… misâl ve bî-bedel bir deyr-i pür-dalâl oldu. Hâlâ cemî‘i küffâr-ı dûzah-karârın
bilâ
teşbîh kıblegâhlarıdır kim her sene niçe bin nasârâ varup Kumâme'de pür gumâm o …
Ve Kostantîn'in ümm-i şümmi İslâmbol kal‘asının ta‘mîr [ü] termîmi içün cedd-i nâ-pâkinden intikâl eden mâl-ı mevrûs-ı habîsden bin milyon mâl Kostantîn'e verüp kendi terk-i dünyâ olup Hazret-i Meryem tarîki üzre keşîşe olup lâ-yu‘ad ve lâ yuhsâ mâl-ı Kârûn ile deryâdan yüz pâre gemi ile arz-ı Filistîn'de Akka kal‘asına varup ibtidâ anı binâ edüp bir sûr-ı metîn ve bir liman-ı azîm inşâ edüp andan Arz-ı Mukaddes'de Kudüs-i Şerîf içre Kumâme nâm bir deyr-i benâm binâ-yı tâm etdi kim rû-yı arzda bî-misâl ve bî-bedel bir deyr-i pür-dalâl oldu. Hâlâ cemî‘i küffâr-ı dûzah-karârın bilâ teşbîh kıblegâhlarıdır kim her sene niçe bin nasârâ varup Kumâme'de pür gumâm olup ziyâret edüp hâşâ sümme hâşâ hac etmiş olalar. Ammâ haç edüp haç-perestlik etdükleri mukarrerdir. Bu deyr-i bî-direk evsâfı Seyâhatnâme cild (---) mizde mastûr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 12b ·
metinde göster ·
veled fevt olmak ile kayâsıraların devleti bunda inkırâz bulup cümlesinin devle …
Bu Kanator veled-i Yağfûr yetmiş sene mu‘ammer olup İslâmbol'u ol kadar ma‘mûr etdi kim Yûnâniyân bu Kanator'a Kostantîn-i Sânî dediler. Ba‘dehu ömrü defteri dürülüp nâra yandı. Bilâ veled fevt olmak ile kayâsıraların devleti bunda inkırâz bulup cümlesinin devletleri (---) sene olup (---) nefer kayâsıralardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 23a ·
metinde göster ·
Diğer alâmet-i Murâd Hân: Bir kerre yine şecâ‘ati tamarları hareket edüp bir hişt-nîze ile on aded deve derileri ile müddakıl(?) Felemenk ve Nemse çâsârından gelme kalkanları elçinin önünde zerk edüp bilâ tereddüd güzer edüp Nemse çâsârı gönderdiği kalkanları {yine Nemse'ye} hedâyâ gönderdi. Hâlâ Beçkapusu'nun kemeri altında hişti ile maslûbdur kim hakîrin manzûru olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
vâsıta birbirlerine dirâğûş edüp felekden kâm alup deniz mâlikleri gibi âdem me …
Mesîregâh-ı Deniz hammâmı: Yine kayıklar ile cümle ahibbâ her cum‘a günleri bu Eyyûb şehri önündeki cezîreler mâbeynindeki halîclere girüp cümle âşıkân [u] ma‘şukân-ı müştâkân bilâ vâsıta birbirlerine dirâğûş edüp felekden kâm alup deniz mâlikleri gibi âdem melekleri nîlgûn fûta ile şinâverlik ederler ve her cezîrelerin çemenzârlarında ayş [u] nûş edüp gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp sohbet-i hâsü'l-hâs ederler. Bu câ-yı müferrih dahi bir diyâra mahsûs değildir, illâ şehr-i Eyyûb'a mahsûsdur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120a ·
metinde göster ·
… r ibret-nümâ sun‘-ı Hudâ'dır. Nısfı hâlâ hazînededir. Selîm-i Sânî bu keşkülden
bilâ
cur‘a bâde nûş etmişdir. Hakkâ ki yek-merdî kâse değil penc-merdî kâseden ziyâd …
Süleymân Hân bu tekyenin deryâya nâzır bir köşesinde sâkin olup teferrüc ederken Hindûstân pâdişâhından hedâyâlar gelüp bir nakş-ı bûkalemûn telâtîn derisinden bir ta‘âm sofrası ve yüz Hıtâyî münebbid tabaklar ve yüz aded kâseyi ve niçe âlât-ı ta‘âm zî-kıymet eşyâları bu tekyeye vakf eder. Ba‘dehu bu şeyleri zorbalar asrında hazîneye alup sofra ile bir şeftâlû çekirdeğinden bir dervîşân keşkülü kalmışdır kim garâyibdir. Hindûstân'da hâsıl olmuş şeftâlû çekirdeğinin nısfıdır. Hâlâ iki vukıyye su alır. Kenâreleri altun dîvâre ve sîm halhâllar ile bir ibret-nümâ sun‘-ı Hudâ'dır. Nısfı hâlâ hazînededir. Selîm-i Sânî bu keşkülden bilâ cur‘a bâde nûş etmişdir. Hakkâ ki yek-merdî kâse değil penc-merdî kâseden ziyâde bâde alur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123a ·
metinde göster ·
… ri gibi âdem mâlikleri ve melekleri şinâverlik edüp âşık [u] ma‘şûk birbirlerin
bilâ
vâsıta kuc-kucağ olup dirâgûş ederler bir teferrücgâh yerdir.
Ve teferrücgâh-ı Kalamış Burnu, Kadıköy bâğları ile Fener bâğçesi mâbeyninde bir körfez içre beyâz kumsal bir bahrdir. Cümle dilberân [u] âşıkân-ı sâdıkân anda deniz mâlikleri gibi âdem mâlikleri ve melekleri şinâverlik edüp âşık [u] ma‘şûk birbirlerin bilâ vâsıta kuc-kucağ olup dirâgûş ederler bir teferrücgâh yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143b ·
metinde göster ·
Ammâ Moskov tarafında buz deryâsı tokuz ay şitâdan müncemid olup Kalmuk küffârları ol buz deryâsı üzre yetmiş günlük buzu beş gün beş gice geçüp Kûh-ı Kâf dibinde bilâ teşbîh ka‘belerine varırlar, anların lisânı üzre Kûh-ı Kâf‘a Kalmuk kavmi "Yıldırak Tav" derler. İnşâallahu Te‘alâ ol semtin seyâhati müyesser oldukda tahrîr olunur. Kırk elli senede bir kerre Kalmuklar yetmiş seksen 230a bini bir yere cem‘ olup Kûh-ı Kâf ziyâretin edüp yine buz deryâsının donu çözülmeden girü vatanlarına avdet ederler. Kûh-ı Kâfı İskender'den sonra Kalmuk tâ’ifesinden gayri görmüş benî Âdem yokdur, {illâ Kalmuklar görür}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b–230a ·
metinde göster ·
… İskender Çelebi nâm bir defterdârın bâğçesidir {Mi‘mâr Sinân kârıdır}. Ba‘dehû
bilâ
veled fevt olmağla hâlâ pâdişâhlara mahsûs bâğçe-i hâsdır. Bâğçe ustası ve iki …
Leb-i deryâda "Bâğ-ı ireme zât" misâl bir hünkâr bâğçesidir. Selîm Hân-ı Sânî'de İskender Çelebi nâm bir defterdârın bâğçesidir {Mi‘mâr Sinân kârıdır}. Ba‘dehû bilâ veled fevt olmağla hâlâ pâdişâhlara mahsûs bâğçe-i hâsdır. Bâğçe ustası ve iki yüz külâhlı bostâncı neferâtlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241a ·
metinde göster ·
… umât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü
bilâ
tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… e girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup
bilâ
rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler b …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… Benî İsrâ’îlî bu şehr-i Sıfet'den 44b zuhûr etmeğile ma‘bed-i kadîmleri olup
bilâ
teşbîh, ilâ hâze'l-ân Benî İsrâ’îlî olan Yahûda kavmine bu şehir ka‘beleri olmu …
İbtidâ bânîsi ba‘de't-Tûfân Sâm b. Nûh aleyhi's-selâmdır. Hazret-i Ya‘kûb'a gelince bu şehir ol kadar ma‘mûr oldu kim şehr-i Askalân ve şehr-i Hâsân ve şehr-i Filistîn, şehr-i Taberistân ve şehr-i Kudüs ve şehr-i Zağzağa bu Sıfet şehri gibi ma‘mûr değil idi. Zîrâ cemî‘i Benî İsrâ’îlî bu şehr-i Sıfet'den 44b zuhûr etmeğile ma‘bed-i kadîmleri olup bilâ teşbîh, ilâ hâze'l-ân Benî İsrâ’îlî olan Yahûda kavmine bu şehir ka‘beleri olmuşdur. Bu şehri Selîm Hân sene 922 târîhinde Mısır Çerâkisesi Sultân Gavrî destinden feth etdükde Tavâşî Sinân Paşa tahrîriyle altı kerre yüz bin Yahûdî harâcı tahrîr olunmuşdu. Hâlâ yine yetmiş seksen bin Yahûdî mevcûddur kim kat-ender-kat Yahûdî evleridir. Ve ömründe bir Yahûdî bu şehri ziyâret etmese eğer iktidârı yoğise türâbından sürünmese, yâ suyundan içmese veyâ şecerlerinin berk-i hazânından kendüye dütsi vermese zu‘m-ı bâtılları üzre Yahûdî olmayup kara-yı cuhûd olur. Bu şehrin ibtidâ bânîsi ve taht-ı Yahûd olması ve ziyâretgâh-ı Yahûd olması ve cemî‘i ibret-nümâ binâları ve cümle hayrât [u] hasenâtları târîhleriyle yazılmışdır. Ve cümle ziyâretgâhlarında Hazret-i Ya‘kûb evlâdları ve kerîmeleri ve Hazret-i İsmâ‘îl evlâdları ism [u] resimleriyle ve Hazret-i Ya‘kûb'ın Beytü'l-hazen'i ve kabr-i Sâm ve beyt-i Hazret-i Efrâyîm ibn Hazret-i Yûsuf ve beyt-i Hazret-i İshâk ve beyt-i Hazret-i İsmâ‘îl ve beyt-i Hazret-i Eyyûb ve niçe gûne evsâfı, cümle hacc-ı şerîfe gitdiğimiz sene seyâhatnâmemizin cild-i (---) de gâyet mufassal tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu sene seyâhatimizde seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olan kimesnelere her lisândan bilmek elzem-i levâzımından olmağın bu mahalle lisân-ı Tevrât üzre Yahûdî lisânı tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44a–44b ·
metinde göster ·
… üştak olduğu Beytü'l-lahm deyri yedincisi Kudüs-i şerîf içinde cemî‘i Nasârânın
bilâ
teşbîh ma‘bedgâhları olan Kumâme deyri ol dahi acîb ü garîb deyr-i kebîr-i musa …
Ekâlîm-i seb‘ada temâşâ etdiğimiz yedi manastır-ı mu‘azzamdır. Biri Revân kurbunda Üç kenîsesi biri Nahşevân kurbunda Yedi kenîse üçüncüsü yine Van kurbunda Vereg kenîsesi dördüncü Nemçe çâsârı olan Beç'de İstefân Kenîsesi beşinci Macaristân'da nehr-i Tise'ye bir menzil karîb Faşa kenîsesi altıncı Kudüs-i şerîf kurbunda Hazret-i İsâ'nın müştak olduğu Beytü'l-lahm deyri yedincisi Kudüs-i şerîf içinde cemî‘i Nasârânın bilâ teşbîh ma‘bedgâhları olan Kumâme deyri ol dahi acîb ü garîb deyr-i kebîr-i musanna‘dır kim tavsîf olunmuşdur. Ammâ bu Çanlı kenîse dahi ibret-nümâ bir binâ-yı acîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… ca derlerdi. Ammâ bu şehir azîz iken Bulgar ve Voynuk ve Sırp kavmleri bu şehri
bilâ
teşbîh Kuds-i şerîf kadar ziyâret ederlerdi. Zîrâ bunda bir baş papas var idi. …
Zamân-ı Bulgar'da ismi Ispavod idi, ya‘nî Allah suyu. Bu şehirde kudret ılıcası olmağıla Ispa-voda derlerdi. Sırp tâ’îfesi bu şehre Köstence derlerdi, ya‘nî ılıca derlerdi. Ammâ bu şehir azîz iken Bulgar ve Voynuk ve Sırp kavmleri bu şehri bilâ teşbîh Kuds-i şerîf kadar ziyâret ederlerdi. Zîrâ bunda bir baş papas var idi. İrim papa gibi üç yüz sene dalâlet içre ifnâ-yı cesed edüp cemî‘i kâfiri dîn-i Hazret-i Yahyâ'dan nükûl etdirir idi. Ammâ riyâzât-ı mücâhede ile ol mertebeye varmışdı kim kırk günde bir badem ve bir zeytin ve bir kâse süd içerdi. Bu riyâzetle niçe mugayyabâtlardan haber verirdi. Hattâ hâşâ sümme hâşâ "Mesîh ibnullah gelir" deyü haber verüp hikmet-i Hudâ Hazret-i İsâ babasız Hazret-i Meryem'den 146b vücûda gelince bu mel‘ûn papasın gayba hükm etdüğü muhakkak olduğundan cemî‘i Rûmeli kefereleri ruhbâna i‘tikâd ve i‘timâd edüp dibelik küffârlar buna muhabbet edüp niçe kerre yüz bin kefereyi dîn-i Yahyâ'dan çıkarup dîn-i İsâ'ya da‘vet ederdi. Ammâ cemî‘i ulûm-ı garbiyye ü acîbe ü bî-hisâb fünûn-ı şettâya mâlîk idi. Hattâ yedi bin ruhbân u bıtrîk ü kıssîs ve papas [u] papa ve ladika ve râhib mel‘ûnları huddâm-ı bî-dîn-i pür-deynleri var idi. Ol asırda bu papas Bulgar lisânın ve Sırp lisânın ve Voynık ve Çakona lisânın ve Hırvad u Boşnak ve Leh u Rus ve Latin ü Çek ü İsfeç lisânların üç yüz yılda peydâ edüp yedi bin aded huddâmlarına bu lisânları ta‘lîm edüp vilâyet vilâyet bu huddâmları gönderüp her diyâr-ı deyrde papaslara ve gayrı Nasârâlara ta‘lîm ederek Hazret-i Yahyâ asrında ve Hazret-i İsâ sabâvetinde kâfiristâna bu elsine-i muhtelife müstevlî olup iştihâr buldu. Bu keyfiyetle mezkûr papas dahi Köstence şehrinde iştihâr bulup cemî‘i kâfiristândan bu bıtrîk kâfire nezerâtlar gelüp ol kadar mâl-ı Kârûn cem‘ etdi kim âhir ol mâl-ı bî-hisâb ile bu şehri eyle imâr etdi kim Kudüs yerine Bulgar ve gayri küffâr-ı murdar-ı bed-girdârlar bu şehri ziyâret edüp ol papasın ismiyle bu şehre Hazret-i Yahyâ asrında Lâdika derlerdi. Hatta Hazret-i İsâ halîfelerinden Semmun nâm bir havâriyyûn bu Lâdika şehrinde Lâdika papas ile müşerref olup Lâdika papas havâriyyûnun kudûmü şerefiyyetine niçe yüz bin milyon mâl-ı firâvân harc edüp bir deyr-i kebîr binâ edüp sîm-i hâlis döşeyüp Meryem Ana'ya hîbe eyledi. Âhir ol deyr Hazret-i Risâlet rahm-ı mâderden müştak olduğu leyle-i mübârekde ol Lâdika deyri zelzeleden münhedim olup zemîne beraber oldu. Halâ eser-i binâları Rila kûhı dâmeninde râygândır. Netîce-i kelâm, bu Lâdika mürd olup Bulgar'ın devletleri bergeşte olup bu şehir niçe divelden divele intikâl edüp âhir sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr asrında Despot Kraloğlu Yıvan Ban havfinden bu şehre bir sûr-ı üstüvâr binâ edüp mütehassın oldu. Hudâvendigâr bu kal‘a olduğun istimâ‘ edüp râhımız üzre bu gûr iki olmasın içün yer götürmez asker-i bî-pâyân ile Gâzî Balaban Paşa'yı serdâr-ı mu‘azzam edüp bu kal‘ayı muhâsara edüp emân u zemân vermeyüp yedi günde seyf-i Muhammedî ile feth edüp sene 773 târîhinde kal‘asın yire beraber eyledi. Hâlâ der-i dîvâr-ı sûr-ı bî-nûrdan eser-i binâları nümâyândır. Ol asırdan berü Köstence nâmıyla müsemmâ bir kasabadır. Rila dağı tetimmâtı derclerinde bir vâsi‘ öz içinde bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr kasabadır. Rûmeli hâkinde (---) hâssıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 146a–146b ·
metinde göster ·
… t pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile
bilâ
rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukd …
"Hakkâ ki eyle edeceği muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Eskişehir'e geldikde evvelâ Yeniçeri ocağından Kuyumcu Süleymân Ağa, Muhzır Ağa 178a idi. Ve Sarı Çavuşbaşı ve Şâmîzâde re’îs ve yedi bölük ağaları ve sâ’ir erbâb-ı dîvân a‘yânları paşadan me’zûn olup Eskişehir'e İpşir Paşa istikbâline gitdiler. İpşir Paşa dahi kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek İzmid'e gelince İslâmbol a‘yânının havf u haşyetde olan kimesnelerden giden hedâyâ-yı firâvânın hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Melek Ahmed Paşa müşâvere edüp Kapudan Murâd Paşa'ya buyurdular kim "Benim karındaşım. Başdarde-i hümâyûnu izn-i pâdişâhîyle muhabbeten İpşir Paşa karındaşımıza götür. Eğer deryâdan gelirse taht-ı sultânu'l-bahre süvâr olup Sarâyburnu'na gelsin. Eğer karadan gelirse kendüye hizmet etmiş olursuz" dedikde Murâd Paşa eydür "Sultânım, deryâ hâlidir, ihtimâldir ya karayel veyâhûd lodos rûzgârları müşted olursa taht-ı pâdişâhîye bir rahne isâbet ederse pâdişâha ne cevâb vereyim?" deyü gûnâ-gûn özr ü bâhâneler eyledi. Paşa dahi bildi kim Murâd Paşa İpşir istikbâline gitmeden mehzûz değildir. Âhir Bostâncıbaşı, kayığını mükellef ü müzeyyen donadup Hazînedâr Ahmed Ağa ile kırk elli bin guruş zî-kıymet hedâyâları İpşir Paşa'ya İzmid'e gönderdi. İpşir vâfir memnûn olup deryâdan ve karadan varan firâvân hediyyeleri keştîlere tahmîl edüp {İslâmbol'a gönderüp İpşir Paşa adl [u] dâd ile} hükm-i hükûmet edüp İskender-i kübrâ-misâl menâzil kat‘ ederek Bostâncıbaşı cisrinde meks etdüğü haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp ol sâ‘at cümle yeniçeri ocağı askerin ve sipâh askerin İpşir Paşa isikbâline Üsküdar'a geçmeği fermân edüp İslâmbol limanında ne kadar bin keştînin sandalı ve kayıkları ve mavunaları var ise cümle Üsküdar'a asker-i derya-misâl geçirdiler. Niçe bin asker haymeleriyle sahrâ-yı Üsküdar'da meks etdiler. Ve cümle Yeniçeri ocağı askeri Üsküdar içre meks etdiler. Yine ol gün Murâd Paşa'ya başdarde-i hümâyûn ile Üsküdar'a geçmek fermân olunup yedi pâre kadırga ile başdarde-i hümâyûn Üsküdar'a geçince hemân Murâd Paşa Yeniçeri ocağına sûret-i hakdan görünüp eydür "Gördünüz mü yeniçeri askerine ne edecekdir. Erzurûm'da Abaza Paşa yeniçeriyi Kör Hazînedâr'a ve bu İpşir'e niçe kırdırdıysa şimdi sizi dahi kırk bin sekbân u sarıcasına ve elli bin atlısına kırdırup Sultân İbrâhîm kanı havfın alsa gerek. Siz bir alay piyâde garîb yeniçerilersiz. Bu Üsküdar sahrâsında ne işlersiz. Kaçan İpşir İslâmbol'a gelüp sarâyına gelirken ol zamân alayına çıkın" deyü Yeniçeri ocağına bu gûne ığvâ ü fitne sözleri verince hemân Üsküdar içre kıyâmet kopup bir kayık bir altuna güçile bulunup cümle Yeniçeri ocağı havf [u] haşyetlerinden İslâmbol'a geçdiler. Hemân Murâd Paşa kendü tahrîki fesâdının te’sîrin görüp hamd [u] senâ edüp avanta başdarda deyüp Tershâne-i âmireye başdarde gönderüp kendüsü efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya har har soluyarak gelüp "Sultânım gördün mü bu hâli meğer İpşir Paşa sekbân u sarıcaya Üsküdar'da olan yeniçerileri kırdırup cümle devletde olanları kırup Şehzâde Ahmed Hân'ı cülûs etmek istermiş". Sekbân sarıca eyitmişler "Sultânım biz Hacı Bektâş-ı Velî köçeğiyiz. Biz ocağımız yeniçerisine kılıç çekemezüz" deyü bu haberi ocağa gönderirler. Ocak halkının cân başına düşüp "İşte cümle İslâmbol'a geçdiler ve niçe bini geçerken izdihâmda gark oldular, bu Allah'dan revâ mıdır ve sultânımın buna rızâsı var mıdır. Ben dahi başdarde-i hümâyûnu alup, işte İslâmbol'a geldim" dedi. Bu hâl-i pür melâli Murâd Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bildirmede {murâd [u] merâmı} sûret-i hüsn-i tedbîrden görünüp fitne ü fesâda bâ‘is olmak isterdi. Zîrâ cemî‘i zamânda Murâd Paşa fitne ile meşhûr idi. Hattâ cezîre-i Girid'de Deli Hüseyin Paşa'nın hazînesi nehb ü gâreti ve İslâmbol'da Atmeydânı cengi ve Hezârpâre Ahmed Paşa katli ve cülûs-ı İbrâhîm'in şehâdeti ve niçe yüz fitne ü fesâd cümle Murâd Paşa'nın re’y [ü] tedbîri olduğun Melek Ahmed Paşa efendimizin ma‘lûmu olduğıyçün yine Murâd Paşa'ya hitâb edüp eydür "Yâ birâder! Bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa şimdi duyunca küşünleyüp girü Anadolu'ya firâr etmesi mukarrerdir" dedikde Murâd Paşa eydür "Dahi güzel Celâlîliği ve ısyân [u] tuğyânı zâhir olup sancağ-ı Resûlullah ile deryâ-misâl asker üzerine varup Kuyucu Murâd Paşa etdüğü gibi bu Murâd kulına fermân eyle. İnşâallah İpşir'i ve gayri nâ-beşîrleri dünyâ sahîfesinden hakk edeyim" deyü bir azîm da‘vâ-yı merd etdi. Paşa bildi kim yine fitne ü fesâd Murâd Paşa'nın hıyânetidir. "Bre meded buna bir ilâc!" deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâha girüp bu ahvâli bir bir i‘lâm eyleyüp 178b fermân-ı şehriyârî ile bi'z-zarûrî Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'nın istikbâline gitmek iktizâ etdi. Derhâl pâdişâh-ı Cem-azametden me’zûn olup sarâyına gelüp iki bin taşra ağavâtların ve dörd yüz on aded enderûn-ı hâssa ağaların cümle âlât-ı silâha müstağrak edüp bir gice Üsküdar'a ubûr edince cemî‘i kubbe vüzerâları ve sâ’ir ser-i kârda olan a‘yân [u] kibâr ol gice meş‘alleri çerâğân edüp vakt-i çâştda İpşir Paşa ordusuna girecek mahalde bir kere nefîr-i rıhlet çalındığını istimâ‘ etdik. Meğer hakîkatü'l-hâl İpşir Paşa havfinden gerüye dönmek içün nefîr-i evvel çalınmış. Hemân paşa cümle vüzerâlardan bir sâ‘at evvel İpşir'in otağına varınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ ikisin de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu altı aydan berü Haleb'den Âsitâne-i sa‘âdete gelemediniz" deyince İpşir eydür "Behey birâder, işte geldiğimize peşîmân olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdiler. Biz kabûl etmeyüp işte yine İslâmbol'a geçdik, deyü haber gelince yedi kerre çaşıt gönderdim {hakîkatü'l-hâl cümle yeniçerinin İslâmbol'a geçmeleri muhakkak olup} eyle olmuş. Şimdi ben de yine avdet edüp mühür bende iken bildiğimden kalmayup Acem diyârına gidüp Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı ve Tiflis ve Tomennis'i ve Şamahı ve Demirkapu'yu bi-emri Hudâ feth edüp ol diyârları zabt edüp ecel-i müsemmâma dek ol diyârlarda hükm-i hükûmât ederim" dedikde Melek Ahmed Paşa hemân koynundan En‘âm-ı şerîfin çıkarup yedi kerre el urup ve yedi kerre Kesrihâ ile yemîn-billah ve kasem-tallah ile Sultân Murâd rûhun yâd edüp eydür "Benim birâderim, sakın bu hîledir. Senin İslâmbol'a geldiğinden niçe bin vâcibü'l-izâlelerin tahrîkiyle bu gûne fesâd sözlerin mâbeyne bırağırlar. Sakın benim birâderim bu hıyel ü şeytanâta aldanup devlet-i Âl-i Osmân'a isyân eyleme. Eğer niçün Yeniçeri ocağı İslâmbol'a geçdiler, dersen ocaklarının kânûnlarına bakup Hâfız Ahmed Paşa ve Husrev Paşa ve Cüvânkapucubaşı Mehemmed Paşalar mühr ile der-i devlete geldiklerinde sipâh Üsküdar'da alay edüp ertesi yeniçeri Edirnekapusu'ndan alay etdikleri Abaza Paşa ile Husrev Paşa geldüğü alay hâtırınızda yok mudur. Şöyle ma‘lûm-ı şerîfiniz ola" deyü tesliye-i hâtır ile İpşir'in hâtırın ele alup hâh nâ-hâh İpşir'i ata bindirüp alay-ı azîmler kurulup Bostâncıbaşı cisrine geldikde İpşir Paşa iki rek‘at namâz kılup ata süvâr olacak mahalde bizim Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'ya bir murassa‘ raht u bahtlı ve murassa‘ eğerli ve altun zincirli bir eşheb esb-i sabâ-sür‘at pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile bilâ rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukda deryâ-misâl istikbâlciler nümâyân oldular. Ve yedi kubbe vezîrleri yedi yerde tablların döğüp her biri asker-i müzeyyeniyle at başı beraber selâma dururlardı. Yemîn ü yesârda asâkir-i bî-pâyânın âlât-ı silâhları şa‘şa‘ası benî Âdem'in çeşmini hîrelendirirdi. Ammâ İpşir Paşa askeri cümle ceng eri müsellah ve mükemmel ve müzeyyen cüyûş-ı Arabistân u Türkistân u Kürdistân idi kim her biri birer ayaklı cebehâne-misâl zeber-dest sekbân u sarıca haşerâtları idi. Cümle zırh-ı zirih-külâh ve cebe ve cevşene ve tuğulka ve serpenâh katlavî ve kalkan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal telli kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender kavsı gibi âteş-i Nemrûd içinde kalmış küme küme ve zorba zorba çıtaçıt çark cengine girer gibi eyle giderlerdi. İpşir alayından gayri on sekiz yerde alay-ı azîm ve tablhâne-i kadîm çalınup alaylar yürürdü. Bu alay-ı azîmi İslâmbol askeri gördükde berk-ı hazân gibi ditrerlerdi. Bu kerr ü ferr ü dârât [u] azamet üzre İpşir Paşa, Melek Ahmed efendimizle at başı beraber gelirken kânûn-ı pâdişâhî üzre yedi kubbe vüzerâları gelmeğe başlayup bizim paşa vüzerâlara kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsîf ederdi. İbtidâ Koca Nişâncı Paşa ile Dellâk Mustafâ Paşa gelince İpşir Paşa ve bizim Melek Paşa atlarından nüzûl edüp İpşir Paşa ile görüşüp öpüşüp bilişdiler. İpşir Paşa bu ikisine hayli i‘zâz u ikrâm eyledi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b–178b ·
metinde göster ·
Yedinci vezîr Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa nümâyân olunca İpşir Paşa
bilâ
rikâb esb-peymâsına süvâr olunca bizim Melek Ahmed Paşa, Deferdârın hüsn-i ta‘b …
Yedinci vezîr Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa nümâyân olunca İpşir Paşa bilâ rikâb esb-peymâsına süvâr olunca bizim Melek Ahmed Paşa, Deferdârın hüsn-i ta‘bîrinde oldukça İpşir istimâ‘ etmeyüp Defterdâr İpşir'in rikâbın bûs etdi. İpşir aslâ nazar etmeyüp su’âl bile etmedi ve hayli tahkîrâne nazar edüp niçe ıtâb-âmîz kelimâtlar etdikçe Melek Ahmed Paşa tarafdârı olup niçe gûne 179a tarafdârlıklar ederdi. Âhir-i kâr İpşir Paşa "Birâder! Bu mudur mührü benim üzerimden iki bin kîseye almak isteyen, gider şu hayyizi!" deyüp bir hayli meydâna at sıçradup fakir Defterdâr hayli piyâde yürüdü. Andan cemî‘i İslâmbol a‘yânları gürûh gürûh ve esnâf esnâf gelüp niçesine paşa efendimiz ve niçe binine Çavuşbaşı kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsif ederlerdi. Bu keyfiyyet-i hâl üzre alay-ı azîm ile İpşir Paşa Üsküdar'da Salacak nâm iskele hâ’ilinde Ayşe Sultân sarâyına nüzûl edüp kurbânlar kesildi. Ve cümle İpşir askeri Üsküdar şehri içre kırk bin asker sepişüp kırk elli bin mikdârı asker-i bî-pâyân dahi hayme ü hargâhlarıyla sahrâ-yı Üsküdar'da meks edüp cümle İpşir askeri İpşir'in meks etdüğü sarâyı kat-ender-kat ihâta etdiler. Ba‘dehû İpşir Paşa'ya ve cümle istikbâle çıkan vüzerâ vü vükelâya ve sâ’ir erbâb-ı devlete Ayşe Sultân tarafından İpşir Paşa'ya bir ziyâfet-i azîm olmuşdur kim gûyâ ziyâfet-i Hâtem-i Tâyy idi. Ba‘dehû sa‘âdetlü pâdişâh tarafından Bostâncıbaşı kayığıyla Dârüssa‘âde Ağası (---)(---) Ağa ve Şeyhülislâm Ebû Sa‘îd Efendi gelüp İpşir Paşa'yı huzûr-ı pâdişâhîye da‘vet etdikde "İnşâallah yarın alay-ı azîm ile pâdişâhımın pây-ı serîrine yüzüm sürerim" deyü gitmemek sadedinde olunca cümle huzzâr-ı meclis "Ne mümkindir, elbette da‘vete icâbet edersiz" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Âhir-i kâr İpşir Paşa âbdest almak bahânesiyle mâbeyn hücresine girüp Kara Abaza Hasan Paşa ve Cân Mirza Paşa ve Kürd Mehemmed Ağa ve (---)(---)(---)(---) bu gûne haşerât ile meşveret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 178b–179a ·
metinde göster ·
telhîs müteveccih oldukda bu hakîr bile idim. Ol mahalde pâdişâh-ı Cem-cenâb sa …
Ezîn-cânib ve min te’sir-i ta‘bîr-i rü’yâ-yı sâliha, hikmet-i Hudâ, alimallah ve şehidallah u kefâ billahi, Muhammedün Resûlullah, böyle olmuşdur. Bu vâkı‘ayı bu gûne ta‘bîr etdiğinin sabâhısı bir muhteşem İpşir Paşa ağası bir kıt‘a hatt-ı şerîf ile ve bir kıt‘a yarlığ-ı belîğ-i emr-i pâdişâhî ile mezkûr ağa gelüp bî-bâk u bî-pervâ paşanın halvethânesine girüp hatt-ı şerîf-i emr-i pâdişâhîyi paşanın destine sundukda paşa ayağa kalkup hatt-ı şerîfi bûs edüp ber- ser koyup kırâ‘at etdi. Ve "Fermân pâdişâhımındır, el-emru emrüküm" ve "Tiz tuğlar dîvânhânemize çıksın" dedi. Ve gelen ağaya bir kîse altun ve bir semmûr kürk ihsân etdikde almağa me’mûr değiliz. Hemân sultânımı tâ Van kal‘asına varınca götürmeğe me’mûruz. Zîrâ fermân-ı şehriyârî ve hükm-i sadrıa‘zam-ı pâdişâhî böyle sâdır olmuşdur" dedikde paşa-yı halîm u halûk eydür "Ey ağam, bizim ednâ hâtırımız içün İpşir Paşa karındaşımıza varup selâmımızı teblîğ edüp bize bir hafta mehil vereler. Tâ ki tedarük-i râhımız görüp fermânları üzre Van'a değil tâ Isfahân-ı nısf-ı cîhâna gidelim" deyü cevâb etdikde ağa-yı âkıbet-endîş bir kîse altun ve bir semmûr kürk ile huzûr-ı İpşir Paşa'ya varup Melek Ahmed Paşa'nın tevâzu‘la "emr pâdişâhın" dediği kelimâtları ale't-tafsîl bir bir İpşir Paşa'ya takrîr eder. Hemân İpşir Paşa, Kara Hasan Paşa'ya ve Kürd Kara Mehemmed Ağa'ya eydür "Allah belânız versin, şöyle bir halîm vezîri Van gibi bî-fâ’ide eyâlete gönderdiniz. Hâtırımız içün Van'ın cümle mahsûlün Van mukarrerün götüren ağamıza bir semmûr kürk ile vermiş ve yedi ay kâ’im-i makâmım olmuşken lâyık değil idi ki anı Van'a süreydik. İnşâallah akîbince yâ Bağdâd'ı yâ Diyârbekir'i ihsân ederim" dedikde Abaza Hasan Paşa {eydür} "Hey sultânım, aşîretimizden olsa gerek, zamân-ı sadâretinde Türkmân ağalığın elimden alup ocak ağaları ve Kudde Kethüdâsı iğvâlarıyla ağalığım Ak Alî Ağa'ya verüp kîsem kapu arasında kaldı. Yine böyle iken beni Üsküdar'da katl etmeğe sipâh ocağı ağaları ile Zühdî Efendi'sini gönderüp beni nâhak katl etse gerek idi. Biz dahi Üsküdar'dan firâr edüp Haleb altında sultânıma gelüp güc ile cân kurtardım. Melek Paşa'ya Van değil ana Mar‘aş Karsı bile çokdur" dedikde İpşir Paşa eydür "Hele mezâ mâ mezâ olmaya illâ hayr" deyüp hâmûşbâş olur. Ezîn-cânib hemân paşa ol şiddet-i şitâda seksen toksan merhale menâzilleri kat‘ edüp çekeceği âlâm-ı şedâ’idi fikr edüp derhâl "At!.." deyüp huzûr-ı pâdişâhîye bilâ telhîs müteveccih oldukda bu hakîr bile idim. Ol mahalde pâdişâh-ı Cem-cenâb sa‘âdetle Çemensoffa nâm {mahalde} idi. Hemân bizim paşa seğirderek huzûr-ı pâdişâha varup zemîn-bûs etmeden "Es-selâmu aleyk 183a pâdişâhım!" deyüp du‘â ederek pâdişâhın dâmenin bûs etdi. Hemân hünkâr "Bak a Melek lala. Sana ben Van'ı ihsân eyledim. Sekiz yüz kîse dutar bir eyâlet-i azîm olup otuz altı sancağı ve dörd hükûmet hânlığı ve yetmiş aded ocak beğliği ve yetmiş altı pâre kal‘alı bir eyâlet-i azîm imiş. Niçün gitmezsin" deyü hitâb etdükde "Belî pâdişâhım, sahîhdir. Cümle sancakları mevcûddur ammâ Kürdistân olmağıla Van kal‘asının top altından gayri yerde paşaların hükmü nâfiz değildir. İntihâ-yı serhadd-i bî-amân yerdir. Anda vâliler mudârâ ile geçinirler. Pâdişâhım beni garazan ol serhadde atarlar. Sekiz yüz kîse değil seksen kîse dutmaz. Zîrâ bir cezîre yerdir. Hattâ İpşir Paşa lalan pederin tâbe serâh İbrâhîm Hân asrında Van eyâleti ihsân olundukda derd [ü] belâ çekerek Van'a revâne olup alay-ı azîm ile kal‘aya gireyim derken kal‘a kapuların sedd edüp iki yüz kadar balyemez alarka topları atup dörd yüz âdem ile şehri harâb mı edersin deyü top urup kal‘aya uğratmayup ili vilâyeti harâb edersin deyü eyâleti zabt etdirmeyüp kodılar" deyince meğer İpşir Paşa bizim paşanın {pâdişâh} huzûruna gitdiğin haber alup topalca ayağıyla sehel aksayarak gelirken hemân sa‘âdetlü pâdişâh "İşte İpşir lalam geliyor" buyurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182b–183a ·
metinde göster ·
… dehû iki kerre yüz bin asker ile İslâmbol'u {Hârûnu'r-Reşîd} muhâsara edüp âhir
bilâ
feth avdet müşkildir deyü sulha rağbet eyleyüp bir sığır postu cirminde İslâmbo …
Bu ceng 193a ü cidâlden on altı sene mürûr edüp hicret-i nebeviyyenin iki yüz kırk dört senesinde Hârûnu'r-Reşîd müstakil halîfe-i Bağdâd olup yüz elli bin asker ile bu Malatıyye'yi mukaddemâ serdârlıklarında bî-feth avdet etdüğinden bu Malatıyye'de muhabbeti kalmış idi. Seydi Battâl Gâzî hâtıriyçün niçe hazâ’in-i Irâk masraf edüp Malatıyye'ye bir sûr-ı üstüvâr inşâ etdi. Ba‘dehû iki kerre yüz bin asker ile İslâmbol'u {Hârûnu'r-Reşîd} muhâsara edüp âhir bilâ feth avdet müşkildir deyü sulha rağbet eyleyüp bir sığır postu cirminde İslâmbol içre yer istedikde Alina Kral rızâ verüp Hârûnu'r-Reşîd sığır derisin incecik sırım dilüp Koca Mustafâ Paşa Câmi‘i yerinde Kızlar Manastırı nâm mahalde bir kal‘a binâ edüp içine kifâyet mikdârı cebehâne ve asker koyup beher sene küffârdan ellişer bin altun harâc gelmek üzre Hârûnu'r-Reşîd Bağdâd'a avdet edüp Malatıyye'de meştâ edüp imâr ederken İslâmbol'da Alina Kral-ı dâll isyân edüp İslâmbol içindeki ümmeti Muhammed'i katl-i âm ederken içlerinde ashâb-ı güzînden iş görmüş şecî‘ âdemler var idi. Ceng-i azîm ide ide niçe küffârları dendân-ı tîğdan geçirüp âhir kendiler de bî-hisâb küffâr içinde cümle şehîd olup Ebü'l-Makassıd nâm bir hümâm-ı be-nâm kalup bi-emrillah Alina Kral'ı katl edüp kendiyi de şehîd etdiler. Bu ahvâl-i pür-melâli Hârûnu'r-Reşîd ve Seyyid Battâl Gâzî Malatıyye'de istimâ‘ edüp İslâmbol'da şehîd olanlara bedel iki o kadar olmak üzre diyâr-ı İslâmda bulunan üsârâ küffârlardan yigirmi bin kefere ve fecere katl ederler. Hâlâ Malatıyye hâricinde nehr-i Deyr-i Mesîh ve nehr-i Pül sâhilinde çâh-ı gayyâlar içre üstühân-ı kefereler leb-ber-lebdir. Netîce-i kelâm mürûr-ı eyyâm ile bu Malatıyye üzre niçe ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl olup âhir ibtidâ Rûm'a kadem basan Âl-i Selçukiyân'dan Sultân Alâeddîn sene 76 târîhinde ceng-i azîm ile Ermenî destinden dest-i kuvvetle feth edüp cümle küffârı dendân-ı tîğdan geçirüp kal‘asın hâke berâber etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 192b–193a ·
metinde göster ·
… rım-misâl yerinden şakıyup yüz bin asker ile kal‘a-i Malatıyye'yi muhâsara edüp
bilâ
emân sene 800 târîhinde Yıldırım Hân fethidir.
Ba‘dehû ümerâ-yı Dânişmendiyye'den Emîr Muhammed b. Dânişmend ibn Melik Gâzî kim fâtih-i kal‘a-i Nîkhisâr, ya‘nî Niksar'dır, bu Muhammed-i Dânişmend bu Malatıyye'nin âb u hevâsından ve bahâdır ve şecî‘ tüvânâ fetâlarından hazz edüp ve şehr-i Battâl Gâzî olmağile niçe yüz kise-i Irâk'ı harc edüp sene 583 târîhinde bir kal‘a-i mu‘azzam binâ etdi kim, hâlâ imâr olan kal‘a-i Malatıyye oldur. Yine niçe devletin destine girüp âhir Diyârbekir halîfesi (---)(---) ile Mar‘aş kimi Zülkadir "Bu Malatıyye senindir, benimdir!..." deyü mücâdele esnâsında Malatıyye ekrâdları isyân [u] tuğyânda olup Âl-i Osmân diyârlarında Amasiyye ve Sivas tarafların nehb ü gârete başladılar. Âhir-ı kâr bu ahvâl-i diyergûn Bursa'da Yıldırım Hân'a mün‘akis olup yıldırım-misâl yerinden şakıyup yüz bin asker ile kal‘a-i Malatıyye'yi muhâsara edüp bilâ emân sene 800 târîhinde Yıldırım Hân fethidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 193a ·
metinde göster ·
… uzu'su âb-ı hayâtlarının vefretiyle ve hevâsının letâfeti cihetiyle ve bî-add u
bilâ
gâye müsmirrâtının firâvân olması cihetiyle bu Aspuzu bâğları cümleye tercîh ol …
Bu edîm-i arzın rub‘-ı meskûnunda ekâlîm-i seb‘ayı deverân u seyerân eden seyyâhân-ı berr u bihâr dillerinde dâstân olan gaytan-ı hadîka-i bâğ-ı İremezâtların meşhur-ı âfâkları diyâr-ı Rûm'da Budin serhadlerinde Peçoy Sîrem-rû mânend(e) bâğ-ı İrem'in kal‘ası ardında Barûdhânesi'dir ve Siroz şehrinin kal‘a ardı'sıdır ve Kefe vilâyetinin Sudak bâğı'dır ve İslâmbol'da Kâğıdhâne ve Göksu ve Sücah bâğıdır ve İremezât'dan nişân verir Âl-i Osmân'ın yüz yetmiş aded mesîregâh bâğlarıdır. Andan şehr-i İzmid'in Topyeri'dir. Andan Konya'nın bâğ-ı Merâm'ıdır. Andan Adalya'nın Istanaz-ı İremezâtı'dır, andan kasaba-ı Darende'nin bâğ-ı Darende'sidir. Andan Diyârbekir'in sâhil-i nehr-i Şatt'da Reyhân bâğı'dır ve Mısır diyârında Hazret-i Yûsuf'un Feyyûm şehri bâğıdır. Hülâsa-i kelâm bu zikr olunan bâğ-ı İremlerin cümlesi meşhûr-ı âfâkdır ammâ bu Malatıyye'nin Aspuzu'su âb-ı hayâtlarının vefretiyle ve hevâsının letâfeti cihetiyle ve bî-add u bilâ gâye müsmirrâtının firâvân olması cihetiyle bu Aspuzu bâğları cümleye tercîh olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·
rikâb esb-i sabâ-sür‘atine süvâr olup alây-ı azîm ile Bârgîrî kal‘ası altına va …
Bu kal‘a nümâyân olduğu mahalde kal‘a kullarıyla sancak hâkimi olan Şeref Hân-ı Mahmûdî beş bin cebe vü cevşene ve âlât-ı silâha müstağrak asker ile paşaya istikbâle çıkup beği, paşanın pây-ı semendine rûmâlîde edüp paşanın rikâbında hayli piyâde yürüyüp ba‘dehû paşanın fermânıyla bilâ rikâb esb-i sabâ-sür‘atine süvâr olup alây-ı azîm ile Bârgîrî kal‘ası altına vardıkda kal‘adan kırk elli mikdârı toplar ve niçe bin tüfengler atılup şâdumânîler olup paşa serâperdesine nüzûl etdükde Bârgîrî beğinin ziyâfeti yeyüp hedâyâları alınup dîvân-ı azîm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 245b ·
metinde göster ·
… i seherde paşa-yı zîşân-ı Âsaf-ı Berhıyâ-vâr esb-i sabâ-sür‘atine Bismillah ile
bilâ
rikâb süvâr oldukda Van çavuşlar kethudâsı üç yüz aded başları otağalı ve mücev …
Ale's-sabâh ki oldu, bin altmış beş senesi mâh-ı Recebü'l-mücerrebinin âhirinde bâzârertesi gün sa‘d sâ‘atde vakt-i seherde paşa-yı zîşân-ı Âsaf-ı Berhıyâ-vâr esb-i sabâ-sür‘atine Bismillah ile bilâ rikâb süvâr oldukda Van çavuşlar kethudâsı üç yüz aded başları otağalı ve mücevveze-i şâhîli tâ’ife-i çavuşân cümlesi bir ağızdan "Yaşın uzun olsun! Tanrı Ta‘âlâ pâdişâha uzun ömürler versin!" deyü paşa-yı kâmkârı alkışladılar. Ve paşa dahi azîmet-i Van deyince sekizer kat mehterhâne ra‘d-vâr sadâ verüp sağ tarafımızda Van deryâsı temevvüce geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·
… şebhûn edüp bir sancak yerimiz nehb ü gâret edüp üç yüz aded ümmet-i Muhammed'i
bilâ
cürm katl edüp ve bî-hisâb âdem mecrûh edüp ve ma‘dûd kırk bin Şakakî koyunu sü …
Ammâ hikmet-i Hudâ elbette olacak olur, bu cem‘iyyet-i kübrâ ile hânın müşâveresinde iken kapucular kethudâsı içeri girüp eydür, "Sultânım Erzurûm Vâlîsi Tavukçu Mustafâ Paşa oğlunuzdan ulaklar geldi ve Van yeniçerilerinden birkaç mecrûh yeniçeriler gelmişlerdir,." dedikde paşa-yı halîm, "Tîz gelsinler!", deyüp ulaklar içeri girüp zemîn-bûs etdikden sonra paşanın destine vâlî-i Erzurûm'un mektûbun verüp paşa kırâ’at etdikde mefhûm-ı kelâm oldur kim "Benim efendim, Habîb-i Hudâ aşkına olsun taht-ı hükûmetlerde olan Bitlîs hânı nâm şakî bu hakîrin eyâletinde olan Malazcird Beği Mehemmed Beğ'in ülkesine on bin âdem ile ale'l-gafle şebhûn edüp bir sancak yerimiz nehb ü gâret edüp üç yüz aded ümmet-i Muhammed'i bilâ cürm katl edüp ve bî-hisâb âdem mecrûh edüp ve ma‘dûd kırk bin Şakakî koyunu sürüp ekl-i bel‘ etdi. Benim efendim, kendi eyâletindedir. Elbette hakkından gelürsünüz, bu iş ber-taraf olur. Ve illâ cümle gâret olan kimesneler ve şühedâların akrabâ vü ta‘allukâtları der-i devlet tarafına kanlı gömlekleriyle gidüp sonra sultânıma müşkil olur. Eğer fermân-ı şerîfiniz olursa ol âsî rehzen üzre bir sefer idin. Bu hakîr dahi yigirmi bin asker ile ol cânibe varup, "Hâk-i pây-ı şerîfinize rûmâlîde kılmağa nîm işâretinize muntazırdır." deyü bir tazallum-âmîz feryâd u figânlı mektûb tahrîr eylemiş kim istimâ‘ eden hân düşmanları zühre-misâl raks etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259b ·
metinde göster ·
… ül cemâli verd-i hândân gibi hande edüp henüz melek çehre olmuş tebessüm ederek
bilâ
rikâb şahbâz gibi sa‘âdetli esb-i Mahmûdî divnesine süvâr olup hamd ü senâ eder …
İki rek‘at salât-ı hâcet kılup başın açup ol mübârek nûrânî yüzün yere sürüp eydür: "İlâhî, hevl-i kuvvet ü kudret ve fursat u nusret senindir. İnâyet ü himâyet ve hidâyet ü izzet ü rif‘at senindir. Dîn-i mübîn gayretine bir fırka ümmet-i Muhammed kullarını başıma cem‘ eyleyüp elim yüzüme alup kapuna dilenmeğe geldim. Bu abd-i hakîr Ahmed kulun eski sâyilindir. Hiç tehî-dest gönderdiğin yokdur. İdegeldiğin ihsândır. Yine Sen Pâdişâh-ı Bîçûn'dan dilerim ki yine Ahmed'in ricâsın kabûl edüp bu kadar kavmi yerindirme ve bu haşerât-ı Yezîdîleri sevindirme!" deyü tazarru‘ [u] nâlişler edüp dîde-i pür-nemlerinden yem-i Kulzüm gibi çekîde çekîde kanlu yaşlar cereyân edüp cümlemiz "âmîn" deyüp el yüze sürüldükde "Müjde size ey oğullar, du‘âmız vefk-i murâdımız üzre şast-ber-kabza sehm-i dilimiz nişân verdi. İnşâallahu Ta‘âlâ mansûr u muzafferiz." dedikde mübârek gül cemâli verd-i hândân gibi hande edüp henüz melek çehre olmuş tebessüm ederek bilâ rikâb şahbâz gibi sa‘âdetli esb-i Mahmûdî divnesine süvâr olup hamd ü senâ ederek atf-ı ınânın Rahova sahrâsına keşîde ederek ba‘zı nüdemâ-yı hâslarıyla ve niçe yüz Van a‘yânlarıyla ve niçe iş görmüş iş erleriyle rikâb rikâba at başı berâber kelimât edüp ordu-yı İslâm'a gelirken Van ağalarından Behlûloğlu ve Demircioğlu ve Hüsrev Paşa yeğeni Deli Süleymân Beğler paşaya tesellî-i hâtır vermek içün "İnşâallah koca vezîr du‘â-yı hayrın berekâtıyla fursat u nusret ve ganîmet bizimdir." deyü (---) cümlesi hüsn-i rızâlarıyla paşanın uğuruna cân ve baş vermeğe ta‘ahhüd etdiler. Paşa eyitdi: "Ben dahi anı eyle bilirim ki dîn-i mübîn uğuruna çalışır bir alây mücâhid-i fî sebîlillah gâzî yiğitlersüz!" deyü cümleye hayr du‘âlar etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266a ·
metinde göster ·
… ân'a varup dahil düşerler. Beri tarafda Şâh İsmâ‘îl kal‘a-i Bağdâd'ı tehî bulup
bilâ
ceng [ü] cidâl mutasarrıf olup hükûmetin Hâdim Emîr nâm bir hân-ı benâma verüp …
Şâh İsmâ‘îl bu yüzden mâlik-i Irâk oldu kim Şâh İsmâ‘îl Diyârbekir'i muhâsara edüp derûn-ı Âmid'de mahsûr olan Karakoyunlu Emîr Şâh Beğ şâha bi'z-zarûrî amân ile kal‘a-i Âmid'i teslîm edüp Şâh İsmâ‘îl dahi tarafından eyâlet-i Diyârbekir'i İstac(ul)lu Muhammed Hân'a verüp andan kal‘a-i Mardin'i feth idemeyüp kal‘a-i Musul'u ve kal‘a-i Şehrezûl'u cümle peymân ile feth edüp âzim-i Irâk-ı Bağdâd olup geldikde merhûm Uzun Hasan neslinden olan hâkim-i Bağdâd Emîr-i Kebîr Yâr Beğ Hân şâhın cengine mukâvemete kâdir olamayacağın bilüp Uzun Hasan evlâdlarından Sultân Murâd ibn Ya‘kûb ile Bağdâd çölünden Ane kal‘ası ve Selme kal‘ası üzre Şâm'da Mısır Sultânı Gavrî'nin vezîri Sünyâl Hân'a varup dahil düşerler. Beri tarafda Şâh İsmâ‘îl kal‘a-i Bağdâd'ı tehî bulup bilâ ceng [ü] cidâl mutasarrıf olup hükûmetin Hâdim Emîr nâm bir hân-ı benâma verüp Bağdâd'ı imâr eder. Ba‘dehû Hükûmet-i Bağdâd Şâh İsmâ‘îl tarafından sene 939 târîhinde Zülfikâr Hân'a değüp meğer derûn-ı dilden Sünnî mezheb imiş. Pes-i perdeden Sultân Süleymân Hân'a haber gönderüp derhâl ulaklarla Şâm ve Haleb ve Diyârbekir ve Mar‘aş vâlîlerine haber gidüp anlar da azîm asker ile ılgar edüp şâh-ı gümrâh bu işden âgâh olup şâhın ilkâ vü tahrîkiyle fakîr Zülfikâr Hân'ın tevâbi‘leri Zülfikâr Hân'ı zülfikâr-ı Alî ile şehîd edüp yine Şâh müceddeden mâlik-i Irâk olup hânlığı Eleşkir Hân'a ihsân edüp halîfetü'l-hulefâ lakabıyla telkîb edüp Eleşkir Hân'ın destine yarlığ-ı belîğ-i şâhî verir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 333b ·
metinde göster ·
vâsıta kuç kucağ ve bir künc-i puv bucağ olurlar, ayıb değildir. Ve bu hıyâbând …
Der-sitâyiş-i teferrücgâh-ı İremezâtu'l-İmâdiyye : Evvelâ kal‘anın hâricinde aşağı Kophan medresesi deresi kurbünde nehr-i Kehniyâsinçe kenârında bir hıyâbân u kûyâh gölgelik sâyesinde buhayre-misâl bir havz-ı azîm vardır kim niçe 381a bin âşıkân-ı sâdıkân-ı mahbûbân ol havz-ı azîmde şinâverlik edüp âşık ma‘şûk birbirleriyle bilâ vâsıta kuç kucağ ve bir künc-i puv bucağ olurlar, ayıb değildir. Ve bu hıyâbânda olan çınar u bîd-i ser-nigûn ve şimşâd ü serv-i ar‘ar ve gül-i gülistân zeyn olup görenin aklı gider. Bu ayn-ı câriyenin etrâfında gûnâ-gûn nişîmen ü mastaba ve dikke vü soffa ve maksûreler ile tezyîn olup cemî‘i erbâb-ı ma‘ârif havz u şadırvân ve selsebîl ü fevvâreler kenârında cân sohbeti ederler. Niçe yüz bin elvân andelîb-i murgân-ı hoş-elhânın nevâhânlığı uşşâka makâm-ı uşşâkı âğâze etdirüp Bûselikde ve Gerdâniyye makâmın deverân ederek bedürüstî âlem-i ağyârdan bî-haber ise râst karâr eder. Tâ böyle sohbet-i hâs idecek cây-ı safâdır kim Arab u Acem'de ve cemî‘i Kürdistân'da hıyâbân-ı İmâdiyye Kopanhânı meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380b–381a ·
metinde göster ·
… üp Hazret-i Bârî'nin cemâlin müşâhede edüp bu kadar bin yıl âşık-ı serbâzı olup
bilâ
vâsıta kelimât edüp ismi ile benim ismim arasında bir mine bâzârı vardır. Mesel …
İblîs-i telbîs eyitdi: "Yâ Muhammed ben yedi kat yerde ve yedi kat gökde yetmiş bin yıl ibâdet edüp Cenâb-ı Allah'a takarrub hâsıl edüp Hazret-i Bârî'nin cemâlin müşâhede edüp bu kadar bin yıl âşık-ı serbâzı olup bilâ vâsıta kelimât edüp ismi ile benim ismim arasında bir mine bâzârı vardır. Meselâ e‘ûzü Billahi mine'ş-şeytânı demişdir. Ben ol mine bâzârı aşkından geçmem. Ne kadar merdûd-ı racîm isem Sûr-ı İsrâfîl'e dek benden geçmez ve hayâtda edüp kulluğundan çıkarmaz. Ben de anın aşkından dönüp Âdem'in hayâtında cennetde secde etmedim. Şimdi niçe toprağına secde ideyim. Ben ol aşkdan geçmem. Âhir nefesde İsm-i A‘zamı okuyup yine huzûr-ı Rabbü'l-İzzet'e varup mukarrer olurum." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 394a ·
metinde göster ·
Hâlâ cemî‘i küffârın tahtgâh-ı hasretü'l-mülûkları olup Kuds-i şerîfden ziyâde i‘tibârları vardır, zîrâ Ungurus Kızılelması deyü bilâ teşbîh Ka‘beleridir. Ba‘dehu cemî‘i kâfir kralları bu kal‘ayı Sedd-i İskender-vâr amâr ede ede bir şehr-i azîm olur kim hemân bir piyâde âdem iki günde devr eder bir sevâd-ı azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 12b ·
metinde göster ·
… birleri ardınca ta‘kîb edüp kal‘a gediklerine girdiler, ammâ bu kal‘a küffârın
bilâ
teşbîh Ka‘beleri mesâbesinde olmağile yetmiş bin küffâr-ı dûzah-karâr cân u baş …
Âhır ale's-seher "Allâh Allâh" sadâsıyla cümle cündullâh kal‘aya yürüdüler ve biri birleri ardınca ta‘kîb edüp kal‘a gediklerine girdiler, ammâ bu kal‘a küffârın bilâ teşbîh Ka‘beleri mesâbesinde olmağile yetmiş bin küffâr-ı dûzah-karâr cân u başların bâtıl dînleri uğurlarına fedâ edüp ol kadar ceng-i cidâl ve harb-i kıtâl edüp on binden mütecâviz küffâr üç gedikde biri biri üzre leş leşe çet-a-çet oldu, ammâ asâkir-i muvahhidînden dahi yedi yüzden ziyâde âdem rütbe-i şehâdete erüp huld-ı berîne kadem kaldırırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 12b ·
metinde göster ·
… ete ve luturyanî boruları ve nâkûs ve tablların çalarak ve ırlanda ır ırlayarak
bilâ
acele âheste âheste reviş ile sürü sürü domuz topu olup asâkir-i İslâmı ta‘kîb …
"Bire fursat bizimdir, Îsâ ve Meryem Ana ve Havâriyyûnlar ve Sarı Saltık ve İsvet Nikola ve Hızır-İlyâs ve Kâsım ve Avustos sultânlar bize imdâd etdiler. Şimdengerü devlet ve nusret ve izzet millet-i Mesîhiyye'nindir" deyü niçe bin gûne haçlı peykerlerin açup askerleri bayrakları akîbince gürûh gürûh ve sürü sürü gelüp topları ve hınto arabaları çeküp erganon ve torompete ve luturyanî boruları ve nâkûs ve tablların çalarak ve ırlanda ır ırlayarak bilâ acele âheste âheste reviş ile sürü sürü domuz topu olup asâkir-i İslâmı ta‘kîb ederek aslâ askerin kafâlarından ayrılmayup tâ nehr-i Raba kenârına gelüp kat-ender-kat olup durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21b ·
metinde göster ·
… ı azîm var, cemî‘i kâfiristân ve Erdelistân'ın ve Orta Macaristân keferelerinin
bilâ
teşbîh ka‘beleridir. Eğer bu deyrde olan ilm-i mi‘mârîyi ve bunda olan tasannu‘ …
Zurnazan Mustafa Paşa Tabyası: Şehrin cânib-i erba‘asına havâledir. Aslâ uçan kuşları bile uçurmaz yigirmi pâre tavîl topları var kim görmeğe muhtâcdır. Ve bu tabya kurbunda bir manastır-ı azîm var, cemî‘i kâfiristân ve Erdelistân'ın ve Orta Macaristân keferelerinin bilâ teşbîh ka‘beleridir. Eğer bu deyrde olan ilm-i mi‘mârîyi ve bunda olan tasannu‘ât-ı tarz-ı tavr-ı binâyı medh eylesek başka bir tomâr-ı dırâz olur, ammâ Âl-i Osmân keferelere rağmen bu deyri cebehâne edüp içinde niçe bin top âletleri ve gayri mühimmâtlar mâl-â-mâldir. Ve buna karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36b ·
metinde göster ·
rikâb esb-i sabâ-sür‘atime süvâr olup ağavâtları mâbeynine girüp alay-ı azîm il …
"Hele safâ geldin, bin atına" deyüp bilâ rikâb esb-i sabâ-sür‘atime süvâr olup ağavâtları mâbeynine girüp alay-ı azîm ile Budin'e girirken ahâlî-i Budin'in sığâr [u] kibârları ve Nemse kralı tarafından gelen elçi kefereleri anlar dahi temâşâya çıkup bir alay-ı ihtişâm ile Budun'a dâhil olurken azamet-i Hudâ koca Budun'un dörd pâre kal‘ası top şâdımânından âteş-i Nemrûd içre kalup zemîn ü âsumân medfa‘-ı dûdından şeb-i muzlim gibi Gerz-İlyâs dağları ve Ardala bâğları inil inil inledi, ammâ meğer çâsâr elçisi {âdemleri çaşıtlığa gelüp} bizim elçi paşanın askerin ve alayın gözden geçirüp Budin vezîrinin verdiği ta‘[y]înâtı ve elçi paşanın askerini görüp hemân {kâfirler paşaya eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 42b ·
metinde göster ·
… tlarının karnı altından girüp öte tarafından çıkup at gerdânına asılup yine ata
bilâ
rikâb pertâb edüp binüp ve yine at koşdururken atın kolanın çözüp at yıldırım g …
Andan bu askerin ortasında kırk elli kadar kırmızı şalvarlı cündîler atlar üzre ayakda durarak ve ba‘zısı atlar üzre tepesi üzre durup gûnâ-gûn silâhşorluklar ederek birbirlerine topuzlar atup dutup ve at üzre bağdaş kurup ve diz üzre eğer hânesinde oturup ra‘d-vâr at koşdurup ve atlarının karnı altından girüp öte tarafından çıkup at gerdânına asılup yine ata bilâ rikâb pertâb edüp binüp ve yine at koşdururken atın kolanın çözüp at yıldırım gibi şakıyup giderken eğeri altına alup çıplak at ile koşdururken yine eğeri altına koyup atın eğerleyerek gidüp at üstünde ayak üzre namâz kılup kâhîce at üzre bir ayak üzre durup kimisi at üzre uyuyup her bir cündîler birer gûne lu‘bedebâzlık ve silâhşorluklar ederek ubûr ederlerken küffârlar bu hâl-i sanâyi‘leri görüp âlem-i hayretde kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54b ·
metinde göster ·
… in etlerine şîşedeki mâvî sudan sürüp hemân elindeki ağaç maşa ile dişe yapışup
bilâ
usret zor etmeden ve kanı aslâ akmadan bir dâne beyâz üç çatal köklü şâhâne diş …
"İşte ağrıyan dişim odur" dedikde üstâd cerrâh meydâna bir mankal ile âteş getirüp içine sarı pirinçden tanbûra telleri koyup iki şîşe suyu meydâna koyup biri mâvî ve biri kırmızı sular idi. Ve bir ağaçdan küçücük maşa gibi bir cımbıstıra şekilli bisâtı eline alup keferenin ağzın açup ağrıyan dişin etlerine şîşedeki mâvî sudan sürüp hemân elindeki ağaç maşa ile dişe yapışup bilâ usret zor etmeden ve kanı aslâ akmadan bir dâne beyâz üç çatal köklü şâhâne dişi çıkarup hemân mezkûr âteş kenârına gelüp mezkûr tanbûra tellerinin birin âteşden çıkarup dişin köküne kızmış teli sokunca hemân tel dişin iliği içinden cız cız deyerek dişin çürüğü içinden kızmış telin ucu çıkup bir karaca başlı nahîf ü rakîk kurdcığaz taşra çıkup bir tel dahi kızmış {iken} yine bir köke dahi sokup yine dişin çürüğünden bir kurdcığaz eyle çıkup hemân ol ân dişe el yapışmadan yine dişi çıkardığı gibice sünbüle deliğine koyup bu kerre şîşedeki kırmızı sudan su ve tuz sürüp keferenin çıkan dişi üzre bir küçücük tahta pâreciğini dişin üstüne koyup "Isır şu tahtayı" deyüp kefere tahtayı ısırup çıkan diş sünbülesine yerleşüp kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
teşvîş ayş [u] nûş edilir. Ol murğzâr bâğlar içre bülbüllerin nağamât-ı hoş-elh …
Ve bu şehrin cânib-i etrâfı bâğlar ve müşebbek bostânlar ve bâğçeler var kim gül-i gülistânları içre cârî âb-ı revânları kenârında kâh-ı Havarnaklarda kesb-i tarâvet edüp bilâ teşvîş ayş [u] nûş edilir. Ol murğzâr bâğlar içre bülbüllerin nağamât-ı hoş-elhân asvât-ı hazînleri âdeme rûh-efzâ safâlar verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 90b ·
metinde göster ·
usret geçdiler, ammâ fakîr koyun ve sığır ve sâ’ir hayvânâtlar 106b ve benî â …
Ammâ el-azametullâh bu kadar kerre yüz bin hayvânât bu nehr-i Turla'ya girdiklerinde nehr-i Turla deryâ-misâl büğenüp gûyâ akmaz oldu. Hemân cümle salt atlı Tatarların âk olup kazaklanmış âdemleri büğenmiş suyun alt yanından geçdiklerinde nehr-i Turla gibi deryâ-yı azîm atlarının karınlarına çıkup çıkmayup tarfetü'l-ayn içre bilâ usret geçdiler, ammâ fakîr koyun ve sığır ve sâ’ir hayvânâtlar 106b ve benî âdemler gırîv [ü] feryâd ederek bir hây hû ile ubûr etmişlerdir kim gûyâ yevm-i haşirden bir nişâne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 106a–106b ·
metinde göster ·
… r-i Tatar yanına varamayup cânib-i erba‘asın beş gün beş gece urup ihrâk ederek
bilâ
hadd ü lâ-gâyet esîr mâl-ı hazâ’inler alup andan ol gün seğirdüp yine ganîmetle …
Lisân-ı Maskov'da Yaşlovız Kirmân derler. Bu dahi ağaç kal‘adır, ammâ iç kal‘ası taş olup Potnik hatmana tâbi‘ oldukları bu dahi sene 1067 târîhinde yine Mehemmed Geray Hân ile Leh vilâyetine girüp Rakofçioğlu taburuyla ceng etdiğimiz sene bu kal‘a evsâfı mufassal merkûmdur. Ammâ şimdi bu kal‘a semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup toplar atmadan aslâ fâriğ olmayup asâkir-i Tatar yanına varamayup cânib-i erba‘asın beş gün beş gece urup ihrâk ederek bilâ hadd ü lâ-gâyet esîr mâl-ı hazâ’inler alup andan ol gün seğirdüp yine ganîmetler alarak,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111b ·
metinde göster ·
Felillâhi'l-hamd bu cengde kâmil kırk üç bin araba mâl-ı ganâ’imin envâ‘ından
bilâ
hadd ü lâ-nihâyet semmûr post ve beyâz semmûr ve beyâz tilki ve siyâh tilki ve …
Felillâhi'l-hamd bu cengde kâmil kırk üç bin araba mâl-ı ganâ’imin envâ‘ından bilâ hadd ü lâ-nihâyet semmûr post ve beyâz semmûr ve beyâz tilki ve siyâh tilki ve la‘l-gûn tilki kürkleri ve bî-hisâb niçe yüz araba balık dişleri ve üç yüz kîse altun ki her bir kîse-i Maskovî olup her birinde onar bin altundur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… a nedîm-i hâslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem tâb ve âdem harâb olmadan
bilâ
fısık velâ nısık şeb-i yeldâlarda Hüseyin Baykara sohbetleri ederdik.
Hânendeleri hüsn-âvâz hoş-elhân ile kâr ve nakş ve savt ve zecel ve amel ve tasnîfâtları kânûn üzre dâ’ireden çıkmayup sâz dil-nüvâz sözler ile nevâ-sâzlık edüp rakkâs-ı mehtâb gulâmlar meydân-ı mahabbetde bedr-i mübîn gibi deverân u seyerân etdiklerinde gûyâ zühre raks eder. Hattâ bu hakîr meclis-i hâslarından bir ân münfek 129b olmayup hergiz tek ü tenhâlarında nedîm-i hâslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem tâb ve âdem harâb olmadan bilâ fısık velâ nısık şeb-i yeldâlarda Hüseyin Baykara sohbetleri ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a–129b ·
metinde göster ·
… izden sonra bu tâc [u] taht, raht u baht kime intikâl eder? İşte hâlâ pâdişâhım
bilâ
veled kalup Sultân Korkud ile Sultân Ahmed bürâderânlarınız[a] kıydınız ve ciğe …
"Pâdişâhım sizden sonra bu tâc [u] taht, raht u baht kime intikâl eder? İşte hâlâ pâdişâhım bilâ veled kalup Sultân Korkud ile Sultân Ahmed bürâderânlarınız[a] kıydınız ve ciğer-gûşen şehzâde-i âzâde sarı arslan Süleymânınıza kıydınız. Şimdi sâhib-i taht-ı Âl-i Osmân kim olur" dediklerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239a ·
metinde göster ·
had ve lâ gâye ve lâ nihâye hamd [ü] senâ olsun kim Cenâb-ı Bârî yârî kılup Mıs …
Lisân-ı Hindî üzre Îzid Allâ kipenâh çaltı hûn'a bi-lâ had ve lâ gâye ve lâ nihâye hamd [ü] senâ olsun kim Cenâb-ı Bârî yârî kılup Mısır-ı Kâhire-i nâdiretü'l-asrda bu evrâk-ı perîşânımız hırka-i dervîşân-ı nemed-pûşân gibi elvân elvân olup itmâm buldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·