… değildir. Lâkin selef-i mi‘mârî mühendisleri yine cümle ebrâcların ve dendân-ı
bedenlerin
ve mazgal deliklerin cümle hendese ile binâ etmiş bir kal‘a-i müzeyyendir ve cü …
Evvelâ şehr-i Rûmdan add olunur bir vâsi‘ düz fezâda kal‘ası nehr-i Uluırmak kenarında şekl-i murabba‘ seng-i mutarraş ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir kim tâ şehrin vasatında vâki‘ olmuşdur. Ammâ burc [u] bârûları ol kadar âlî değildir. Lâkin selef-i mi‘mârî mühendisleri yine cümle ebrâcların ve dendân-ı bedenlerin ve mazgal deliklerin cümle hendese ile binâ etmiş bir kal‘a-i müzeyyendir ve cümle (---) aded kulleleri birbirlerine nâzırdır kim hîn-i muhâsarada her kullenin ceng-âver bahâdırları tüfeng ile kulleleri muhâfaza ederler ve bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr etrafı (---) aded germe adımdır. Van ve Diyârbekir ve Erzurûm kal‘aları kadar büyük değildir ve cânib-i erba‘asında handakı (---) bu cirmde olan sûr-ı üstüvârın cümle etrâfında beş kapudur. Evvelâ Küçük kapu cânib-i garba nâzırdır ve Demir kapu semt-i kıbleye meftûhdır ve Kiçkapusu dahi taraf-ı kıbleye mekşûfdur. Ve Ereğli kapusu cânib-i cenûba nâzırdır ve Konya kapusu taraf-ı garba manzûrdur. Mezkûr kapuların dîdebânları ve bâcdâr [u] muhtesib âdemleriyle mâl-â-mâldır. Bu cirmde olan kal‘a içinde cümle (---) aded tahtânî ve fevkânî bâğ u bâğçesiz hâne-i mergûblardır. Ve derûn-ı hisârda her hayrât [u] hasenâtdan mevcûd olduğundan mâ‘âdâ zamân-ı Celâlî'de gılâl anbârları vardır, ammâ cebehânesi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 70a ·
metinde göster ·
… da bir gice aşağı bâğçelerde mihmân iken kal‘anın cemî‘i ebrâcların ve dendân-ı
bedenlerin
meş‘aller ile çerâğân edüp didebânları tâ vakt-i sehere dek, "Hudâ hûb" deyü fe …
Bir derenin cânib-i cenûbîsi nihâyetinde evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i murabba‘dan tûlânî bir kaya üzre Şeddâdî binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim gûyâ kal‘a-i Âdilcevâz'dır. Ammâ ne kadar hatve idiği ma‘lûmum değildir, lâkin küçükdür. Hâlâ Acem'in intihâ-yı serhaddi olmağile mültefit bir kal‘a-i müzeyyendir. Hâlâ derûn-ı kal‘ada üç bin aded güzîde Mâzenderânî tüfeng-endâz dizçöken nökeri vardır. Biz anda bir gice aşağı bâğçelerde mihmân iken kal‘anın cemî‘i ebrâcların ve dendân-ı bedenlerin meş‘aller ile çerâğân edüp didebânları tâ vakt-i sehere dek, "Hudâ hûb" deyü feryâd ederlerdi. Hakkâ ki kal‘a beklemek Acem'e kalmışdır. Kal‘a binâ etmek Fireng-i bed-renge kalmışdır. Kal‘anın dizçöken ağası ve eşik ağası aşağıda haymelerimize nüzûl edüp hayli i‘zâz u ikrâmlar edüp mihmândârlık ile ziyâfet-i azîm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 288a ·
metinde göster ·
… berg-i hazân gibi dir dir ditrerlerdi ve kal‘anın cümle ebrâcların ve dendân-ı
bedenlerin
cümle sâyebânlar ile ve tuğ u alemler ile ve selvi filandıralar ile serâpâ kal‘ …
Netîce-i kelâm, bu kevkeb ü debdebe-i İrân-zemîn ile kal‘aya karîb vardıkda hân ileri gidüp biz yine ağa ile at başı berâber giderken hemân Toprak kal‘adan bir kerre âvâz-ı dühül ü köslere tarralar uruldukda kal‘anın cümle bedenlerinden balyemez toplarına âteşler uruldukda azamet-i Hudâ sâ‘ika-i topdan zemîn [ü] âsumân ra‘d gibi gürleyüp cemî‘i bünyâd-ı Rûmiyye ve ahâlî-i Rûmiyye berg-i hazân gibi dir dir ditrerlerdi ve kal‘anın cümle ebrâcların ve dendân-ı bedenlerin cümle sâyebânlar ile ve tuğ u alemler ile ve selvi filandıralar ile serâpâ kal‘ayı zeyn edüp gûyâ bir sûr-ı arûs etmişler. Bu hâl ile kal‘a-i Rûmiyye'yi seyr [ü] temâşâ edüp ve alâyımızla güzer edüp şehri ve cemî‘i ünâsı ve cemî‘i mahbûb-ı zamâneler teferrüc ederek anlar da bizi seyr ü temâşâ ederek hânın sarâyına dâhil olup yine hân ile birbirimizi dirâğûş edüp hân sağ tarafına bu hakîri sol tarafına Murtezâ Paşa ağasın alup meydân-ı muhabbete destehânlar ve peşkîr ü makrameler geldi kim her biri hayal-kâr-ı Halkârî idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290b ·
metinde göster ·
başlarıyla üç bin âdemi bir püşte etmişih. Men ol çağda on üç yaşı çağında yiği …
Andan yine Osmânlı epsem durmayıp tâ Isfahân'a ve Hemedân u Dergezîn'e ve sâ’ir büldân-ı güzîne ve şehr-i Karakan'a ve Kum u Kâşân'a tâ bâb-ı Bağdâd'a varınca Osmânlı ili vilâyeti âlân u tâlân ve halkını esîr ü nâlân etdiler. Ba‘dehû biz bu Sercem deştinde Acem lâşelerin yedi yerde püşte etdik. Ammâ cümlesinin başları Ucân yaylasında tenleri bî-cân sahrâsındadır. Ve Osmânlı bedenlerin başlarıyla üç bin âdemi bir püşte etmişih. Men ol çağda on üç yaşı çağında yiğit idim. Bu cengi yahşı bilirmen" deyü refîkımız olan yasavul ağası {bu garâbeti} nakl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 304b ·
metinde göster ·
… nevvere çıkar gibi göründükde iki kal‘anın cemî‘i burc [u] bârûları ve dendân-ı
bedenlerin
şukka-i alemler ile ve filandıra ve sancağ ve bayrağ ve livâlarla zeyn edüp cüm …
Ve bu Anadolu kal‘ası gülleleri karşu Rûmeli Hisârı dağlarının tâ zirve-i a‘lâsına çıkup yine gerü yuvarlanarak deryâya düşerdi. Bu mahalde dûd-ı siyâh havâya münkalib olunca kal‘ateyn gûyâ şeb-i zulmetden rûz-ı münevvere çıkar gibi göründükde iki kal‘anın cemî‘i burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenlerin şukka-i alemler ile ve filandıra ve sancağ ve bayrağ ve livâlarla zeyn edüp cümle kal‘a neferâtları dendân-ı bedenlerde tezyîn olup bir kat gülbâng-ı Muhammedî ile sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup ardı sıra bir yaylım tüfeng ve yine bir yaylım cemî‘i toplara âteşler edüp cihânı velvelenâk edüp cümlemiz âlem-i hayretde kaldık. Bu kerre sa‘âdetlü hünkâr buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90b ·
metinde göster ·
… 'u muhâsara edüp on yedi yerden kal‘ayı döğe döğe cümle hâ’it-i ebrâc, dendân-ı
bedenlerin
hâke yeksân etdi.
"Benim Üstürgon kal‘amı kâfire nice verdin ise var eylece feth eyle. Yohsa seni iki pâre ederim" derler. Mehemmed Paşa dahi deryâ-misâl asker ile kat‘-ı menâzil ederek kal‘a-i Budin altında meks etdikde hikmet-i Hayy [u] Kadîr Anadolu'da Celâlî-i Tavîl hurûc edüp Bursa üzre geleceği haberi mesmû‘-ı hümâyûn olup Nasûh Paşa yetmiş bin güzîde asker ile celâlî üzre ta‘yîn olunup Serdâr-ı Mu‘azzam Mehemmed Paşa üzre asâkir-i İslâm az kalup ne çâre yine "Tevekkülen-alallâh" deyüp kırk elli bin asker ile kal‘a-i Üstürgon'u muhâsara edüp on yedi yerden kal‘ayı döğe döğe cümle hâ’it-i ebrâc, dendân-ı bedenlerin hâke yeksân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 92a ·
metinde göster ·
… eleri var idi ve cemî‘i der [ü] dîvârları ve ebrâcları ve tabyaları ve dendân-ı
bedenlerin
serâpâ haçlı peykerler ile ve fılandıra bayraklar ile kal‘ayı zeyn edüp cümle k …
Ve dahi derûn-ı hisârda mükellef ü müzeyyen manastır çanlığı kulleleri var idi ve cemî‘i der [ü] dîvârları ve ebrâcları ve tabyaları ve dendân-ı bedenlerin serâpâ haçlı peykerler ile ve fılandıra bayraklar ile kal‘ayı zeyn edüp cümle küffâr bedenler üzre pür-silâh âmâde idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157b ·
metinde göster ·
… r mülûkâne ziyâfet edüp kal‘adan yedi pâre top atup çâsârın sancaklarıyla kal‘a
bedenlerin
zeyn etdi.
Ba‘[de]hu bu hakîre bir kîse talar guruş ve iki Nemse'nin kuyruksuz atları ve iki sâ‘at ve bir pastav Macar çukası ve altı aded çarhlı kol tüfengleri verüp 89b hüddâmlarıma onar Ungurus altunu ve birer donluk çuka ve kumâş verüp bir mülûkâne ziyâfet edüp kal‘adan yedi pâre top atup çâsârın sancaklarıyla kal‘a bedenlerin zeyn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 89a–89b ·
metinde göster ·
… b serâmed topları cümle limana nâzırdır. Ve her Cum‘a günü bu kullenin dendân-ı
bedenlerin
dizdâr ağa sancağ u bayraklar ile zeyn eder. Salâdan sonra kal‘a kapusun sedd e …
Ve yine bu câmi‘ hareminin sol tarafında yol aşırı şehrin iç kal‘asıdır kim handaksız çâr-kûşe taş binâ bir nâzük hisâr-ı ra‘nâ olup cirmi kâmil üç yüz adımdır. Anda dizdâr ve zindân ve anbârlardan gayri bir şey yokdur. Ortası meydândır, ammâ bu iç kal‘anın şark tarafında bir azîm kulle-i zîbâsı var. Anda acâ’ib serâmed topları cümle limana nâzırdır. Ve her Cum‘a günü bu kullenin dendân-ı bedenlerin dizdâr ağa sancağ u bayraklar ile zeyn eder. Salâdan sonra kal‘a kapusun sedd eder. Taşra kal‘aya açılır, ancak bir demir iç hisâr kapusu var. Ve aşağı cebehâne hazîneleri kurbunda yine limana nâzır balyemez topları var, zîrâ niçe kerre Kazak şaykalarıyla gelüp limandan gemiler almışdır(?).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118b ·
metinde göster ·
Ve cümle dellâkleri ibrîşim futalar ile sîm-gûn bedenlerin dirâğûş etdirüp bellerinde fütûnî kîseler ve ellerinde sünnetî zînetî(?) hınnâlar urunmuş onar ve on beşer yaşında üstâd-ı Çerkes ve Abaza ve Gürcî ve Rus ve Leh ve Maskov dilberleri tâvûsî reftâr ile hırâm ederek gelüp âdeme yapışup gûnâ-gûn musanna‘ şîvekârlık ile herkesin murâd u merâmları üzre hizmet etdiklerinde âdemin sehâ damarları depreşüp cândan azîz şeylerin ol uryân hâlde iken vermek mukarrerdir. Tâ bu mertebe muğlim dellâk-i pâkleri var. Ve her bir gulâmlar âlüfte ellerinde mecmerelerle ûd-ı mülebbesler ve buhûr-ı hâverîler ihrâk edüp râyiha-i tayyibeden gasillerin dimâğları mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 127a ·
metinde göster ·
… ârı on arşın yüksekdir. Ve cümle kırk aded kulle ve dirseklerdir, ammâ dendân-ı
bedenlerin
saymadım. Lâkin dîvârı on beş ayak enli ve metîn ve müstahkem dîvâr-ı Şeddâdîdi …
Ammâ taşra büyük kal‘a dîvârı on arşın yüksekdir. Ve cümle kırk aded kulle ve dirseklerdir, ammâ dendân-ı bedenlerin saymadım. Lâkin dîvârı on beş ayak enli ve metîn ve müstahkem dîvâr-ı Şeddâdîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 369b ·
metinde göster ·