inen evlâdları İslâm ile tevellüd edüp sonra peder u mâder ta‘lîmiyle dalâlete …
Hüsniyyât-ı düvüm oldur kim her giz Âl-i Muhammedîden şerîfe bâkireleri kul kısmına ve Abdullah oğluna vermeyüp yine kefinne verirler. Hakîr su‘âl edüp eyitdiler kim "Siz bir Kâfire avreti nikâh ile alup nazar-ı tohmadır, aslı müslimdir, deyü kâfire alırsız, ma‘kûl mezhebdir. Ammâ kızları kefinne vermeyüp kâfirden müslime versek, ihtimâldir nihâni mürted olup, nazar tohma olunca evlâd niçe olur. Belki ol Abdullah oğlu evlâdların bırağup kâfire firâr edüp, "Evlâdları anadan Âl-i Resûl" diyemeniz. Zîrâ sizin mezhebinizce nazar tohmadır deyü kâfir karısını alırsız. Bu kerre ol seyyideden tevellüd eden mürted-i billah evlâdları ne olmış olur" deyü bu mes’ele[y]i su’âl etdiler. Hemân hakîr eyitdim: "Cenâb-ı Bârî cemî‘î milel-i muhtelifenin, isterse Yahûd [ve] Nasâr olsun bellerinden inen evlâdları İslâm ile tevellüd edüp sonra peder u mâder ta‘lîmiyle dalâlete düşer" deyü bu hadîsi tilâvet etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
… kurbunda Sabuncubeli'nde bunun emsâli niçe yüz bellerde niçe bin kârbânı basup
bellerinden
kemerin yasup harâmîlik ederdi. Âhir Kara Mustafâ Paşa fermânıyla Anadolu eyâle …
Evvelâ Kara Haydar nâm şakî bir kadıyı katl eyleyüp Sultân İbrâhîm Hân'ın cülûsunda ısyân [u] tuğyân edüp niçe sene şakâvet edüp Sakaltutan-beli'nde ve Köprübeli'nde ve Felâketbeli'nde ve Direklibel'de ve Çengâllıbel'de ve Sarmaşıklıbel'de ve Domalıçbeli'nde ve İzmir kurbunda Sabuncubeli'nde bunun emsâli niçe yüz bellerde niçe bin kârbânı basup bellerinden kemerin yasup harâmîlik ederdi. Âhir Kara Mustafâ Paşa fermânıyla Anadolu eyâletinde nefîr-i am çıkup Kara Haydar'ı Işıklı nâm kasaba kurbunda bir hâne içre kapanup hâneye ateş edüp cümle tevâbi‘i cız-bız kebâbı gibi büryân olup Kara Haydar cân havliyle taşra çıkup katl edüp kelle-i murdârın der-i devlete gönderüp cemî‘î tarîk-ı âmlar emn [ü] emân oldu. Ammâ Kara Haydaroğlu nâm bir veled-i zinâsı zuhûr edüp babası mel‘ûnun kanın taleb 373a içün Anadolu vilâyetinde yigirmi sancak yerde niçe yüz bin ibâdullahı râhatda komayup tâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ibtidâsına gelince üç eyâlet yeri harâb u yebâb eyleyüp bir vech ile ele girmek muhâl oldu. Hattâ bu hakîrin Engüri kurbunda Balıkhisâr nâm karyede ale'l-gafle râst geldiğimiz mel‘ûnlardır kim mukaddemâ evsâfları beş ay mukaddem tahrîr olunmuşdur. Âhir-ı zamân-ı saltanat-ı İbrâhîm Hân evâhirinde Melek Ahmed Paşa efendimizin ağalarından sâbıkan Türkmân Ağası Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Kara Haydaroğlu'nun ya başı, ya başın" deyü istimâlet emirleri gidüp kayd-ı hayât ile Hasan Ağa'ya ba‘de edâ-yı hizmet Türkmân ağalığı ta‘ahhüd olunup Hasan Ağa dahi bin kadar şehbâz u nâmdâr iş erleri ve dağ u râğ serverlerinin bahâdır [u] hünerverlerin başına cem‘ edüp bir gün Söğüd dağı nâm mahalde Kara Haydaroğlu'nu yataklandurup andan firâr eder. Ba‘dehû andan başına iki yüz nâm-ı be-nâm vâcibü'l-izâle cem‘ edüp Katırcıoğlu ve Akyakalıoğlu ve Oynağanlıoğlu ve Yeğen Hüseyin ve Kara Memi nâm hârâmîlerle şehr-i Isparta dağlarında ve Söğüd kûhlarında ve Aydın cebellerinde ve Sarıhan illerinde gezüp ehl-i tüccâr-ı berr [u] bihârı rencîde etdüğü İbrâhîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup Anadolu eyâletine mutasarrıf Vezîr Küçük Çavuş Paşa cümle Anadolu eyâletiyle varmak fermân-ı şehriyârî olup on bin askerle âsî ve harâmî mezkûrların üzerine varup Karahisâr altında iki asker birbiriyle mukâbele ve mukâtele ederken bi-emri Hudâ Kara Haydaroğlu vâcibi yedi yüz âdemiyle on bin derme ve çatma Anadolu askeri içine aç kurd koyuna girer gibi girüp askeri bozup kimin kırup kimin âzâd edüp ol mahalde Anadolu Valisi bir vezîr-i dânâyı kayd-bend ile Kara Haydaroğlu'nun önüne getirüp ırz-ı pâdişâhî vardır deyü Kara Haydaroğlu, Küçük Çavuş Paşa'yı atıyla ve donuyla ve bir kaç yakın huddâmıyla bir dahi hazretin sancağıyla üzerime gelme deyü ahd [ü] yemîn verüp âzâd eder. Bu esnâda paşanın ve gayrı Anadolu askerinin bâr [u] bengâhı ve hayme vü hargâhı ganâ’imiyle Katırcıoğlu nâm şimşîr-bâz eli kolu kan bî-îmân u bî-amân gelüp cümle şikârı Kara Haydaroğlu'nun önüne kodukda paşanın tuğ u sancağ ve bayrağ u tabl [u] alemin Kara Haydaroğlu görüp "Katırcıoğlu! İşte Allah bizi tuğ ve sancak ve tabl [u] alem sâhibi dağ paşası etdi" dedikde Katırcıoğlu eydür: "Neyleyeyim, paşayı ele getiremedim. Gidinin yöğrük atları var imiş ve bir kaç ..kilgen oğlanları var imiş, elimden kurtuldu" deyince Kara Haydaroğlu eydür: "Bre şimdi paşayı kayd-bend ile önüme eli bağlı ve ciğeri dâğlı getirdiler. Hâline merhamet edüp bir dahi üzerime gelmeyeceğine yemîn verüp âzâd etdim. İşte şimdi gitdi" deyince Katırcıoğlu eydür: "Bre gerçek mi? Ya sonra yine deryâ-misâl askerle üzerimize gelirse bizi öküz boynuzunda isek de bizi kırar. Hay Kara Haydaroğlu! Allah belâcığın versin. Bre ne âzâd etdin. Onların dirisiyle söyleşmekden ise ölüsüyle söyleşmek gerek" deyü atına süvâr olup fi'l-hâl paşaya erüp "Dur a bre .mlı kahbe" deyüp paşaya dal-kılıç olup paşa yedi âdemiyle Katırcıoğlu'na hamle edüp Katırcıoğlu'nun bir âdemin katl edüp birine dahi sataşırken Katırcıoğlu paşaya bir satûr-ı Katırcı niçe urursa kellesin terkiye alup yedi gulâmın kayd-bend edüp kelleyle ve atları ve gulâmlarıyla Kara Haydaroğlu önüne gelince Haydaroğlu ağlayup "Katırcıoğlu! Şimden gerü biz dahi başımız tedârükün görelim. Âhir işimiz tamâm oldu. Hemân gerçekden asker yazup Kara Yazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu gibi ili vilâyeti urup celâlî olalım. Yâhûd deryâ-misâl asker ile Acem diyârında bir yer feth edüp anda karâr idelim" dedi. Katırcıoğlu eydür: "Bre iki el bir baş içindir. İpden kazıkdan kurtulmuş yiğit yazalım, mâl verelim, mâl alalım" deyüp niçe yüz harcu's-seyf ip sürüyenleri başlarına cem‘ edüp Kırşehri ve Beğşehri ve Akşehri ve Seydîşehri ve Eskişehri ve Alaşehri ve gayrı büleyde ve şehirleri harâb u yebâb ve halkın kebâb u hânelerin türâb ederek günden güne ısyân [u] tuğyânları ziyâde olup niçe ümmet-i Muhammed'in ehl [u] ıyâllerin alup kırmızı şâl ile kafadârları gibi gezdirüp fi‘l-i şenî‘lere başladılar. Hikmet-i Hudâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ertesi günü Kara Haydaroğlu katli hakkında yine Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Dünyâ âsûde-hâl ola" deyü bu târîh mısra‘ı mazmûnunca (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b–373a ·
metinde göster ·
… p niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin
bellerinden
çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, kat …
Yine paşa nüdemâlarından niçe kimesneler eydür: "Yavaşça Mehemmed Ağa'yı biz biliriz. Bir Oğuz ve sâhib-i sülûk âdem idi. Ol altun anın helâl mâlı olmağıla buldu" dediler. Hemân paşa dahi bu altun kıssasına "şâhidim" deyü nâfile şehâdet edüp Yahyâ Efendi-yi kezzâbı tasdîke çıkardı. Hâlâ ki Murtezâ Paşa ol asırda Revân seferine giderken ol sefer-i berzahda dünyâ ve âhireti bilmez bir karakaşlı sekiz yaşında sarıkçı şâkirdi idi. Sefere gitmeğe iktidârı olmayup anlar Haleb'de kalmışlar idi. Yahyâ-yı Kizbî Efendi'nin bu Revân hikâyeti sahîh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda karı eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu istimâ‘ edince hakîr güftâra gelüp eyitdim: "Bre cânım, o seferde niçe bin tüvânâ yiğitler hayme vü hargâhların ve bâr-ı bengâhların bozup ester-i üştürlerine tahmîl edüp niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin bellerinden çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, katır ile vara gele 52b belindeki kemerinden âciz oldu ise hüddâmlarının heybesine ve katarları üstüne kodu yâhûd bir tevâbi‘ine verdi, selâmete çıkarup geldi. İş temâm oldu, bitdi. Altun dedikleri mâl cândandır, cânın âdem katarı üzre kosa ne olur. Beyâbânda kar içine niçe akıl ile {altununu} gömer dedim. Ya ol zemistânda el dutmaz ayak dutmaz, zemîn polâd-ı Nahşivânî gibi olmuş. Hançer ile değil ferhâdî külünkler ile bir kırat kopmayan zemîni hançer ile niçe kazup altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu ber-karâr bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir kaç ay âfitâb-ı âlemtâbın ziyâsı müncemid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup ber-karâr kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde altunu bulmasının sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı sâde-dil "Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" deyü Molla Yahyâ Efendi'nin kelâm-ı dürûğun tasdîk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a–52b ·
metinde göster ·
… içre cereyân eden bu nehr-i Davdan'ı su’âl etdim. "Harîr dağlarından ve Ardalân
bellerinden
ve Hakkarî kûhlarından cem‘ olup şehrimiz içre ubûr edüp maşrık tarafında Çevlâ …
Ammâ Kızılbaş azîm asker ile üzerlerine gelüp ceng ederek kırk bin koyunların yaylalarından sürdü ve biz anların koyunların tahsîl içün mübâşir olduğumuz ma‘lûmları olup bizimle Rûmiyye hânına bile gitmeğe murâd edindiler. Hakîr eyitdim: "Biz yine sizin koyunlarınız içün, niçe Acem sultânlarına Van vezîrinden mektûblarımız vardır, dahi çok dolaşırız. Siz sonra Rûmiyye'ye geliniz." dedim. Hazz etdiler ve bize hayli hedâyâ verdiler ve bu rabta içre cereyân eden bu nehr-i Davdan'ı su’âl etdim. "Harîr dağlarından ve Ardalân bellerinden ve Hakkarî kûhlarından cem‘ olup şehrimiz içre ubûr edüp maşrık tarafında Çevlân sultân hâkinden güzer edüp Rûmiyye deryâsına rîzân olur." dediler. Ammâ âb-ı hayâtdır, her bâr geçit verir nehr-i sağîredir. Andan şarka 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 289a ·
metinde göster ·
… bize sizin atlardan birkaç at verin ve karnımız açdır, bize ta‘âm verin" deyüp
bellerinden
tîrkeş ve kılıçların çıkarup ve sedd-i İskender-vâr bî-bâk u bî-pervâ oturdular …
Biri eydir: "Sultânım menzilci kaçmış, ammâ bize sizin atlardan birkaç at verin ve karnımız açdır, bize ta‘âm verin" deyüp bellerinden tîrkeş ve kılıçların çıkarup ve sedd-i İskender-vâr bî-bâk u bî-pervâ oturdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 27a ·
metinde göster ·
… af-ı cenûbda Dinare dağlarından ve Zadvorya kal‘ası dağlarından ve Omiş kal‘ası
bellerinden
gelüp bu cisir altından ubûr ederek cânib-i garbda (---) dibinde Akdeniz'e mahl …
Ve bu nehir sehel şurcadır. İbtidâ tulû‘u cânib-i şarkda ve taraf-ı cenûbda Dinare dağlarından ve Zadvorya kal‘ası dağlarından ve Omiş kal‘ası bellerinden gelüp bu cisir altından ubûr ederek cânib-i garbda (---) dibinde Akdeniz'e mahlût olur. Bunda Gâzî Baba Ahmed, paşaya bir ziyâfet-i azîm edüp bir hil‘at-i fâhire geydirildi ve Baba Ahmedzâde İsmâ‘îl Ağa on bin yiğide kulağız olup cânib-i cenûbda kâfirin Zadvorya kal‘asına ve dahi Omiş kal‘asına nehb u gâret etmeğe gitdiler, Hudâ âsân getire.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137b ·
metinde göster ·
… n eder bir uyûn-ı sagîredir. Cânib-i şarkda Gılamuc dağlarından ve İzmiyan kûhu
bellerinden
tulû‘ edüp Kotarlar nâm mahalleye karîb Venedik körfezine mahlût olur. Ve hâlâ …
Kal‘ası sehel taşlıca bir vâdî içre bir yalçın alçacık kaya üzre şekl-i muhammesden tûlânîce bir kal‘acıkdır kim ol kadar sûr-ı kebîr değildir, ammâ kizb harâmdır, adımlamadım. Dibinden nehr-i (---) cereyân eder bir uyûn-ı sagîredir. Cânib-i şarkda Gılamuc dağlarından ve İzmiyan kûhu bellerinden tulû‘ edüp Kotarlar nâm mahalleye karîb Venedik körfezine mahlût olur. Ve hâlâ bu şehrin ahâlîleri kal‘a-i Zadvorya'da ve kal‘a-i Kinin'de ve kal‘a-i Sin'de sinüp sine girmişlerdir, ammâ zemîn-i Sin'e girmeyenler "Âh Dirniş vâdî-i ıyş" deyü âh-ı derûn ederler. Hudâ amâr ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147b ·
metinde göster ·
… karîb nehr-i Sava'ya mahlût olur, ammâ tulû‘u Gıradişka dağlarından ve İzmiyan
bellerinden
hurûc eder. Sâfî demir me‘âdinlerinden geldiğiyçün memdûh su değildir. Bu kal‘a …
Derûn-ı hisârda kırk elli aded şindire tahta örtülü bâğ u bâğçesiz hurde kal‘a evleridir. Süleymân Hân câmi‘i ve buğday anbârı ve mükellef cebehâneleri ve mehterhâne kullesi ve gayrı kulleleri vardır, ammâ (---) de câmi‘i ve hânı ve kesîf hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır ve nehr-i Buna bu mahalle karîb nehr-i Sava'ya mahlût olur, ammâ tulû‘u Gıradişka dağlarından ve İzmiyan bellerinden hurûc eder. Sâfî demir me‘âdinlerinden geldiğiyçün memdûh su değildir. Bu kal‘a dahi Banaluka hükmünde ve niyâbetdir. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 154b ·
metinde göster ·
… nnâr kuşak harâm ise, anlara lâzım olduğundan ol kadarca ruhsat verilmişdir. Ve
bellerinden
aşağı bolca beyâz dimiden şalvar geyüp kırmızı çukadan kopçalı daracık serdelye …
Ve cümle ancak iki silâhları var. Bir kılıç ve bir çakmaklı tüfeng. Aslâ fitilli tüfengleri yokdur. Ancak bir yaylım tüfeng atup, "Allâh Allâh" deyüp dal kılıç olup girişirler. Ya alışırlar, ya verişirler, yâhûd barışırlar. Cümle piyâde şehbâzlardır, ammâ her birine at yetişmez ve taşlık diyâr olmağile at işlemez ve esbâbları cümle kırmızı pırankona çuka daracık bağır yelekleri geyüp göğüslerinde birer vukıyye gümüş halkaları var ve kuşakları ekseriyyâ zünnâr ta‘bîr etdikleri teybend kuşakdır. Gerçi harâmdır, ammâ kâfirleri esîr etdiklerinde anınla bağlarlar ve bir kuyudan su çekseler kuşağile çekerler ve niçe gâzîler esîr olup kuşağın kemend edüp kâfir kal‘alarından firâr etmişlerdir. Hulâsa-i kelâm eğer ehl-i şer‘ yanında zünnâr kuşak harâm ise, anlara lâzım olduğundan ol kadarca ruhsat verilmişdir. Ve bellerinden aşağı bolca beyâz dimiden şalvar geyüp kırmızı çukadan kopçalı daracık serdelye(?) geyüp ayaklarına bir gûne nâzük çarık geyerler kim ol sengistânda her biri ceyrân gibi sekerler. Ve başlarına yine kırmızı çuka Hırvad arakıyyesi geyerler. El-hâsıl hakkâ ki cüst u çâpük u çâlâk Amr-ı Ayyâr-vâr sâhib-i ayâr yiğitlerdir. Bu gâzîler ile bu serhadlerde hüsn-i ülfet edüp zahîre-bahâ içün bu mücâhidîne aslâ zulm [u] ta‘addî etmeyüp kendü rızâlarıyla paşaya verdiklerin alup hakîr içün ücret-i kadem bir şey almadım. İllâ alâ tarîki'l-hedâye ba‘zı tüfeng ve kılıçlar alup rızâlarıyla kabûl edüp refîkler alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 157a ·
metinde göster ·
… Sâlih Ağa acemî oğlanlarına tenbîh edüp bir amîk handak kazup cümle şühedâların
bellerinden
kemerleri ve silâhların Beytü'l-mâl ağası alup Hacızâde Efendi imâm ve hakîr mü …
"Sâ’ir guzât-ı müslimîn bu şühedâları görüp gözleri büyümesin, tîz bu şühedâları defn etsinler" dediğimde hemân Yeniçeri ağası Sâlih Ağa acemî oğlanlarına tenbîh edüp bir amîk handak kazup cümle şühedâların bellerinden kemerleri ve silâhların Beytü'l-mâl ağası alup Hacızâde Efendi imâm ve hakîr mü’ezzin olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 19a ·
metinde göster ·
… panmağa mübâşeret oldukda birkaç kâfirler gelüp bu ümmet-i Muhammed esîrlerinin
bellerinden
kuşakların çözüp başlarından sarıkları ve kalpakları ve külâhları ve cümle libâ …
"Şimdi ko dursun ahşama karîb yine bu mahalle gelüp geçdiğimiz zamân ver. Şimdi bu esîrlerin sâhibleri yanlarında duruyor. Verdiğin akçeleri ellerinden alır", dedikde hakîr dahi "Ma‘kûl" deyüp kîseyi yine cebime koyup yine görmediğimiz çârsû-yı bâzârları ve mahallâtları ve imâret olan âsâr-ı binâları seyr-i temâşâ ederek ahşama karîb yine mezkûr esîrin yanına varup temâşâ ederken dükkânlar kapanmağa mübâşeret oldukda birkaç kâfirler gelüp bu ümmet-i Muhammed esîrlerinin bellerinden kuşakların çözüp başlarından sarıkları ve kalpakları ve külâhları ve cümle libâsların alup her âdemün koltuğu altlarına birer sâ‘at miftâhların sokup çevirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 59a ·
metinde göster ·
… ibinde Samakov ve İştib ve Köstendil dağlarından ve Koçana ve Dobniçse kasabası
bellerinden
cem‘ olup niçe yüz aded kurâlara ve niçe kasabâtlara uğrayup bu Siroz sahrâları …
Ale's-sabâh şehr-i Siroz'da cümle ahbâb ile vedâ‘laşup cânib-i cenûba sahrâ-yı Siroz içre gidüp Demirhisâr nehrin ağaç cisr-i azîmden geçüp bu nehir tâ şimâl cânibinde Samakov ve İştib ve Köstendil dağlarından ve Koçana ve Dobniçse kasabası bellerinden cem‘ olup niçe yüz aded kurâlara ve niçe kasabâtlara uğrayup bu Siroz sahrâlarından ubûr edüp cenûb tarafından cânib-i şarka cereyân ederek Akdeniz'e Beşikler kasabaları kurbunda mahlût olur, ammâ ol mahalde bu nehri gemilerle ubûr ederler. El-hâsıl bu Siroz sahrâsında hakîr-i pür-taksîr üç yerden ağaç cisrler ile sular geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 222b ·
metinde göster ·
… billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bihor dağlarından ve İnebahtı
bellerinden
gelüp bu şehir içinde mezkûr üç aded cüsûr-ı metîneler altından geçüp bu uyûn-ı …
Ve cümle 3 aded yerde cisr-i memerr-i nâs vardır. Şehrin tâ ortasından cereyân eden (---) ibret-nümâ (---) gûyâ aynu'l-hayât misilli bir berrâk ve pâk billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bihor dağlarından ve İnebahtı bellerinden gelüp bu şehir içinde mezkûr üç aded cüsûr-ı metîneler altından geçüp bu uyûn-ı cârilerin yemîn [ü] yesâr[r]ı şehr-i azîm ve çârsû-yı bâzâr ve kenârında mükellef kahvehâneler ve voyvadanın havz [u] fıskiyye ve şâzrevân ve maksûreli sarâyı bu dere kenârında bir yalçın kaya sahra-i azîm altında bir musanna‘ ve şîrîn sarâydır. Dahi aşağı nehir kenârınca ma‘mûr tabahâneden aşağı cereyân edüp Esedâbâd kasabasından aşağı Bahr-i Sefîd'e mahlût olur. El-hâsıl bu şehir gâyet sarp ve taşlık içinde daracık ma‘mûr şehirdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246b ·
metinde göster ·
… ltında hammâl semeri gibi yumru olup arkaları ve göğüsleri dahi eyle yumru olup
bellerinden
yukarusu tâ koltuklarına varınca eğer karınları ve eğer sîneleri ve eğer memele …
Der-eşkâl-i kabâ-yı bintân-ı ehl-i ısyân: Cümle Rûm avretleri dahi mahbûbe-i zamâne olup âşıkperestlerdir, ammâ libâsları gâyet kabîhdir. Meselâ fisdân ta‘bîr etdikleri harîr-i gûnâ-gûn kabâları koltukları altında hammâl semeri gibi yumru olup arkaları ve göğüsleri dahi eyle yumru olup bellerinden yukarusu tâ koltuklarına varınca eğer karınları ve eğer sîneleri ve eğer memeleri ve eğer mû-miyân kemerleri aslâ görünmeyüp hemân koltuklarından yukaru omuzları ve kolları ve gerdân ve yüzleri ve başlarında kâtibî sarıkları altında siyâh saçları görünüyor. Gayri endâmları gûyâ bir harar gibi fisdân içinde olup hemân koltuklarından aşağı bir Mevlevî dervîşi tennûresi geymiş Yezîd libâslı mahbûbe zenâneleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 285a ·
metinde göster ·
Ve bâlâda tahrîr olunan yarım ceviz kabuğu gibi müdevver başlı yılanları kassâblar bellerinden cümle ikişer pâre edüp alaca derisiyle tuzlayup başları tarafın iplere asup kuyrukları tarafın yere gömdüler. Kırk gün dahi bunlar durup kırmızı kırmızı olup kurumuşlardı. Anları dahi alup kurşum hokkalar içinde hıfz etdiler, zîrâ karınca pek üşer, yılan eti ve insân eti gâyet lezîzdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y125b ·
metinde göster ·