… erler. Sofya kurbundakine Bana Köstencesi derler. Rûm'da iki Köstence'dir. Biri
berrî
ve biri kenar-ı bahrîdir. Bu bahrî Köstence'nin kefere zamânı bir liman-ı azîmi …
Ba‘dehû ol mâl-ı defîne ile Süleymân Hân şehr-i Köstence'yi imâr etdi. Ammâ leb-i deryâda bî-kal‘a olmak ile niçe kerre Kazak-ı Ak nehb ü gâret edüp ihrâk bi'n-nâr etmişdir. Hâlâ ol kadar imâristân değildir. Silisre eyâletinde Karadeniz kenarında Karasu hükmünde yüz elli akçe kazâdır. (---) pâre kurâ nâhiyesi vardır. Kadısına senevî üç kîse hâsıl olur. Cümle yüz elli mikdârı kiremitli ve şındıra tahta örtülü hânelerdir. Ancak bir mahalle ve iskele başında müfîd ü muhtasar bir câmi‘ ve bir hân ve iskele başında kırk elli aded hân-misâl anbarlar ve bir kaç aded dekâkînleri var. Gayri imâret ü hammâm u medrese ve bâğ u bostân yokdur. Ancak bir kaç bekâr odaları vardır. Ve zamân-ı kadîmde küffâr İslâmbol tekürü havfinden ve Tatar-ı adüv-şikâr derdinden bu Köstence'den tâ Karasu kurbunda Tuna nehri azmağından bir handak-ı azîm kesüp nehr-i Tuna'yı Karaharman'a akıdup Babadağı ve Tulca kal‘ası ve Beşdepe nâm mahal cezîrede kalmış idi. Hâlâ memerr-i nâs üzre handak kenarında olan âsâr-ı binâ kulleler nümâyândır. Bu câniblerde olan kurâların imâristânı mezkûr handakın taşlarıyla imâr olmuşdur. Ve bu Köstence'ye Karadeniz Köstencesi derler. Sofya kurbundakine Bana Köstencesi derler. Rûm'da iki Köstence'dir. Biri berrî ve biri kenar-ı bahrîdir. Bu bahrî Köstence'nin kefere zamânı bir liman-ı azîmi var imiş kim hâlâ âsâr-ı binâları nümâyân olup limanına bin pâre gemi müstevfâ girer. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile hâr u hâşâk rimâl-i türâb ile liman memlû olup temevvüc-i deryâdan bî-emân liman olmuşdur. Ba‘zı sene niçe gemiler helâk olur. Hudâ imâr eyleye, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126a ·
metinde göster ·
… i 213a külü zemîne düşüp kertenkele ve zaka ve nakş-ı bukalemun ve sakankur-ı
berrî
ve gayrı niçe haşerâtlar olup cümle haşerât-ı arz emr-i Hudâ ile Hazret-i Nûh'u …
Yine Cibril-i Emîn'in ta‘lîmiyle su‘bânın külünü Nûh Nebî hevâya savurdu. Rüzgâr yılan külünü Nûh Nebî'nin ümmetleri üzerine düşürdü. Yılanın derisinden hâsıl olan kül pire oldu. Etinden hâsıl olan kül kehle olup ilâ hâze'l-ân ahd [ü] mîsâk-ı Nûh Necî üzre yılan külünden hâsıl olan pire ve kehle benî Âdemi yiyüp müte’ezzî etmededir ve yılanın cümle üstühânlarından hâsıl olan kül zemîne düşüp çıyan oldu. Çıkasından hâsıl olan kül zemîne düşüp akrep oldu. Bağırsakları gubârı zemîne düşüp solucan oldu. Ciğer-i hâkisteri buzağı dişi oldu. Yüreği 213a külü zemîne düşüp kertenkele ve zaka ve nakş-ı bukalemun ve sakankur-ı berrî ve gayrı niçe haşerâtlar olup cümle haşerât-ı arz emr-i Hudâ ile Hazret-i Nûh'un gemisin halâs eden yılandan halk olunmuşdur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 212b–213a ·
metinde göster ·
Ve bu ma‘dende nice ceyran u erneb ve gâv-ı beyâbânî ve hımâr-ı
berrî
ve niçe bin gurâb-ı vahşî gark olduğundan Kargaçamı derler. Ma‘mûr [u] âbâdânda …
Ve bu ma‘dende nice ceyran u erneb ve gâv-ı beyâbânî ve hımâr-ı berrî ve niçe bin gurâb-ı vahşî gark olduğundan Kargaçamı derler. Ma‘mûr [u] âbâdândan pür-nişândır ammâ hâlâ harâb [u] virândır. Ve mesken-i Ekrâd-ı Şakakîyândır. Ve bu Kargaçamı nâm mahallin cânib-i garbîsi çölünde bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerde bir azîm katran gölü vardır. Anda dahi niçe bin zî-rûh kısmı gark olur. Bu katrandan dahi niçe bin deve yükü kara katranı vilâyet vilâyet taşırlar. Bu dahi ma‘âdin-i azîmdir kim vâcibü's-seyrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405a ·
metinde göster ·
ve eğer bahrî olan hûş u tuyûrun envâ‘ı mevcûddur kim Mısır'dan Menzile nâm vil …
Ve bir tarafında dahi eğer berrî ve eğer bahrî olan hûş u tuyûrun envâ‘ı mevcûddur kim Mısır'dan Menzile nâm vilâyetden ve Funcistân pâdişâhı vilâyetinden niçe bin gûne kuşlar ve kaz ve ördek ve an[g]ıt ve güvercinlerin envâ‘ları ve her diyârın ecnâs-ı mahlûk murğânları mevcûd olduğundan mâ‘adâ ceyranlar ve hımâr-ı beyâbânîler ve sığın ve karacalar ve tablalılar ve yağmurcalar ve geyikler ve kebş-i beyâbânîler ve teys-i kûhîler ve Alman ayıları var kim fîl kadar, ve'l-hâsıl cenâb-ı Kibriyâ bu edîm-i arzda ne halk etdiyse zî-rûh kısmından bu bâğda mevcûd olduğundan mâ‘adâ Yenidünyâ mahlûkları dahi bî-hisâb mevcûddur, zîrâ bu Nemse çâsârı cemî‘i milel-i Nasârâ üzre tasaddur edüp şehinşâh olduğundan bu gûne eşyâlar âsitânesinde bulunmak ünvân-ı esbâb-ı ihtişâmından ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52b ·
metinde göster ·
… kemâ buna sakankûr-ı mâhî derler. Ammâ bu sakankûrdan hâsıl olanlar, sakankûr-ı
berrî
derler, aslâ Nîl'e girmek değil, ömründe su içmez, rimâlistân ve çölistânlarda …
Ve timsâhın on, on iki yumurtası olur, kimi timsâh ve kimi sakankûr olur. Ammâ bu sakankûr Nîl'e girüp yine çıkar, Nîl'de tavattun edemez. Hukemâ buna sakankûr-ı mâhî derler. Ammâ bu sakankûrdan hâsıl olanlar, sakankûr-ı berrî derler, aslâ Nîl'e girmek değil, ömründe su içmez, rimâlistân ve çölistânlarda olur. Hukemâ gâyetü'l-gâye nef‘in yazmışlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y163a ·
metinde göster ·
… erden tiryâk-ı fârûk ve fârûk-ı erba‘a ve ma‘cûn-ı akreb ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı
berrî
ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı mâhî ve ayneyn-i timsâh ve kalb-i timsâh ve sinn-i timsâ …
Ve ma‘âcînlerden yetmiş nev‘a ma‘cûn-ı mümessek ü mukavvî ve müferrih ve nâfi‘ ma‘âcinlerden tiryâk-ı fârûk ve fârûk-ı erba‘a ve ma‘cûn-ı akreb ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı berrî ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı mâhî ve ayneyn-i timsâh ve kalb-i timsâh ve sinn-i timsâh; ak düşmüş göze külün mîl ile çekeler, Y 214b bi-emrillâh gözü mücellâ edüp kuvvet-i basarı ol mertebe ziyâde ede kim vakt-ı zuhurda semâdaki seb‘a-i seyyâreyi göre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y214a–Y214b ·
metinde göster ·
derler. Katırdan aslâ farkı yokdur, illâ kulakları dibinde boğum boğum iki siyâ …
Lisân-ı Arab'da bagal-i berrî derler. Katırdan aslâ farkı yokdur, illâ kulakları dibinde boğum boğum iki siyâh ince boynuzları var, ucları nîşterden nişân verir, ve tırnakları çataldır. Mezâhib-i erba‘ada yenilmesi helâldir. Ve gâyet cüst [ü] çâpükdür, gûyâ ceyrândır. Ve iki senede bir vaz‘-ı haml edermiş, garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y411b ·
metinde göster ·
… isi ve fîl kalkanları ve zebât ve kakule-i kebîr ve sâdec-i Fûncî ve sakankûr-ı
berrî
ve tûtî ve âbinûş ve palasanta ve sac ağacları makûlesi tahrîr olunan mâl [ü] m …
Ve altun guruş yokdur, ve muhtâc değillerdir. Âbâ ve ecdâdlarından böyle görmüşlerdir. Tüccârların getirdikleri metâ‘ı deve ve koyun ve sığır ve câmûs ve dendân-ı fîl ve şâha-i gergerdân ve keler derisi ve fîl kalkanları ve zebât ve kakule-i kebîr ve sâdec-i Fûncî ve sakankûr-ı berrî ve tûtî ve âbinûş ve palasanta ve sac ağacları makûlesi tahrîr olunan mâl [ü] menâl ile tüccârların metâ‘ın değiş dokuş ederler, aslâ bey‘ [ü] şirâlarında altun ve guruş yokdur. Ve tibrleri gâyet çokdur, ammâ kal edüp altun sikkeli etmeğe bilmediklerinden sikkeleri yokdur. Y 414b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y414a–Y414b ·
metinde göster ·
… bu dahi bir ot köküdür, râyihası benefşeden mü’essirdir; ve bir kutu sakankûr-ı
berrî
ve bir kutu dühn-i seğsebân ve bir hokka dühn-i kibrît ve altı kutu-yı kebîr ka …
Ertesi gün paşanın hedâyâları geldi. Yüz tâvûsî hecîn-i müzeyyen üzre elli siyâh memlûk ve ellisi siyâh-çerde pâkîze kızlar ve elli deve yükü defteriyle fîl dişleri ve gergerdân boynuzları ve iki yüz fîl kalkanı ve bin çift kargı ve yüz çift kaplan postu ve yüz çift bebr postu ve bir yük keler derisi ve beş yük misk kedisi postu ve on yük âbnûs ve on yük sindiyân ağacı ve iki yük tibr ve bir denk zebât ve bir denk zımrân ve bir kutu misk ve altmış aded şemâme anber ve bir kutu hannebân —bir gûne siyâh nebâtâtdır, âdemin demâğın râyihası mu‘attar eder; ve bir kutu-yı kebîr karçıdan— bu dahi bir ot köküdür, râyihası benefşeden mü’essirdir; ve bir kutu sakankûr-ı berrî ve bir kutu dühn-i seğsebân ve bir hokka dühn-i kibrît ve altı kutu-yı kebîr kakule-i sagîr verüp bu cümle makbûzumuz olup nâmeler içinde tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y418b ·
metinde göster ·
Kavmi Mâlikiyyü'l-mezheblerdir, ammâ kedi ve gergerdân ve hımâr-ı
berrî
ve toprakdan hâsıl olur yer sıçanı ve maymun ve ceyrân ve sığın ve hargûş yerle …
Kavmi Mâlikiyyü'l-mezheblerdir, ammâ kedi ve gergerdân ve hımâr-ı berrî ve toprakdan hâsıl olur yer sıçanı ve maymun ve ceyrân ve sığın ve hargûş yerler. Ve dağlarında karman derler kestâne lezzetinde içi çekirdekli bir meyvedir, anı yerler. Ve levzûrimte meyvesi hurde balık gibi bir meyvedir. Alçacık ağaclarda biter. Gâyet lezîz ve mukavvîdir. Ammâ eşkâlde hemân balık gibidir, kuyruğundan biter. Ağacın kat‘ etsen balık yağı gibi râyihalı yağı çıkar. Başına bit üşen İbrân kavmi bu ağaç yağından başına sürünüp bitden halâs olur. Ve ak düşen göze vesme gibi üç gün çekseler kırk yıllık akı mahv eder. Ammâ kesret üzre çekmeye, gözün kuvvet-i basarın zâ’il eder. Hakîr bir hokkasına mâlik olduk. Hamd-i Hudâ iksîr-i a‘zamdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y424a ·
metinde göster ·
… iş fîl ve on altı gergerdân ve niçe bebr ü peleng ve niçe bin hargûş ve hımâr-ı
berrî
ve kazık boynuz ve zürefâ ve kûsfend-i beyâbanî ve'l-hâsıl hadden bîrûn ve kıyâ …
Ve bu Sincilâh sahrâsında üç gün sayd [u] şikârlar edüp yetmiş fîl ve on altı gergerdân ve niçe bebr ü peleng ve niçe bin hargûş ve hımâr-ı berrî ve kazık boynuz ve zürefâ ve kûsfend-i beyâbanî ve'l-hâsıl hadden bîrûn ve kıyâsdan efzûn hayvânlar şikâr oldu kim bu sahrâda olan mahlûk-ı Hudâ'nın yüz kerre yüz bininde biri sayd olunmadı. Tâ bu mertebe Cenâb-ı Bârî bu sahrâyı ecnâs-ı mahlûklar ile mâl-â-mâl eylemişdir. Ve cezîre-i Mısır'da böyle vâsi‘ mahsûldâr Q 330b sahrâ-yı P 327b hoş-havâ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y426b ·
metinde göster ·
… le âmâde olup giderken sürü sürü fîl ü gergerdân ve sığın ve ceyrân ve hımâr[-ı
berr]î
ve kazık boynuz hayvânları var idi kim hisâbın Hâlık-ı mahlûk bilür. Ve azametu …
Andan ale's-sabâh kalkup yine şimâle âmâde olup giderken sürü sürü fîl ü gergerdân ve sığın ve ceyrân ve hımâr[-ı berr]î ve kazık boynuz hayvânları var idi kim hisâbın Hâlık-ı mahlûk bilür. Ve azametullâh bu bir sahrâ idi kim nebâtâtı ve gayrı eşcârâtı cihânı dutmuşdu. Ve köşe köşe murgânlar savt-ı hazînleri câna cân bağışlayup rûha safâ hâsıl olurdu. Meğer Dumbiye vilâyetinde bu hâmûn-ı murgzâra Vadişe derlermiş. Yılda bir kerre buna Dumbiye meliki gelüp sayd [u] şikâr edermiş. Câ-be-câ hayme mastabaları ve matbah yerleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434a ·
metinde göster ·
… ân karaya çıkup tarlalarda buğdayı ve şa‘îr tenâvül eder. Eğer kenârda kısrak-ı
berrî
bulursa aşup kısrakdan kulun hâsıl olur. Sene 1083 târîhinde Kethudâ İbrâhîm Pa …
Bu bahrin sâhilinde sâkin olan kavm Hazret-i Yûsuf'a âk u âsî ve gümrâh olan usât-ı ümeme Hazret-i Yûsuf bed-du‘â etüp cemî‘i hayvânâtları bu buhayreye gark olup kendüler dahi müstağrak olup bahrları dahi zehr-i mâr olmuşdur. Ve hâlâ bu bahr içre gark olan kavmin âdem sıfatında ve gark olan hayvânları sıfatında at ve katır ve deve ve sığır ve câmûs ve hımâr ve kelb ve koyun ve keçi ve horos sıfatında balıklar vardır. Ve ba‘zısı mürd olup kenâra çıkup temâşâ ederler. Ve deryâ atları ba‘zı zamân karaya çıkup tarlalarda buğdayı ve şa‘îr tenâvül eder. Eğer kenârda kısrak-ı berrî bulursa aşup kısrakdan kulun hâsıl olur. Sene 1083 târîhinde Kethudâ İbrâhîm Paşa'ya bir buhayre atı yavrusu getürdiler, cildi balık hey’etinde ve yelesi balık yelesi ve kuyruğu balık gibi ve sâ’ir a‘zâsı at gibi idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·