Karye-i Kömür: Yedi yüz müselmân ve Ermeni hâneleri vardır. Tuzla emîni bunda hâkimdir. (---) yük akçe tahsîl olur iltizâmdır. Kardan beyâz ve Hacı Bektâş-ı Velî tuzundan lezîz tuzdur kim meşhûr-ı âfâkdır. Cemî‘î Kürdistân ve Türkmenistân'dan Bingöl yaylasına çıkan benî Âdemler cümle milhü ücâc-ı sâhib-ihtiyâc bu Kemâh tuzun alırlar, meşhûr-ı âfâk tuzdur. Ve bu şehrin bir memdûhu dahi bunda olan rakîk ve kavî çadır bezi bir diyârda olmak ihtimâli yokdur. Rûmeli'nde Dırama bezinden a‘lâ ve nusîf pembe bezi olur. Hattâ elsine-i nâsda "Kemâh'ın bezi, Erzincân'ın kozu ve Bâyburd'ın kızı" deyü elsine-i nâsda darb-ı mesel olmuşdur. Bu mezkûr karye-i Kömür içindeki bâğlar içre cereyân eden nehr-i Kömür, Cercanis dağlarından gelüp kal‘a-i Kemâh dibinde bir göz cisr dibinde Sultân Melîk Gâzî Efendi tekyesi kurbunda nehr-i Furât'a munsab olur. Ve buna karîb mukâbelesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b ·
metinde göster ·
… ehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve
benî Âdemler
gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
… başlayup sahrâ-yı çemenzâr lâlezâr iken hûn-ı benî Âdem ile la‘l-gûn olup garîb
benî Âdemler
zâr-ı nizâr olup her biri koyun kuzusundan ayrılup meleşdikleri gibi melil meli …
Elinde hezânıyla dîvân-ı pâdişâhîde iskemle üstünden kalkup "Tiz şunları kıran kıranın olsun" deyü na‘ralar urunca el-azametullah hemân cümle sekban ve sarıca haşerâtları Kassâb-ı Cömerd köçekleri gibi eli bâğlı ciğeri dağlı ibâdullahların mâbeynlerine mezkûr sarıca haşerâtları sarıca arılar gibi girüp kılıç urmağa başlayup sahrâ-yı çemenzâr lâlezâr iken hûn-ı benî Âdem ile la‘l-gûn olup garîb benî Âdemler zâr-ı nizâr olup her biri koyun kuzusundan ayrılup meleşdikleri gibi melil melil meleşüp ve her biri kassâblar elinde kanâre koyunları gibi meleşüp bir gırîv ü feryâd u vâveylâ dahi olup rûz-ı mahşerden ve meydân-ı haşrden bir gün oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 272a ·
metinde göster ·
… e bu sahrâ içre cümle mahlûk-ı Hudâ berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp niçe bin
benî Âdemler
ve husûsan benî Âdem şekilli tiryâkîler cân-ı azîzlerinden bîzâr oldular, ammâ …
Evvelâ ol kışda ve kıyâmetde Sadrıa‘zam Belgrad'da mevcûd bulunan on bin kadar asker ile Hazret-i Risâlet-penâhın sancağ-ı şerîfin açup Belgrad'dan bir alay-ı musîbet ile çıkup nehr-i Sava üzre cisirden geçüp menzil-i sahrâ-yı Zemin'de beş karış kar üzre asâkir-i âciz çadırların kurmağa ne kadar cidd ü cehd etdilerse sahrâ-yı Zemin'in zemîni buz donup gûyâ polad-ı Nahşivânî olup çadır kazıkları geçmeyüp ol vakt-i sabâh niçe bin aded pür-silâh asker kar üzre hayme vü hargâhsız atları dahi ellerinde ve kılıçları bellerinde bu sahrâ içre cümle mahlûk-ı Hudâ berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp niçe bin benî Âdemler ve husûsan benî Âdem şekilli tiryâkîler cân-ı azîzlerinden bîzâr oldular, ammâ niçe eşmiş ve yortmuş ve berzah u âlâm-ı şedâ’id çekmiş iş görmüş âdemler cümle garârlarını ve bâr-ı sakîllerini cânib-i erba‘alarına dizüp haymelerin kurup cümle tınâbları harârlara bağlayup niçe yüz çadırlar kuruldu, ammâ atların kazıkları yere geçmediğinden cümle halk âlem-i hayretde kalup niçe bin atlar sahrâdaki kar üzre serserî gezerler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138a ·
metinde göster ·
… e bilâ usret geçdiler, ammâ fakîr koyun ve sığır ve sâ’ir hayvânâtlar 106b ve
benî âdemler
gırîv [ü] feryâd ederek bir hây hû ile ubûr etmişlerdir kim gûyâ yevm-i haşirde …
Ammâ el-azametullâh bu kadar kerre yüz bin hayvânât bu nehr-i Turla'ya girdiklerinde nehr-i Turla deryâ-misâl büğenüp gûyâ akmaz oldu. Hemân cümle salt atlı Tatarların âk olup kazaklanmış âdemleri büğenmiş suyun alt yanından geçdiklerinde nehr-i Turla gibi deryâ-yı azîm atlarının karınlarına çıkup çıkmayup tarfetü'l-ayn içre bilâ usret geçdiler, ammâ fakîr koyun ve sığır ve sâ’ir hayvânâtlar 106b ve benî âdemler gırîv [ü] feryâd ederek bir hây hû ile ubûr etmişlerdir kim gûyâ yevm-i haşirden bir nişâne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 106a–106b ·
metinde göster ·
… rdir. Ve yetmiş nev‘a lehçe-i mahsûsalarıyla tekellüm eder elsine-i muhtelifeli
benî âdemler
vardır kim birbirlerinin 159b lugat [ü] ıstılâhâtların tercümânlar ile güc il …
Ve bu kûh-ı Elburz'un etrâfında on bir aded {ülke sâhibi} pâdişâhlar sâkinlerdir. Ve yetmiş nev‘a lehçe-i mahsûsalarıyla tekellüm eder elsine-i muhtelifeli benî âdemler vardır kim birbirlerinin 159b lugat [ü] ıstılâhâtların tercümânlar ile güc ile fehm ederler. Hakkâ ki vech-i arzda olan sağîr ü kebîr cibâllerin aslı budur kim müverrihân-ı Arab bu kûha Ebü'l-cibâl deyü tesmiye etmişler, zîrâ cemî‘i cibâller tâ Çîn ü Mâçîn ve Hıtâ vü Hoten ve Fağfûr u Hindistân'a varınca cümle dağlar bu kûh-ı Elburz'a mülâsıkdır. Ve bu cebelin cânib-i şarkîsi Îrân-zemîndir, ya‘nî Acem vilâyetidir kim Âzerbâycân ve Tiflis ve Tomanis ve Serîrü'l-lân ve Gîlân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 159a–159b ·
metinde göster ·
… n sığâr [u] kibârları şâhrâhların yemîn [ü] yesârların zeyn etmiş kat-ender-kat
benî âdemler
idi.
Ve bu nehri dahi atlarımız ile âsân vech ile geçüp karşu kenârında iki pâdişâh at başı berâber istikbâle çıkan asker ile bir cem‘iyyet-i kübrâlı alay-ı azîm oldu kim ta‘bîr olunmaz. Meğer Dağıstân pâdişâhının aksâ-yı murâdı bizim Hân'a asker göstermek imiş, ammâ hakkâ ki güzîde pâk ü pâkîze kübeli, ya‘nî zırhlı leşkere mâlikler kim cümle küheylân hayl-i müsevvemelere süvâr olmuş askerdir. Ve cümle şehr-i Enderey halkının sığâr [u] kibârları şâhrâhların yemîn [ü] yesârların zeyn etmiş kat-ender-kat benî âdemler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 163b ·
metinde göster ·
… teye ve öteden beriye geçmeğe başladılar. Ammâ buz henüz kâğız kadar kalın olup
benî âdemler
buz üzre geçdiklerince Hudâ âlimdir, buz âdemlerin ayakları altında sofra kadar …
Hemân Kalmık eydir: "Ya karşu tarafa geçmeseniz ya!" deyüp hemân Kalmık ibtidâ kendi buz üstünden seğirde seğirde geçüp yine bizim tarafa gelüp paşaya geldi ve cümle piyâde olan askerler beriden öteye ve öteden beriye geçmeğe başladılar. Ammâ buz henüz kâğız kadar kalın olup benî âdemler buz üzre geçdiklerince Hudâ âlimdir, buz âdemlerin ayakları altında sofra kadar (sofra kadar) çukur çukur olup çıtır çıtır buz öterdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
… diyârda görmedim, ammâ bu Atina câmi‘i içre ve hareminde olan kâr-ı pesendîde-i
benî âdemler
cümle mezkûr diyârların ibret-nümâlarından ziyâde musanna‘ a‘ceb ü garâ’ibdir. …
mazmûnunca işitmek görmek gibi değildir. Bu hakîr-i pür-taksîr bin elli târîhinden berü rub‘-ı meskûnun ekâlîm-i seb‘asın seyâhat etmede hazzım vardır kim âlemi geşt [ü] güzâr etdim, ammâ bu Atina şehrinde ve Frengistân'ın Roma şehrinde ve Ungurus'un Üstürgon kal‘asında ve Beç şehrinde ve Filimeng'in Amıstırdam şehirlerinde olan ibret-nümâları bir diyârda görmedim, ammâ bu Atina câmi‘i içre ve hareminde olan kâr-ı pesendîde-i benî âdemler cümle mezkûr diyârların ibret-nümâlarından ziyâde musanna‘ a‘ceb ü garâ’ibdir. Ve bu şehri gelüp görmeyen seyyâh-ı âlem cihân-bînim demesin.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 253a ·
metinde göster ·
… n bîdâr olup bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu kim cemî‘i hâb ile âlûd olmuş bî-rûh
benî âdemler
zî-rûh olup gördüler kim içlerinde küffâr askeri gecelemiş.
"Bire ordu-yı İslâmın tâ ortasında küffâr lağım atdı, bir[e] yok küffâr orduyu basdı" deyince Âl-i Osmân'ın deryâ-misâl asâkir-i nusret-me’serleri hâbdan bîdâr olup bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu kim cemî‘i hâb ile âlûd olmuş bî-rûh benî âdemler zî-rûh olup gördüler kim içlerinde küffâr askeri gecelemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 298a ·
metinde göster ·
yatırlardı. Ve niçe yüz kadîdler var idi, herbirinin kadleri yetmiş ve seksener …
Ve bir gâr-ı azîmde mâl-â-mâl hûrmâ lîfi kefenli benî âdemler yatırlardı. Ve niçe yüz kadîdler var idi, herbirinin kadleri yetmiş ve seksener adım idi. Ammâ gurâb kadar yarasa kuşlarının necâseti râyihasından âdem helâk olur. Cemî‘isi kayalarda minkârlarından herbiri asılup dururlardı. Ve ba‘zısı fânûslara ve meş‘allere kendülerin urup perr ü bâlleri ihrâk olurdu. Ve ba‘zısı çehremize ururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233a ·
metinde göster ·
… al‘anın on köşesinde on aded sedd-i İskender burc-ı azîmler vardır. Hâlâ içinde
benî âdemler
sâkinlerdir. Ve bu zikr olunan taşra kat kal‘adan içeri katı dahi cümle yüz yet …
Ve bu yetmiş burc-ı metînlerden mâ‘adâ kal‘anın on köşesinde on aded sedd-i İskender burc-ı azîmler vardır. Hâlâ içinde benî âdemler sâkinlerdir. Ve bu zikr olunan taşra kat kal‘adan içeri katı dahi cümle yüz yetmiş musanna‘ şeşhâne ve mukarnazlı ve biri biri içinde gûnâ-gûn müdevver mevzûn serâmed ibret-nümâ kullelerdir kim üstâd-ı bennâ bir kulleye harc etdüği ma‘rifeti bir kulleye etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y321a ·
metinde göster ·
… hlûkât ile sultâna karşu çıkdı kim sübhâne'l-Hallâk Arapça 'dır. Ammâ ne gûne
benî âdemler
halk etmişdir kim mısra‘:
Bu Sûdân sultânının bir kan vezîri bunda hükm [ü] hükûmât eder. Yüz bin askere iki bin fîle ve beş kerre yüz bin re‘âyâya ve bilâ-hisâb hayvânâta mâlikdir. Ecnâs-ı mahlûkât ile sultâna karşu çıkdı kim sübhâne'l-Hallâk Arapça 'dır. Ammâ ne gûne benî âdemler halk etmişdir kim mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y423a ·
metinde göster ·