… ffâr gibi zincirleri gerdenlerine bend kılup esîr gibi bu kadar müslimîni keşan
ber-keşân edüp
atdan ve dondan ve katar u mehârdan ve'l-hasıl devlet-i dünyâdan ayrılmış, ömrü …
ebyâtı üzre vakt-i seherde paşa cümle ordu etrâfına muhâfazacı askerleri koyup Bismillah ile altı bin salt güzîde urguncu ve yağmacı ve tâlâncı asker atlayup ılgar ile cânib-i kıbleye yedi sâ‘at gidüp Kankırı hâkinde Kurşumlıdağı eteğine vardıkda meğer Köprülü'nün çâşıdı varup "İşte Varvar Alî Paşa askeri geldi" deyince tarfetü'l-ayn içre Köprülü çarhası meydân-ı muhabbete çıkup Alî Paşa askeri dahi ileri varup çarha askeri gösterüp gerüde beş koldan kafadar kat kat asker koyup iki çarha birbirine dokuşup bir sâ‘at yahşı ceng-i perhaş [u] savaş olup bir sâ‘atden Köprülü tarafı aslâ dayanamayup münhezim olup beş aded eyâlet askeri kimi dendân-ı tîğdan geçerken kimi Lâ ilâhe illallah der, kimi Muhammedün Resûlullah der, kimi amân ve kimi yamân deyüp bu kadar mahlûk-ı Hudâ târumâr oldular. Köprülü askerin Varvarlı varup koyun kuzular gibi yalayup hayme ve hargâhları ve bâr ü bengâhları ve tevâbi‘at-ı bî-günâhların âhın alup küffâr gibi zincirleri gerdenlerine bend kılup esîr gibi bu kadar müslimîni keşan ber-keşân edüp atdan ve dondan ve katar u mehârdan ve'l-hasıl devlet-i dünyâdan ayrılmış, ömründe piyâde yürümemiş ve ka‘r-ı vakâr sâhibi muhteşem ağaları sekbân ve sarıcalar yalın ayak ve başı kabak piyâde yürüdüp kimin kırarlar, kimin esîr ve kimin âzâd ederler ve ba‘zısına "mâlını kande gömdün" der, işkence ederler ve kimi pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste bu kadar kavm, koyun sürüsü gibi giderlerdi. Ba‘zısını istedikleri yerde katl ederlerdi. Bu kadar fezâhatden mâ‘adâ Âl-i Osmân pâdişâhının üç tuğlu bir ihtiyâr-ı âlî-vakâr Köprülü Mehemmed Paşa'yı ve iki tuğlu Amâsiyyeli Kör Hüseyin Paşa'yı ve iki tuğlu Kara Sefer Paşa'yı ve Amasiyyeli Hacı Efendizâde gibi hânedân sâhibi kimesneleri dest-ber-kafa bağlı hûn ciğerleri dâğlı, çeşm-i pür-hûnları yaşlı ve bâğırları başlı Varvar Alî Paşa'nın tuğları önü sıra boğazlarında tavk-ı la‘net ile zincirler ile akd olunmuş eyle nâzenîn vücûdları ol şiddet-i hârda piyâde giderek "el-hükmü lillah" deyüp her ân ve her sâ‘atde cellâd-ı feleğe muntazır olup lisânlarında kelime-i Tevhîd gitmezdi. Gör felek atlasının hâlin kim bir ân evvel bu kadar kerr u ferr ve dârât [u] azamet sâhibi idiler. Bir ân-ı vâhidde cübbe ve destâra mâlik olmayup piyâde zencîr-keş olup sekbân ve sarıca elinde esîr oldular. Bu hâlde iken gözleri önünde tevâbi‘ [u] levâhıkların katl edüp kılıcının kanın cellâdlar paşaların üzerine silerlerdi. Hulâsa-i kelâm bir vezîr ve beş mîr-i mîrân-ı sâhib-îmân Varvar Alî Paşa'nın üç direkli otâğı sütûnlarında bâr-ı bend zincîrler ile bağlı ve sâ’ir mîr-i mîrânlar ve sâ’ir mîr-i livâlar ve gayrı a‘yân-ı kibârlar yüzü üstüne bağlı idi. Sâ’ir Köprülü ve Hüseyin Paşa ve Kara Sefer Paşa askerleri gayrı çadırlarda esîr [ü] gürisneler idi. Bu mâbeynde Varvar Alî Paşa'nın bir habbeye ve bir lipâçe cübbeye muhtâc ve aç u zevi'l-ihtiyâc olan piyâde seyis ve harbende ve akkâm ve meş‘alcileri ve kâse-şûyları birer katar bâr-ı sakîle ve bu kadar mâl-ı ganâ’ime ve beşer onar aded zırh u zıreh külâhlı ve katlâvî ve cebe vü cevşenli köçeklere mâlik olup Fir‘avn u Şeddâd gibi gurur hâsıl etdiler. Varvar Alî Paşa ise mansûr u muzaffer oldum, deyü enâniyyet da‘vâsında mu‘âmele etmeğe başladı. Ve henüz ısyân [u] tuğyânı zâhir ü bâhir oldu. Ve günden güne ordusunda haşerât-ı Cemâpûr cem‘ olmada. Ve etrâf-ı kazâlarda mîr-i mîrânlar asker sürmeğe ve zehâ’ir sürmeğe me’mûr oldular. Ve ba‘zı mîr-i mîrânlara evâmirler tahrîr edüp "Elbette eyâletin askeriyle bizim ordumuza gelesin ve illâ üzerine asker çekerim" deyü mü’ekked emirler tahrîr olundu. Ve ba‘zı ehl-i ırz ümerâ ve mîr-i mîrânlar ordusuna geldikde cümle otuz yedi bin asker oldu. Bu hâl ile kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek yine Kankırı sancağı hâkinde, menzil-i karye-i Bozoğlan nâm mahalle geldikde hakîr huzûruna varup "Gazânız kutlu olsun. Sultânıma inşâallah mansûr u muzaffer olursız demişdim. Hamd-i Hudâ düşmanları münhedim etdiniz. Ba‘de'l-yevm Cenâb-ı İzzet sizi hıfz [u]363b emânında edüp hemîşe düşmanlarınız böyle münhedim olup serleri ârâyiş-i nîze ola" deyü vâfir hoş-âmed kelimâtlar edüp "Sultânım! Şimden gerü bu kulunuza mektûblar ihsân edüp paşa oğlunuza beni gönderin" dedim. Feth-i kelâm edüp eydür: "Gördün mü Evliyâ'm! Bu kadar düşman askerin ân-ı vâhidde niçe târumâr eyleyüp kırup geçirdim ve niçe vezîrleri zincire urup keşân-ber-keşân götürürüm" dedikde "Gördüm sultânım! Aleyhi mâ-yestahıkku, lâkin merhamet edüp niçesin âzâd edüp Cenâb-ı Bârî sizin dahi niçe müşkil işleriniz âsân ide. Mücrimleriniz cümle ümmet-i Muhammed'dir. Bu kârhâne-i Âl-i Osmân'ın hâli budur. Ulü'l-emre itâ‘at edüp beğler ve paşalar biri biri üzre ceng ide gelmişlerdir. Size lâyık olan yine afv ile mu‘âmele eylemekdir. "Allahümme inneke afuvvun tuhibbü'l-afve fa‘fu annî" buyurmuşlar" dedikçe musırr olup bir âdem âzâd etmeyüp "Sabr eyle, beş on günden sonra görürsün. Hele Küçük Çavuş Paşa oğlum ve İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâroğlu Şehkadı Paşa oğlum ve niçe oğullarım dahi gelsinler dahi neler işlesem gerek" deyü aceb enâniyyet ile ba‘zı gurûrâne kelimâtlar etdi. Hakîr eyitdim "Yâ Sultânım! Bizim efendimize dahi mektûblar yazın. Anlar dahi ordu-yı İslâm cem‘iyyetine dâhil olup dahi ziyâde cem‘iyyet-i kübrâ olsun" dedim. "Hele şimden gerü iş bitdi. Anların gelmesine ihtiyâc kalmadı. Eğer gelirse safâ geldi, hoş geldi" dedi. Bir sâde-dil harem-i hâsda perveriş bulup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 363a–363b ·
metinde göster ·
… ir kılıç ve iki tüfeng alup ve bir teberkeşi belime çalup ve atların kolanların
berk edüp
hakîr iki memlûkumla süvâr olup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u …
Hemân hançer ile atların pâybend kösdeklerin kesüp der-ân atımı gemleyüp belime kılıcım çalınca Hüseyin nâm bir gulâmım ber-hurdâr olsun hâzır olup öbürleri dahi gözün ovmada ve kuşağın bağlamada gördüm ki anlardan fâ’ide yokdur. Meğer Kâzım da hâzır olmuş ve ol dahi esvâbıyla yatırmış. Başı ucundan kılıcın alup beline çalup ve tüfeğin eline alup atının pâybendlerin çözünce bir kılıç ve iki tüfeng alup ve bir teberkeşi belime çalup ve atların kolanların berk edüp hakîr iki memlûkumla süvâr olup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u] esvâbım kalup Hânbâğı'ndan teper aşağı kar buz üzre şahin süzülür gibi süzülüp yokuş aşağı buz üzre gıjlayup aşağı Değirmenler deresine inüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… efendimiz dahi bu re’y-i ahsen ile cânib-i erba‘asın bu tertîb üzre karavulları
berk edüp
kendü askeriyle Lara dağı ve Lak bayırları zeylinde atından enüp bir seccâde üz …
İbrâhîm Paşa efendimiz dahi bu re’y-i ahsen ile cânib-i erba‘asın bu tertîb üzre karavulları berk edüp kendü askeriyle Lara dağı ve Lak bayırları zeylinde atından enüp bir seccâde üzre oturup cümle gâziyâna alay çavuşları tenbîh etdiler kim "Kimse âteş yakmaya ve hây hûy ve feza‘ u çeza‘ etmeye ve tüfeng atmayup tütün âteşi ve fitil nârı göstermeyüp herkes yerinde sâbit kadem olup askerden taşra gezişmeye, her kes atlarının dizginleri elinde pür-silâh âmâde duralar" deyü İbrâhîm Paşa askerine bu yüzden alay çavuşlarla tenbîh ü te’kîdler edüp vakt-i ışâ dahi oldukda edâ-yı salât olup herkes küme küme cavk cavk olup yârânlarıyla zevk u şevke meşgûl oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100b ·
metinde göster ·
… etmiş âdemler ile Tuna kenârına gelüp hemân atdan enüp atın zîr-i zeber tengin
berk edüp
atımın yelesini halka gibi düğümleyüp yine atıma süvâr olup Tatar ile suları yı …
Çünki hakîr bu hâl-i ahvâl-i pür-melâli gördüm, hemân çadırıma gelmeyüp yanımda ne hidmetkâr ve ne refîk-i ber-karâr var, cümle cân bâzârına düşmüş bir alay inhizâmdan firâr etmiş âdemler ile Tuna kenârına gelüp hemân atdan enüp atın zîr-i zeber tengin berk edüp atımın yelesini halka gibi düğümleyüp yine atıma süvâr olup Tatar ile suları yıldırdığımız gibi nehr-i azîm Tuna'yı yıldırmağa hâzır-bâş oldum, ammâ henüz gerüden küffârın dahi büyük alayları gelmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a ·
metinde göster ·
… in dörd yüz 8a aded salt atlı gâzîler cümle atlarımızın zîr-i zeber tenklerin
berk edüp
cümle helâlleşüp dal-sâtûr-ı Muhammedî ve balta ve külüng ve tüfeng-i Frengî il …
"Bire âdemler dahi kâfir görmedik ve bir elbeşti kadar ceng etmedik ve asker-i İslâm yakın iken bir haber almadık. Hemân bi'z-zarûrî cümlemiz kırılınca ceng ederiz" deyü yemîn billâh ve kasem tallâh edüp tuza ve etmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e el urup cümle heybelerimizi ve terkide yağmurluk ve esvâblarımızı cümle bir yere yığup birez atı kalmış âdemler ile hakîrin gulâmların koyup cümle bin dörd yüz 8a aded salt atlı gâzîler cümle atlarımızın zîr-i zeber tenklerin berk edüp cümle helâlleşüp dal-sâtûr-ı Muhammedî ve balta ve külüng ve tüfeng-i Frengî ile âmâde olup üç kol asker edüp biri sağ ve biri sol olup bir kolu pusuda saklı koyup bizler dahi âheste âheste giderken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7b–8a ·
metinde göster ·
Ve kal‘a içinde elli aded kiremitli neferâtların evleri vardır. Biri biri üzre kayalara yapışmış evlerin pencereleri cânib-i şimâle ve garbda limana nâzır pencereli hâne-i müfîd [ü] muhtasarlardır. Ammâ ol tarafda bir azîm kullesi liman ağzına nâzır olup anda şâhâne topları vardır kim cümle yigirmi pâre toplardır. Bu zikr olunan âsârlardan gayri derûn-ı kal‘ada aslâ çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâmdan bir nişân yokdur. Hemân kal‘a dizdârı kapu önünde neferâtlarıyla oturup nevbet bekler, ammâ ba‘zı zamân kal‘a kapusun berk edüp aşağı iskeleye gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121b ·
metinde göster ·
… meşe ve pelîd ağaçlarını sandık gibi içlerini oyup ölülerin koyup ağzını muhkem
berk edüp
sandûkun başı ve ayağı ucuna birer delik delüp ulu ağaçların dalları arasına bu …
Ve bu kavim gayri Çerkes gibi ölülerini yere gömüp toprağı yığın yığın etmezler. İri meşe ve pelîd ağaçlarını sandık gibi içlerini oyup ölülerin koyup ağzını muhkem berk edüp sandûkun başı ve ayağı ucuna birer delik delüp ulu ağaçların dalları arasına bu sandûku ağaca sarup sarmalayup mıhlayup korlar. Ba‘dehu ol deliklerden bal arıları girüp bal yaparlar. Bilürler kim ölüleri cennetlikdir. Eğer arılar bal yapmazsa "Vay ölümüz cehennemlikdir" deyü ağlaşırlar. Ve gâyet müte’ellim olup ol ölünün rûhiyçün beş on domuz boğazlayup kabaklara üleşdirirler. Ve zu‘m-ı bâtıllarınca mürdeleri başı ucundaki delikden cenneti temâşâ ede ve ayağı ucundaki delikden cehennemi seyr edüp azâbı anınla def‘ ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155a ·
metinde göster ·
Bunlar dahi iki tabakadır. Bir tabakası Bağdâd'dan kâ’immakâm gönderirlerdi. Bir tabakası Hulâgû cenginde âl-i Abbâsiyân inkırâz buldukdan sonra küçük evlâdları çöl urbânında bulunup Melik Tâhir Baybars çölden Mısır'a getirüp mesned-i hilâfetde ber-karâr edüp müstakil halîfe oldular. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y27a ·
metinde göster ·
… ve ednâ ve pîr [ü] cüvân cem‘ olup Hayre Beğ'in eline yapışup serîr-i hilâfetde
ber-karâr edüp
başına selîmî mücevveze geydirüp üstüne kendi sorgucundan bir zî-kıymet otağa-i …
Andan Selîm Şâh bir gün dîvân-ı pâdişâhî edüp cemî‘i ehl-i dîvân a‘lâ ve ednâ ve pîr [ü] cüvân cem‘ olup Hayre Beğ'in eline yapışup serîr-i hilâfetde ber-karâr edüp başına selîmî mücevveze geydirüp üstüne kendi sorgucundan bir zî-kıymet otağa-i şâhî koyup sırtına bir semmûr hil‘at-ı fâhire ve beline bir zerrîn kemer üzre bir murassa‘ hançer bend kılup Selîm bizzât Hayre Beğ'e bu hizmetleri kendü eliyle edüp el kaldırup du‘â edüp;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y56b ·
metinde göster ·
… isted, ben bîdâr dururdum, seni hâbdan bîdâr etmeyüp derhâl tîrkârlık edüp dest
ber-kabza edüp
mâra bir hadeng-i kazâ urup katl etdim, sen dahi henüz hâbdan bîdâr oldun" dedi …
"Vallâhi, bu su‘bân seni helâk etmek isted, ben bîdâr dururdum, seni hâbdan bîdâr etmeyüp derhâl tîrkârlık edüp dest ber-kabza edüp mâra bir hadeng-i kazâ urup katl etdim, sen dahi henüz hâbdan bîdâr oldun" dedikde bu âdem Amr'ın elin ayağın bûs edüp hâl hâtır su’âl etdikden sonra herîf eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y315a ·
metinde göster ·
… an Mûsâ'yı bir şermûta Q 350aP 344a sarup sarmalayup bir sandûk içre koyup
berk edüp
Nîl'e ilkâ eder. Hikmet-i Hudâ Hazret-i Mûsâ'nın vücûd-ı nazenîni Nîl ile cerey …
Ziyâret-i âhar, yine bu Ulu Câmi‘de: kaçan kim Hazret-i Mûsâ aleyhi's-selâm Sa‘îd-i âlî'de İsne diyârında Ermen şehrinde rahm-i (---)(---)(---)(---) ziyâ[re]t etdükleri mahalde vâlidesi Yûhâ Ana Fir‘avn-ı la‘înin havfından Mûsâ'yı bir şermûta Q 350aP 344a sarup sarmalayup bir sandûk içre koyup berk edüp Nîl'e ilkâ eder. Hikmet-i Hudâ Hazret-i Mûsâ'nın vücûd-ı nazenîni Nîl ile cereyân ederek Fir‘avn'ın sarâyının önünden ubûr ederken şâhnişînden meğer Fir‘avn'ın hâtûnu bâkire Âsiye Ana bu sandûkayı görüp bir hâcibe emr eder kim sandûkayı getireler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·