… -i İsmihân Sultân bir minâreli cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i rûşendir kim ol
benderlerde eyle
câmi‘ yokdur. E’imme ü hutebâsı ve mü’ezzinânları cümle İslâmbol hâkidir. Ya‘nî …
Ve bu şehr-i Mankılya cümle (---) aded mihrâbdır. Cümleden mükellef ve mükemmel selâtîn-misâl rasâs-ı hâs ile mestûr Binti (---) Han câmi‘-i İsmihân Sultân bir minâreli cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i rûşendir kim ol benderlerde eyle câmi‘ yokdur. E’imme ü hutebâsı ve mü’ezzinânları cümle İslâmbol hâkidir. Ya‘nî mücevvid ve pür ma‘rifet çelebilerdir. 125a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124b–125a ·
metinde göster ·
… ûnlar, ben size vakfullahdan bu kadar bî-hisâb cebehâne verdim. Ol Sîn kal‘asın
ben eyle
metîn eyledim ki bir ay muhâsarâya tahammül ederdi. Bâri üç gün cenge tahammül …
"Bre mel‘ûnlar, ben size vakfullahdan bu kadar bî-hisâb cebehâne verdim. Ol Sîn kal‘asın ben eyle metîn eyledim ki bir ay muhâsarâya tahammül ederdi. Bâri üç gün cenge tahammül ederdi. Bi-emrillâh iki günde ben imdâda giderdim. Niçün ceng etmeden Sîn kal‘asın bu kadar mâl-ı firâvân ile Kızılbaş'a verdiniz?" deyü cümle ser-i kârda olan kimesnelerden serâperde-i Hüsrev önünde yüz elli nefer mankâle âdemlerin kellelerin bedenlerinden cüdâ etdirir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 320a ·
metinde göster ·
… 'a bin aded enhârdan ziyâde mahlût olur." deyü kelekçi Hacı Hüsâm bir ihtiyâr-ı
benâm eyle
takrîr eyledi ve sahîh söyledi. Zîrâ anlar mellahân-ı Şatt u Furât'dır. Bu nehr …
Ve nehr-i Dücle, bu nehirden birkaç tur‘a-i azîm münşa‘ib olduğundan nehr-i Düceylân dahi derler. Ammâ bu nehrin mahreci zamân-ı kadîmde Bağdâd'a evvel varup gördüğümüzde nehr-i Şatt'dan çıkdığı mahal Sürremin Rey nâm mahalden aşağıda Şatt'dan ayrılup niçe kurâ vü kasabâtları reyy edüp ba‘dehû Batâyıh nâm nevâhîlerin altında ve cânib-i şarkîsinde ve taraf-ı garbîsinde bu nehr-i Dücle'den tur‘alar ayrılup müdün-i Furât'a müştemil küre-i kebîre kendlerin saky edüp çölde gâyip olur ya‘nî vücûd-ı âbdan eser kalmaz, ammâ şimdi Murtezâ Paşa efendimiz bu temâşâ etdiğimiz mahalde bu nehr-i Dücle'nin Sürremin'den gelen yerin sed eyleyüp bir menzil Şatt'ın bâlâsından bir hafr-i azîm açup kendü mâlından kâmil bin kise harc edüp elli bin kadar Arab u Urbân ve Kürd ü Türkman kavmine mâl-ı firâvân bezl eyleyüp bu kadar ummâl-i bennâlar ile yedi ayda bu nehr-i Dücle tur‘asın müceddeden minâre kaddi kazup deryâ-misâl nehr-i Şatt'ı bu nehr-i Dücle hafrine akıdup Deşt-i Kerbelâ'yı seylâb etdirüp bu nehrin yemîn ü yesârına üç yüz pâre kurâlar iskân etdirüp hâk-i Irâk'ı hulefâ asrından ziyâde âbâdân edüp Düceylân hâkimi nâm bir mîr-i benâm nasb edüp bu imâr olan kurâlardan hâlâ pâdişâha beher sene beşer yüz kise ve üç yüz kise vâlî-i Bağdâd'a ve yüz kise hâkim-i Düceylân'a tahsîl olur bir nehr-i azîm oldu. Ammâ bu nehr-i Dücle'nin cânib-i şarkîsine nehr-i Ehvâz'dan gayrı ulu nehirler karışmaz. Cümleden evvelki nehr-i Ehvâz'dır. Ammâ Şatt'ın cânib-i garbîsinde nehr-i Şatt'a bî-hadd ü bî-pâyân sular mahlût olur. Hatta cümle keştîbân-ı Şatt-ı Furât kavilleri üzre bu "Nehr-i Şatt'a bin aded enhârdan ziyâde mahlût olur." deyü kelekçi Hacı Hüsâm bir ihtiyâr-ı benâm eyle takrîr eyledi ve sahîh söyledi. Zîrâ anlar mellahân-ı Şatt u Furât'dır. Bu nehreyn-i azîmeynin kûçe-be-kûçe umkunu ve sayını ve kurb [u] bu‘dunu cümle kırât be-kırât bilirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344b ·
metinde göster ·
hendese üzre binâ etmiş kim evc-i âsımâna ser çeküp içinde olan un ve buğday ve …
Bu anbârları üstâd-ı bennâ eyle hendese üzre binâ etmiş kim evc-i âsımâna ser çeküp içinde olan un ve buğday ve sâ’ir hubûbâtlar kesb-i hevâ etsün deyü bu binâ-yı ibret-nümânın cânib-i erba‘asında üç yüz altmış altı aded pençereler binâ etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 317a ·
metinde göster ·
hemvâr kiremit örtmüşdür kim biri birinden muhâlif değildir. Ve yine bu kubbeci …
Ve bu haremin cânib-i selâsında yan soffaları üzre mermer-i hâm ve siyâh ruhâm ve sommâkî ve zenbûrî ve seng-i yerekân cümle yigirmi üç sütûn-ı mevzûnlar üzre yigirmi kubbe tâs-ı sernigûn ve kâse-i nîlgûn misâldir, ammâ üzerleri sürh-reng musanna‘ kiremitlidir. Ve üstâd bennâ eyle hemvâr kiremit örtmüşdür kim biri birinden muhâlif değildir. Ve yine bu kubbecikler üzre ale't-tertîb alemler zer tâclı gulâmlar gibi dizilmişdir. Ve bu soffalar dâ’imâ gûnâ-gûn hâlîçe-i ibret-nümûn ile döşenmişdir. Ve cemâ‘at-i kesîreden bir ân hâlî değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y155a ·
metinde göster ·
Bu câmi‘-i zîbânın sağ tarafında çârsû içinde üç tabaka bir minâresi var. Her kimse bu minâreyi göre bu ân yıkılır, deyü bir dahi altından ubûr etmez. Zîrâ ol kadar eğridir kim gûyâ rükû‘a varmış bir minâre-i münharifdir. Ammâ bu kadar yüz yıldan berü pîr-i tüvânâ şeklinde kıyâma durmuşdur, Hudâ hıfz ede. Zîrâ şeb [ü] rûz altındaki çârsû içre omuz omuzu sökmez âdem deryâsıdır, allâhümme âfinâ, münhedim olursa niçe yüz âdem helâk olur. Ammâ üstâd bennâ eyle binâ etmişdir, derler. Ammâ hilâfdır, üstâd-ı kâmil elbetde kemâlin arz edüp mükemmel inşâ etmeğile üstâd-ı kâmil olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y375b ·
metinde göster ·