyleri alup altı yüz kadar arabalara tahmîl edüp avdet ederler, ammâ bunların cümle esîrleri Nemse'nin Alaman güzelleri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 114b ·
metinde göster ·
… al‘ası içinden asker kal‘ayı bırağup çıkdıkların Kalmık işidicek kal‘ayı Kalmık
basup bir
ceng-i azîm ederlerken,
Ammâ biz Hân ile bunda iken Mehemmed Geray Hân'ın (...) binâ etdiği Şâdkirmân kal‘ası içinden asker kal‘ayı bırağup çıkdıkların Kalmık işidicek kal‘ayı Kalmık basup bir ceng-i azîm ederlerken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157b ·
metinde göster ·
… a bir gûne kertikler kertüp ve demir ile ağaç üzre kızgın münakkaş demiri ağaca
basup bir
gûne nakş oldu kim rûy-ı zemîn nakkâşları eyle bir nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nüm …
"İnşâallâh biz de sana böyle çetele tamga veririz. Tâ Çîn ve Hıtâ ve Hoten ve Mâçîn ve Fağfûr vilâyetlerine varınca istersen gidüp seyâhat edesin. Bizim ol vilâyetlerde ve karanlık dünyâda ve dahi onda Yıldırak vilâyetinde akrabâlarımız vardır. Anda mu‘azzez [ü] mükerremsin" deyü ol ân hakîre bir ardıç ağacı gibi kırmızı ağaç pâresi üzre kendi bıçağıyla bir gûne kertikler kertüp ve demir ile ağaç üzre kızgın münakkaş demiri ağaca basup bir gûne nakş oldu kim rûy-ı zemîn nakkâşları eyle bir nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn edemezler. Hemân hakîr çetele münakkaş ağacı öpüp başıma koyup bir destimâle sarup koynuma koyup yine kelimât-ı gûnâ-gûnlara başladık. Elçi beğe dedi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175b ·
metinde göster ·
… ı kararup üzerimizde olan âfitâbın nûru gidüp evc-i semâ kebûd-gûn olup zulumât
basup bir
ra‘d u berk ve bir şiddet-i şedîd rûzgâr olup gûyâ ebr-i nîlgûn pâre pâre olup …
Hemân anı gördüm, şark ve garb ve şimâl tarafları kararup üzerimizde olan âfitâbın nûru gidüp evc-i semâ kebûd-gûn olup zulumât basup bir ra‘d u berk ve bir şiddet-i şedîd rûzgâr olup gûyâ ebr-i nîlgûn pâre pâre olup yere ener.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
"Oğlumun oğlu sa‘âdet-i dâreyn sâhibi Muhammed'im" deyü bağrına
basup bir
ân ansız olmazmış. Hamza ve Abbâs ve Tâlib ve Hâşim'den ziyâde severmiş. Bu dör …
"Oğlumun oğlu sa‘âdet-i dâreyn sâhibi Muhammed'im" deyü bağrına basup bir ân ansız olmazmış. Hamza ve Abbâs ve Tâlib ve Hâşim'den ziyâde severmiş. Bu dörd evlâdına,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y287b ·
metinde göster ·
El-hâsıl sevâd-ı mu‘azzam şehirdir. Ammâ mansarı ya‘nî harâmîsi havfından her gece bir âdem hânesinde âsûdehâl râhat yatmayup pür-silâh olup "Allâh yeğdir yeğ" deyüp nevbet beklerler. Hattâ hakîr anda iken bir azeb çorbacısının hânesin harâmîler alâ-mele’i'n-nâs basup bir hayli ceng edüp meğer çorbacı tevâbi‘âtiyle âmâde imiş, harâmîlere kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup yedi harâmî mürd olup ancak çorbacının taşra hareminde bir devesi gâyib olup bakıyyetü's-seyf mansarlar firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y307a ·
metinde göster ·