… nim dahi etlerim kopmağa başlayınca aklım başıma gelüp bire meded kuvvet-i kuvâ
bedende
iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ bir muzlim …
Bu kerre Hacı Nâsır eydir: "Bildim ki beni balık yudup giderek vücûdum mahv olup ana gıdâ olurum. İbtidâ dübürüm kaynakları ve kaba uyluklarımın derileri soyulup erimeğe başladı. Ammâ derûnumdan Feyyâz-ı Mutlak'a teveccüh edüp halâsım ricâ etdim. Ammâ yine balık karnında aslâ hareket etmeyüp bir vâsi‘ sıyrıncak yerde iki ellerimle yoklayup dururken anı gördüm, olduğum balık karnı ra‘d gibi gürleyüp cân havliyle elimdeki bıçağın sabıyla ucunu berk dutdum, bir zamândan gördüm ki berk-i hâtif gibi gitdiğim hayâllendim, bir zamândan sonra gördüm ki kâhî baş aşağı kâhî baş yukaruya takla ata ata bî-tâb kaldım. Ba‘dehu yine ke'l-evvel balığın karnında asûde-hâl oldum. Ammâ cânım sıkılmağa başlayup gördüm ki benim karnında olduğum balığın ciğerleri ve bagırsakları talab talab ede ede hareketden kaldı. Bilmem ne kadar sâ‘at durduğumu, anı gördüm benim karnında olduğum balık erimeğe başladı. 'Yâ Rabbî bu ne hâldir' diyerek elimle uyluklarıma yapışdım, benim dahi etlerim kopmağa başlayınca aklım başıma gelüp bire meded kuvvet-i kuvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ bir muzlim yer dahi var. ‘Yâ Rabbî bu ne ola’ deyü sürüne sürüne bir mahalle vardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b ·
metinde göster ·
… kulle-i ra‘nâberdir. Ve cümle etrâfı on iki bin aded dendân-ı bedendir. Ve her
bedende
birer mazgal deliği mukarrerdir. Ve zamân-ı kadîmde dâ’iren-mâdâr handakı varmı …
Dördüncü rüknünde cânib-i şarka nâzır Üçşerîfeli kurbunda Ekmekçiler köşesinde Makedone kullesi, bu cümleden kebîr ü kavî kulle-i serâmeddir. Bu çâr-kûşede olan kulle-i azîmlerden mâ‘adâ sağîr ü kebîr çâr-kûşe binâ kulle-i ra‘nâberdir. Ve cümle etrâfı on iki bin aded dendân-ı bedendir. Ve her bedende birer mazgal deliği mukarrerdir. Ve zamân-ı kadîmde dâ’iren-mâdâr handakı varmış. Hâlâ eser-i binâları zâhir ü bâhirdir. Hattâ Manyas kullesinden tâ Zindân kullesine varınca Tabahâne câniblerinde handak içinden Arda ve Tunca ve Meriç nehirleri handak içre cereyân edermiş. Ammâ hâlâ dest-ı Âl-i Osmân'da iç il olmağıla havf [u] haşyetden berî olup ığmâz-ı ayn ede ede handak-i amîklerine mezbele ve rimâl ve türâb doldurarak handakı nâ-ma‘lûm olup üzerine dekâkinler ve hân ve imâretler ihdâs edüp kal‘anın iki tarafı imâristândan görünmez olup illâ Zindân kapusu tarafı ve Ağaçbâzârı semtinde iki taraf kal‘a dîvârları nümâyândır. Ammâ sehel meremmât ister bir kal‘a-i köhne-âbâddır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 149b ·
metinde göster ·
… âne-i gûnâ-gûnlar vardır ve cümle altı yüz yetmiş aded dendân-ı bedendir ve her
bedende
birer mazgal deliği vardır ve anlardan aşağı birer kat mazgal delikleri vardır.
Evvelâ bu kal‘a-i ser-bülend kûh-ı Dehdîvân ile kûh-ı Âvîh mâbeyninde bir vâsi‘ sengistân uz içinde Âvîh deresi solunda ve İskender deresi sağında bu nehreyn-i zülâleyn bir yere mahlût olduğu mahalde evce ser çekmiş bir yalçın kaya üzre Şeddâdî binâ-misâl seng-tıraşlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir kim her seng-i hârâsı pil-i Mengurûsî cüssesi kadardır. Bu kal‘a vaz‘ olduğu püşte-i bâlâ iki nehir mâbeyninde gûyâ cezîre-misâl vâki‘ olmuşdur. Ammâ gâyet serâmed kanâre-i âlîdir kim kal‘anın dervezesine altı yüz adımda urûc olunur, sa‘b yolu vardır. Cirm-i kal‘a oldur kim şarkdan garba şekl-i murabba‘dan tulanîce vâki‘ olmuşdur, ammâ şark tarafı gâyet âlî olup evc-i âsumâna ser çekmiş bir burc-ı âlîsi olup aşağı deresi derk-i esfelden nişân verir bir çâh-ı gayyâ olduğundan mezkûr kulle-i bülendden hânlar ba‘zı vâcibü'l-izâle olan âdemleri ol kulle-i bâlâdan aşağı endâht edüp pâre pâre olur. Anınçün ol şark tarafında kulle-i âlîye "Kanlı kulle" derler. Bir kulle dahi cânib-i garbda hân sarâyı köşesinde kulle-i azîmdir kim içinde cebehâne-i gûnâ-gûnlar vardır ve cümle altı yüz yetmiş aded dendân-ı bedendir ve her bedende birer mazgal deliği vardır ve anlardan aşağı birer kat mazgal delikleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
… yigirmi dörd bin bedendir kim kerrât ile hisâb olunmuşdur. Hîn-i muhâsarada her
bedende
ikişer tüfeng-endâz lâzımdır. Tâ bu mertebe bârû-yı azîmdir ve her gice bu bede …
Bu kulleler cümle şehrin içindeki sahrâlarda kırk ellişer aded balyemez toplu kullelerdir kim her birinde yigirmi âdem sığar kullelerdir. Ve cümle (---) mazgal delikli dirseklerdir kim her biri birin korudurlar ve sûr-ı Bağdâd'ın etrâfında cümle yigirmi dörd bin bedendir kim kerrât ile hisâb olunmuşdur. Hîn-i muhâsarada her bedende ikişer tüfeng-endâz lâzımdır. Tâ bu mertebe bârû-yı azîmdir ve her gice bu bedenler üzre sekiz bin âdem tâ vakt-i sabâha dek "Allah yekdir yek!" deyüp nevbet beklerler. Ve her şeb-i yeldâda kırk ağa pür-silâh kol dolaşup hâb-ı gafletde yatan pâsbânlara yüzer aded deste çub urup ta‘zîr eder, pür-silâh âmâde bulunan nigehbânlara ihsân edüp her şeb şehrin cemî‘i zurefâları çeng ü çigane ve sâz u söz ve mutrıbânlarıyla kal‘a bedenleri üzre varup sabâha dek bir hay-huy fasıl ve helvâ sohbetleri olup Hüseyn-i Baykara fasılları etmeğe ruhsat verilmişdir, ammâ şarâb işreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340b ·
metinde göster ·
… üdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân
bedenden
Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kum …
"Bire bizim sarıca gâzîleri yok mu?" deyü hakîr feryâd edince der-akab elli aded şahbâz nâmdâr tüfengli yiğitler gelüp gördüler kim kapunun içerdeki semerkandîlerinden bir aralık peydâ olmuş. Hemân ol aralıkdan elli aded tüfeng bir ağızdan atılınca kapu önünde cisir üzre yığılup çalışan küffârların yetmiş sekseni ser-nigûn olup tekerlekleri bakıyye-i küffâr bırağup firâr etdiklerinde bedenler üzre sâ’ir gâzîler kâfirlere kurşumlar 59a urup kapu aralığından gâzîler taşra çıkup derhâl cisri zincirler ile bağlayup yine makaralar ile kapu kullelerinden çeküp kapu cisrin kal‘a kapusuna siper eylediler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş ve toprak doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cenginde Yûsuf Kethüdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân bedenden Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde paralanup kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm ederken yine Özü {nehri} kenârını küffâr hâlî bulup ol taraflar kayıklarına yakın olmağile kayıkların direklerin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı bayraklar diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya telâş verüp hemân Özü beği ve Karkılı Halîl Ağa ve Yûsuf Kethüdâ bir sâ‘at kulle üzre ceng-i azîmde iken anı gördük: Mukaddemâ handak kenârında yatan Nigebolı ve Vidin ve Silisre alaybeğileri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları "Bu ceng dörd gündür mümted oldu. Âhir n'olsa gerek. Her çi bâdâ-bâd" deyüp üç bin mikdârı güzîde asker Özü {nehri} burnundaki Küçük Hasan Paşa kal‘asından berü dal uryân kılıç olup kal‘a-i Özü altında meterislerde olan Kazak-ı Ak üzre bir baş at bırağup Allâh Allâh deyü sâtûr-ı Muhammedî ururken hemân bizimle kulle üzre ceng edüp metânet etdim diyen kâfirlerin cümle bakıyyetü's-seyfi kendüleri kal‘adan aşağı perrân atup kimi pâre pâre ve kimi mecrûh-ı pür-yara olup bu kerre aşağı meterislerde basılan küffârlar savlet-i guzât-ı müslimîne tâkat getiremeyüp meterislerinden çıkınca kal‘adan bunlara kurşumları guzât-ı müslimîn bârân-ı la‘net gibi üzerlerine yağdırup kal‘adan toplar râyegân gezen küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve safra taşlarıyla sıklanmış topların darbından niçe bin küffâr helc ü melc olup Silisre ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup anlar bize feryâd ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b–59a ·
metinde göster ·
… ârın karârları kal‘ada kalmayup kimi kal‘a kapusundan taşra çıkup kimi dendân-ı
bedenden
kendülerin kal‘adan aşağı atup kimi helâk ve kimi esîr-i gamnâk [ve] giriftâr-ı …
Asker-i İslâm hemân ol sâ‘at varoş-ı azîmine rûzgâr-ı zor-kârın tarafa şehrine âteş edince yana yana âteş kal‘a içinde olan tahta örtülü evlere yapışınca derûn-ı hisârda olan evler ve cebehâneler eyle tutuşdu kim hemân cân acısından cümle küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karârın karârları kal‘ada kalmayup kimi kal‘a kapusundan taşra çıkup kimi dendân-ı bedenden kendülerin kal‘adan aşağı atup kimi helâk ve kimi esîr-i gamnâk [ve] giriftâr-ı bend-i belâ olup enderûn-ı kal‘ada olan toplar âteşden kızup kendü kendilerine azîm vezni üzre bî-hisâb toplar atıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
… arîzdir ve bu dîvâr-ı kavînin tûlu Öziçeli Hacı İbrâhîm câmi‘i yanındaki burun
bedenden
bu Tuna kenârı dîvârıyla yürüyüp cânib-i kıblede tâ handak ılıcası kullesine va …
Evvelâ aşağı kal‘a yukaru hisârın cânib-i garbîsi zeylinde 96a nehr-i Tuna kenârında kıbleden cânib-i şimâle tûlânîce yukaru kal‘ayı ihâta etmiş ve yukaru kal‘a kayası dahi bu varoşu göğsüne almış durur bir varoş-ı ma‘mûr u müzeyyendir kim aslâ bir karış arz-ı hâliyesi yokdur. Nehr-i Tuna kenârındaki dîvârı bir alçak hâ’it-i üstüvârdır, ammâ gâyet metîn ü müstahkem ve enli ve Şeddâdî dîvâr-ı arîzdir ve bu dîvâr-ı kavînin tûlu Öziçeli Hacı İbrâhîm câmi‘i yanındaki burun bedenden bu Tuna kenârı dîvârıyla yürüyüp cânib-i kıblede tâ handak ılıcası kullesine varınca bu Tuna dîvârının tûlu kâmil altı yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95b–96a ·
metinde göster ·
… î ve dörder arşın enli dîvârlı ve hendese üzre dizilmiş dendân-ı bedenli ve her
bedende
mazgal delikli kal‘adır kim bir buruna vâki‘ olup kıble cânibi ve maşrık tarafı …
Der-vasf-ı şehrengîz-i tetimme-i külliyât-ı şehr-i Gözlev: Evvelâ bu kal‘a sâ’ir kılâ‘lar gibi ikişer üçer kat dîvârlı değildir, ancak yalın kat dîvârdır. Ammâ kırk arşın enli âlî ve dörder arşın enli dîvârlı ve hendese üzre dizilmiş dendân-ı bedenli ve her bedende mazgal delikli kal‘adır kim bir buruna vâki‘ olup kıble cânibi ve maşrık tarafı ve poyraz tarafı deryâ fırtınasından cem‘ bir gölün burnundadır. Ve Odun kapusundan taşra çıkup deryâ ile halîc ortasında üç sâ‘atlik yer karadır. Gölünde gûnâ-gûn mâhîleri çıkar başka emînlikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 119a ·
metinde göster ·
… üzre İskenderiyye'nin iki kat kal‘a dîvârı bedenleri cümle (---) bedendir. Her
bedende
her şeb birer dîdebân nigehbânlık edermiş.
Netîce-i kelâm kal‘a-i İskenderiyye'nin kara cânibi iki kat dîvârı ve deryâ cânibinin bir kat Y 321b dîvârında cümle üç yüz altmış altı kulledir kim gün başına birer burc-ı serâmedlerdir kim rûy-ı zemîn seyyâhân u müverrihânı mâbeyninde böyle meşhûr-ı âfâkdır. Ve hakkâ ki ayne'l-yakîn hâsıl etdiğimiz dahi böyledir. Ve her kulle mâbeyninde yigirmi beşer bedendir. Bu hisâb üzre İskenderiyye'nin iki kat kal‘a dîvârı bedenleri cümle (---) bedendir. Her bedende her şeb birer dîdebân nigehbânlık edermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y321a–Y321b ·
metinde göster ·