… uma içre birez ilkâ eyle kirece karışdırup ma‘bedhânemizi ta‘mîr edelim ola kim
ber-karâr
ola" deyü ricâ etdiler. Derhâl ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup Hazret-i Ri …
"Yâ Muhammed, sen dünyâya geldiğin gece bizim Kostantıniyye'de Ayasofya nâm bir deyrimizin kıblesi tarafı münhed[im] oldu. Bir kaç kerre binâ etdük temel tutmadı. Mübârek ağzın yarından bu cevâhir kumkuma içre birez ilkâ eyle kirece karışdırup ma‘bedhânemizi ta‘mîr edelim ola kim ber-karâr ola" deyü ricâ etdiler. Derhâl ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup Hazret-i Risâlet hokka içre mübârek ağzı yarından ilkâ edüp kâ’im ü dâ’im 35a olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 34b–35a ·
metinde göster ·
… " deyüp mezkûr yeniçeri Gülâbî Ağa'ya yer gösterüp anda bir hâk-i mezellet üzre
ber-karâr
olup hemân âşcı-sıfat kendüyi tebdîl-i câme edüp sadr-ı âlîde karâr eden pîşvâ- …
"Ve aleykümü's-selâm" deyüp mezkûr yeniçeri Gülâbî Ağa'ya yer gösterüp anda bir hâk-i mezellet üzre ber-karâr olup hemân âşcı-sıfat kendüyi tebdîl-i câme edüp sadr-ı âlîde karâr eden pîşvâ-yı tarîk ihtiyârın dest-i şerîfin bûs etdükde Gülâbî Ağa ile mâcerâ-yı sâbıkaların bir bir tafsîl üzre hikâye eder. şeyh eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
… en tarâvet hâsıl edüp vasatü'l-hâl semîn ü cesîm olup cesedi cüssedâr ve sînesi
ber-karâr
ve mübârek kitifleri vâsi‘ ve zahrı vâsi‘ ve mübârek miyânlarından aşağısı tavî …
Hilye-i Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘: Gerçi hîn-i cülûsda (---) yaşında gâyet za‘îf ü nahîf sabî idi. Ammâ gâyet reşîd ü necîb ve akl-ı Arasto ve halîm [u] selîm idi. Ba‘dehu yigirmiye bâliğ oldukda sayd [ü] şikâra mâ’il olup kesb-i hevâ etmeden tarâvet hâsıl edüp vasatü'l-hâl semîn ü cesîm olup cesedi cüssedâr ve sînesi ber-karâr ve mübârek kitifleri vâsi‘ ve zahrı vâsi‘ ve mübârek miyânlarından aşağısı tavîl idi. Ve kadd [ü] kâmetleri pederi gibi kadd-i bâlâ idi. Ve bâzûları semîn ve yed-i mübârekleri arslan pençesi gibi vâsi‘ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 79a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ bir gün bu remmâyı âşiyânlarından uçurup evc-i âsumânda pervâz u çevlân ederken hikmet-i Hudâ kazâ-yı âsumânî bir ra‘d ü berk ve zulemât olur kim Bursa içinde âdem âdemi görmeden kalup cümle halk feza‘ u çeza‘a başlar. Âhir-i kâr bir gün bir gece bu zulemât Bursa üzre ber-karâr olup Sa‘dîzâde'nin güvercinleri gelmeyüp aklı başından gidüp âhir dâğ-ı 191a derûnundan başın alup Arab u Acem seyâhati olup cihânı geşt [ü] güzâr ederek diyâr-ı Mağrib-zemînde Cezâyir vilâyetine varup erbâb-ı ma‘ârif ve zürefâsıyla ihtilât ederek bir gün bir âsitâneye varup görse kim yedi seneden berü kendinin gâ’ib olan ta‘aşşuk etdüği güvercinler kim Rûm'a mahsûs olan murg-ı zeyreklerdir. Esnâ-yı kelâmda sâhib-i hâneye nezâketle bu kuşları sorup hâne sâhibi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190b–191a ·
metinde göster ·
… ânîsi ma‘lûm değildir. Lâkin bu kal‘a bir köhne bünyâddır. Devr-i felekden berü
ber-karâr
bir dârü'l-karâr, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîndir kim cümle der-i dîvâr …
Bahâr eyyâmı Hazret-i Süleymân Bursa'ya gelüp Cebel-i Ruhbân'da Belkîs kız ile yayla faslı ederlerdi. Emîn Nebî'nin du‘âsı berekâtiyle Bursa tûfândan sonra imâristân-ı Emînullah'dır. Ammâ kal‘anın bânîsi ma‘lûm değildir. Lâkin bu kal‘a bir köhne bünyâddır. Devr-i felekden berü ber-karâr bir dârü'l-karâr, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîndir kim cümle der-i dîvârları eflâke ser çekmişdir ve esâsı bir yalçın sebz-gûn kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî bir kal‘a-i metîndir. Tûlânîsi şarkdan garba vâkı‘ olmuşdur. Şimâl ve yıldız cânibi evc-i semâya ser çekmiş kayalar üzre vâkı‘ olmuş kal‘adır. Ol tarafı uçurum olmağıla üç tarafında aslâ handak yokdur. Ammâ Bunarbaşı tarafında ve Değirmânlar mahallesi tarafında ve Kebîr mahallesi tarafında fecc-i amîk handakları vardır. Mürûr-ı eyyâm ile handakı imâr olmayup Celâlî Karayazıcı ve Sa‘îd-i Arab ve Kalenderoğulları nâmân celâlîler, Bursa'yı muhâsara edüp handakların rimâl [ü] türâb ile memlû olmuşdur. Ammâ bu kal‘anın cânib-i erba‘ası esâsında taşlar var kim her biri hammâm kubbesi kadar seng-i azîmlerdir. Andan ma‘lûmdur kim benî Âdem binâsı değildir. Ba‘dehû Kaydefâ destine girüp ba‘zı burc [u] bârûlarını ta‘mîr [u] termîm edüp lisân-ı Yunan üzre târîhleri vardır. Ve bu kal‘a, Keşiş dağının dâmenine vâkı‘ olmağıla lodos rüzgârı ve şarkî rûzgârından emîndir. Cümle evleri, şimâl ve yıldız rûzgârı cânibine nâzırdır kim Filedâr sahrâsı cümle bâğ u bâğçesi ve besâtînleri ile nakş-ı bukalemûn-vâr nümâyândır. Kal‘anın dâiren-mâdâr cirmi, on bir bin adımdır ve altı bin bedendir ve altmış yedi kulle ve cümle beş kapudur. Evvelâ cânib-i cenûba Bunarbaşı Kapusu ve yine cenûba Zindân Kapusu ve Kaplıca Kapusu garba mekşûfdur ve Balıkbâzârı Kapusu. Ez-în-cânib bu kal‘a, cemî‘î düvelde Rûm keferesi elinde kalmışdı. Yedi kerre Konya'dan Âl-i Selçûkiyân ikişer kerre yüz bin leşker-i bî-pâyân ile gelüp yedişer sekizer ay muhâsara edüp vakt-i şitâ geldikde bî-feth rücû‘ edüp giderlerdi. Tâ ki Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâ-i zuhûrunda evvelâ Osmân 222b lafzı senesi târîhinde [661] Osmân Gâzî ibtidâ-i cülûsunda üç kerre muhâsara edüp üçüncüde Osmân Gâzî nıkris zahmetine mübtelâ olup âhir üçüncüde dahi feth edemeyüp yine Konya'ya müteveccih olup izn-i şerîfiyle Şehzâde Orhân Çelebi ile Şeyh Hacı Bektâş-ı Velî'yi seksen bin asker-i İslâm ile Bursa'ya gönderüp muhâsara etdiklerinde amân vermeyüp kal‘a-i Bursa'nın Kapluca cânibinde bir kulle-i azîm ve Bunarbaşı'nda dahi bir kulle-i kebîr binâsına mübâşeret edüp yedi ayda bu kulleler temâm olup Bursa'yı kemâ(n)-kân muhâsarâya şürû‘ edüp Kapluca tarafından Orhân Beğ, Bunarbaşı tarafındaki kulleden Orhân Beğ'in birâderzâdesi Timur Beğ ve Balabancık Beğ dağ tarafındaki havâle yerinden muhâsara edüp cânib-i erba‘adan imdâda gelen küffârları cümle dendân-ı tîğdan geçirüp derûn-ı kal‘ada mütehassın olan keferelere kaht [u] galâ müstevlî olup âhir-i küffâr bir sene muhâsaradan sonra vere ile bâ-sulh kal‘ayı Orhân Gâzî'ye sene 722 târîhinde teslîm etdiler. Osmân Gâzî'ye müjde ile Orhân seğirdüp vardıkda, Bursa feth olduğu sâ‘at Osmân Gâzî rûh teslîm edüp oğlu Orhân Gâzî müstakil padişâh olup Hâcı Bektâş-ı Velî ile Bursa'ya gelüp ibtidâ taht-ı Âl-i Osmân olup ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân oldu kim gûyâ bir bâğ-ı İrem idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222a–222b ·
metinde göster ·
… î olmaz. Garîb ve sırr-ı acîb mutalsamatlardır. {Ba‘zı ulemâ-yı Erdebîl zemînde
ber-karâr
olan çâr-kûşe taş içün Hazret-i Mûsâ'nın sahrâ-yı Tîh'de on iki kerre asâ ile u …
Esrâr-ı hafî-i diğer: Bu taş dâ’imâ sâbite olduğu merkezden cüdâ olunca yerinde bir azîm çâr-kûşe sahre vardır kim seng-i hârâdan nişân verir ve ol seng üzre niçe gûne Süryânî ve İmrânî ve İbrânî hatlar tahrîr olunmuşdur. Ve ol çâr-kûşe taşın on iki deliği vardır. Her delikden birer gûne âb-ı câriye hurûc etmeğe başlar. Ta ki mezkûr müdevver taş bu çâr-kûşe taş üzre gelmeyince suları kaynamadan hâlî olmaz. Garîb ve sırr-ı acîb mutalsamatlardır. {Ba‘zı ulemâ-yı Erdebîl zemînde ber-karâr olan çâr-kûşe taş içün Hazret-i Mûsâ'nın sahrâ-yı Tîh'de on iki kerre asâ ile urduğu taşdır kim on iki uyûn cereyân ederdi kim hakkında sûre-i (---) âyet-i şerîf
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306a ·
metinde göster ·
… ân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile
ber-karâr
siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûm …
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr İbrâhîm Hân cülûs etdükde Sultân Murâd-ı Râbi' vezîri Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi. Anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve haseki ve nisvân ve sâhib-i ısyân musâhibeler ve gayrılardan Musâhib Cinci Hoca ve Mülakkab İslâmbol Mollası ve Sadrıa‘zam Tezkireci Ahmed Paşa ve gayrı musâhibler Kara Mustafâ Paşa'dan sonra cümle taraf taraf fürceler bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ [vü] hevese düşürüp ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı ulemâ ve sulehâlardan celb-i mâl içün irtişâya dadandırdılar ve pâdişâhı zinâ sohbetine meyl etdirdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve Telli Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve bir hazîne-i Mısr dahi Cinci Hoca'ya ve sûr-ı hümâyûnlara ve Ahmed Kolu Çingâne sâzendelerine ve harâb olmuş sarâyların tamîr [ü] termîmine ve semmûr kürk döşeli niçe sarâylar tertîbine ve niçe bî-ma‘nâ yire hazîneler itlâf etdirüp bin elli dörd târîhinde iken cemî‘î hâs harâcları elli sekiz târîhiyle füruht etmeğe başlayup tedâhül olup îrâd yok masrûf-ı bî-ma‘nâ çok olup kula mevâcib çıkmaz olup Cezîre-i Girid'e imdâd ve hazîne gitmez oldu. Bir kerre kul gulüvv edüp hayli fetret olup bu harekât-ı gulüvden Vezîr ve Cinci ve Kıncı Hocalar ve sâ’ir musâhib ve musâhibeler mücâb olmayup Cezîre-i Girid'de Serdâr Deli Hüseyin Paşa asâkir-i İslâm büryân u giryân u nâlân olup, bre bize imdâd el-amân deyü feryâd etmede. Beri tarafda Cinci Hoca'lar hünkârdan bir ân münfekk olmayup pâdişâh yanında Hoca'dan gayrı mukarreb bir merd-i ferd yok idi. Sadrıa‘zam ve vâlideden tekarrübü ziyâde idi. Padişah hantava ve koçuya ve altı katırlı taht-ı revâna binse, bile süvâr olurdu. Ve her giz nasîhat edenlere Cinci Hoca rîş-hand edüp yüzlerine gülerdi. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i tedbîrler ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde Şeyh-zâde nâm bir suhte idi. Âsitâne'ye gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Fil Yokuşu'nda Hâmid Efendi Medresesi'nde Hakîr Ahfeş Efendi'den Molla Câmî tilâvet edüp Kitâb-ı İbn Hâcib Kâfiye'yi i‘râb ederken bu mezkûr Cinci Hoca, Ahfeş Efendi üstâdımızdan Kitâb-ı Izzî okurken hikmet-i azîz ismine mazhar düşüp bir günde izzet bulup sa‘âdetlü pâdişâha Surh-bâd ve Gencü'l-arş ed‘ıyyelerin tilâvet edüp bi-emrillah İbrâhîm Hân hoş-hâl olup Şeyh-zâde'nin ismi Cinci Hoca olup iştihâr buldu. Ammâ Hudâ âlimdir, şerîkimiz olması cihetiyle keyfiyyet-i hâli ma‘lûmumuzdur. İlm-i da‘vetden bir hurûf bilmezdi. Ancak baht [u] tâli‘i bu zamân müsâ‘ade edüp ol dahi fülk-i atlas-ı bukalemûnda pây-bâflık edüp sağa ve sola gûnâ-gûn mekikler atdı. Hattâ hakîr bu seyâhatimizde Erzurûm'dan gelüp gördüm, Civân Kapucıbaşı sarâyına havâle bir sarây-ı azîm binâ etmiş kim evc-i âsumâna ser çekmiş. Hakîr bu sarây-ı balayı temâşâ ederken bir bevvâb gelüp "Buyurun, sizi efendi hazretleri ister" dedi. "Efendiniz kimdir" dedim. "Hünkâr hocası bu sarây sâhibi ister" dedi. Hakîr nerdübândan urûc edüp dîvânhâne-i âlîsine çıkup gördüm. Yetmiş seksen semmûr kürklü huddâmân-ı mümtâz civân miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûmım değil. Hemân levendâne cümle huzzâra hıtâben "Es-selâmü aleyküm ey âşıkân" dedim. Hemân sadrdan "Ve aleyküm selâm! Hâmid Efendi Medresesi'nde Şeyh-zâde hakîrin şerîki karındaşım, cânım" deyüp ayâğ üzre kalkup hakîrin elin eline alup öpüşüp kucaştık. Ammâ alimallah bilemedim. "A benim cânım! Dağ âdemi olup levend olmuşsun. Ne bu bizimle bîgâne âşinâlık?" dedikde ol mahalde bile düşüp "Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim Şeyhzâde azîzimsin" dedim. "Safâ geldin, hoş geldin! Kahve içmez, şerbet getirin" dedi. "Nedir bu sarây, ne temâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki buçuk sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek eyleye" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b–370a ·
metinde göster ·
… azîzde türbedâr olur. Ba‘dehû şeyh-i azîz olup şeb [u] rûz âsitâne-i sa‘âdetde
ber-karâr
olup müstecâbü'd-da‘ve kimesne olur.
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Horâsân'dan yedi yüz Horâsân erenleriyle Hacı Bektâş-ı Velî ceddimiz Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretlerinden Rûm'a gelmek içün me’zûn olup doğru bu âsitâne-i Seyyid Battâl Gâzî'ye gelüp niçe zamân anda ikâmet edüp Bursa'dan Orhân Gâzî Hacı Bektâş-ı Velî'yi görmeğe bu Seydî Battâl âsitânesine gelüp Bektâş-ı Velî ile müşerref olup Bektâş-ı Velî ricâsıyla bu âsitâne-i Battâl'ı Koca Orhân Gâzî eyle imâr edüp gûyâ bir kal‘a-i metîn edüp bin aded hâne halkın iskân etdirüp şehr imâr eder. Hacı Bektâş-ı Velî dahi halîfelerinden Pîrce Sultân'ı yetmiş fukarasıyla tekye-nişîn edüp anda sâkin olduğundan hâlâ âsitâne-i Bektâşiyân'dır kim iki yüzden mütecâviz ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at pâ-bürehne ve serbürehne erbâb-ı ma‘ârifden ârif-i billah fakr-ı fâka erenlerinden "fenâ fillah", "lâ cübbete ve lâ sivallah"dan niçe halûk ve halîm ü selîm cânları vardır kim (...) velev kâne kâfiren mazmûnu üzre bây u gedâya ve hâs [u] âma ve pîr [u] cüvânın cemî‘i âyende vü revendegânına bir baş ile bin cân ile derûn-ı dilden hizmet edüp mihmândârlık ederler ve her bir dervîş-i dil-rîşânların kimi Fârisî-hân ve kimi urefîhân ve kimi musanna‘ kaşıklar ve çevgân u pâlehenkler ve gûnâ-gûn sihr-i i’câz şeyler îcâd edüp hırka-bahâ içün âyende vü revendelere hedâyâ verîrler ve her bir fukarâ bu âsitânede birer işe me’mûrlardır. İbtidâsı meydân ferrâşlığından pâye kat‘ ederek kubbe-i azîzde türbedâr olur. Ba‘dehû şeyh-i azîz olup şeb [u] rûz âsitâne-i sa‘âdetde ber-karâr olup müstecâbü'd-da‘ve kimesne olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 7b ·
metinde göster ·
… e âdem bâd-ı sabâdan hayât-ı cân bulur. Zirâ mevsim-i bahârı ve mevsim-i hazânı
ber-karâr
bir şehr-i İmâd-diyârdır.
Der-sitâyiş-i bâd-ı nesîm-i bilâd-ı Yunan: Bu şehrin bad-ı sabâsı ve bâd-ı nesîmi ve hevâ-yı siyâbı gâyet meşhûr memdûh-ı âlemdir. Ba‘zılar Ma‘arretü'n-nu‘mân ve Halebü'ş-şehbâ hevâsında latîfdir deyü Karamân elleriyle Germiyân elleri ve güzellerin medh ederler. Hakkâ ki vakt-i seherde âdem bâd-ı sabâdan hayât-ı cân bulur. Zirâ mevsim-i bahârı ve mevsim-i hazânı ber-karâr bir şehr-i İmâd-diyârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 13b ·
metinde göster ·
… ş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine
ber-karâr
idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… r-i kebûdu görünce defn etdüğü yire varup görse on ay mukaddem duran bulut yine
ber-karâr
durup zemîni kazup eliyle kemeri on ay mukaddem zemîne niçe koduysa bî-küsûr al …
Hikâye-i Murtezâ Paşa : Molla Yahyâ'dan istimâ‘ edüp "Belî ol sene Deveboynu'nda azîm derd [u] belâlar çeküp Revân imdâdına yetişemediğimizden kızılbaş-ı evbâş-ı bed-mâ‘aş kallâş-ı rîş-tırâş Revân'ı aldı. Ammâ efendi! Yavaşça Mehemmed Ağa'nın Deveboynu'nda kar altına gömdüğü kemer ile iki bin altun niçe oldu?" deyince Yahyâ Efendi eydür: "Sultânım, Erzurûm'ın on aydan sonra karı kalmayup Yavaşça Mehemmed Ağa bir hayli hayâlli tevâbi‘leriyle iki günde Deveboynu'nda ol kış ve kıyâmetde zemîne altunu defn etdüğü yiri tecessüs ederek gökdeki buludu nişân koduğu ebr-i kebûdu görünce defn etdüğü yire varup görse on ay mukaddem duran bulut yine ber-karâr durup zemîni kazup eliyle kemeri on ay mukaddem zemîne niçe koduysa bî-küsûr altunları kemeriyle ile bulup Erzurûm'a geldi" deyü bu gûne bir yalan söyledi kim aklım gitdi. A‘yân-ı Haleb'den bir niçe âkıl u dânâ kelâm-ı örfiyye sâhibi kimesneler var idi. Anlar dahi tebessüm edüp rîş-hand etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a ·
metinde göster ·
… altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu
ber-karâr
bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah c …
Yine paşa nüdemâlarından niçe kimesneler eydür: "Yavaşça Mehemmed Ağa'yı biz biliriz. Bir Oğuz ve sâhib-i sülûk âdem idi. Ol altun anın helâl mâlı olmağıla buldu" dediler. Hemân paşa dahi bu altun kıssasına "şâhidim" deyü nâfile şehâdet edüp Yahyâ Efendi-yi kezzâbı tasdîke çıkardı. Hâlâ ki Murtezâ Paşa ol asırda Revân seferine giderken ol sefer-i berzahda dünyâ ve âhireti bilmez bir karakaşlı sekiz yaşında sarıkçı şâkirdi idi. Sefere gitmeğe iktidârı olmayup anlar Haleb'de kalmışlar idi. Yahyâ-yı Kizbî Efendi'nin bu Revân hikâyeti sahîh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda karı eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu istimâ‘ edince hakîr güftâra gelüp eyitdim: "Bre cânım, o seferde niçe bin tüvânâ yiğitler hayme vü hargâhların ve bâr-ı bengâhların bozup ester-i üştürlerine tahmîl edüp niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin bellerinden çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, katır ile vara gele 52b belindeki kemerinden âciz oldu ise hüddâmlarının heybesine ve katarları üstüne kodu yâhûd bir tevâbi‘ine verdi, selâmete çıkarup geldi. İş temâm oldu, bitdi. Altun dedikleri mâl cândandır, cânın âdem katarı üzre kosa ne olur. Beyâbânda kar içine niçe akıl ile {altununu} gömer dedim. Ya ol zemistânda el dutmaz ayak dutmaz, zemîn polâd-ı Nahşivânî gibi olmuş. Hançer ile değil ferhâdî külünkler ile bir kırat kopmayan zemîni hançer ile niçe kazup altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu ber-karâr bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir kaç ay âfitâb-ı âlemtâbın ziyâsı müncemid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup ber-karâr kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde altunu bulmasının sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı sâde-dil "Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" deyü Molla Yahyâ Efendi'nin kelâm-ı dürûğun tasdîk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a–52b ·
metinde göster ·
… -i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe
ber-karâr
bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir …
Yine paşa nüdemâlarından niçe kimesneler eydür: "Yavaşça Mehemmed Ağa'yı biz biliriz. Bir Oğuz ve sâhib-i sülûk âdem idi. Ol altun anın helâl mâlı olmağıla buldu" dediler. Hemân paşa dahi bu altun kıssasına "şâhidim" deyü nâfile şehâdet edüp Yahyâ Efendi-yi kezzâbı tasdîke çıkardı. Hâlâ ki Murtezâ Paşa ol asırda Revân seferine giderken ol sefer-i berzahda dünyâ ve âhireti bilmez bir karakaşlı sekiz yaşında sarıkçı şâkirdi idi. Sefere gitmeğe iktidârı olmayup anlar Haleb'de kalmışlar idi. Yahyâ-yı Kizbî Efendi'nin bu Revân hikâyeti sahîh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda karı eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu istimâ‘ edince hakîr güftâra gelüp eyitdim: "Bre cânım, o seferde niçe bin tüvânâ yiğitler hayme vü hargâhların ve bâr-ı bengâhların bozup ester-i üştürlerine tahmîl edüp niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin bellerinden çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, katır ile vara gele 52b belindeki kemerinden âciz oldu ise hüddâmlarının heybesine ve katarları üstüne kodu yâhûd bir tevâbi‘ine verdi, selâmete çıkarup geldi. İş temâm oldu, bitdi. Altun dedikleri mâl cândandır, cânın âdem katarı üzre kosa ne olur. Beyâbânda kar içine niçe akıl ile {altununu} gömer dedim. Ya ol zemistânda el dutmaz ayak dutmaz, zemîn polâd-ı Nahşivânî gibi olmuş. Hançer ile değil ferhâdî külünkler ile bir kırat kopmayan zemîni hançer ile niçe kazup altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu ber-karâr bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir kaç ay âfitâb-ı âlemtâbın ziyâsı müncemid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup ber-karâr kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde altunu bulmasının sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı sâde-dil "Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" deyü Molla Yahyâ Efendi'nin kelâm-ı dürûğun tasdîk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a–52b ·
metinde göster ·
… mid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup
ber-karâr
kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde al …
Yine paşa nüdemâlarından niçe kimesneler eydür: "Yavaşça Mehemmed Ağa'yı biz biliriz. Bir Oğuz ve sâhib-i sülûk âdem idi. Ol altun anın helâl mâlı olmağıla buldu" dediler. Hemân paşa dahi bu altun kıssasına "şâhidim" deyü nâfile şehâdet edüp Yahyâ Efendi-yi kezzâbı tasdîke çıkardı. Hâlâ ki Murtezâ Paşa ol asırda Revân seferine giderken ol sefer-i berzahda dünyâ ve âhireti bilmez bir karakaşlı sekiz yaşında sarıkçı şâkirdi idi. Sefere gitmeğe iktidârı olmayup anlar Haleb'de kalmışlar idi. Yahyâ-yı Kizbî Efendi'nin bu Revân hikâyeti sahîh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda karı eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu istimâ‘ edince hakîr güftâra gelüp eyitdim: "Bre cânım, o seferde niçe bin tüvânâ yiğitler hayme vü hargâhların ve bâr-ı bengâhların bozup ester-i üştürlerine tahmîl edüp niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin bellerinden çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, katır ile vara gele 52b belindeki kemerinden âciz oldu ise hüddâmlarının heybesine ve katarları üstüne kodu yâhûd bir tevâbi‘ine verdi, selâmete çıkarup geldi. İş temâm oldu, bitdi. Altun dedikleri mâl cândandır, cânın âdem katarı üzre kosa ne olur. Beyâbânda kar içine niçe akıl ile {altununu} gömer dedim. Ya ol zemistânda el dutmaz ayak dutmaz, zemîn polâd-ı Nahşivânî gibi olmuş. Hançer ile değil ferhâdî külünkler ile bir kırat kopmayan zemîni hançer ile niçe kazup altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu ber-karâr bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir kaç ay âfitâb-ı âlemtâbın ziyâsı müncemid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup ber-karâr kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde altunu bulmasının sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı sâde-dil "Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" deyü Molla Yahyâ Efendi'nin kelâm-ı dürûğun tasdîk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a–52b ·
metinde göster ·
… lutlar deverân u seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. On ay bulut niçe bir yerde
ber-karâr
olur. Bir ân durmaz, gâ’ib olur" dedim.
Mu‘âraza-i hakîr, eyitdim: "Bre cânım, bir âdem Erzurûm'un şiddet-i şitâsında merhûm olsa ibtîdâ ol merhûmu defn edecekleri yire onbeş yigirmi yük odun yığup âteş-i Nemrûdlar yakup rûy-ı zemîn mülâyim oldukdan sonra lahdi güç ile Ferhâdî külünkler ile kazup bu minvâl üzre beş altı sâ‘atde bir mezâr gücile kazılır ve ba‘dehû meyyiti tâbutiyle getirüp defn ederken lahde lütfile korlar kim meyyitin aslâ bir uzvu hareket etmeye. Zîrâ meyyitin bir a‘zâsı hareket ederse pâre pâre olur. Zîrâ cümle vücûdu buz olup donmuşdur. Ol ecilden meyyiti belinden ve boynundan ve uyluklarından ve kollarından pâre pâre olmasın deyü pek sarup vârisleri mürde-şûylara ve kabr-kenlere mâllar verüp bir hoşça defn edin, deyü ricâ ederler. Böyle şiddet-i kavî olunca hançer ile zemîni kazup kemer ile altunu yire gömmek niçe olur ve buludu nişân etmeğile niçe mâl bulınur. Âdetullah bunun üstüne eyle cârîdir kim cemî‘i kevâkibler ve seb‘a-i seyyâreler ve şems ü kemer ve bulutlar deverân u seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. On ay bulut niçe bir yerde ber-karâr olur. Bir ân durmaz, gâ’ib olur" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b ·
metinde göster ·
… zurûm vilâyeti dahi gâyet sovuk yerdir. Anınçün ol asırda Erzurûm üzre bulutlar
ber-karâr
olup Yavaşça Mehemmed Ağa âsumândaki ebr-i kebûdu nişân koyup kemeriyle altunu …
Güfte-i Murtezâ Paşa: Yahyâ Efendi'nin kizbini oranlamak içün eydür: "Ya bilmez misiz kim bu vech-i arz üzre demirkazık yıldızı niçe sâbitedir. Yıldız rûzgârı cânibleri gâyet şiddet-i şitâ olduğundan o demirkazık yıldızı ber-karârdır. Eyle olunca Erzurûm vilâyeti dahi gâyet sovuk yerdir. Anınçün ol asırda Erzurûm üzre bulutlar ber-karâr olup Yavaşça Mehemmed Ağa âsumândaki ebr-i kebûdu nişân koyup kemeriyle altunu buldu" deyü gûnâ-gûn mu‘arazalar etdi. Hemân hakîr gördüm, olmaz, musâhebete bir vesîle olsun içün Elibat suyu gibi ve Basra ve Mısır Süveysi'nin medd [ü] cezri gibi iki cânibe akup paşayı ve Yahyâ Efendi'yi tasdîk etmek içün hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b ·
metinde göster ·
… ol sene Erzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr
ber-karâr
idi" deyü hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâ …
Hikâye-i hakîr: "Benim efendim! Sene (---) târîhinde Kırım hânlarından İslâm Girây Hân ile cezîre-i Kırım'dan diyâr-ı Moskov'a gidüp bilâ-hisâb mâl-ı ganâyim alup avdet mahalline kalınca erba‘în ve zemherîr oldu. Bu kadar mâl-ı hazâyin ile geldiğimiz yoldan dönmeğe havf edüp bi'z-zarûrî Heyhât sahrâsına ol şiddet-i şitâda on yedi gün ve on yedi gice aşup yortup hikmet-i Hudâ bir gice bir berd-i cahîm oldu kim yedi yüz esîr dondu ve bin mikdârı Tatarın eli ayağı düşdü. Ol sabah hakîre dahi felek, sovuk cehennemi rûzgâr-ı zorkârın gösterüp gûyâ ki elîm-i A‘râf'ı gördük. Yedi sâ‘at kâmil taban-keşlik edüp bî-tâb u bî-me‘âl kaldıkda esb-i sabâ-sür‘atime süvâr 53a oldum. Hikmet-i Hudâ dördüncü sâ‘atde altı yerden şems-i âteş-tâb zâhir oldu. Cümle Tatar kartları âlem-i hayretde kaldılar. Ammâ âdetullah oldur kim güneş cânib-i şarkdan tulû‘ eder. Kâmil dörd sâ‘at olunca ol tarafdan tulû‘ etmeyüp altı aded güneşin biri Heyhât'ın kıble cânibi, Çerâkise vilâyetidir, andan nümâyûn oldu. Bir güneş Heyhât'ın cenûb tarafıdır kim cezîre-i Kırım'da Kefe kal‘asıdır, ol cânibden tulû‘ etdi. Biri garb cânibidir ki Alaman vilâyetidir ki ondan hurûc etdi. Biri Leh cânibinden hurûc etdi. Beşincisi şimâl tarafında Kırako vilâyeti tarafından tulû‘ etdi. Altıncısı yine Heyhât'ın yıldız tarafında Moskov'un Görlef kal‘ası câniblerinden zuhûr edüp bu altı güneşin her biri asıl güneşin pertevinden ziyâde nümâyân idi ve altısı da semâdan zemîne balık ağzı gibi yâhûd Tûbâ şeceri gibi baş aşağı zemîne nüzûl etmişdi. Zîrâ asıl güneşin cânib-i şarkı gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ olmağıla pertevi donup ba‘zı sevâhil olan ekâlîm-i seb‘alardan pertev urup nümâyân olurdu" deyü bu hikâyeyi nakl etdiğimizde cümlesi Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihi, deyü cümle tahkîkdır, dediler. Ve cümle müdâhaneciler ve orancıların hâtırları mütesellî oldu. Ammâ Hudâ âlimdir, böyle olmuşdur. Müdâhaneciler bu hikâyeden fürce bulup "İşte ol sene Erzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr ber-karâr idi" deyü hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı devlet huzûrında müdâhane ve hoş-âmed kelâm lâzım imiş. Ammâ bizim efendimiz Melek Ahmed Paşa huzûrunda bir kimesnenin cânı yok idi kim zemm u nemm u gıybet ve mesâvî ve sû’-i zan ve müdâhane ve hoş-âmed söyleyeler idi. Anı meclisinden reddederdi ve derhâl "Çık taşra bre hannâs!" deyü ana hannâs lakab kordu. Ve bir kimesne anın yanıda bir kizb kelâm söylese ol âdemden gayri nefret ederdi. Ammâ ne kadar latîfe-âmiz kelimâtlar söylense şakadan hazz ederdi. Ammâ hâlâ zamânımızın a‘yân [u] kibârı ve vüzerâ ve mülûkları böyle hoş-âmede ve müdâhaneye mâyil olup bî-garaz ve ehl-i ırz kimesnelere taşra umûrların sormadıkları ecilden Devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler gelmededir. Hudâ Devlet-i Âl-i Osmân'ı ilâ inkırâzı'd-devrân mü’ebbed ede, âmîn, yâ Mu‘în. Ammâ devlet [ü] dîn-i mübîni sıyânet eden kimesnelerden ba‘zı şu‘arâlar Sultân Ahmed Hân'a verdikleri kasîde-i belîğu'l-beyândır kim bu mahalle tahrîr olundu. Güfte-i Şeyhî Efendi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b–53a ·
metinde göster ·
… bahr-i Ummân ile ve bahr-i Okyanus ile mâverâ’-i bahrlerden ihâta edüp dünyâyı
ber-karâr
eden kûh-ı Kâf'dır kim anın hakkında âyet: Arapça buyurmuşdur. Cebel-i Kâf'ın …
Ammâ bu yüz kırk sekiz kûh-ı bâlâlardan âlî, evc-i âsumâna ser çekmiş ser-bülend ü ser-firâz kûhlar yokdur demişler. Bu kûhları Cenâb-ı İzzet edîm-i arz nizâm-ı intizâm bulsun içün makâlîd halk etmişdir. Makâlîd kilîd ma‘nâsıdır. Âyet: Arapça âyetinden murâd, yeryüzünün dağlar kilîdidir. Bir âyet-i şerîfede dahi âyet Arapça buyurmuşdur. Zîrâ bu dağlar olmasa rûy-ı zemîn lerzân olurdu. Ammâ mezkûr yüz kırk sekiz dağlardan kebîr bu dünyâ cezîresin bahr-i Muhît ile ve bahr-i Ummân ile ve bahr-i Okyanus ile mâverâ’-i bahrlerden ihâta edüp dünyâyı ber-karâr eden kûh-ı Kâf'dır kim anın hakkında âyet: Arapça buyurmuşdur. Cebel-i Kâf'ın mâverâsın Cenâb-ı Bârî bilir kim el-ilmü indallah anı âkıl olan su’âl etmemek gerek. Hey’et kitâblarında dahi tahrîr olunmamışdır. Anın tecessüsi akîdeye halel verir, zîrâ "Tefekkerû fî âlâillâh ve lâ tefekkerû fî zâtillâh" buyurulmuşdur. Ammâ bu dünyâ cezîresinin cânib-i şarkı ve şimâli mâbeyninde diyâr-ı Moskov tarafından kûh-ı Sedd-i Ye’cûc ve Me’cûc-i kadîme İskender-i Zülkarneyn emr-i Rabbi'l-İzzet ile varup anda cemî‘i ma‘âdinden bir sedd binâ edüp ol boğazı sedd etdi kim ol boğazdan taşra kavm-i Ye’cûc güzer etmeye sûre-i Kehf'de
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a ·
metinde göster ·
olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsınd …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… n eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre
ber-karâr
olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olm …
Evvelâ iki aded dibi yassı Tuna'nın tıransa gemileri gibi gemilerdir ve ikisi birbirine azîm direklerle bend olmuşdur. Bu iki keştî mâbeyninde on arşın mikdârı enli kalın tahtalar ve amûd haşebler ile mebnî dollâbları vardır. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın ucunda bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânlarda şeb [u] rûz ellişer Silistre kilesi un hâsıl olur. Tâ bu mertebe serî‘ deverân eder çarhlardır kim âdemin nazarı iremez. Her âsiyâbın ikişer ve üçer âdemleri ehl [ü] iyâlleriyle değirmânlarda sâkin olurlar. Her biri bir hân-misâl tahta örtülü damlardır. İçinde matbahı ve müte‘addid hücreleri ve revzenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı ederler. Bu değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri vardır, buyurdular ile sâkin olurlar. Zîrâ kal‘a önünde nehr-i Tuna gâyet serî‘ cereyân eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre ber-karâr olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olmuşdur. Yaban asmasından bir azîm sepet örüp seng-i hârâ ile sepedi leb-ber-leb edüp ağzın seddiderler. Ve yine yaban asmasından âdem beli kalınlığı avret saçı gibi elli altmış arşın ip örüp değirmân gemilerin Tuna ile cereyân etdirerek tâ değirmân sâhibinin Tuna üzre mahall-i hudûduna geldüğü mahalde mezkûr seddi memlû taş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer cezîre limanlarında hıfz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve acîbe âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl verir bir serbest ze‘âmetden a‘lâdır. Ekseriyyâ Silistre a‘yânının bir gûne kârları bu âsiyâblardır ve's-selâm. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b ·
metinde göster ·
… -i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının
ber-karâr
olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstün …
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
… Zıllullah bu şehr-i Edirne'de Hıdırlık sarâyında Hazret-i Hızır-vâr mu‘ammer ü
ber-karâr
ola. Ve tekye-i Hıdırlık dahi inkirâzu'd-deverân imâr ola, bi-hakkı Seyyidi'l-m …
Bu makâm-ı dilküşânın ihyâsına sebeb Sultân Mehemmed Hân olup makâm-ı Hızır'a güyâ henüz Hazret-i Hızır erüp ürd-i behişt edüp bu âşiyândan şâhin-misâl süzülüp Erdel diyârında Şebeş ve Lagoş ve Arat ve Yanova Varat kal‘aların şikâr etdi. Hudâ-yı Bîçûn niçe bin kal‘aların feth-i şikârların müyesser ede. İnşâallah bu pây-taht-ı sânî Edirne-i Yunanî elde iken dâr-ı diyâr-ı Alaman u Kızılelma-yı bî-emân dahi feth olur. Hemân padişâh-ı Zıllullah bu şehr-i Edirne'de Hıdırlık sarâyında Hazret-i Hızır-vâr mu‘ammer ü ber-karâr ola. Ve tekye-i Hıdırlık dahi inkirâzu'd-deverân imâr ola, bi-hakkı Seyyidi'l-mürselîn. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158a ·
metinde göster ·
oldu. Derhâl sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-cenâb sa‘âdetle mü’eddebâne ber-zânû olup …
Ba‘dehû cümle vüzerâ vü vükelâ ve ulemâ ü sulehâ ve kibâr-ı kübbâr cümle huzûr-ı pâdişâhîye varup müşâvere etdiler. "Ayâ mühri kime versek?" dediler. Ol mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi nümâyân olup atından nüzûl edüp menkale pehlivân-vâr pertâb ederek Çemensoffa nâm mahalde huzûr-ı pâdişâhîye gelüp Hâsodabaşı Rûm Hasan Ağa, paşanın önüne düşüp götürdükde, paşa zemîn-bûs etmek mu‘tâdı olmadığından "es-Selâmu aleyk pâdişâhım!" deyü du‘â vü senâ ederek pâdişâh-ı Cem-haşmet müvâcehesine varup şeref-i takbîl-i enâmil-i pâdişâhî ile şâdkâm olup muhassılu'l-merâma erüp sâ’ir vüzerâlar üzre tekaddüm edüp vaka‘-ı vekârıyla tâ saff-ı âlîde karâr edüp ber-karâr oldu. Derhâl sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-cenâb sa‘âdetle mü’eddebâne ber-zânû olup buyurdular kim "Bak a vüzerâlarım, benim hâssaten murad [u] merâmımdır. Bir merdin ilkâsıyla ve bir ferdin iltimâsıyla değil ancak kendi zâde-i tab‘-ı karîhamdan mühr-i şerîfim Melek Ahmed Paşa lalama sadâret-i uzmâmı ihsân etmişim" deyince hemân Melek Ahmed Paşa efendimiz üç kerre pertâb edüp dest ber-zemîn edüp eydür "Padişâhım, nutk-ı dürer-bârın cân bulsun içün mühr-i şerîfin aldım, kabûl eyledim. Ammâ nitekim Anadolu'da İpşir Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve Mirza Paşa ve Kara Hasan Paşa ve sâ’ir aşkıyâ ve Celâlî vü Cemâlîler ve zorba zorba sekbân u sarıca haşerâtları köğden köğe tavuk kırup lokmacılık edüp niçe bin ibâdullahı müte’ezzî edüp ehl [ü] ıyâl-ı re‘âya vü berâyâ pâymâl-i rimâl olup ili vilâyeti anlar harâb u yebâb ederlerken bir vezîrin mühre mâlik olup zabt u rabt edüp adl [u] adâlet edüp tahsîl-i mâl edemez. Mâh be-mâh cemî‘i 174a kullarun mevâcib taleb edüp Tershâne-i âmire mühimmâtı lâzım olup beher sene kırk yedi bin kîse-i Rûmî mesârif lâzım. Anadolu tarafından ise cemî‘i hâs-ı harâclardan bir akçe gelmeyüp cânib-i şark tavâ’if-i mülûke döndü. Pâdişâhım! Bu abd-i kemterin akl-ı kâsırı üzre ve benim hüsn-i rızâm, hüsn-i zannım üzre mühr-i şerîfi İpşir Paşa lalana ihsân eyle. Ale'l-acele der-i devlete gelsin. Anadolu'da cümle ibâdullah zalemelerin şûr-ı şerlerinden emîn olsun. Mâldâr u umûr-dîde bir vezîr-i atîkdir. Gelsin bir azîm donanma inşâ etsin. Anadolu ve Rûmeli'nden cezîr-i Girid'e âdem deryâsın sürüp kendüsü dahi serdâr-ı mu‘azzam olup cezîre-i Girid'i kal‘a-i Kandiyesi'yle feth edüp cezîre-i Korfoz'u ve kal‘a-i Zadra'yı feth edüp berr ü bahrde Mısır yolları emn [ü] emân olup sulh [u] salâhlar olsun. Ve İpşir Paşa lalan da bir kerre mühür sâhibi olup mühr-i Süleymânî ne ma‘nâ idüğün bilüp mührün çaşnisi ne lezzetde idüğün bilsin," deyüp bu mertebe kelâm-ı müşâvereden sonra hâmûş-bâş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b–174a ·
metinde göster ·
… çıkan âdemleri rehin alıkomayınca sa‘âdetlü pâdişâha varmaz ve varup sarâyında
ber-karâr
olursa Üsküdar'da olan askerlerin dağıtmaz" dedim. Paşa eyitdi:
mazmûnunca ba‘zı tesellî-i hâtır olacak kelimâtlar edüp Defterdâr Paşa hazz ederdi. Ve Kudde Kethüdâ ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi hazz etmeyüp yüreklerinden kan giderdi. Tershâne'den paşa ile İslâmbol'da sarâya gelüp tenhâmızda İpşir Paşa ile zikri sebkat eden kelâmları bir bir paşaya takrîr etdikde paşa eyitdi "Elbette İpşir der-i devlete gelir mi", "Gelir ammâ deryâ-misâl asker-i Cemâpur ile gelüp Üsküdar'da istikbâline çıkan âdemleri rehin alıkomayınca sa‘âdetlü pâdişâha varmaz ve varup sarâyında ber-karâr olursa Üsküdar'da olan askerlerin dağıtmaz" dedim. Paşa eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b ·
metinde göster ·
Evvelâ cümleden meşhûr-ı âfâk olan diyâr-ı Rûm-ı Yunan'da Konya Merâmı ve Adalya'da İstanâz bâğı ve Mısır'da Feyyûm bâğı ve Şâm'da Mencik bâğı ve Darende'de Darende bâğı ve Malâtıyye'de Aspuzan bâğı; cümle bunlar meşhûr-ı âfâk olup manzûrumuz olduğu üzre evsâfları tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu Diyârbekir sâhil-i Şattu'l-Arab'da olan Reyhân bâğı ve müşebbek bostânı Rûm u Arab u Acem'de nazîri yokdur. Kaçan kim evvel-bahâr faslında Şattu'l-Arab'un tuğyânı mahalli ubûr edüp mâ’-ı zülâli ber-karâr cereyân etmeğe başladıkda Diyârbekir ahâlîsinin bây [u] gedâsı cümle ehl [ü] ıyâlleriyle sâhil-i Şatt'a rıhlet edüp kenâr-ı bahrde âbâ vü ecdâdlarından irsile intikâl etmiş hudûdlarında hayme vü hargâhlariyle meks edüp bostânlarına kavun ve karpuz ve gûnâ-gûn sebzevât ve şükûfe eküp kâr ederler. Ammâ bunda bir gûne reyhân ekerler kim herkesün hudûdu kenârında eküp bir ayda gûyâ olup mızrak kaddi oldukda ol reyhândan 208a içerisi görünmek ihtimâli yokdur. Ve Şattu'l-Arab kenârında cümle külbe-i ahzânlarının der-i dîvârları ve bâbları ve sütûhları cümle reyhândandır. Ve cümle reyhânın yine kökleri zemînde olup cemî‘i bergleri sebz-gûn olup durmadadır ve dâ’imâ zemînden tarâvet bulup büyümededir. Bir hâne reyhân dîvârından görünmek ihtimâli yokdur. Tâ bu mertebe sık reyhânlı külbe-i reyhânlardır kim şeb [u] rûz içinde sâkin olan merd [ü] zenânun dimâğları reyhân ve sâ’ir gül [ü] gülistân [ve] ergavânistân [u] sünbülistânından mu‘attar olur. Ve her bâğun harem bâğları dahi böyle reyhândan külbe-i seyrânlardır. Ve her külbede havz u şadırvânlar cümle Şat nehrindendir. Her bâğ u bostânlar mâ-beyninde Şatt'ı tur‘a tur‘a ve fırka fırka edüp müşebbek bostânlara cereyân etdirmişlerdir. Kâmil yedi ay bu Şat kenârında gece gündüz bir hây [u] hûy ve sâz [u] işret edüp Hüseyn-i Baykara zevkleri ederler. Ve yine cemî‘i ehl-i sanâyi‘ bu bostân faslında kâr [u] kisblerine meşgûl olup cemî‘i ma‘kûlât [u] meşrûbât mevcûddur. Niçe bin âdem şehre çıkup gûnâ-gûn kâr edüp yine ba‘de'l-asr gürûh-gürûh kenâr-ı Şat'da bâğlarına gelüp zevk u safâya meşgûl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 207b–208a ·
metinde göster ·
… Hân meterislerinde sâbit-kadem olanlar bu kere târumâr u allak bullak olup yine
ber-karâr
olup anlar dahi derûn-ı dilden ve cân u gönülden bir gülbâng-ı Muhammedî'ye reh …
Netice-i kelâm cümle asâkir-i İslâm şehr-i Bitlîs'in cânib-i erba‘asın ta giceden piyâdeler gidüp ve rûz-ı rûşende deryâ-misâl asker gidüp şehri kat-ender-kat çevirüp cümle âmâde oldukları haberi Paşa'ya gelüp hemân kuşluk vaktinde sa‘d sâ‘at-i tâli‘-i meymûnda bir kerre dahi Allah denilüp ceng-i harbîler çalınup işâret-i ma‘hûde üzre Paşa kolundan kolomborna ve balyemezler ve Vanlı tarafından cümle şâhîlere âteşler olup sadâ-yı Allah Allah kopup el-azametullah bu kadar top-ı kûbların gülleleri taşa, taşlar dahi başa isâbet edüp Hân meterislerinde sâbit-kadem olanlar bu kere târumâr u allak bullak olup yine ber-karâr olup anlar dahi derûn-ı dilden ve cân u gönülden bir gülbâng-ı Muhammedî'ye rehâ buldurdular kim ka‘r-ı zemînde hamele-i arz-ı bakarı ditredüp semâda kerrûbiyânlar vehm-nâk olup zirâ iki İslâm askeri, anlar da Allah Allah derler, bizim asker de Allah Allah derler. Bu bâzârın bey‘ u şirâsında hakîr dem-beste ve hayrân kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268b ·
metinde göster ·
… ûş edüp vâdî-i hâmûşânda hâmûş-bâş olup yerleri zemîn-i İrân iken dâr-ı nîrânda
ber-karâr
olup dest-i müslimîn-i Hanefî'de tu‘me-i şemşîr oldular.
Âhir {Hân askeri} hücûm-ı mehcûm-ı Âl-i Osmân'ın kesret ü vefretinden necciyyûn kâ’idesi üzre "Firâren an-tevâli'l-kesürât" deyüp bir kerre cümlesi meterisleri içinden dal kılıç ile taşra bizim askere bir kümeden koyulup bizim asker allak bullak olup ol sengistânda bizim asker yine cem‘ olup köpek cengi ide ide Hân askeri teper aşağı şehr-i Bitlîs'e doğru firâr edüp kal‘a altına varup emîn olup kal‘aya girdiler. Hakkâ ki Rüstemâne ceng edüp çoğu halâs oldular. Ammâ anlardan niçesi halâs olmayup dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan câm-ı nîşi nûş edüp vâdî-i hâmûşânda hâmûş-bâş olup yerleri zemîn-i İrân iken dâr-ı nîrânda ber-karâr olup dest-i müslimîn-i Hanefî'de tu‘me-i şemşîr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
… tarafa eğilir "Verre run, verre run" deyü âğâz ederler. Ta ki ağac-ı fakîr yine
ber-karâr
durur.
Hemân bir uğra ağaçdan aşağı on aded oğlan kendüyi atınca, hemân fakîr kavak, bâr-ı sakîlden halâs olup bir kerre kırk elli aded uşak ile {kavak} gürleyüp yerden kalkup tâ öbür tarafda yere eğilüp bir derîce kadar fakîr kavak kâh sağa ve kâh sola yatup kalkup sallana sallana ber karâr olur. Ammâ bu mahalde ağaç iki tarafa hırâmânî hırâmânî bu kadar gulâmlar üzerinde iken sallandıkça tıflân-ı ebcedhânların savt-ı hazînleri ile bu gûne hânendelikleri vardır. Güft-i sıbyân-ı hânendegân ağaç sağ tarafa salınırken cümle bir ağızdan "Halli sun, halli sun" deyü feryâd edüp şaka ederler. Kaçan kim ağaç sol tarafa eğilir "Verre run, verre run" deyü âğâz ederler. Ta ki ağac-ı fakîr yine ber-karâr durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b ·
metinde göster ·
… a doldu ve Karamazak re’yiyle Dâvûd Paşa sadrıa‘zam oldu. Ve mesned-i sadâretde
ber-karâr
olam deyü herkese murâd edindiklerin verdi. Ve hazîne-i pâdişâhîde mâl kalmayup …
Ba‘dehû Süleymân Hân Irâk'dan Dârü's-sa‘âdetleri tarafına azm-i râh etdiler. Andan kal‘a-i Bağdâd dest-i Âl-i Osmân'da âbâdân iken sene 1031 târîhinde cülûs-ı Sultân Mustafâ Hânî'de kul mâbeyninde gûnâ-gûn ihtilâller vâki‘ oldu ve dünyâ fassâdla doldu ve Karamazak re’yiyle Dâvûd Paşa sadrıa‘zam oldu. Ve mesned-i sadâretde ber-karâr olam deyü herkese murâd edindiklerin verdi. Ve hazîne-i pâdişâhîde mâl kalmayup İslâmbol içre mün‘im âdemlerin hânelerin basup mâlların almağa başladılar. Âhir-ı kâr ulemâ-yı âkıbet-kârlar ile meşveret edüp Dâvûd Paşa'yı mühürden ma‘zûl edüp Mısır'dan ma‘zûl Merre Hüseyin Paşa'ya sadâret-i uzmâ verildi ammâ kula verecek ulûfe ve hizmet kalmadı. Bunu dahi (---) günde itlâf-ı hazîne etdi deyü mühürden ma‘zûl edüp mührü Lefkeli Mustafâ Paşa'ya verdiler ve kırk günde anı da ma‘zûl edüp vezâreti Tavâşî Gürcî Mehemmed Paşa'ya verdiler. Mukaddemâ üç kerre kâ’immakâm olmuş müdebbir âdem iken Merre Hüseyin Paşa kul eşkıyâlarıyla yek-dil [ü] yek-cihet olup def‘an Merre Hüseyin Paşa'yı vezîr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 334b ·
metinde göster ·
… taşlar bırağup yaban asması ile ve demir {zencîrlerle} gemileri bâğlayup cisir
ber-karâr
olur. Ve bu cisre Diyârbekir'den ve Hasankeyfâ'dan ve Musul ve Cezîre'den bir k …
İbret-nümâ-yı cisr-i Şattu'l-Arab: Kal‘a-i Bağdâd'ın cânib-i kıbleye nâzır olan Cisir kapusundan karşu Kuşlar kal‘asına varınca nehr-i Dicle üzre cümle kırk beş aded tombaz kemerleri üzre bir vâcibü's-seyr cisr-i azîmdir. Karşu Mekke hâkinde cisir başında Kuşlar kal‘asıdır. Bu cisr-i haşebin Bağdâd'dan Kuşlar kal‘asına gelince kâmil (---) adımdır ve üç araba yürür enlidir. İşte nehr-i azîm-i Şatt'ın dahi eni (---) adım olmuş olur. Ve bu cisre Şatt içre bendler ve sepetlerle taşlar bırağup yaban asması ile ve demir {zencîrlerle} gemileri bâğlayup cisir ber-karâr olur. Ve bu cisre Diyârbekir'den ve Hasankeyfâ'dan ve Musul ve Cezîre'den bir kelek gemisi gelse cisir üzre cessârlar cisrin üç dört gemisin kapu gibi açup kelek gemileri geçüp gümrük önüne yanaşup yine cisrin kapusun sedd ederler. Ba‘dehû cemî‘i âyende vü revende ubûr ederler. 343a Ve cemî‘i dilberân-ı Bağdâd kendülerin bu cisir üzre Şatt'a ilkâ ederler. Bağdâd'ın bir mesîregâhı dahi bu cisir başlarıdır. Kahvehâneler ve Mevlevîhâneler ile ârâste ve memerr-i nâs ile pîrâste olmuş bir cisr-i ibret-nümâdır. Cümle masrafı mîrîdendir. Cisir başında pâsbânlar âyende vü revende yüklerden bâc-ı öşr-i sultânî alup cisrin meremmâtına ve gayrı kal‘a mühimmâtına {2.000 guruş}masrûf olunur ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 342b–343a ·
metinde göster ·
… zirve-i a‘lâsında kined yerine bir hayli civa dök kim bu cisir ilâ yevmi'l-haşr
ber-karâr
ola." deyüp gâ’ib olur. Ol gice bu cisri binâ edenin üstâd-ı hasûdu bir tulum i …
Ana taklîden bu kal‘a-i Hasankeyf'de nehr-i Şatt üzre bu cisri el-Melikü'l-Muzaffer es-Sultânu'l-Mu‘azzam Turan Şâh Batmân cisrin inşâ eden mi‘mârın şâkirdine bu Hasankeyf cisrin inşâ etdirmişdir. Bu cisrin itmâmın Batmân cisrini binâ eden {üstâd} istimâ‘ edüp bir gün nihânîce Hasankeyf'e gelüp görse kim kendünün Batmân nehri üzre binâ etdüği cisirden âlî ve musanna‘ vü müzeyyen ve metîn ü müstahkem bir cisr-i ibret-nümâ olmuş kim hasedinden âh edüp şâkirdine eydür: "Ey oğul, eyi cisir binâ etmişsin ammâ bu cisir henüz nâ-tamâmdır. Bu cisrin tâ zirve-i a‘lâsında kined yerine bir hayli civa dök kim bu cisir ilâ yevmi'l-haşr ber-karâr ola." deyüp gâ’ib olur. Ol gice bu cisri binâ edenin üstâd-ı hasûdu bir tulum içre yedi yıllık Ergane sirkesi kim semm-i helâhilden nişân verir, âlem ağyârdan bî-haber iken ol hasûd-ı lâ-yesûd üstâd cisrin tâ kined yerine bir tulum sarp sirke döküp firâr eder. Ol gice cisrin orta yeri nehr-i Şatt'a dökülür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 389b ·
metinde göster ·
… iki bin yedi yüz elli sene Tûfân-ı Nûh'a gelince evlâd-ı Şîs'de bu şehr-i Musul
ber-karâr
durup ba‘dehû Tûfân-ı Nûh'da şehr-i Musul harâb u yebâb olup ba‘de't-Tûfân Hazr …
Be-kavl-i İbn Abbâs ve be-kavl-i Muhammed ibn İshâk Şîs Nebî'den iki bin yedi yüz elli sene Tûfân-ı Nûh'a gelince evlâd-ı Şîs'de bu şehr-i Musul ber-karâr durup ba‘dehû Tûfân-ı Nûh'da şehr-i Musul harâb u yebâb olup ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûh keştîsiyle bu Musul kurbünde Şattu'l-Arab mukâbelesinde cebel-i Cûdî üzre merkeb-i Nûh müstekarr olup tûfândan halâs olduklarında Hazret-i Nûh Ferîdûn'u gemiden taşra du‘â vü senâ ile çıkarup du‘â-i hayr edüp inkırâzu'd-deverân inkırâz-ı evlâd olmaya ve cihâna pehlivân evlâdların müstevlî olup bu vech-i arzı imâr ideler ve "Yâ Ferîdûn sen dahi cedd-i sânîmiz Hazret-i Şîs'in binâ etdiği Humeydiyye şehrin binâ edüp Musul'a vâsıl eyle." deyü emr edüp ol ân Ferîdûn şehr-i Humeydiyye'yi imâr edüp ismine Musul deyü nâm kodı. Ammâ Hazret-i Nûh fermânıyla binâ olunduğiyçün müverrihân-ı Arab bilâd-ı Rebî‘ dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 400a ·
metinde göster ·
… niz'e çıkup bu nehr-i Özü'den içeri girüp dârü'l-bevârlarında sâlimîn ü gânimîn
ber-karâr
oldular.
Sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ cülûsu mahallinde bu Özü Kazakları üç yüz pâre şaykasıyla bî-bâk u bî-pervâ Karadeniz boğazından içeri girüp kasaba-i Sarıyar'ı ve kasaba-i Büyükdere'yi ve Kefeli köyün ve kasaba-i Tarabya'yı ve kasaba-i Yeniköy'ü ve kasaba-i İstinye'yi urup nehb u gâret edüp hemân Yeniköy'den beş Mısır hazînesi mâl alup bu kadar zî-kıymet eşyâlar ve bu kadar ümmet-i Muhammed esîrlerin alup muvâfık eyyâm-ı musâ‘id ile Karadeniz'e çıkup bu nehr-i Özü'den içeri girüp dârü'l-bevârlarında sâlimîn ü gânimîn ber-karâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55b ·
metinde göster ·
… bir dahi elli arşın mikdârı kal‘a dîvârı ender havâ mu‘allâkest olup dîvâr üzre
ber-karâr
olan küffârın karârları dârü'l-bevâr olup gird-i siyâh-ı bârût âfitâb-ı âlem-tâ …
Bu lağım mahallinde cümle guzât-ı muvahhidîni serdâr-ı âkıbet-endîş âgâh edüp cümle guzâta cebehâne-i âmireden niçe bin aded tîğ ve teber ve siper ve tîr ü kemân ve harbe ve bunduk ve cidâlar tevzî‘ olunup terakkîler va‘de olundukda cümle guzât içre bir sürûr ü şâdumân olup birbirlerin savaş-ı perhâşa terğîb edüp rûz-ı rûşenleri rûz-ı ıyd-ı adhâ ve şeb-i zulmânîleri leyle-i Kadr mâh-ı çârdeh olup mâbeynlerinde bir garîb ayş u işret ve zevk u şevk ve sürûr ü şâdumân olup cümle guzât gusüller ile hâcet namâzları kılınup birbirleriyle öpüşüp görüşüp vasiyyetler edince lağım mahalli tamâm olunca ceng tablına turralar urulup cengî harbîler çalınırken hemân bir kerre zemîn ü âsumân lerzân olup Çavuşzâde Mehemmed Paşa kolundan tekrâr bir dahi elli arşın mikdârı kal‘a dîvârı ender havâ mu‘allâkest olup dîvâr üzre ber-karâr olan küffârın karârları dârü'l-bevâr olup gird-i siyâh-ı bârût âfitâb-ı âlem-tâbı şeb-i zulmânî etdikde hemân guzât-ı cüyûş-ı muvahhidîn kol kol kollarında siperlerin yüzlerine alup gülbâng-ı Muhammedîye rehâ buldurup yürüyüş edüp baş almada ve baş verüp savaş-ı perhâş etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 125a ·
metinde göster ·
… bâlânın tûlu kâmil dörd yüz yetmiş adım idi ve bir sun‘-i Hudâ dıraht-ı müntehâ
ber-karâr
iken ol dırahtı on sekiz âdem gücile kucakladık. Tâ bu mertebe kadd-i bâlâ ve i …
Andan kalkup Ravna yaylağın aşarken Cenâb-ı Kibriyâ'nın yed-i kudret ile halk etdiği eşcâr-ı müntehâları seyr etdiğimiz tahrîr eylesek Hudâ'ya ma‘lûmdur kim bir vech ile vasf olunmaz. Hattâ şundan ma‘lûm ola kim bir dıraht-ı serâmed-i azîmin ömr[ü] âhir olup sarsar-ı bâd-ı fenâ bu şecere-i tavîle rîh-i akîm gibi isâbet edüp cümle bîhleri ve haşebeleriyle ser ber-zemîn hâk-âlûd olup yatırdı. Hakîr atdan inüp piyâde reviş ile bu dıraht-ı bâlânın tûlu kâmil dörd yüz yetmiş adım idi ve bir sun‘-i Hudâ dıraht-ı müntehâ ber-karâr iken ol dırahtı on sekiz âdem gücile kucakladık. Tâ bu mertebe kadd-i bâlâ ve ibret-nümâ dırahtlar vardır. Hattâ cemî‘i Tuna gemilerinin kerasteleri bu Ravna dağından kesilir kim Rûm ve Arab u Acem'de Ravna yaylası meşhûr-ı âfâkdır. Bu kûh-ı bülendi ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Süleymân Hân serîr-i saltanatda
ber-karâr
olunca bu Venedik kâfiri üzre sene 943 Cezîre-i Körfos seferin edüp bi-emr-i Ha …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Süleymân Hân serîr-i saltanatda ber-karâr olunca bu Venedik kâfiri üzre sene 943 Cezîre-i Körfos seferin edüp bi-emr-i Hayy-i Kadîr fethi müyesser olmayup 140b yine diyâr-ı Alman gazâlarına atf-ı inân edüp bu Venedik kâfirleri üzre Gâzî Hüsrev Beğ'i ve Gâzî Murâd Beğ'i ve Gâzî Arnavud Memi Beğ'i ve niçe ümerâları musallat edüp bu Venedik ve Hırvat ve Islovin ve Dodoşka kâfirlerinin ellerinden dest-i kahr ile yüz yetmiş altı pâre kılâ‘lardan bu tahrîr etdiğimiz kılâ‘lar dahi ol asırda cümle feth olmuşdur, ammâ bu kal‘a-i Zadra bin yıldan berü metîn ve müstahkem kal‘a olmağile guzât-ı müslimîn bu kal‘aya nigerân etmeyüp iğmâz-ı ayn ederlerdi, ammâ yine bu Venedik küffârı tek durmayup ilâ hâze'l-ân günden güne bu kal‘aya gûnâ-gûn zamîme-i şeytanatlar edüp bu kal‘ayı gûyâ sedd-i Ye’cûc etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140a–140b ·
metinde göster ·
… âğbâz ve kimi mihmândâr ve kimi meydândâr, kimi ahur-ı kamber-vâr hidmetlerinde
ber-karâr
merd-i meydânlar var, îmânım. Her birinin ahvâllerinden su’âl etsen her biri bi …
Ve bu meydândan hâric meydânda bir matbah-ı Keykâvûsî var kim ol dahi vâcibü's-seyrdir. Yetmiş seksen aded pâ-bürehne ve ser-bürehne sîne-çâk yağ u balî-meşreb, pâk, ucub [u] enâniyyetden geçüp her birleri mertebe-i hâk olmuş hâk-âlûd cânlar riyâzât [u] perhîz-i mücâhede ile giryân ü nâlân ve şâd [u] handân yaşları göl göl olmuş teslîm dâğlı sîneleri bağlı yerleri şerha şerha sırımlı ve bâzûları maktelü'l-Hüseyin cirmli bî-pîrehen tennûre-i aşk içre sûhteliğin bir ten-dürüst cânların kimi aşbâz ve kimi habbâz ve kimi çerâğbâz ve kimi mihmândâr ve kimi meydândâr, kimi ahur-ı kamber-vâr hidmetlerinde ber-karâr merd-i meydânlar var, îmânım. Her birinin ahvâllerinden su’âl etsen her biri bir bâğın gülü ve bir sevdânın esîri ve bir Hudâ-yı 180b Lem-yezel'in kulları, ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a–180b ·
metinde göster ·
… eb müsrife avret olur. Hemân Bism-i İlâh ile içeri hareme girüp kendüyi yerinde
ber-karâr
görüp helâli olsam gerek dahi ibtidâ gecemiz olsa gerek, hakîre sehel ta‘zîm [ü …
"Evliyâm, sır bunda kalsın. Bu leyle-i zifâfda sabâha dak benim ol avretden çekdiğim azâb-ı elîmi Malta üsârâları çekmez. Estağfirullâh ne bî-hayâ ve 44a ve kalîlü'l-edeb müsrife avret olur. Hemân Bism-i İlâh ile içeri hareme girüp kendüyi yerinde ber-karâr görüp helâli olsam gerek dahi ibtidâ gecemiz olsa gerek, hakîre sehel ta‘zîm [ü] tekrîmen hareket gerek. Aslâ yerinden deprenmeyüp katı durdu. Hakîr ileri varup dest bûsdan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 43b–44a ·
metinde göster ·
… zre deryâ-misâl asâkir-i kerrâr ile Dâvûdpaşa fezâsında serâperde-i hümâyûnunda
ber-karâr
olup cemî‘i ocak halkına ihsân u in‘âmlar edüp sekizinci günde mahmiyye-i taht- …
"Biz de sizin vilâyetlerinize sizin gibi belki dahi artık gûşmâller etdik" deyü elçi-i la‘în bî-bâk bu gûne cevâb edince hemân Serdâr Ali-i Kerrâr gazab-âlûd olup dîvândan elçiyi redd edüp getirdiği nâmeleri ulaklar ile ol ân der-i devlete gönderüp nâmeler vâsıl olunca aliyye dîvânı olup nâme-i kral-ı dâll kırâ’at olundukda müşâvere olup cümle ale'l-ittifâk Nemse çâsârından intikâm almak içün Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup ol ân Gâzî Sultân Mehemmed Hân "Niyyetü'l-gazâ" deyüp Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'de kemerine iki yerden gayret kılıcın kuşanup ertesi alay-ı azîm ile sa‘d sâ‘at-i tâli‘-i meymûnda cenâb-ı izzet-me’âbları sa‘âdetle mahmiyye-i Kostantiniyye'den âyîn-i kadîmeleri ve kâ‘ide-i amîmeleri üzre deryâ-misâl asâkir-i kerrâr ile Dâvûdpaşa fezâsında serâperde-i hümâyûnunda ber-karâr olup cemî‘i ocak halkına ihsân u in‘âmlar edüp sekizinci günde mahmiyye-i taht-ı sânî Edirne'ye dâhil olup bir müşâvere-i azîm dahi oldukda diyâr-ı Alaman'a sefer kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Uyvar üzre olması mukarrer olduğunun sebebi bu tahrîr olunan gibi ibtidâ sulha mugâyir iş Nemse çâsârından olmuşdur kim sebeb-i gazâ-yı Yanık ve Uyvar ale't-tahkîk böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 52b ·
metinde göster ·
… ir üzre bir lonca köşkü var, dizdâr ve iki yüz kadar neferât-ı yarar bu kasırda
ber-karâr
olup dîdebânlık ederler.
Evsâf-ı palanka-i Pahşa: sebeb-i tesmiyesi (---)(---) Kefere zamânında dahi ma‘mûr imiş, ammâ asâkir-i İslâm harâb edüp sene 936 târîhinde müceddeden Süleymân Hân binâsıdır. Segsâr sancağı 71a hâkinde Tuna kenârında bir bayır dibinde üç kat metîn ve sa‘b ve kavî palankadır, lâkin gayrisi gibi yalın kat değildir. Ösek kal‘ası gibi dolma rıhtım palankadır. İçinde bir manastırdan bozma Süleymân Hân câmi‘i ve elli aded tahta örtülü evleri ve cebehânesi ve anbârhânesi ve tophânesi var, ammâ handakı gâyet sarpdır. Poyraza mukâbil bir kapusu önünde cisir üzre bir lonca köşkü var, dizdâr ve iki yüz kadar neferât-ı yarar bu kasırda ber-karâr olup dîdebânlık ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70b–71a ·
metinde göster ·
… i pür-melâli gördüm, hemân çadırıma gelmeyüp yanımda ne hidmetkâr ve ne refîk-i
ber-karâr
var, cümle cân bâzârına düşmüş bir alay inhizâmdan firâr etmiş âdemler ile Tuna …
Çünki hakîr bu hâl-i ahvâl-i pür-melâli gördüm, hemân çadırıma gelmeyüp yanımda ne hidmetkâr ve ne refîk-i ber-karâr var, cümle cân bâzârına düşmüş bir alay inhizâmdan firâr etmiş âdemler ile Tuna kenârına gelüp hemân atdan enüp atın zîr-i zeber tengin berk edüp atımın yelesini halka gibi düğümleyüp yine atıma süvâr olup Tatar ile suları yıldırdığımız gibi nehr-i azîm Tuna'yı yıldırmağa hâzır-bâş oldum, ammâ henüz gerüden küffârın dahi büyük alayları gelmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a ·
metinde göster ·
… a hemân Muhzır Abdi Ağa ve başçavuş ve gayri çavuşlar askeri urup yerli yerinde
ber-karâr
etdiler.
Ve sâ’ir tabyalar üzre dahi beyâz bayraklarla zeyn edüp ba‘zı küffâr âşikâre görünmeğe başlayup bizim asker dahi câ-be-câ meterislerden çıkmağa başladıkda hemân Muhzır Abdi Ağa ve başçavuş ve gayri çavuşlar askeri urup yerli yerinde ber-karâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118b ·
metinde göster ·
… sancakdır. Hudâ dahi ziyâde amâr ede ve ınkırâzu'd-devrân dest-i Âl-i Osmân'da
ber-karâr
ve mü’ebbed ola, âmîn ve yâ mu‘în.
Ve bu Foniçse tarafının garbında Kilis sancağıyla müşâ olup mâbeyne-hümâlarında mezkûr nehr-i Neretva hudûddur. Ve taraf-ı şimâlîsi Bosna sancağıyla sınırdaşdır. Ve semt-i şarkda Rûmeli eyâletinde Vuçitrin sancağındaki Istarı Ulah hâssının hâkiyle hem-hâkdir. Ve kıbleye meyyâl Dukagin sancağı hâkiyle müşâ olup gâyet vâsi‘ ve ma‘mûr sancakdır. Hudâ dahi ziyâde amâr ede ve ınkırâzu'd-devrân dest-i Âl-i Osmân'da ber-karâr ve mü’ebbed ola, âmîn ve yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167b ·
metinde göster ·
… her birisi bir hisâr. / Ey Velî savt ile dedim târîhin: / Dâ’imâ olsun cihânda
ber-karâr
. / Sene 981.
İki kulle yapdı avn-i şâh ile,Mustafâ Paşa bi-avn-i Kirdkâr.Kulleler Elburz'a mânend oldular,Her biri hısn-ı hasîn-i üstüvâr.Kul oda olsa Seğitvar'a ne tan,Olmadı mı her birisi bir hisâr.Ey Velî savt ile dedim târîhin:Dâ’imâ olsun cihânda ber-karâr.Sene 981.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 176b ·
metinde göster ·
… a bugün kavuşursunuz" dediklerinde cümlemiz hamd [ü] senâ edüp bir orman içinde
ber-karâr
olup yatdık.
"Biz İsmâ‘îl Paşa ile çarkacı ta‘yîn olup tuğlar ile giderken bu kovduğumuz küffârlar tuğlar üzre enüp bizi basdılar. Hayli ceng edüp dayanmayup firâr etdiler. İşte asker-i İslâma bugün kavuşursunuz" dediklerinde cümlemiz hamd [ü] senâ edüp bir orman içinde ber-karâr olup yatdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 6a ·
metinde göster ·