… rdır. Ol amûd üzre Meryem Ana timsâli var idi. Elinde bir şeb-çerâğ var idi kim
beyza-i
fâhte kadar var idi. Her şeb, bu şeb-çerâğın şu‘lesi câmi‘i münevver ederdi. Bu …
Ve bu mahalde bir sebiz-gûn amûd-ı ibret-nümûn vardır. Ol amûd üzre Meryem Ana timsâli var idi. Elinde bir şeb-çerâğ var idi kim beyza-i fâhte kadar var idi. Her şeb, bu şeb-çerâğın şu‘lesi câmi‘i münevver ederdi. Bu dahi Risâlet-penâh'ın mevlûdu gecesi ser-nigûn olup hâlâ {ol şeb-çerâğ} Kızılelma'dadır. Anıniçün Kızılelma derler kim Ayasofya'dan gitmişdir. Zîrâ İşpanya {küffârı} bir iki kerre İslâmbol'a istîlâ etmişdir. Anıniçün ol beyza İşpanya elinde kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
… r. Zîrâ İşpanya {küffârı} bir iki kerre İslâmbol'a istîlâ etmişdir. Anıniçün ol
beyza
İşpanya elinde kalmışdır.
Ve bu mahalde bir sebiz-gûn amûd-ı ibret-nümûn vardır. Ol amûd üzre Meryem Ana timsâli var idi. Elinde bir şeb-çerâğ var idi kim beyza-i fâhte kadar var idi. Her şeb, bu şeb-çerâğın şu‘lesi câmi‘i münevver ederdi. Bu dahi Risâlet-penâh'ın mevlûdu gecesi ser-nigûn olup hâlâ {ol şeb-çerâğ} Kızılelma'dadır. Anıniçün Kızılelma derler kim Ayasofya'dan gitmişdir. Zîrâ İşpanya {küffârı} bir iki kerre İslâmbol'a istîlâ etmişdir. Anıniçün ol beyza İşpanya elinde kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
… alanız Bayram Paşa Galata ve İslâmbol'u müceddeden termîm edüp böyle bir dürr-i
beyza-âsâ
kal‘a-i gevher-nigîn oldu.
Ve dördüncü ta‘mîr [ü] termîm sene (---) târîhinde sa‘âdetle Revân fethine revâne olduğunuzda fermân-ı hümâyûnunuz ile kâ’immakâm lalanız Bayram Paşa Galata ve İslâmbol'u müceddeden termîm edüp böyle bir dürr-i beyza-âsâ kal‘a-i gevher-nigîn oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 151b ·
metinde göster ·
… a hâssa vardır deyüp her gün sudan nûş edüp suya girüp kırk günde vücûdu dürr-i
beyza
döner. Babası Yanko'dan âdemler gelüp kızı bu hâlde görünce İslâmbol'da Yanko'y …
Sebeb-i binâ-yı germ-âb : Yanko kızı Aline nâm zimmiyye maraz-ı cerebe mübtelâ olup kaş ve kirpik dökülüp çâr-darb mutarraş ışığa dönüp cüzzâm ve miskîn olur. Âhir cemî‘î hukemâ-yı kudemâ bu duhtere ilâc etmede âciz olup âhir tebdîl-i hevâ içün ol kızı İslâmbol'dan bu dağlara bırağırlar. Ol kız dahi bu kûh-i bülendler içre serserî gezerken bu ılıca suyuna râst gelüp andan nûş eder. Bir kaç günde cerebleri kara kara yanup söner. Kıza ma‘lûm olur kim ol suda hâssa vardır deyüp her gün sudan nûş edüp suya girüp kırk günde vücûdu dürr-i beyza döner. Babası Yanko'dan âdemler gelüp kızı bu hâlde görünce İslâmbol'da Yanko'ya müjde edüp kızı görmeğe bu cây-ı şifâya gelüp kızını gördükde hamd-i Hudâ edüp bu germ-âb üzre altı aded kubbe-i azîmler binâ edüp niçe âsâr-ı hayrâtlar inşa eder. Hâlâ iki kubbesi zâhirdir. Bir kubbe içre bir havz-ı azîmi vardır. Suyu gâyet ıssıdır. Ammâ mâ-i bârid halt edüp mu‘tedil olur. Gâyet nâfi‘ ılıcadır. Her sene kiraz mevsiminde bu dağlar benî Âdem ile bu ılıcalar hâtırıyçün ma‘mûr olur. Safâgâh mahaldir. 244b Bunda kâmil bir hafta zevk u sefâ edüp yine arabalara süvâr olup 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a–244b ·
metinde göster ·
… ve bî-hisâb mîr-i livâlar ile yek-dil [ü] yek-cihet olup adl-i adâlet edüp bir
beyza-i
mürğu bir akçeye alarak Âsitâne-i sa‘adet tarafına varup murâfa‘a-i şer‘ olavuz …
Bu kasabada bu temâşâları edüp cem‘iyyet-i benî Âdemden nâm u nişân kalmayup âsûde-hâl dururken paşa kapusunda bir hây hûy kopdu. Meğer Âsitâne tarafından yigirmi kapucu ile ser-bevvâbân-ı dergâh-ı âlîden bir kapucubaşı gelüp paşaya haber etdiler. Cümle asker kat-ender-kat olup paşa huzûruna kapucubaşı kığırup geldikde yüz bin ta‘vîz ile girüp zemîn bûs edüp cümle keçeli kapucular kelb-i sarîh gibi taşrada kalup kapucubaşı yalnız paşa yanında kaldı. Zîrâ Çorum şehrinde paşaya hücûm eden Berber Bayrâm kapucubaşıdan ibret alındı. Ba‘dehû kapucubaşı emirleri paşanın kapucular kethüdâsı Alî Ağa'ya verüp meğer Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından emr-i şerîf gelüp "Düstûr-ı mükerremim Mehemmed Paşasın, emr-i şerîfim vardıkda bir ân ve bir sâ‘at durmayıp Erzurûm Karsı eyâletin sana ihsân etmişim. kızılbaş-ı bed-ma‘âşın ol taraflarda ısyân u tuğyânı zâhir olmağıla ol serhadlere gitmek elzem-i levâziminden olmağıla ağırlığın bırağup ılgar ile varup eyâlet-i Kars'a mutasarrıf olup alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılasın" deyü bu mü’ekked emr ile Mustafâ Ağa gelüp emr-i pâdişâhî kırâ’at olundukdan sonra paşa "Emr pâdişâhındır, nola" deyüp ol ân İmâd Ağa'ya bir kîse-i guruş verüp "Tiz tûğlar gitsin" deyü fermân edüp İmâd Ağa'yı yolladı. Meğer Engürü'de paşanın katline nefîr-i âm getiren bu Mustafâ Ağa imiş. Paşa emre aslâ itâ‘at etmeyüp Istanoz'dan Murtat 360b ova câniblerine doğr[u] gitmek fermân olup ol sâ‘at Varvar Alî Paşa'dan muhabbetnâmeler ile kapucubaşılarından Melanlı Huseyin Ağa geldi. Netîce-i mektûb-ı muhabbet-üslûb budur kim "Benim veliyyi ni‘amın oğlu efendim, sultânım! Mesmû‘umuz oldu kim Erzurûm'dan ma‘zûl olalı bu şiddet-i şitâda niçe berzahlar çeküp meşakkat-i râh çekerek Kızılırmak geçidinde azîm hasâreler çeküp vâfir âdemleriniz gark-ı âb olmuşdur. El-hükmülillah. Hemân sizler sağ olasız. İnşâallahu Te‘âlâ an karîbi'z-zamân Cenâb-ı Bârî yârı kılup ivazın eder. Bizim ahvâl-i pür-melâlimizden su‘âl ederseniz Âsitâne tarafından bir kapucubaşı hatt-ı şerîf ile Sivas'a gelüp İpşir Paşa oğlumuzun hâtûnu ki Gürcîstân'da Mavrol Hân'ın kerîmesi Perîhân'dır, anı bizden emr-i şerîf ile Sultân İbrâhîm Hân vezîri Ahmed Paşa ilkâsıyla kerreteyn evâmir u hatt-ı şerîfler vârid olup nâ-şer‘îdir deyü vermeyüp Tokat kal‘asında dizdâra verüp cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlere emânetullah deyü sicille kayd edüp verdim. İpşir Paşa oğlum bu ahvâli istimâ‘ edüp mektûb-ı dürerbâr gönderüp buyurmuş kim ‘benim efendim ve peder-i azîzim, Allah senden râzî ola. Ehlimi vermemişsin. Eğer verirsen dü cihânda iki elim yakandadır ve rûz-ı mahşerde mes’ûl olursun ve eğer bu husûs içün pâdişâh tarafından bir ser-encâm çekersin. Her ne gûne maksûd [u] merâmına göre yoluna bin cân ile yüz bin baş ve İpşir oğlunun başı yoluna fedâdır’ deyü mektûbları geldi. Bu mahallerde İpşir'in hâtûnun pâdişâha nâ-şer‘î vermediğim pâdişâhın mesmû‘-ı hümâyûnları olıcak Sivas'dan bizi ma‘zûl edüp iki def‘a katlimize hatt-ı şerîfler gelüp avret hatıriyçün avret sözüne uyan avretden kötüdür, deyü hamd-ı Hudâ başımız vermeyüp Sivas'dan ma‘zûlen yedi bin asker ile hâlâ Turhal sahrâsında basîret üzre olup meks edüp günden güne tevâbî‘lerimiz gelüp cem‘ olmadadır. Ve İpşir Paşa oğlum Karaman eyâletiyle gelüp ve niçe ma‘zûl mîr-i mîrânlar ve sâ’ir ümerâlar gelüp cem‘iyyet-i kübrâ ile Üsküdar'a varup şer‘ ile da‘vâmız görüp yetmiş kimesnenin katlin isteriz. Bir vezîr oğlu vezîrsin, mührü sana, Mısr'ı bana, İpşir oğluma Şâm'ı, Süleymân Paşa oğluma Bağdâd'ı, Çavuşzâde oğluma Haleb'i, Melek Ahmed Paşa oğluma Erzurûm'u isteriz. İmdi benim efendim oğlu efendim, bu mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz varup vüsûl buldukda bir ân ve bir sâ‘at durmayup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek biri birimizle haberleşerek deryâ-misâl asker ile gelüp Bursa altında cem‘ olavuz ve yedi vezîr ve on mîr-i mîrân ve bî-hisâb mîr-i livâlar ile yek-dil [ü] yek-cihet olup adl-i adâlet edüp bir beyza-i mürğu bir akçeye alarak Âsitâne-i sa‘adet tarafına varup murâfa‘a-i şer‘ olavuz", deyü eblehâne mektûblar tahrîr eylemiş. Paşa mektûbları kırâ’at edüp hakîre eydür: "Ne ahmak herifdir. Mektûbunda cemî‘î hamâkatin ve bî-tedbîrliğin ifşâ etmek içün hâl-i dilin i‘lâm eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360a–360b ·
metinde göster ·
… îlî ve millet-i Mesîhî'dir. Ancak mezâhib-i bâtılaları Rûm gibi değildir. Iyd-i
beyza-yı
Nasârâ gecesi Ermenî yağlı yer ve savm-ı bâtıllarınca Urûmlar sabâhısı yağlı ye …
Bu memleket-i Sivas beled-i kadîm olmağıla bânîsi Amalak asrından berü kavm-i Ermenî destinde olup Ays ibn İshâk Nebîye müntehî olur kavm-i cebbârlar idi. Lisân-ı Ermenî anların zu‘munca Amalak peydâ etdi derler. Bu lisânın fesâhat [ü] belâğatı şehr-i Rûm-ı Sivas'da tekellüm olunur. Millet-i Ya‘kûbî'dir. Ba‘dehû Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp kavm-i Mesîhâdan olup cümle İncîlî'dir. Bunlar dahi yedi fırka ve yedi lisân üzre tekellüm ederler. Ammâ cümlesi İsevî olmağıla İncîl'le amel edüp tilâvet-i İncîl ederler. Arabistân'ın Ermenî'lerine Ya‘kûbî derler. Şâm'da ve Haleb'de ve Irâk'da cümle Ya‘kûbî lisânı tekellüm ederler. Ve âyîn-i bâtıl-ı bî-mezhebleri gayri gûnedir. Lisân-ı Ya‘kûbî dahi mahalliyle tahrîr olunur ve kavm-i Mıgdisî lisânı dahi başka lisândır kim ba‘zı elfâzı ve niçe lügatleri Fârisî'ye yakındır. Gâyet fasîh lisânları vardır. Ve lisân-ı (---) lisân-ı Ekrâd'a yakındır ve lisân-ı (---) Arabî'ye yakındır ve lisân-ı (---) Gürcî'ye yakındır. Bunlar Enüşirvânî'dir ve lisân-ı (---) bir lisâna müşâbeheti yokdur. Ermenî kavminin Çingânesidir. Ammâ cümlesi İncîlî ve millet-i Mesîhî'dir. Ancak mezâhib-i bâtılaları Rûm gibi değildir. Iyd-i beyza-yı Nasârâ gecesi Ermenî yağlı yer ve savm-ı bâtıllarınca Urûmlar sabâhısı yağlı yerler. Bu lisân-ı Ermenî'den dahi seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olanlara elzem-i levâzımından lisân olmağıla bu kadarca tahrîr olundu kim ba‘zı menâzillerde ve kurâ ve kasabâtlarda tahsîl-i ma‘îşet edüp herkesle hüsn-i ülfet etmek içün kifâyet mikdârı tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79b ·
metinde göster ·
… r gün Debbâğoğlu nâm bir şakî-i benâm câmi‘in sütûhu üzre çıkup leylek murgunun
beyzaların
alup yerine zâğ-ı siyâh yumurtası kor. Vakt [ü] sâ‘ati geldikde iki dâne zâğ pi …
Ve mine'l-acâ’ib ibret-nümâyı temâşâgâh: Sofya şehrinde Paşa sarâyı önünde Çelebi câmi‘i nâm bir ma‘bedgâh-ı kadîmin kurşumlu sakfı üzre bir çift leylek kuşu âşiyân edüp yumurtlamışlardı. Bir gün Debbâğoğlu nâm bir şakî-i benâm câmi‘in sütûhu üzre çıkup leylek murgunun beyzaların alup yerine zâğ-ı siyâh yumurtası kor. Vakt [ü] sâ‘ati geldikde iki dâne zâğ piçesi zâhir olup beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a ·
metinde göster ·
… Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ
beyzası
koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edü …
Fehvâsınca pîçe-i zâğ-ı siyâh âşiyân-ı laklakda harekât [u] sekenâta başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu hemân leylek baba tayrân edüp feryâd [u] figân ile şehr-i Sofya'nın enderûn [u] bîrûnunda seyrân u deverân edüp laklak ile niçe bin mürg-i laklak cem‘ edüp doğru Çelebi câmi‘inin kıbâbları üzre gelüp meks edüp câmi‘in kıbâbları ve sütûhlarında leylek murglarından kurşumlu kubbe 143b görünmez oldu. Bu kerre cemî‘i murglar mezkûr leyleğin âşiyânına birer birer gelüp aşlama olan karga piçelere nazar edüp lak lak diyerek câmi‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol gün şehr-i Sofya'da aslâ safâ-yı hâtır olmayup cemî‘i halk işinden bî-kâr olup leylek temâşâsı ederlerdi. Âhir-i kâr niçe yüz leylek karga yavruların katl edüp andan leylek anaya "Sen veled-i zinâ evlâd kazanmışsın" deyü minkar üşürüp pâre pâre edüp alâ mele’i'n-nâs câmî‘ sütûhundan aşağı pârelerin bırağup bir gûne laklak sadâsı dahi ederek laklak babaya bir laklak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle ehl-i beled bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân kalup "Tiz bu yumurtaları tebdîl eden şakîyi getirsinler, hakkından gelelim," demişken, "Sabr eylen Kâdir [u] Kahhâr Allah adâlet edüp ol şakînin hakkından gelir" deyü nefes etdi. Üçüncü gün hikmet-i Hudâ: {Leylek murgı yumurtalarını tebdîl eden Uşkurta nâm sekbân huddâmı Debbâğoğlu benâm şakî nîm-mest olup bir nigâr-pâre-i ma‘hûdesinin hânesine girüp üstâd-ı cüllâh-vâr fâhişesinin kârhânesin kurup mekik atarken avretin kocası ale'l-gafle içeri girüp görse kim kârhâne meydânda don ağacıyla kurulu üstâd-ı şirinkâr durma çalışup mekik atar. Hemân hâne sâhibi herîfin gayret ve hamiyyet ile cân başına sıçrayup dal tîğ olup yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa ikisin dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek Sofya'nın mecma‘u'l-irfânı ve mesken-i yârân-ı ihvân olan bana başına vardıkda ol mahalde} bana başında zadra yeniçerileri bu avret içün gavga ederler. Meğer evvel {ve âhir} fâhişe-i mezkûr, leylek murgının yumurtasın tebdîl eden Debbâğoğlu'nun fâhişesi imiş. Hemân Debbâğoğlu {zındık halâs olup} yeniçerilerin elinden orfanasın halâs etmeğe sa‘y ederken gavga müştedd olup hemân yeniçeriler Debbâğoğlu üzre dal kılıç hücûm edüp Debbâğoğlu'n ve fâhişesin pâre pâre edüp bana başına bırakdılar. Şehrin bir alay debbâğ bekârları maktûl Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyına getirüp bizim çelebimizi yeniçeriler pâre pâre edüp kan etdiler, işte leşi, deyü feryâd edüp tazallum eylediler. Paşa dahi sehel nâhoş olmak ile debbâğ bekârları Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyı önündeki câmî‘ saçağı altına kodular. Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ beyzası koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edüp câmi‘ saçağından aşağı bırakdılar idi. Cenâb-ı Allah üçüncü günde mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a–143b ·
metinde göster ·
… e ve rûy-ı dükkânçesinde bî-hadd ü bî-hasr dürr-i yetîm ü dürr-i yektâ ü dürr-i
beyza
hasır gibi yatar.
Andan cümlesi bir olup cereyân ederek Diyârbekir'in cânib-i şarkîsi dibinde Fızkayası altından ubûr ederek Çay bostânlığın ve Reyhân gülistânlığın reyy edüp andan aşağı Diyârbekir'in Şat üzre Bağdâd ve Basra'ya giden Kelek Cisri İskelesinden aşağı Hasankeyf'e doğru ve Cezîre'ye doğru yüz yetmiş pâre kılâ‘ u kasabât ve medâyinleri ve bender-i şehr-i Musul'u ve gayrı diyârları saky ederek Bağdâd-ı behişt-âbâd'a varınca yüz elli aded enhâr-ı azîmler mahlût olup Bağdâd'dan aşağı nehr-i Deyyâle ve Çerka ve Darb-ı Alî ve niçe nehr-i kebîrler karışup ba‘dehû Basra'dan yukaru Kurna kal‘ası burnunda nehr-i Furât ile Şat birâderi bir olup yek-dil [ü] yek-cihet nehreyn-i birâdereyn ittifâkıyla deryâ-misâl cereyân edüp Basra önüne vardıklarında deryâ-misâl olup Hindistân ve Portukal ve Luristân ve Moltân ve İngilis ü Felemenk ve Ummân ve Yemen ve Aden ve Cidde ve Habeş gemileri gelüp Basra'ya yanaşup metâ‘-ı zî-kıymet getirüp kâlây-ı bî-minnet alırlar. Ammâ bu Basra'ya ekseriyyâ Acem diyârının Hürmüz gemileri incü getirirler, kân-ı lülü Basra'dır. Her tüccâr-ı bengânın mahzeninde ve rûy-ı dükkânçesinde bî-hadd ü bî-hasr dürr-i yetîm ü dürr-i yektâ ü dürr-i beyza hasır gibi yatar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205a ·
metinde göster ·
… nevver olur. Ve ak nâzil olan gözlere dehc-i hindî ve şiyâf-ı zekûrî ve gubâr-ı
beyza-i
leyleği mil ile göze çeküp soğan zarı gibi perde alduğun bu hakîr gördüm.
Ve kehhâllıkda ol kadar mahâreti vardır kim kırk yıldan berü gözüne perde ve kara su inüp alîl olmuş âdemin gözünün bınarı tarafından bir eğrice içi boş mili sokup gözünün ardına ol mil vardıkda hân beri tarafda ol mili emüp buhardan hâsıl olmuş kara suyu cümle çıkarup herîf-i alîlin gözleri bi-emrillah münevver olur. Ve ak nâzil olan gözlere dehc-i hindî ve şiyâf-ı zekûrî ve gubâr-ı beyza-i leyleği mil ile göze çeküp soğan zarı gibi perde alduğun bu hakîr gördüm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
… n ve üç aded mücevher tüfeng-i Mâzenderân ve yigirmi cild kitâb-ı Tefsîr-i Kadı
Beyzavî
ü Keşşâf u Kâmûs u Takvîmü'l-Büldân ve niçe gûne mülûke mahsûs zî-kıymet kütüb- …
Evvelâ üç aded bikr-i nâ-şüküfte-i bâkire bintân ve üç aded pençe-i âfitâb mahbûb gılmân ve on aded hudûd-ı küheyl-i cığıldân-ı mu‘teber at-ı hussân. Biri murassa‘ zeynli ve altun zencîrli küheylân ve üç aded mücevher tüfeng-i Mâzenderân ve yigirmi cild kitâb-ı Tefsîr-i Kadı Beyzavî ü Keşşâf u Kâmûs u Takvîmü'l-Büldân ve niçe gûne mülûke mahsûs zî-kıymet kütüb-i nefîseler verdi. 235b Ve üç aded ibrişim ve zerdûz haliçe-i Isfahân ve üç aded haliçe-i keçe-i Nahşevân ve kırk aded şemşîr-i elvân ve on katar üştür-i nerre-revân ve on katar üştür-i küheylân verdi. Ve bu hedâyâlardan sonra Hân dervîşlik edüp "Bu pîşkeşleri kabûl eylen" deyü dest-bûs etdi. Ve Hân yine paşa huzûrunda paşa kethudâsına bir sırma mebrûm zeynli bir küheylân at ve bir yelegendez at ve bir katar-ı katır verdi.Ve'l-hâsıl paşanın yigirmi yedi aded mertebe sâhiblerine birer re’s küheylân atlar ihsân etdiğinden sonra ta ednâ mertebe akkâmbaşıya ve seyisbaşıya varınca cümle paşalıya yetmiş re’s küheyl atlar hibe eyledi kim en ednâsı bir kise guruş değer atlardır. Paşa dahi hâna on günde sekiz semmûr kürk giydirüp bu vedâ‘ mahal hedâyâsında bir beyâz semmûr kürk giydirdi kim bizzât Âl-i Osmân pâdişâhında nâdirdir. Ve kendi belinden cevâhir kuşağın ve bıçağın ve mücevher hançerin Hân'ın kemerine paşa-bend etdi. Ve Hân'ın dörd aded ciğer-kûşesine ve Çâker Ağa nâm kethudâsına birer semmûr kürkler giydirdi kim her biri biner guruş değer ve haremde hanıma bir semmûr ve bir mücevher tâc ve yetmiş kıt‘a akmişe-i fâhire dîbâ vü zîbâ ve şîb ü zerbâf ve niçe kıt‘a elmas u la‘l [u] yakut u zeberced ve lü‘lü-i danedâr Amber Ağa ile sultâna hedâyâ gönderdi. Ve ibtidâ hân nökerlerinden aşçıbaşıya ve yetmiş aded mertebe sâhibi aşîret beğlerine gûnâ-gûn çuka kerrâkeler ve a‘lâ vü evsat kuşaklık ta‘bîr etdikleri hil‘at-i fâhireler giydirüp hân gâyet mahzûz olup şehr-i Bitlîs'in ahâlîleri cümle mesrûr [u] hândân oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 235a–235b ·
metinde göster ·
… umurtayı cem‘ edüp diyâr-ı Mâhân'a götürmeğe âdem lâzım ve harcırâh lâzım ve bu
beyzaları
tahmîl etmeğe ester ü üştür-i devâbât lâzım. Bunlar âlem-i hayretde kalup meşve …
Sebeb-i harâbî-i şehr-i Ahlad: Zamânı kadîmde bu şehir Mâhân pâdişâhının hükmünde idi. Ol pâdişâh-ı bî-tedbîr Semenkân pâdişâhı üzre sefer etmeğe murâd edindikde bu şehr-i Ahlad ahâlîsinden sefer-imdâd içün yüz bin yumurta ister. Bu fermân ahâlî-i Ahlad'a gelince "Bid‘atdir ammâ ne çâre verelim", deyü bu kavm-i tâ’ife-i Büleh-i Oğuzân yüz bin yumurtayı cem‘ edüp diyâr-ı Mâhân'a götürmeğe âdem lâzım ve harcırâh lâzım ve bu beyzaları tahmîl etmeğe ester ü üştür-i devâbât lâzım. Bunlar âlem-i hayretde kalup meşveret ederler. Bu kavmin bu ahvâl-i perîşânları Mâhân şâhının mesmû‘u olup "Sizden tavuk yumurtası istemezdim, yüz bin gümüş yumurta isterdim. Çünki bir alây büleh kavimsizin. Sizi bu tekâlîfden mu‘âf etdim. Herkes beyzaların alsın, devâm-ı devletim ed‘ıyesine müdâvim olsunlar" deyü afvnâme gelince bunlar mâbeyninde cem‘ etdikleri beyzalara nişân komamışlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
Sebeb-i harâbî-i şehr-i Ahlad: Zamânı kadîmde bu şehir Mâhân pâdişâhının hükmünde idi. Ol pâdişâh-ı bî-tedbîr Semenkân pâdişâhı üzre sefer etmeğe murâd edindikde bu şehr-i Ahlad ahâlîsinden sefer-imdâd içün yüz bin yumurta ister. Bu fermân ahâlî-i Ahlad'a gelince "Bid‘atdir ammâ ne çâre verelim", deyü bu kavm-i tâ’ife-i Büleh-i Oğuzân yüz bin yumurtayı cem‘ edüp diyâr-ı Mâhân'a götürmeğe âdem lâzım ve harcırâh lâzım ve bu beyzaları tahmîl etmeğe ester ü üştür-i devâbât lâzım. Bunlar âlem-i hayretde kalup meşveret ederler. Bu kavmin bu ahvâl-i perîşânları Mâhân şâhının mesmû‘u olup "Sizden tavuk yumurtası istemezdim, yüz bin gümüş yumurta isterdim. Çünki bir alây büleh kavimsizin. Sizi bu tekâlîfden mu‘âf etdim. Herkes beyzaların alsın, devâm-ı devletim ed‘ıyesine müdâvim olsunlar" deyü afvnâme gelince bunlar mâbeyninde cem‘ etdikleri beyzalara nişân komamışlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
Sebeb-i harâbî-i şehr-i Ahlad: Zamânı kadîmde bu şehir Mâhân pâdişâhının hükmünde idi. Ol pâdişâh-ı bî-tedbîr Semenkân pâdişâhı üzre sefer etmeğe murâd edindikde bu şehr-i Ahlad ahâlîsinden sefer-imdâd içün yüz bin yumurta ister. Bu fermân ahâlî-i Ahlad'a gelince "Bid‘atdir ammâ ne çâre verelim", deyü bu kavm-i tâ’ife-i Büleh-i Oğuzân yüz bin yumurtayı cem‘ edüp diyâr-ı Mâhân'a götürmeğe âdem lâzım ve harcırâh lâzım ve bu beyzaları tahmîl etmeğe ester ü üştür-i devâbât lâzım. Bunlar âlem-i hayretde kalup meşveret ederler. Bu kavmin bu ahvâl-i perîşânları Mâhân şâhının mesmû‘u olup "Sizden tavuk yumurtası istemezdim, yüz bin gümüş yumurta isterdim. Çünki bir alây büleh kavimsizin. Sizi bu tekâlîfden mu‘âf etdim. Herkes beyzaların alsın, devâm-ı devletim ed‘ıyesine müdâvim olsunlar" deyü afvnâme gelince bunlar mâbeyninde cem‘ etdikleri beyzalara nişân komamışlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… irer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim
beyzam
küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğ …
Herkes birer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ düşdüklerinde âkıbet-endîşleri eyitdi: "Biz şimden gerü biribirimizin hakk-ı sarîhlerin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu beyzalar sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir bunlara bir tâ‘ûn müstevlî olup bir gice on iki bin oba evcik âmedânî kalkup kat‘-ı menâzil ederek şehr-i Mısır'da Âl-i Abbâsiyân'dan Kal‘atü'l-Kepş sâhibi Sultân el-Müstekfî Billah'a gelüp bir yurd isterler. Halîfe-i Mısır bunlara Mısır'ın cânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede toprakdan mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr ve türâbdan sütûh imâr görülmemiş idi. Hâlâ Mısır'ın şarkında Tophâne tarafında Ahlad Mahallesi derler niçe bin hâne-i harâb zîr-i türâb olup yatur. Niçe bininin âsâr-ı binâları ve hâne-i câmi‘leri esâsları {hâlâ} zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… de sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük
beyza
vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâ …
Herkes birer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ düşdüklerinde âkıbet-endîşleri eyitdi: "Biz şimden gerü biribirimizin hakk-ı sarîhlerin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu beyzalar sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir bunlara bir tâ‘ûn müstevlî olup bir gice on iki bin oba evcik âmedânî kalkup kat‘-ı menâzil ederek şehr-i Mısır'da Âl-i Abbâsiyân'dan Kal‘atü'l-Kepş sâhibi Sultân el-Müstekfî Billah'a gelüp bir yurd isterler. Halîfe-i Mısır bunlara Mısır'ın cânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede toprakdan mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr ve türâbdan sütûh imâr görülmemiş idi. Hâlâ Mısır'ın şarkında Tophâne tarafında Ahlad Mahallesi derler niçe bin hâne-i harâb zîr-i türâb olup yatur. Niçe bininin âsâr-ı binâları ve hâne-i câmi‘leri esâsları {hâlâ} zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… iler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim
beyzam
büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ d …
Herkes birer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ düşdüklerinde âkıbet-endîşleri eyitdi: "Biz şimden gerü biribirimizin hakk-ı sarîhlerin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu beyzalar sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir bunlara bir tâ‘ûn müstevlî olup bir gice on iki bin oba evcik âmedânî kalkup kat‘-ı menâzil ederek şehr-i Mısır'da Âl-i Abbâsiyân'dan Kal‘atü'l-Kepş sâhibi Sultân el-Müstekfî Billah'a gelüp bir yurd isterler. Halîfe-i Mısır bunlara Mısır'ın cânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede toprakdan mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr ve türâbdan sütûh imâr görülmemiş idi. Hâlâ Mısır'ın şarkında Tophâne tarafında Ahlad Mahallesi derler niçe bin hâne-i harâb zîr-i türâb olup yatur. Niçe bininin âsâr-ı binâları ve hâne-i câmi‘leri esâsları {hâlâ} zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… rin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu
beyzalar
sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir b …
Herkes birer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ düşdüklerinde âkıbet-endîşleri eyitdi: "Biz şimden gerü biribirimizin hakk-ı sarîhlerin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu beyzalar sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir bunlara bir tâ‘ûn müstevlî olup bir gice on iki bin oba evcik âmedânî kalkup kat‘-ı menâzil ederek şehr-i Mısır'da Âl-i Abbâsiyân'dan Kal‘atü'l-Kepş sâhibi Sultân el-Müstekfî Billah'a gelüp bir yurd isterler. Halîfe-i Mısır bunlara Mısır'ın cânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede toprakdan mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr ve türâbdan sütûh imâr görülmemiş idi. Hâlâ Mısır'ın şarkında Tophâne tarafında Ahlad Mahallesi derler niçe bin hâne-i harâb zîr-i türâb olup yatur. Niçe bininin âsâr-ı binâları ve hâne-i câmi‘leri esâsları {hâlâ} zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… e sağîr ü kebîr evlâd [ve] ehl [ü] ıyâline hüsrân ermedi. Ve bir muştasının bir
beyzası
gitmedi.
Ve Yûsuf Kethudâ'ya iki bin yiğit verüp "Yürü şehr içre yağmacıları katl edüp gâret etdikleri metâ‘ı erbâbına yahûd otağa getir." deyü Kethudâ beğ eline fermân verüp Yûsuf Kethudâ şehre girerken yedi Kürdü gördü kim bir hâneden bî-nihâye esbâb ile çıkup ardı sıra sâhib-i havâyic feryâd edüp hemân kapu önünde yedisinin dahi kellelerin kesüp şehre kırk elli yerden dellâllar gönderdi ve birkaç yerde dahi yağmacıları kırup derûn-ı şehr emn-i emân oldu. 270b Ammâ kable't-tenbîh niçe bin asker şehr-i Bitlîs'i câ-be-câ gâret edüp dağlara firâr etdiler. Ammâ yine ol mahalde cümle Ekrâd beğlerine ve cemî‘i iş erlerine fermânlar sâdır olup te’kîd ü teşdîdler olunup bir fakîrin mâl [ü] menâline ve sağîr ü kebîr evlâd [ve] ehl [ü] ıyâline hüsrân ermedi. Ve bir muştasının bir beyzası gitmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a–270b ·
metinde göster ·
Der-medh-i müsmirrât: Cümle meyvesi memdûhdur illâ âlû-yı nehârîsi bat
beyzası
kadardır ve meleçe ve Abbâsî emrûdu memdûh-ı Irâk-zemîndir ve kameri ve mışmışı …
Der-medh-i müsmirrât: Cümle meyvesi memdûhdur illâ âlû-yı nehârîsi bat beyzası kadardır ve meleçe ve Abbâsî emrûdu memdûh-ı Irâk-zemîndir ve kameri ve mışmışı gâyet âbdâr ve lezîz kaysıdır kim gûyâ Hamevî-i Şâm'dır.(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 323a ·
metinde göster ·
… âvâna bir merd-i âferîde dest-dırâzlık etmeyüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtı ve
beyzası
ve pişmiş tavuğu ve çobrası ve pilavı ve herîsesi cümle vezn-i Alî ile fürûht o …
Birisi oldur kim bu şehirde cümle halkı askerîdir kim bir şey’e muhtâc değillerdir. Bir de zabt u rabt ve narh-ı cârîlerine aşk olsun. Her şeb cümle dükkânçeleri küşâde kalup herkes hâne-i bî-minnetine bî-bâk ü bî-pervâ yatup pâsbânlar tâ vakt-i sehere dek dîdebân u nigehbân u keşikbânlık ederler. Ol kadar mazbût şehirdir kim me’kûlât [u] meşrûbât makûlesi eşyâlara seg-i dirende dahi dehân-dırâzlık etmezler. Ve çârsû-yı şâhîde metâ‘-ı firâvâna bir merd-i âferîde dest-dırâzlık etmeyüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtı ve beyzası ve pişmiş tavuğu ve çobrası ve pilavı ve herîsesi cümle vezn-i Alî ile fürûht olunur, aslâ ve kat‘â kelek ve şinik ve gülbe ve peymâne yokdur. Ammâ halkının ahd [ü] peymânları vardır. Eyle ganîmetdir kim bir kez gendüm-i danedâr nîm abbâsîye yarar. Ve bin menn-i hâs ve beyâz nân-ı cân bir kazbekî-i Tiflisîyedir. Ve bir vusak tereyağı kehribâ-vâr üç Kazbekiyyedir. Tâ bu mertebede ganîmet şehr-i Sâve'dir. Ve cümle halkı müdekkik-i âlem olduklarından gâyet hisâbîlerdir kim kâr [u] kisb içinde bir dangı hisâb ederler ve kânûn-ı Şeyh Safî'dir deyü narh-ı şâhîleri üzre cân verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324b ·
metinde göster ·
… verâsı üzre çokdur. Aslâ yere konmaz, ber-hevâ bulutlar içre âşiyânları vardır.
Beyzasın
hevâdan zemîne bırağup beş yüz yıllık yoldan beyzası zemîne inince yavrusu zemî …
Ve kavm-i murg-ı hümâ hâlâ vilâyet-i Çîn ve vilâyet-i Semenkân üzre ve cebel-i Kâf verâsı üzre çokdur. Aslâ yere konmaz, ber-hevâ bulutlar içre âşiyânları vardır. Beyzasın hevâdan zemîne bırağup beş yüz yıllık yoldan beyzası zemîne inince yavrusu zemîne inmedin âsumâna urûc eder. Aslâ vücûdu hayâtda iken kimse görmemişdir. Ammâ lâşesin bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr diyâr-ı Acem'de Gencikulu Hân hazînesinde görmişim. Gûyâ ebâbîl kıt‘asında münakkaş bir murg-ı zeyrekdir. Kanatları kırlangıç cenâhları gibi sivridir ammâ kanatları ucunda birer karış kadar bükülmüş teller ucunda birer çengel-misâl tırnakları vardır ve ayaklarında dahi çengelli tırnakları var ve minkârı yırtıcı kuş burnu gibi değil bir küçük kuşdur. Evc-i âsumânda gıdâsı elma kabuğu duhânıdır ve suyu çiğ ve kırağıdır derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… r içre âşiyânları vardır. Beyzasın hevâdan zemîne bırağup beş yüz yıllık yoldan
beyzası
zemîne inince yavrusu zemîne inmedin âsumâna urûc eder. Aslâ vücûdu hayâtda ike …
Ve kavm-i murg-ı hümâ hâlâ vilâyet-i Çîn ve vilâyet-i Semenkân üzre ve cebel-i Kâf verâsı üzre çokdur. Aslâ yere konmaz, ber-hevâ bulutlar içre âşiyânları vardır. Beyzasın hevâdan zemîne bırağup beş yüz yıllık yoldan beyzası zemîne inince yavrusu zemîne inmedin âsumâna urûc eder. Aslâ vücûdu hayâtda iken kimse görmemişdir. Ammâ lâşesin bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr diyâr-ı Acem'de Gencikulu Hân hazînesinde görmişim. Gûyâ ebâbîl kıt‘asında münakkaş bir murg-ı zeyrekdir. Kanatları kırlangıç cenâhları gibi sivridir ammâ kanatları ucunda birer karış kadar bükülmüş teller ucunda birer çengel-misâl tırnakları vardır ve ayaklarında dahi çengelli tırnakları var ve minkârı yırtıcı kuş burnu gibi değil bir küçük kuşdur. Evc-i âsumânda gıdâsı elma kabuğu duhânıdır ve suyu çiğ ve kırağıdır derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
beyâz pekdir ve büyükdür. Vakt-i gurûbda yumurtladığı sehel küçükdür ve yumşakd …
Bu mezkûr hayvânâtlar cümle beher yevm ikişer yumurta yumurtlarlar. Sabâh yumurtladığı beyza-i beyâz pekdir ve büyükdür. Vakt-i gurûbda yumurtladığı sehel küçükdür ve yumşakdır ve pişirüp tenâvül olduğu mahalde bu yumurtalar misk gibi kokarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 127a ·
metinde göster ·
… rabistân'da yavru çıkarmazlar ve aslâ anda yumurtlamazlar, zîrâ şiddet-i hârdan
beyzaları
pişüp yavru çıkarmazlar. Hemân evvelbahârda sevâhil diyârlardan sökün edüp bu H …
Hattâ bu sahrâda cemî‘i karalar vilâyetinin İsne ve İsvân ve vilâyet-i Sûdân ve vilâyet-i Funcistân vilâyet-i Irâk-ı Bağdâd'a sevâhillenen turnalar bahâr eyyâmında bu Heyhât sahrâsı sazlığ ve kamışlıklarına gelüp bunda yumurtlayup yavru çıkarır. Arabistân'da yavru çıkarmazlar ve aslâ anda yumurtlamazlar, zîrâ şiddet-i hârdan beyzaları pişüp yavru çıkarmazlar. Hemân evvelbahârda sevâhil diyârlardan sökün edüp bu Heyhât-ı Sağîr'e ve nehr-i Edil'den öte Heyhât-ı Kebîr'e gelüp yavrularlar. Hattâ bu hakîr nehr-i Edil kenârlarında tâ nehr-i Cayık'a varınca seyâhat ederken turna ve kaz ve ördeğin yavruları atlarımızın altında pâymâl-i rimâl olup gezerlerdi. Ve niçe semiz yavruların alup pişirüp safâsın ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·
… âr, hoşgüvâr ve la‘lgûn Nif kirazı derler bir gülnârı var kim her dânesi keklik
beyzası
kadar vardır. Gâyet ter olduğundan âdemin damağında mahv olup cirminden nişân k …
Ve memdûhatından, yedi elvân kirazı olur. Cümleden latîf ve âbdâr, dânedâr, hoşgüvâr ve la‘lgûn Nif kirazı derler bir gülnârı var kim her dânesi keklik beyzası kadar vardır. Gâyet ter olduğundan âdemin damağında mahv olup cirminden nişân kalmaz. İncîri ve nârı ve engûrü ve limonu ve turuncu ve karı ve servi ve çınârı meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y87a ·
metinde göster ·
… zret-i Îsâ asrında millet-i mesîhiyyenin ka‘beleri idi. Hâlâ her sene keferenin
Beyza-i
Ahmer günleri ya‘nî Kızıl Yumurta bednâmlarında beş on bin küffâr-ı feccâr-ı dû …
Ve bu şehir içre yedi kenîse vardır. İkisi Yahûdîlerin ikisi Ermenilerin üçü Urumların. Ammâ cümleden Urumların deyr-i Kumâmeleri Yanko ibn Madyan İskender-i Yûnâniyân'dan (---) binâ etmişdir. Lisân-ı Yûnâniyân ile kapu üzre târîh-i binâsı tahrîr olunmuşdur. Bilâ-teşbih Hazret-i Îsâ asrında millet-i mesîhiyyenin ka‘beleri idi. Hâlâ her sene keferenin Beyza-i Ahmer günleri ya‘nî Kızıl Yumurta bednâmlarında beş on bin küffâr-ı feccâr-ı dûzah-karâr cem‘ olup ekâlîm-i seb‘adan Urum ve Ermeni ve on sekiz krallıkdan Freng-i bedreng dahi cem‘ olduğu günler paşa ve mollâ ve şeyhülislâm dahi ve a‘yân-ı vilâyet ve cümle asker-i sultânî pür-silâh bu Kumâme mahallinde hâzır olurlar kim "Beş on bin küffâr ziyâret tarîkiyle cem‘ olup istîlâ etmeyeler" deyü Kumâme önünde âmâde durup Kumâme mütevellîsi pâdişâh-ı dîn-i İslâma hayır du‘â ve küffâra beddu‘a edüp Kumâme bâbının paşa ve monlâ mührün bozup Kumâme kapusun açarlar, zîrâ bir seneden bir seneye memhûrlu durur. Ammâ içinde Freng ve Rûm ve Ermeni ve Kıbtî ve gayri millet-i mesîhîden iki üç yüz mikdârı kıssîs ve bıtrîk ve çelipa ve ruhbân ve papas ve râhib ve keşîş ve kisdofa vardır. Mahpûs gibi anda sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y221b ·
metinde göster ·
… i garîbetü'l-acîbe: Bir dest-mâl içre üç yâhûd beş yâhûd yedi hâsıl-ı kelâm tek
beyza
ya‘nî yumurta kosan su içinde bişüp Y 236b taşra çıkarsan biri gâyib olup bey …
Garâbeti garîbetü'l-acîbe: Bir dest-mâl içre üç yâhûd beş yâhûd yedi hâsıl-ı kelâm tek beyza ya‘nî yumurta kosan su içinde bişüp Y 236b taşra çıkarsan biri gâyib olup beyzalar çift kalır. Ammâ çift beyza kosan bişüp yine çift yumurta çıkar. Hâlâ ki dest-mâlde bir rahne yok iken yine böyle olur, aceb hikmetdir. Ba‘zılar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236a–Y236b ·
metinde göster ·
… yza ya‘nî yumurta kosan su içinde bişüp Y 236b taşra çıkarsan biri gâyib olup
beyzalar
çift kalır. Ammâ çift beyza kosan bişüp yine çift yumurta çıkar. Hâlâ ki dest-m …
Garâbeti garîbetü'l-acîbe: Bir dest-mâl içre üç yâhûd beş yâhûd yedi hâsıl-ı kelâm tek beyza ya‘nî yumurta kosan su içinde bişüp Y 236b taşra çıkarsan biri gâyib olup beyzalar çift kalır. Ammâ çift beyza kosan bişüp yine çift yumurta çıkar. Hâlâ ki dest-mâlde bir rahne yok iken yine böyle olur, aceb hikmetdir. Ba‘zılar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236a–Y236b ·
metinde göster ·
… de bişüp Y 236b taşra çıkarsan biri gâyib olup beyzalar çift kalır. Ammâ çift
beyza
kosan bişüp yine çift yumurta çıkar. Hâlâ ki dest-mâlde bir rahne yok iken yine …
Garâbeti garîbetü'l-acîbe: Bir dest-mâl içre üç yâhûd beş yâhûd yedi hâsıl-ı kelâm tek beyza ya‘nî yumurta kosan su içinde bişüp Y 236b taşra çıkarsan biri gâyib olup beyzalar çift kalır. Ammâ çift beyza kosan bişüp yine çift yumurta çıkar. Hâlâ ki dest-mâlde bir rahne yok iken yine böyle olur, aceb hikmetdir. Ba‘zılar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236a–Y236b ·
metinde göster ·
… vardır. İdrîs Nebî kehenelerinden bir kâhinin mâ-i mutalsamıdır. Kaçan kim tek
beyzayı
bu suya koyup bişirseler biri ol cinnîye gıdâ olur. Eğer çift kosalar yine dürü …
"Bir ecinne müvekkili vardır. İdrîs Nebî kehenelerinden bir kâhinin mâ-i mutalsamıdır. Kaçan kim tek beyzayı bu suya koyup bişirseler biri ol cinnîye gıdâ olur. Eğer çift kosalar yine dürüst çift yumurta çıkar, böyle mutalsamdır" deyü nakl eylediler. Ammâ ekseriyyâ bu ılıcaya Kudüs ve Sıfet Yahûdîleri çok girirler, (---)(---) ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236b ·
metinde göster ·
… gördüler kim böyle bir vücûd kim yed-i beyzâsı gibi vücûd-ı şerîfi dahi dürr-i
beyza
müşâbih.
Bir gün Mûsâ Nebî Nîl kenârında gusl ederken hırkasın bir taş üzre koyup gusl edüp taşra çıkınca hemân bu taş hırka üstünde iken Mısır'a doğru yürüdü. Mûsâ dahi taşın ardına uryânen düşüp Mısır'a girdi. Cümle halk Hazret-i Mûsâ'yı gördüler kim böyle bir vücûd kim yed-i beyzâsı gibi vücûd-ı şerîfi dahi dürr-i beyza müşâbih.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y244a ·
metinde göster ·
… , sarısından kırkıncı günde sakankûr hâsıl olur. Ammâ timsâhın kum içinde kalan
beyzalarından
bi-emrillâh timsâh hâsıl olur. Timsâhın demâğında bir zar perdesi hâsıl olup Nî …
Timsâh eşi ile karada cimâ‘ edüp dişisi yumurtlar, devekuşu yumurtası kadar olur, lâkin müdevver değildir, sürâhîce ve münakkaşdır. Dişisi yumurtasın kum içine gömüp yine Nîl'e gider, her gün gelüp nazar eder. Ba‘zısı taşrada kalup şiddet-i hârdan yumurtanın içinde beyâzı pişer, sarısından kırkıncı günde sakankûr hâsıl olur. Ammâ timsâhın kum içinde kalan beyzalarından bi-emrillâh timsâh hâsıl olur. Timsâhın demâğında bir zar perdesi hâsıl olup Nîl içinde gezmeğe müsta‘id olur, ammâ sakankûrda ol zar bitmeyüp karada kalırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y163a ·
metinde göster ·
… ye timsâh eti yiyüp ve gözlerin çıkarup yanında taşıyup oğlanın vücûdu mukaşşer
beyza
döndü. Bu hakîrin manzûru olmuşdur. Hakîr gulâmdan su’âl etdim, "Vallâh timsâh …
Hâssa-i diğer: Timsâh diri iken gözün çıkarup cüzâm zahmetine mübtelâ olan kimesne boynuna assa, bi-emrillâh devâ bulur. Baş bölükbaşı oğlanı Mısır Bâbullûğ'una vara gele, cüzâm zahmetine mübtelâ olup yüzü ve gözü şişüp burnunun orta direği düşüp şâm cinine döneyazdı. Birkaç vukiyye timsâh eti yiyüp ve gözlerin çıkarup yanında taşıyup oğlanın vücûdu mukaşşer beyza döndü. Bu hakîrin manzûru olmuşdur. Hakîr gulâmdan su’âl etdim, "Vallâh timsâh eti misk gibi kokar", deyü cevâb etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y164a ·
metinde göster ·
… ötürürler kim cüzâm zahmetine ve Freng zahmetine mübtelâ olanlara içirüp dürr-i
beyza
dönerlermiş, gâyet nâfi‘dir.
Ammâ bizimle giden âdemler şiddet-i hârda üşüp eyle nûş etdiler, havzı boş etdiler. Hakîr dahi şifâ niyyetine bir fincân nûş etdim, hakkâ ki mâ-i zülâldir. Ekseriyyâ Nîl'in cenûb tarafından yâhûd Habeş diyârının Zeyla‘ şehri benderinden Portakal küffârları hedâyâ vererek bu âb-ı nâbdan kalay ve kurşumlu cerre makûlesi niçe bin kumkumaları doldurup Hindistân'a ve Frengistân'a götürürler kim cüzâm zahmetine ve Freng zahmetine mübtelâ olanlara içirüp dürr-i beyza dönerlermiş, gâyet nâfi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y406a ·
metinde göster ·
murg üzre yine bu hurûfları yazup yumurta haymemiz içre yuvarlanarak çadırdan t …
Ve bir beyza-i murg üzre yine bu hurûfları yazup yumurta haymemiz içre yuvarlanarak çadırdan taşra olup Kedi Ferhâd nâm bir köle "Var şu yumurtayı getir" deyüp yumurtayı getirirken elinde pâre pâre oldu, garîb temâşâdır. Hatları ve lisânları İmrânîdir kim anlardan birkaç lugatlerin tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·