… -gûn mâhîleri sayd edüp kifâflanırlardı. Ve üç yüz altmış altı tılısmâtlar dahi
berre
müte‘allik inşâ edüp her birin birer püşte üzre inşâ etdiler.
Anın dahi devri âhir olup yerine oğlu Yağfûr nâm kıral mesned-nişîn olup bânî-i sâmin müstakil pâdişâh olup mâl-ı Kârûn sarf edüp vezîri Rüvende nâm zî-akl âsafın re’y [ü] tedbîriyle ve hukemâ-yı mühendisînin ve mi‘mâr-ı pîşînin re’y-i ahseniyle Sarâyburnu nâm mahalle deryâya müte‘allik üç yüz altmış altı tılısmâtlar inşâ etdiler kim her gün bir tılısm amel edüp deryâ ka‘rında olan mâhîler der-kenâr olup cümle sâkinân-ı dâr [u] düyûr gûnâ-gûn mâhîleri sayd edüp kifâflanırlardı. Ve üç yüz altmış altı tılısmâtlar dahi berre müte‘allik inşâ edüp her birin birer püşte üzre inşâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b ·
metinde göster ·
… dan ve bilâd-ı Makdonya'dan on kerre yüz bin cüyûş-ı kefere ve fecere cem‘ edüp
berren
ve bahren deryâ-misâl asker ile dârü'l-mülk olan Makdonya'ya gelüp Kostantîn ka …
Ba‘dehu târîh-i mezbûrda diyâr-ı İşpanya'da Rim Papa nâmıyla iştihâr bulan memleketin kıral-ı dâll-i bed-fi‘âli hâkim-i Freng-i bed-rengdir. Ve imâret-i vüs‘atda nümûdâr-ı hisâr-ı heft evrengdir. Dâr [u] diyârlarına Merene-i kübrâ derler. Ol diyâr-ı müşrikînden Kostantîn nâm bed-kâm bir pâdişâh hurûc edüp memâlik-i şarkı ve garbı ve şimâli ve cenûbu ve'l-hâsıl ekâlîm-i seb‘a şehinşâhların kabza-i teshîre alup şehr-i Makdon kaldı deyü hasretü'l-mülûk olan İslâmbol'u feth [u] teshîr dâ‘iyesiyle ol sûr-ı azîm üzre diyâr-ı Efârîkadan ve bilâd-ı Makdonya'dan on kerre yüz bin cüyûş-ı kefere ve fecere cem‘ edüp berren ve bahren deryâ-misâl asker ile dârü'l-mülk olan Makdonya'ya gelüp Kostantîn karada Silivri cânibinden muhâsara etdi. Deryâdan bin pâre keştî ile Ciniviz kıral-ı dâlli i‘ânetiyle {cânib-i} bahrden muhâsara etdiler. Yedi ayda İslâmbol'u cebren ve kahren alup Silivri'den Terkoz kal‘asına varınca yedi kat germe kal‘a dîvârların ve burc [u] bârûları ve handakların harâb [ü] yebâb edüp hâlâ iç kal‘a olan İslâmbol'a istîlâ edüp tahtgâh edindi. Ve Ciniviz kıralı dahi Galata câniblerinden tâ Karadeniz Boğazı'na varınca sâhil-i bahrde olan kılâ‘ları harâb [ü] yebâb edüp cümle Freng-i bed-reng Galata'yı tahtgâh edindi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 12a ·
metinde göster ·
garb tarafında Yedikulle'den tâ Ebû Ensârî rüknüne varınca iki kat hısn-ı hasîn …
Evvelâ İslâmbol'un cânib-i berrinde garb tarafında Yedikulle'den tâ Ebû Ensârî rüknüne varınca iki kat hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn sûr-ı kavî dîvârı binâ etdi kim evvelki kat dîvârının irtifâ‘ı yigirmi bir zirâ‘-ı melikî âlîdir ve arzı on zirâ‘dır ve iç kat dîvârın kaddi yetmiş zirâ‘ bâlâdır ve arzı esâsı yigirmi zirâ‘ arîzdir ve sûr hâricinin irtifâ‘ı ka‘r-ı handakdan tâ bedenlere varınca kırk iki zirâ‘ edüp esâsından âb-ı sâfîler tulû‘ edüp iki dîvâr mâbeynin horasânî rıhtım-ı dolma ile metânet verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14a ·
metinde göster ·
müte‘allik üç yüz altmış altı ibret-nümâ tılısmâtları var idi. Hâlâ ameli 18a …
Bu merkûm tılısmâtların emsâli cânib-i berre müte‘allik üç yüz altmış altı ibret-nümâ tılısmâtları var idi. Hâlâ ameli 18a te’sîr edüp râyegân olan tılısmâtlar ki bunlardır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17b–18a ·
metinde göster ·
… e’y [ü] tedbîrleri ile cezîre-i Malta ki ol zamânda Rodos idi, derhâl {cânib-i}
berre
asker döküp amân vermeyüp feth edüp içine asker koyup fethi müjdesin Mu‘âviye'y …
Hicret-i nebeviyye-i Resûl-i Kibriyâ'nın kırk üçüncü senesinde Hazret-i Mu‘âviye emîrü'l-mü’minîn iken rû-yı zemîne velvele-ârâ bir pâdişâh-ı re’y-ârâ olup zamân-ı hükûmetinde Mesleme bin Abdülmelik'i serdâr-ı mu‘azzam edüp Şâm-ı cennet-meşâm askerinden yüz bin asker verüp iki yüz pâre kadırga sefâyin ve iki yüz pâre sâ’ir mühimmât [u] levâzımât, me’kûlât, meşrûbât merâkibleri içre mahsûb u ma‘dûd cüyûş-ı muvahhidîni mezkûr merâkiblere leb-ber-leb edüp Şâm-ı Tarabulus limanından mütevekkilen alallâh deyüp cümle fellâhân [u] mellâhân keştîbânların re’y [ü] tedbîrleri ile cezîre-i Malta ki ol zamânda Rodos idi, derhâl {cânib-i} berre asker döküp amân vermeyüp feth edüp içine asker koyup fethi müjdesin Mu‘âviye'ye bir keştî ile gönderdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 20a ·
metinde göster ·
… bn Abdül‘azîz hazretleri sene 100 târîhinde halîfe-i Şâm iken yüz bin asker ile
berren
ve bahren İslâmbol'a gelüp Karadeniz Boğazı'ndan Galata cânibine ubûr edüp Gala …
Muhâsara-i hâmis-i sûr-ı Kostantıniyye: Ba‘de hicreti'n-nebeviyye bi'z-zâ[t] Ömer ibn Abdül‘azîz hazretleri sene 100 târîhinde halîfe-i Şâm iken yüz bin asker ile berren ve bahren İslâmbol'a gelüp Karadeniz Boğazı'ndan Galata cânibine ubûr edüp Galata kal‘asın amân vermeyüp feth edüp Galata burnunda Kurşumlu Mahzen nâm câmi‘i binâ etdi. Ve Galata içre Arab câmi‘i nâmıyla ma‘rûf olan câmi‘i binâ etdüğiyçün Arab Câmi‘i derler, kıblesi gâyet dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 21a ·
metinde göster ·
… asın yohsa cümlesin kırarım" deyü {ümmet-i Muhammed'e} bir gün mehil verüp kimi
berren
ve kimi bahren İslâmbol'dan çıkup Edirne ve Tekirdağı câniblerine gelirken akîb …
"Tiz şehr-i Kostantîn içre bir müselmân kalmasın yohsa cümlesin kırarım" deyü {ümmet-i Muhammed'e} bir gün mehil verüp kimi berren ve kimi bahren İslâmbol'dan çıkup Edirne ve Tekirdağı câniblerine gelirken akîblerince kemîngâhlar içre kefereler âmâde olup hayli ibâdullâhı gâ’ib edüp şehîd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24b ·
metinde göster ·
… ve Canha ve Bayburd ve Tarabefzûn cânibi askerleri dahi bahr-i İslâmbol'a gelüp
berren
cümle asker yine Karadeniz Boğazı'ndan ubûr edüp Okmeydânı nâm mahalde küffâra …
Mukeddemâ Uzun Hasan destinden feth olunan Tokad ve Sivas ve Kemâh ve Erzurûm ve Canha ve Bayburd ve Tarabefzûn cânibi askerleri dahi bahr-i İslâmbol'a gelüp berren cümle asker yine Karadeniz Boğazı'ndan ubûr edüp Okmeydânı nâm mahalde küffâra mukâbil ol asker-i bî-pâyân hayme-i çetr-i müllemmâ‘ları ile sahrâ-yı sehmi lâlezâr edüp meks etdiler. Cümle asâkir-i İslâm İslâmbol'un ancak kara cânibin muhâsaraya şurû‘ edüp metrisler ve lağım mühimmâtları ve top-ı kûp siperleri tedârüküne meşgûl olup kal‘anın ancak deryâ tarefeyni kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25a ·
metinde göster ·
… dâr kal‘a murg-ı semendervâr âteş-i Nemrûd içinde kalup var makdûrların cânib-i
berre
sarf edüp deryâ tarafından havfleri olmadığı ecilden ecelleri fikirlerine gelme …
Derûn-ı kal‘ada mahsûr olan küffâr-ı muhîlkâr iki kerre yüz bin fecere-i müşrikîni cem‘ edüp cemî‘i burc [u] bârûlar üzre niçe bin muhîl [u] şeytanatlar ihdâs edüp dâ’iren-mâdâr kal‘a murg-ı semendervâr âteş-i Nemrûd içinde kalup var makdûrların cânib-i berre sarf edüp deryâ tarafından havfleri olmadığı ecilden ecelleri fikirlerine gelmezdi. Zîrâ Sarâyburnu'nda beş yüz pâre top ve Kurşumlu Mahzen tarafında beş yüz pâre top ve Kız Kullesi'nin enderûn [u] bîrûnunda kirpi gibi iki yüz pâre top-ı kûp ile âmâde olup bu üç yerin toplarından rû-yı deryâda kuş uçmak ihtimâli yokdur deyü cânib-i bahre mukayyed olmadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
… âsumâna peyveste olup evc-i âsumâne şeddâdî binâları perrân ber-hevâ atup kimi
berre
ve kimi cânib-i bahre düşüp ol gün derûn-ı kal‘adan üç bin kâfir havf [u] haşye …
Bu minvâl-i meşrûh üzre kal‘a-i Kostantıniyye yigirmi gün muhâsara olup aslâ feth [u] fütûhdan bir eser zuhûr etmeyüp cümle guzât-ı müslimîn ve yetmiş evliyâullâh-ı muvahhidîn ve üç binden mütecâviz mezâhib-i erba‘ada fetvâ sâhibi ulemâ-yı âmilîn ve bu kadar meşâyihân-ı sâlikîn kal‘anın yigirmi günden berü feth olmaduğuna müte’ellim olup cümlesi bir yerden Cenâb-ı Bârî'ye derûn-ı dilden teveccüh-i tâm edüp fethin ricâ etdükleri hâlde hemân bi-emrillâhi Ta‘âlâ İslâmbol üzre bir zulemât çöküp bir ra‘d ü berk olup ol ân 27b Atmeydânı tarafında bir âteş zâhir olup evc-i âsumâna peyveste olup evc-i âsumâne şeddâdî binâları perrân ber-hevâ atup kimi berre ve kimi cânib-i bahre düşüp ol gün derûn-ı kal‘adan üç bin kâfir havf [u] haşyetlerinden kal‘adan taşra firâr edüp kimi İslâm ile müşerref olup hidmet-i pâdişâhide oldu, kimi birer diyâra firâr etdi. Ammâ yine küffâr gayret-i Mesîhiyye'yi elden komayup kal‘anın rahnedâr yerlerin termîm edüp ceng ederdi. Ammâ derûn-ı kal‘ada olan küffâr kaht [u] galâdan hâlleri mükedder idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 27a–27b ·
metinde göster ·
… Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı vere ile teslîm edüp cümle küffâr bir gün mehil alup
berren
ve bahren her biri birer diyâra ve deyre ve îre gitdiler. Meğer kal‘a içre melâ …
Âhirü'l-emr ellinci gün kim oldu, ol ân kal‘a içinden bir feza‘ u çeza‘ zâhir olup kıyâmet kopdu. Hemân ol ân niçe bin bî-edyân küffâr-ı Hıristiyan zî-kıymet eşyâları ile burc [u] bârûlar üzre beyâz vere bayrakları diküp "El-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı vere ile teslîm edüp cümle küffâr bir gün mehil alup berren ve bahren her biri birer diyâra ve deyre ve îre gitdiler. Meğer kal‘a içre melâmiyyûndan Yâvedûd Sultân merhûm olunca küffârın başına kıyâmet kopup kal‘ayı emân ile verüp deryâ-misâl asker-i İslâm sadâ-yı Allâh Allâh {ile} şehr-i İslâmbol'un cânib-i selâsından asker-i bî-pâyân yürüyüş edüp mâl-ı ganâyim almağa şürû‘ etdüklerinde Koca Ebü'l-feth örf-i 30a izâfetiyle ayağında âsumânî çizmesiyle katıra süvâr olup elinde seyf-i Muhammedîyi kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b–30a ·
metinde göster ·
… r ile şükûfeler ve Esmâ’ü'l-hüsnâ hatları ile müzeyyen câmlardır kim seyyâhân-ı
berr
[ü] bihâr içre memdûh-ı âlemdir kim felekde misli görülmemişdir.
Ve mihrâb ü minber üzre olan câm-ı gûnâ-gûn Sarhoş İbrâhîm'in kârıdır kim bunun dahi medhinde za‘îf insân âcizdir. Kaçan kim vakt-i zuhurda bu câmlar âfitâb-ı âlem-tâbın şu‘lesi urdukda derûn-ı câmi‘ münevver olup cemî‘i cemâ‘atin merdüm-i dîdeleri hîrelenir. Her kıt‘a-yı câmda niçe kerre yüz bin pâre gûnâ-gûn hurde câmlar ile şükûfeler ve Esmâ’ü'l-hüsnâ hatları ile müzeyyen câmlardır kim seyyâhân-ı berr [ü] bihâr içre memdûh-ı âlemdir kim felekde misli görülmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43b ·
metinde göster ·
… hon boğazında ol sazlık içre gemilerin bir tabur-ı azîm edüp yedi gün yedi gece
berren
ve bahren ceng-i azîm olmuşdur kim hâlâ Adahon cengi dillerde dâstândır.
Küffâr ol buhayre içre kara cânibi Tatar ve Ken‘ân Paşa deryâ tarafı donanma ile beğler ve paşalar âhir Adahon boğazında ol sazlık içre gemilerin bir tabur-ı azîm edüp yedi gün yedi gece berren ve bahren ceng-i azîm olmuşdur kim hâlâ Adahon cengi dillerde dâstândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73b ·
metinde göster ·
ve bahren bu kadar yüz bin asker kal‘a-i Azağ'ı ihâta edüp küffârdan bir sît [ü …
Def‘a-i sânîde Serdâr Cüvân Kapucubaşı sene-i âtîde yine deryâ-misâl askeri Azak deryâsında şinâverlik edecek üç yüz pâre firkate asker-i İslâm doldurup ke'l-evvel kânûn üzre donanma-yı hümâyûn ile berren ve bahren bu kadar yüz bin asker kal‘a-i Azağ'ı ihâta edüp küffârdan bir sît [ü] sadâ olmayup cümle Kazak-ı âk'ın karârları firâra mübeddel olup kal‘anın esâsın hâli üzre bırağup dâr-ı nîrâna gitmişler. Hamd-i Hudâ bilâ-ceng [ü] cidâl kal‘a-i Azak dest-i Âl-i Osmân'a bu takrîb ile girdi. Hâlâ darb-ı meseldir kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 77a ·
metinde göster ·
… ng-i azîm olup sene (---) târîhinde mâh-ı (---)(---) günü amân ile feth olunup
berren
ve bahren sulhlar olup asker-i İslâm Edirne'ye dâhil oldular. Ammâ bu kal‘a-i K …
Feth-i kal‘a-i Kandiye kanı diye be-dest-i Köpürlüzâde Fazıl Ahmed Paşa: Kâmil üç sene ceng-i azîm olup sene (---) târîhinde mâh-ı (---)(---) günü amân ile feth olunup berren ve bahren sulhlar olup asker-i İslâm Edirne'ye dâhil oldular. Ammâ bu kal‘a-i Kandiye üç sene dahi ceng etmeğe kâdir idi. Ammâ bizzât sa‘âdetlü pâdişâh-ı {târîh-i Kandiye}87a Cem-salâbet bizzât kendüleri sa‘âdetle Ağrıboz cezîresine gelüp anda Köse Alî Paşa başdardasıyla cezîre-i Girid'e geçmeleri muhakkak olunca beri Kandiye altında asker-i İslâm havfe düşüp var kuvveti bâzûya getirüp Kandiye bu takrîb ile feth oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 86b–87a ·
metinde göster ·
… müstakil pâdişâh olup etrâf-ı memâlik-i mahrûsalara serdâr-ı mu‘azzamlar salup
berren
ve bahren cezîre-i Kıbrıs'ı kuşadup feth edüp ve niçe kılâ‘lar feth etdüği bâlâ …
Andan İslâmbol'a gelirken Edirne tahtına uğrayup anda bir câmi‘ binâsına mübâşeret edüp İslâmbol'da müstakil pâdişâh olup etrâf-ı memâlik-i mahrûsalara serdâr-ı mu‘azzamlar salup berren ve bahren cezîre-i Kıbrıs'ı kuşadup feth edüp ve niçe kılâ‘lar feth etdüği bâlâda cümle evsâfları ile mastûrdur. Ve müddet-i devletleri serî‘ü'z-zevâl olmağile cemî‘i vüzerâ ve vükelâ ve meşâyihân ve şâ‘irân cümle pederleri zamânında olanlardır, tekrâr tahrîre ihtiyâc yokdur. Ayş [u] nûşa mâ’il Cem-cenâb [u] Cem-meşreb bir halîm, selîm, pâdişâh-ı kerîm idi. Hikmet-i Hudâ pederi Süleymân ve dedesi Selîm ve kendi Selîm idi. Süleymân Hân bu iki Selîm mâbeyninde vâkı‘ olup {Süleymân-ı zamân olmuşdu}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 103a ·
metinde göster ·
… Ensârî ve Ömer ibn Abdül‘azîz hazretleri birer kabîleye serdâr-ı mu‘azzam olup
berren
ve bahren iki kerre yüz bin asker-i deryâ-misâl ile Karadeniz Boğazı'ndan Kosta …
Ba‘dehu hicretin 52 senesinde yine Âl-i Emeviyyûn'dan} Abdülmelik hazretleri hilâfetinde Mesleme ve Hazret-i Eyyûb-ı Ensârî ve Ömer ibn Abdül‘azîz hazretleri birer kabîleye serdâr-ı mu‘azzam olup berren ve bahren iki kerre yüz bin asker-i deryâ-misâl ile Karadeniz Boğazı'ndan Kostantıniyye tarafına ubûr edüp Galata kal‘asına amân vermeyüp feth etdiler. Ve Galata'nın şimâlî tarafında hicretin toksan ikinci senesinde Ömer ibn Abdül‘azîz bir kulle-i azîm binâ edüp ismine Kulle-i Kahr kodu. Ba‘zılar Medînetü'l-Kahr dediler. Ve hâlâ Kurşumlu Mahzen olan mahalli anlar binâ edüp câmi‘ etdiler. Ve Galata içre Arab câmi‘ini binâ etdikleriyçün Arab câmi‘i derler. Zîrâ mihrâbı kıbleye müteveccihdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 128a ·
metinde göster ·
… Üsküdar oldur kim şehr-i İslâmbol'u, Âl-i Emeviyyûn'dan ve gayrı pâdişâhlardan
berren
ve bahren yedi def‘a muhâsara edüp ba‘zı mahalde İslâmbol'un nısfın ve Galata'y …
Evvelâ sebeb-i binâ-yı şehr-i Üsküdar oldur kim şehr-i İslâmbol'u, Âl-i Emeviyyûn'dan ve gayrı pâdişâhlardan berren ve bahren yedi def‘a muhâsara edüp ba‘zı mahalde İslâmbol'un nısfın ve Galata'yı tamâmen feth edüp ve ba‘zı zamân harâca kesüp bu minvâl üzre bî-feth sulh [u] salâh ile avdet ederlerdi. Ammâ hicret-i nebeviyye'nin iki yüz kırk beş senesinde Hırkîl Kıral Kostantıniyye'de mürd olup oğlu Alina, kıral-ı dâll iken ol sene Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd yüz elli bin asker ile Üsküdar'dan geçüp İslâmbol'u muhâsara kılup âhir bilâ-feth avdet etmek nâmûsdur deyü bir sığır derisi cirminde Silivrikapusunun iç yüzünde Koca Mustafâ Paşa câmi‘i yerinde bir kal‘a ve bir mahalle-i müslimîn içre bin âdem muhâfazacı koyup beher sene küffârdan ellişer bin altun harâc almak üzre üç yıllık harâcı pîşin alup Bağdâd'a vardıklarında Alina Kıral isyân edüp İslâmbol içre olan ümmet-i Muhammedi katl-i âm ederken bi-emrillâh ol cengde Alina Kıral'ı ümmet-i Muhammed katl edüp niçe bin küffârı dahi katl edüp anlar dahi cümle şehîd olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 141a ·
metinde göster ·
ü bihârân, seyyâhân-ı cihân-bân: Cümle yüz beş hândır. Ammâ kurşumlu hânlar değ …
Evsâf-ı hân-ı tüccârân-ı berr ü bihârân, seyyâhân-ı cihân-bân: Cümle yüz beş hândır. Ammâ kurşumlu hânlar değil. Her biri kırkar ve ellişer ocaklı hânlardır. Ba‘zısına üç ayda bir ulûfe içün sipâh tâ’ifesi gelüp sâkin olurlar. Ammâ cümlesinin bâblarında zencîrler çekilmişdir kim her birinin hâncıları ve bevvâbları vardır. Evvelâ Nasıf Paşa hânı, Atbâzârı hânı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143a ·
metinde göster ·
… İslâmbol içre Arapça hadîs-i şerîfi mazmûnu üzre ne kadar tüccâr ve neccâr-ı
berr
[u] bihâr ve ne mikdâr erbâb-ı ma‘ârif-i sâhib-i kâr ve ne kadar bî-kâr-ı ehl-i …
İki yüz altmış sekizinci fasıl-ı azîmBu dünyâda nazîri olmayan İslâmbol içre Arapça hadîs-i şerîfi mazmûnu üzre ne kadar tüccâr ve neccâr-ı berr [u] bihâr ve ne mikdâr erbâb-ı ma‘ârif-i sâhib-i kâr ve ne kadar bî-kâr-ı ehl-i mekkâr ve ne kadar bin dekâkîn ve ne kadar yüz bin ehl-i şugl-ı gûnâ-gûn vardır anların hübût-ı {Âdem'den berü pîrlerin ve Fütüvvetnâme-i Muhammedî üzre Ashâb-ı güzînden pîş-kadem perverlerin ve ahd [ü] bî‘at-nâmelerin beyân eder}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 147a ·
metinde göster ·
ü beyâbânda şebekesin ya‘nî ağın kum üzre atsa gûnâ-gûn mâhîler ile ağı mâl-â-m …
Bi-emrillâhi Ta‘âlâ çölde ve çölistânda ve berr ü beyâbânda şebekesin ya‘nî ağın kum üzre atsa gûnâ-gûn mâhîler ile ağı mâl-â-mâl olurdu. Hattâ bu hakîr Şâm-ı Şerîf'den Hacc-ı şerîfe giderken Bi’r-i Zümürrüd nâm mahalle vardığımızda cümle huccâc-ı müslimîn peştemâl peştemâl kum içinden ufacık ve iri balıklar getirüp pişirüp tenâvül etdik. Meğer Hazret-i Risâlet bu mahalle gazâdan gelüp meks eyledikde Nasrullâh-ı Semmâd'a emr edüp kumdan ağ ile balık sayd eder, böyle bir pîrdir ve mu‘cize-i Resûlullâh'dır kim hâlâ ol mahal zâhir ü bâhirdir ve Nasrullâh-ı Semmâd'ın türbe-i şerîfi (---) dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174a ·
metinde göster ·
… umdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede
berrâk
olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üz …
Esnâf-ı elmâs-bür ya‘nî hakkâk-i elmâs: Kârhâne yedi, neferât kırk beş adeddir. Bunların ma‘rifeti bir esnâfa benzemezdir. Kara taşdan elmâs-ı hâmları pâre pâre çıkarup her parçasın kurşumlu direfşler içine koyup âdem çevirir dollâblar üzre koyup yine kurşumdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede berrâk olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üzre çâr-kûşe mi ve bâdemî mi ve şeşhâne ederse edüp pâk eder görmeğe muhtâc bir çarh-ı dollâblı kârhânedir. Zîrâ elmâs ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm halk edüp elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Zîrâ (---) diyârda ma‘deni azdır. Âteşe girdikce berrâk olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazhar olup azîz [u] makbûl olmuşlardır. Ammâ sâ’ir cevâhirler âteşden cümle fenâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazha …
Esnâf-ı elmâs-bür ya‘nî hakkâk-i elmâs: Kârhâne yedi, neferât kırk beş adeddir. Bunların ma‘rifeti bir esnâfa benzemezdir. Kara taşdan elmâs-ı hâmları pâre pâre çıkarup her parçasın kurşumlu direfşler içine koyup âdem çevirir dollâblar üzre koyup yine kurşumdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede berrâk olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üzre çâr-kûşe mi ve bâdemî mi ve şeşhâne ederse edüp pâk eder görmeğe muhtâc bir çarh-ı dollâblı kârhânedir. Zîrâ elmâs ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm halk edüp elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Zîrâ (---) diyârda ma‘deni azdır. Âteşe girdikce berrâk olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazhar olup azîz [u] makbûl olmuşlardır. Ammâ sâ’ir cevâhirler âteşden cümle fenâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
Üçüncü ricâmız, hâkim tarafından bizi kimse yollarda arzımız pâymâl [u]
ber-rimâl
etmeye. Biz mücrimlerimizin şer‘ile tarîkat erkânımızla haklarından gelelim.
Üçüncü ricâmız, hâkim tarafından bizi kimse yollarda arzımız pâymâl [u] ber-rimâl etmeye. Biz mücrimlerimizin şer‘ile tarîkat erkânımızla haklarından gelelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 195a ·
metinde göster ·
… kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı
berr
[u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Bâyezîd Hân : Bu câmi‘ Yeşil İmâret nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Bursa'nın cânib-i şarkîsinde Gökdere aşırı bir mürtefi‘ püşte üzre bir câmi‘-i musanna‘dır kim cemî‘î der-i dîvârları ser-â-pâ beyâz mermer-i hamdır ve iki kubbelidir. Tûlen yüz sekiz ayak ve arzan seksen ayakdır. İçinde aslâ sütûnlar yokdur. Mihrâb ve minberin ta‘rîf ve tavsîf edersek acz lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlîsine çıkınca kat-ender-kat girih girih zîh zîh girişme ve islimî ve rûmîler ve zülf-i niğâr-ı pür-kâr nakşları olunmuşdur kim Behzâd ve Licân-i Hitâyî kâğıd üzre mû kalemle tahrîr etmeğe kâdir [de]gillerdir. Ammâ bu üstâd-ı mermer-bür bu kapuya kâmil üç yıl mermer-i hâm üzre direfş pîşe urup yed-i tûlâsın ayân edüp sâhib-i binâ Mehemmed Hân'dan üç senede kırk bin altun alup "Yeşil İmâret kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i behişt-âsâda ibret-nümâ zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar etmişlerdir kim ehl-i vasf anın midhatinde âciz ü kâsırdır. Netîce-i kelâm, bu câmi‘ bir tarz-ı acîb ve bir tavr-ı garîb üzre tarh olunmuşdur kim hüsn cihetinde ve letâfeti yüzünde vech-i arzda böyle bir kâr-ı insân binâ olunmamışdır. Hülâsa-i kelâm, hüsn [u] letâfeti ve kâr [u] zerâfeti hadd-i vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, cümle kıbâbları ve bir tabaka minâresi tâcı cümle yeşil Kâşî çîn(i) ile mestûr olup zümrüd-i üstüvân gibi âfitâb şu‘lesinden şa‘şa‘a urur, anınçün Yeşil İmâret derler. Taşra hareminde çınar-ı müntehâlar ile müzeyyen bir câmi‘dir. Manzûrumuz olduğu üzre şehr-i Bursa içre böyle münakkaş câmi‘ yokdur. Seyyâhların takrîrleri üzre, "Gayrı diyârlarda dahi böyle dâr-ı Hudâ görmedik" derler. Vesselâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… rmer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir
berrâk
mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahb …
deyü rûy-ı dîvârda ta‘lîk hatt-ı celî ile tahrîr olunmuşdur, hakkâ ki mahallinde kayd olunmuş. Bu câmekânın ortasında mermer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir berrâk mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahbûb yatırkârları ve dellâk-i pâkları ve bî-bâkları ve âşıkân-ı sîne-çâkları vardır. Ve içeri havz-ı azîm üzre bir kubbe-i azîmi var kim ba‘zı ilm-i hendese sâhibleri yüz zirâ‘ binâ-i müdevver kubbe-i pür-nûrdur der ve cümle altı yüz aded câm-ı billûr ve necef ve moran ile müzeyyen bir kubbe-i nîl-gûn üzre ser-â-pâ rasâs-ı nîl-gûn mestûrdur. Ve havzı dâiren-mâdâr aşren fe-aşr ada-i kebîr bir havz-ı azîmdir ki gûya bir buhayredir. Cânib-i etrâfından altışar kademe mermer nerdübânlar ile inilir. Bu havzın cânib-i erba‘asında mermer-i hâmdan ejder ve arslan kelleleri tasvîrleri ağızlarından âb-ı germâ havz içre cereyân etmededir. Ve "sovukluk" ta‘bîr etdikleri mahalde bir şâzirvânı var kim âb-ı refî‘i kubbeye çıkar. Ve bu havzın cânib-i etrâfında sekiz aded tâk-i azîmler üzre kubbe-i âlî mebnîdir ve her tâk altında birer Hanefî kurnaları vardır ve (---) anlarda gasl eden mağsûller havz içre şinâverlik eden gassâlları seyr [u] temâşâ ederler bir temâşâgâhdır. Ve bu hammâm-ı rûşenânın cümle ferşi ruhâm-ı gûnâ-gûn ile mefrûşdur kim gûyâ mînâ-yı kâr-ı zer-gerdir. 228a Ve iki halveti var, sağ tarafındaki halvetde bir küçük havz var, suyu gâyet suhûnet üzredir. Lâkin kurbunda âb-ı sermâ vardır. Germ-âb ile sermâyı halt edüp ikisinden mu‘tedil âb peydâ olur. Gerçi bu germ-âbın nef‘i meşhûr değildir, ammâ bir müferrih ve dil-küşâ ve binâ-yı rûşenâ hammâm-ı ibret-nümâdır. Bu ılıcalarda herkes dilberânıyla sîne-ber-sîne koç-kocâğ olup bir bucağa gitmek tâze çağlıkdır ve ayb yağılık değildir. Âşık ma‘şûka sürûr [u] şâdmânî sağlıkdır. Husûsan köhne bahârda, cümle âşıkân sâf sâf ve cavk cavk olup şeb-i yeldâlarda bu kaplıcaları gûnâ-gûn şem‘-i kâfûrîler ile çerâğân edüp herkes yârânlarıyla havz içre girüp kimi perr-i tâvûsî ve kimi kebûter taklası atup kimi gavvâs-vâr dalup bir dilberin huzuruna çıkup selâm verir. Kimi bir biri üzre çıkup el ele olup aşağı zeber-dest âdemler deverân edüp üstünde çelebiler gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp ba‘dehû mâ-i zülâle perende atarlar. Kimisi futasını habâb gibi kıbâb edüp şinâverlik eder. Kimi elleriyle şâdırvânlar eder, kimi dehânı ve dendânından fevvâreler ederler. Ba‘zısı bir sâ‘at su üzre aslâ dest [u] pâsı hareket etmeyüp yatarlar. Ba‘zı zaman cümle âşıkân-ı sâdıkan yek dil, yek cihet olup el ele verüp keştî-bânların "[Hey] yâ Mevlâ" sadâları gibi bir hây-hûy ile el ele deverân etdikçe havz-ı azîm içre olan mâ-i tâhir girdâb-ı bahr-i Ummân gibi deverân edüp seyl-i deryâ gibi akdıkça önüne bir cân durmağa iktidârları olmayup cümle âşıkân kendi halleriyle durup su ile deverân ederler kim göz irmez bir seyrân-ı azimdir kim niçe bunun emsâli lu‘bedebâzlıklar vardır. Bursalıya mahsûs fünûn-ı garîbeler vardır; Ammâ bu kaplıcalara çok giren Bursa civânlarına şaka yüzünden "çekme su kaçırırsın" deyü latîfe ederler, ammâ Bursalılar hazz etmediklerinin bir aslı vardır kim "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ’ir" olmak var. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b–228a ·
metinde göster ·
… ikleri âb-ı zülâli gördüğümüz küçük hıyar kadar var idi. Bi-emrillah elmas gibi
berrâkdır
, ammâ buz olmağıla tiz erir.
Arapça . Ammâ hakîrin Sultân İbrâhîm'e getirdikleri âb-ı zülâli gördüğümüz küçük hıyar kadar var idi. Bi-emrillah elmas gibi berrâkdır, ammâ buz olmağıla tiz erir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b ·
metinde göster ·
… raht u taht u hânedân sahibleridir kim ehl-i hizmetlerdir. Bir fırkası tüccâr-ı
berr
[u] bihâr, ankâ-sâhib-i kâr kimesnelerdir. Bir fırkası çârsû-yı bâzârda ehl-i s …
Niçe bin semmûr kürklü muhteşem ankâ bâzargânları ve ulemâları vardır. Bir fırkası zümre-i avândır, at u raht u taht u hânedân sahibleridir kim ehl-i hizmetlerdir. Bir fırkası tüccâr-ı berr [u] bihâr, ankâ-sâhib-i kâr kimesnelerdir. Bir fırkası çârsû-yı bâzârda ehl-i sanâyi‘dir, alâ kadri'l-istitâ‘a gûnâ-gûn libâs-ı fâhire giyerler. Lisânları Anadolu hâki olmağla lehçe-i mahsûsaları Etrâk lehcesine karîb elfâzları vardır. Meselâ "Ahmed Çelebi" yerine "Ehmet Çebü" "Mehemmed Çelebi" yerine "Memet Çebü", "İsmâ‘îl" yerine "İsmîl Çebü", "Ca‘fer" yerine "Câfâr Çebü" derler. Niçe nâ-ma‘lûm elfâzları vardır, ammâ nebtîz (?) şehr oğlanları vardır kim ümmü'l-kelâm, rind-i cihân, ârif, nüktedân çelebîleri vardır. Ve cümle halkı garîb-dost, ehl-i zevk ve ehl-i teferrüc, hoş-sohbet âdemlerdir. Ekseriyyâ kâr [u] kesbleri harîr peydâ etmekdir ve katîfe ve sereng ve Bursa çatma yasdıkları dokumakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231a ·
metinde göster ·
… kye-i hıyâbân içinde medfûndur. Ahâlî-i Bursa'nın teferrücgâhıdır ve seyyâhân-ı
berr
u bihârın dahi mesîregâh-ı geh-gâh'ıdır ve türbe-i pür-envârı içre bir kılıcı v …
Andan ziyâret-i hazîne-i ilm [u] hikmet, yegâne-i hilm u ısmet; şeref-i ubbâd, bi-nefsihi zühhâd eş-Şeyh Hazret-i Abdâl Murâd: Horâsân erenlerinden olup Bursa fethinde bulunmuşlardır. Mecâzibûndan muzınna-yı kerâme kimesne idi. Bursa'nın cenûbu tarafında şehre hâ’il bir tekye-i hıyâbân içinde medfûndur. Ahâlî-i Bursa'nın teferrücgâhıdır ve seyyâhân-ı berr u bihârın dahi mesîregâh-ı geh-gâh'ıdır ve türbe-i pür-envârı içre bir kılıcı var kim üç zirâ‘ gelir. Sultân Ahmed bir zirâ‘ mikdârın kesüp teberrüken hazîneye götürmüşdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 237b ·
metinde göster ·
… ve kelebek misillü mahlûk haşerâtlar çıkar. Bir yalçın kayadan kaynayup çıkar.
Berrâk
ve latîf sudur ammâ sehel şûrcadır.
Evsâf-ı âb-ı müshilât, İçme : Her sene mâh-ı temmûzda kiraz mevsiminde cümle İslâmbol'dan ve gayrı büleydelerden niçe bin âdem cem‘ olup çadırlarında bir sâz [u] söz u ayş ve nûş edüp kırk gün kırk gice leb-i deryâda top u tüfenk ve fişenk şâdmânları olur kim diller ile ta‘bîr ve tavsîf olunmaz. Ehl-i derd olup ahlât-ı fâside marazına mübtelâ olanlar bunda üç gün üç gice İçme suyından nûş edüp bi-emrillahi Te‘âlâ kimi istifrâğ edüp sarı sarı ve yeşil yeşil safrâ ve sevdâ ve balgam ve ahlâtlar çıkar kim râyiha-i habîsinden âdem helâk mertebesine varır. Ba‘zı âdemin aşağısından safra ve sevdâ ve ahlât ve kara balgam ve namazbur ve okran ve sîrence nâm emrâz-ı muhtelifeler çıkar kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ba‘zısından bilâ-teşbîh, tesbîh gibi dizilmiş çıkınca çıkınca şeyler çıkup kırkar ellişer boğum bağırsak-misâl çıkıları çalılara sererler, gelüp gidenler temâşâ ederler. Aceb hikmetdir kim 242b ba‘zı çıkıları yarup içinden niçe yüz siyâh başlı kurdlar ve kelebek misillü mahlûk haşerâtlar çıkar. Bir yalçın kayadan kaynayup çıkar. Berrâk ve latîf sudur ammâ sehel şûrcadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 242a–242b ·
metinde göster ·
… râfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve neccâr ve sevdâger-i
berr
u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyihândır. Halkı ekseri …
{Hicretin sene 92 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b. Abdullah fermânıyla kız karındaşı oğlu Ömer b. Abdül‘azîz İslâmbol'u muhâsara edüp bî-feth avdet edüp bu Sinop kal‘asın dahi muhâsara edüp bî-feth rücû‘ etdiler} Sinop (---) galatdır, (---) binâsıdır. Kastamonu hâkimi Ulu Beğ (---) fethidir. Andan sene 796 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Gâyet sa‘b u metîn u kavî kal‘a olmağıla Rûm keferesi elinden üçüncü muhâsarada usret ile feth olup Kastamonu eyâletinde serbest ve mu‘âf ve müsellem mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem ze‘âmetdir. Dizdârı ve serdârı ve kal‘a neferâtları ve üç yüz akçe pâyesiyle kadısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve neccâr ve sevdâger-i berr u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyihândır. Halkı ekseriyyâ çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyerler. Ve erbâb-ı ma‘rifetler bu şehri 17 iklîm-i örfiyyede bulmuşlar. Kıble ve şark cânibi dağları serâpâ bâğlardır. Cânib-i şarkîsinde şehr-i Kastamonu üç günlük yoldur. Bu şehr Karadeniz'in Anadolu tarafı sâhilinde Sinap Burnu demekle ma‘rûf bir burunda vâkı‘ olmuşdur kim Karadeniz'in garb tarafında (---) mil Rûmeli cânibinde bu Sinop'a mukâbil Keliğra Sultan kayaları vâkı‘ olmuşdur. Sinap ile ol Keliğra burnu mâbeyni gûyâ bir boğazdır. İslâmbol tarafı ve Tarabozan tarafı yine vâsi‘ deryâlardır. {Sinop İslâmbol'a beş yüz mildir}. Ve bu kal‘a-i Sinop, şehr-i Samsun'un garb tarafındadır. Sinop ile Samsun'un arası dört merhale yerdir. Ve kal‘ası bir püşte-i âlî üzre üç kat Şeddâdî rıhtım Kayser-ı Rûm oğlu Sinopa nâm kralın binâsıdır. Ammâ gâyet sedd-i metîn kal‘a-i sengîndir. Dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cümle (---) kulle ve altı bin altı yüz bedendir ve cümle (---) kapudur. Evvelâ Kum kapusu ve Meydân kapusu ve Tershâne kapusu ve Yenicekapu ve Tabahâne kapusu ve İçhisarın Lonca kapusu cihânnümâdır. Ve Uğrunkapu ve aşağı kal‘ada Deniz kapusu. Bu merkûm kapuların cümlesi ikişer kanatlı demir kapulardır kim her biri birer bâb-ı Kahkaha'dır ve bu kal‘a bir düz yirde vâkı‘ olup iki cânibin deryâ döğer ve bu kal‘anın eşkâli şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki olmuşdur. Ammâ Bozdepe dağından nazar etsen gemi alboratası kesiminde üç kat bir gûne kal‘a-i metîndir. Dizdârı kal‘anın top menzilinden ba‘îd giderse şehirlilerin ellerinde olan hatt-ı şerîfleri mûcebince dizdârı katl etmeğe me’mûrlardır. Ol havfden fakîr-İ dizdâr bir top menzilinden ba‘îd gitmeğe kâdir değildir. Cümle altı yüz müsellah ve şecî‘ ve bahâdır neferâtları vardır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında bu kal‘ayı Kazak-ı Ak ale'l-gafle bir şeb-i muzlimde nerdübânlar ile serîka edüp Vezîria‘zâm Nasıf Paşa bu Sinop kal‘asın küffâr alduğun Ahmed Hân'a i‘lâm etmeyüp ketm etdiğiyçün katl olundu. Ba‘dehû bu kal‘ayı küffârdan halâs edüp elli kul dahi aşağı kal‘aya koyup bin kantar barud-ı siyâh ve sagîr ü kebîr bin pâre top koyup cümle âlât-ı cebehânesi ve gûnâ-gûn âlât-ı silâh-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdiler. Ol asrdan berü her şeb ikişer yüz âdem bölükbaşıları ve çavuşlarıyla tâ sabâha dek dîdebân ve nigehbân ve gafîrlik edüp ba‘de't-tabl ve nefîr nevbetciler feryâd ederler. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246a ·
metinde göster ·
… çîn ve gül-i nesrîn nakışları ile müzeyyendir. Hulâsa-i kelâm cemî‘î seyyâhân-ı
berr
u bihâr ve üstâdân-ı hezâr-kâr-ı zevi'l-iktidâr olanlar bu minber-i ibret-nümûn …
Evsâf-ı minber-i Câmi‘-i Sinop: Eyle bir musanna‘ mermer-i ibret-nümâdır kim sitâyişinde kerrûbiyânlar dahi âcizlerdir. Lâkin alâ-kadri't-tâka bu hakîr-i pür-taksîr deryâda katre [ve] güneşde zerre kadar tavsîf edelim. Evvelâ üstâd-ı kâmil-i kudemâ bu minberi altı kıt‘a mermer-i hâmdan inşa edüp her pâresin birbirine eyle mümtezic etmiş kim ne kadar kuvvet-i basara mâlik olan Cemşîd-i hezârfen kimesneler im‘ân-ı nazar ile bu minbere nazar etseler her kıt‘a taşın birbirine imtizâcı yerin fark edemezler. Gûyâ yekpâre bir minber-i ra‘nâdır. Cenâb-ı İzzet rûy-ı arzda ne kadar nebâtât [u] şükûfe ve ezhârât halk etmişse üstad-ı mermer-bür nakkâş yed-i tûlâsın ayân edüp bu minberde icrâ etmişdir kim diyâr-ı İslâm'da bir minber buna mu‘âdil değildir. Meğer Bursa'da Ulu Câmi‘ minberi ola. Ammâ bu minberin tarz [u] tarhı rub‘-ı meskûnda yokdur. Zîrâ bunda olan üç kat biri biri altında islimî ve rûmiler ve dal kırma [ve] zülf-i nigâr ve nilüfer-i çîn ve gül-i nesrîn nakışları ile müzeyyendir. Hulâsa-i kelâm cemî‘î seyyâhân-ı berr u bihâr ve üstâdân-ı hezâr-kâr-ı zevi'l-iktidâr olanlar bu minber-i ibret-nümûnu görüp engüşt ber-dehen edüp "Bu makdur-ı beşer kârından değildir. Ancak bir kibâr-ı evliyâullahın ızhâr-ı kerâmetidir" derler. Tâ bu mertebe sihr-i i‘câz bir minber-i bî-misâldir. Bu câmi‘-i zîbâ kal‘a varoşunda olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlik ma‘bedgâh-ı kadîm müstecâbü'd-da‘ve yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246b ·
metinde göster ·
… âdan on üç {sene mukaddem Sultan} Ebü'l-Feth Mehemmed Hân deryâ-misâl asker ile
berren
ve bahren Tarabzen üzre çöküp hâh [u] nâ-hâh yetmiş günde Rûm keferesi destinde …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Azerbaycân sâhibi Sultân Hasan, dest-i Ceneviz'den feth edüp ismine Tarab-zen dediler. Zirâ içinde hâkimi, ehl-i zevk bir krala avret olmağıla Tarab-zen dediler. Ba‘dehu Timur hâdisesinde Sultân Hasan, Mâverâu‘n-nehr'e Timur Hân istikbâline müteveccih oldukda küffâr hâksâr-ı dûzah-karâr olıcak İslâmbol Tek[f]uru Rûm Kostantin fırsat bulup istîlâ etdiler. Ba‘dehu sene 878 târîhinde Ebü'l-Feth Sultân Mehemmed {İbtidâ deryâdan Tarabefzûn'u feth etdi kim (...)(...)(6 sene sonra Uzun Hasan)(...)} Mehemmed {Hân İslâmbol'dan donanma-yı hümâyûn ile kal‘a-i Tarabefzûn'a gelüp andan deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile Canha yollarından} Uzun Hasan ile Tercan sahrâsında ceng-i azîm edüp Sultân Hasan'ın kırk bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp Sultân Hasan münhezimen kal‘a-i Azerbaycân'a firâr edüp ol feth-i fütûha "Butlânu keydü'l-hâyinîn" târîh olmuşdur sene 878. Diğer târîh Arapça{âyet-i şerîfi târîhdir} sene 878. Sultân Murâd-ı Evvel'in Kosova cenginden sonra Ebü'l-Feth'in bu gazâsı gibi Âl-i Osmân'da bir gazâ-yı ekber olmamışdır. Bu gazâdan on üç {sene mukaddem Sultan} Ebü'l-Feth Mehemmed Hân deryâ-misâl asker ile berren ve bahren Tarabzen üzre çöküp hâh [u] nâ-hâh yetmiş günde Rûm keferesi destinden sene 865 târîhinde feth edüp âb [u] hevâsının letâfetinden hazz edüp bu şehrin ismine Tarabefzûn dediler. Hakkâ ki ayş u ışret yeridir. Bir ismi dahı şehr-i Bâtum'dur ve bir ismi şehr-i Lezgi'dir ve bir ismi Tarabzen'dir. Galat-ı meşhûru Tırabzen'dir. Ba‘zılar Tarab-efsûn derler ve niçeler Tarabozan derler ammâ lüğat-i sahîhi Tarabefzûn'dur. Ba‘de'l-feth Mehemmed Hân taht edinüp sikke kesüp hutbe tilâvet edüp üç sene bu şehrde sâkin olup cânib-i şimâlinde olan Gürcîstân Mikrilistân ve Abazistân'ı bi'l-cümle mutî‘ [ve] münkâd edüp Şehzâde Bâyezîd Hân'ı hâkim edüp bi'z-zât kendüleri taht-ı sâlisi olan İslâmbol'a gitdiler. Ba‘dehu Bâyezîd-i Velî müstakil pâdişâh olup oğlu Selîm'i bu Tarabefzûn'a hâkim edüp Selîm Hân iki kerre bu şehirden karşu Kırım'a geçüp Tatar askeriyle babası üzre hurûc edüp bir kerre Varna altında ceng edüp münhezim oldu. Bir kerre yine Edirne kurbunda cidâl edüp münhezim olup Varna'dan gemiyle Tarabefzûn'a geçüp oğlu Süleymânı kâ’im-makâm edüp kendüsi tebdîl-i câme diyâr-ı Acem'e varup Şâh İsmâ‘îl ile şatranç oynayup andan me’zun olup Bağdâd'a, andan İmâm-ı Alî'ye, andan huccâc-ı Acem ile Mekke'ye, andan Medîne'ye, andan Mısır'a gelüp Ebu's-su‘ûd Cârihî ve Hazret-i Merzûk Kifâfî ile müşerref olup "Yâ Selîm, rûh 249a ile'r-Rûm, ile'l-Acem tecî ale'l-Mısr" buyurduklarında du‘â-yı hayrlarıyla şeref-yâb olup tebdîl-i câme Mısır'ın cümle ahvâlinin Gavri ile gavrine irüp andan yine üçüncü senede Tarabefzûn'a gelüp Âsitâne-i sa‘âdet yeniçerisiyle yek-dil [ve] yek-cihet olup yine Tarab-efzûn'dan deryâ-misâl Tatar askeriyle Menkli Girây Hân bile gelüp Çorlu sahrâsında pederi Bâyezîd Hân ile ceng edüp hâh u hâh cümle asker bî‘at edüp babasını Dimedoka'ya nefy edüp Havsa nâm kasabada babası Bâyezîd Hân merhûm olup Selîm-i Evvel müstakil pâdişâh olup ibtidâ Acem'de Şâh İsmâ‘îl ile gazâ-yı Çaldır meşhûr-ı âfâkdır. Andan gazâ-yı Mısır fethi başka tevârîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 248b–249a ·
metinde göster ·
… du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı
berr
u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gi …
Bu şehrin halkı kadîm eyyâmdan yedi fırkadır. Bir fırkası a‘yân-ı kibâr beğ ve beğzâdeler ve ehl-i hizmet avân tâ’ifesidir kim semmûr kürkler ile libâs-ı fâhirelere müstağrak paşazâdelerdir. Ve bir zümresi ulemâ ve sulahâ ve meşâyih-i kirâm hâl sâhibi kimesnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı berr u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve dolama ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurlar. Cümlesi çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyüp kâr [u] kesb ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka dolama ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ticâret edüp kâr ederler. Altıncı fırkası bâğbân ve bâğçevândır. Zirâ bu şehrin Bozdepe dağları bâğlardır kim sicillâtda mestûr olduğu üzre cümle otuz bir bin bâğ u bâğçedir. Birer bâğbândan otuz bir bin âdem add olunmuşdur. Ammâ ba‘zı bâğçede iki üç gılmân [u] huddâm vardır. Yedinci fırkası niçe bin âdem sayyâd-ı mâhîdir. Zîrâ bu kavm balığı gâyet pek severler. Niçe bin gûne ehl-i şuğl âdemleri vardır. Ammâ tahrîri mümkün değildir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
Ol sene yüz elli pâre şayka ile Bahr-i siyâhda şinâverlik edüp tüccâr-ı
berr
[u] bihâr keştîlerin alup ve Karadeniz'in cânib-i edvârında olan kurâ ve kasabâ …
Ol sene yüz elli pâre şayka ile Bahr-i siyâhda şinâverlik edüp tüccâr-ı berr [u] bihâr keştîlerin alup ve Karadeniz'in cânib-i edvârında olan kurâ ve kasabâtlar ve büleyde ve kılâ‘ları nehb ü gâret edüp niçe bin ümmet-i Muhammed'i esîr-i bend-i hicrân etdüğü der-i devlet-masîra mün‘akis olup cemî‘î Rûmeli eyâletlerine maslahat-güzâr kapucubaşılar ta‘yîn olunup hatt-ı şerîfler gidüp ibtidâ Özi eyâletine mutasarrıf Koca Gürcî Ken‘an Paşa ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olan (---) Paşa dahi yigirmi sekiz livâ beğleriyle ve kırk bin Bucak Tatarı ve kırk bin Eflak ve Boğdan keferesi cündi ve yigirmi bin Erdel kralı ceyşi ve seksen bin Tatar-ı sabâ-reftâr [u] adüv-şikâr askeriyle mezkûr ü merkûm asâkir-i deryâ-misâl kal‘a-i Azağ'ı ihâta edüp muhâsara etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b ·
metinde göster ·
… donanma-yı hümâyûna vâsıl olup cümle eyâlet askerlerine izn-i serdâr olup kimi
berren
ve kimi bahren ve kimi Deşt-i Kıpçak'dan altı gün ve altı gicede nehr-i Kuban'a …
Anlar kal‘a içine girüp "Türk der kim bizim murâdımız kal‘a olaydı bir ayda alırdık. Ancak Moskov kralına haddin bildirüp bu kadar ilin vilâyetin nehb u gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle esîr almak murâdımız idi" deyü firâr eden küffârlar kal‘ada olan fecerelere böyle haber verdiler. Hikmet-i Hudâ âsitâneye ulaklar gitdiği gice bir kuru sovuk oldu kim cümle asker-i İslâm ka‘r-ı zemîne gireyazdılar. Andan müşâhade eylediler kim Deşt-i Kıpçak-ı bî-emân ve Karadeniz-i bî-îmânda emn [u] emân yokdur. Âhir cümle asker kal‘a fethinden me’yûs olup mâh-ı (---) günü cümle hâs u âvâmın re’yiyle kal‘adan ferâgat edüp meymene ve meysere cümle mühimmâtları keştîlere koyup ve cemî’î mühimmât [u] levâzımâtları yerli yerine yerleşdirüp nefîr-i irtihâller çalınup "Emr Hudâ'nındır; takdîr-i İlâh böyle imiş" deyü taht-ı kal‘adan bî-feth avdet edüp Balısıra nâm mahalde donanma-yı hümâyûna vâsıl olup cümle eyâlet askerlerine izn-i serdâr olup kimi berren ve kimi bahren ve kimi Deşt-i Kıpçak'dan altı gün ve altı gicede nehr-i Kuban'a, andan Vilâyet-i Çerkez'e, andan Cezîre-i {Taman'a, andan Cezîre-i} Kırım'a dâhil oldular. Kimisi Heyhât sahrâsının şimâl tarafından Çerkes vatanına revâne oldular. Donanma-yı hümâyûn dahi Âsitâne-i sa‘âdet tarafına revâne olmağa lengerlerin deryâdan alacak mahalde Serdâr Hüseyin Paşa'dan bu hakîr me‘zûn olup Kırım Hânıyla diyâr-ı Kırım'a müteveccih olup donanma-yı İslâm mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânlar açup Azak deryâsına gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… in yine Azak üzre gelmesin istimâ‘ edüp ve Âl-i Osmân'ın donanma-yı hümâyûnuyla
berren
ve bahren sene-i sâbıkdan ziyâde deryâ-misâl askerlerin belağan-mâ-belağ mühimm …
(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)263b Küffâr-ı dûzah-makarr, Kal‘a-i Azak'da deryâ-misâl Kırım askerinin yine Azak üzre gelmesin istimâ‘ edüp ve Âl-i Osmân'ın donanma-yı hümâyûnuyla berren ve bahren sene-i sâbıkdan ziyâde deryâ-misâl askerlerin belağan-mâ-belağ mühimmât-ı elzem [ü] levâzımât ve niçe bin lâğımcılar ve beldârân ve teberdârân ve kûh-kenler ile geleceklerin istimâ‘ edüp derûn-ı kal‘ada mütahassın olan küffâr-ı menhûs-ı sakar-makarr bir yire gelüp meşveret-i bî-meâl edüp netîce-i kelâmları bu olur kim :
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263a–263b ·
metinde göster ·
[u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı …
Seyyâhân-ı berr [u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı olup temâşâ etdiğimiz hesâbı üzre bu boğazdan Karadeniz'in tûlu Anadolu cânibine şimâle gidüp Tarabefzûn önünden geçüp tâ Faşa Çayı boğazına varınca bin beş yüz mildir. Ve yine Boğazdan Abaza memleketi bin yedi yüz mildir. Ve yine Boğazdan tâ Azak Kal‘ası bucağına varınca iki bin tûlî bir Karadeniz'dir. Anadolu ve Rûmeli cânibinde bu Karadeniz'e bin yedi yüz sağîr ü kebîr nehr-i azîm mahlût olur. Cümlesinden ulu nehr-i azîm Rûmeli'nde nehr-i Tuna'dır kim ana da yedi yüz nehr-i azîm munsab olmağıla bahr-i azîm olup Bahr-i siyâha Kili Kal‘ası önünde ve Tulça Kal‘ası dibinde ve Soluna Boğazı'nda ve Karaharman Boğazı'nda ve Hızır-İlyâs Boğazı'nda, bu beş yerde Karadeniz'e karışır. Bu nehirden küçük Tarabefzûn kurbunda nehr-i Faşa ve nehr-i Çoruğ ve Taman Kal‘ası kurbunda nehr-i Kuban, andan küçük nehr-i Tün Azak dibinde ve nehr-i Özü, andan nehr-i Turla, andan küçük Anadolu cânibinde Bafra kurbunda Kızılırmak ve nehr-i Çehârşenbe ve nehr-i Sakarya. Bu zikr olunanlar deryâ-misâl nehr-i azîmlerdir. Bunlardan mâ‘adâ bin altı yüz seksen nehirler, geçit vermez azîm sular mahlût olur, böyle bir Bahr-i siyâhdır. Ve yine İslâmbol Boğazı'ndan Kefe'ye (---) mildir. Ve Balıklağa (---) mildir. Ve Akkirmân (---) mildir. Ve Varna kal‘ası (---) mildir. Ve Keliğra kayası burnundan karşu Anadolu tarafında Sinop kal‘ası burnu (---) mildir. Ve yine Boğazdan Amasra (---) mildir. Ve Ereğli (---) mildir. Ve Karadeniz'in dâiren-mâdâr cânib-i etrâfı Azak deniziyle bile cümle altı bin altmış mil ihâta eder. Ve karadan devr olunsa konak hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli konak ve beş aylık yoldur. Her konağı on ikişer sâ‘at olmak üzre Karadeniz beş ayda devr olunur. Böyle bir bahr-i azîmdir. Bu hakîr-i pür-taksîr Karadeniz'in dâiren-mâdârın seyâhat edüp bin elli (---) Şa‘bânü'l-mu‘azzamının evvelki gün Karadeniz Boğazı'ndan sıhhat u selâmetle İslâmbol'a dâhil olup hemân ol sâ‘at Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerine varup âsitâne-i sa‘âdetine yüz sürüp rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp râh-ı Hakka bir kurbân edüp andan peder ü mâderimize gelüp buluşdukda hakîri bağırlarına basdılar. Andan hakîr bir dahi Karadeniz'e gemiyle çıkmağa tevbe-i nasûh etdim. Hak Te‘âlâ cemî‘î ümmet-i Muhammed'i şerrinden emîn eyleye. Âmîn, yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268a ·
metinde göster ·
… müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayrenin umkı yigirmi kulaçdır. Ve gâyet sâf ve
berrâk
âb-ı revândır. Sâhilinde olan ahâlî-i kurâ nisvânları esbâb gasl etdüklerinde a …
Der-sitâyiş-i buhayre-i Sabanca: Devri yigirmi mil ihâta eder. Cânib-i erba‘asında kasaba-misâl yetmiş altı pâre kurâları vardır. Cümle halkı bu halîcin âbından nûş etmeğile reng-i rûları humret üzredir. Ve mahsûlleri gâyet çokdur, ammâ bâğları yokdur, lâkin bâğçeleri çokdur. Ve bu gölün kenarında kavun ve karpuz olur kim ikisin bir hımâr ancak götürür. Lezîz zerdesi olur kavunları vardır. Ve bu buhayre içre yetmiş seksen pâre kayıklar ve çırnıklar vardır. Köyden köye âdemler ve kerâste ve sâ’ir eşyâlar götürürler ve yetmiş seksen 277b gûne balıkların sayd edüp kâr ederler. Mâhîlerinde alabalığı ve sazanı ve turna balığı ve livne balığının ta‘amı misk [u] anber hamıyla pişmiş gibi lezzeti olur ve gâyet müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayrenin umkı yigirmi kulaçdır. Ve gâyet sâf ve berrâk âb-ı revândır. Sâhilinde olan ahâlî-i kurâ nisvânları esbâb gasl etdüklerinde aslâ sabun sürmeyüp üçer kerre yıkasalar pâk ve beyâz dülbend gibi olur. Mezkûr somunu dahi bu su ile yoğurup ekmek etdüklerinden pembe-misâl ekmeği olur. Ve bu halîcin cânib-i şarkîsinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277a–277b ·
metinde göster ·
… âvidân bulur. Ol diyârda ana senek ve boduç derler. Ve halkı ekseriyyâ tüccâr-ı
berr
u bihârdır. Ve dağlarında çam ağaçları olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı çam tahtası …
Me’kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından kirazı ve âb-ı hayât suları ve kutu bozası ve çam ve ardıç bardakları olur kim andan su içen hayât-ı câvidân bulur. Ol diyârda ana senek ve boduç derler. Ve halkı ekseriyyâ tüccâr-ı berr u bihârdır. Ve dağlarında çam ağaçları olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı çam tahtası ve çam direği yiyüp kifâflanırlar. Bolu tahtası İslâmbol'da memdûh u makbûldür. Bu şehrin cânib-i garbında iki konak yerde leb-i deryâda Akçaşar iskelesidir. Ve Ereğli İskelesi ve Bartın ve Hisârönü iskelesi Bolu sancağıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 278a ·
metinde göster ·
… ahi ana rağmen Rûm keferesi destinden Tarabefzûn kal‘asın alup andan donanma ve
berr
u bahrdan deryâ-misâl asker çeküp Uzun Hasan'ı iki kerre yüz bin asker ile Terc …
Vilâyet-i eyâlet-i Erzenu'r-rûm ya‘nî Erzurûm: Ba‘zıları "Ere zulüm" demişler. Azerbaycân hâkinde Ermen vilâyetlerindendir. Ba‘zı tevârîhde Nûşirevân binâsıdır, demiş. Amma sahîhi Akçakoyunlu pâdişâhlarından Erzen Bây ibn Soknar b. Gündüz Bây binâsıdır kim ecdâdları Mâhân diyârından gelüp Van deryâsı kenarında Ahlat kal‘asın binâ edüp anda sâkin oldular. Hâlâ bu Erzen Bây'ın cümle ecdâdları Ahlat'da medfûndurlar kim Âl-i Osmân'ın ecdâd-ı ızâmı Ertuğrul ve Süleymân Şâh bu Ahlat'daki pâdişâhlar nesillerindendir. Ba‘dehû bu Erzurûm, Azerbaycân pâdişâhı Uzun Hasan eline girip dahi metânet üzre eyâlet-i Erzurûm'da Hasankal‘asın binâ edüp Ebü'l-feth'in İslâmbol'u feth etdüğüne hased edüp Âl-i Osmân'ın ba‘zı hudûdlarına vaz‘-ı yed edüp sulha mugâyir işler etmeğe başladı. Ebü'l-feth dahi ana rağmen Rûm keferesi destinden Tarabefzûn kal‘asın alup andan donanma ve berr u bahrdan deryâ-misâl asker çeküp Uzun Hasan'ı iki kerre yüz bin asker ile Tercan Sahrâsı'nda bozduğuna
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b ·
metinde göster ·
… esîrden garîb câmi‘ler vardır kim gûyâ her biri birer cennet-i firdevs-i huld-ı
berrîndir
.
Ebyâtı mazmûnunca hemîşe hâl-i dünyâ gâh imâr ve gâh harâb olmadadır kim Arapça nassına mazhar olmuşdur. Ammâ Murâd-ı Râbi‘ harâbından sonra imârı cümle on bin iki yüz toprak örtülü hânedân-ı azîmler ile ârâste ve yetmiş aded cevâmi‘ ibâdethâne ile pîrâste ve kırk mesâcid ve yigirmi hân-ı sarây-ı mihmân ve yedi hammâm-ı dilsitân ve bin mikdâr esvâk-ı dükkân ile tezyîn olmada bir şehr-i müzeyyendir. İmârâtının ekseri hayr ve ecr ile mebnîdir. Dördüncü iklîm-i hakîkîde ve on sekizinci iklîm-i örfiyye vasatında olmak ile âb [u] hevâsı sehl şiddet üzre halk olunup bâğı ve bâğçesi azacık olmağıla eşcâr-ı müsmirrâtı dahi kalîldir. Ammâ mahsûlât [u] menbûtâtının memdûhâtından yedi elvân pembesi olur. Meselâ pembe-i zâgî ve monlâyî ve za‘afrânî ve la‘lî ve hâs ve beyâz pembesi ve galle ve hıntası memdûh-ı âlemdir. Ve ehl-i sanâyi‘den her esnâfı mevcûddur, ammâ kalemkârî Behrâmpûrı ve destehân çitleri meşhûr-ı cihân-ı nakş-vândır. Ve cümle sahrâsı vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-iş‘ârdır kim dörd vukıyye kara arpasın bir at yise kifâyet eder. Ol mertebe yağlı arpası ve besâtînlerinde mahzen-i mâ kavunu ve karpuzu olur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin reng-i rûyları ebyazu'l-levndir. Merdânesi zurzuvileli tâc üzre serbend sarup kalemkârî peşk-püş câme giyerler. Ve ayaklarına elvân keçe çakşır ve yeşil ve kırmızı ve nârencî ve turuncî pây-pûş giyerler. Zenâneleri sivri takye giyüp üzerlerine beyâz [câr-ı] ızâr bürünüp pâylarına elvân çizme giyerler. Mahbûbları gûnâ-gûn kebûtî kürkden börk-i Isfahânî giyüp Mirzâ-yı dilâr-emsâl hırâmânî-reftar ve zerafet ve nezaket üzre güftâr edüp halka hüsn-i ülfet ederler. Lâkin mahbûblarına rağbetleri yokdur. İbtizâle düşmüş bir alay zen-dost arasında kalmış mahbûbânlar ve civânânlardır. Ve cümle halkı Şâfi‘îlerdir, ammâ kızıl kızılbaşlardır. "Şâfi‘î mezhebindeniz" deyü da‘vâ-yı merd ederler. Ammâ kizb edüp mezheb-i Ca‘feriyye'de bir alay Hâmisîlerdir. Ammâ ezân kırâ’at olanda evkât-ı hamselerine müdâvemetleri var, ammâ cemâ‘atle aslâ namâz kılmazlar. Cemâ‘at-i kesîrden garîb câmi‘ler vardır kim gûyâ her biri birer cennet-i firdevs-i huld-ı berrîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a ·
metinde göster ·
… ri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı
berr
u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışre …
Ve mihmânhânemize karîb Zâl Paşa hammâmı, bu dahi vâcibü's-seyr havâsı ve binâsı hûb, dellâkleri mahbûb ve gayrı huddâmları mergûb hammâm-ı ferah-cândır. Bunun dahi cümle der-i dîvârı Kâşî, fağfûr-i Çîndir. Ve ferşi serâpâ sâfî yeşim ve yerekânî ve balgamî ve mermer-i somâkî ile döşenmiş bir hammâm-ı münevverdir kim cemî‘î camları billûr ve necef ve morandır. Ve kubbe-i âlîsinin ortasında aşren-fe-‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik ederler. Bu havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handân döküp gûyâ cümle dilberân gülâb içinde şinâverlik edüp beyâz vücûdlarına gül yaprakları yapışup sîmîn tenleri gül gül olup gül ruhları âlu'l-âl, gülfâm lebleri la‘l-i Bedehşân-misâl olur. Ve cemî‘î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî perendeler atup şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların setr eder bir alay mahbûbândır. Hulâsa-i kelâm bu hammâm-ı hoş-hevâ ve hoş-binânın midhatinde ve hüsn-i letâfet ve nezâfet ciheti ta‘rîf ve tavsîfinde Hassân u Selmân dahi âcizdir, değil ki bu hakîr Evliyâ-yı âciz, acz u taksîriyle medh etmek ne mümkündür. Ve esvâk-ı şâhî içre ankâ hâcegiyân ve mün‘im sevdâgerânlar vardır kim her biri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı berr u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir kim rûz-merre birer bâğda ıyş [u] ışret ederler. Hattâ Nahşivân Hânı Rızâeddîn Hân bize istikbâle çıkdıkda elçisiyle hakîri doğru bir bâğa götürüp nâme ve muhabbetnâmeler bâğda kırâ’at olunup cümle a‘yân-ı kibâr-ı Nahşivân anda hâzır olup bir ziyâfet-i uzmâ ve bir meclis-i sâz u söz-i hânendegân u mutrıbân sohbeti olmuşdur kim gûyâ meclis-i Hüseyn-i Ba[y]kara oldu. Meğer Hân-ı âlî-şân, sâhib-i tab‘, hoş-sohbet cân imiş. Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî'nin hazînedârbaşılığından hân olmuş Gürcî-peçe Aristo-fikr kimesnedir. İsmine Devlet Mirza Hân nâm vermişler, bir nâmdâr er idi. Bu bâğda ba‘de'z-ziyâfe ibtidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya ve hakîre birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp kendi elçisine dahi hil‘at-i fâhire giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u] ilm ve dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmiş nedîm-i şehriyârîlerdir. Bu şehrin re‘âyâ vü berâyâsı lisân-ı Dihkan'ı kelimât ederler, ammâ ârif şâ‘irleri ve nedîm ve zarîfleri, zarâfet ve nezâketle lisân-ı Pehlevî ve lisân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir kim böyle kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pârisî ve lisân-ı Gâzî ve lisân-ı Pehlevî kelimât etdikleri dahi mahalliyle terkîm olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a–295b ·
metinde göster ·
… Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Dâdyân'da mühendisân [u] mi‘mârân ve
berr
[u] bihâr seyyâhân çeşm-i ibretler ile böyle bir ibret-nümâ-yı âlî binâ görmüş …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Hazret-i Muhammed Şâm-ı Gazan: Zamân-ı kadîmde Âl-i Cengiziyân asrında bu mahal bâğ-ı İrem olup Şâm-ı cennet-meşâm gibi olup ve Şâm tarafı olmağıla bu mahalle Şâm derler imiş. Sene 694 târîhinde Muhammed Şâm-ı Gazan bu mahalde bir kal‘a-i metîn ve hısn-ı hasîn inşâ edüp ismine Şâm-ı Gazan dediler ve on bin ma‘dûd re‘âyâ vü berâyâyı tekâlif-i örfiyyeden mu‘âf ve müsellem 304a edüp bu kal‘ada iskân etdirdi. Ba‘dehû kendüye bu türbe-i pür-envârı inşâ etdirüp Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Dâdyân'da mühendisân [u] mi‘mârân ve berr [u] bihâr seyyâhân çeşm-i ibretler ile böyle bir ibret-nümâ-yı âlî binâ görmüş değildir. Hâlâ İslâmbol'da Galata kullesi-misâl eflâke ser çekmiş bir burc-ı Kahkahâ'dır, ammâ hakîr gördükde kapusu tarafının bir cânibi zelzeleden münhedim olup cümle seng-i cibzi pâymâl-ı rimâl olup yatardı. Vâcibü's-seyr bir binâ-yı azîm ve ziyâret-i kadîmdir. Hamd-i Hudâ, Hân ile girüp ziyâret edüp rûh-ı şerîfiyçün bir Fâtîha-i şerîf tilâvet etdik. Kabr-i münevveresinin mermer sandûkasında böyle tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 303b–304a ·
metinde göster ·
… ır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı
berr
[u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şa …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… b-i muzlimde ve gayr-ı mâhtâbda neft yağıyla kal‘ayı çerâğân ederler. Zîrâ eğer
berren
ve eğer bahren on üç kavm-i adüvv-i cânîsi vardır. Evvelâ deryâda Moskov Kazağı …
Ecrâm-ı kal‘a-i Bâb-ı hadîd: Sebeb-i tesmiyesi oldur kim bânî-i evveli olan İskender-i Zülkarneyn bu sedde bir demir kapu inşâ edüp nigehbânlar komuş idi. Tâ Enûşirvân asrına gelince ol bâb, hadîd olmağıla Demirkapu nâmıyla müsemmâ bir kal‘a-i üstüvârdır. Ba‘dehû bânî-i sânisî Enûşirvân'dır. Ba‘dehû bânî-i sâlisi Yezdcird Şâh'dır. Bânî-i râbi‘-i Şâh İsmâ‘îl'dir. Bânî-i hâmisi Özdemirzâde Osmân Paşa'dır kim ilâ yevminâ-hâzâ sedd-i Kahkahâ bir kal‘a-i metîndir. Kûh-ı Argın ve kûh-ı Düneb dâmenlerine vâki‘ olmuşdur. Bir cânib-i garba Bahr-i Haraz kenarına vâki‘ olup cümle esâs dîvârını talattum-ı deryâ döğer. Bu dîvârları Yezdcird Şâh'dan sonra Haraz Şâh binâ etdüğün leb-i deryâda İskele kapusu üzre Fârisî ebyât ile târîhi tahrîr olunmuşdur. Ve yine bu deryâ cânibinde İskender'in binâ etdüğü sedd-i hâytlar deryâda müstağrak olduğu nümâyândır. Ammâ arîz [u] azîm, dîvâr-ı kadîm imiş. Mülûk murâd edinse ol dîvârdan kal‘aya gelince liman olmak mümkün idi. Hâlâ burc [u] bârûları bahr içre âşikâredir. Bu deryâ tarafı dîvârı kûh-ı bâlâya varınca tûlu bir ok menzili deryâ kenarıdır ve deryâdan yine kal‘a ensesindeki kûha 317a varınca kal‘anın arzı bir puta oku menzilidir. Bu kal‘a ilm-i hendese üzre bir püşte-i âlîde şekl-i muhammes binâ olunmuşdur kim bu hakîrin, gerçi dahi kesret-i seyâhati yokdur ammâ bu tarh [u] tarz üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ve havâleden emîn kal‘a görmedim ve üstâd-ı mühendis [ve] bennâ-yı âkıbet-endîş bu kal‘ayı üç bölük inşâ etmiş ve cümle üç aded metîn ve kavî üç kat hakkâ ki demir kapulardır. Kal‘anın bir bölüğü şark cânibine, safh-ı cebele hâ’ildir. İkinci kapu şehr içine meftûhdur. Ve cânib-i kûh-ı Argın'a hâ’il olan dîvârda iki kapu vardır ve aşağı şehre mekşûf iki bâb-ı kavî dahi vardır. Biri Müskür kapusudur kim cânib-i şarkda nâhiye-i Müskür'e mekşûf olduğiyçün Bâb-ı Müskür derler. Bundan hurûc edenler at arabalarıyla üç günde kal‘a-i Şemahı'ya ererler. Ve bir kapu dahi cânib-i cenûba, Deşt-i Kıpçağ'a ve Kırım ve Çerkezistân'a Dağıstân'a gider. Dağıstân'a at arabası işlemez amma Moskov'un Türk kal‘asına ve vilâyet-i Kazan'a ve Deşt-i Kıpçağ'a cümle at arabaları işler. Ve bu kal‘anın üçüncü bölüğü cânib-i bahre düşmüşdür. İçinde ol kadar âbâdân yokdur. Henüz Karçığa Hân kal‘a müstahfızânları ve dizçökenler içün hâneler binâ ederdi ve Gîlân ve Bakü tarafından gelen tüccâr-ı sevdâgerlerin at arabaları bu hisâriçe bölüğünde mâl-â-mâl olup durur. Zîrâ bu diyârda taş ve sarp râh [u] güzergâh olmamağile cümle at arabaları işler. Ve deryâdan niçe bin keştîler işler. Anınçün ganîmetdâr diyâr bir kal‘a-i üstüvârdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın dâiren-mâdârında ve enderûn [u] bîrûnında cümle (---) aded kapulardır. Ve kal‘anın şekl-i murabba‘ı dâiren-mâdâr on bir bin altmış adımdır. Ve yetmiş kulle-i azîmlerdir kim her birinde gurebân [u] mücerredân içün birer medrese ve birer mescid mukarrerdir. Talebelerine Bakü kal‘asından çerâğ içün siyâh neft ta‘ayyün edüp rûz [u] şeb matbah-ı Keykâvûs'dan çobra-i gendümlerin suhte ve atlara merreteyn bezl-i it‘âm ederler. Bir nezâketle ulemâya kal‘ayı hıfz [u] hırâset etdirirler. Ve bu mezkûr yetmiş kulleden mâ‘adâ kal‘anın etrâfında cümle yedi bin altmış dendân-ı bedendir. Her şeb-i muzlimde ve gayr-ı mâhtâbda neft yağıyla kal‘ayı çerâğân ederler. Zîrâ eğer berren ve eğer bahren on üç kavm-i adüvv-i cânîsi vardır. Evvelâ deryâda Moskov Kazağı kâfiri gemilerle her bâr gelüp taşra nevâhîleri gâret eder. Ammâ zeyl-i hisâra gelemez. Leb-i deryâda yetmiş pâre balyemez topları vardır. Cümlesi Âl-i Osmân toplarıdır kim, mücellâ ve musaykalı şa‘şa‘asından âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve bir hasm-ı kavîsi cânib-i garbîsinde Âl-i Osmân ve Tatar-ı Kırım ve Kalmahdır. Ve cânib-i cenûbunda Çerâkise kavmidir. Ve kıble cânibinde adüvv-i ekberi Dağıstân'ın Kumuk kavmidir. dahi cânib-i şarkîsine meyyâl düşmanı Tomris Hân ülkesi Gürcîstânıdır. Ol ecilden her şeb suhtevât ve dizçöken nökerât ve neferât ve çıplaklar burc [u] bârûlar üzre "Hudâ hûb" deyü feryâd edüp keşik beklerler. Ve cümle düşmanlarının havf [u] haşyetinden kal‘aya hâ’il bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden kûh-ı Düneb nâmıyla bir cebel-i âlî vardır, çengelistân ve hıyâbândır, anda şeb [u] rûz elli nefer nigehbân-ı tülüngiyân âmâde durup bu kal‘a üzre bir tarafdan bir yâğı ve bâğî ve zâğî urguncu asker zâhir ü bâhir olsa hemân ol kûhda yığılmış hizemlere âteş urup ahâlî-i kal‘ayı âgâh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316b–317a ·
metinde göster ·
… kim nehr-i Çoruğ,, cûy-ı rûh'dan galatdır. Ya‘nî rûh ırmağı demekle meşhûr bir
berrâk
u sâf ve billûr-misâl bir nehr-i zülâldir.
Evsâf-ı nehr-i Çoruğ: 328a Eyâlet-i Erzurûm'da (---) dağlarından tulû‘ edüp niçe büleydelere ve kasabâtların mezârı‘ların rey ederek inüp bu şehr-i Bâyburd içre aşağı şehrden kal‘a altına doğru cereyân edüp bu nehrin iki cânibi kat-ender-kat ma‘mûr [u] âbâdân şâh-nişînler ve müzeyyen kârgîr binâ sarây-ı âlîler ve gûnâ-gûn maksûreler ile ârâste ve câ-be-câ gül ü gülistânlı hadîkalar ile pîrâste olmış hânedânları vardır. Herkes kâh-ı Havernaklarında oturup nehr-i Çoruğ'da şinâverlik eden alabalıkları sayd [u] şikâr edüp tenâvül ederler bir âb-ı hayât nehr-i zülâldir kim nehr-i Çoruğ,, cûy-ı rûh'dan galatdır. Ya‘nî rûh ırmağı demekle meşhûr bir berrâk u sâf ve billûr-misâl bir nehr-i zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327b–328a ·
metinde göster ·