… f ubûr ederler. Ammâ ekşi bozacılar, arabalar üzre çadırların kurup ve gûnâ-gûn
berg
[u] bârlar ve bahârlar ile dükkânların zeyn edüp boza sıkup ve çömçe çömçe halk …
Ekseriyyâ boza erbâbı Tatar ve Çingânelerdir. Ammâ bi'z-zarûrî ordu-yı İslâm'da lâzım olduğundan İslâmbol içre ne kadar mükeyyif meşrûbâtcılar var ise bu bozacıbaşıya yamak olup sınıf sınıf ubûr ederler. Ammâ ekşi bozacılar, arabalar üzre çadırların kurup ve gûnâ-gûn berg [u] bârlar ve bahârlar ile dükkânların zeyn edüp boza sıkup ve çömçe çömçe halka boza bezl ederek niçe yüz boza bekrîleri "biruy hay" deyü na‘ra urarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212b ·
metinde göster ·
Mesîregâh-ı azîz eş-Şeyh Balı Efendi: Yine bu hıyâbân içre bir savma‘a-i ma‘bedgâhdır. Dıraht-ı azîmlerin kesretinden bir şecerenin berg [ü] bârı vefretinden âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı zemîne te’sîr etmez. Böyle bir hıyâbân-ı sâyedârdır. Anda bir müdevver kaya vardır. Hazret-i azîz-i mükerrem Balı Efendi ol kaya üzre tâ‘at [u] ibâdât etdüğü secde yerinde re’s-i mübârekleri taşa te’sîr etdüğü mahal nümâyândır. Matar-ı rahmet, ol seng-i hârâdaki re’s-i şerîfi çukuruna dolup cümle hûş [u] tuyûr andan bârân-ı rahmeti nûş edüp atşânı ferâmûş ederler. Bu dahi ibret-nümâ bir mesîregâhdır. Ve ana karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141b ·
metinde göster ·
mazmûnu üzre niçe bin tarîk vardır. Ammâ dîdedûz-ı sahâyif-i âsâr-ı iber olan erbâb-ı basara hafî değildir kim silsile-i aliyye meşâyih-i kirâm bi-hasbi'l-meşârib birkaç şu‘beye münşa‘ib olup her biri birer diyâra şâha-i sâyedâr berg [ü] bârlı kol salmışlardır. Ammâ üçer binden mütecâviz tarîk-ı fukarâ Mısır'da mevcûd olup âyîn-i Muhammedî ederler. Cümle ehl-i Mısır ehl-i tevhîddir. Hâlâ bu tarîkler içün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y108a ·
metinde göster ·
… a‘ası dilim dilim pâre pâredir. Öte cânibinden teferrüce gezen âdemler görünür.
Berg
[ü] bârı dünyâ ağaçları yaprağına ve meyvesine müşâbeheti yokdur. Yaprağın sar‘ …
Meselâ bu şecere-i tayyibe zemînden beş âdem kaddi bâlâ ve üç âdem derâgûş eder cüssedâr dıraht-ı azîmdir. Ve şecerin vücûdunun cânib-i erba‘ası dilim dilim pâre pâredir. Öte cânibinden teferrüce gezen âdemler görünür. Berg [ü] bârı dünyâ ağaçları yaprağına ve meyvesine müşâbeheti yokdur. Yaprağın sar‘ dutan marîzlere buhûr ederler, bi-emrillâh halâs olur. Ve ayda birer kerre hurde pelîd gibi kabuklu ve içi çekirdekli bir humûzetli âbdâr meyvedir, ishâl marazına dâ‘-ı devâdır. Ay başında kemâlin bulunca yağmâ ederler. Erbâb-ı hâcât alup giderler. Bir ay bekler mülâzımları çokdur. İshâli ve zahîri seyf-i miczem gibi kat‘ edüp âdemin reng-i rûyine humret verir. Böyle bir mücerreb şifâ şeceridir kim Hakîm-i Mutlak kullarıyçün halk etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y363a ·
metinde göster ·
… klerin altından beri öte geçerler. Ammâ yüzden mütecâviz âdem cüssesi kalınlığı
berg
[ü] bârlı dallarının ucları yere saplıdır. Gûyâ bir hayme-i nühtâk-otak gibi ol …
Bu ağacın tâ ortasında bir azîm santa dırahtı bitmişdir. Arabistân'a mahsûs bir gûne şecer-i bî-semeredir. Ammâ ol ibret-nümâ ağacdan bu santa ağacı âlîdir, gâyet mahbûb nihâlli şeceredir. Ammâ büyük ağacın binden mütecâviz kökleri âdem beli kalınlığı Arab saçı gibi birbirine sarılmışdır. Cümle kökleri yer yüzünde dur[ur], gûyâ âsumânda şecere-i Tûbâ gibi sernigûndur, ve bu köklerin altı cümle boşdur, {ağac} mu‘allak durur. Ba‘zı sıbyân ve ba‘zı züvvârân köklerin altından beri öte geçerler. Ammâ yüzden mütecâviz âdem cüssesi kalınlığı berg [ü] bârlı dallarının ucları yere saplıdır. Gûyâ bir hayme-i nühtâk-otak gibi olup altına bin âdem sığar, sâyedâr çadır ber-karâr sâyebân Y 363b olmuşdur. Aceb hikmetdir kim yukardan sernigûn olmuş nihâllerden mi sulanır, bir ferd-i âferîdenin akl-ı kâsırları ermemişdir. Hâlâ ki cümle bîhleri zemînden taşra durup ağacın vücûdu mu‘allak durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y363a–Y363b ·
metinde göster ·
… m rûy-ı arzda buna mânend şecere-i azîm-i bülend halk olunmamışdır. Şâhaları ve
berg
[ü] bârları hâlâ sayf ü şitâda dâ’imdir. Ve varakları yedi yılda bir köhne olup …
Bu İsvân'ın şimâlî kurbunda tâ Benî İsrâ’îl zamânından berü bir köhne dıraht-ı bî-misâl vardır kim rûy-ı arzda buna mânend şecere-i azîm-i bülend halk olunmamışdır. Şâhaları ve berg [ü] bârları hâlâ sayf ü şitâda dâ’imdir. Ve varakları yedi yılda bir köhne olup hazân olur, ba‘dehu tâze evrâkları zâhir olur. Şeceretü'l-hat deyü vilâyet-i İsne ve İsvân ve Sûdân ve Fûncistân ve Nûbe ve Dümbiyye ve Alevî ve Habeş diyârlarında meşhûr-ı âfâk şecerdir. Cüssesini on âdem ancak dirâgûş eder. Ve kırk aded şu‘beleri var, her haşebesini dahi beş âdem ancak kucaklar. Eflâke ser çekmiş şecer-i kebîrdir kim sâyesinde kırk bin ganem sâyelenmek mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y387a ·
metinde göster ·
… kabr-i Şeyh Zındîk, derler. Bu kabr ve bu şecer ziyâretgâh-ı hâs u âmdır. Hâlâ
berg
[ü] bârları ve şâhları ter ü tâzedir. İlâ mâşaallâh böyledir. Lâkin varaklarınd …
"Enbete'l-varaka ale'ş-şecer hüve ellezî şakka alâ vechi'l-beşer" yazılmış. Hemân zındîk şehâdet kelimesin getürüp bir âh-ı serd çeküp teslîm-i rûh eder. Hâlâ mezkûr dırahtın sâyesinde bir kubbe-i sagîre kârgîr binâ içinde medfûndur, kabr-i Şeyh Zındîk, derler. Bu kabr ve bu şecer ziyâretgâh-ı hâs u âmdır. Hâlâ berg [ü] bârları ve şâhları ter ü tâzedir. İlâ mâşaallâh böyledir. Lâkin varaklarında hatları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y387a ·
metinde göster ·
… arı zemîne girüp yine andan cüssedâr nihâller peydâ olmuş. Bu kerre bu dalların
berg
[ü] bârları aslının varakına ve meyvesine zerre kadar müşâbeheti yok. Aslının b …
Bu ağacın vücûdu pâre pâre dilim dilim olmuş ve cümle şu‘ubları (ve) sernigûn olmuş ve ba‘zı dalları zemîne girüp yine andan cüssedâr nihâller peydâ olmuş. Bu kerre bu dalların berg [ü] bârları aslının varakına ve meyvesine zerre kadar müşâbeheti yok. Aslının bergleri hazâna gelüp berg [ü] bârın dökse bu nihâllerinden yere girüp yeni filis veren dallar yeniden bahar verüp yapraklanmağa başlar. Vech-i arzda Hâlık-ı Bîçûn böyle bir gûne şecer-i ibret-nümûn halk etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y446a ·
metinde göster ·
… varakına ve meyvesine zerre kadar müşâbeheti yok. Aslının bergleri hazâna gelüp
berg
[ü] bârın dökse bu nihâllerinden yere girüp yeni filis veren dallar yeniden bah …
Bu ağacın vücûdu pâre pâre dilim dilim olmuş ve cümle şu‘ubları (ve) sernigûn olmuş ve ba‘zı dalları zemîne girüp yine andan cüssedâr nihâller peydâ olmuş. Bu kerre bu dalların berg [ü] bârları aslının varakına ve meyvesine zerre kadar müşâbeheti yok. Aslının bergleri hazâna gelüp berg [ü] bârın dökse bu nihâllerinden yere girüp yeni filis veren dallar yeniden bahar verüp yapraklanmağa başlar. Vech-i arzda Hâlık-ı Bîçûn böyle bir gûne şecer-i ibret-nümûn halk etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y446a ·
metinde göster ·