… kapudana önlerinde gemilerinin zerdûz münakkaş ibret-nümâ gûnâ-gûn sancaklar ve
bayraklar
ve filandıralar taşırlar. Ve her kapudanların önünde altunlu fânûsları gider. V …
Bunların dahi pîrleri Hazret-i Nûh'dur, sonra Risâlet asrında Ebü'l-mahz-ı Ummânî'dir. Ve tahrîr olunan üç bin aded kapudanlar çifte çifte rikâb rikâbe at başı berâber olup herbirinin önlerinde pençe-i âfitâb gemi muçoları piyâde şâtırlar yerine gidüp ellerinde kırkar ellişer dirhem Nova ve Gabele ve Taşlıca ve Cezâyir'in dalyan tüfengleri ve gemi harbeleri ve zemberekleri ile saf saf olup cümle kapudanlar ubûr edüp her kapudana önlerinde gemilerinin zerdûz münakkaş ibret-nümâ gûnâ-gûn sancaklar ve bayraklar ve filandıralar taşırlar. Ve her kapudanların önünde altunlu fânûsları gider. Ve cümle kapudanlar semmûr hil‘at-ı fâhireler ve akmişe-i gûnâ-gûnlar ile mülebbes olup geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 165a ·
metinde göster ·
… müsellah ve mahbûb hâs gılmânlarının ellerinde sırıkları ve avuçlarında zerdûz
bayraklar
ile çifte çifte arz-ı kâlâ edüp ubûr ederler.
Ve bu Kapudan Karamanlı Alî Beğ'in ardı sıra müsellah ve mahbûb hâs gılmânlarının ellerinde sırıkları ve avuçlarında zerdûz bayraklar ile çifte çifte arz-ı kâlâ edüp ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 165a ·
metinde göster ·
… bbesi kadar karları keşâ-keş ederler. Ve yetmiş seksen katâr katırları gûnâ-gûn
bayraklar
ile tezyîn edüp her birinde birer yük billûr gibi Keşîş dağı buzların keçe çull …
Ve niçe yüz kızaklar ve arabalar üzre hammâm kubbesi kadar karları keşâ-keş ederler. Ve yetmiş seksen katâr katırları gûnâ-gûn bayraklar ile tezyîn edüp her birinde birer yük billûr gibi Keşîş dağı buzların keçe çullara koyup katâr katâr ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173a ·
metinde göster ·
diküp emîr-i âhûr pâdişâha ziyâfet edüp bir mücevher {eğerli sâfinât misilli} a …
On tokuzuncu, otluk anbârı emîni: Ağaları birdir, neferâtları iki yüzdür. Bu anbâr yetmiş yerdedir, her hünkâr bâğçesinde dağlar gibi yığılmış otluk vardır. Ammâ Vefâ meydânı'nda otluk anbârı ve Âhûrkapusu'nun iç yüzünde otluk anbârı azîm dağlar gibi yığılmış otluklardır. Emîr-i âhûr nâzırıdır. Kaçan kim Çatalca'dan on bin araba otluklar gelüp anbârlar doldukdan sonra otluk yığınları üzre kemendlerle çıkup bayraklar diküp emîr-i âhûr pâdişâha ziyâfet edüp bir mücevher {eğerli sâfinât misilli} at hedâyâ çeküp on aded gulâmların pâdişâh harem-i hâssa alup çırâğ etmek kânûndur. Bu anbârda kâtibler ve çeribaşılar ve âhûr kethudâsı ve hidmet edenler ve Çatalca'da çayır bekleyen bir oda çorbacı dahi ziyâfetden sonra yetmiş aded hil‘atlar geyilüp bu hil‘atlar ile yine alay-ı esnâfda {otluk emîninin} cümle tevâbi‘leri arabalar üzre otlukları {yığup} ve alaca sığırların tezyîn edüp otluk emîni ve otluk çorbacısı at başı berâber ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
… üfenghâneli bir kârhânedir. Bunlar dahi dükkânları arabalar üzre edüp sebiz-gûn
bayraklar
ile donadup âteşlerde tüfeng kaynadarak ve piyâdeleri tüfeng atarak ubûr ederle …
Bunların kârhâneleri yine tüfenghânede şâhrâhın sol tarafında hisâr dîvârı dibinde başka mescidli ve ta‘lîm-i tüfenghâneli bir kârhânedir. Bunlar dahi dükkânları arabalar üzre edüp sebiz-gûn bayraklar ile donadup âteşlerde tüfeng kaynadarak ve piyâdeleri tüfeng atarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182a ·
metinde göster ·
… üşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup
bayraklar
zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin geris …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
… yola inân-ı dümeni çevirüp "Kaşka alavanta" deyüp başdardaden orsa filandıra ve
bayraklar
dikilüp kürek rebaçsası ve yelken ile vakt-i asrda yine Çukalar önünden ubûr ol …
Evsâf-ı kal‘a-i Anavarin : Mora cezîresinde liman-ı azîmdir ve iki kal‘ası vardır, biri aşağı liman ağzı kayalarında, biri evc-i âsumâna berâber kayalar üzre vâki‘ olmuşdur. Bunda lenger-i ikâmet bırağılup fi'l-hâl donanma-yı hümâyûnun batîü'l-hareke olan on pâre tershânenin çakal gemilerini boşaldup cümle levâzımât, mühimmât, cebehâne ve askerîsini ve kürekçilerin gayrı gemilere yerleşdirüp sulanup gayrı tedârikler görürken bu Anavarin limanına karîb Venedik kâfirinin cezîre-i Zaklise ve cezîre-i Kefelonyoz ceneralleri barud ve gülle ve kurşum ve gayrı çuka ve kumaş ve akmişe-i fâhireler ile niçe gûne hedâyâlar getirüp serdâr-ı mu‘azzama buluşup "Gazânız mübârek ola" dediler. Ammâ murâd [u] maksûdları çâşıtlık idi. Gördüler kim Osmânlının seferi Malta üzerine olduğuna itmînân-ı kalb hâsıl edüp cezîre-i dârü'l-bevârlarına avdet etdiler. Bu limanda dahi Mora ve Arnavudluk şehbâzlarından üç bin asker-i güzîde dahi gemilere ıskarça olup cümle mücâhidü fî-sebîlillah cemî‘î levâzımâtların görüp sulanup, âb-ı hayât nehr-i azîmi bu liman içre deryâya mahlût olur, üçüncü gün filandıra dikilüp göç boruları çalınup bu liman-ı azîmden tokuz yüz pâre sağîr ü kebîr yelken çıkup sehl engine çıkup Karabatak ve Kapudan Durak nâmân kulağuzların on aded uçkun firkateleri beşer altışar mil ileride giderken Malta cânibine müteveccih olup cümle asker-i İslâm bildiler kim donanma-yı hümâyûn Malta'ya gider. Hemân kim vakt-i zuhr olunca ol deryâ-yı bî-emânın ortasına varınca hemân Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa başdarda-i hümâyûn ile tarfetü'l-ayn içre girüye dönüp geldikleri yola inân-ı dümeni çevirüp "Kaşka alavanta" deyüp başdardaden orsa filandıra ve bayraklar dikilüp kürek rebaçsası ve yelken ile vakt-i asrda yine Çukalar önünden ubûr olununca hemân Çuka cezîresi kal‘asının cânib-i erba‘asından işâret âteşleri ve işâret topları atılmağa başladı, fi'l-hâl anı ubûr edince vakt-i gurûb olup andan ol şeb-i muzlimde cümle cezîre-i Girid âteş-i Nemrûd ile çırâğân olup vakt-i Şâfi‘î'de Bismillah ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 270b ·
metinde göster ·
… n niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz
bayraklar
ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etd …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle gark olup niçesi nehr-i Çoruğ içre şinâverlik edüp karşu tarafa selâmetle çıkdım zann edüp beri tarafdan dalyan tüfenkler ile cüyûş-ı muvahhidîn halâs olanlara kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular. Kenar-ı Çoruğ'da kalan keştîlerinden yedi adedini ihrâk-bi'n-nâr edüp bakıyyetü's-seyfden mâ‘adâ ikiyüz aded küffâr kal‘aya dâhil olamayup cümle giriftâr-ı bend-i hicrân oldular. Küffâr kal‘adan bu hâl-i diyer-gûn-ı pür-melâli görüp dibelik cânların halâsdan kat‘ edüp cân [u] gönülden cenge âheng etdiler. Bu üç kerre hücûm-ı cengde yetmiş aded guzât-ı müslimîn şehd-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-ı âhiret oldular. Âhir Seydî Ahmed Paşa bu hâli görüp Batum sancağı nevâhîlerine gerüden gelüp yetişen kapucubaşıların nâhiye nâhiye fermânlar ile asker sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli harbalı ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipravoli'den ve Şena ve Çiho'dan niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz bayraklar ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etdiler. Ol sâ‘at anlara ârâm vermeyüp "Koma kardaşlar, gayret sizindir. Dîn uğuruna çalışın. Allah'ım hem seni kerîmdir, hem beni kerîmcidir" deyü Çerkes lisânı üzre Koca Gâzî Seydî Paşa cümle guzâtı cenge terğîb edüp va‘de-i kerîmeler edince azamet-i Hudâ cânib [u] etrâfdan dağî ve taşî ve bâğî ve râğî, yakın ve ırağî asker-i deryâ-misâl mevc ve mevc olup herkesin ellerinde birer demet çalı ve birer tobra tezek ve birer demet lazot darısı ve gügüm çalısı ve pasda darısı sapı demetleri ile gelüp kal‘anın cânib-i erba‘asına demetleri yığarken kimi şehîd ve kimi mecrûh olup bu hücûmda dahi yetmiş aded adem şehîd olup mertebe-i şehâdete yetmişlerdi. Derhâl bu aralıkda Seydî Ahmed Paşa gemi direkleri ve kürekleri nerdübânların kal‘a dîvârlarına bî-bâk u bî-pervâ dayayup cümle guzât-ı müslimîn bir yire cem‘ olup bir ağızdan cümle gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allah Allah evc-i âsmâne peyveste olup Batum dağları ve bâğları ra‘d-vâr gürleyüp sıyt u sadâ-yı velvele-i benî Âdem evc-i âsumâna urûc etdikde cümle guzât dahi darı ve çalı demetlerinden ve nerdübânlarından İspir keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup alev-ber-alev küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müslimîne kurşum ururken hemân Gâzî Seydî Paşa dal-kılıç kal‘anın cânib-i şarkî kûşesindeki kulle üzre iç ağalarıyla çıkup elinde dal-kılıç "Bre koman şehbâzlarım" deyü feryâd edince guzât-ı müslimîn Seydî Paşa'yı görüp mûr-ı siyâh, mâr-ı ejdehâya üşer gibi kal‘aya üşüp her tarafdan hücûmlar edince derûn-ı kal‘ada olan küffâr gördî kim der-i dîvâr üzre guzât-ı müslimîn kılıç urup gelir, hemân cân-ı habîslerin nâr-ı sa‘îre atar gibi atup ıhrâk-bi'n-nâr olup niçesi kılıç havfinden kal‘adan pertâb edüp dest [ü] pâları şikeste olup bî-per ü bâl olup kaldı. Kimi nehr-i Çoruğ'a düşüp gark-ı âb oldu. El-hâsıl ol gün vakt-i Şâfi‘î'den tâ vakt-i asra dek Hudâ âlimdir cümle Seydî Ahmed Paşalı ve gayrı guzât-ı müslimîn bir nân-pâre tenâvül etmeyüp iş bu sene mâh-ı (---) günü vakt-i asrda kal‘a-i Gönye feth olup hamd-i Hudâ hakîre ibtidâ feth ezânı kırâ’at etmek müyesser oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr ve sekiz yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ feth olunan altmış yedi pâre kefere firkatelerin kal‘a altına getirüp cümle mühimmâtların yerli yerine koyup âmâde durdu ve dellâllar nidâ edüp üç gün üç gice top u tüfenk şâdmânları olup ve her şeb kanâdîl ve meş‘ale çerâğânları olup gicemiz Kadr, rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ olup hamd-i Hudâ ile feth-i fütûhda bulunduk. Hemân kal‘a feth olup ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunurken kal‘anın cânib-i şarkîsinden tarafa nehr-i Çoruğ kenarından berü niçe bin reng-â-reng bayrağ u sancağ ve alay-ı Muhammedî ile niçe bin asker kal‘ada şâdmân içün atdığımız 330a top-ı kûblerin sadâsın istimâ‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn tekbîr-i Muhammedî getirüp tâ kal‘a altına dek at bırakdılar. Gördiler kim kal‘a feth olup Seydî Ahmed Paşa derûn-ı kal‘ada âlât [u] mühimmât görmede. Meğer bu asâkir-i kerrâr Erzurûm Valisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz tarafından Erzurûm eyâleti askeriyle Kars Paşası Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa cümle askere serdâr-ı zafer-şi‘âr olup Erzurûm sahrâsından beş günde Gönye altına yedi bin güzîde asker gelüp kal‘a-i Gönye altında nehr-i Çoruğ sâhilinde salt sebük-bâr hayme ü hargâhsız çıtâçıt meks etdiler. Bir cânibde Pasin sancağına mutasarrıf Ketağaç Paşa kondu. Bir tarafa Pasin sancâğının erbâb-ı timarı ve erbâb-ı zü‘amâları ve kal‘a neferâtlarının nısfıyla cümle iki bin asker meks etdiler. Ve Ahıçka kal‘asının muhâfazasına me’mûr olan Ketenci Ömer Paşazâde Tavîl Mehemmed Paşa mutasarrıf olduğu Urfa eyâleti askeriyle ve Birecik Beği Alî Merdân Beğ livâsı askeriyle ve gayrı gönüllü fedâyî askerler bir tarafa meks etdiler. Ve Malazgird Beği Mehemmed Beğ iki bin be-nâm-ı nâmdâr, güzîde, yarar, dilâver erler ile nehr-i Çoruğ kenarına kondular. Kiğı sancağına mutasarrıf Deli Hüsâm Beğ, Tabanıyassı Mehemmed Paşa çerâğlarından nâmdâr [ve] server bin mikdârı livâsı askeriyle zîr-i kal‘ada sâhil-i Karadeniz'de feth olan Kazak-ı Ak kayıkları muhâfazasına me‘mûr olup meks etdi. Ve'l-hâsıl Kemâh ve Erzincân ve Tercân [ve] Kelkik ve Koylıhisâr ve Hacı Murâd kal‘ası ve Gümüşhâne ve Bâyburd ve Hınıs ve İspir ve Tekmân ve Kuzucân ve Tortum ve Mecingird ve Mamrevân sancaklarının ve gayrı kılâ‘ ve kasabâtlarının cümle sancakbeğleri ve alaybeğleri ve çeribaşıları ile gelüp kal‘a-i Gönye altında meks etdiler. Dahi akîblerince Şebin Karahisârı sancâğı, Ahıska paşası olan vezîr-i rûşen-zamîr Koca Sefer Paşa'nın ber-vech-i arpalığı idi. Kethüdâsı olan Müsellem Sarı Dervîş Ağa, Şebin Karahisârı'nın erbâb-ı zü‘amâsı ve erbâb-ı timarıyla cümle iki bin mikdârı güzîde asker ile bâlâda tahrîr olunan sancak askerlerine dündâr olup ol dahi nehr-i Çoruğ kenarında meks edüp zîr-i kal‘ada bir azîm dîvân-ı pâdişâhî olup ikinci serdar-ı imdâd-kâr olan Bâkî Paşa-yı nâmdârda Defterdârzâde tarafından bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve bir sorguç-ı şâhâne var imiş, ol dîvân-ı şehriyârîde Bâkî Paşa ayak üzre kâ’im olup "Gazân kutlu olsun, Erzurûm Vezîri serdâr-ı mu‘azzamım. Defterdârzâde Mehemmed Paşa, size selâm edüp bu zerdûz hil‘ati ve bu semmûr lipâçeyi ihsân etdi" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın zahrına giydirüp başına bir mücevher otâğa sokup hayr du‘â ü senâ olundu. Hikmet-i Hudâ vakt-i asrda yine leb-i nehr-i Çoruğ ile bir kırk elli pâre Laz meneksile kayıkları zâhir olup cereyân ederek gelirken gördüler kim derûn-ı kal‘ada ümmet-i Muhammed mâl-â-mâl ve bîrûn-ı kal‘ada hem-çünân hayme ve hargâh-ı asâkir-i Âl-i Osmâniyân deryâ-misâl meks etmişler, hemân cümle kayıklar gerü dönüp firâra yüz dutdular. Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i fetâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm savaş-ı perhâş olup hamd-i Hudâ kırk yedi pâre kayık giriftâr-ı dâm ve Mikril kâfirlerinin üç yüz mikdârı esîr (---) ve altı yüz mikdârı gark-ı âb-ı nehr-i Çoruğ (---) olup hamd-i Hudâ bir seferde üç gazâ oldu. İbtidâ kayıkları feth oldu. Sâniyen kal‘a feth oldu. Sâlisen yine bu Mikril kâfirlerinin kayıkları feth oldu. Meğer bu mel‘ûnlar kal‘aya istilâ eden Kazak-ı Ak'a imdâda gelen Mikrilistânın âsî Aznavur gavurları imiş. Gemileri mâl-â-mâl ve leb-ber-leb me’kûlât ü meşrûbât imiş. Seydî Paşa bu zahâ’irin cümlesin imdâda gelen guzât-ı müslimîne bezl edüp Ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ol gice yine derûn [u] bîrûn-ı kal‘ada ol kadar top u tüfenk ve fişenk şâdmânlıkları oldu kim şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl olup tâ vakt-i sehere dek kâh gülbâng-ı Muhammedî, kâh tabl-ı Âl-i Osmânîlere turralar urulup sabâha dek çerâğânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329b–330a ·
metinde göster ·
… -ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle
bayraklar
ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
… üdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp
bayraklar
göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldil …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… İpşir Paşa haklarına nefir-i âm emirleri vermişdir. Hemân basın" deyince bizim
bayraklar
köyü ale'l-gafle basup ceng ederken anlar köy içinden feryâd edüp "Bre biz İpşi …
Menzil-i karye-i Merece {ve sebeb-i katl-i Varvar Re’isi Halîl Efendi}: Beğpâzârı nâhiyesinde yüz hâneli kurâdır. Bunda bir çarıklı Etrâk gelüp "Müjde sultânım! İpşir Paşa bölükleri Varvar Alî Paşa'nın dîvân efendisi Halîl Efendi'yi kova kova bu mahalle getirdiler. İşte Sakarya suyu kenarına kaçıyor" deyü haber etdiklerinde müjde eden âdeme ihsânlar edüp "Alıkon şu gidiyi" deyüp yedi bayrak bölükbaşılar cümle atlanup haber eden herîfi kulağız edüp ol gün ılgar edüp ale's-seher Bahşılı nâm bir karye kurbuna vardıklarında köyden bir Etrâk gelüp "Bre ağalar! Şu köyde Varvar Alî Paşa'nın bozulmuş celâlî bayrakları vardır. İpşir Paşa haklarına nefir-i âm emirleri vermişdir. Hemân basın" deyince bizim bayraklar köyü ale'l-gafle basup ceng ederken anlar köy içinden feryâd edüp "Bre biz İpşir Paşa bayraklarıyuz" derler. Bizim bayraklar i‘timâd etmeyüp cenge âheng edüp niçesin tu‘me-i şimşîr ve niçesi firâr edüp cümlesinin atları ve katarların alup bu kadar mâl-ı ganâ’imle paşaya geldiler. Yine on bayrak asker seçilüp Varvar dîvân efendisi üzre gidüp nehr-i Sakarya kenarında yetişirler. Bir sa‘b yerde olmağıla ceng-i azîm edüp âhir Halîl Efendi kendüyi atıyla nehr-i Sakarya'ya ururken bir yiğit dahi ardı sıra suya at sürüp bir hışt ile Niksârlı Halîl Efendi atdan yıkup su içinden taşra çıkarup dest ber-kafa kayd-bend ederler. Ol mahalde yedi katar katır ve beş katar-ı deve mâl [u] erzâkı zabt [u] rabt etdükleri mahalde paşa ile iç ağaları yetişüp fakîr Halîl Efendi['yi] paşa huzûruna getirdiklerinde bî-tâb u tüvân gelüp eydür: "Sultânım! Niksârda Erzurûm'a giderken ve gelirken hâneme konup mümkün olduğu mertebe ni‘metim yiyüp sultânıma hizmet etmişim. Evlâdın Mustafâ başiyçün olsun mâlımı alup kuşça cânım âzâd eyle" dedikde dahi "Nerede mâlın vardır", "İşte bunda kırk üç bin altunum ve yedi kisem vardır ve Engürü'de Mütevellî Hasan Ağa'da on bin altun ve kırk kîse vardır ve bu kadar mâl [u] menâlim vardır" deyü hazînedârında olan pusulayı alup cellâd deyüp nehr-i Sakarya kenarında fakîr Halîl Efendi'nin ve Çıplak Alî Ağa'nın ve hazînedârının kelleleri kesilüp Emîr-i ahûr (---) Ağa ile der-i devlete ser-i bî-devletleri gönderilüp Alacaatlı Hasan Ağa ile hakîri Halîl Efendi kâ’imesi mûcebiyle Mütevellî Hasan Ağa'dan tahsîl olunmak kayd-bendine emirler tahrîr edüp üç yüz yiğit ile cânib-i kıbleye Sakarya nehri kenarından (---) sâ‘atde kasaba-i Ayaş nâhiyesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366b ·
metinde göster ·
… anlar köy içinden feryâd edüp "Bre biz İpşir Paşa bayraklarıyuz" derler. Bizim
bayraklar
i‘timâd etmeyüp cenge âheng edüp niçesin tu‘me-i şimşîr ve niçesi firâr edüp cü …
Menzil-i karye-i Merece {ve sebeb-i katl-i Varvar Re’isi Halîl Efendi}: Beğpâzârı nâhiyesinde yüz hâneli kurâdır. Bunda bir çarıklı Etrâk gelüp "Müjde sultânım! İpşir Paşa bölükleri Varvar Alî Paşa'nın dîvân efendisi Halîl Efendi'yi kova kova bu mahalle getirdiler. İşte Sakarya suyu kenarına kaçıyor" deyü haber etdiklerinde müjde eden âdeme ihsânlar edüp "Alıkon şu gidiyi" deyüp yedi bayrak bölükbaşılar cümle atlanup haber eden herîfi kulağız edüp ol gün ılgar edüp ale's-seher Bahşılı nâm bir karye kurbuna vardıklarında köyden bir Etrâk gelüp "Bre ağalar! Şu köyde Varvar Alî Paşa'nın bozulmuş celâlî bayrakları vardır. İpşir Paşa haklarına nefir-i âm emirleri vermişdir. Hemân basın" deyince bizim bayraklar köyü ale'l-gafle basup ceng ederken anlar köy içinden feryâd edüp "Bre biz İpşir Paşa bayraklarıyuz" derler. Bizim bayraklar i‘timâd etmeyüp cenge âheng edüp niçesin tu‘me-i şimşîr ve niçesi firâr edüp cümlesinin atları ve katarların alup bu kadar mâl-ı ganâ’imle paşaya geldiler. Yine on bayrak asker seçilüp Varvar dîvân efendisi üzre gidüp nehr-i Sakarya kenarında yetişirler. Bir sa‘b yerde olmağıla ceng-i azîm edüp âhir Halîl Efendi kendüyi atıyla nehr-i Sakarya'ya ururken bir yiğit dahi ardı sıra suya at sürüp bir hışt ile Niksârlı Halîl Efendi atdan yıkup su içinden taşra çıkarup dest ber-kafa kayd-bend ederler. Ol mahalde yedi katar katır ve beş katar-ı deve mâl [u] erzâkı zabt [u] rabt etdükleri mahalde paşa ile iç ağaları yetişüp fakîr Halîl Efendi['yi] paşa huzûruna getirdiklerinde bî-tâb u tüvân gelüp eydür: "Sultânım! Niksârda Erzurûm'a giderken ve gelirken hâneme konup mümkün olduğu mertebe ni‘metim yiyüp sultânıma hizmet etmişim. Evlâdın Mustafâ başiyçün olsun mâlımı alup kuşça cânım âzâd eyle" dedikde dahi "Nerede mâlın vardır", "İşte bunda kırk üç bin altunum ve yedi kisem vardır ve Engürü'de Mütevellî Hasan Ağa'da on bin altun ve kırk kîse vardır ve bu kadar mâl [u] menâlim vardır" deyü hazînedârında olan pusulayı alup cellâd deyüp nehr-i Sakarya kenarında fakîr Halîl Efendi'nin ve Çıplak Alî Ağa'nın ve hazînedârının kelleleri kesilüp Emîr-i ahûr (---) Ağa ile der-i devlete ser-i bî-devletleri gönderilüp Alacaatlı Hasan Ağa ile hakîri Halîl Efendi kâ’imesi mûcebiyle Mütevellî Hasan Ağa'dan tahsîl olunmak kayd-bendine emirler tahrîr edüp üç yüz yiğit ile cânib-i kıbleye Sakarya nehri kenarından (---) sâ‘atde kasaba-i Ayaş nâhiyesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366b ·
metinde göster ·
… elüp "Bre Sultânım, pusuda olan asâkir-i İslâm'ı Dürüzî basup gâlib gelüp bizim
bayraklar
mağlûb olmada. Hâlâ ceng-i azîmdir" deyünce mukaddemâ ileri kırk bayrak piyâde …
Leb-i deryâda İskender-i Kübrâ binâsıdır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Melikü't-Tâhir İşpaniye keferesi elinden feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Şâh'a emân ile vermişlerdir. Sayda hâkinde voyvadalıkdır ve kazâdır. Ve kal‘ası leb-i deryâda bir kal‘a-i azîm ve liman-ı kebîri var. Hâlâ câ-be-câ yerleri mündehimdir. Cirmi altı bin adımdır. Ve üç mahalle ve üç yüz toprak örtülü hâneleri ve bir câmi‘i ve bir hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve bir deyr-i ma‘mûru var, cümle kefere Aleksandır'ın ma‘bedgâhıdır deyü i‘tibâr ederler. Bu mahalde cümle keferelerdir ammâ aslâ lisân-ı Rûmî bilmeyüp Arabî tekellüm ederler ve yemîn etseler "Vahad Allah, bi-sırrı Hazret-i Şem‘ûn" derler. Ve bu kal‘a bir kumsal yerde vâki‘ olmağıla leb-i deryâda limana nâzır bir kulle-i kavîsi Fâtih-i Yemen Sinân Paşa binâsıdır. Dizdârı ve merdim-i hisârı elli nefer ile bunda sâkinlerdir. Sekiz rüzgâr-ı zûr-kârdan emîn liman-ı kebîri vardır. Akka limanında gemiler kışlamayup burda yatarlar ammâ kum deryâsı günden güne şehri gark-ı rimâl etmededir. Zamân-ı kadîmde kum tılsımâtı olmak üzre bir amûd-ı âlî var imiş. Ma‘ânoğlu defîne vardır deyü amûdı münhedim edüp kum bu şehre dâhil olmağa başlar. Niçe gûne evsâfları bu kal‘a-i Sûr'un yine Mekke-i Mükerreme'ye gitdiğimiz sene Şâm Tarablusu evsâfıyla mufassal tahrîr olunmuşdur. Bu kal‘ayı seyr [u] temâşâ edüp mahall-i ma‘hûdda cümle asker Nakura Boğazı'n geçmek içün hâs u âm müşâvere edüp Sıfet hâkimi çarhacı olup kırk bayrak sekban sarıca askeri nısfu'l-leylde pür-silâh olup Nakura Boğazı'na varup hâlî bulup pusu yerlerine sepişüp cümle bahâdırân âmâde hâmûş-bâş yatdılar. Ol gice Dürüzîlerden yedi aded çaşıt dutulup Paşa'ya geldükde söyledüp aslâ amân vermeyüp Sûr kal‘ası önünde kelleleri tenlerinden tîğ-ı Murtezâ ile galtân olup ale's-sabâh Nakura Boğazı'ndan feryâdcılar gelüp "Bre Sultânım, pusuda olan asâkir-i İslâm'ı Dürüzî basup gâlib gelüp bizim bayraklar mağlûb olmada. Hâlâ ceng-i azîmdir" deyünce mukaddemâ ileri kırk bayrak piyâde Sayda-i Berût ve Sıfet askeri gidüp imdâd yetişir. Paşa dahi atlanup cümle asker ile bir sâ‘atde imdâda yetişüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
altında inhizâma yüz dutan guzât-ı Müslimîn tâze cân bulup iki asker meyânında …
Der-akab paşa-yı re’y [u] tedbîr cümle askeri piyâde edüp cengi harbîlere tarralar urulup cümle asker ceng-i azîm olan mahallere varmayup Şâmlı Osmân Ağa bir koldan ve Delibaşı bir koldan ve Üsküdar cenginde Gürcî Nebî ile firâr eden Çomar Bölükbaşı bir koldan ve dörd yüz iç ağaları leb-i deryâdaki yalçın kayalardan ve'l-hâsıl on yedi yerden alarka dağlar içinden girüp tâ mahall-i cenge vardıkda bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurunca cümle Dürüzî ve Timânîler sadâ-yı Allah Allah'ı istimâ‘ edince akılları başlarından gidüp mukaddemâ giceden pusuda basılan 39a bayraklar altında inhizâma yüz dutan guzât-ı Müslimîn tâze cân bulup iki asker meyânında Dürüzî-i bî-dînleri meydân-ı muhabbetde kalup mısrâ "Neresi yâ neresi, cây-ı selâmet neresi" mazmûnınca bir cây-ı menâs bulmaya iktidârları olmayup kudurmuş kelb-i akûr gibi yedi buçuk sâ‘at germ-â-germ ceng savaş u perhâş oldu kim bu dağlardan Ma‘ânoğlu'ndan berü böyle bir ceng-i Murtezâ Alî olmamışdır. Âhir kimi kayalardan kendüyi deryâya atup gark kimi gark-ı ırk olup pâre pâre oldu. Kimi dendân-ı tîğ-i âteş-tâb ile kellesi galtân olup vakt-i asrda üç bin aded Cebrî, Kaderî ve Nusayrî ve Timânî bî-mezheb Mervânî şemşîr-i âteş-tâbdan geçüp ba‘de'l-asr Nakura Boğazı yüz bin âlâm-ı şedâyid-i renc-i anâ ile ubûr olunup vakt-i gurûbda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b–39a ·
metinde göster ·
… d hizmetkârıyla bir pehlivân çıkup cümle askere ve Paşaya ve gayri a‘yâna yeşil
bayraklar
hedâyâlar verüp "İbret-nümâ temâşâgâhım vardır kim görmeğe muhtâcdır" deyü herk …
Bu Akye sahrâsında yetmiş-seksen bin asker ile meks ederken zikri sebkat eden cengâver Cezâyir kalyonlarından iki aded hizmetkârıyla bir pehlivân çıkup cümle askere ve Paşaya ve gayri a‘yâna yeşil bayraklar hedâyâlar verüp "İbret-nümâ temâşâgâhım vardır kim görmeğe muhtâcdır" deyü herkesi meydân-ı ma‘rekeye da‘vet etdi. Magrib-zemînde hâsıl olmuş bir uluç âdemîsi idi. Netîce-i merâm üç gün hengâme-i ibret-nümâlar etdi kim âdem vâlih u mebhût olur. Bu üç günde cemî‘i a‘yândan iki kîse kadar mâl cem‘ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a ·
metinde göster ·
… an ve sarıca askeri cem‘ etdi kim her bayrağı kâmil yüzer aded yiğit olmak üzre
bayraklar
açılmak kânûn idi ve kavm-i sarıca piyâde ve kavm-i sekban esb-süvâr olmak şart …
Bir gün Bitlîs hânına bir ta‘n-âmîz mektûb gönderüp ol dahi mektûb (---) müte’ellim olup "Melek Paşa bildiğinden kalmasın", deyü paşaya mektûb-ı nâ-sezâsı gelince paşa âteş-pâre olup, tiz Bitlîs hânı üzre seferimiz vardır, deyü serâperdesiyle tuğların Şat karşusunda Sa‘îdî köyü nâm mahalde kurup cemî‘i eyâlet-i Kürdistân'a ve eyâlet-i Van'a dahi ağavâtlarıyla emîrler pârekande edüp günden güne deryâ-misâl asker Kara Âmid'e gelmede. Bu mâbeynde Melek Ahmed Paşa efendimiz şehr-i Diyârbekir'de yetmiş bayrak sekban ve sarıca askeri cem‘ etdi kim her bayrağı kâmil yüzer aded yiğit olmak üzre bayraklar açılmak kânûn idi ve kavm-i sarıca piyâde ve kavm-i sekban esb-süvâr olmak şart idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 214a ·
metinde göster ·
ve sancaklar ve flandıraların şakırdısından ve akıl akıl efil efil livâlar bükl …
Ve niçe bin bayraklar ve sancaklar ve flandıraların şakırdısından ve akıl akıl efil efil livâlar büklüm büklüm olup cümle bayraklar şakırdısından zühre-i nâr çâk olup gûnâ-gûn sancaklar ile deşt-i Rahova lâlezâr olup sıyt u sadâ-yı benî Âdem'den ve cümle at ve kısrak ve şütür seylinden düşmanın zehresi çâk u zahm-ı pây-ı devâbâtdan zemîn çâk çâk olup gubâr-ı gerd-i siyâh ebr-i kebûda dûd-ı siyâh gibi peyveste olup hân cündü üzre nüzûl ederdi. Bu minvâl üzre asâkir içre şümâr, bu sahrâ-yı Rahova'da at ata ve rikâb rikâba şöyle müzdehim olmuşdu kim asker içinde bir merd-i âferîde licâmın keşîde edüp gerüye kalmağa imkân olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268b ·
metinde göster ·
… dıraların şakırdısından ve akıl akıl efil efil livâlar büklüm büklüm olup cümle
bayraklar
şakırdısından zühre-i nâr çâk olup gûnâ-gûn sancaklar ile deşt-i Rahova lâlezâr …
Ve niçe bin bayraklar ve sancaklar ve flandıraların şakırdısından ve akıl akıl efil efil livâlar büklüm büklüm olup cümle bayraklar şakırdısından zühre-i nâr çâk olup gûnâ-gûn sancaklar ile deşt-i Rahova lâlezâr olup sıyt u sadâ-yı benî Âdem'den ve cümle at ve kısrak ve şütür seylinden düşmanın zehresi çâk u zahm-ı pây-ı devâbâtdan zemîn çâk çâk olup gubâr-ı gerd-i siyâh ebr-i kebûda dûd-ı siyâh gibi peyveste olup hân cündü üzre nüzûl ederdi. Bu minvâl üzre asâkir içre şümâr, bu sahrâ-yı Rahova'da at ata ve rikâb rikâba şöyle müzdehim olmuşdu kim asker içinde bir merd-i âferîde licâmın keşîde edüp gerüye kalmağa imkân olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268b ·
metinde göster ·
… ı ve dendân-ı bedenleri niçe yüz bin sancağ u bayrağ ve tuğ u alem ve filandıra
bayraklar
ile zeyn olmuş ve beş bin aded kelleler nîze ve sekü ve cidâ ve hıştlar üzre âr …
Ale's-sabâh bu mahalle Van'ın cemî‘i a‘yân u eşrâfları istikbâle çıkup ale's-seher bir alây-ı azîm ile sene 1065 Şevvâl'inin dördüncü günü cemî‘i asâkir-i İslâm ile mansûr u muzaffer Van'a dâhil olurken kal‘a-i Van-ı kaviyyü'l-bünyân-ı celîlü'ş-şân top şâdumânîsinden murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içre kalup bir yaylım tüfeng-i pür-ceng atılup ale'l-akîb derûn-ı kal‘adan bir gülbâng-ı Muhammedî sadâsı istimâ‘ olup sadâ-yı Allah Allah evce peyveste olıcak Süleymân Hân'ın Kesik nâm topun bir kerre atup sahrâ-yı Van lerzân oldu. Van kal‘asına girerken kal‘a-i Van'ın dâ’iren-mâdâr burc u bârûları ve dendân-ı bedenleri niçe yüz bin sancağ u bayrağ ve tuğ u alem ve filandıra bayraklar ile zeyn olmuş ve beş bin aded kelleler nîze ve sekü ve cidâ ve hıştlar üzre ârâyiş-i nîze olup kelleler ile kal‘a ebdânların zeyn etmişler. Paşa "Bre bu kelleler nedir?" dedikde "Sultânım, hân cenginde kırdığımız kellelerdir kim kânûn-ı Van üzre getürüp böyle kelle nakılları ederiz!" dediler. Paşa hayretde kalup hakkâ çam ağacı direklerine kellelerden servler ve kulleler etmişler kim ve mine'l-acâ’ib idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 283a ·
metinde göster ·
… lvân mebrûm ibrişim gâyet zî-kıymetdir. Bâzâr günü olmak ile bu kapudan kal‘ayı
bayraklar
ile cümle müzeyyen edüp ol kadar toplar atdı kim her kadeh horilka içdikde bir …
Ve cümle bin aded müzeyyen dükkânlardır kim cemî‘i zî-kıymet akmişe-i fâhireler bî-kıymet bulunur, lâkin her elvân mebrûm ibrişim gâyet zî-kıymetdir. Bâzâr günü olmak ile bu kapudan kal‘ayı bayraklar ile cümle müzeyyen edüp ol kadar toplar atdı kim her kadeh horilka içdikde bir top atardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 47a ·
metinde göster ·
… sultânım, ne durursun? Aşağı Hasan Paşa kal‘asının su kullesin kâfir alup haçlı
bayraklar
diküp Piyâle Paşa kal‘ası içine kurşum urup hucûm etmek ister, ammâ ahâlî-i kal …
"Bire sultânım, ne durursun? Aşağı Hasan Paşa kal‘asının su kullesin kâfir alup haçlı bayraklar diküp Piyâle Paşa kal‘ası içine kurşum urup hucûm etmek ister, ammâ ahâlî-i kal‘a kırılup vere vermek istemezler, bire yetiş" deyince hemân dem Yûsuf Kethüdâ bülend âvâz ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b ·
metinde göster ·
… rin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı
bayraklar
diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya …
"Bire bizim sarıca gâzîleri yok mu?" deyü hakîr feryâd edince der-akab elli aded şahbâz nâmdâr tüfengli yiğitler gelüp gördüler kim kapunun içerdeki semerkandîlerinden bir aralık peydâ olmuş. Hemân ol aralıkdan elli aded tüfeng bir ağızdan atılınca kapu önünde cisir üzre yığılup çalışan küffârların yetmiş sekseni ser-nigûn olup tekerlekleri bakıyye-i küffâr bırağup firâr etdiklerinde bedenler üzre sâ’ir gâzîler kâfirlere kurşumlar 59a urup kapu aralığından gâzîler taşra çıkup derhâl cisri zincirler ile bağlayup yine makaralar ile kapu kullelerinden çeküp kapu cisrin kal‘a kapusuna siper eylediler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş ve toprak doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cenginde Yûsuf Kethüdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân bedenden Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde paralanup kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm ederken yine Özü {nehri} kenârını küffâr hâlî bulup ol taraflar kayıklarına yakın olmağile kayıkların direklerin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı bayraklar diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya telâş verüp hemân Özü beği ve Karkılı Halîl Ağa ve Yûsuf Kethüdâ bir sâ‘at kulle üzre ceng-i azîmde iken anı gördük: Mukaddemâ handak kenârında yatan Nigebolı ve Vidin ve Silisre alaybeğileri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları "Bu ceng dörd gündür mümted oldu. Âhir n'olsa gerek. Her çi bâdâ-bâd" deyüp üç bin mikdârı güzîde asker Özü {nehri} burnundaki Küçük Hasan Paşa kal‘asından berü dal uryân kılıç olup kal‘a-i Özü altında meterislerde olan Kazak-ı Ak üzre bir baş at bırağup Allâh Allâh deyü sâtûr-ı Muhammedî ururken hemân bizimle kulle üzre ceng edüp metânet etdim diyen kâfirlerin cümle bakıyyetü's-seyfi kendüleri kal‘adan aşağı perrân atup kimi pâre pâre ve kimi mecrûh-ı pür-yara olup bu kerre aşağı meterislerde basılan küffârlar savlet-i guzât-ı müslimîne tâkat getiremeyüp meterislerinden çıkınca kal‘adan bunlara kurşumları guzât-ı müslimîn bârân-ı la‘net gibi üzerlerine yağdırup kal‘adan toplar râyegân gezen küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve safra taşlarıyla sıklanmış topların darbından niçe bin küffâr helc ü melc olup Silisre ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup anlar bize feryâd ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b–59a ·
metinde göster ·
… ılburun kal‘asına götürürler ve mukaddem nerdübânlar ile su kullesin alup haçlı
bayraklar
diken küffârlardan yüz aded pür-silâh küffâr-ı mellâh bir karanlık yerde kalup …
Ve ba‘zı küffâr "şinâverlik edem" deyü karşu geçüp Kılburun halkı kâfirlerin burunları kılından çeküp Kılburun kal‘asına götürürler ve mukaddem nerdübânlar ile su kullesin alup haçlı bayraklar diken küffârlardan yüz aded pür-silâh küffâr-ı mellâh bir karanlık yerde kalup anları da dipdiri silâhlarıyla kayd [u] bend edüp kal‘ayı halâs etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a ·
metinde göster ·
… r üzre zeyn olup ve arabalar üzre gûnâ-gûn üç yüz altmış aded haçlı {ser-nigûn}
bayraklar
ve her arabada ellişer aded kâfir kellelerinden {cümle 6.000 kelle} ve nice bin …
Andan Akkirmân kal‘ası kulu, andan pür-silâh Paşalı kimi yaralı ve kimi bereli ve kimi mecrûh hele anlar da ubûr edüp andan sekbân bayrakları, andan bin iki yüz at arabaları üzre mâl-ı ganâ’imlerin zî-kıymetleri ve cümle altı bin yetmiş aded tüfenglerin cümlesi arabalar üzre zeyn olup ve arabalar üzre gûnâ-gûn üç yüz altmış aded haçlı {ser-nigûn} bayraklar ve her arabada ellişer aded kâfir kellelerinden {cümle 6.000 kelle} ve nice bini tuzlu yüzülmüş kelle ile arabalar geçüp andan yigirmi altı pâre şâhâne topları arabalarıyla ubûr edüp andan on bir bin altmış aded piyâde zincirlerin sekbân ve sarıca cellâdları pür-silâh olup esîrleri keşân ber-keşân çeküp geçmede, andan yetmiş nefer hatmanları, andan Krakov kralı oğlu Holandiye nâm mel‘ûn at üzre elleri bağlı ve ciğeri dağlı ve gerdânı zincir tavklı kâfirin önü sıra cümle tabıl ve nefîr ve erganon ve nâkûs ve tulumların çalarak ubûr edüp dahi ardları sıra bir hayli Özü kulları ardları sıra Özü ağaları ve başbölükbaşı hakîr ile atbaşı berâber bir alay-ı azîm ile kâfirin haçlı bayrakların ser-nigûn ederek kal‘a-i Akkirmân altında Paşa otağında otururken huzûrundan bu tertîb üzre cümle esîr ve mâl-ı ganâ’imler geçince Paşa safâsından hakîre ve Hüseyin Bölükbaşı'ya birer hil‘at-i fâhire ve birer çelenk dahi kendü eliyle başımıza sokup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 63a ·
metinde göster ·
… le hâlâ her cum‘a günü kal‘anın cümle burc [u] bârûlarına ale's-sabâh filandıra
bayraklar
ve sancaklar ve alemler dikilüp gülbâng-ı Muhammedîler bedenler üzre çekilüp an …
Derûn-ı hisârda ancak dizdâr ve kethüdâ ve imâm hâneleri ve buğday anbârı ve cebehânesi ve birkaç neferât hâneleri var, gayrı şey yokdur, ammâ bu kal‘ada bir hoş kanûn vardır kim âyîn-i Bâyezîd Hân'dır. Cum‘a gün feth olmak ile hâlâ her cum‘a günü kal‘anın cümle burc [u] bârûlarına ale's-sabâh filandıra bayraklar ve sancaklar ve alemler dikilüp gülbâng-ı Muhammedîler bedenler üzre çekilüp ancak bir aded şâhâne top atup yevm-i cum‘a idiği andan ma‘lûm olur acâ’ib kanûn-ı Bâyezîd Hân'dır. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66b ·
metinde göster ·
… da ve başda üç direkleri üzre filandıra ve haçlı ve Sanmarko tasvîrli sancak ve
bayraklar
ile müzeyyen bir ibret-nümâ ma‘ûnelerdir kim yemîn ü yesârında ellişer aded kür …
Ve limanına iki yüz barça ve galyon ve karaka ve kadırga sığar liman-ı kebîrdir. Hattâ bu liman içre iki aded Venedik mavunaları var idi kim eğer anları ta‘bîr ü tavsîf etsek başka bir müdevven olur. Ancak şundan ma‘lûm ola kim her biri birer dağ pâresi gibi kıçları ve başlarında onar pâre balyemez topları var ve kıçda ve ortada ve başda üç direkleri üzre filandıra ve haçlı ve Sanmarko tasvîrli sancak ve bayraklar ile müzeyyen bir ibret-nümâ ma‘ûnelerdir kim yemîn ü yesârında ellişer aded küreklerini cümle ümmet-i Muhammed esîrleri çeker ve cümle yüz mankadır kim her mankada dörder kâfir yatup âmâdedirler. Ve her kürekte sekizer kat müslimler kürekde hâzır-bâşlardır ve kıçda ve başda üç yüz pür-silâh kefere-i Hırvad ve Islovin ve Dodoşka ve Karadağlar ve Kilimente Arnavud ve Uskok aznavur cengâverleri ve iş erleriyle âmâdedirler. Bu mavunaların her biri birer kal‘a-misâl olup bu İspilet'den Venedik'e tüccâr ve metâ‘ götürüp getirirler. Venedik küffârı böyle altı aded mavnalara mâlikdir kim bir kral-ı dâll mâlik olmamışlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149b ·
metinde göster ·
… ndurup sıyladılar, ya‘nî Tatarca i‘zâz u ikrâm etdiler. Hemân cümlemiz davul ve
bayraklar
ve kelleler ile Selvi kadısı mahkemesine varup ahvâl [ü] serencâmımız bir bir n …
Üç yüz hâneli ve bir câmi‘li müselmân köyüdür. Cümle halkı bize karşu çıkup davulları ve haçlı bayrakları görüp bize "Gazânız kutlu olsun" deyüp cümlemiz hânelerine kondurup sıyladılar, ya‘nî Tatarca i‘zâz u ikrâm etdiler. Hemân cümlemiz davul ve bayraklar ve kelleler ile Selvi kadısı mahkemesine varup ahvâl [ü] serencâmımız bir bir nakl etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b ·
metinde göster ·
Her yevm-i Cum‘ada bu tabyalar üzre fılandıra ve alem ve
bayraklar
dikilüp her birinin nevbetçileri du‘â vü senâlar edüp gülbâng-ı Muhammedî çekil …
Her yevm-i Cum‘ada bu tabyalar üzre fılandıra ve alem ve bayraklar dikilüp her birinin nevbetçileri du‘â vü senâlar edüp gülbâng-ı Muhammedî çekilir. Ve her tabyaların ka‘r-ı zemînde olan esâsı kayalar üzre olup cümle temelleri altı boşdur. Hattâ "Muhâsarada lağım gelmesin" deyü bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr temelleri serâpâ sokak sokak boşdur ve niçe sokaklarda saçma toplar vardır. Ve bu orta kal‘a cümle tabya ve ebrâclarıyla gûyâ inci gibi beyâz ve mücellâ bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80a ·
metinde göster ·
… ehterhânesi ve iki hınto arabalar ve yigirmi aded mücellâ toplar ve altun haçlı
bayraklar
ile cümle küffâr kelleleri kargı ve kantar sırıklar üzre ârâyiş olup esîrleri p …
Ammâ cümleden sonra baba-yı âlem Köse Serdâr Ali Paşa Bosna serhad gâzîleriyle cümle iki bin altmış aded kelle ve üç bin aded esîr-i bend-i zincîr ve yedi aded kal‘a kapudanları ve dörd kat küffâr mehterhânesi ve iki hınto arabalar ve yigirmi aded mücellâ toplar ve altun haçlı bayraklar ile cümle küffâr kelleleri kargı ve kantar sırıklar üzre ârâyiş olup esîrleri pây-beste ve dil-haste ve şikeste beste edüp boruların çalarak cisirden bir alay-ı azîm ile geçüp Süleymân Hân depesi dibinde Sadrıa‘zam huzûrundan otak-ı nüh-tâk önünden bâlâda tahrîr olduğu üzre cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar metâ‘ları huzûr-ı vezîr-i dilîrden güzer edüp cümle vüzerâ ve vükelâlar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106b ·
metinde göster ·
… erba‘asına handaklar kesüp tabyayı milk etdiler. Ve cânib [ü] etrâfın sancağ u
bayraklar
ile tezyîn edüp tabya üzre olan kâfirin topların bu kerre kal‘a içine çevirüp k …
Ve yine mâh-ı Safer'in (---) günü Sadrıa‘zamın kuburu önündeki Acem lağımlarının direklerine âteşler edüp kal‘anın ol tarafından dahi beş yüz hatve kal‘a dîvârı münhedim olup tekrâr Ali Paşa-yı kerrâr kolundan yürüyüş olup kıyâmet kopup kâmil üç sâ‘at neberd-i azîm olup hamd-i Hudâ Aktabya nâm sedd-i İskender-i benâm feth olup cümle guzât tabya-i azîmin topraklı dağı üzre meterise girüp cânib-i erba‘asına handaklar kesüp tabyayı milk etdiler. Ve cânib [ü] etrâfın sancağ u bayraklar ile tezyîn edüp tabya üzre olan kâfirin topların bu kerre kal‘a içine çevirüp kal‘anın derûnun döğmeğe başladılar. Hattâ vakt-i asırda orta ta‘âmların tabya üzre tenâvül etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117a ·
metinde göster ·
… rinin yigirmi birinci bâzârertesi gün Vezîria‘zam kolunda Beç kapusu üzre beyâz
bayraklar
dikilüp "El-amân ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyü vere ile kal‘ayı verdiler
İşbu sene 1074 Saferü'l-muzafferinin yigirmi birinci bâzârertesi gün Vezîria‘zam kolunda Beç kapusu üzre beyâz bayraklar dikilüp "El-amân ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyü vere ile kal‘ayı verdiler
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118b ·
metinde göster ·
… â pâdişâhındır, anda benim dahi alâkam yokdur. Ve utanmadan ‘Cümle arabalarımız
bayraklar
ile zeyn edelim ve mehterhâne çalalım’ derler. Mehterhâne-i bed-âyînlerin çalar …
"Ben anların bâr-ı sakîllerin kaldırmağa üç yüz araba ahd etmişken el-kerîmu izâ ahide vefâh kelâmı üzre ahde vefâ etdim. Anlar beş yüz araba dahi peydâ edüp tahmîl eylediler, söylemedim. Anlara gayri bir şey aslâ ve kat‘â bir zerre vermem. Cebehâneye müte‘allık havân top ve cümle re‘âyâ pâdişâhındır, anda benim dahi alâkam yokdur. Ve utanmadan ‘Cümle arabalarımız bayraklar ile zeyn edelim ve mehterhâne çalalım’ derler. Mehterhâne-i bed-âyînlerin çalarlarsa meçikleri ve nâkûsların başlarına çalsın ve başların kankı taş pek ise ol taşa çalarak gitsinler. Hemân kal‘adan pek uzak olup tek dursunlar" deyü küffâra Sadrıa‘zamdan böyle haber varınca küffâr n'eylesin ve ne çâre eylesin, kal‘adan dahi çıkmış oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 119a ·
metinde göster ·
… etdikde hemân bizim gâret etdiğimiz köyün ardından(dan) tarafa yedi aded haçlı
bayraklar
ile bin kadar küffârlar zâhir olunca ol ân hakîr tîğ-i bürrân olup seyishânenin …
"Bire oğlan baldan ve yağdan geçdim, bire cândan dahi geçiyoruz, bire oğlan taşra çık" deyü feryâd etdikde hemân bizim gâret etdiğimiz köyün ardından(dan) tarafa yedi aded haçlı bayraklar ile bin kadar küffârlar zâhir olunca ol ân hakîr tîğ-i bürrân olup seyishânenin iplerine kılıç urup cümle yükleri bırağup seyishâneyi yedeğime aldım ve iki gulâmım atlar üzre hâzır idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 124a ·
metinde göster ·
Ve dahi derûn-ı hisârda mükellef ü müzeyyen manastır çanlığı kulleleri var idi ve cemî‘i der [ü] dîvârları ve ebrâcları ve tabyaları ve dendân-ı bedenlerin serâpâ haçlı peykerler ile ve fılandıra bayraklar ile kal‘ayı zeyn edüp cümle küffâr bedenler üzre pür-silâh âmâde idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157b ·
metinde göster ·
… hamd-i Hudâ orta hisârı feth u teshîre alup gülbâng-ı Muhammedîler okunup beyâz
bayraklar
dikildikde cümle küffâr ceng ede ede iç kal‘aya firâr ederler.
Hemân küffârın cân başına sıçrayup cemî‘i top u tüfeng ve kumbaralar keçileri âdem sanup enince cümle küffârda ne top u tüfeng ve ne kumbara vü fişeng sıkılı kalmayup cümle keçiler sademât-ı top-ı kûpdan helâk olunca hemân akîbince kırk bin aded serdengeçdi gâzîler dal tîğ-i uryân olup sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup bî-bâk ü bî-pervâ kal‘aya yürüyüş edüp küffârdan top u tüfeng atılmadan hamd-i Hudâ orta hisârı feth u teshîre alup gülbâng-ı Muhammedîler okunup beyâz bayraklar dikildikde cümle küffâr ceng ede ede iç kal‘aya firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173a ·
metinde göster ·
… zârından ta‘yîn olundu. Ve her cum‘a bu iki tabyalar üzre fılandıra ve sancağ u
bayraklar
ile zeyn olunmak fermân olunup henüz bu Topraklık varoşu sedd-i İskender olup k …
Ve bu Topraklık varoşunun iki başlarından yüz ellişer adım dahi göl içre Sadrıa‘zam dahi ziyâde uzadup iki başında iki aded sedd-i Van gibi tabyalar etdirdi kim gûyâ her biri sedd-i kûh-ı Elburz'a mânend olup yedi kralın bırağup gitdiği cebehâneleri ve yetmiş yedi aded balyemez topları cümle bu iki aded vezîr tabyalarına koyup murg-ı semender-vâr bu tabya-i tîn âteş içinde kalup her birine üçer yüz kul dahi konulup altı yüz ad[ed] neferâtların mevâcibleri Ösek panayuru bâzârından ta‘yîn olundu. Ve her cum‘a bu iki tabyalar üzre fılandıra ve sancağ u bayraklar ile zeyn olunmak fermân olunup henüz bu Topraklık varoşu sedd-i İskender olup kal‘a-i Kanije gûyâ tâze cân buldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 182a ·
metinde göster ·
… tasarruflar ihtirâ‘ edüp gûnâ-gûn taşları birer san‘at ile dîvâra koyup taşdan
bayraklar
ve haçlar ve sûretler ve filandıra bayraklar ve iskemleler ve niçe gûne eşkâl-i …
Ve kal‘ası nehr-i Tuna kenârında bir mürtefi‘ yerde şekl-i murabba‘ bir Şeddâdî binâ-yı garrâdır ve gâyetü'l-gâye Akkirmân kal‘ası handakı gibi bunun dahi câh-ı gayyâdan nişân verir amîk handakı vardır. Ve cümle der-i dîvârlarının yüzünde olan yonma mücellâ taşları üstâd-ı mi‘mâr-ı bennâ-yı selef gûnâ-gûn tasarruflar ihtirâ‘ edüp gûnâ-gûn taşları birer san‘at ile dîvâra koyup taşdan bayraklar ve haçlar ve sûretler ve filandıra bayraklar ve iskemleler ve niçe gûne eşkâl-i garîbe ve acîbeleri kırmızı ve yeşil ve sarı ve mâvî ve siyâh taşlar ile kal‘a dîvârı yüzüne gûnâ-gûn sûretler etmiş kim cemî‘i kâfiristânda yokdur illâ Arabistân'da 33b Hamâ ve Hımıs kal‘asının dîvârı yüzlerinde siyâh taş ile hüsn-i hat yazılar vardır kim bu dahi Hamâ ve Hımıs kal‘asına mahsûs bir kâr-ı ibret-nümûndur, ammâ bu mezkûr Vukin kal‘ası dahi ziyâde musanna‘ binâ olup dâ’iren-mâdâr cirmi yedi yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 33a–33b ·
metinde göster ·
… rer san‘at ile dîvâra koyup taşdan bayraklar ve haçlar ve sûretler ve filandıra
bayraklar
ve iskemleler ve niçe gûne eşkâl-i garîbe ve acîbeleri kırmızı ve yeşil ve sarı …
Ve kal‘ası nehr-i Tuna kenârında bir mürtefi‘ yerde şekl-i murabba‘ bir Şeddâdî binâ-yı garrâdır ve gâyetü'l-gâye Akkirmân kal‘ası handakı gibi bunun dahi câh-ı gayyâdan nişân verir amîk handakı vardır. Ve cümle der-i dîvârlarının yüzünde olan yonma mücellâ taşları üstâd-ı mi‘mâr-ı bennâ-yı selef gûnâ-gûn tasarruflar ihtirâ‘ edüp gûnâ-gûn taşları birer san‘at ile dîvâra koyup taşdan bayraklar ve haçlar ve sûretler ve filandıra bayraklar ve iskemleler ve niçe gûne eşkâl-i garîbe ve acîbeleri kırmızı ve yeşil ve sarı ve mâvî ve siyâh taşlar ile kal‘a dîvârı yüzüne gûnâ-gûn sûretler etmiş kim cemî‘i kâfiristânda yokdur illâ Arabistân'da 33b Hamâ ve Hımıs kal‘asının dîvârı yüzlerinde siyâh taş ile hüsn-i hat yazılar vardır kim bu dahi Hamâ ve Hımıs kal‘asına mahsûs bir kâr-ı ibret-nümûndur, ammâ bu mezkûr Vukin kal‘ası dahi ziyâde musanna‘ binâ olup dâ’iren-mâdâr cirmi yedi yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 33a–33b ·
metinde göster ·
Sene 1074 mâh-ı zilka‘desinin (---) gününde Cum‘aertesi gün cümle ağırlıklar ile tuğları konakçıbaşı Beç'e götürüp konaklarımıza cümle hüddâmlarımız konup meks edüp ba‘dehu cümle hüddâmân pür-silâh olup mükellef ü mükemmel hazînedâr ağa ile geride âhen-pûş çârkâb tîrkeşli iç ağaları hazîne katârları ve arabaları ve develerin ardala ve nâkûsların çalarak ve cümle katârların havud ve hatablarına bayraklar zeyn edüp köslerin çalarak cümle çâşnigîrân ve kilarciyânlar pür-silâh küheylân atlar üzre ellerinde mızrakları üzre gûnâ-gûn harîr bayrakların zeyn edüp ve cümle ağırlık[lar]ı olan Nemse arabaların dahi bayraklar ile donadup konağa gidüp cümle ağırlıkları yerleşdirüp ale's-sabâh bâzâr gün konağa gidüp yerleşirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54a ·
metinde göster ·
… n harîr bayrakların zeyn edüp ve cümle ağırlık[lar]ı olan Nemse arabaların dahi
bayraklar
ile donadup konağa gidüp cümle ağırlıkları yerleşdirüp ale's-sabâh bâzâr gün ko …
Sene 1074 mâh-ı zilka‘desinin (---) gününde Cum‘aertesi gün cümle ağırlıklar ile tuğları konakçıbaşı Beç'e götürüp konaklarımıza cümle hüddâmlarımız konup meks edüp ba‘dehu cümle hüddâmân pür-silâh olup mükellef ü mükemmel hazînedâr ağa ile geride âhen-pûş çârkâb tîrkeşli iç ağaları hazîne katârları ve arabaları ve develerin ardala ve nâkûsların çalarak ve cümle katârların havud ve hatablarına bayraklar zeyn edüp köslerin çalarak cümle çâşnigîrân ve kilarciyânlar pür-silâh küheylân atlar üzre ellerinde mızrakları üzre gûnâ-gûn harîr bayrakların zeyn edüp ve cümle ağırlık[lar]ı olan Nemse arabaların dahi bayraklar ile donadup konağa gidüp cümle ağırlıkları yerleşdirüp ale's-sabâh bâzâr gün konağa gidüp yerleşirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54a ·
metinde göster ·
… up ellerinde kurd tüğü sarılı kosdaniçse sırıklar üzre gûnâ-gûn harîr filandıra
bayraklar
ile ve ellerinde ve bellerinde ve karabina tüfengler ile at başı berâber ubûr e …
Andan Tatar askeri andan çâşnigîrler andan taşra kilarcılar andan aşçılar andan müteferrikalar andan {Tatar askeri andan} vâcibü'r-ri‘âyâ ağaları andan bizim ile ta‘yîn olunan Budin ve Egre ve Kanije ve Ustolni-Belgradı ve Üstürgon ağalarının eşbehleri bunlar dahi pür-silâh ve zırh [u] zereh-külâh ve kaplan postu ve kartal kanatları arkalarında ve başlarında Sâlihli ve Yahyâlı ve Porçalı ve Gerz-İlyâsî ve Evrenosî tâçlar ve yelken takyeler geyüp ve atları Hasenî ve Hüseynî ve Tunageçdi kınalı atlar ve yedekleri olup ellerinde kurd tüğü sarılı kosdaniçse sırıklar üzre gûnâ-gûn harîr filandıra bayraklar ile ve ellerinde ve bellerinde ve karabina tüfengler ile at başı berâber ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54a ·
metinde göster ·
… miken" deyü tohtap dururken hemân kızıl salgak {altın alem} ve yaşıl sancak ve
bayraklar
nümâyân olunca cümle asker-i Tatar'ın cânları yerine gelüp bildiler kim İslâm a …
"Acabâ Kalmık kavuru miken" deyü tohtap dururken hemân kızıl salgak {altın alem} ve yaşıl sancak ve bayraklar nümâyân olunca cümle asker-i Tatar'ın cânları yerine gelüp bildiler kim İslâm askeri imdâda gelir. Meğer bizim Ulu Noğay ve Kiçi Noğay ve Şıdak Noğayı ve Âdil Noğayı ve Kör Yûsuf Noğayı ve Çobaneli Noğayı ve Nevrûzeli Noğayı ve Deveyeli Noğayı ve Aslan Beğeli Noğayı ve Urumbetli Noğayı ve (---)(---)(---)(---)(---)(---) el-hâsıl cümle ellerin yüz kırk bin Tatar-ı adû-şikârları geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113a ·
metinde göster ·
… nâzırdır. Ve her Cum‘a günü bu kullenin dendân-ı bedenlerin dizdâr ağa sancağ u
bayraklar
ile zeyn eder. Salâdan sonra kal‘a kapusun sedd eder. Taşra kal‘aya açılır, anc …
Ve yine bu câmi‘ hareminin sol tarafında yol aşırı şehrin iç kal‘asıdır kim handaksız çâr-kûşe taş binâ bir nâzük hisâr-ı ra‘nâ olup cirmi kâmil üç yüz adımdır. Anda dizdâr ve zindân ve anbârlardan gayri bir şey yokdur. Ortası meydândır, ammâ bu iç kal‘anın şark tarafında bir azîm kulle-i zîbâsı var. Anda acâ’ib serâmed topları cümle limana nâzırdır. Ve her Cum‘a günü bu kullenin dendân-ı bedenlerin dizdâr ağa sancağ u bayraklar ile zeyn eder. Salâdan sonra kal‘a kapusun sedd eder. Taşra kal‘aya açılır, ancak bir demir iç hisâr kapusu var. Ve aşağı cebehâne hazîneleri kurbunda yine limana nâzır balyemez topları var, zîrâ niçe kerre Kazak şaykalarıyla gelüp limandan gemiler almışdır(?).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118b ·
metinde göster ·
… ken Cezâyir'den ve Tarabulus'dan beş pâre korsan gâziyân levendân gemileri orsa
bayraklar
açup pupa eyyâm-ı müsâ‘id ile gelirken hemân kal‘a önünde olan Sipanca adası ar …
Der-acâ’ibât-ı gazâ-yı ekber-i âmedânî: Hikmet-i Hudâ biz bu şehirde iken Cezâyir'den ve Tarabulus'dan beş pâre korsan gâziyân levendân gemileri orsa bayraklar açup pupa eyyâm-ı müsâ‘id ile gelirken hemân kal‘a önünde olan Sipanca adası ardından iki aded kâfir kalyonları her biri dağ gibi seksener pâre yatırtma tuç top çeker Freng kalyonları bizim Cezâyirli kalyonları önlerine çıkadüşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 270a ·
metinde göster ·
… salpa demir ve fora tente edüp "Tevekkülen alallâh" deyü orsa flandıra sancağ u
bayraklar
diküp Anabolı limanınd[an] bism-i İlâh ile çıkup cenûb tarafına otuz mîl gidüp,
Üç günde cemî‘i asâkir-i İslâm ve niçe kerre yüz bin gırâr zahâ’irât ve mühimmât levâzımâtları ale't-ta‘cîl kadırgalara tahmîl edüp ol gece salpa demir ve fora tente edüp "Tevekkülen alallâh" deyü orsa flandıra sancağ u bayraklar diküp Anabolı limanınd[an] bism-i İlâh ile çıkup cenûb tarafına otuz mîl gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 283a ·
metinde göster ·
… çalup eyle şâdımânlar etdiler kim gûyâ fasl-ı deccâl olup cemî‘i gemilerin orsa
bayraklar
ve haçlı peykerler ve filandıralar ile keştîlerin zeyn edüp kal‘adan dahi anlar …
Hikmet-i Hudâ sene 1080 Muharrem'inde deryâ yüzü, yüz yigirmi altı pâre yelken ile tezyîn olup Venedik donanması Duka ve Papa ve Malta ve Alakorna ve Fransa kalyonları rûy-ı deryâyı papadya çiçeği gibi zeyn olup kal‘a-i Kandiye önüne gelüp bî-bâk ü bî-pervâ lenger-endâht olup üç buçuk sâ‘at-i nücûmî kâmil top ve tüfeng şâdımânları etdiler kim rûy-ı deryâ neft ve katrân-misâl tutuşup ol kadar gemilerden erganon ve torompeteler ve nâkûs ve mizmarâtlar ve luturyanî ve talyânî boruların rehâvî makâmlarında çalup eyle şâdımânlar etdiler kim gûyâ fasl-ı deccâl olup cemî‘i gemilerin orsa bayraklar ve haçlı peykerler ve filandıralar ile keştîlerin zeyn edüp kal‘adan dahi anlara safâ geldiniz topları atılup el-hâsıl ol gün dûd-ı siyâh-ı bârûddan âsımân-ı kebûd siyâh-gûn olup âfitâb-ı âlem-tâbın yüzü münkesif olup üç sâ‘at dahi bu tertîb üzre Kandiye kal‘ası şâdımânlar edüp ol gün yedi kerre bu tertîb üzre âteş-feşânlıklar edüp âsûde-hâl ve fâriğu'l-bâl oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297a ·
metinde göster ·
… rislerimiz önlerinden bir top menzili alarka yerde bir kâfir kayığı geçüp beyâz
bayraklar
diküp Acısu başına varup yanaşdılar.
"Bire meded kal‘ayı hemân Türk'e vere ile verelim. Andan her birimiz diyârlarımıza gidelim. Hemân bedenler üzre amân ey Âl-i Osmân diyelim, yohsa devlet-i Îsâ bizden ne kadar zamândır yüz çevirüp Meryem Ana'mız incinmişdir" dedikde hemân ol ân bir kayığa birkaç pîr-i muğân keferelerin eşbehlerin koyup leb-i deryâda olan meterislerimiz önlerinden bir top menzili alarka yerde bir kâfir kayığı geçüp beyâz bayraklar diküp Acısu başına varup yanaşdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301b ·
metinde göster ·