… umdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede
berrâk
olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üz …
Esnâf-ı elmâs-bür ya‘nî hakkâk-i elmâs: Kârhâne yedi, neferât kırk beş adeddir. Bunların ma‘rifeti bir esnâfa benzemezdir. Kara taşdan elmâs-ı hâmları pâre pâre çıkarup her parçasın kurşumlu direfşler içine koyup âdem çevirir dollâblar üzre koyup yine kurşumdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede berrâk olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üzre çâr-kûşe mi ve bâdemî mi ve şeşhâne ederse edüp pâk eder görmeğe muhtâc bir çarh-ı dollâblı kârhânedir. Zîrâ elmâs ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm halk edüp elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Zîrâ (---) diyârda ma‘deni azdır. Âteşe girdikce berrâk olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazhar olup azîz [u] makbûl olmuşlardır. Ammâ sâ’ir cevâhirler âteşden cümle fenâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazha …
Esnâf-ı elmâs-bür ya‘nî hakkâk-i elmâs: Kârhâne yedi, neferât kırk beş adeddir. Bunların ma‘rifeti bir esnâfa benzemezdir. Kara taşdan elmâs-ı hâmları pâre pâre çıkarup her parçasın kurşumlu direfşler içine koyup âdem çevirir dollâblar üzre koyup yine kurşumdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede berrâk olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üzre çâr-kûşe mi ve bâdemî mi ve şeşhâne ederse edüp pâk eder görmeğe muhtâc bir çarh-ı dollâblı kârhânedir. Zîrâ elmâs ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm halk edüp elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Zîrâ (---) diyârda ma‘deni azdır. Âteşe girdikce berrâk olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazhar olup azîz [u] makbûl olmuşlardır. Ammâ sâ’ir cevâhirler âteşden cümle fenâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
… rmer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir
berrâk
mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahb …
deyü rûy-ı dîvârda ta‘lîk hatt-ı celî ile tahrîr olunmuşdur, hakkâ ki mahallinde kayd olunmuş. Bu câmekânın ortasında mermer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir berrâk mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahbûb yatırkârları ve dellâk-i pâkları ve bî-bâkları ve âşıkân-ı sîne-çâkları vardır. Ve içeri havz-ı azîm üzre bir kubbe-i azîmi var kim ba‘zı ilm-i hendese sâhibleri yüz zirâ‘ binâ-i müdevver kubbe-i pür-nûrdur der ve cümle altı yüz aded câm-ı billûr ve necef ve moran ile müzeyyen bir kubbe-i nîl-gûn üzre ser-â-pâ rasâs-ı nîl-gûn mestûrdur. Ve havzı dâiren-mâdâr aşren fe-aşr ada-i kebîr bir havz-ı azîmdir ki gûya bir buhayredir. Cânib-i etrâfından altışar kademe mermer nerdübânlar ile inilir. Bu havzın cânib-i erba‘asında mermer-i hâmdan ejder ve arslan kelleleri tasvîrleri ağızlarından âb-ı germâ havz içre cereyân etmededir. Ve "sovukluk" ta‘bîr etdikleri mahalde bir şâzirvânı var kim âb-ı refî‘i kubbeye çıkar. Ve bu havzın cânib-i etrâfında sekiz aded tâk-i azîmler üzre kubbe-i âlî mebnîdir ve her tâk altında birer Hanefî kurnaları vardır ve (---) anlarda gasl eden mağsûller havz içre şinâverlik eden gassâlları seyr [u] temâşâ ederler bir temâşâgâhdır. Ve bu hammâm-ı rûşenânın cümle ferşi ruhâm-ı gûnâ-gûn ile mefrûşdur kim gûyâ mînâ-yı kâr-ı zer-gerdir. 228a Ve iki halveti var, sağ tarafındaki halvetde bir küçük havz var, suyu gâyet suhûnet üzredir. Lâkin kurbunda âb-ı sermâ vardır. Germ-âb ile sermâyı halt edüp ikisinden mu‘tedil âb peydâ olur. Gerçi bu germ-âbın nef‘i meşhûr değildir, ammâ bir müferrih ve dil-küşâ ve binâ-yı rûşenâ hammâm-ı ibret-nümâdır. Bu ılıcalarda herkes dilberânıyla sîne-ber-sîne koç-kocâğ olup bir bucağa gitmek tâze çağlıkdır ve ayb yağılık değildir. Âşık ma‘şûka sürûr [u] şâdmânî sağlıkdır. Husûsan köhne bahârda, cümle âşıkân sâf sâf ve cavk cavk olup şeb-i yeldâlarda bu kaplıcaları gûnâ-gûn şem‘-i kâfûrîler ile çerâğân edüp herkes yârânlarıyla havz içre girüp kimi perr-i tâvûsî ve kimi kebûter taklası atup kimi gavvâs-vâr dalup bir dilberin huzuruna çıkup selâm verir. Kimi bir biri üzre çıkup el ele olup aşağı zeber-dest âdemler deverân edüp üstünde çelebiler gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp ba‘dehû mâ-i zülâle perende atarlar. Kimisi futasını habâb gibi kıbâb edüp şinâverlik eder. Kimi elleriyle şâdırvânlar eder, kimi dehânı ve dendânından fevvâreler ederler. Ba‘zısı bir sâ‘at su üzre aslâ dest [u] pâsı hareket etmeyüp yatarlar. Ba‘zı zaman cümle âşıkân-ı sâdıkan yek dil, yek cihet olup el ele verüp keştî-bânların "[Hey] yâ Mevlâ" sadâları gibi bir hây-hûy ile el ele deverân etdikçe havz-ı azîm içre olan mâ-i tâhir girdâb-ı bahr-i Ummân gibi deverân edüp seyl-i deryâ gibi akdıkça önüne bir cân durmağa iktidârları olmayup cümle âşıkân kendi halleriyle durup su ile deverân ederler kim göz irmez bir seyrân-ı azimdir kim niçe bunun emsâli lu‘bedebâzlıklar vardır. Bursalıya mahsûs fünûn-ı garîbeler vardır; Ammâ bu kaplıcalara çok giren Bursa civânlarına şaka yüzünden "çekme su kaçırırsın" deyü latîfe ederler, ammâ Bursalılar hazz etmediklerinin bir aslı vardır kim "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ’ir" olmak var. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b–228a ·
metinde göster ·
… ve kelebek misillü mahlûk haşerâtlar çıkar. Bir yalçın kayadan kaynayup çıkar.
Berrâk
ve latîf sudur ammâ sehel şûrcadır.
Evsâf-ı âb-ı müshilât, İçme : Her sene mâh-ı temmûzda kiraz mevsiminde cümle İslâmbol'dan ve gayrı büleydelerden niçe bin âdem cem‘ olup çadırlarında bir sâz [u] söz u ayş ve nûş edüp kırk gün kırk gice leb-i deryâda top u tüfenk ve fişenk şâdmânları olur kim diller ile ta‘bîr ve tavsîf olunmaz. Ehl-i derd olup ahlât-ı fâside marazına mübtelâ olanlar bunda üç gün üç gice İçme suyından nûş edüp bi-emrillahi Te‘âlâ kimi istifrâğ edüp sarı sarı ve yeşil yeşil safrâ ve sevdâ ve balgam ve ahlâtlar çıkar kim râyiha-i habîsinden âdem helâk mertebesine varır. Ba‘zı âdemin aşağısından safra ve sevdâ ve ahlât ve kara balgam ve namazbur ve okran ve sîrence nâm emrâz-ı muhtelifeler çıkar kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ba‘zısından bilâ-teşbîh, tesbîh gibi dizilmiş çıkınca çıkınca şeyler çıkup kırkar ellişer boğum bağırsak-misâl çıkıları çalılara sererler, gelüp gidenler temâşâ ederler. Aceb hikmetdir kim 242b ba‘zı çıkıları yarup içinden niçe yüz siyâh başlı kurdlar ve kelebek misillü mahlûk haşerâtlar çıkar. Bir yalçın kayadan kaynayup çıkar. Berrâk ve latîf sudur ammâ sehel şûrcadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 242a–242b ·
metinde göster ·
… müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayrenin umkı yigirmi kulaçdır. Ve gâyet sâf ve
berrâk
âb-ı revândır. Sâhilinde olan ahâlî-i kurâ nisvânları esbâb gasl etdüklerinde a …
Der-sitâyiş-i buhayre-i Sabanca: Devri yigirmi mil ihâta eder. Cânib-i erba‘asında kasaba-misâl yetmiş altı pâre kurâları vardır. Cümle halkı bu halîcin âbından nûş etmeğile reng-i rûları humret üzredir. Ve mahsûlleri gâyet çokdur, ammâ bâğları yokdur, lâkin bâğçeleri çokdur. Ve bu gölün kenarında kavun ve karpuz olur kim ikisin bir hımâr ancak götürür. Lezîz zerdesi olur kavunları vardır. Ve bu buhayre içre yetmiş seksen pâre kayıklar ve çırnıklar vardır. Köyden köye âdemler ve kerâste ve sâ’ir eşyâlar götürürler ve yetmiş seksen 277b gûne balıkların sayd edüp kâr ederler. Mâhîlerinde alabalığı ve sazanı ve turna balığı ve livne balığının ta‘amı misk [u] anber hamıyla pişmiş gibi lezzeti olur ve gâyet müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayrenin umkı yigirmi kulaçdır. Ve gâyet sâf ve berrâk âb-ı revândır. Sâhilinde olan ahâlî-i kurâ nisvânları esbâb gasl etdüklerinde aslâ sabun sürmeyüp üçer kerre yıkasalar pâk ve beyâz dülbend gibi olur. Mezkûr somunu dahi bu su ile yoğurup ekmek etdüklerinden pembe-misâl ekmeği olur. Ve bu halîcin cânib-i şarkîsinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277a–277b ·
metinde göster ·
… kim nehr-i Çoruğ,, cûy-ı rûh'dan galatdır. Ya‘nî rûh ırmağı demekle meşhûr bir
berrâk
u sâf ve billûr-misâl bir nehr-i zülâldir.
Evsâf-ı nehr-i Çoruğ: 328a Eyâlet-i Erzurûm'da (---) dağlarından tulû‘ edüp niçe büleydelere ve kasabâtların mezârı‘ların rey ederek inüp bu şehr-i Bâyburd içre aşağı şehrden kal‘a altına doğru cereyân edüp bu nehrin iki cânibi kat-ender-kat ma‘mûr [u] âbâdân şâh-nişînler ve müzeyyen kârgîr binâ sarây-ı âlîler ve gûnâ-gûn maksûreler ile ârâste ve câ-be-câ gül ü gülistânlı hadîkalar ile pîrâste olmış hânedânları vardır. Herkes kâh-ı Havernaklarında oturup nehr-i Çoruğ'da şinâverlik eden alabalıkları sayd [u] şikâr edüp tenâvül ederler bir âb-ı hayât nehr-i zülâldir kim nehr-i Çoruğ,, cûy-ı rûh'dan galatdır. Ya‘nî rûh ırmağı demekle meşhûr bir berrâk u sâf ve billûr-misâl bir nehr-i zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327b–328a ·
metinde göster ·
… lan Satır deresiyle bir olup Keban altında nehr-i Furât'a karışır, Âb-ı hayât-ı
berrâk
bir âk âb-ı nâbdır. Ve Keban kayası nâm mahal kal‘a dibidir, bir âb-ı hayât su …
Karye-i Marik: Ma‘mûr Ermeni köyüdür kim Erzurûm kal‘ası kulunun hâssıdır. Hikmet-i Hudâ bu köydeki mağaraların içinde mâh-ı temmûzda cereyân eden âb-ı zülâller donup buz olur. Kış günleri hammâm suyu gibi ıssı olur. Aceb hikmet-i Perverdigârdır. Ve cümle vilâyet halkı bu mağaralarda katık peyniri ta‘bîr etdikleri peynirlerin bu gârlarda hıfz ederler. Bir serdâb-ı gâr-ı yetîmânlardır. Ve bu yerlere Erzurûm'dan gelirken nehr-i Furât üzre bir göz cisr-i azîmden ubûr edüp beş yüz âdem yokuş yukaru gidüp Keban nâm kayalı yerleri aşup eflâke ser çekmiş kayalardır. Kal‘aya çıkarken bu Kebân kayaları sağ cânibe düşmüş derk-i esfel-vâr câh-ı gayyâ gibi uçurumdur. Ve ayn-ı Munzır dedikleri nehrcik, bu mahalde nehr-i Furât'a mahlût olur. Bu nehr-i Munzır'ın menba‘ı cebel-i Munzır'dan tulû‘ edüp şehrin bâğçeleri içre olan Satır deresiyle bir olup Keban altında nehr-i Furât'a karışır, Âb-ı hayât-ı berrâk bir âk âb-ı nâbdır. Ve Keban kayası nâm mahal kal‘a dibidir, bir âb-ı hayât su kaynar ve bu mahalle karîb Alî kayası derler bir kaya vardır. Bu şehir halkının zu‘munca 340a Hazret-i Alî gelüp belin dayayup istirâhat etdiğiyçün hâlâ bel ağrısına mübtelâ olan kimesne ol kayaya bellerin koysa bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur, ammâ hâssası Allah'dandır. Bi-emrillah seng-i mıknatıs gibi bir taşdır. Bu şehr ahâlîsi bu kayaya Eğerli kaya derler. Bu kayadan yokuş yukaru gidip varoş kefere mahallesidir. Cümle (---) aded toprak ile mestûr bâğsız ve bâğçesiz hânelerdir. Ve cümle re‘âyâsı Ermenilerdir. Ve cümle çârsû-yı bâzâr bu varoşdadır. Cümle sağîr [u] kebîr üç yüz dükkândır. Ammâ kârgîr binâ bezzâzistânı yokdur. İki hânları var ve iki hammâmı, biri ulu câmi‘ ile mahkemeye muttasıl Çorbacı hammâmı derler ve Keban'a karîb nehr-i Furât kenarında Kethüdâyeri hammâmı; âb [u] hevâsı ve binâsı latîf hammâm-ı tarz-ı kadîmdir. Ve bu varoş etrâfında ribât yokdur. Ancak bu varoşdan yukaruda kal‘a-i azîmdir kim evce kad çekmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b–340a ·
metinde göster ·
… h dahi şehrin taraf-ı şarkîsinde Firenk Gözü demek ile meşhûr-ı âfâk bir uyûn-ı
berrâk
bir nehr-i revândır. Hüseyin Paşa bu uyûn-ı câriye üzre bir teferrücgâh içün bi …
Evsâf-ı mesîregâh-ı Lâdik: Evvelâ şehir içinden 345b cereyân eden Ballıkaya suyunun başı bir mesîregâhdır. Şehrin cânib-i kıblesi tarafındadır. Ve bir mesîregâh dahi şehrin taraf-ı şarkîsinde Firenk Gözü demek ile meşhûr-ı âfâk bir uyûn-ı berrâk bir nehr-i revândır. Hüseyin Paşa bu uyûn-ı câriye üzre bir teferrücgâh içün bir kasr-ı Havernak edüp cemî‘î ehl-i dilân-ı âlüfte ve âşüftegân anda zevk u safâ edüp bu uyûndan üç taş çıkaramazlar. Mâh-ı temmûzda tâ bu mertebe bürûdet üzre aynü'l-hayât-misâl bir ayn-ı zülâldir. Ballısu ve Firenk bınarı şehrin içinden cereyân edüp niçe sarâyları ve hân [ve] hammâm ve cevâmi‘leri ve niçe yüz hadîka-i ravza-i rıdvân misilli bâğçeleri reyy edüp şehr içinde niçe âsiyâb-ı dakîkleri deverân etdirüp Lâdik gölüne rîzân olur ve bir teferrücgâh dahi ayn-ı Akpınarbaşı'dır. Âb-ı hayâtdan nişân verir bir mâ’-i bâriddir. Lâkin şehre gelmeyüp şehir hâricinde bâğçeler ve mezâri‘âtları saky eder. Bu uyûn-ı câriyenin başı, şehrin cânib-i şimâli tarafındaki kûh-ı bülendlerden tulû‘ edüp Lâdik buhayresinde gurûb eder. Ve Lâdik kal‘asının garb tarafında Manastır nâm bir teferrücgâh vardır. Gûyâ İreme zâtü'l-imâd bir çemenzâr-ı ferah-âbâd yerdir. Bu mahalden cereyân eden mâ’-i zülâle nehr-i Ramcı derler. Bir şarâb-ı tahûrdur kim Ma‘arra suyundan lezîzdir. Bu uyûn cereyân ederek kal‘a altında iki fırka olur. Bir bölüğü ziyâret-i Hıdırlık'dan aşağı Kova mahallesi bâğçeleri içre cereyân eder. Ve bir fırkası şehir a‘yân [u] eşrâfının huccâc-ı müslimîn istikbâline çıkdıkları Balı Dede Sultân hazretleri ziyâretgâhı mesîresinde Kozlu bâğlarından aşağı cereyân edüp Lâdik halîcine mahlût olur. Bu şehr-i Lâdik'in etrâfında niçe uyûn-ı câriyeleri vardır, ammâ ma‘lûmumuz olan bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345a–345b ·
metinde göster ·
… ‘ kaddi bir kulle-i âlî binâ etmişlerdir. Ortasında bir havz-ı azîmi var, gâyet
berrâk
âb-ı rahîk ile memlû bir havz-ı kebîrdir. Bu havzın ka‘rından niçe zî-kıymet eş …
Menzil-i tılsımât-ı re’sü'l-uyûn, acîbe-i ibret-nümûn: Bu diyâr kavm-i Yunaniyân destinde iken hukemâlar hikmet ile sâhil-i deryâdan yüz adım ba‘îd deryâ içinde elli zirâ‘ kaddi bir kulle-i âlî binâ etmişlerdir. Ortasında bir havz-ı azîmi var, gâyet berrâk âb-ı rahîk ile memlû bir havz-ı kebîrdir. Bu havzın ka‘rından niçe zî-kıymet eşyâlar nümâyândır. Niçe serdengeçti yiğitler bâr-ı sakîl hacerleri derâğûş edüp ka‘rına inmeden katı yaydan ok çıkar gibi rûy-ı mâya çıkar. Ammâ aslâ zarar isâbet etmeyüp nihâyet-i mâya ermek muhâldir. Her çend kim bu havza zî-rûh kısmı girse tarfetü'l-ayn içre taşra çıkar ammâ gusl etmeğe girüp çıksa aslâ zarar yokdur. Ve hacer ü şecer makûlesi ilkâ eyleseler aslâ zarar etmez. Hâssa-i re’s-i ayn kırk gün bu cüzâm âbından nûş etse halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
… i (---) vâki‘ olmuş Ayn-i Kenis derler bir aynü'l-katr-misâl turna gözü sâf [u]
berrâk
u revâk bir sun‘-ı Hallâk [u] Rezzâk mâ’-i Kevser'dir kim bu Ayn-i Kenis Kezmür …
Bu mezkûr sebîlhânelerin ve bâlâda tahrîr olunan çeşme-i âb-ı hayvânların âb-ı nâbları ekseriyyâ şehrin cânib-i (---) vâki‘ olmuş Ayn-i Kenis derler bir aynü'l-katr-misâl turna gözü sâf [u] berrâk u revâk bir sun‘-ı Hallâk [u] Rezzâk mâ’-i Kevser'dir kim bu Ayn-i Kenis Kezmürî nâm bir (---) önünden çıkup niçe bâğ u besâtinleri reyy ederek cereyân edüp şehrin cümle imâretlerin saky edüp şehri imâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 64b ·
metinde göster ·
… r fırkâsı dahi Ergani haylinde Taht-Maşat nâm bir mahalden turna gözü-misâl bir
berrâk
u rakîk âb-ı tâhirdir kim bu dahi bir bî-bedel zülâl-i cân-perverdir. Şatt'ın b …
Palu'nun garbında Ergani ve Eğil birer konakdır. Şimâlinde Harput bir menzildir. Kıblesinde Diyârbekir iki menzildir. (---)(---)85a Andan bu kal‘a-i Palu ensesinde Bağın nâm bâğ-ı İrem-misâl bir köydür. Kürdistân içre meşhûr-ı âfâk bir mesîregâh [u] teferrücgâh hıyâbân-ı kuyâhdır kim Palu beğlerinin hâssıdır. Andan bir nehr-i zülâl bir kayadan tulû‘ eder âb-ı hayâtdan nişân verir. Şattü'l-Arab'ın üç başı vardır. İbtidâsı budur kim edîm-i arzda lâ nazîr bir nehr-i âb-ı hayvândır. İskender'in bu mahalde bir nişîmeni vardır. Şatt'ın bir fırkâsı dahi Ergani haylinde Taht-Maşat nâm bir mahalden turna gözü-misâl bir berrâk u rakîk âb-ı tâhirdir kim bu dahi bir bî-bedel zülâl-i cân-perverdir. Şatt'ın bir kolu dahi Harput ile Ergani' mâbeyninde Demirkapu ile Çınarlı deresinden gelüp mezkûr üç kol nehr-i Şatt Birdınıç nâm bir göz cisr-i azîm kim bir kayadan bir kayaya binâ olunmuş tâk-i Kisrâ'dan nişân verir eflâke ser-çekmiş bir kantara-i âlînin altında üç aded Şattü'l-Arab bir yere cem‘ olup ba‘dehû Berrecîl nehri mahlût olur ve Kara köprü altından cereyân eden nehr-i (---) munsab olup Diyârbekir'in Fıs Kayası altından ubûr edüp çay bostânlığın ve reyhânlığın reyy edüp yüz yetmiş pâre kılâ‘ ve kasabât u medâyinleri saky edüp Bağdâd-ı behişt-âbâda varınca yüz elli aded enhâr-ı azîmler mahlût olup Bağdâd'dan aşağı Diyâle ve Çarka ve Zarb-ı Alî ve altmış aded nehr-i azîmler munsab olup Basra'dan yukaru üç menzilde Kurna kal‘ası burnunda nehr-i Furât ile nehr-i Murâd bir yerden gelüp Kürna'da Şatt'a mahlût olup Şattü'l-Arab derler. Basra önünde Hindistân ve Portugal gemileri gelüp yanaşır. Bahr-i Ummân-misâl bir Şattü'l-Arab olup niçe müverrihler bu Şatt'ın ve Murâd ve nehr-i Furât'ın tâ tulû‘larından Basra önünde bahr-i Ummân'a mahlût olunca bu üç nehr-i azîme sagîr u kebîr iki bin altmış enhâr mahlût olur deyü hey’et kitâblarında tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 84b–85a ·
metinde göster ·
… gayyür-i reng-i ma‘âdin etmek yokdur. Altuna ve gümüşe gâyetü'l-gâye cilâ verüp
berrâk
eder.
Mu‘tâd-ı latîf-i ahâlî-i Sofya: Sâhib-i tab‘ olan kimesneler pâk destiler ile bu bana suyundan doldurup sermâ olunca nûş ederler. Zîrâ âb-ı hayâtdan nişân verir. Cemî‘i ılıcaların suları kükürd veyâhûd zırnıh kokup gümişin reng-i rûyin mütegayyir eder. Ammâ bunda aslen ve kat‘an eyle râyiha ve tagayyür-i reng-i ma‘âdin etmek yokdur. Altuna ve gümüşe gâyetü'l-gâye cilâ verüp berrâk eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a ·
metinde göster ·
Anı gördük, evc-i semâya ser çekmiş bir yalçın yalama ve mücellâ kayada bir
berrâk
âb-ı nâb cereyân etmede. Yârân birbirine teklîf edüp köşe be-köşe müşâvereye ba …
Anı gördük, evc-i semâya ser çekmiş bir yalçın yalama ve mücellâ kayada bir berrâk âb-ı nâb cereyân etmede. Yârân birbirine teklîf edüp köşe be-köşe müşâvereye başladılar. Kimesne cür’et edüp su almağa varamadılar. Âhir Şefî‘î Çelebi "Hamd-i Hudâ, âlem-i sabâvetimden berü her cihetde kendümü ma‘sûm-ı pâk bilürüm" deyü Bismillah ile ileri varup bî-bâk ol mâ-i pâkden alup nûş etdi. Mü’ezzinzâde Alî Çelebi cür’et edüp eline ağaç keşkülü alup su alam derken hemân su kesilüp cümle yârân şaka ile tebessüm edüp "Bre sen mef‘ûlmüşsün" dediklerinde garîb herîfin rûyunda kan kalmayup dem-beste ve hayrân kaldı. Ey imdi ben aldım, sizler alamazsız, deyü cümle yârân "siz bu arada kala" deyü yemîn billah edüp çeşmeden su almağa başladıklarında Şefî‘î Çelebi'nin birâderi varup ayn-ı cârîye el uzatdığı gibi kesildi. Yine cümle yârân gülüşmeğe başladılar. Andan Şeyhzâde Çelebi'nin Hımhım Mehemmed Çelebisi çeşmeye on adım ba‘îd kaldıkda çeşme kesildi. "Hay bunu çok if‘âl bâbına çekmişler" deyü azîm handeler etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b ·
metinde göster ·
Eşkâl-i bîmârhâne ya‘nî bî-mâr-hâne: Mezkûr bâğ-ı Merâm'ın tâ vasatında eflâke ser çekmiş bir kârgîr kubbe-i bâlâdır kim gûyâ hammâm-ı rûşenâ câmekânı gibi zirve-i a‘lâsı küşâde olup bu mekşûf olan mahalde altı aded rakîk mermer sütûnlar üzre tâc-ı Geyâniyyân-misâl bir kubbecik vardır, ammâ gâyet mevzûndur. Üstâd-ı şîrînkâr-ı bennâ bu menfez olan kubbe-i sağîrenin tâ zirve-i a‘lâsına zeheb-i hâlis ile mutallâ bir gûne demir mil üzre bir bayrak etmiş. Ne cânibden rüzgâr eserse ol bayrak alem ol cânibe meyl eder, temâşâgâhdır. Ammâ aşağı kubbe-i kebîr sekiz köşedir. Bu kubbe-i nüh-tâkın içerisinde dahi sekiz kenar vardır. Her kemer altında birer kış odaları vardır. Bu hücrelerin her birinde ikişer pencereleri vardır. Bir penceresi hücrenin taşrasında olan hıyâbân-ı gülistân [u] sünbülistânlı olan bâğ-ı bahâristâna nâzırdır. Bir penceresi kubbe-i azîmin ortasındaki aşren fe-aşr havz-ı azîm fevvâre ve şadırvana nâzırdır. Ve bu sekiz aded kış hücrelerinin önünde yine kubbe-i kebîr içinde sekiz aded yazlık hücreler vardır. Cânîb-i selâsları müşebbek mermer-i hâmlar ile mebnîdir. Bu kubbe-i azîm altında olan havz-ı kebîrin cânib-i erba‘ası beyâz mücellâ mermer-i hâm-ı ruhâm döşenmişdir kim gûyâ bir nakş-ı bukalemûn-vârdır. Havz-ı azîmine cânib-i erba‘asındaki selsebîllerden mâ-i berrâk çağlayup seylâb-vâr havza dâhil oldukda fıskiyyelerden mâ-i zülâl kubbe-i nüh-tâkın tâklarında nihâyet bulur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165b ·
metinde göster ·
… ı benâm gârından ra‘dvâr sâ‘ika ve sayha vererek hurûc eder turna gözü gibi bir
berrâk
ve rakîk âb-ı tâhirdir kim arâzî-i dehrde lâ-nazîr kabîlesindendir.
Tulû‘-ı re's-i nehr-i Şatt-ı sânî: Nehr-i Şatt'ın bir başı dahi bu mahalle bir menzil karîb kal‘a-i Arganî hâ’ilinde taht-ı Maşa nâm bir kûh-ı benâm gârından ra‘dvâr sâ‘ika ve sayha vererek hurûc eder turna gözü gibi bir berrâk ve rakîk âb-ı tâhirdir kim arâzî-i dehrde lâ-nazîr kabîlesindendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… elerdir. Bunlardan mâ‘adâ her derede üç yüz altmış aded kaynak-ı âb-ı hoş-nâb-ı
berrâk
add olunur. Ammâ her birinin tulû‘ [u] gurûbuyla beyân eylesek bir mücelled kit …
Evvelâ cümle on yedi aded kayalı dereler ve uzlar içre cereyân eden yigirmi yedi aded uyûn-ı câriyelerdir. Bunlardan mâ‘adâ her derede üç yüz altmış aded kaynak-ı âb-ı hoş-nâb-ı berrâk add olunur. Ammâ her birinin tulû‘ [u] gurûbuyla beyân eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak kaynak ta‘bîr olunan uyûnlar cümle uyûn-ı sağîrelerdir. Lâkin,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… ve ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran
berrâk
ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi nûrun …
Ammâ 230a bunun kubbe-i mînâsı kâşî ile rengîndir ve niçe bin âvîzeler ile müzeyyen olmuş bir kubbe-i metîndir. Andan içeri hammâm-ı germâbdır kim âdem dâhil olsa gûyâ nûr içre girmiş olur. Zîrâ eflâke ser çekmiş kubbe-i âlîsinin etrâfında aslâ der-i dîvârdan eser yokdur. Hemân bu kubbe-i azîm cümle amûd-ı müntehâlar üzre vaz‘ olunmuş bir kubbe-i müdevverdir ve ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran berrâk ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi nûrun alâ nûr olur. Ve bu hammâmlardan taşra cümle bâğ-ı İrem'dir kim niçe bin hezârın hezârân nâle ve feryâdları istimâ‘ olunup âdem gasl ederken bülbüller pençelerine gıd urduğu temâşâ olunur ve cemî‘i dırahtların şükûfeleri ve mürğân-ı hoş-elhân-ı hoş-nevânın âşiyânları seyr olunur. Zemîninde olan nebâtât-ı giyâhât ve sâ’ir şükûfelerin kadd-i kâmet-i renkleri temâşâ olunur. Ve bu hammâmın ortasında bir havz-ı azîmi var, cânib-i erba‘asında fevvâreler pertâb edüp ortadaki fıskiyye ta kubbedeki tasda nihâyet bulup andan aşağı ser-nigûn mâ-i germâ havz içre dökülür. Bu havz içre la‘l-gûn gül varakları ve karanfil bergleri gâsilîn vücûdlarına yapışup râyiha-i tayyibeden bîni-i insân mu‘attar olur. Ve her halvetde dahi kulleteynler mukarrerdir ve bu dahi eyle musanna‘ ruhâm döşenmişdir kim âdemin çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşim ve pîrûze ve balgamî ve kehribâ ve aynu's-semek ve akîk ve yemenî ve silân makûlesi taşlar ile ruhâm olmuş ibret-nümâ bir hammâm-ı rûşenâdır. Ve mezkûr camlar mâbeyninde olan amûdlarda muttasıl balgamîden ve somakîden ve seng-i yarekandan ve seng-i ferahdan ve fağfûr-ı Çîn'den kurnalar var kim her üstâd-ı mermer-bür her birinde birer gûne tîşe-kârlık etmiş kim âdem hayrân olur. Cümle lüleleri altun ve gümüşdür ve taslar kezâlik ve fevvâreler dahi cümle sîm-i hâlisdendir. Ve âb u hevâsı ol kadar latîfdir kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve gûnâ-gûn âvîzelere ve çarhlara ve tıhtab-ı maslûb tas-ı ser-nigûnlara şadırvânlar isâbet etdikçe ol dollâb-ı musanna‘âtlar deverân etmededir. Bu dahi bir temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b–230a ·
metinde göster ·
… gibi kendüyi pertâb edüp aşağıdaki aşren-fe-aşr havz-ı kebîre rîzân olur. Gâyet
berrâk
bir âb-ı murevvakdır ammâ ol kadar suhûniyyet üzre değildir. Zîrâ üzerinde kıbâ …
Ve Ayn-ı hânân: Yine bu mahalle karîb bir ayn-ı germâ vardır kim kayadan şadırvân gibi kendüyi pertâb edüp aşağıdaki aşren-fe-aşr havz-ı kebîre rîzân olur. Gâyet berrâk bir âb-ı murevvakdır ammâ ol kadar suhûniyyet üzre değildir. Zîrâ üzerinde kıbâbları yokdur. Buna karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 245b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû sene (---) târîhinde merhûm olmuş cesed-i şerîf beyâz billûr gibi
berrâk
ve ter ü tâze ve pembe gibi yumuşak. Tokmak Hân eydür: "Hay hay sihr ile ve riy …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde merhûm olmuş cesed-i şerîf beyâz billûr gibi berrâk ve ter ü tâze ve pembe gibi yumuşak. Tokmak Hân eydür: "Hay hay sihr ile ve riyâzet ü perhîz ile şeyh kendüyi bu hâle koymuş." der. "Tiz bu şeyhi bir kilim içine koyasuz ve kal‘a-i kule handakı kenârına getüresiz" dedikde zâlimler Koçağa Sultân'ın na‘şını ol mahalle getürüp niçe yüz araba ve deve yükü odunları yığup âteş-i Nemrûd edüp cesed-i azîzi âteşe endâht ederken "Menem İbrâhîm-i sânî, yâ Hay, yâ Hay!" sadâsı istimâ‘ olunup yedi sâ‘atden sonra âteş sönüp cesed-i azîzin hâkisterin Cenâb-ı Allah bir ma‘sûm-ı pâk hey’etinde halk etmiş. Bunu görenler feza‘ u çeza‘ edüp Tokmak Hân'a rû be-rû vâfir şütûm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296a ·
metinde göster ·
Ve hubûbât-ı mahsûlât: Deh gûne gendüm-i elvânı var, danedâr u
berrâk
hıntadır ve gûnâ-gûn cevvi danedâr ü semîndir. Ve lobyası ve pirinci ve fûli ve …
Ve hubûbât-ı mahsûlât: Deh gûne gendüm-i elvânı var, danedâr u berrâk hıntadır ve gûnâ-gûn cevvi danedâr ü semîndir. Ve lobyası ve pirinci ve fûli ve sâ’ir hubûbâtı firâvândır. Ve nebâtât-ı giyâhâtı ve gûnâ-gûn sebzevâtı bî-pâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310b ·
metinde göster ·
… (---)(---) gelüp (---)(---) nâm mahalde Şatt'a rîzân olur ammâ gâyet lezîz ü
berrâk
ve serî‘u'l-hazm mâ-i kevserdir.
Ve nehr-i İsâ, bu nehrin ibtidâ-i tulû‘ı şehr-i Kûfe mukâbelesinde kasaba-i kebîr Vehmâ nâm mahalden münşa‘ib olur, cereyân ederek niçe kendleri saky ederken nehr-i Furât'dan ayrılmış nehr-i Sarsar kim nehr-i İsâ mahreci altından ubûr edüp Kûfe şehri mâbeyninde nehr-i Sarsar ile nehr-i İsâ bir olup Bağdâd ile şehr-i Medâyin arasında Şatt'a karışır ve nehr-i İsâ üzre tuğyân-ı Şatt'da azîm gemiler yürür ve âb-ı hayât nehr-i Van bu zülâl (---)(---) gelüp (---)(---) nâm mahalde Şatt'a rîzân olur ammâ gâyet lezîz ü berrâk ve serî‘u'l-hazm mâ-i kevserdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344a ·
metinde göster ·
… Vârat kal‘asında olan üç yüz aded toplarımız bu terkîb ile dökülmüş altun gibi
berrâk
ve sarı toplardır kim ibtidâ bu toplar döküldükde germâ-germ otuz altı sâ‘at gö …
Kıssîs eydir: "Bunların ibtidâ ma‘denleri diyâr-ı Acem'de Nahçuvan'dan gelüp hâlâ bunlar polad-ı Nahşivânî'dirler. Tuç ise iki şeyden mürekkebdir. Nısfı kalay ve nısfı bakır ola, hâlis tuç olur ve tuç-ı esferü'l-levn olsun deyü içine tutiya korsan sarı altun-misâl tuç olur. Ve hâlâ cümle kâfiristânda ve bizim bu Vârat kal‘asında olan üç yüz aded toplarımız bu terkîb ile dökülmüş altun gibi berrâk ve sarı toplardır kim ibtidâ bu toplar döküldükde germâ-germ otuz altı sâ‘at göyner çam ile âteş edüp kaynar kal olur. Ba‘dehû top dökerler. Yine hîn-i mahalde âteşde ol top kırıkların eritmek kabildir, ammâ bu bizim Vârat'da Alî Ağa'nın kılıç ile urduğu sûretler polad-ı Nahşivânî tucu olmağile ne âteşden ve ne eğeden ve ne çürümeden bâk [u] pervâsı yokdur, ammâ bu Alî Ağa niçe çalım ile bu putları kılıç ile çaldı" deyü bu ahvâl-i timsâlleri nakl eden ruhbân engüşt ber-dehen edüp nakl ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 126b ·
metinde göster ·
… rîbe vü acîbe: Bu şehrin ortasından bir küçük su akup nehr-i Drin'e karışır bir
berrâk
sudur. İsmine Voda-Sirib derler bir mel‘ûn sudur, zîrâ gümüş ma‘denlerinden tul …
Hikmet-i garîbe vü acîbe: Bu şehrin ortasından bir küçük su akup nehr-i Drin'e karışır bir berrâk sudur. İsmine Voda-Sirib derler bir mel‘ûn sudur, zîrâ gümüş ma‘denlerinden tulû‘ eder. Bu şehir halkı bu sudan nûş etmek ile ekseriyyâ bu şehir halkının boğazlarında yumru yumru kuşka ta‘bîr ederler bir marîzdir ol emrâz-ı muhtelife hâsıl olur. Gâyet ma‘yûblu ricâl [ve] nisvânları vardır ve cümle halkı Boşnak poturlarıdır ve re‘âyâları Sırf ve Bulkardır, ammâ garîb-dostlardır. 128a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127b–128a ·
metinde göster ·
… e vâsi‘ meydânlı dîvârlardır, demekdir ve cümle rûy-ı dîvârları beyâz incü gibi
berrâk
ve mücellâdır.
Ve cümle rûy-ı dîvârları kaplıbağa kabuğu gibi iç yüze eğridir kim hîn-i muhâsarada top gülleleri te’sîr etmemek içün rûy-ı dîvârların eyle eğri binâ etmiş, ammâ deryâ tarafındaki dîvârları eğri mi ve doğru mudur, göremedim ve cümle dîvârları üzre atlı küffârlar cirid oynar şeklinde birbirlerin kovup seğirdirlerdi, ya‘nî kal‘a dîvârlarımız bu mertebe vâsi‘ meydânlı dîvârlardır, demekdir ve cümle rûy-ı dîvârları beyâz incü gibi berrâk ve mücellâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140b ·
metinde göster ·
… i kabîhaları etrâfına türâb ile çamurlu suyu sürüp cümle kılları dökülüp pâk ve
berrâk
küsâm-ı fi‘l-i kâm olur. Zenâne tâ’ifesine hırızmadan a‘lâ bir sudur.
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı hikmet-i Hudâ: Anı gördüm bir çâh-ı mâ-yi acîbe kenârında gâzîler kuyudan su çeküp demir üzre dökerler. Der-ân hemân ol demir bakır olur. Hakîrin dahi gulâmlarının heybelerinde birer kem at na‘lları var idi. Mezkûr kuyu suyundan at na‘lları üstlerine dökünce bi-emr-i Hayy-ı Kadîr at na‘lları kıpkırmızı nühâs-ı hâs oldu. Hattâ bu na‘lları düstûr-ı mükerremimiz Ali Paşa'ya getirüp seyr etdikte âlem-i hayretde kaldı. Aceb temâşâgâh kuyudur. Suyu bir âdemin eline dokunsa kapkara yakar. Ve benî Âdemin saçına sakalına bu su dokunsa ol âdemin geysû-yı rîş-i şevâribleri dökülüp seksen yaşında âdem mahbûb-ı cüvân olur. Anıniçün Kaşa şehrinin Macar karıları bu sudan ferc-i kabîhaları etrâfına türâb ile çamurlu suyu sürüp cümle kılları dökülüp pâk ve berrâk küsâm-ı fi‘l-i kâm olur. Zenâne tâ’ifesine hırızmadan a‘lâ bir sudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15b ·
metinde göster ·
… bin kazmalı ve kürekli çıplakzâde gâzîler dal çıplak şallak ve mallak parlak ve
berrâk
beyâz gövdeli âdemler su kesmeğe mübâşerete gelirken kal‘a hâricinde olan cümle …
Hemân ol ân serdâr-ı sâhib-kırân Çatrapatra Ali Paşa'ya fermân gidüp Uyvar kal‘asının cânib-i erba‘asındaki deryâ-misâl suyu kesmeğe ta‘yîn olunup hemân su kesmeğe bu kadar bin kazmalı ve kürekli çıplakzâde gâzîler dal çıplak şallak ve mallak parlak ve berrâk beyâz gövdeli âdemler su kesmeğe mübâşerete gelirken kal‘a hâricinde olan cümle kefereler gördüler kim deryâ gibi su içinde bu kadar bin Türk askeri kal‘aya hücûm edüp gelir. Hemân küffâr-ı bed-girdâr bu çıplak âdemlerin bu yüzden hücûmların görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a ·
metinde göster ·
Ve bu şehrin taraf-ı şarkîsindeki beyâz kayadan bir beyâz billûr-i sâf-nijâd-i
berrâk
gibi ayn-ı Berezniçse tulû‘ edüp Paşa sarâyı köşkleri altında havz-ı azîmlere d …
Ve bu şehrin taraf-ı şarkîsindeki beyâz kayadan bir beyâz billûr-i sâf-nijâd-i berrâk gibi ayn-ı Berezniçse tulû‘ edüp Paşa sarâyı köşkleri altında havz-ı azîmlere dolup andan geçüp şehir içre Tabahâne çârsûsunda isti‘mâl olup andan niçe âsiyâb-ı dakîklere uğrayup andan niçe yüz bâğçelere ve müşebbek bostânlara uğrayup andan sahrâ içre cereyân, andan nehr-i Tinetiho'ya mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
… l [ü] cândır. Evvelâ Aşağı kal‘ada Üççeşmeler dahi Karaca nâm ak ve billûr gibi
berrâk
bir âb-ı nâb-ı mâ-i kevserden çeşme-sârlardır. Biri Hünkâr câmi‘i önünde dâ’imâ …
Der-vasf-ı çeşme-sâr-ı âb-ı revân: Cümle beş aded ayn-ı zülâl-ı hayât-ı dil [ü] cândır. Evvelâ Aşağı kal‘ada Üççeşmeler dahi Karaca nâm ak ve billûr gibi berrâk bir âb-ı nâb-ı mâ-i kevserden çeşme-sârlardır. Biri Hünkâr câmi‘i önünde dâ’imâ cârî bir âb-ı revân-ı aynü'l-hayâtdır. Biri Aşağı câmi‘ önündedir. Bu ırmak yine Nova dağlarından gelüp imâretleri saky edüp bahre karışır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 155b ·
metinde göster ·
ve ak pâk bir âb-ı mürevvakdır kim mâh-ı Temmûz'da huzûr-ı kalb ile şiddet-i se …
Ammâ bu nehr-i Buna ile buz pâresi berrâk ve ak pâk bir âb-ı mürevvakdır kim mâh-ı Temmûz'da huzûr-ı kalb ile şiddet-i sermâsından nûş olunmaz. Ve bir âdem bir kuzu yeyüp bu âb-ı nâbdan nûş etse ân-ı sâ‘atde yine ol kes acığır, gâyet serî‘u'l-hazm âb-ı kevserdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161a ·
metinde göster ·
… ıl olur. Eğer ol dağlarda benî Âdem olsa ol dağlarda hâsıl olan zernîha uğrayan
berrâk
sulardan benî Âdem içse saçı sakalı geç gelüp kırk yaşına varınca mahbûb gulâml …
"Belî pâdişâhım, ol Hersek dağlarında zernîh hâsıl olur. Eğer ol dağlarda benî Âdem olsa ol dağlarda hâsıl olan zernîha uğrayan berrâk sulardan benî Âdem içse saçı sakalı geç gelüp kırk yaşına varınca mahbûb gulâmları ola. Ve ol zernîh toprağından tüğlü âdemler kıllarına sürseler derhâl bir ser-i mû kalmayup vücûd-ı insân billûr gibi olur" dediklerinde meğer Hazret-i Süleymân'ın hâtûnu Sabâ şehri pâdişâhının kızı Belkîs Hâtûn'un topuklarından yukarusu kıllı imiş. Hemân Hazret-i Süleymân bir ifrîte emr edüp ve Hersek'de mahpûs olan dîvlere heldine nâm bir habbe gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 163a ·
metinde göster ·
… z derler ve sudâ‘ verüp başa urmaz derler. La‘l-gûn ve beyâz ve sarı yâkût gibi
berrâk
ve mücellâ bâdeleri olup bir gûne sivri sivri toprak destîler ile gingöşiyye bâ …
Ve memdûhâtından bâğ u bâğçesi birov hâkimlerinin nakilleri üzre Matra dağların zeyn etmiş yigirmi sekiz bin bâğdır. Eyle lezîz ve âbdâr ve hoşhor on yedi gûne engûrü olur kim yedi gûnesi misket üzümüdür, tenâvül eden inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn bulur. Ve gingöşiyye bâdesi dedikleri katresi harâm hamrı Rûm ve Arab u Acem'de misli yokdur, meğer Boğazhisâr kurbunda Akdeniz içre Bozcaada cezîresinin misket üzümü ola. Ammâ bunun hamrının humârı olmaz derler ve sudâ‘ verüp başa urmaz derler. La‘l-gûn ve beyâz ve sarı yâkût gibi berrâk ve mücellâ bâdeleri olup bir gûne sivri sivri toprak destîler ile gingöşiyye bâdesi deyerek erbâb-ı fıska hedâyâ götür[ür]ler. Beyâz süd gibi arakı dahi olur. Ve onar on beşer vukıyye gelir Haleb kalkanları gibi beyâz ve hâs râyizâneli ve çörekotlu ve süsenli sipov nâm ekmekleri olur kim aslâ bu nân-pâre yanı sıra katık istemez gâyet lezîz ekmeği olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 40b ·
metinde göster ·
… zlardan mâ‘adâ kâlîm olan avretlerin cümle sîneleri uryândır kim beyâz kar gibi
berrâk
sîneleri var. Lâkin mezkûr olan fisdânlarını Macar ve Eflak ve Boğda[n] avretle …
Bunlar dahi merdâneleri gibi üzerlerine siyâh ve gûnâ-gûn çukadan yensiz nigendeli rokla geyerler, ammâ içlerine dîbâ ve şîb ve zerbâf ve gûnâ-gûn akmişe-i fâhire zerdûz ve çerkâb fisdân geyerler, ammâ sâ’ir kâfiristân karılarının fisdânları gibi daracık ve kasîr değildir. Cümle etekleri yere birer arşın sürünüp Mevlevî dervîşlerinin eteklik fisdânları gibi boldur ve aslâ don geymezler. Cümle elvân kubâdî pâypûş geyerler, ammâ ekseriyyâ kuşakları cevâhir ve murassa‘dır. Lâkin bâkire şekilli olan kızlardan mâ‘adâ kâlîm olan avretlerin cümle sîneleri uryândır kim beyâz kar gibi berrâk sîneleri var. Lâkin mezkûr olan fisdânlarını Macar ve Eflak ve Boğda[n] avretleri gibi kuşanmayup bellerinde birer kalbur çemberi gibi kalın kuşakları cümle bu avretleri kanbur gösterüp bed kıyâfetlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 71a ·
metinde göster ·
… âdem üç yudum safâ-yı hâtırla nûş edemez. Tâ bu mertebe sovuk turna gözü-misâl
berrâk
ve rakîk mâ-i tâhirdir. Ve bunun emsâli niçe çeşmesârlar kayalardan tulû‘ etdiğ …
Der-vasf-ı çeşmesâr-ı âb-ı revân: Cümle yetmiş aded uyûn-ı câriyeler var kim her biri birer gûne âb-ı nâb-ı âb-ı hayât mâ-i zülâlden nişân cûy-ı berrâklardır. Cümleden Sefer Gâzî sarâyı kurbunda Hân cenâb aynıdır kim mâh-ı Temmûz'da bir âdem üç yudum safâ-yı hâtırla nûş edemez. Tâ bu mertebe sovuk turna gözü-misâl berrâk ve rakîk mâ-i tâhirdir. Ve bunun emsâli niçe çeşmesârlar kayalardan tulû‘ etdiği bâhirdir. Ammâ şehr içre Ahmed Ağa çeşmesinin târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 126b ·
metinde göster ·
… hlût olur. Bir fırkası nehr-i Terek'e mahlût olur âb-ı hayâtdan nişân verir bir
berrâk
nehirdir. Hattâ Özdemiroğlu Osmân Paşa bu nehir deryâya mahlût olduğu yerde Tat …
Ammâ bu Bahr-i Harez'de mezkûr Kanlı Söyünç nehr[i] kenârında iki gün istirâhat etdik. Bu nehr-i azîm Dağıstân kûhlarından ve Açıkbaş dağlarından gelüp Demirkapu'dan üç menzil ba‘îd Bahr-i Harez'e mahlût olur. Bir fırkası nehr-i Terek'e mahlût olur âb-ı hayâtdan nişân verir bir berrâk nehirdir. Hattâ Özdemiroğlu Osmân Paşa bu nehir deryâya mahlût olduğu yerde Tatar askerinin Kırım'dan gelmesine muntazır olup kırk gün nehr-i Söyünç kenârında meks edüp bir ma‘bedgâh-ı musallâ inşâ edüp gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar diküp hâlâ bir ok menzili yer bir hıyâbân gül-i gülistân ve koyahdır kim anda bir sâ‘at âsâyiş eden âdem tâze cân bulur. Hakkâ ki hakîr bu cây-ı ma‘bedhânede ibâdet edüp secde-i şükr edince musîbet-i Bahr-i Harez'i ferâmûş edüp tâze cân buldum. Bu nehirden cümle keştîbânlar ve ehl-i sefer tüccârânlar sulanup yine fî-emânillâh deyüp tehlike gemisine süvâr olup rîh-ı tayyibe ile yedinci sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 166b ·
metinde göster ·
Bunda olan kadd ü kâmet ve lahm u şahm ve câm-ı gümüş
berrâk
gerdân ve gözleri yed-i Kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî Çîn âhûsu gözler v …
Bunda olan kadd ü kâmet ve lahm u şahm ve câm-ı gümüş berrâk gerdân ve gözleri yed-i Kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî Çîn âhûsu gözler ve şîrîn Çağataysi sözler var kim istimâ‘ edenin ciğerin hûn edüp hûnrîzlik etmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179a ·
metinde göster ·
… içinin tâ ortasında bir yalçın kayadan bir aynu'l-hayât nâm billur gibi bir ak
berrâk
su çıkar kim mâh-ı Temmûz'da bürûdetinden üç yudum huzûr ile içilmez. Tâ bu mer …
Ve mine'l-acâ’ib uyûn-ı âb-ı hayât: Bu şehrin içinin tâ ortasında bir yalçın kayadan bir aynu'l-hayât nâm billur gibi bir ak berrâk su çıkar kim mâh-ı Temmûz'da bürûdetinden üç yudum huzûr ile içilmez. Tâ bu mertebe sovukdur ve gâyet serî‘u'l-hazm âb-ı zülâldir kim bir âdem bir kuzu yeyüp bu şerâb-ı tahûrdan nûş etse ol ân acığup yine ta‘âm yemek ister.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 207b ·
metinde göster ·
Eski câmi‘: Kârgîr kubbe değil harpüşte servi ağaçlarından bir tarza musanna‘ kurşum örtülü kubbe-i azîmdir. Cümle yigirmi dörd mermer sütûn-ı berrâk üzre nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn çâr-kûşe kubbe-i bî-misâldir. Ammâ kıble kapusu olan bâb-ı musanna‘ının yemîn ü yesârındaki pervâzelerde olan zıh ve gilvi ve burma helezon-misâl zıhları üstâd-ı mermer-bür eyle oymuş kim gûyâ sihr-i mübîn etmiş kim acâ’ib kârgerlikdir. Bu câmi‘in tûlu iki yüz ayakdır, arzı yüz on kademedir. Ve bir musanna‘ minâre-i bâlâsı var kim bu şehirde misli yokdur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 226a ·
metinde göster ·
Ve cümletâsı şâhrâhları kaldırımlar döşeli olup üzerlerinden
berrâk
ve âb-ı sâfîler cereyân edüp şehir içi pâk kaldırımdır kim hâr-ı hâk müzahrafât …
Ve cümletâsı şâhrâhları kaldırımlar döşeli olup üzerlerinden berrâk ve âb-ı sâfîler cereyân edüp şehir içi pâk kaldırımdır kim hâr-ı hâk müzahrafâtdan aslâ bir nişân yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 232a ·
metinde göster ·
… tâ ortasından cereyân eden (---) ibret-nümâ (---) gûyâ aynu'l-hayât misilli bir
berrâk
ve pâk billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bihor dağlarından ve İ …
Ve cümle 3 aded yerde cisr-i memerr-i nâs vardır. Şehrin tâ ortasından cereyân eden (---) ibret-nümâ (---) gûyâ aynu'l-hayât misilli bir berrâk ve pâk billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bihor dağlarından ve İnebahtı bellerinden gelüp bu şehir içinde mezkûr üç aded cüsûr-ı metîneler altından geçüp bu uyûn-ı cârilerin yemîn [ü] yesâr[r]ı şehr-i azîm ve çârsû-yı bâzâr ve kenârında mükellef kahvehâneler ve voyvadanın havz [u] fıskiyye ve şâzrevân ve maksûreli sarâyı bu dere kenârında bir yalçın kaya sahra-i azîm altında bir musanna‘ ve şîrîn sarâydır. Dahi aşağı nehir kenârınca ma‘mûr tabahâneden aşağı cereyân edüp Esedâbâd kasabasından aşağı Bahr-i Sefîd'e mahlût olur. El-hâsıl bu şehir gâyet sarp ve taşlık içinde daracık ma‘mûr şehirdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246b ·
metinde göster ·
… dağlarında hâsıl olan giyâhât [u] nebâtâtın şükûfe-i ezheriyâtından hâsıl olur
berrâk
musaffâdır kim pâdişâhlara hedâyâ gider. Ve beyâz ve la‘l-gûn kiraz-ı âbdârı bi …
Der-memdûhât-ı sun‘-ı hudâyî mezkûr olan mümessek olan asel-i musaffâsı bu edîm-i arzda yokdur, zîrâ bu diyârın dağlarında hâsıl olan giyâhât [u] nebâtâtın şükûfe-i ezheriyâtından hâsıl olur berrâk musaffâdır kim pâdişâhlara hedâyâ gider. Ve beyâz ve la‘l-gûn kiraz-ı âbdârı bir şehrin bâğ-ı cinîn-i gaytânlarında yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 256a ·
metinde göster ·
Der-sun‘-ı Hudâ-yı ibret-eser: Bu karye içre bir âb-ı hayât-ı
berrâk
ve âb-ı nâb su kaynak havz-ı azîmi var kim bu karye-i ma‘mûrenin etrâfında olan …
Der-sun‘-ı Hudâ-yı ibret-eser: Bu karye içre bir âb-ı hayât-ı berrâk ve âb-ı nâb su kaynak havz-ı azîmi var kim bu karye-i ma‘mûrenin etrâfında olan niçe kurâlardan avred ve oğlanlar gelüp bu havz-ı azîm içre şinâverlik edüp benî âdem mâhîleri birbirlerine bilâ-vâsıta kuç kucağ olup sohbet-i pür-çîn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 265b ·
metinde göster ·
… lda bir kerre asma gibi budanup dalını kesdikleri yerden niçe yüz fıçı siyâh ve
berrâk
ve mücellâ kudret mürekkebi akup Frengistân'a götürüp anınla basma kitâblar bas …
Ve kahve ağacı ve kiliser(?) ağacı ve mürekkeb ağacı ömrümde işitmemişdim, bunda gördüm ammâ mürekkeb ağacı asma gibi olup yılda bir kerre asma gibi budanup dalını kesdikleri yerden niçe yüz fıçı siyâh ve berrâk ve mücellâ kudret mürekkebi akup Frengistân'a götürüp anınla basma kitâblar basarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 324a ·
metinde göster ·
… ci hâsıl olur kim Mısır'ın Menzile ve Fereskür ve Birimbâl pirincinden latîf ve
berrâk
pirinci hâsıl olup Kandiye vüzerâlarına hâss-ı hümâyûn kayd olunup harâcları Ka …
Menzil-i sahrâ-yı Ovacık: Bu dahi cezîre-i Girid'de bir belli başlı bir vâsi‘ mahsûldâr sahrâdır kim ba‘zı yerlerinde dânedâr pirinci hâsıl olur kim Mısır'ın Menzile ve Fereskür ve Birimbâl pirincinden latîf ve berrâk pirinci hâsıl olup Kandiye vüzerâlarına hâss-ı hümâyûn kayd olunup harâcları Kandiye neferâtlarının aklâmı tahrîr olunup bu sahrâdan yine cânib-i garba 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 324b ·
metinde göster ·
… edemez ve bir âdem suya ellerin bir ân sokamaz. Tâ bu mertebe bârid ü rakîk ve
berrâk
âb-ı pâklerdir kim gûyâ turna gözüdür. Bu âb-ı cârîler cümle evlerden cereyân e …
Der-aded-i çeşme-sâr-ı âb-ı hayât: Cümle kırk beş aded çeşme-sârlardan mâ‘adâ her hânedânlarda birer âb-ı hayât uyûn-ı câriyeler cereyân etmededir, zîrâ cümle bu şehrin enderûn [u] bîrûnunda iki yüz kırk beş aded aynü'l-hayât misilli kayalardan kaynayup çıkar kaynak suları var kim mâh-ı Temmûz'da bir âdem râhat ile üç yudum âb-ı zülâlinden huzûr ile nûş edemez ve bir âdem suya ellerin bir ân sokamaz. Tâ bu mertebe bârid ü rakîk ve berrâk âb-ı pâklerdir kim gûyâ turna gözüdür. Bu âb-ı cârîler cümle evlerden cereyân eder. 339a Ammâ yukaru kal‘a hânelerinde bu sular yokdur, zîrâ sa‘b yerler olmak ile kal‘anın kastel tarafının iç yüzlerinde ba‘zı arz-ı hâliye yerler vardır. Gâyet sengistân mahaller olup enüp çıkması usret olduğundan evleri yokdur, zîrâ büyük kal‘a-i vâsi‘dir. Ve iç kal‘a tarafında (---)(---) dağı iç kal‘aya havâle olmak ile gâyet sarp binâ olunup evleri dahi sarpdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 338b–339a ·
metinde göster ·
… ebden bu kayaya Çekebeni Kayası derler. Meşhûr-ı âfâk bir tâk-ı revâk-misâl bir
berrâk
ak kayadır. Ve bu Çekebeni kayalarının ba‘zı yerinde kulle ve kenîseler ve mesî …
Ba‘dehu cümle gâzîler pâdişâh-ı cem-cenâbdan ihsân [u] in‘âmlar alup ol çeke beni diyen şehbâza dahi bir ze‘âmet-i azîm ihsân olunup hâlâ oğullarına "Çekebenizâdeler" deyüp ilâ mâşâallâh ber-vech-i temlîk ze‘âmet köyüne mutasarrıflardır. Anıniçün ol sebebden bu kayaya Çekebeni Kayası derler. Meşhûr-ı âfâk bir tâk-ı revâk-misâl bir berrâk ak kayadır. Ve bu Çekebeni kayalarının ba‘zı yerinde kulle ve kenîseler ve mesîregâh köşkler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 358a ·
metinde göster ·
… fret ve kesret üzredir. Bu câmi‘in dîvârında Paşa Bınarı derler, bir âb-ı hayât
berrâk
ve rakîk âb-ı nâb cereyân eder kim Hudâ alîmdir âb-ı hayvândan nişân verir yah- …
Ve çârsûnun yukaru başında el-Hacı Pîr Ahmed Ağa câmi‘i tahtânîdir, ammâ sûk-ı sultânî içre olmağile gâyet cemâ‘ati vefret ve kesret üzredir. Bu câmi‘in dîvârında Paşa Bınarı derler, bir âb-ı hayât berrâk ve rakîk âb-ı nâb cereyân eder kim Hudâ alîmdir âb-ı hayvândan nişân verir yah-pâre zülâl mâdır, azametullâh. Eğer misli bu rûy-i arzda var ise kûh-ı Elburz dâmeninde nehr-i Sitâze ola. Böyle bir aynü'l-hayâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y22a ·
metinde göster ·
… tbâzârı çeşmesi. Bunlar cümle ikişer ve üçer lüleli bâzû kalınlığı cereyân eder
berrâk
ve zülâl-i âb-ı nâb serdâb mâ’ü'l-hayâtlardır kim nûş eden atşânlar hayâtü'l-ha …
Ve cümle iki yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i Y 82b Kevserlerdir kim menba‘ı Balbınarı ve Sükker bınarlarından cereyân edüp gelir. Ammâ şehir içre revân olan uyûn-ı câriyeler Terziler köşesinde ve Gazzâzhâne köşesinde ve Bezzâzistân rüknünde Alaca çeşme ve Uzun çârşû başında ve Kutucular Hânı kapusu önünde ve Osmân Ağa çeşmesi ve Hüseyin Ağa çeşmesi ve Paşa Hânları çeşmesi ve Atbâzârı çeşmesi. Bunlar cümle ikişer ve üçer lüleli bâzû kalınlığı cereyân eder berrâk ve zülâl-i âb-ı nâb serdâb mâ’ü'l-hayâtlardır kim nûş eden atşânlar hayâtü'l-hayevân nûş etmiş gibi tâze cân bulurlar. Bu mezkûr çeşmelerden mâ‘adâ sâhibü'l-hayrât ve'l-hasenât Hacı Balı merhûmun yüz yigirmi aded uyûn-ı câriyeleri vardır kim gûyâ her biri birer mâ’-i şerâb-ı tahûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y82a–Y82b ·
metinde göster ·
… âh havfından azîm taşları yudup ağır olur. Tâ Nîl tuğyânı zamânı güzer edüp Nîl
berrâk
olunca üç ay Nîl'in dibinde timsâh yatup tıyn [u] türâb ile kifâflanır, andan Ü …
Kıyâs'ın havuzu içinde Şeyh (---) Batrinî hazretleri bir timsâh timsâli inşâ edüp ol sûretin sadrına bir vefk-ı a‘zam kazmışdır. Ol zamândan berü Nîl ile timsâh Ümmü'l-kıyâs'dan aşağı cereyân etmez. Eğer Nîl'in tuğyânından ubûr ederse, batnı yukaru gelüp mürd olur. Ol mahallerde timsâh havfından azîm taşları yudup ağır olur. Tâ Nîl tuğyânı zamânı güzer edüp Nîl berrâk olunca üç ay Nîl'in dibinde timsâh yatup tıyn [u] türâb ile kifâflanır, andan Ümmü'l-kıyâs'dan gerü dönüp timsâh Mikyâs tılısmından halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y235b ·
metinde göster ·
… ile Halîlü'r-rahmân bekmezin bir yere halt edüp iki gün cüllâb su içinde yatup
berrâk
olup cümle hâr [u] hâşâki aşağı çöküp Rûmeli meydânında esrâr-hârlara kâse kâse …
Mâ‘î esrâr: Bu dahi bengilik ile Halîlü'r-rahmân bekmezin bir yere halt edüp iki gün cüllâb su içinde yatup berrâk olup cümle hâr [u] hâşâki aşağı çöküp Rûmeli meydânında esrâr-hârlara kâse kâse bey‘ edüp nûş edenin esrâr-ı dili ayân u beyân olur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y240a ·
metinde göster ·