deliğimden bir ip ile boğazına sekel eyle, tâ ki bir gün ola sana lâzım olam" d …
"Yâ Mûsâ, özrün kabûl ederim. Beni bir deliğimden bir ip ile boğazına sekel eyle, tâ ki bir gün ola sana lâzım olam" dedikde Mûsâ Nebî ol taşı alup boynuna asdı. Hâlâ dervîşân mâbeyninde boğazlarında asılan balgamî taşlara sekel derler. Anıniçün hâlâ şerî‘atdan taş koparanların boğazına sekel taşı asarlar yâhûd ta‘zîr ederler, ol sekel taşın ma‘nâ-yı dervîşânı budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b ·
metinde göster ·
… der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile
beni bir
kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmey …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
kerre nûş eden ricâle / Şefâ‘at ile yalvar Zü'l-celâle / Bu şevk ile tamâm etdi …
Beni bir kerre nûş eden ricâleŞefâ‘at ile yalvar Zü'l-celâleBu şevk ile tamâm etdi figânıHemân alçaklara oldu revânıOlup cârî fiğânı zârı gûyâOvalar oldu gûyâ misl-i deryâTahassun etmeğe hâk-i gubârıGetürüp yapdılar sedd ile yârıGeçüp yazıyı da deryâ-yı Nîl-veşİdüp cûş [u] hurûşu akdı seyl-veşDolup cümle su Harkila OvasıSu içre kaldı evlerin binâsıKaçup halkı sudan hep dağa çıkdıKi tufân-veş olup dünya su akdıKral yanına geldi cümle âdemDediler nolıser bu hâl-i âlem
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b ·
metinde göster ·
… a çıblaklandım. Elim ayağım ısıcak ete yapışırdı. Bir sâ‘atden sonra anı gördüm
beni bir
şey alup taşra aydınlığa bırakdı. Aklım başımdan gidüp üç sâ‘at cânsız yatdım. …
"Sultânım üç sene mukaddem Hind pâdişâhından Sultân İbrâhîm Hân'a iki fil hedâyâ giderken bizim Turhal sahrâsında meks etmişler. Cümle ehl-i beled ve cemî‘i kurâ ve kasabât halkı seyr [u] temâşâlarına gitdiler. Biz dahi beş on kız gökçek bir yere gelüp arabalara binüp seyrine vardık. İşte yakın geldik inin arabalardan deyü giderken yanımdaki hatunlar ‘Allah, bu ne ulu hayvân olur!’ deyü söyleşirler. Ben de ‘A nene, kanı fil?’ deyü ileri vardım. Beş direk üstünde bir kara dam gördüm. Bir direği sallayup kımıldardı. ‘Anama! kanı filcik?’ deyü ileri vardım. Hemâm cümle âdemler ‘Bre bre kız! İleri varma!’ derken anı gördüm. Ol kara büyük dam yürüyüp bir şey beni kapup hevâya kaldırup bir karanlık ıssı yerde kaldım. ‘Meded hây’ deyü feryâd edüp dörd yanıma çıblaklandım. Elim ayağım ısıcak ete yapışırdı. Bir sâ‘atden sonra anı gördüm beni bir şey alup taşra aydınlığa bırakdı. Aklım başımdan gidüp üç sâ‘at cânsız yatdım. Beni alup eve götürmüşler. Anı bilirim kim günden güne karnım şişüp üç yıldan bu filceğizi doğurdum. Bir ay yaşayup sonra ebe karı subaşı iğvâsıyla fil oğlumu katl eylediler. Hakkımı hakk eyle!" deyü feyrâd etdikde cümle ahâlî-i Turhal ve ehl-i İnebâzâr ve kavm-i Kazova böyle şehâdet edüp Murtezâ Paşa yetmiş aded kimesneleri cümle zencîre urup haps edüp yigirmi günde cümlesinden yigirmi bin guruş alup fil yavrusun tuzlayup "Âsitâne-i sa‘âdete 79b gönderirim" deyü hıfz ederdi. Bi-sırr-ı Hudâ bu hâl böyle olup manzûrumuz olmuşdur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79a–79b ·
metinde göster ·
hoşça gözet. Al şu berekâtlı beyâz ekmeği tenâvül eyleyüp du‘â-i hayrıma müdâve …
{Der-tahkîk-i vâkı‘a-i Melek Ahmed Paşa}: Hemân paşa eyitdi "Evliyâm ben mu‘abbir değilim, ammâ ilhâm-ı Rabbânî ile hâtırıma böyle hutûr eder kim, ben Revân seferinde Sultân Murâd Hân'ın musâhibi ve çukadârı idim. Ba‘de'l-feth-i Revân avdetde vilâyet-i Nahşivân'ı ve Serav-şehr'i ve Tebrîz'i ve niçe yüz aded İrân-zemîn vilâyetinde kendü büldânları harâb u yebâb, hânelerin türâb, âdemlerin giryân u kebâb ederek Kotur kal‘ası altından Mahmûdî vilâyetin ubûr edüp sedd-i imân kal‘a-i Van'a dâhil olduğumuzda Sultân Murâd Hân, Van kal‘asın seyr [u] temâşâya urûc edüp anda ta‘âm yeyüp hâb-âlûd oldu. Ol zamân Koca Nişâncı Paşa üstâdım Silâhdâr Ağa idi. Hikmet-i kazâ-yı nâgehânî Murâd Hân'ın üzerindeki yorkanlar yanup hemân ol ân Murâd Hân hâbdan bîdâr olup bre oğlanlar, deyü bir na‘ra urup içeri girdim. Gördüm ki yorkan yanmış. Şerâre-i yorgan hâneyi rûşen etmiş. Hemân elimle {âteşi} söndürüp hâneyi ûd u amber ile mu‘attar etdim. Hemân hünkâr "Tiz nöbetçi kim idi?", "Pâdişâhım silâhdâr ağa idi" dediler. "Tiz kâfiri kal‘adan aşağı endâht etsinler" deyü fermân-ı şehriyârî olunca silâhdâr-ı sâbık Musâhib Mustafâ Paşa ve gayri musâhibler ricâ edüp silâhdârı âzâd etdirüp taşra nişâncılık ile nefy etdi ve Murâd Hân tahta'l-futûr ekl ederken altun siniden bir nân-pâre ve bir mücevher sahan ta‘âm kaldırup eyitdi "Melek Ahmed! Şimden gerü silâhdâr-ı mukarrebim olup beni bir hoşça gözet. Al şu berekâtlı beyâz ekmeği tenâvül eyleyüp du‘â-i hayrıma müdâvemet üzre ol" deyü eğnime bir semmûr kürk ve başıma bir destâr-ı Muhammedî sarup müstakil silâhdâr ü musâhib-i şehriyârî oldum idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182a ·
metinde göster ·
… . Hemân kendü atlarınla ılgar ile seğirdüp git. İşte sana yüz altun dahi" deyüp
beni bir
kayığa koyup alarka olacak mahalde "Evliyâ Çelebi, bizim gümrüğe İslâmbol'da uğ …
Ve dahi bunun emsâli niçe gûne fezâhatlar edüp nâ-hak yire hûn-ı ibâdı döküp Haccâc-ı Zâlim Yûsuf zulümleri oldurdu. Hemân ol gün Kaya Sultân hakîre on kıt‘a mektûblar ile beşyüz altun harc-ı râh verüp "Meded Evliyâm, bir ayak evvel paşama yetiş. Durmasın hemân Kürdistân'a cân atsın. İşte Kudde Kethüdâsı'nı 185b ve Moralı Defterdâr Mustafâ Paşa'sını ve re’îsü'l-küttâbı olan Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'sini ve niçe tevâbi‘lerin dahi çok katl ederler. Ve elbetde paşamı katl etmek içün sa‘âdetlü pâdişâh ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve vüzerâ vü vükelâlar ve Vâlide Sultân ve cümle sipâh ve yeniçeri ocakları paşamın katline İpşir'in hatt-ı şerîf istediğin cümle istimâ‘ edüp "Melek Ahmed Paşa bir sâlih dindâr ve mü’min ü muvahhid, bî-garaz u ehl-i ırz bir vezîr-i dilîrdir. Ne cürm sâhibidir kim anın katline hatt-ı şerîf istersiz, verme pâdişâhım, Melek Paşa bu devlete yine lâzımlı âdemdir. Bir kerre vezîria‘zam ve üç kerre kâ’immakâm-ı mu‘azzam olup cümle kul ile hüsn-i ülfet etdi" deyü cümle kul ayak basup hatt-ı şerîfi İpşir pâdişâhdan alamadı. Ammâ Evliyâ'm, kimbilir bu İpşir Mustafâ Paşa, Melek Paşa kocamın akrabâsıdır, amma akrabâsıdır. Belki bir hâl ile paşacığımun katline nihânîce bir hatt-ı şerîf ala. Ammâ Evliyâm yetiş paşaya, hemân Kürdistân. Ve mansıbı var, acele ile revâne olsun. İsterse sonra Gence'ye ve İrân-ı Nahşivan'a Revân'a sefer etsin" deyü fakîre Kaya Sultân ağlayarak mektûbları elime verüp bir cevâhirli sâ‘at dahi verüp "Şimdi sana yollarda {sâ‘at} pek lâzımdır. Hemân durma" deyü bir semmûr parçası kürk ihsân edüp hakîri ol gice Gümrük Emîni Hasan Ağa'ya gönderdi. Ol gice Hasan Çelebi'yi, Ortaköy'de Baltacı Mahmûd Ağa yalısında Mahmûd Ağazâde Bekir Ağa ile müşâverede imiş, hakîri görüp "Bre Evliyâm hoş geldin" deyüp ayağa kalkup "Gel Evliyâm, seni bu gice yine İslâmbol'a bir işe göndereyim. Gel seninle sehel müşâverem vardır" deyü elime yapışup hücreden taşra halk mâbeyninden çıkup bir pinhân hücrede elime üç kıt‘a mektûblar verüp "Durma yetiş paşaya, işte sana iki yüz altun" dedi ve "Kaya Sultân'dan mektûblar aldın mı?", "Aldım!" dedim. "Durma git, ammâ İzmit şehrine varınca gündüz ve gice ile ulu yollar ile gitme ve menzillere uğrayup sakın at alma. Hemân kendü atlarınla ılgar ile seğirdüp git. İşte sana yüz altun dahi" deyüp beni bir kayığa koyup alarka olacak mahalde "Evliyâ Çelebi, bizim gümrüğe İslâmbol'da uğrayup sandık emînine selâm eyle. Biz yarın İslâmbol'a varımazım" deyü halk arasında o gice hakîri İslâmbol'a gönderme evzâ‘ın edüp hemân hakîr "Nola sultânım?" deyü Ortaköy'den iki yatsı zamânı avanta kayık deyüp akıntı ile baş aşağı akup tarfetü'l-ayn içre Üsküdar'a varup mukaddemâ atların hıfz etdiğim mahall-i ma‘hûdeye varup üç nefer yarar pür-silâh gulâmlar ve beş re’s küheylân atlarım ve Abaza Marşân Yûsuf'u ve Abaza Kamış Mehemmed'i ve Abaza Cumbalı Alî'yi alup yedi aded salt u sebükbâr küheylân atlı pür-silâh âdemler olup nısfu'l-leylde ol şeb-i muzlimde "Tevekkeltü ala'llah" deyüp Çamlıca dağına yedi kişi çıkup ikişer rek‘at namâz kılup Üsküdar şehrinde ve İslâmbol'da medfûn olan erenlerin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp cümle ervâh-ı enbiyâ vü evliyâ ve kutbu'l-aktâb u ümenâ u evtâd ve nücebâ ve nukabâ ü büdelâ ve mecâzibûn u melâmiyyûn ve ricâlü'l-gayb ve birler ve üçler ve yediler ve kırklar ve yüzler ve binler ve binbirler rûh-ı şerîfleriyçün bir Yâsîn-i şerîfe tilâvet edüp rızâ-yı Allah içün savâbın mezkûr ricâlullahların rûh-ı şerîflerine hîbe eyleyüp el yüze sürdük. Hudâ âlim u dânâdır, bu hakîr gûyâ bir zireh-i polâd-ı Nahşivânî giyüp Bismillah deyüp atf-ı ınân-ı esb-i sabâ-sür‘atimizi sür‘at ile cânib-i Van'a sürüp diyâr-ı Van'a revâne olduk. Hudâ-yı Bîçûn yolumuz âsân ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 185a–185b ·
metinde göster ·
… nâ-gûn ta‘âm kaldırup "Melek Ahmed şimden gerü benim silâhdâr-ı mukarrebim olup
beni bir
hoşça gözet. Al şu berekâtlı beyâz ekmeği yeyüp du‘â-i hayrımda ol." deyü eynim …
Ba‘dehû Murâd Hân tahte'l-fütûr tenâvül ederken altun siniden bir nânpâre ve bir mücevher fağfûrîyle gûnâ-gûn ta‘âm kaldırup "Melek Ahmed şimden gerü benim silâhdâr-ı mukarrebim olup beni bir hoşça gözet. Al şu berekâtlı beyâz ekmeği yeyüp du‘â-i hayrımda ol." deyü eynime bir semmûr hil‘at-i fâhire ve başıma bir destâr-ı Muhammediyye kendi elleriyle sarup müstakil silâhdâr ve musâhib-i şehriyârî olduğum işte bu köşk-i mübâreke olmuşdur. Hamd-i Hudâ bu kasrda silâhdâr olduğum Revân dönüşünde sene 1045 târîhi idi. Hamd-i Hudâ eş-şükrullah mâbeynden yigirmi sene mürûr edüp işbu sene 1065 şa‘bânında yine sıhhat [ü] selâmetle düstûr-ı mükerrem ve serdâr-ı mu‘azzamlık ile bu mahalle gelüp ni‘met yeyüp ibâdet etdik. Hâzâ min fazl-ı Rabbî." deyüp bu hikâyeyi nakl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260a ·
metinde göster ·
iç gulâmı pâyesiyle gönderüp huzûr-ı şerîfine gelüp hamd [ü] senâ ol Allâh'a ki …
"Vallâhi'l-azîm ve billâhi'l-kerîm babam da ve ben kulun da abd-i memlûkunuz gibiyiz, lâkin kendilerinin gelmediğine sebeb oldur kim geçen ayda yetmiş seksen bin Kılmah Tatarı Çigişke ve Arbat ve Orağzı nâm kal‘alarımız arasından Kırım'a girüp beş on bin ümmet-i Muhammed'i esîr edüp bu kadar kurâ vü kasabâtlarımız harâb u yebâb ve halkını kebâb edüp gitdi. Şimdi yine Kırım'a girmek üzre iken fermân-ı pâdişâhî gelüp sefer fermân olmuş. Cümle Kırım eyeleri ve cümle Kırım erenleri ve cemî‘i kadıları ve Kefe vezîri Ak Mehemmed Paşa ile cümle müşâvere edüp ‘Hânım sen sefere gidersen, cezîre-i Kırım elden gider. Elbette oğlun gönder’ deyüp müşâvere edüp efendimin kulluğuna beni bir iç gulâmı pâyesiyle gönderüp huzûr-ı şerîfine gelüp hamd [ü] senâ ol Allâh'a kim mübârek cemâl-i bâ-kemâliniz görüp pâypûş-ı bûsınızla şeref-yâb oldum" dedikde Köpürlüzâde bu kadar kelimât-ı piyâz-ı nâz [u] niyâzdan hazz edüp tebessüm-künân oldukda hemân Şehzâde-i cüvân-baht Ahmed Giray ibn sâhib-i taht {hemân} koynundan cemî‘i Kırım a‘yânının Kalmak kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i sadr-ı âlî-kadr ol ân arzları kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113b ·
metinde göster ·
… elâmetle seyâhat etdirdin. Bin bin sana hamd [ü] senâ kim bu kadar kâfiristânda
beni bir
ân müşevveşü'l-hâl [ve] bî-dermân etmeyüp bu Maskov vilâyetlerinde sıhhat [ü] s …
Bu on tokuz pâre vilâyetleri sıhhat ü selâmetle seyâhat etdirdin. Bin bin sana hamd [ü] senâ kim bu kadar kâfiristânda beni bir ân müşevveşü'l-hâl [ve] bî-dermân etmeyüp bu Maskov vilâyetlerinde sıhhat [ü] selâmet ile bu samson kelblerimle beni sayd [u] şikârda gezdirirken sad kez sana şükr olsun" deyü gönül yoluyla âlem ağyârdan bî-haber bükâ-âlûd olup minnet-i Hudâ edüp bir cânibe teveccüh etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181b ·
metinde göster ·
"Beni selâmete çıkarın yâhûd şu dağları geçirin ve
beni bir
köye düşürün" deyü kelimât ederek bir vâsi‘ sahrâ içre giderken hemân ileriden …
"Beni selâmete çıkarın yâhûd şu dağları geçirin ve beni bir köye düşürün" deyü kelimât ederek bir vâsi‘ sahrâ içre giderken hemân ileriden bir azîm asker nümâyân olunca bizim refîklerimizin başlarına âteş düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93b ·
metinde göster ·
"Yâ İbrâhîm! Benim kullarıma nidâ eyle. Devr-i kıyâmete dek
beni bir
bilenler, benim beytime gelsinler. Ben ana rahminde olanlara ve kıyâmet gününe …
"Yâ İbrâhîm! Benim kullarıma nidâ eyle. Devr-i kıyâmete dek beni bir bilenler, benim beytime gelsinler. Ben ana rahminde olanlara ve kıyâmet gününe dek geleceklere benim sadâmı işitdirim" buyurmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y315a ·
metinde göster ·
… i huccâc alayından mahrûm etmen. Zîrâ ol günler hacc-ı ekber günleridir. Ol gün
beni bir
sandûka içre koyup dörd hayvân üzre beni tahmîl edün. Ba‘dehu câmi‘-i Ezher içi …
"Ey oğullar! Sizlerden bir ricâm vardır. Lutf eylen, huccâc alay ile çıkacağı gün bunda haşr olup beni huccâc alayından mahrûm etmen. Zîrâ ol günler hacc-ı ekber günleridir. Ol gün beni bir sandûka içre koyup dörd hayvân üzre beni tahmîl edün. Ba‘dehu câmi‘-i Ezher içinden beni ol sandûkayla geçürün. Ve bizim muhibb [ü] telâmîzlerimiz ile mücâvirînden bir hayli uşşâk ve revâk-ı Irâk'dan bir köm(?) uşşâk-ı müştak bizi karâfe-i mücâvirînde koyalar. Anda her sene huccâc-ı müslimîni seyr edelim, türâbları gubârımız olsun. Zîrâ ol karâfe memerr-i nâsdır. Ve anda medfûn cümle müslimîn-i ünâsdır. Sizlere vasıyyetim budur, beni ol gün huccâc alayından mahrûm etmen" deyü ricâlar etdi. Cümle telâmîzleri,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y276a ·
metinde göster ·