… r ile şükûfeler ve Esmâ’ü'l-hüsnâ hatları ile müzeyyen câmlardır kim seyyâhân-ı
berr
[ü] bihâr içre memdûh-ı âlemdir kim felekde misli görülmemişdir.
Ve mihrâb ü minber üzre olan câm-ı gûnâ-gûn Sarhoş İbrâhîm'in kârıdır kim bunun dahi medhinde za‘îf insân âcizdir. Kaçan kim vakt-i zuhurda bu câmlar âfitâb-ı âlem-tâbın şu‘lesi urdukda derûn-ı câmi‘ münevver olup cemî‘i cemâ‘atin merdüm-i dîdeleri hîrelenir. Her kıt‘a-yı câmda niçe kerre yüz bin pâre gûnâ-gûn hurde câmlar ile şükûfeler ve Esmâ’ü'l-hüsnâ hatları ile müzeyyen câmlardır kim seyyâhân-ı berr [ü] bihâr içre memdûh-ı âlemdir kim felekde misli görülmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43b ·
metinde göster ·
ü bihârân, seyyâhân-ı cihân-bân: Cümle yüz beş hândır. Ammâ kurşumlu hânlar değ …
Evsâf-ı hân-ı tüccârân-ı berr ü bihârân, seyyâhân-ı cihân-bân: Cümle yüz beş hândır. Ammâ kurşumlu hânlar değil. Her biri kırkar ve ellişer ocaklı hânlardır. Ba‘zısına üç ayda bir ulûfe içün sipâh tâ’ifesi gelüp sâkin olurlar. Ammâ cümlesinin bâblarında zencîrler çekilmişdir kim her birinin hâncıları ve bevvâbları vardır. Evvelâ Nasıf Paşa hânı, Atbâzârı hânı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143a ·
metinde göster ·
… İslâmbol içre Arapça hadîs-i şerîfi mazmûnu üzre ne kadar tüccâr ve neccâr-ı
berr
[u] bihâr ve ne mikdâr erbâb-ı ma‘ârif-i sâhib-i kâr ve ne kadar bî-kâr-ı ehl-i …
İki yüz altmış sekizinci fasıl-ı azîmBu dünyâda nazîri olmayan İslâmbol içre Arapça hadîs-i şerîfi mazmûnu üzre ne kadar tüccâr ve neccâr-ı berr [u] bihâr ve ne mikdâr erbâb-ı ma‘ârif-i sâhib-i kâr ve ne kadar bî-kâr-ı ehl-i mekkâr ve ne kadar bin dekâkîn ve ne kadar yüz bin ehl-i şugl-ı gûnâ-gûn vardır anların hübût-ı {Âdem'den berü pîrlerin ve Fütüvvetnâme-i Muhammedî üzre Ashâb-ı güzînden pîş-kadem perverlerin ve ahd [ü] bî‘at-nâmelerin beyân eder}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 147a ·
metinde göster ·
ü beyâbânda şebekesin ya‘nî ağın kum üzre atsa gûnâ-gûn mâhîler ile ağı mâl-â-m …
Bi-emrillâhi Ta‘âlâ çölde ve çölistânda ve berr ü beyâbânda şebekesin ya‘nî ağın kum üzre atsa gûnâ-gûn mâhîler ile ağı mâl-â-mâl olurdu. Hattâ bu hakîr Şâm-ı Şerîf'den Hacc-ı şerîfe giderken Bi’r-i Zümürrüd nâm mahalle vardığımızda cümle huccâc-ı müslimîn peştemâl peştemâl kum içinden ufacık ve iri balıklar getirüp pişirüp tenâvül etdik. Meğer Hazret-i Risâlet bu mahalle gazâdan gelüp meks eyledikde Nasrullâh-ı Semmâd'a emr edüp kumdan ağ ile balık sayd eder, böyle bir pîrdir ve mu‘cize-i Resûlullâh'dır kim hâlâ ol mahal zâhir ü bâhirdir ve Nasrullâh-ı Semmâd'ın türbe-i şerîfi (---) dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174a ·
metinde göster ·
… kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı
berr
[u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Bâyezîd Hân : Bu câmi‘ Yeşil İmâret nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Bursa'nın cânib-i şarkîsinde Gökdere aşırı bir mürtefi‘ püşte üzre bir câmi‘-i musanna‘dır kim cemî‘î der-i dîvârları ser-â-pâ beyâz mermer-i hamdır ve iki kubbelidir. Tûlen yüz sekiz ayak ve arzan seksen ayakdır. İçinde aslâ sütûnlar yokdur. Mihrâb ve minberin ta‘rîf ve tavsîf edersek acz lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlîsine çıkınca kat-ender-kat girih girih zîh zîh girişme ve islimî ve rûmîler ve zülf-i niğâr-ı pür-kâr nakşları olunmuşdur kim Behzâd ve Licân-i Hitâyî kâğıd üzre mû kalemle tahrîr etmeğe kâdir [de]gillerdir. Ammâ bu üstâd-ı mermer-bür bu kapuya kâmil üç yıl mermer-i hâm üzre direfş pîşe urup yed-i tûlâsın ayân edüp sâhib-i binâ Mehemmed Hân'dan üç senede kırk bin altun alup "Yeşil İmâret kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i behişt-âsâda ibret-nümâ zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar etmişlerdir kim ehl-i vasf anın midhatinde âciz ü kâsırdır. Netîce-i kelâm, bu câmi‘ bir tarz-ı acîb ve bir tavr-ı garîb üzre tarh olunmuşdur kim hüsn cihetinde ve letâfeti yüzünde vech-i arzda böyle bir kâr-ı insân binâ olunmamışdır. Hülâsa-i kelâm, hüsn [u] letâfeti ve kâr [u] zerâfeti hadd-i vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, cümle kıbâbları ve bir tabaka minâresi tâcı cümle yeşil Kâşî çîn(i) ile mestûr olup zümrüd-i üstüvân gibi âfitâb şu‘lesinden şa‘şa‘a urur, anınçün Yeşil İmâret derler. Taşra hareminde çınar-ı müntehâlar ile müzeyyen bir câmi‘dir. Manzûrumuz olduğu üzre şehr-i Bursa içre böyle münakkaş câmi‘ yokdur. Seyyâhların takrîrleri üzre, "Gayrı diyârlarda dahi böyle dâr-ı Hudâ görmedik" derler. Vesselâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… raht u taht u hânedân sahibleridir kim ehl-i hizmetlerdir. Bir fırkası tüccâr-ı
berr
[u] bihâr, ankâ-sâhib-i kâr kimesnelerdir. Bir fırkası çârsû-yı bâzârda ehl-i s …
Niçe bin semmûr kürklü muhteşem ankâ bâzargânları ve ulemâları vardır. Bir fırkası zümre-i avândır, at u raht u taht u hânedân sahibleridir kim ehl-i hizmetlerdir. Bir fırkası tüccâr-ı berr [u] bihâr, ankâ-sâhib-i kâr kimesnelerdir. Bir fırkası çârsû-yı bâzârda ehl-i sanâyi‘dir, alâ kadri'l-istitâ‘a gûnâ-gûn libâs-ı fâhire giyerler. Lisânları Anadolu hâki olmağla lehçe-i mahsûsaları Etrâk lehcesine karîb elfâzları vardır. Meselâ "Ahmed Çelebi" yerine "Ehmet Çebü" "Mehemmed Çelebi" yerine "Memet Çebü", "İsmâ‘îl" yerine "İsmîl Çebü", "Ca‘fer" yerine "Câfâr Çebü" derler. Niçe nâ-ma‘lûm elfâzları vardır, ammâ nebtîz (?) şehr oğlanları vardır kim ümmü'l-kelâm, rind-i cihân, ârif, nüktedân çelebîleri vardır. Ve cümle halkı garîb-dost, ehl-i zevk ve ehl-i teferrüc, hoş-sohbet âdemlerdir. Ekseriyyâ kâr [u] kesbleri harîr peydâ etmekdir ve katîfe ve sereng ve Bursa çatma yasdıkları dokumakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231a ·
metinde göster ·
… kye-i hıyâbân içinde medfûndur. Ahâlî-i Bursa'nın teferrücgâhıdır ve seyyâhân-ı
berr
u bihârın dahi mesîregâh-ı geh-gâh'ıdır ve türbe-i pür-envârı içre bir kılıcı v …
Andan ziyâret-i hazîne-i ilm [u] hikmet, yegâne-i hilm u ısmet; şeref-i ubbâd, bi-nefsihi zühhâd eş-Şeyh Hazret-i Abdâl Murâd: Horâsân erenlerinden olup Bursa fethinde bulunmuşlardır. Mecâzibûndan muzınna-yı kerâme kimesne idi. Bursa'nın cenûbu tarafında şehre hâ’il bir tekye-i hıyâbân içinde medfûndur. Ahâlî-i Bursa'nın teferrücgâhıdır ve seyyâhân-ı berr u bihârın dahi mesîregâh-ı geh-gâh'ıdır ve türbe-i pür-envârı içre bir kılıcı var kim üç zirâ‘ gelir. Sultân Ahmed bir zirâ‘ mikdârın kesüp teberrüken hazîneye götürmüşdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 237b ·
metinde göster ·
… râfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve neccâr ve sevdâger-i
berr
u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyihândır. Halkı ekseri …
{Hicretin sene 92 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b. Abdullah fermânıyla kız karındaşı oğlu Ömer b. Abdül‘azîz İslâmbol'u muhâsara edüp bî-feth avdet edüp bu Sinop kal‘asın dahi muhâsara edüp bî-feth rücû‘ etdiler} Sinop (---) galatdır, (---) binâsıdır. Kastamonu hâkimi Ulu Beğ (---) fethidir. Andan sene 796 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Gâyet sa‘b u metîn u kavî kal‘a olmağıla Rûm keferesi elinden üçüncü muhâsarada usret ile feth olup Kastamonu eyâletinde serbest ve mu‘âf ve müsellem mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem ze‘âmetdir. Dizdârı ve serdârı ve kal‘a neferâtları ve üç yüz akçe pâyesiyle kadısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve neccâr ve sevdâger-i berr u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyihândır. Halkı ekseriyyâ çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyerler. Ve erbâb-ı ma‘rifetler bu şehri 17 iklîm-i örfiyyede bulmuşlar. Kıble ve şark cânibi dağları serâpâ bâğlardır. Cânib-i şarkîsinde şehr-i Kastamonu üç günlük yoldur. Bu şehr Karadeniz'in Anadolu tarafı sâhilinde Sinap Burnu demekle ma‘rûf bir burunda vâkı‘ olmuşdur kim Karadeniz'in garb tarafında (---) mil Rûmeli cânibinde bu Sinop'a mukâbil Keliğra Sultan kayaları vâkı‘ olmuşdur. Sinap ile ol Keliğra burnu mâbeyni gûyâ bir boğazdır. İslâmbol tarafı ve Tarabozan tarafı yine vâsi‘ deryâlardır. {Sinop İslâmbol'a beş yüz mildir}. Ve bu kal‘a-i Sinop, şehr-i Samsun'un garb tarafındadır. Sinop ile Samsun'un arası dört merhale yerdir. Ve kal‘ası bir püşte-i âlî üzre üç kat Şeddâdî rıhtım Kayser-ı Rûm oğlu Sinopa nâm kralın binâsıdır. Ammâ gâyet sedd-i metîn kal‘a-i sengîndir. Dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cümle (---) kulle ve altı bin altı yüz bedendir ve cümle (---) kapudur. Evvelâ Kum kapusu ve Meydân kapusu ve Tershâne kapusu ve Yenicekapu ve Tabahâne kapusu ve İçhisarın Lonca kapusu cihânnümâdır. Ve Uğrunkapu ve aşağı kal‘ada Deniz kapusu. Bu merkûm kapuların cümlesi ikişer kanatlı demir kapulardır kim her biri birer bâb-ı Kahkaha'dır ve bu kal‘a bir düz yirde vâkı‘ olup iki cânibin deryâ döğer ve bu kal‘anın eşkâli şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki olmuşdur. Ammâ Bozdepe dağından nazar etsen gemi alboratası kesiminde üç kat bir gûne kal‘a-i metîndir. Dizdârı kal‘anın top menzilinden ba‘îd giderse şehirlilerin ellerinde olan hatt-ı şerîfleri mûcebince dizdârı katl etmeğe me’mûrlardır. Ol havfden fakîr-İ dizdâr bir top menzilinden ba‘îd gitmeğe kâdir değildir. Cümle altı yüz müsellah ve şecî‘ ve bahâdır neferâtları vardır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında bu kal‘ayı Kazak-ı Ak ale'l-gafle bir şeb-i muzlimde nerdübânlar ile serîka edüp Vezîria‘zâm Nasıf Paşa bu Sinop kal‘asın küffâr alduğun Ahmed Hân'a i‘lâm etmeyüp ketm etdiğiyçün katl olundu. Ba‘dehû bu kal‘ayı küffârdan halâs edüp elli kul dahi aşağı kal‘aya koyup bin kantar barud-ı siyâh ve sagîr ü kebîr bin pâre top koyup cümle âlât-ı cebehânesi ve gûnâ-gûn âlât-ı silâh-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdiler. Ol asrdan berü her şeb ikişer yüz âdem bölükbaşıları ve çavuşlarıyla tâ sabâha dek dîdebân ve nigehbân ve gafîrlik edüp ba‘de't-tabl ve nefîr nevbetciler feryâd ederler. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246a ·
metinde göster ·
… çîn ve gül-i nesrîn nakışları ile müzeyyendir. Hulâsa-i kelâm cemî‘î seyyâhân-ı
berr
u bihâr ve üstâdân-ı hezâr-kâr-ı zevi'l-iktidâr olanlar bu minber-i ibret-nümûn …
Evsâf-ı minber-i Câmi‘-i Sinop: Eyle bir musanna‘ mermer-i ibret-nümâdır kim sitâyişinde kerrûbiyânlar dahi âcizlerdir. Lâkin alâ-kadri't-tâka bu hakîr-i pür-taksîr deryâda katre [ve] güneşde zerre kadar tavsîf edelim. Evvelâ üstâd-ı kâmil-i kudemâ bu minberi altı kıt‘a mermer-i hâmdan inşa edüp her pâresin birbirine eyle mümtezic etmiş kim ne kadar kuvvet-i basara mâlik olan Cemşîd-i hezârfen kimesneler im‘ân-ı nazar ile bu minbere nazar etseler her kıt‘a taşın birbirine imtizâcı yerin fark edemezler. Gûyâ yekpâre bir minber-i ra‘nâdır. Cenâb-ı İzzet rûy-ı arzda ne kadar nebâtât [u] şükûfe ve ezhârât halk etmişse üstad-ı mermer-bür nakkâş yed-i tûlâsın ayân edüp bu minberde icrâ etmişdir kim diyâr-ı İslâm'da bir minber buna mu‘âdil değildir. Meğer Bursa'da Ulu Câmi‘ minberi ola. Ammâ bu minberin tarz [u] tarhı rub‘-ı meskûnda yokdur. Zîrâ bunda olan üç kat biri biri altında islimî ve rûmiler ve dal kırma [ve] zülf-i nigâr ve nilüfer-i çîn ve gül-i nesrîn nakışları ile müzeyyendir. Hulâsa-i kelâm cemî‘î seyyâhân-ı berr u bihâr ve üstâdân-ı hezâr-kâr-ı zevi'l-iktidâr olanlar bu minber-i ibret-nümûnu görüp engüşt ber-dehen edüp "Bu makdur-ı beşer kârından değildir. Ancak bir kibâr-ı evliyâullahın ızhâr-ı kerâmetidir" derler. Tâ bu mertebe sihr-i i‘câz bir minber-i bî-misâldir. Bu câmi‘-i zîbâ kal‘a varoşunda olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlik ma‘bedgâh-ı kadîm müstecâbü'd-da‘ve yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246b ·
metinde göster ·
… du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı
berr
u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gi …
Bu şehrin halkı kadîm eyyâmdan yedi fırkadır. Bir fırkası a‘yân-ı kibâr beğ ve beğzâdeler ve ehl-i hizmet avân tâ’ifesidir kim semmûr kürkler ile libâs-ı fâhirelere müstağrak paşazâdelerdir. Ve bir zümresi ulemâ ve sulahâ ve meşâyih-i kirâm hâl sâhibi kimesnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı berr u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve dolama ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurlar. Cümlesi çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyüp kâr [u] kesb ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka dolama ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ticâret edüp kâr ederler. Altıncı fırkası bâğbân ve bâğçevândır. Zirâ bu şehrin Bozdepe dağları bâğlardır kim sicillâtda mestûr olduğu üzre cümle otuz bir bin bâğ u bâğçedir. Birer bâğbândan otuz bir bin âdem add olunmuşdur. Ammâ ba‘zı bâğçede iki üç gılmân [u] huddâm vardır. Yedinci fırkası niçe bin âdem sayyâd-ı mâhîdir. Zîrâ bu kavm balığı gâyet pek severler. Niçe bin gûne ehl-i şuğl âdemleri vardır. Ammâ tahrîri mümkün değildir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
Ol sene yüz elli pâre şayka ile Bahr-i siyâhda şinâverlik edüp tüccâr-ı
berr
[u] bihâr keştîlerin alup ve Karadeniz'in cânib-i edvârında olan kurâ ve kasabâ …
Ol sene yüz elli pâre şayka ile Bahr-i siyâhda şinâverlik edüp tüccâr-ı berr [u] bihâr keştîlerin alup ve Karadeniz'in cânib-i edvârında olan kurâ ve kasabâtlar ve büleyde ve kılâ‘ları nehb ü gâret edüp niçe bin ümmet-i Muhammed'i esîr-i bend-i hicrân etdüğü der-i devlet-masîra mün‘akis olup cemî‘î Rûmeli eyâletlerine maslahat-güzâr kapucubaşılar ta‘yîn olunup hatt-ı şerîfler gidüp ibtidâ Özi eyâletine mutasarrıf Koca Gürcî Ken‘an Paşa ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olan (---) Paşa dahi yigirmi sekiz livâ beğleriyle ve kırk bin Bucak Tatarı ve kırk bin Eflak ve Boğdan keferesi cündi ve yigirmi bin Erdel kralı ceyşi ve seksen bin Tatar-ı sabâ-reftâr [u] adüv-şikâr askeriyle mezkûr ü merkûm asâkir-i deryâ-misâl kal‘a-i Azağ'ı ihâta edüp muhâsara etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b ·
metinde göster ·
[u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı …
Seyyâhân-ı berr [u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı olup temâşâ etdiğimiz hesâbı üzre bu boğazdan Karadeniz'in tûlu Anadolu cânibine şimâle gidüp Tarabefzûn önünden geçüp tâ Faşa Çayı boğazına varınca bin beş yüz mildir. Ve yine Boğazdan Abaza memleketi bin yedi yüz mildir. Ve yine Boğazdan tâ Azak Kal‘ası bucağına varınca iki bin tûlî bir Karadeniz'dir. Anadolu ve Rûmeli cânibinde bu Karadeniz'e bin yedi yüz sağîr ü kebîr nehr-i azîm mahlût olur. Cümlesinden ulu nehr-i azîm Rûmeli'nde nehr-i Tuna'dır kim ana da yedi yüz nehr-i azîm munsab olmağıla bahr-i azîm olup Bahr-i siyâha Kili Kal‘ası önünde ve Tulça Kal‘ası dibinde ve Soluna Boğazı'nda ve Karaharman Boğazı'nda ve Hızır-İlyâs Boğazı'nda, bu beş yerde Karadeniz'e karışır. Bu nehirden küçük Tarabefzûn kurbunda nehr-i Faşa ve nehr-i Çoruğ ve Taman Kal‘ası kurbunda nehr-i Kuban, andan küçük nehr-i Tün Azak dibinde ve nehr-i Özü, andan nehr-i Turla, andan küçük Anadolu cânibinde Bafra kurbunda Kızılırmak ve nehr-i Çehârşenbe ve nehr-i Sakarya. Bu zikr olunanlar deryâ-misâl nehr-i azîmlerdir. Bunlardan mâ‘adâ bin altı yüz seksen nehirler, geçit vermez azîm sular mahlût olur, böyle bir Bahr-i siyâhdır. Ve yine İslâmbol Boğazı'ndan Kefe'ye (---) mildir. Ve Balıklağa (---) mildir. Ve Akkirmân (---) mildir. Ve Varna kal‘ası (---) mildir. Ve Keliğra kayası burnundan karşu Anadolu tarafında Sinop kal‘ası burnu (---) mildir. Ve yine Boğazdan Amasra (---) mildir. Ve Ereğli (---) mildir. Ve Karadeniz'in dâiren-mâdâr cânib-i etrâfı Azak deniziyle bile cümle altı bin altmış mil ihâta eder. Ve karadan devr olunsa konak hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli konak ve beş aylık yoldur. Her konağı on ikişer sâ‘at olmak üzre Karadeniz beş ayda devr olunur. Böyle bir bahr-i azîmdir. Bu hakîr-i pür-taksîr Karadeniz'in dâiren-mâdârın seyâhat edüp bin elli (---) Şa‘bânü'l-mu‘azzamının evvelki gün Karadeniz Boğazı'ndan sıhhat u selâmetle İslâmbol'a dâhil olup hemân ol sâ‘at Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerine varup âsitâne-i sa‘âdetine yüz sürüp rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp râh-ı Hakka bir kurbân edüp andan peder ü mâderimize gelüp buluşdukda hakîri bağırlarına basdılar. Andan hakîr bir dahi Karadeniz'e gemiyle çıkmağa tevbe-i nasûh etdim. Hak Te‘âlâ cemî‘î ümmet-i Muhammed'i şerrinden emîn eyleye. Âmîn, yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268a ·
metinde göster ·
… âvidân bulur. Ol diyârda ana senek ve boduç derler. Ve halkı ekseriyyâ tüccâr-ı
berr
u bihârdır. Ve dağlarında çam ağaçları olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı çam tahtası …
Me’kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından kirazı ve âb-ı hayât suları ve kutu bozası ve çam ve ardıç bardakları olur kim andan su içen hayât-ı câvidân bulur. Ol diyârda ana senek ve boduç derler. Ve halkı ekseriyyâ tüccâr-ı berr u bihârdır. Ve dağlarında çam ağaçları olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı çam tahtası ve çam direği yiyüp kifâflanırlar. Bolu tahtası İslâmbol'da memdûh u makbûldür. Bu şehrin cânib-i garbında iki konak yerde leb-i deryâda Akçaşar iskelesidir. Ve Ereğli İskelesi ve Bartın ve Hisârönü iskelesi Bolu sancağıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 278a ·
metinde göster ·
… ahi ana rağmen Rûm keferesi destinden Tarabefzûn kal‘asın alup andan donanma ve
berr
u bahrdan deryâ-misâl asker çeküp Uzun Hasan'ı iki kerre yüz bin asker ile Terc …
Vilâyet-i eyâlet-i Erzenu'r-rûm ya‘nî Erzurûm: Ba‘zıları "Ere zulüm" demişler. Azerbaycân hâkinde Ermen vilâyetlerindendir. Ba‘zı tevârîhde Nûşirevân binâsıdır, demiş. Amma sahîhi Akçakoyunlu pâdişâhlarından Erzen Bây ibn Soknar b. Gündüz Bây binâsıdır kim ecdâdları Mâhân diyârından gelüp Van deryâsı kenarında Ahlat kal‘asın binâ edüp anda sâkin oldular. Hâlâ bu Erzen Bây'ın cümle ecdâdları Ahlat'da medfûndurlar kim Âl-i Osmân'ın ecdâd-ı ızâmı Ertuğrul ve Süleymân Şâh bu Ahlat'daki pâdişâhlar nesillerindendir. Ba‘dehû bu Erzurûm, Azerbaycân pâdişâhı Uzun Hasan eline girip dahi metânet üzre eyâlet-i Erzurûm'da Hasankal‘asın binâ edüp Ebü'l-feth'in İslâmbol'u feth etdüğüne hased edüp Âl-i Osmân'ın ba‘zı hudûdlarına vaz‘-ı yed edüp sulha mugâyir işler etmeğe başladı. Ebü'l-feth dahi ana rağmen Rûm keferesi destinden Tarabefzûn kal‘asın alup andan donanma ve berr u bahrdan deryâ-misâl asker çeküp Uzun Hasan'ı iki kerre yüz bin asker ile Tercan Sahrâsı'nda bozduğuna
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b ·
metinde göster ·
… ri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı
berr
u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışre …
Ve mihmânhânemize karîb Zâl Paşa hammâmı, bu dahi vâcibü's-seyr havâsı ve binâsı hûb, dellâkleri mahbûb ve gayrı huddâmları mergûb hammâm-ı ferah-cândır. Bunun dahi cümle der-i dîvârı Kâşî, fağfûr-i Çîndir. Ve ferşi serâpâ sâfî yeşim ve yerekânî ve balgamî ve mermer-i somâkî ile döşenmiş bir hammâm-ı münevverdir kim cemî‘î camları billûr ve necef ve morandır. Ve kubbe-i âlîsinin ortasında aşren-fe-‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik ederler. Bu havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handân döküp gûyâ cümle dilberân gülâb içinde şinâverlik edüp beyâz vücûdlarına gül yaprakları yapışup sîmîn tenleri gül gül olup gül ruhları âlu'l-âl, gülfâm lebleri la‘l-i Bedehşân-misâl olur. Ve cemî‘î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî perendeler atup şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların setr eder bir alay mahbûbândır. Hulâsa-i kelâm bu hammâm-ı hoş-hevâ ve hoş-binânın midhatinde ve hüsn-i letâfet ve nezâfet ciheti ta‘rîf ve tavsîfinde Hassân u Selmân dahi âcizdir, değil ki bu hakîr Evliyâ-yı âciz, acz u taksîriyle medh etmek ne mümkündür. Ve esvâk-ı şâhî içre ankâ hâcegiyân ve mün‘im sevdâgerânlar vardır kim her biri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı berr u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir kim rûz-merre birer bâğda ıyş [u] ışret ederler. Hattâ Nahşivân Hânı Rızâeddîn Hân bize istikbâle çıkdıkda elçisiyle hakîri doğru bir bâğa götürüp nâme ve muhabbetnâmeler bâğda kırâ’at olunup cümle a‘yân-ı kibâr-ı Nahşivân anda hâzır olup bir ziyâfet-i uzmâ ve bir meclis-i sâz u söz-i hânendegân u mutrıbân sohbeti olmuşdur kim gûyâ meclis-i Hüseyn-i Ba[y]kara oldu. Meğer Hân-ı âlî-şân, sâhib-i tab‘, hoş-sohbet cân imiş. Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî'nin hazînedârbaşılığından hân olmuş Gürcî-peçe Aristo-fikr kimesnedir. İsmine Devlet Mirza Hân nâm vermişler, bir nâmdâr er idi. Bu bâğda ba‘de'z-ziyâfe ibtidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya ve hakîre birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp kendi elçisine dahi hil‘at-i fâhire giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u] ilm ve dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmiş nedîm-i şehriyârîlerdir. Bu şehrin re‘âyâ vü berâyâsı lisân-ı Dihkan'ı kelimât ederler, ammâ ârif şâ‘irleri ve nedîm ve zarîfleri, zarâfet ve nezâketle lisân-ı Pehlevî ve lisân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir kim böyle kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pârisî ve lisân-ı Gâzî ve lisân-ı Pehlevî kelimât etdikleri dahi mahalliyle terkîm olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a–295b ·
metinde göster ·
… Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Dâdyân'da mühendisân [u] mi‘mârân ve
berr
[u] bihâr seyyâhân çeşm-i ibretler ile böyle bir ibret-nümâ-yı âlî binâ görmüş …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Hazret-i Muhammed Şâm-ı Gazan: Zamân-ı kadîmde Âl-i Cengiziyân asrında bu mahal bâğ-ı İrem olup Şâm-ı cennet-meşâm gibi olup ve Şâm tarafı olmağıla bu mahalle Şâm derler imiş. Sene 694 târîhinde Muhammed Şâm-ı Gazan bu mahalde bir kal‘a-i metîn ve hısn-ı hasîn inşâ edüp ismine Şâm-ı Gazan dediler ve on bin ma‘dûd re‘âyâ vü berâyâyı tekâlif-i örfiyyeden mu‘âf ve müsellem 304a edüp bu kal‘ada iskân etdirdi. Ba‘dehû kendüye bu türbe-i pür-envârı inşâ etdirüp Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Dâdyân'da mühendisân [u] mi‘mârân ve berr [u] bihâr seyyâhân çeşm-i ibretler ile böyle bir ibret-nümâ-yı âlî binâ görmüş değildir. Hâlâ İslâmbol'da Galata kullesi-misâl eflâke ser çekmiş bir burc-ı Kahkahâ'dır, ammâ hakîr gördükde kapusu tarafının bir cânibi zelzeleden münhedim olup cümle seng-i cibzi pâymâl-ı rimâl olup yatardı. Vâcibü's-seyr bir binâ-yı azîm ve ziyâret-i kadîmdir. Hamd-i Hudâ, Hân ile girüp ziyâret edüp rûh-ı şerîfiyçün bir Fâtîha-i şerîf tilâvet etdik. Kabr-i münevveresinin mermer sandûkasında böyle tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 303b–304a ·
metinde göster ·
… ır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı
berr
[u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şa …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… ihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı
berr
[u] bihârın niçe keşkül ve zerdeste ve pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı evliyâ-yı Merzifon: Evvelâ Ya‘kûbu'l-vâsılîn, matlûbü't-tâlibîn, menba‘-ı uyûn-ı müşâhede, mecma‘-ı fünûn-ı mücâhede eş-Şeyh Hazret-i Pîr Dede; Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî ile Horasân'dan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Rûm'a gelüp şehr-i Merzifon'un cânib-i şimâlîsi hâricinde şehre nâzır bir mürtefi‘ zemînde sâkin olup kâhîce hammâmlarda yatup meczûb-ı Hudâ bir ârif-i billah kimesne idi kim Orhân Gâzî asrından tâ Ebü'l-feth'e ermiş bir zât-ı şerîf idi. Bâlâda menâkıbı tahrîr olunduğundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Hâlâ âsitânesi Osmâncık'da Koyun Baba Tekyesinden ziyâde binâ-yı azîm kıbâb-ı âlîler ile ârâste ve müte‘addid meydânlar ve matbah u kilâr ve dervişân hücreleriyle pîrâste olmuş, her şeb iki yüz ve üç yüz âdem konup göçer mihmân-sarây-ı Bektâşiyân'dır. İki yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden dervîşân-ı dilrîşânları âyende vü revende müsâfirîne hizmet ederler. Ve Azîz hazretlerinin kubbe-i pür-envârına girüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik. Kubbe-i münevveresinde müşk-i amber-i hâm râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur. Kabr-i şerîfi sandûkasının cânib-i erba‘asında ol kadar musanna‘ çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîl ve buhûrdan ve gülâbdânlar var kim bunda olan tuhef ve zî-kıymet âvânîler İmâm-ı Mûsâ Rızâ'da yokdur. Hırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve zerdeste ve tâc-ı Bozdoğanîsi ve sapan-ı Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr [u] bihârın niçe keşkül ve zerdeste ve pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu hakîr muhibb-i Âl-i Aba olmağıla "el-fakru fahrî" hadîsine imtisâlen küstâhâne cümle fukarâların izniyle azîz Pir Dede Sultân'ın bozdoğanî (---) tereklü keçe külâh tâcını tekbîr ile tekye-nişîn Memi Dede Cân başımıza koyup cümle dervîşân gülbâng-ı Muhammedî çeküp hakîre hayr du‘â etdiler. Ve âsitânesi serâpâ kârgîr, binâ-yı azîm, rasâs-ı hâss-ı nîlgün ile mestûr âsitâne-i kübrâdır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 347b ·
metinde göster ·
[u] bîhârdır. İzmir'e ve Frengistân'a ve Arabistân'da, Mısır'da ve yedi iklîmde …
Ve halkı ekseriyyâ tüccâr-ı berr [u] bîhârdır. İzmir'e ve Frengistân'a ve Arabistân'da, Mısır'da ve yedi iklîmde sûf makbûl olmağıla halkı seyâhat ile ticâret ederler. Ermenisi ve Yahûdîsi gâyet çokdur. On mahalle Ermeni ve iki cemâ‘at add olunur Yahûdîleri vardır. Ammâ Urum ve Kıptî azdır. Bâğı azdır ammâ bâğçeleri çokdur. Lâkin sahrâlarında kurâları ma‘mûr ve cümle ahâlîsi ankâ ve mesrûr buk‘aları hûb ve halkı garîb-dost ve mahbûb u mergûb kurâlarında mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir belde-i ma‘mûr [u] âbâdân kim kal‘ası ve şehri lâ-nazîrdir. Allahu Te‘âlâ inkırâzu'd-devrân dest-i Âl-i Osmân'da mü’ebbed ide. Âmin, yâ Müste‘ân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358a ·
metinde göster ·
… öğüd kûhlarında ve Aydın cebellerinde ve Sarıhan illerinde gezüp ehl-i tüccâr-ı
berr
[u] bihârı rencîde etdüğü İbrâhîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup Anadolu eyâl …
Evvelâ Kara Haydar nâm şakî bir kadıyı katl eyleyüp Sultân İbrâhîm Hân'ın cülûsunda ısyân [u] tuğyân edüp niçe sene şakâvet edüp Sakaltutan-beli'nde ve Köprübeli'nde ve Felâketbeli'nde ve Direklibel'de ve Çengâllıbel'de ve Sarmaşıklıbel'de ve Domalıçbeli'nde ve İzmir kurbunda Sabuncubeli'nde bunun emsâli niçe yüz bellerde niçe bin kârbânı basup bellerinden kemerin yasup harâmîlik ederdi. Âhir Kara Mustafâ Paşa fermânıyla Anadolu eyâletinde nefîr-i am çıkup Kara Haydar'ı Işıklı nâm kasaba kurbunda bir hâne içre kapanup hâneye ateş edüp cümle tevâbi‘i cız-bız kebâbı gibi büryân olup Kara Haydar cân havliyle taşra çıkup katl edüp kelle-i murdârın der-i devlete gönderüp cemî‘î tarîk-ı âmlar emn [ü] emân oldu. Ammâ Kara Haydaroğlu nâm bir veled-i zinâsı zuhûr edüp babası mel‘ûnun kanın taleb 373a içün Anadolu vilâyetinde yigirmi sancak yerde niçe yüz bin ibâdullahı râhatda komayup tâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ibtidâsına gelince üç eyâlet yeri harâb u yebâb eyleyüp bir vech ile ele girmek muhâl oldu. Hattâ bu hakîrin Engüri kurbunda Balıkhisâr nâm karyede ale'l-gafle râst geldiğimiz mel‘ûnlardır kim mukaddemâ evsâfları beş ay mukaddem tahrîr olunmuşdur. Âhir-ı zamân-ı saltanat-ı İbrâhîm Hân evâhirinde Melek Ahmed Paşa efendimizin ağalarından sâbıkan Türkmân Ağası Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Kara Haydaroğlu'nun ya başı, ya başın" deyü istimâlet emirleri gidüp kayd-ı hayât ile Hasan Ağa'ya ba‘de edâ-yı hizmet Türkmân ağalığı ta‘ahhüd olunup Hasan Ağa dahi bin kadar şehbâz u nâmdâr iş erleri ve dağ u râğ serverlerinin bahâdır [u] hünerverlerin başına cem‘ edüp bir gün Söğüd dağı nâm mahalde Kara Haydaroğlu'nu yataklandurup andan firâr eder. Ba‘dehû andan başına iki yüz nâm-ı be-nâm vâcibü'l-izâle cem‘ edüp Katırcıoğlu ve Akyakalıoğlu ve Oynağanlıoğlu ve Yeğen Hüseyin ve Kara Memi nâm hârâmîlerle şehr-i Isparta dağlarında ve Söğüd kûhlarında ve Aydın cebellerinde ve Sarıhan illerinde gezüp ehl-i tüccâr-ı berr [u] bihârı rencîde etdüğü İbrâhîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup Anadolu eyâletine mutasarrıf Vezîr Küçük Çavuş Paşa cümle Anadolu eyâletiyle varmak fermân-ı şehriyârî olup on bin askerle âsî ve harâmî mezkûrların üzerine varup Karahisâr altında iki asker birbiriyle mukâbele ve mukâtele ederken bi-emri Hudâ Kara Haydaroğlu vâcibi yedi yüz âdemiyle on bin derme ve çatma Anadolu askeri içine aç kurd koyuna girer gibi girüp askeri bozup kimin kırup kimin âzâd edüp ol mahalde Anadolu Valisi bir vezîr-i dânâyı kayd-bend ile Kara Haydaroğlu'nun önüne getirüp ırz-ı pâdişâhî vardır deyü Kara Haydaroğlu, Küçük Çavuş Paşa'yı atıyla ve donuyla ve bir kaç yakın huddâmıyla bir dahi hazretin sancağıyla üzerime gelme deyü ahd [ü] yemîn verüp âzâd eder. Bu esnâda paşanın ve gayrı Anadolu askerinin bâr [u] bengâhı ve hayme vü hargâhı ganâ’imiyle Katırcıoğlu nâm şimşîr-bâz eli kolu kan bî-îmân u bî-amân gelüp cümle şikârı Kara Haydaroğlu'nun önüne kodukda paşanın tuğ u sancağ ve bayrağ u tabl [u] alemin Kara Haydaroğlu görüp "Katırcıoğlu! İşte Allah bizi tuğ ve sancak ve tabl [u] alem sâhibi dağ paşası etdi" dedikde Katırcıoğlu eydür: "Neyleyeyim, paşayı ele getiremedim. Gidinin yöğrük atları var imiş ve bir kaç ..kilgen oğlanları var imiş, elimden kurtuldu" deyince Kara Haydaroğlu eydür: "Bre şimdi paşayı kayd-bend ile önüme eli bağlı ve ciğeri dâğlı getirdiler. Hâline merhamet edüp bir dahi üzerime gelmeyeceğine yemîn verüp âzâd etdim. İşte şimdi gitdi" deyince Katırcıoğlu eydür: "Bre gerçek mi? Ya sonra yine deryâ-misâl askerle üzerimize gelirse bizi öküz boynuzunda isek de bizi kırar. Hay Kara Haydaroğlu! Allah belâcığın versin. Bre ne âzâd etdin. Onların dirisiyle söyleşmekden ise ölüsüyle söyleşmek gerek" deyü atına süvâr olup fi'l-hâl paşaya erüp "Dur a bre .mlı kahbe" deyüp paşaya dal-kılıç olup paşa yedi âdemiyle Katırcıoğlu'na hamle edüp Katırcıoğlu'nun bir âdemin katl edüp birine dahi sataşırken Katırcıoğlu paşaya bir satûr-ı Katırcı niçe urursa kellesin terkiye alup yedi gulâmın kayd-bend edüp kelleyle ve atları ve gulâmlarıyla Kara Haydaroğlu önüne gelince Haydaroğlu ağlayup "Katırcıoğlu! Şimden gerü biz dahi başımız tedârükün görelim. Âhir işimiz tamâm oldu. Hemân gerçekden asker yazup Kara Yazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu gibi ili vilâyeti urup celâlî olalım. Yâhûd deryâ-misâl asker ile Acem diyârında bir yer feth edüp anda karâr idelim" dedi. Katırcıoğlu eydür: "Bre iki el bir baş içindir. İpden kazıkdan kurtulmuş yiğit yazalım, mâl verelim, mâl alalım" deyüp niçe yüz harcu's-seyf ip sürüyenleri başlarına cem‘ edüp Kırşehri ve Beğşehri ve Akşehri ve Seydîşehri ve Eskişehri ve Alaşehri ve gayrı büleyde ve şehirleri harâb u yebâb ve halkın kebâb u hânelerin türâb ederek günden güne ısyân [u] tuğyânları ziyâde olup niçe ümmet-i Muhammed'in ehl [u] ıyâllerin alup kırmızı şâl ile kafadârları gibi gezdirüp fi‘l-i şenî‘lere başladılar. Hikmet-i Hudâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ertesi günü Kara Haydaroğlu katli hakkında yine Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Dünyâ âsûde-hâl ola" deyü bu târîh mısra‘ı mazmûnunca (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b–373a ·
metinde göster ·
Lisân-ı Yunaniyân üzre Târîh-i Yanvan'da bu İznik kal‘asın ibtidâ binâ eden Sâm b. Nûh aleyhi's-selâmdır. Ba‘de't-tûfân Musul kurbunda Cûdî cebelinde gemileri karâr bulup gemiden çıkan yetmiş nefer kimesne kendülere tavattun içün bir mekân-ı latîf arayarak Hazret-i Sâm seyâhat ederek bu İznik mahalline gelüp görür kim bir buhayre kenarında âb [u] hevâsı latîf bir cây-ı nazîf olmağıla ehl [u] iyâliyle bu ferah-fezâda yetmiş sene sâkin olup imâr eder. Bi-kavli müverrihîn ibtidâ imâreti İslâmbol kal‘ası yerin Hazret-i Süleymân kasr binâ etmezden bin yedi yüz yıl makdem imâr olmuş şehr-i kadîmdir. Ba‘dehû İslâmbol'a bânîsi bânî olan Yanko b. Madyan'ın duhter-i ferhunde-ahteri olan İznike nâm krale-i muhtâre Sâm binâsı üzre müceddeden bir sûr-ı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn inşâ etmişdir kim hâlâ cemî‘-i seyyâhân-ı berr [u] bihâr lisânında ve cemî‘i müverrihân-ı Rûm kütüb-i mu‘teberelerinde husûsan Tevârîh-i Yanvan'da kal‘a-i Çîn-i Rûm-ı atîk şehr-i İznik deyü tevârîhlerde mevsûfdur. Ba‘dehû nice mülûkden mülûke değüp âhir İslâmbol Tekürü Pozatin oğlu Ali nam kralın destinde iken dest-i kahr ile sene 731 târîh ile Orhân Gâzî muhâsara edüp yedi ay döğdükten sonra küffârın beş yüz pâre gemileriyle Gemlik nâm iskeleden imdâda gelüp guzât-ı müslimîni zeyl-i hisârdan kaldırmak içün gelüp asker-i İslâm bu hâli görüp imdâda gelen küffâra bir satûr-ı Orhânî urup sâhil-i buhayrede cümle dendân-ı tîğ-i âteş-tâbdan geçüp niçe bini gark-âb-ı buhayre olup yine kal‘ayı muhâsaraya şurû‘ edüp derûn-ı kal‘adan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp cânları halâs olmadan me’yûs olup kırk gün dahi ceng-i azîm edüp âhir kal‘anın rahnedâr olan yerlerinden guzât-ı müslimîn ankebût-vâr zirve-i hisâr-ı üstüvâra urûc edüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunup derûn-ı kal‘ada küffârı cümle dendân-ı tîğdan geçirüp feth olduğuçün hâlâ Orhân Gâzî câmi‘inde hatîb minbere kılıç ile urûc eder. Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâsında ibtidâ ceng-i azîmin biri dahi budur. Ba‘dehû Gâzî Hudâvendigâr tahrîri üzre Bursa sancağı hâkinde (---) tarafından hâkimlidir ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır ve cümle (---) nâhiye kurâlardır. Bu kurâlardan senevî kadısına cümle yedi kîse-i Çînî hâsıl olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ-yı sulehâsı ve meşâyih-i kirâmı ve halîm ü selîm ve sâhib-i sülûk sâhib-i vera‘ müttakî âdemleri vardır ve şehr nâ’ibi ve kapan muhtesibi vardır ammâ iç il olmağıla kal‘asının dizdârı ve neferâtları yokdur ammâ Celâlî ve Cemâlî havfından birkaç kulleleri ma‘mûr ve bâbları mesdûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 5a ·
metinde göster ·
… onya'yı müceddeden binâ edüp bânî-i sânî kör Kayser-i Rûm olur. Ammâ seyyâhân-ı
berr
[u] bihâr ve cihân-bân-ı devr-i rûzgâr ve müverrihân-ı Rûm ve nükte-perdâzân-ı …
Bu şehr-i kadîmin ibtidâ bânisi Yunaniyân'dan Târîh-i Yanvan sâhibi kavli üzre Hazret-i Yahyâ salavâtullahi aleyhi ve selâmihi asrında kayâsıralardan Rişân veled-i Aleksandıran veled-i Harkilan bînâsıdır. Hazret-i Ömer Medîne'den balçıklı eliyle Kayserin gözün çıkarırım" deyü Rûm'a doğru dest-dırâzlık edince bi-emrillâhi Te‘âlâ Konya'da ol ân bir çamurlu dest-i şerîf gelüp kayser taht-nişîn iken gözü çıkar. Ba‘de zamân Hazret-i Ömer'den kayser elçisi gelüp kayserin gözün çıkmış görünce kral ahvâl-i pür-melâlin elçiye nakl edüp "Elçiyi bilüren kim Hazret-i Ömer'in ol gün çamurlu eliyle işâret edüp kralın gözü çıkdığıdır". Hemân elçi bir takrîb ile kat‘-ı menâzil ederek Hazret-i Ömer'i Kuds-i Şerîf gazâsında bulup huzûr-ı Ömer'de Kayser elçisi imân ile müşrref olup Hazret-i Ömer ismine Hüseyin deyüp iki kerre varup geldiğiyçün Hüseyn-i zü'l-cenâheyn deyü künye buyururlar. Hazret-i Ömer Kuds'ü ve Kamâme'yi feth edüp diyâr-ı Mısır'a serdâlığıla Amr ibnü'l-Âs'ı gönderüp feth etdükde beri tarafda kör kayser havfinden Konya'yı müceddeden binâ edüp bânî-i sânî kör Kayser-i Rûm olur. Ammâ seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve cihân-bân-ı devr-i rûzgâr ve müverrihân-ı Rûm ve nükte-perdâzân-ı zevi'l-mefhûm ki ferden ferdâ ve "Mâ minnâ illâ lehu makâmun ma‘lûm" nass-ı şerîfi mûcebince rûy-ı arzda ibtidâ menzil-geh edinen Ebü'l-beşer Hazret-i Âdem Safiyy aleyhi's-selâmdır. Evlâd-ı evlâdları münteşir olup edîm-i arz benî Âdem ile müzeyyen oldu, ammâ esnâf-ı ümem içün ihtilâfât-ı vefret tahrîr etmişlerdir, ammâ sükkân-ı Rûm ve ecnâs-ı mütenevvi‘a-i ân-ı merzbûm bi-takdîr-i Hayyu'l-Kayyûm fermânıyla ibtidâ bu Yunaniyân Konya'ya ve diyâr-ı Rûm ki Sivas'dır, bu diyârlara ibtidâ ümmet-i Muhammed'den gelüp sâkin olan Âl-i Selçukıyân'dan sene 476 târîhinde Sultân Alâ’eddîn-i Keyâniyân'dır. Anlara kavm-i Rûm derler. Ays b. İshâk evlâdlarından olup Yâfes'e, andan Hazret-i Nûh aleyhi's-selâma müntehî olur bir kavm-i şecî‘ ü dilîr ü pâk-i‘tikâd erler idi kim evvel İslâm ile Rûm'a kadem basan bu Selçukiyân'dan sene 476 târîhinde ümerâ-yı Dânişmendiyye ki anlara Âl-i Dânişmendiyân derler. Bu Selçukıyân anlar ile Mâverâü'n-nehr'de Mâhân diyârında yek-dil [ü] yek-cihet olup Âzerbaycân memleketlerinden kılıç urarak ol diyârı feth edüp ammîzâdeleri Çoban-bây'ı Revân ve Gence ve Tiflis ve Araz câniblerine hâkim nasb edüp Çoban-bây (---) olup evlâd-ı evlâdları çok olup Âl-i Selçukıyân oldular ammâ İrân-zemîn'de Sultân Ebû Sa‘îd cihângîr pâdişâh-ı zîşân zî-kudret olmağıla bu Çoban-bây hilâfet sevdâsında olmayıp Sultân Ebû Sa‘îd'in vezîri nâmıyla Gürcîstân ve Ahıska ve Kars'a ve nehr-i Araz'ın kıblesi tarafından Avnik kal‘ası ve Şuşek kal‘ası ve Ziyâ’eddîn kal‘ası ve Mekü kal‘ası ve Bâyezîd kal‘ası ve Malazcird kal‘ası, Van kal‘ası ve niçe yüz kal‘alara 10b hâkim olup Âl-i Çobaniyân deyü nâm verdi. Niçe bin hayrât [u] hasenâtları vardır. Hattâ Pasin sahrâsında nehr-i Araz üzre Çoban köprüsü bu mezkûr Çoban-bây'ındır. Mekke-i Mükerreme'de zamîme-i Harem-i Şerîf ve mahfil-i münîf niçe şeyler dahi âsâr-ı hayrât-ı mütekâsiresi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 10a–10b ·
metinde göster ·
ü bihârı ubûr etdirirler. Gâyet şecî‘ ü bahâdır erleri ve bî-nihâye fetâ server …
Ve cemî‘i tekâlif-i örfiyyeden mu‘âf u müsellem re‘âyâlardır kim cümle sekiz bin âdem tahrîr olunmuşdur. Zâbıt [u] râbıtları on altı kethüdâlık ta‘bîr olunur hîn-i mahalde korsan kâfirlerinin ve dağ harâmîlerinin haşerâtları yola bile inseler fi'l-hâl bu şehir halkının şehbâzları cânib-i garba Kurdkulağı'na ve cânib-i kıbleye Belen ve Bakras yollarına pür-silâh olup elbette harâmîleri şikâr edüp âyende vü revende huccâc-ı müslimîni ve tüccâr-ı berr ü bihârı ubûr etdirirler. Gâyet şecî‘ ü bahâdır erleri ve bî-nihâye fetâ server-i hünerverleri vardır. Bu şecâ‘atlerine göre gâyet mutî‘ kavmi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b ·
metinde göster ·
… e şehr-i Filistîn ve şehr-i Kefirnâhûn'dan ya‘nî Sıfıt şehrinden cümle tüccâr-ı
berr
[u] bihâr bu yol ile cezîre-i Kıbrıs'a giderlerdi. Ol mahalde sihr ile nehr-i N …
İbtidâ bu nehrin sebeb-i tulû‘ı bi-kavl-i müverrihîn sâhib-i Tuhfe oldur kim Hazret-i Risâlet-penâh asrında Hamâ şehri gâyet susuz olup tâ’ife-i Yahûd'dan İzâ’îl nâm bir Yahûdî bir su dollâbı yapup âmâde eder, ammâ sudan bir katre nâm [u] nişân yok idi. Su‘âl edenlere, "Nîl'i bu şehre getirüp bu çöller içre cereyân etdirüp imâr etsem gerek" der idi. Âhir Mısır'a varup şehr-i Mansûre dibinde Nîl'den dörd şişe su alup bir efsûn-ı ibret-füsûn okuyup "Azm-i râh-ı Hamâ deyüp gitdikçe nehr-i Nîl'in bir fırkası hemân bu Yahûdî'nin ardı sıra yeri yarup tâ Menzile şehrine gelüp andan Yafa şehri hâmûnu içre gelürken ol fezâda bilâd-ı Askalân'dan Cezîre-i Kıbrıs'a varılır deryâ içre bir incecik yol var idi, cemî‘i kârbân halkı şehr-i Askalân ve Arz-ı Hâsân ve şehr-i Arîş ve şehr-i Taberistân ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Kefirnâhûn'dan ya‘nî Sıfıt şehrinden cümle tüccâr-ı berr [u] bihâr bu yol ile cezîre-i Kıbrıs'a giderlerdi. Ol mahalde sihr ile nehr-i Nîl bu Menzile şehrinden geçerken {ol sehhâr şîşenin birin yere uruncu bi-emrillah yerden Nîl kaynayup bir buhayre-i azîm olup} Kıbrıs yolun gark edüp Arîş ve Gazze ve Askalân ve Yafa ve Teyme kal‘ası şehirlerine varınca hâlâ başka bir buhayre-i azîmdir. Şâm'dan Mısır'a giderken Arîş tarafların geçerken bu buhayre nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23b ·
metinde göster ·
[u] bihâr ve gâziyân [u] mücâhidîn-i kerrâr olan kimesnelerin niçesi râst gelmi …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Hızır aleyhi's-selâm: Muhakkak Sâm b. Nûh Nebî evlâdındandır. İskender-i Zülkarneyn'in askerî tâ’ifesinden olup zulümâta bile gidüp âb-ı hayât ana müyesser olup hâlâ hayâtdadır. Ammâ bir rivâyetde Hazret-i Risâlet-penâh buyurmuşlar kim "Eğer Hızır sağ olsa bize buluşurdu" demiş deyü efvâh-ı nâsda şâyi‘-i lisândır. Amâ hayâtda olduğu ve Hazret-i Mûsâ ile Mısır'dan İskenderiyye ve Reşîd ve Dimyât'da Merece'l-bahreyn nâm mahallerde refîk olduğuna sûre-i (---) âyet-i şerîf ile delîl-i kat‘îler vardır. Âyet, Sûre-i Rahmân Arapça ve sûre-i (---) âyet: Arapça(---)(---)(---) ve niçe âyetler dahi vardır. Ba‘zılar peygamber-i mürseldir demişler. Ba‘zılar İskender ve Lokmân ve Habîb-i Neccâr'ın (---)(---) nübüvvetinde ihtilâf edüp ilm-i akâyide müte‘allık Yekûlü'l-abdü fî yedi'l-emâlî, bi-tevhîd ve nazmı dâllâlî" risâlesi 36a manzûmunda (---) oldukların mufassal tahrîr etmişdir. Ammâ bi-emrillah hayâtda olduklarına şübhe yokdur. Zîrâ seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve gâziyân [u] mücâhidîn-i kerrâr olan kimesnelerin niçesi râst gelmişlerdir. Hâlâ Hazret-i Hızır ile İlyâs Nebî haydırlar ve birbirleriyle refîklerdir. Lâkin Hazret-i Hızır deryâ hizmetine me’mûrdur. Hazret-i İlyâs kara hizmetine me’murlardır. Lâkin yine şeb [u] rûz her ân zâhiren ve bâtınen birbirleriyle müşerref olurlar. Ve ricâlü'l-gayb ve nücebâ ve nukebâ ve evtâd ve nukebâ ve büdelâ ve (---)(---)(---) Hızır-İlyâs'ın emrine me’mûrlardır. Subh [u] mesâ birbirlerinden müfârakatları yokdur. Hazret-i Hızır, Hazret-i Nûh ile gemide bile idi kim Hazret-i Nûh du‘âsı berekâtiyle zinde olup ol zamandan berü deryâda gezer ve Hızır ismiyle müsemmâ olduğunun vech-i tesmiyyesi oldur kim Birberistân'da basduğu yerde yeşil ot bitdiğiyçün lisân-ı Arab'da Hızır dediler. Ahzar, yeşil demekdir. Tahfîf-i kelâm edüp elifin hazf edüp Hızır derler. Himmeti hâzır ola. Bir acâyib ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35b–36a ·
metinde göster ·
Elhâsıl bu hakîrin bu seyâhatinde im‘ân-nazar etdüğü kılâ‘larda böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn görmedim. Meğer diyâr-ı acemde kal‘a-i Kahkahâ ve kal‘a-i Van ve Mardin ola. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr ü bihâr felek-i atlas-ı bukalemûnda görmedik derler. Zîrâ benî Âdem binâsı değildir. Hazret-i Süleymân dîvlere yapdırmışdır. Zîrâ ol kubbe-i mu‘azzam-misâl taşları benî Âdem'den Âd [u] Semûd ve Hûd u Amâlika kavmi kaldırmağa kâdir değildir ve kavm-i Lût ve kavm-i İsrâ’îlî ve kavm-i Amalâk hod ilm-i cereskal ile bu kal‘anın bir taşın bir yerden bir yire vaz‘-ı hacer etmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Ba‘albek kal‘asının hâricinde bir çemenzâr sahrâda çâr-kûşe dağ pâre bir sahrâ-i azîm vardır. Bir kûşesi zemînde üç kûşesi hevâya nâzır mücellâ bir seng-traşdır. Bir dîv karısı bu taşı Ba‘albek kal‘asına götürür imiş. Kal‘a tamâm oldu, bu taşı nereye götürürsün, dediklerinde taşı kitifinden bu çemenzâ[r] yire bırağup gider. Anınçün bu seng-i hârâ ol mahalde kalmış, tâ bu mertebe sahrâ-i azîmleri vardır. Bu kal‘a Hazret-i Süleymân'dan sonra niçe bin mülûk eline girüp Âl-i Emeviyyûn'da bu kal‘a-i Ba‘albek sahrâsı ol kadar imâr oldu kim bâğ-ı İremden nişân verirdi. Zîrâ Ba‘albek sahrâsı ve Bukâ‘ fezâsı bir vâdî-i mahsûldârdır kim gûyâ sahrâ-yı Busrâ ve vâdî-i Havrân'dır. Ba‘dehû Âl-i Ekrâd'dan Şâm Halîfesi Nûreddîn Şehîd hazretleri imâr etdi. Andan Şâm hilâfeti, Mısır'da kal‘a binâ eden Yûsuf Selâhaddîn eline girüp Ba‘albek kal‘asına kul koyup imâr edüp ba‘dehû sene 922 târîhinde Sultân Gavrî destinden Selîm Hân-ı Evvel feth edüp Şâm eyâletinde subaşılıkdır ve yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi (---) pâre kurâdır. Kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘asında dizdârı ve neferâtları (---) ve derûn-ı kal‘ada (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)36b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36a–36b ·
metinde göster ·
ü bihâr ve keştîbân makûlesi âdemleri vardır. Ve iskele başındaki hân içinde ye …
Cümle tüccâr-ı berr ü bihâr ve keştîbân makûlesi âdemleri vardır. Ve iskele başındaki hân içinde yedi kral taraflarından balyoz nâmında kefereleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41a ·
metinde göster ·
… vilâyet-i Kıbrıs'a varınca deryâ içre bir vâsi‘ yol var idi. Cemî‘i tüccârân-ı
berr
ü bihâr ol câdde-râh ile cezîre-i Kıbrıs'a gidüp gelirlerdi. Hattâ Mısır'ın Kab …
Dîğer hikmet-i garîbe [vü] acîbe: Bi-kavl-i müverrihîn, Hazret-i Risâlet-penâh'ın vilâdet-i şerîfinden sekiz yüz seksen iki sene mukaddem İskender-i Kübrâ asrında bu Gazze kurbunda leb-i deryâda şehr-i Askalân'dan tâ vilâyet-i Kıbrıs'a varınca deryâ içre bir vâsi‘ yol var idi. Cemî‘i tüccârân-ı berr ü bihâr ol câdde-râh ile cezîre-i Kıbrıs'a gidüp gelirlerdi. Hattâ Mısır'ın Kabâbıtalar asrında binâ olunan divârlarının amûd-ı müntehâları bu şâh-râh ile câmûslar ve develer çeküp Mısır'a gelmişler. Ba‘dehû İskender asrında Hamâlı bir Yahûdî Mısır'ın Nîl-i mübârekin sihr ile Hamâ şehrine getürürken bir şişe içre Nîl suyun zemîne urup Tene buhayresi zâhir olup Kıbrıs yolunun nısfı gark oldu ve ol râhın nısfı mukaddemâ İskender Karadeniz'i kesüp Akdeniz'e mahlût etdirdiği asrda külliyet üzre şehr-i Askalân ve şehr-i Gazze'den Kıbrıs'a yol gark olup ilâ yevminâ hâzâ mellâhlar deryâ içre cezîre-i Kıbrıs'dan gelirken ol yolları deryâda görüp sığlarından hazer edüp gemilerin alarka geçirirler. (---)(---)(---)(---)49a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 48b–49a ·
metinde göster ·
… rra suyudur kim cemî‘i tevârîhlerde mastûr olduğundan mâ‘ada efvâh-ı seyyâhân-ı
berr
[u] bihârda meşhûr mâ-i zülâl, bi’r-i âb-ı hayâtları vardır. Hatta,
Mâ‘ada mesâcidlerdir. Mâ-i cârîsi olmamağile cümle uyûnlardan ahâlîsi def‘-i atşân ederler. Ammâ mâh-ı temmûzda cümle suları buz pâresi-misâl lezîz âb-ı hayâtdır. Râyiha-i tayyibeli halk olunan suyun biri dahi bu Ma‘arra suyudur kim cemî‘i tevârîhlerde mastûr olduğundan mâ‘ada efvâh-ı seyyâhân-ı berr [u] bihârda meşhûr mâ-i zülâl, bi’r-i âb-ı hayâtları vardır. Hatta,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51a ·
metinde göster ·
[u] bihâr. Evvelâ çârsû içinde Yemiş hânı kârgîr binâ-yı metîndir. Ve Alahân, v …
Cümle (---) aded mihmân hâne-i tüccârân-ı berr [u] bihâr. Evvelâ çârsû içinde Yemiş hânı kârgîr binâ-yı metîndir. Ve Alahân, vekâle-i âbâdândır. İbrâhîm Halîl nehri, içinden ubûr eder. Ve Hacı İbrâhîm hânı ve Samsad kapusu hânı ve Beğ kapusu hânı ve Beğ kapusundan taşra Sebil hânı ve Samsad kapusundan taşra mağaralardan hânlar var kim her biri beşer altışar yüz at alur. On aded yed-i kudret ile kayadan oyulmuş kârbânsarây-ı bî-misâllerdir kim içinde âdemîzâd gâ’ib olur. Hikmet-i Hudâ temmûzda bu kaya hânlar sermâdır ve vakt-ı şitâda germâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b ·
metinde göster ·
[u] bihâr u cihân-geşt kimesneler ki ilm-i felekde kâmil ü mâhir olanları bu Ru …
Sitâyiş-i tâli‘-i şehr-i Urfa: Cemî‘i seyyâhân-ı berr [u] bihâr u cihân-geşt kimesneler ki ilm-i felekde kâmil ü mâhir olanları bu Ruhâ şehrinin tâli‘ini burc-ı kamerde bulmuşlar. Anınçün ahâlîsi mü’min ü muvahhid ve halûk u selîm âdemler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b ·
metinde göster ·
… îrâ rûy-ı zemînde ulu dağlar olmasa vech-i arza lerzân vâki‘ olurdı. Seyyâhân-ı
berr
[u] bihâr ve cihân-geşt-i leyl [u] nehâr olan Papamunta mü’ellifi ve Atlas ve M …
Sûre-i (---)(---)Arapça âyet-i şerîfi tefsîrinde lafz-ı mekâlîd kilid ma‘nâsına nâzil olmuşdur ya‘nî edîm-i arzı mekâlîdler ile kilidledim ya‘nî dağlar ile kilidleyüp rûy-ı arzı dağlar ile kilidledim ma‘nâsıyla cemî‘i müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve sûretü'n-Nebe'de Arapça âyeti dahi o ma‘nâyı ilhâm eder. Ya‘nî "Habîbim, Muhammed'im! Biz dağları yeryüzüne kilid ve evtâd halk eyledik" buyururlar zîrâ rûy-ı zemînde ulu dağlar olmasa vech-i arza lerzân vâki‘ olurdı. Seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve cihân-geşt-i leyl [u] nehâr olan Papamunta mü’ellifi ve Atlas ve Minör ve Coğrâf kitâbları mü’elliflerinin kavl-i sahîhleri üzre rûy-ı arzda cümle yüz kırk sekiz aded ulu dağlardır kim bâlâda tahrîr olunmuşdur. Bu Göksun yaylası dağı dahi mezkûr yüz kırk sekiz cebel-i müntehânın birisidir. Eyle bir kûh-ı bülenddir kim medhinde kerrûbiyânlar felekde âciz-mândelerdir. Eyle bir kûh-ı azîmdir kim on kerre yüz bin âdem ve yüz kerre yüz bin hayvânât yaylasa vüs‘at üzre seyerân u devrân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 63a ·
metinde göster ·
… run sarf edüp bir kavs-i kuzah-misâl bî-bedel kantara îcâd etmiş kim seyyâhân-ı
berr
ü bihâr içre meşhûr-ı âfâkdır. Bosna vilâyetinde Hersek sancağında Mostar köprü …
Der-vasf-ı ibret-nümâ-yı âbâdân: Bu şehr-i kâdîmin esvâk [u] dekâkîn ve hân [u] câmi‘ ve imâret ü medrese ve sâ’ir ebniye-i hayrât [u] hasenât-ı gûnâ-gûnları alâ kadri'l-imkân ta‘rîf u tavsîf olunmuşdur. Ammâ şehrin cânib-i garba nehr-i Kızılırmak üzre bir sâ‘at şehre karîb iki kaya arasında Birgöz köprü nâm bir bî-bedel cisrdir kim Süleymân Hân asrında Koca Mi‘mâr Sinân niçe sinîn-i ömr-i girân-mâye geçirüp var makdûrun sarf edüp bir kavs-i kuzah-misâl bî-bedel kantara îcâd etmiş kim seyyâhân-ı berr ü bihâr içre meşhûr-ı âfâkdır. Bosna vilâyetinde Hersek sancağında Mostar köprüsü ve bu Karamân eyâletinde Kayseriyye sancağında bu Yalınızgöz köprüsü meşhûr-ı âfâkdır ve şehre karîb Koyun köprüsü ve Mazlûmoğlu cisri ve Âlî köprüsü ve ibret-nümâ Ulucâmi‘ ve kal‘a binâsı ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65b ·
metinde göster ·
… cihân-nümâdır kim cemî‘i şehr-i Rûm ahâlîsinin erbâb-ı ma‘ârifine ve seyyâhân-ı
berr
[u] bihârına teferrücgâh u mesîregâh bir yerdir.
buyurmuşlardır. Hakikâtü'l-hâl âsitânesi bir yalçın kaya üzredir, ammâ sahrıncında âb-ı hayât suyu vardır kim gûyâ mâ’-i zülâl-i havz-ı Nebî'dir ve tekyesi ziyâretgâh-ı cihân-nümâdır kim cemî‘i şehr-i Rûm ahâlîsinin erbâb-ı ma‘ârifine ve seyyâhân-ı berr [u] bihârına teferrücgâh u mesîregâh bir yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78b ·
metinde göster ·
… memerri ibret-nümâ bir cisr-i azîmdir. Ve gâyet vâsi‘dir kim cemî‘i seyyâhân-ı
berr
[u] bihâr mâbeyninde meşhûr-ı âfâk kantara-i tâk-i revâkdır. Cisrin ortasında b …
Bu buhayre üzre ibtidâ bânîsi Süleymân Hân'dır. İtmâmı müyesser olmayup Selîm Hân-ı Sânî itmâm etmişdir. Bedest-i Koca Mi‘mâr Sinân. Cümle yigirmi altı göz kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş her kantara aynı kavs-ı kuzahdan nişân verir. 105b Şimâlden cenûba tûlu kâmil bir mildir. Cümle tîşe-i Ferhâd-ı kûhken destinde tıraş olmuş musaykal ve mücellâ taş ile mebnî bir cisr-i kavîdir kim memâlik-i Âl-i Osmân'da Geyve cisri ve Osmâncık kantarası ve Amasiyye pülü ve Batman cisri ve Çoban köprüsü ve Altun Halkalı köprü ve Rûmeli'nde Vişgrad cisri ve Mosdar cisri gibi cisrlere mânend ibret-nümâ-yı bî-mânend cisr-i serbülenddir. Bu dahi Rûmeli'ne gelüp gidenlerin memerri ibret-nümâ bir cisr-i azîmdir. Ve gâyet vâsi‘dir kim cemî‘i seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde meşhûr-ı âfâk kantara-i tâk-i revâkdır. Cisrin ortasında bir beyaz mermer-i ham üzre Karahisârî Hasan Çelebisi hattıyla Âl-i Osmân'ın ecdâdları esmâsıyla "Sultânu'l-memâlik ve'l-Arab ve'l-Acem es-sultân ibnü's-sultân es-Sultân Selîm Hân ibn Sultân Süleymân Hân ibn fülân fülân, tâ tâ, ilâ nihâyeti Âl-i Osmân" deyü eyle tahrîr etmiş kim hakkâ ki üstâd-ı mermer-bür mermer üzre yazmış ammâ sikke-i mermerde kazmış hâlâ zamânemiz üstâdları ana bir tîşe ve direfş urmağa kâdir değillerdir. Bu hatt-ı sihr-âsârların tahtında tahrîr olunan cisr târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 105a–105b ·
metinde göster ·
… dır kim bin fersahdan ziyâde ve elli fersahdan eksik değildir. Cümle seyyâhân-ı
berr
[u] bihâr ve hukemâ-yı kudemâ niçe bin kerre bu atlas-ı rûy-ı arzı geşt [u] güz …
Be-kavl-i Batlamyus: Edîm-i arzda iki yüz kırk nehr-i azîm ve kırk dörd bin uyûn-ı sağîr câriye vardır. Ve üç yüz altmış buhayre vardır. Yedisi deryâ-yı mâlih buhayrâtdır. Meselâ Karadeniz gibi ve bahr-i Harez gibi ve halic-i Kıyamenk gibi ve Buhayre-i Azak gibi ve Buhayre-i Vân gibi ve Buhayre-i Harput gibi. Bu buhayre-i seb‘a ekâlîm-i seb‘a içre buhayrat-ı mâlihlerdir. Ammâ Karadeniz Akdeniz'e {muttasıldır. Ammâ Akdeniz dörd Karadeniz kadar vardır. Ammâ hakîkatinde nazar olunsa cemî‘i deryâların menba‘ı Karadeniz'dir}. 115a Bunlar bu cezîre-i dünya içinde acı deryâlardır. Bu cezîre-i dünyâyı bahr-i Muhît ve bahr-i Ummân ve bahr-i Okyanus ihâta edüp mezkûr iki yüz kırk aded nehr-i azîmler ve kırk dörd bin enhâr-ı sağîreler bu zikr olunan üç yüz altmış buhayreye ve yedi aded deryâ-yı muhîte cârî olarak mahlût olur. Ve iki yüz nehrin birbirinden ba‘îd tûlı elli fersahdan bin fersaha varıncadır kim bin fersahdan ziyâde ve elli fersahdan eksik değildir. Cümle seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve hukemâ-yı kudemâ niçe bin kerre bu atlas-ı rûy-ı arzı geşt [u] güzâr edüp böyle bulmışlardır. Ve cümle enhârın kebîrlerin hadîs-i sahîh ile bilmişlerdir. Hadîs-i Şerîf:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114b–115a ·
metinde göster ·
… n-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı
berr
ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] …
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
… arâyı latîfdir. Ve cümle sekiz aded hân-ı mücerredânlardır kim cümle tüccârân-ı
berr
ü bihâr-ı sevdâgerân bu hânlarda sâkinlerdir.
Ve cümle üç aded kârbânsarây vardır. Cümleden Sarı Saltık Sultân tekyesinde olan kârbânsarâyda her şeb yüz iki yüz atlı konup göçüp dervîş-i dil-rîşânların huddâmları hizmet edüp imâret-i sultândan ni‘metleri ve atlarına şa‘îrleri mebzûldür. Andan çârsû içinde Hacı Bekir Ağa kârbânsarâyı yenidir. Ve Solak Serdâr kârbânsarâyı latîfdir. Ve cümle sekiz aded hân-ı mücerredânlardır kim cümle tüccârân-ı berr ü bihâr-ı sevdâgerân bu hânlarda sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127a ·
metinde göster ·
… n ganîmet bender şehr-i mu‘azzamdır kim yük çözülür ve denk bağlanır tüccârân-ı
berr
ü bihâr yeridir ve günden güne ilâ yevminâ hâzâ imâr olmadadır. Hudâ-yı Müte‘âl …
Andan bu Filibe şehri cümleden şîrîn ü kamusundan ganîmet bender şehr-i mu‘azzamdır kim yük çözülür ve denk bağlanır tüccârân-ı berr ü bihâr yeridir ve günden güne ilâ yevminâ hâzâ imâr olmadadır. Hudâ-yı Müte‘âl inkırâzu'd-deverân dest-i Âl-i Osmâniyân'da imâr ide. Hülâsa-i kelâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 134b ·
metinde göster ·
ü bahrde Mısır yolları emn [ü] emân olup sulh [u] salâhlar olsun. Ve İpşir Paşa …
Ba‘dehû cümle vüzerâ vü vükelâ ve ulemâ ü sulehâ ve kibâr-ı kübbâr cümle huzûr-ı pâdişâhîye varup müşâvere etdiler. "Ayâ mühri kime versek?" dediler. Ol mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi nümâyân olup atından nüzûl edüp menkale pehlivân-vâr pertâb ederek Çemensoffa nâm mahalde huzûr-ı pâdişâhîye gelüp Hâsodabaşı Rûm Hasan Ağa, paşanın önüne düşüp götürdükde, paşa zemîn-bûs etmek mu‘tâdı olmadığından "es-Selâmu aleyk pâdişâhım!" deyü du‘â vü senâ ederek pâdişâh-ı Cem-haşmet müvâcehesine varup şeref-i takbîl-i enâmil-i pâdişâhî ile şâdkâm olup muhassılu'l-merâma erüp sâ’ir vüzerâlar üzre tekaddüm edüp vaka‘-ı vekârıyla tâ saff-ı âlîde karâr edüp ber-karâr oldu. Derhâl sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-cenâb sa‘âdetle mü’eddebâne ber-zânû olup buyurdular kim "Bak a vüzerâlarım, benim hâssaten murad [u] merâmımdır. Bir merdin ilkâsıyla ve bir ferdin iltimâsıyla değil ancak kendi zâde-i tab‘-ı karîhamdan mühr-i şerîfim Melek Ahmed Paşa lalama sadâret-i uzmâmı ihsân etmişim" deyince hemân Melek Ahmed Paşa efendimiz üç kerre pertâb edüp dest ber-zemîn edüp eydür "Padişâhım, nutk-ı dürer-bârın cân bulsun içün mühr-i şerîfin aldım, kabûl eyledim. Ammâ nitekim Anadolu'da İpşir Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve Mirza Paşa ve Kara Hasan Paşa ve sâ’ir aşkıyâ ve Celâlî vü Cemâlîler ve zorba zorba sekbân u sarıca haşerâtları köğden köğe tavuk kırup lokmacılık edüp niçe bin ibâdullahı müte’ezzî edüp ehl [ü] ıyâl-ı re‘âya vü berâyâ pâymâl-i rimâl olup ili vilâyeti anlar harâb u yebâb ederlerken bir vezîrin mühre mâlik olup zabt u rabt edüp adl [u] adâlet edüp tahsîl-i mâl edemez. Mâh be-mâh cemî‘i 174a kullarun mevâcib taleb edüp Tershâne-i âmire mühimmâtı lâzım olup beher sene kırk yedi bin kîse-i Rûmî mesârif lâzım. Anadolu tarafından ise cemî‘i hâs-ı harâclardan bir akçe gelmeyüp cânib-i şark tavâ’if-i mülûke döndü. Pâdişâhım! Bu abd-i kemterin akl-ı kâsırı üzre ve benim hüsn-i rızâm, hüsn-i zannım üzre mühr-i şerîfi İpşir Paşa lalana ihsân eyle. Ale'l-acele der-i devlete gelsin. Anadolu'da cümle ibâdullah zalemelerin şûr-ı şerlerinden emîn olsun. Mâldâr u umûr-dîde bir vezîr-i atîkdir. Gelsin bir azîm donanma inşâ etsin. Anadolu ve Rûmeli'nden cezîr-i Girid'e âdem deryâsın sürüp kendüsü dahi serdâr-ı mu‘azzam olup cezîre-i Girid'i kal‘a-i Kandiyesi'yle feth edüp cezîre-i Korfoz'u ve kal‘a-i Zadra'yı feth edüp berr ü bahrde Mısır yolları emn [ü] emân olup sulh [u] salâhlar olsun. Ve İpşir Paşa lalan da bir kerre mühür sâhibi olup mühr-i Süleymânî ne ma‘nâ idüğün bilüp mührün çaşnisi ne lezzetde idüğün bilsin," deyüp bu mertebe kelâm-ı müşâvereden sonra hâmûş-bâş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b–174a ·
metinde göster ·
… îm-i arzın rub‘-ı meskûnunda ekâlîm-i seb‘ayı deverân u seyerân eden seyyâhân-ı
berr
u bihâr dillerinde dâstân olan gaytan-ı hadîka-i bâğ-ı İremezâtların meşhur-ı â …
Bu edîm-i arzın rub‘-ı meskûnunda ekâlîm-i seb‘ayı deverân u seyerân eden seyyâhân-ı berr u bihâr dillerinde dâstân olan gaytan-ı hadîka-i bâğ-ı İremezâtların meşhur-ı âfâkları diyâr-ı Rûm'da Budin serhadlerinde Peçoy Sîrem-rû mânend(e) bâğ-ı İrem'in kal‘ası ardında Barûdhânesi'dir ve Siroz şehrinin kal‘a ardı'sıdır ve Kefe vilâyetinin Sudak bâğı'dır ve İslâmbol'da Kâğıdhâne ve Göksu ve Sücah bâğıdır ve İremezât'dan nişân verir Âl-i Osmân'ın yüz yetmiş aded mesîregâh bâğlarıdır. Andan şehr-i İzmid'in Topyeri'dir. Andan Konya'nın bâğ-ı Merâm'ıdır. Andan Adalya'nın Istanaz-ı İremezâtı'dır, andan kasaba-ı Darende'nin bâğ-ı Darende'sidir. Andan Diyârbekir'in sâhil-i nehr-i Şatt'da Reyhân bâğı'dır ve Mısır diyârında Hazret-i Yûsuf'un Feyyûm şehri bâğıdır. Hülâsa-i kelâm bu zikr olunan bâğ-ı İremlerin cümlesi meşhûr-ı âfâkdır ammâ bu Malatıyye'nin Aspuzu'su âb-ı hayâtlarının vefretiyle ve hevâsının letâfeti cihetiyle ve bî-add u bilâ gâye müsmirrâtının firâvân olması cihetiyle bu Aspuzu bâğları cümleye tercîh olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·
… ları şehirden bâğ-ı Aspuzularına göçüp ancak şehirde garîbü'd-diyâr ve tüccâr-ı
berr
ü bihâr kalup ba‘zı kefereler ve fecereler ile üç yüz mikdârı pâsbânlar kalup h …
El-hâsıl cemî‘i âbdâr meyvelerinin midhatinde lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Bu zikr olunan bâğ-ı İrem Malatıyye'nin cânib-i kıblesinde rub‘ sâ‘at karîbdir. Ammâ yine bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i besâtîn-i müşebbekleri birbirine müşâdır. Bahâr faslı oldukda cümle Malatıyye şehrinin hemi sağîr ü kebîri ve a‘yân [u] fukarâları şehirden bâğ-ı Aspuzularına göçüp ancak şehirde garîbü'd-diyâr ve tüccâr-ı berr ü bihâr kalup ba‘zı kefereler ve fecereler ile üç yüz mikdârı pâsbânlar kalup her şeb fânûsların çerâğân ederek şehir içre nigehbânlık edüp tabılların döğerek kol kol olup şehir içre deverân u seyerân ederken mücrim âdem dutsalar amân u zamân vermeyüp katl ederler. Zîrâ ellerinde selâtîn-i selefden mutlak yarlığ-ı belîğ hatları vardır. Bu minvâl üzre cümle ahâlî-i mahalle bu Aspuzu'da kâmil sekiz ay ehl [ü] ıyâlleri ve ihvân-ı bâ-vefâlarıyla şeb [u] rûz ayş [u] nûş edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhîye hayır du‘â ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196a ·
metinde göster ·
… r olamaz. Ta bu mertebe serbülend kal‘a-i bî-mânenddir. Hatta cemî‘i seyyâhân-ı
berr
ü bihâr cihânbânların takrîr-i tasdîkleri üzre bu edîm-i arz içre cemî‘i mülûkd …
Bu kal‘a-i serbülend eyle bâlâdır kim zirve-i a‘lâsında olan imâristânının burc [u] bârûları kehkeşân-âsâ ebr-i kebûdlara peyveste olup ta vakt-i zuhr olmayınca ebr-i nîlgûn zâ’il olmadan kal‘anın mâ-fevkında olan minâreler ve sâ’ir ebniyye-i âlîlere zâhir ü bâhir olamaz. Ta bu mertebe serbülend kal‘a-i bî-mânenddir. Hatta cemî‘i seyyâhân-ı berr ü bihâr cihânbânların takrîr-i tasdîkleri üzre bu edîm-i arz içre cemî‘i mülûkda niçe bin kılâ‘-ı azîmler gördük ammâ devlet-i Âl-i Osmân'da {Mardin gibi kal‘a-i ibret-nümâ görmedik, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 210b ·
metinde göster ·
… dik. Ba‘dehû kal‘a-i Tilhovar'dan cânib-i şimâle avdet olunup çöl ü çölistân ve
berr
u beyâbân içre şiddet-i hâr ve semûm-ı nâr çekerek (---) sâ‘atde menzil-i Acısu …
Bu mahalde ibtidâ iki gulâmım ile sıhhat haberimiz ve mansûr [u] muzaffer olup mâlı Mustafâ Paşa'dan tahsîl ideceğimizi Melek Ahmed Paşa efendimize mektûblar gönderdik. Ba‘dehû kal‘a-i Tilhovar'dan cânib-i şimâle avdet olunup çöl ü çölistân ve berr u beyâbân içre şiddet-i hâr ve semûm-ı nâr çekerek (---) sâ‘atde menzil-i Acısu ve kal‘a-i Musul cânib-i şarkımızda kalup kal‘a-i Sincâr çölde sol tarafımızda nümâyân kalup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217a ·
metinde göster ·