… akrîr eder. Talebelerine bahâ-i lahmiyye ve şem‘iyye vazîfe-i mu‘ayyeneleri mâh
be-mâh
vâsıldır. Zîrâ gâyet metîn evkâfdır.
Bu câmi‘in nâzırı şeyhülislâmlar olması haysiyyeti ile bu medresenin dersiâmı şeyhülislâmlardır. Haftada bir kerre ders takrîr eder. Talebelerine bahâ-i lahmiyye ve şem‘iyye vazîfe-i mu‘ayyeneleri mâh be-mâh vâsıldır. Zîrâ gâyet metîn evkâfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 42a ·
metinde göster ·
… r âfitâbe üzre cığcığa teller ve bellerinde kantûralar ve tennûreler ve zîl [u]
bem
ve sapan-ı Dâvûdîler ve ummân-ı kerâme ve cilbend-i mahabbetler ile piyâde ubûr …
Esnâf-ı sa‘îler: Neferât 400, bunlar cemî‘i guzât-ı müslimînin mekâtiblerini vatanlarına vâsıl etmeğe me’mûrlardır. Pîrleri Amr bin Ümeyye-i Zamîrî'dir kim Alî huzûrunda Selmân-ı Fâris belin bağlayup şâtırlar ve sa‘îlerin pîridir. Kabri kal‘a-i Hıms'dadır. Hazret-i Resûl'ün peyki idi. Bu sa‘îlerin ellerinde birer harbe ve başlarında birer âfitâbe üzre cığcığa teller ve bellerinde kantûralar ve tennûreler ve zîl [u] bem ve sapan-ı Dâvûdîler ve ummân-ı kerâme ve cilbend-i mahabbetler ile piyâde ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155b ·
metinde göster ·
… una geçidi kınalı atların sînelerinde ve kusgun ve paldımlarında gûnâ-gûn zîl ü
bem
çınkıraklar ve her atların başlarında beyâz ablak sorguclar ile tezyîn edüp sak …
Esnâf-ı sakkâyân-ı yeniçeriyân-ı dergâh-ı âlî: Cümle yüz altmış iki aded yeniçeri odalarının yedi yüz sakkâları vardır. Herbiri abraş gül-endâm-misâl küheylân atlarının üzerlerine telâtîn meşkleri ve telâtîn kovaları yükledüp atlarının yeleleri ve kuyrukları ve şikemleri Hasanî Hüseynî Kerbelâ kâtili ve Tuna geçidi kınalı atların sînelerinde ve kusgun ve paldımlarında gûnâ-gûn zîl ü bem çınkıraklar ve her atların başlarında beyâz ablak sorguclar ile tezyîn edüp sakkâlar siyâh çizme ve siyâh meşin dolamalarla ve serlerinde turna cığaları ile atların gûnâ-gûn çiçekler ile zeyn edüp piyâdeleri tarafeynde olan ibâdullâhlara mataralar ve sumaklar ile mâ’-i tâhir bezl edüp "Sakkâ sebîlillâh, şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ ervâhlarıyçün sebîl" deyü feryâd ederler. Zîrâ bu tâ’ife dahi ekmekciye yamakdır. Zîrâ ekmek susuz, ev tuzsuz olmaz. Bu sakkâların pîri Selmân-ı Kûfî'dir. Selmân-ı Pâris belin bağladı. Kabri Rey şehrindedir, yüz otuz yaşında âhirete nakl eyledi, cümle sakkâların silsilesi ana çıkar. Ammâ bu tâ’ifenin zâbitleri yeniçeri ocağında bölükbaşılardan bir çorbacı sakkâbaşıdır kim gedik sâhibidir, yoluyla gelüp kethudâyeri ve muhzır ağa olur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 160a ·
metinde göster ·
… erinde teller ve gümüş zencîrli licâmı ve zerdûz sağrı poşu ve gûnâ-gûn zîl [ü]
bemler
ile deveyi zeyn edüp mahmil-i şerîf içinde bir ma‘sûm Feth-i Şerîf tilâvet edüp …
Evsâf-ı mahmil-i şerîf hevdec-i Resûlullâh: Hazret'in bârhânesidir kim, surre emînlerinde durur. Siyâh Ka‘be örtüsü üzre zer-ender-zerdûz işleme çâr-kûşe ve sivri çâr-kûşe kubbe üzre sürâhî altun yaldızlı top alemli ve çâr-kûşesinde yine mutallâ toplu mahmildir, anı götüren şütürü kınalayup zer-ender-zere gark edüp şütürün serinde teller ve gümüş zencîrli licâmı ve zerdûz sağrı poşu ve gûnâ-gûn zîl [ü] bemler ile deveyi zeyn edüp mahmil-i şerîf içinde bir ma‘sûm Feth-i Şerîf tilâvet edüp hoş-elhân segâh makâmı üzre kırâ’at eder. Ve mahmil-i şerîfin cânib-i erba‘asında çâr-yâr-ı güzînin ve sâ’ir Ashâb-ı kirâmın seyf-i müczemleri ile zeyn edüp ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161a ·
metinde göster ·
ve debdevî ve dehdehî ve gûnâ-gûn horasânî şâtırân zîlleri ve ellerinde mücevhe …
Ordu-yı İslâm alayında bunlardan muhteşem alay yokdur. Gûyâ bir nûr deryâsı cereyân eder, hakkâ ki içlerinde yine nûr-ı ilâhî'den nişân verir dilberânları var kim görenin aklı perîşân olur. Zîrâ gâyet müzeyyendirler. Her biri dîbâ ve şîb ü zerbâfa ve murassa‘ kemer kuşaklarla ve başlarında gûnâ-gûn âfitâbeler üzre ablak tellerle kendülerin tezyîn edüp ve bellerinde incü saçaklı kantûralar üzre zîl [ü] bem ve debdevî ve dehdehî ve gûnâ-gûn horasânî şâtırân zîlleri ve ellerinde mücevher şeş-pençe hıştlar ve gûnâ-gûn teberler ile mü’eddebâne ubûr ederlerken, cümle temâşâcılar mebhût olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161b ·
metinde göster ·
… r bir âdemdir. Müşkil ma‘rifetdir kim nakarenin yüzlerine deve hâmı çeküp zîl ü
bemin
bulmakdır. Ehl-i hevâ âdem kârıdır, ancak bir âdeme mahsûsdur. 203b
Ehl-i hevâ-yı kudüm ve kös ve tablbâz ve deblekciyân: Dükkân ve nefer bir âdemdir. Müşkil ma‘rifetdir kim nakarenin yüzlerine deve hâmı çeküp zîl ü bemin bulmakdır. Ehl-i hevâ âdem kârıdır, ancak bir âdeme mahsûsdur. 203b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 203a–203b ·
metinde göster ·
… a niçe bir âşıkânın cihâz-ı fakrlarından def ü kudûm ve nefîr ve tabl u zil [u]
bemm
ü teber ve pâleheng ve zerdeste ve sapan-ı dâverî-keşkül ve teber-i Müslimî ile …
Bu kapudan içeri cümle züvvâr dâhil olunca âdemin vücûdu lerzân olup âdeme dehşet hâsıl olur bir mehâbetli kabr-i tavîldir kim kaddi kâmil on adımdır. Cânib-i erba‘asında niçe yüz gûnâ-gûn zer-i hâlis-misâl çerâğdânlar ve buhûrdân ve gülâbdân ve şem‘dânlar ile kat-ender-kat müzeyyen olmuşdur. Dahi hârici etrâfında yetmiş aded hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ile 8a tezyîn olmuşdur. Ve ser-i sa‘âdeti tarafında gûnâ-gûn alemler ve tîr [u] kemânları var kim okları harb-misâl kimi demir ve kimi hadeng oklardır ve cümle der-i dîvârında niçe bir âşıkânın cihâz-ı fakrlarından def ü kudûm ve nefîr ve tabl u zil [u] bemm ü teber ve pâleheng ve zerdeste ve sapan-ı dâverî-keşkül ve teber-i Müslimî ile ve gayri eşyâ-yı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen olmuş kubbedir ve cümle rûy-ı dîvârda her gelen âşıkânın birer gûne âsâr-ı hatları vardır. Hattâ bu hakîrin dahi küstâhâne "Şefâ‘at yâ Muhammed evliyâya" bir hatt-ı müstekreh-i hem-züvvârdır. Bu âsitâneyi Murtezâ Paşa ile ziyâret edüp azîzin rûh-ı pür-fütûhu içün bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp azîzin rûh-ı şerîfine hîbe edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Paşa efendimiz cümle fukarâya yüz altun tasadduk edüp harem-i şerîfin ortasındaki şâdırvânda üç kurbân edüp andan kapu arasında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 7b–8a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû cümle vüzerâ vü vükelâ ve ulemâ ü sulehâ ve kibâr-ı kübbâr cümle huzûr-ı pâdişâhîye varup müşâvere etdiler. "Ayâ mühri kime versek?" dediler. Ol mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi nümâyân olup atından nüzûl edüp menkale pehlivân-vâr pertâb ederek Çemensoffa nâm mahalde huzûr-ı pâdişâhîye gelüp Hâsodabaşı Rûm Hasan Ağa, paşanın önüne düşüp götürdükde, paşa zemîn-bûs etmek mu‘tâdı olmadığından "es-Selâmu aleyk pâdişâhım!" deyü du‘â vü senâ ederek pâdişâh-ı Cem-haşmet müvâcehesine varup şeref-i takbîl-i enâmil-i pâdişâhî ile şâdkâm olup muhassılu'l-merâma erüp sâ’ir vüzerâlar üzre tekaddüm edüp vaka‘-ı vekârıyla tâ saff-ı âlîde karâr edüp ber-karâr oldu. Derhâl sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-cenâb sa‘âdetle mü’eddebâne ber-zânû olup buyurdular kim "Bak a vüzerâlarım, benim hâssaten murad [u] merâmımdır. Bir merdin ilkâsıyla ve bir ferdin iltimâsıyla değil ancak kendi zâde-i tab‘-ı karîhamdan mühr-i şerîfim Melek Ahmed Paşa lalama sadâret-i uzmâmı ihsân etmişim" deyince hemân Melek Ahmed Paşa efendimiz üç kerre pertâb edüp dest ber-zemîn edüp eydür "Padişâhım, nutk-ı dürer-bârın cân bulsun içün mühr-i şerîfin aldım, kabûl eyledim. Ammâ nitekim Anadolu'da İpşir Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve Mirza Paşa ve Kara Hasan Paşa ve sâ’ir aşkıyâ ve Celâlî vü Cemâlîler ve zorba zorba sekbân u sarıca haşerâtları köğden köğe tavuk kırup lokmacılık edüp niçe bin ibâdullahı müte’ezzî edüp ehl [ü] ıyâl-ı re‘âya vü berâyâ pâymâl-i rimâl olup ili vilâyeti anlar harâb u yebâb ederlerken bir vezîrin mühre mâlik olup zabt u rabt edüp adl [u] adâlet edüp tahsîl-i mâl edemez. Mâh be-mâh cemî‘i 174a kullarun mevâcib taleb edüp Tershâne-i âmire mühimmâtı lâzım olup beher sene kırk yedi bin kîse-i Rûmî mesârif lâzım. Anadolu tarafından ise cemî‘i hâs-ı harâclardan bir akçe gelmeyüp cânib-i şark tavâ’if-i mülûke döndü. Pâdişâhım! Bu abd-i kemterin akl-ı kâsırı üzre ve benim hüsn-i rızâm, hüsn-i zannım üzre mühr-i şerîfi İpşir Paşa lalana ihsân eyle. Ale'l-acele der-i devlete gelsin. Anadolu'da cümle ibâdullah zalemelerin şûr-ı şerlerinden emîn olsun. Mâldâr u umûr-dîde bir vezîr-i atîkdir. Gelsin bir azîm donanma inşâ etsin. Anadolu ve Rûmeli'nden cezîr-i Girid'e âdem deryâsın sürüp kendüsü dahi serdâr-ı mu‘azzam olup cezîre-i Girid'i kal‘a-i Kandiyesi'yle feth edüp cezîre-i Korfoz'u ve kal‘a-i Zadra'yı feth edüp berr ü bahrde Mısır yolları emn [ü] emân olup sulh [u] salâhlar olsun. Ve İpşir Paşa lalan da bir kerre mühür sâhibi olup mühr-i Süleymânî ne ma‘nâ idüğün bilüp mührün çaşnisi ne lezzetde idüğün bilsin," deyüp bu mertebe kelâm-ı müşâvereden sonra hâmûş-bâş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b–174a ·
metinde göster ·
… kimesneler türâbından alup tenâvül ide ide hâk-i anber-âsâsı kalmayup yine mâh
be-mâh
gayrı türâb mâl-â-mâl ederler. Hikmet-i Hudâ her kim türâbından sehelce yalasa …
Ammâ bu diyârın halkı mu‘tekidler olmağile hummâ marazına mübtelâ olan kimesneler türâbından alup tenâvül ide ide hâk-i anber-âsâsı kalmayup yine mâh be-mâh gayrı türâb mâl-â-mâl ederler. Hikmet-i Hudâ her kim türâbından sehelce yalasa yâhûd suya koyup âbından nûş etse bi-emri Hudâ sıhhat bulur. Şöhre-i şehr olmuş ziyâretgâhdır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a ·
metinde göster ·
… gül-endâm-misâl olup her atın başlarında ablak cığalar ve gerdenlerinde zil [u]
bem
ve cığ cığalar ve altışar pâre polâd-ı Nahşivânî yancıklar ve püsküllü harîr si …
Ve cümlesinin atları ve yedekleri ve süvâr oldukları esb-i kârihleri Eflâk ve Boğdan ve Dobruca ve Deliorman ve Sâlihli ve Taşlıca ve Hersekli diyârının yarar be-nâm atlarına süvâr olup cümlesi Tuna gecidi ve Hasanî ve Hüseynî hûn-âlûd kınalı Porça ve Gâzî Mihâlî al hınnâlara müstağrak olup her bir esb-i paymâsı hilkatinden çıkup bir gayrı hey’et-i mecmû‘a-i acîbeye girmiş atları vardı kim ba‘zısı kızıl kana müstağrak olmuş ve ba‘zısı nakş-ı bukalemûn iri kınalı hussân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misilli küheylân atları bahrî hotas ile âbreş-i gül-endâm-misâl olup her atın başlarında ablak cığalar ve gerdenlerinde zil [u] bem ve cığ cığalar ve altışar pâre polâd-ı Nahşivânî yancıklar ve püsküllü harîr sineklikler ile müzeyyen olmuş ve her atın alnında yalmanlı harbeler ve göğüslerinde dahi harbeler ile zeyn olmuş ve bu kadar âlet-i silâha müstağrak olmuş Deli Hurûmî ve Ma‘dî Kerebî-vâr ucbe hey’et asâkirle ârâste ve pîrâste olmuş gâzîler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b ·
metinde göster ·
… ra ve etekliklere müstağrak şâtırların tellerinde debdevî ve dehdehî ve zil [u]
bem
ve murassa‘ kemerler ve zerrîn seyf-i miczemler ve ellerinde teber-i Müslimîler …
Andan imâm ve mü’ezzinân ve kapucular kethüdâsı ve telhîsî ve andan Köpürlü Mehemmed Paşa ak sakallı ve beyâz sûfa siyâh semmûr kürk kaplı nûrânî sâhib-i vakâr şeyh-sûret, ammâ hûnhâr-sîret niçe yüz bin hânedân söndürmüş ve niçe yüz bin cânı ten kafesinden uçurmuş ve niçe 82a hânedân sâhiblerin hâne berdûş edüp hânesinden kaçırmış. Min indillâh tasîh-i âlem etmeğe me’mûr bir sâhib-zuhûr pür-nûr kimesne idi. Yemîn ü yesârında mataracıları ve tüfengcileri ve zertaslar üzre ablak telli şâtırları dîbâ ve şîb u zerbâf kantura ve etekliklere müstağrak şâtırların tellerinde debdevî ve dehdehî ve zil [u] bem ve murassa‘ kemerler ve zerrîn seyf-i miczemler ve ellerinde teber-i Müslimîleri ile ârâste olmuş şâtırlar idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b–82a ·
metinde göster ·
kurb-ı şebeş'de serdârın ordusuna gelindi. Ol gün Hünkâ[r] Kapucular kethudâsın …
Andan 9 sâ‘atde be-menzil-i kurb-ı şebeş'de serdârın ordusuna gelindi. Ol gün Hünkâ[r] Kapucular kethudâsına serdâr ve cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve kral cümle yüz on kîse ve iki yüz esîr ihsân olunup "Kral henüz müstakil kral olup iki bin kîse mâl-ı pâdişâhî tahsîl olundu" deyü müjde ile ağa-yı mezbûru der-i devlete gönderildi ve Melek Paşa Fâtıma Sultân nikâhından hazz etmediğin Sadrıa‘zama bildirdi. Andan 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30b ·
metinde göster ·
… d aded kolomburna topları Tatar atları say yağından kıl çeker gibi çeküp menzil
be-menzil
topları ergirüp her gün küffârdan mukaddem menzile varılır oldu.
Hemân Sadrıa‘zam-ı âkıbet-endîş Tatar Hânzâde'yi huzûruna kığırup Tatar askerine at başına yevmiyye birer kızılga altunu Defterdâr Ahmed Paşa verüp beher yevm üçer bin altunu üçer bin at başına verüp yüz elli pâre şâhî darbzen alay topların ve yedi pâre balyemez topları ve dörd aded kolomburna topları Tatar atları say yağından kıl çeker gibi çeküp menzil be-menzil topları ergirüp her gün küffârdan mukaddem menzile varılır oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
… grad'da on gün tekâ‘üd fermân edüp cümle mecrûhları ve cemî‘i hastaları mahalle
be-mahalle
e’imme ve hutebâlara defter ile tevzî‘ etdiler.
Ba‘dehu Sadrıa‘zam bu Belgrad'da on gün tekâ‘üd fermân edüp cümle mecrûhları ve cemî‘i hastaları mahalle be-mahalle e’imme ve hutebâlara defter ile tevzî‘ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27b ·
metinde göster ·
Hemân hekîmbaşı cümle kefereleri taşra kovup bir hüddâmı ve hakîr ile bir ıssı câmlı odada kalup hemân mecrûha bir filcân za‘ferân gibi bir su içirüp kefere kendüden geçüp mest-i medhûş olunca oda içre bir mankal âteş yakup bir köşede kodu ve hemân ol ân mecrûhun vücûdun hekîmin hüddâmı kucağına alup cerrâh mecrûhun başına kelle-pûş kenârı olan yerin etrâfına bir dizge bağı gibi bir tasma kayış bağlayup bir keskin usturayı eline alup herîf-i mecrûhun önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının derisin iki kulaklarına varınca başının derisin çizüp sağ kulağı yanından deriyi sehel yüzüp kafâ kemiği bembeyâz nümâyân olup zerre kadar bir katre kan akıtmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… u hakîrin bir gulâmları ve bir refîklerinin vücûdlarına bir hatâ ermeyüp menzil
be-menzil
gelirdik. Ammâ ekseriyyâ atdan enüp piyâde yürürdük, atlar üşüdükde yine atlara …
Ol Allâh-ı âlim ü dânâya ma‘lûmdur kim bu hakîrin bir gulâmları ve bir refîklerinin vücûdlarına bir hatâ ermeyüp menzil be-menzil gelirdik. Ammâ ekseriyyâ atdan enüp piyâde yürürdük, atlar üşüdükde yine atlara süvâr olup sehel tureyl [ü] cevelânlar etdikde atlar dahi kızardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192a ·
metinde göster ·
… -i livâların cümlesi evkât-ı hamsede tabl ü nakkâre ve nefîr ü sûrnâ ve zîl [ü]
bem
ile gûnâ-gûn cengî harbîler her bâr henüz çalınmağa başladı, ammâ mukaddemâ asl …
Ve bu mahallerde fermân-ı serdâr-ı mükerrem sâdır olup yedi vezîr, yetmiş mîr-i mîrân ve yüz yigirmi aded mîr-i livâların cümlesi evkât-ı hamsede tabl ü nakkâre ve nefîr ü sûrnâ ve zîl [ü] bem ile gûnâ-gûn cengî harbîler her bâr henüz çalınmağa başladı, ammâ mukaddemâ aslâ bu kolda tablhâneler çalınmazdı, ammâ içerde küffâr her bâr gûnâ-gûn torompeteler ve erganon ve nâkûslar çalınup şâdımânlar edüp sadâsından durulmazdı, ammâ bu mahallerde küffâr ol kadar luturyan boruları çalmayup şâdımânîler etmez oldu. Bizim cengî harbîler çalınmağa başlayınca asker-i İslâm bildiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301a ·
metinde göster ·
… cid olan mağâra-yı azîmdir. Cânib-i erba‘asında def ve nakkâre ve kudüm zil [ü]
bem
tabıllar ile müzeyyendir. Ve mihrâbın iki cânibinde alem-i Ya‘kûbî alem-i Abbâs …
Bu bâbdan içeri mescid olan mağâra-yı azîmdir. Cânib-i erba‘asında def ve nakkâre ve kudüm zil [ü] bem tabıllar ile müzeyyendir. Ve mihrâbın iki cânibinde alem-i Ya‘kûbî alem-i Abbâsî var, siyâh-gûndur, ale't-tertîb mihrâbın tarafeynine dizilmişdir. Ve gûnâ-gûn çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîller ile müzeyyen bir mesciddir. Leyle-i isneynde ve leyle-i cum‘ada ve gayri leyle-i mübârekelerde şehrin cümle meşâyihleri ve serçeşme olan şeyh Abdülkâdirü'l-Gîlânî. şeyhi cümle fukarâsıyla gelüp ol şeb deff [ü] kudüm çalarak tevhîd-i erre ederek cümle uşşâk mest [ü] medhûş olarak ihyâ ederler. Âyîn-i kadîmleri böyledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y200a ·
metinde göster ·
… i nefer alay çavuşları küheylân atların yancıklar ile bahrî hotaslar ve zîl [ü]
bem
ile atların zeyn edüp kendüler dahi katîfe ve atlas şalvarlar ile serlerinde se …
Dahi ardı sıra çaşnigîr başı bayrağile atbaşı berâber dahi ardı sıra bayrağile âhûr kethudâsı ve sarrâcân dahi pür-silâh atbaşı berâber andan sakkâlar ve akkâm u meş‘alciyân bu askerin mâbeyninde sâhib-şakâ on iki nefer alay çavuşları küheylân atların yancıklar ile bahrî hotaslar ve zîl [ü] bem ile atların zeyn edüp kendüler dahi katîfe ve atlas şalvarlar ile serlerinde serbend ve hartâvî destârlar üzre Zâl ve Sâm u Nerîmân-vâr sâm süvâr tellerin ve gûnâ-gûn otagaların başlarına zeyn kılup destlerinde gümüş çevgânları ile asker içinde, "Aş-a, dur-a, sür-e" diyerek tablbâzlara turralar urarak ve gûnâ-gûn şakâlar ederek gâh ileri ve gâh geri gidüp alay düzerek ubûr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y312a ·
metinde göster ·
… ‘i develeri ve hecînleri pür nacag ve tuğ teller ve ardala ve ziller ve zil [ü]
bemler
ile ve hatab u havutları üzre bayraklar ile müzeyyen edüp develere nafakaların …
Ve cemî‘i develeri ve hecînleri pür nacag ve tuğ teller ve ardala ve ziller ve zil [ü] bemler ile ve hatab u havutları üzre bayraklar ile müzeyyen edüp develere nafakaların vefret üzre verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y327b ·
metinde göster ·
… zikrullâh-ı Yezdânî edüp niçe bin alem ü sarâf ve def ü kudüm ve nefîr ve zil ü
bem
ve nakâre ve tabl [u] kös ü kudümler çalarak cümle âşıkân mest [u] medhûş olup …
Andan yüz yetmiş tarîkın meşâyihleri ve kırk elli bin fukarâları ile tevhîd-i sultânî ve zikrullâh-ı Yezdânî edüp niçe bin alem ü sarâf ve def ü kudüm ve nefîr ve zil ü bem ve nakâre ve tabl [u] kös ü kudümler çalarak cümle âşıkân mest [u] medhûş olup tarîk-ı âm üzre umûmen tevhîd-i erreler ederek ubûr ederler. Ve hoş-elhân savt-ı hazînli ve hoş-elhânlı zâkirûn ve şâkirûnlar zikir ve mevâl uzzâl ve gazeller okuyarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y198a ·
metinde göster ·
… kanlı iki bin fukarâlardır. Alaylarında def ü kudüm ve tabl u nakâre ve zil [ü]
bem
ve zurna çalarak ve beş altı yüz alaca alemlerin açarak tevhîd ü tezkîr içre bi …
Ezîn-cânib. Mahmel-i şerîf alayının ibtidâsı serbâzân, âşıkân, müştakân ya‘nî tarîk-ı Mutâv‘ıyân: cümlesi sermest, medhûşân, hayrân cân-ı cânânlardır. Elleri cıda ve mızrak, kılıç ve kalkanlı iki bin fukarâlardır. Alaylarında def ü kudüm ve tabl u nakâre ve zil [ü] bem ve zurna çalarak ve beş altı yüz alaca alemlerin açarak tevhîd ü tezkîr içre birbirlerine cengde hücûm eder gibi hücûm ederek geysûların mergûle mergûle ve fitîle fitîle târumâr misâl-i mâr perîşân kılup tevhîd-i erre ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y201b ·
metinde göster ·
… dâları teskîn olunca ibtidâ baş halîfe-i Bedevî'nin tabl [u] kudümleri ve zîl ü
bemleri
çalınup tevhîd-i sultânî ederek Nîl cereyânı ile cârî olarak kös [ü] nefîrler ç …
Ve niçe bin züvvâr ve meşâyihân bu evkâf akabelerine girmeyüp başka gemilere ve kayasa ve kayıklar dutup herkes ahbâbıyla zevraklara girüp cümle iki yüz pâre gemi olup rûy-ı nehr-i Nîl keştîler ile zeyn olup bu tertîb üzre on iki akabe ve altı yedi yüz kayık ve kayasa kırk elli bin âdem ile vakt-i kuşlukda şehr-i Bulak'dan avm edüp mütevekkilen alallâh ile deryâya çıkdukda cümle keştîler içre olan askerî tâ’ifesi bir kat tüfeng ve bir yaylım top atup sadâları teskîn olunca ibtidâ baş halîfe-i Bedevî'nin tabl [u] kudümleri ve zîl ü bemleri çalınup tevhîd-i sultânî ederek Nîl cereyânı ile cârî olarak kös [ü] nefîrler çalarak fukarâ-yı muvahhidîn gemiler ile İnbaba şehrine mukâbil vardıkda İnbaba içün cümle fukarâ gülbâng-i Muhammedî çeküp birer Fâtiha tilâvet ederler ve azm-i Bedevî deyüp giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y279a ·
metinde göster ·