… âsân'ı ve bilâd-ı Mısr'da yetmiş pâre şehir harâb [u] yebâb edüp yedi kerre yüz
bin Benî
İsrâ’îl'i katl edüp Hazret-i Ermiyâ'yı ve Hazret-i Dânyâl'ı Sıfet şehrinde esîr …
Hikmet-i Hudâ bir gün bu Yanko ibn Mâdyân ayş [u] nûş edüp mest [u] medhûş câme-i hâb-ı nâzda hâb-âlûd 9a olup yatırken ale's-sabâh serîri ile kendüyi Sarâyburnu nâm mahalde bulup niçe eyyâm anda sâkin olup cemî‘i vüzerâ ve vükelâları ve cümle ser-i kârda olan huddâmları başına cem‘ olup İslâmbol'un Sarâyburnu nâm mahallin âb [u] hevâsından hazz edüp bir kal‘a bünyâd etmeğe ihtimâm etdi. Zîrâ bu Yanko ibn Mâdyân, cihângîr-i kübrâ azîmü'ş-şân bir pâdişâh idi. Cümle Yûnâniyân buna Süleymân-ı Sânî derler. Bunun zamân-ı hilâfetinde Kürdistân'dan Buhtunnasr dîn-i Yahyâ üzre sâhib-hurûc olup hûn-ı Yahyâ Nebî'yi taleb içün Arz-ı Mukaddes'i ve Haleb [ve] Şâm'ı ve Taberistân ve arz-ı Filistîn ve arz-ı Askalân'ı ve arz-ı Hâsân'ı ve bilâd-ı Mısr'da yetmiş pâre şehir harâb [u] yebâb edüp yedi kerre yüz bin Benî İsrâ’îl'i katl edüp Hazret-i Ermiyâ'yı ve Hazret-i Dânyâl'ı Sıfet şehrinde esîr edüp bilâ-hisâb mâl-ı hazâyin cem‘ edüp Yanko ibn Mâdyân'a isyân etmek kasdında olduğun Yanko istimâ‘ edüp karındaşı Yanıvan'ı Buhtunnasr üzre deryâ-misâl asker ile gönderüp kendünün baş vezîri olan Kanator vezîri iki kerre yüz bin asker ile talî‘a-i cüyûş edüp azm-i Buhtunnasr deyüp Karaman sahrâsında iki asker-i bî-pâyân birbirleriyle dokuşup hikmet-i İlâh Buhtunnasr bî-nasr olup bedbaht-ı bî-nusret münhedim olup bu kadar mâl [u] menâl-i firâvânı Yanko'ya gelüp ol mâl-ı ganâyim ile Yanko ibn Mâdyân, Hazret-i Süleymân'ın binâsı ve makâmıdır deyü İslâmbol'un sûruna mübâşeret edüp karındaşı Yanıvan Tuna nehrin İslâmbol içinden cereyân etmeğe ta‘ahhüd edüp Yanko vezîri Kanator'a Yedikulle'yi binâ etmeğe mübâşeret etdi. Silivrice Vezîri Silivri kal‘asın, Burgazice Vezîr Burgaz kal‘asın, Bugados Vezîr Bugados kal‘asın, Ereğliye Vezîr Ereğli kal‘asın, iki karındaş iki vezîr idi, Çekmece kal‘aların ve Terkoziçe Vezîr Karadeniz Boğazı kurbünde Terkoz kal‘asın ve Karadeniz nihâyet bulduğu mahalde Yoroz nâm bıtrîk-ı kıssîs Yoroz kal‘ası ki hâlâ Kavak nâm kasabanın ensesinde Yoroz nâmıyla meşhûr kal‘a-i ma‘mûredir, anı binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 8b–9a ·
metinde göster ·
"Ey inpiretore Kostantîn İpol" ya‘nî "Ey pâdişâhlar pâdişâhı Kostantîn Kıral" ve "Ey megalo Hırıstos" ya‘nî "Ey büyük Allâh" ve Latin kavmi olanlar "Boğ çarna Kostantîn" ya‘nî "Allâh Kıralı Kostantîn" ve Urum olanlar, "Va pedakimo vandirfa bidemu va mavra matyamu va psiçemu va psihulemu" ya‘nî "Vay oğul vay cânımdan sevgülüm vay iki gözlerim vay (---)" deyü feryâdları evce peyveste olup her biri birer gûne girye ve feza‘ u çeza‘ etdüklerin Kostantîn işidüp "Anpiretor İpol" dedikleri ya‘nî "Azîmü'ş-şân pâdişâhlar pâdişâhı" dediklerin kendüye zann edüp ve yigirmi otuz bin benî âdemin feryâd [ü] figânları Kostantîn'e hoş gelmeyüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 13a ·
metinde göster ·
… -merrede yeniçeri tâ’ifesin kıra kıra Hınıs ve Mama Hâtûn nâm menâzillerde niçe
bin benî
âdemin dest [u] pâları donup erre-i Zekeriyyâ ile bürüm eyleyüp bir kuyuya dold …
Bu hâlde iken bir gece tûfân-ı azîm olup cümle haymeler kar ve buz altında kalup niçe bin âdemin eli ve ayakları donup cümle asker gulû-yı âm edüp seferden avdet etdiklerinde Abaza askerin akîblerine düşüp rûz-merrede yeniçeri tâ’ifesin kıra kıra Hınıs ve Mama Hâtûn nâm menâzillerde niçe bin benî âdemin dest [u] pâları donup erre-i Zekeriyyâ ile bürüm eyleyüp bir kuyuya doldurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 64b ·
metinde göster ·
Hulâsa-i kelâm deryâda böyle nehengler ve böyle gavvâslar olup niçe
bin benî
âdemi balık yudup halâs olmamışdır. Ammâ Hazret-i Yûnus ile bu Hacı Nâsır halâs …
Hulâsa-i kelâm deryâda böyle nehengler ve böyle gavvâslar olup niçe bin benî âdemi balık yudup halâs olmamışdır. Ammâ Hazret-i Yûnus ile bu Hacı Nâsır halâs olduğu meşhûr-ı âfâkdır. Bu Hacı Nâsır'ın pîri Hazret-i Yûnus olmuş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164a ·
metinde göster ·
… şehr-i Tebrîz'e mâh-ı (---) günü dâhil olup şehrin çârsû-yı bâzârında niçe yüz
bin benî
Âdem deryâ-misâl temâşâya çıkup hakîr dahi onları temâşâ ederek şehrin bir ucun …
Menzil-i kend-i Sehlân: Tebrîz hânı hâssıdır. Bir düz sahrâda bin hâneli ve bâğ u bâğçeli ve yedi câmi‘li ve hân [u] hammâmlı ve müfîd [u] muhtasar esvâk-ı şâhîli ve cümle bîd-i ser-nigûn, çınarlar ile müzeyyen râhlı kend-i müzeyyendir kim cümle Tebrîz halkının bu kend-i imâristânda bâğ u bostânda kasr-ı alîleri ve teferrücgâh hâneleri vardır. Lâkin bu kendin dahi ahâlîsi Şâfi‘iyyü'l-mezheb geçinirler ammâ bunlar dahi mel‘ûn Râfizîler'dir. Ammâ âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı âlemdir. Bundan kalkup giderken sağ tarafımızda Şam-ı Gazan-ı Muhammed Şâh kubbesi eflâke ser çekmiş altı sâ‘at yerde nümâyân idi. Rûhiyçün bir Fâtihâ tilâvet edüp bir çemenzâr yerde sehl meks edüp Tebrîz'e âdem gönderdik. Üç sâ‘atden atlara süvâr olup pür-silâh Tebrîz elçisi ile at başı berâber olup 297b anın nökerleri esbâb-ı ihtişâmlarıyla önleri sıra hakîrin kırk aded tevâbi‘leri dahi önümüz sıra giderken karşudan deryâ-misâl bir asker nümâyân olup geldiler. Meğer Tebrîz hânının kethüdâsı istikbâlimize çıkup anınla rikâb rikâba 9 sâ‘atde alay-ı azîm ile şehr-i Tebrîz'e mâh-ı (---) günü dâhil olup şehrin çârsû-yı bâzârında niçe yüz bin benî Âdem deryâ-misâl temâşâya çıkup hakîr dahi onları temâşâ ederek şehrin bir ucundan Hân sarâyına kâmil iki sâ‘atde varup Hân-ı âlî-şân Kelp Alî Hân karşu çıkup dîvânhane-i âlîsinde zanû-be-zânû karâr edüp bir dîvân-ı azîm edüp kös-i hâkâniyân ve kerrenây-ı Efrâsiyâb ve nefîr ve sûrnây-ı Çemşîdî üç nevbet çalınup ber-dârât-ı azamet-ihtişâm kâlây [u] metâ‘ların arz etdiler kim başı cığalı ve serbend tâclı havârici pür-silâh, kat-ender-kat olup çâker-i gulâm-vâr dest-beste âmâde dururlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297a–297b ·
metinde göster ·
… p "Hâzır ol vaktine!" dedi. Gavrî dahi Selîm Hân'ı Mercidâbık'da dört kerre yüz
bin benî
Âdemle karşulayup Hazret-i Dâvûd-ı Nebî Câlût Melik ile ceng etdüğü yerde bir c …
Kadîm-i evvelde bunlara kayser-i Rûm derlerdi. Zîrâ Erzurûm'a ve Sivas'a ve Kayseriyye ve Konya şehirlerine mâlik olmağıla Kayser-i Rûm derlerdi. Birkaç kral cem‘ olsa kayâsıra derler. Ammâ bu Takyanus Rûm pâdişâhlarından olup tahtgâhı Roma ve Antakıyye idi. Târîh-i İskender-i Yunanî'nin sene 595 kral-ı dâl olup zulmünden Ashâb-ı Kehf âyet nass-ı kâtı‘ üzre ArapçaArapça mâ sadakı üzre yedi sekiz aded Ashâb-ı Kehf firâr etdikleri cemî‘i tefâsîrlerde mastûrdur. Ve bu Takyanus putperest idi ammâ mudârâdan millet-i mesîhiyye ve ehl-i Şâm ve Mısır'ı kırup kenîseleri harâb ederdi. Anların mâlıyla İskenderiyye üzre varup kendüye âsî olan vezîri hileyle katl edüp İskenderiyye sâhibi olup diyâr-ı Mısr'ı Buhtunnasr gibi harâb edüp andan diyâr-ı Acem'e bir vezîrin serdâr edüp Şapur Şâh ile ceng-i azîm edüp Şapur Şâh'ı katl ve cümle ehl-i ıyâli ve hazînesin Takyanus'a gönderüp ol mâl ile bu Antakıyye kal‘asın dahi ziyâde imâr edüp âhir yiğirmi sene kral olup cebbâr olduğundan dişlerinin etleri dökülüp mürd olup yerine veled-i pelîdi Karnibal kral olup iki yıldan ol dahi mürd olup kayâsıralar bunda inkırâz bulup devlet millet-i Mesîhiyye Nasârâsına müyesser olup Kostantin-i Kübra kral olup âyîn-i İsâ icrâ edüp ibtidâ Nasrânî bu Kostantin olup cümle Takyanus putların kırmışdır ve cemî‘i heyâkilleri âteşe yakmışdır ve yerlerine kenîseler yapmışdır ammâ Takyanus'dan} sonra Buhtunnasr evlâdları Antakıyye'i harâb edüp niçe mülûk destine girüp Âl-i Kayasıra-i Nasârâlar destinde iken Hazret-i Ömer hilâfetinde Kuds-i Şerîf feth olup Hâlid b. Velîd ve Esved b. Mikdâd ve Ebû Ubeyde ibn Cerrâh niçe bunun emsâli ashâb-ı güzînin güzîdeleri gelüp ceng-i azîmler edüp kimi feth edüp kimi bî-feth Medîne'ye avdet edüp âhir sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd üç kerre yüz bin asker ile Seyyid Battâl Ca‘fer Gâzî ile gelüp ceng-i azîm ile feth eyleyüp cümle küffârın dendân-ı tîğden geçirdiler ve Şehzâde Me’mûn'u hâkim nasb edüp Hârûnu'r-Reşîd yine Bağdâd'a gidüp merhûm olunca küffâr yine kal‘a-i Antakıyye'ye istilâ eyledi. Âhir Şâm pâdişâhı Nûreddîn eş-Şehîd hazretleri dest-i kefereden feth etdi. Ol merhûm olup Yûsuf Selâhaddîn Mısır sultânıyken Kudüs'ü ve Şâm Tarablus'u ve bu Antakıyye'ye küffâr-ı Frenk istîlâ edüp {Âl-i Türkmâniyân ki cümle beş neferdir, bunlardan biri Emîr Kerboğa'dır deryâ-misâl azîm asker ile kal‘a-i Antakıyye'i küffârdan istihlâsa geldikde Frenk-i pür-cenk elinde münhezim olup âr u gayret-i hamiyyetinden Haleb tahtın bırağup sene 495 târîhinde Acem diyârının Isfahân-ı nısf-ı cihânına giderken şehr-i Hoy'da merhûm olup anda medfûndur}. Ba‘dehû Selâhaddîn Yûsuf Mısır'dan deryâ-misâl asker ile gelüp Kudüs'ü ve Tarablus Şâm'ı ve bu Antakıyye'i feth edüp tâ Mısır pâdişâhlarının Çerâkizelerinden Sultân Gavrî hilâfetine dek Mısır pâdişâhlarının elinde kalup Selîm Şâh-ı Evvel Acem'le cenk ederken Mısır Sultânı Gavrî kızılbaşa imdâd edüp Çıldır sahrâsında Selîm Şâh Gavrî'nin Acem'e imdâdı sebebiyle münhezim olmuşken bi-emrillahi Te‘âlâ nesîm-i fursat Selîm Şâh üzre esüp Şâh İsmâ‘îl münhezimen firâr edüp kırk bin mikdârı güzîde Mısır askeri kılıçdan geçüp Selîm Şâh mansûr [u] muzaffer avdet edüp "Kızılbaşa imdâd eden müslim geçinen âdemin katli vâcibdür" deyü Kemâlpaşazâde Ahmed Efendi'den fetvâ-yı şerîfler alup Bismillah ile niyyetü'l-gazâ deyüp sene-i âtîde Mısır'da Gavrî'ye elçiler gönderüp elçileri de katl etdüğü haberi Selîm Şâh'a gelince bir fetvâ-yı huccet [ü] bürhân dahi ele alup yer götürmez asker ile ibtidâ Göksun yaylasında Mar‘aş pâdişâhı Sultân Alâüddevle'i bozup kırk bin Türkmân eşirrâsın katl edüp Alâüddevle'nin bî-devle başıyla yetmiş boy beğleri başıyla Mısır'da Gavrî Hân'a gönderüp "Hâzır ol vaktine!" dedi. Gavrî dahi Selîm Hân'ı Mercidâbık'da dört kerre yüz bin benî Âdemle karşulayup Hazret-i Dâvûd-ı Nebî Câlût Melik ile ceng etdüğü yerde bir ceng-i Selîm ü Gavrî oldu kim Gavrî bu cengin gavrına ermeden kal‘a-i Haleb'e ancak yedi yüz Çerâkes-i nâkes ile bî-kes olup firâr etdiler. Selîm Şâh akîbine düşüp Haleb'i emân ile feth edüp Yûnus Paşa'ya dahi bu Antakıyye'nin miftâhların teslîm edüp niçe kerre yüzbin altun ile ahâlî-i vilâyet hedâyalar ile Haleb altında Selîm Hân'a gelüp du‘â vü senâ ile hedâyâların arz edüp Vâli-yi Antakıyye Bıyıklı Mehemmed Paşa olup Haleb eyâleti tahrîr olundu. İşbu feth-i fütûh sene 922 târîhinde feth-i Antakıyye vâkı‘ olmuşdur. İlâ hâze'l-ân dest-i Âl-i Osmân'da Haleb vâlîsi hâs-ı hümâyûnun voyvadalığı hükûmetinden üç yüz âdem ile zabt [u] rabt eder ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Niçe kerre beş yüz pâyesiyle niçe mollalara arpalık ihsân olunmuşdur. Mezâhîb-i erba‘adan şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir nâ’ibi ve muhtesibi vardır ve kal‘a dizdârı ve (---) aded kal‘a neferâtları vardır. İçil olmağile kifâyet mikdârı cebehânesi ve sağîr ü kebîr yigirmi pâre mecrûh şekilli topları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 22a ·
metinde göster ·
Bu Üsküdar cenginde bu gûne niçe yüz bin âdem deryâsı dağı taşı dutup cemî‘isi temâşâcı idi. Hudâ âlimdir, eğer çarhacı Defterdârzâde Mehemmed Paşa talî‘a-i asker olup Gürcî Nebî askeriyle germâ-germ cenk etmeğe ikdâm-ı tâm etmese, Üsküdar sahrâsında mâlamâl ve leb-ber-leb olan âdem deryâsına Celâlîler at kosa Hudâ hakkı beş kerre yüz bin benî Âdem'i Celâlîler deryâya dökerlerdi. Ammâ Cenâb-ı Bârî yârî kılup Üsküdarî Mahmûd Efendi himmetiyle ve Defterdârzâde i‘ânetiyle yüz aklıkları oldu ve yine anın re‘y-i tedbîriyle Üsküdar'daki asker kayıklarla İslâmbol'da firâr etmez olup cemî‘i iskelelere yeniçeri ve acemî çorbacıları ta‘yîn olunup tâ Anadolu Hisârı'na varınca karşu cânibden beri tarafa gelen kayıklara mâni‘ olmayup yine kayıkları karşu cânibe red ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a ·
metinde göster ·
… ve Dicle gibi akup bu anda sarây meydânı bir buhayre olmağa başlayınca bu kadar
bin benî
Âdem havfe düşüp bir hây [u] hûy-ı vâveylâ ve vâveledâ deyüp feyâd u figân eden …
Nev‘-i diğer-i ibret-nümâ: Monlâ Muhammed eyitdi: "Hanım! Sarây meydânı kapuların ve yukaru nerdübân kapuların cümle kapasınlar.Ta ki sen dahi ve aşağıdaki temâşâcılar seyir çalsınlar." deyince hân tenbîh edüp cümle kapuları sedd etdiler kim cânib-i erba‘ası kal‘a dîvârı gibidir. Monlâ Muhammed harârı içinden biraz çaput ve pembe ve şarmut pâreleri çıkarup huddâmlarıyla kapuların menfez deliklerin cümle dıkayup yine meydâna gelüp harârından bir bardak çıkarup suyundan bir pâre nûş etdi ve bardağı yine harârına pinhân etdi ve yine zekerin eline alup bu halk-ı âleme karşu ol kadar işedi kim selesi'l-bevle mübtelâ olan ol kadar teşâşür idemez. Hemân ol sarây meydânına monlânın sidiği istîlâ edince nehr-i Darb ve nehr-i Batmân ve nehr-i Çerka ve Dicle gibi akup bu anda sarây meydânı bir buhayre olmağa başlayınca bu kadar bin benî Âdem havfe düşüp bir hây [u] hûy-ı vâveylâ ve vâveledâ deyüp feyâd u figân edenlerin hadd [u] pâyânları ve bir cânibe firâr etmeğe cây-ı menâs yok, hemân monlâ harârının üstüne süvâr olup bu buhayre içre şinâverlik etmeğe başlayınca halk gördüler kim gark oluyorlar. Hemân cümlesi bir ağızdan "Amân hey Melek Ahmed Paşa! Amân kapuları açsınlar, bizi bu gark-ı âbdan halâs etsinler!" deyü feryâd [u] enîn etdiklerinde paşa "Bu ne hâldir, bu kadar ibâdullah, hey hân senin hânedânında gark-ı âb mı olsunlar?!" dedikde, hân paşanın destin bûs edüp "Sultânım, ma‘rifetdir, bunda helâk yokdur. Sehel sabr eyle." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231b ·
metinde göster ·
… rleri çevgân oynayarak Toprak kal‘aya karîb vardıkda bir sâ‘at yire şehrin niçe
bin benî
Âdemleri istikbâle çıkup şâhrâhın yemîn ü yesârın kat-ender-kat pîr ü cüvân u a …
Bir gün mukaddem Harmanşâhî nâm mahalden bir mütekellim ve sâhib-i vakâr âdemimizle Rûmiyye hânının kethudâsına haber gönderdikde âdemimiz buluşup dest-bûs edüp "Ale's-seher hareket buyurup teşrîf etsinler." deyü üç araba yükü me’kûlât u meşrûbât ve müsmirrât ü kutr-ı nebât makûlesi hedâyâlarıyla "Hayr-ı makdem!" deyü bir muhabbetnâmeleri gelüp gelen âdemine, riyâ olmaya ırz-ı Âl-i Osmân içün bir haylice şey verüp hakîr de bir destmâl-ı Kaya Sultân içre bir muhabbetnâme hâna gönderüp ale's-sabâh cümle tevâbi‘lerimiz âlât-ı silâha müstağrak olup cümle ıydiyyelerin giyüp hakîr ve Murtezâ Paşa ağası karındaşımız hem-çünân esbâb-ı ihtişâmımızla at başı berâber olup rikâb rikâba gidüp önümüz sıra üç yedek küheylân atlar çekilüp cümle iki yüz elli kadar pür-silâh yiğitlerle Rûmiyye sahrâsı içre giderken anı gördük, karşu tarafdan bir gird-i siyâh evce peyveste olup içinden bir asker zâhir olup kerrenay u nefîr ü surna ve balaban ve kös [ü] dühüller sadası âfâkı dutdu. Anlar gelmede biz varmada, anı gördüm, Acem askeri nümâyân karîb olıcak asker içinde beş on âdemle hân zâhir oldukda hakîr dahi Alî Ağa ile alâylarımızdan taşra anlara karşu at depüp meydân-ı muhabbetde at üzre hân ile öpüşüp görüşüp anlar bize biz anlara muhabbet üzre âşinâlıklar etdik. Hân eyitdi: "Safâ gelmişsüz ve hoş gelüp yüz basa gelmişsüz." dedikde hakîr "Yahşi esen emân bulup güler cemâlinizin şem‘-i münevverine muhabbet ile pervâne olmağa gelmişiz" dedim. Gördü kim Murtezâ Paşalı tarafından bir söz yok. Hakîr ile at başı berâber olup eydür: "Kânûn-ı İrân-zemîn değildir kim, hânlar akrânlarından gayre istikbâle çıkalar. Men Osmânlı'ya muhabbeten karşu çıkmışam." 290b dedikde bildim ki derûnunda gurûriyyet ve müdemmağlık alâmeti var, hemân "Hânım Hak seni hatâdan saklasın. Hazret-i Resûl-i Kibriyâ'nın Ekremu'z-za‘îfe hadîs-i şerîfine imtisâlen Müsâfirinize ikr[âm] etmeğe gelüp deryâ-dillik eylediniz." deyü niçe bin gûne kelimât ederek niçe askerleri çevgân oynayarak Toprak kal‘aya karîb vardıkda bir sâ‘at yire şehrin niçe bin benî Âdemleri istikbâle çıkup şâhrâhın yemîn ü yesârın kat-ender-kat pîr ü cüvân u ağavât selâma durmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290a–290b ·
metinde göster ·
… mil yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm ü neberd-i elîm olup tarafeynden kırk
bin benî
Âdem dendân-ı tîğdan geçüp Osmânlı askeri mansûr u muzaffer olup bî-hadd ü bî-k …
beyti gelir. Hemân serdâr-ı dilîrin cür’et ve şecâ‘at regleri hareket edüp Süleymân Hân'ın dahi Ucân yaylağından asker üzre ebyâta münâsib imdâda geleceğin haberi gelince hemân Serdâr İbrâhîm Paşa 304b cenge âmâde oldukda gerüde Tebrîz cânibinden Süleymân Hân fermânıyla Gîlân Hânı Muzaffer Hân ve Hân-ı Nahşevân ve Timur Şâh neslinden Mirzâ Hân bi'l-cümle bunlar on yedi bin asker ile imdâda gelüp hemân ol ân İbrâhîm Hân amân u zamân vermeyüp Acem ceyşi üzre bu Sercem sahrâsında Allah Allah deyüp hücûm idince kâmil yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm ü neberd-i elîm olup tarafeynden kırk bin benî Âdem dendân-ı tîğdan geçüp Osmânlı askeri mansûr u muzaffer olup bî-hadd ü bî-kıyâs mâl ile muğtenim olup kırk bin kelle ârâyiş-i nîze edüp Tebrîz kurbünde Ucân yaylasında kelleleri Süleymân Hân'ın pây-ı serîrine rîzân etdiklerinde cümle ser-i kârda olanlara Süleymân Hân hil‘at-i fâhireler ve menâsıb-i âlî ile çörekler ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 304a–304b ·
metinde göster ·
… e anların taburlarından niçe yüz pâre topları atıldı, ammâ hamd-i Hudâ bu kadar
bin benî
Âdem'den bir ferd-i âferîdeye bir zarar isâbet etmeyüp ancak bir ata bir şâhî t …
Bu hâli küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr füccâr-ı dûzah-karâr görünce anların taburlarından niçe yüz pâre topları atıldı, ammâ hamd-i Hudâ bu kadar bin benî Âdem'den bir ferd-i âferîdeye bir zarar isâbet etmeyüp ancak bir ata bir şâhî top güllesi dokundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 102a ·
metinde göster ·
… iktidârları olmayup çok hayme vü hargâh ve bâr [u] büngâh çamura gark olup niçe
bin benî
Âdem çadırsız dağlarda yatdılar.
Ba‘dehu Leve sahrâsında meks eden asâkir-i İslâm beri kal‘a-i Leve altına gelmek içün Leve sahrâsından cereyân [eden] nehr-i Gara üzre birkaç cüsûr-ı mihmelâtlar kurulup yüz bin anâlar ile üzerlerinden asâkir-i İslâm ubûr edüp Sadrıa‘zam yine nehrin beri tarafı kenârında meks olunup bir gün bir gece bârân-ı rahmet eyle yağdı kim bir âdem gözün açup çadırında taşra çıkmağa iktidârları olmayup çok hayme vü hargâh ve bâr [u] büngâh çamura gark olup niçe bin benî Âdem çadırsız dağlarda yatdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133a ·
metinde göster ·
… rinde bu sahrâ içre cümle mahlûk-ı Hudâ berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp niçe
bin benî
Âdemler ve husûsan benî Âdem şekilli tiryâkîler cân-ı azîzlerinden bîzâr oldula …
Evvelâ ol kışda ve kıyâmetde Sadrıa‘zam Belgrad'da mevcûd bulunan on bin kadar asker ile Hazret-i Risâlet-penâhın sancağ-ı şerîfin açup Belgrad'dan bir alay-ı musîbet ile çıkup nehr-i Sava üzre cisirden geçüp menzil-i sahrâ-yı Zemin'de beş karış kar üzre asâkir-i âciz çadırların kurmağa ne kadar cidd ü cehd etdilerse sahrâ-yı Zemin'in zemîni buz donup gûyâ polad-ı Nahşivânî olup çadır kazıkları geçmeyüp ol vakt-i sabâh niçe bin aded pür-silâh asker kar üzre hayme vü hargâhsız atları dahi ellerinde ve kılıçları bellerinde bu sahrâ içre cümle mahlûk-ı Hudâ berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp niçe bin benî Âdemler ve husûsan benî Âdem şekilli tiryâkîler cân-ı azîzlerinden bîzâr oldular, ammâ niçe eşmiş ve yortmuş ve berzah u âlâm-ı şedâ’id çekmiş iş görmüş âdemler cümle garârlarını ve bâr-ı sakîllerini cânib-i erba‘alarına dizüp haymelerin kurup cümle tınâbları harârlara bağlayup niçe yüz çadırlar kuruldu, ammâ atların kazıkları yere geçmediğinden cümle halk âlem-i hayretde kalup niçe bin atlar sahrâdaki kar üzre serserî gezerler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138a ·
metinde göster ·
… bir cem‘iyyet-i kübrâsı mahalli idi kim inşâallâh hilâf değildir, beş kerre yüz
bin benî
Âdem'in Nasârâ ve Uskoku ve Sırf u Bulgarı ve Hırvadı ve Boşnak'ı ve Hırtman'ı …
Bu diyârda yılda bir kerre niçe yüz bin âdem cem‘ olup bâzâr-ı azîm olan yere panayur derler. Ve bu Çemerne yaylası Hersek sancağının tâ orta göbeğinde vâkı‘ olup her tarafda beşer konak yerden nümâyân bir kûh-ı Semengân-misâl tell-i ser-bülenddir. Meğer hikmet-i Hudâ bu mahalde germâ-germ bâzârı mahalli olup ecnâs-ı mahlûkâtın bir cem‘iyyet-i kübrâsı mahalli idi kim inşâallâh hilâf değildir, beş kerre yüz bin benî Âdem'in Nasârâ ve Uskoku ve Sırf u Bulgarı ve Hırvadı ve Boşnak'ı ve Hırtman'ı ve Lasman'ı ve Latin'i ve Efrenci ve Rûm ve Yahûdî ve Ermeni ve'l-hâsıl cemî‘i millet-i Mesîhiyye ve niçe bin ümmet-i Muhammed cem‘ olup ve Pıraçalı Mustafâ Paşa'yı dahi bu cem‘iyyet-i kübrâda muhâfazacı bulup yigirmi gün gece germâ-germ hengâme-i bâzâr imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
Hakkâ ki Gürcî Mehemmed Paşa Köpürlü Mehemmed Paşa'nın kethudâsı iken niçe yüz
bin benî
âdem mahlûk-ı Hudâ'yı cümle kılıçdan geçirmeği sebeb olmuş bir hûnî-i bî-bâk ve …
Hakkâ ki Gürcî Mehemmed Paşa Köpürlü Mehemmed Paşa'nın kethudâsı iken niçe yüz bin benî âdem mahlûk-ı Hudâ'yı cümle kılıçdan geçirmeği sebeb olmuş bir hûnî-i bî-bâk ve kâtil-i seffâk ve bir şahs-ı bî-idrâk kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 34a ·
metinde göster ·
… ol kal‘asının temelleri rûy-i arzdan bir iki âdem kaddi âlî olup altı kerre yüz
bin benî
âdemin cidd [ü] ihtimâmlarıyla elbette bu kal‘a vücûda geleceğin bilüp Yanvan K …
Hulâsa-i merâm ve netîce-i kelâm, yine sadede rücû‘ edelim. Çünki Yanko ibn Madyan İslâmbol Makedonya içre bu Kırkçeşme suyu kemerlerin binâ edüp ibtidâ Kırkçeşme suyu cereyân edüp cemî‘i bennâ ve ırgat ummâllar âb-ı nâb-ı Kırkçeşme'yi nûş ederek İslâmbol'un temellerin ka‘r-ı zemînden rûy-ı arza berâber etdiklerinden mâ‘adâ bir âdem kaddi âlî vech-i arza sûr dîvârı çık[dık]da ol mahallerde Yanvan Kral Kudüs-i Şerîf ziyâretinde bârhâne-i azîmiyle İslâmbol'a gelüp Yanko ibn Madyan karındaşına buluşup görse kim İslâmbol kal‘asının temelleri rûy-i arzdan bir iki âdem kaddi âlî olup altı kerre yüz bin benî âdemin cidd [ü] ihtimâmlarıyla elbette bu kal‘a vücûda geleceğin bilüp Yanvan Kral karındaşı olan Yanko Kral'a eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 97a ·
metinde göster ·
Hemân ol ân Alman'ın yedi krallık yerinden ve Filimenk ve İsfaç ve Çeh ve Leh ve Tot ve Korol ve Macar ve Maskov ve Rus Sol‘ât-ı menhûsundan on kerre yüz bin âdem ummâl ve bennâlar me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla bu Tuna nehrinin eyyâm-ı Temmûz'da tenezzülde olduğu mahalle gelüp ibtidâ bu Demirkapu nâm mahalde bir bâb-ı cedîdi yapup andan içeri tâ Vidin ve Nigebolı ve Torvakutaran dağların ve Kızankaya balkanların on kerre yüz bin benî âdem hendese ilmi üzre mezkûr vilâyetler dağlar delüp Karnabat kasabası ensesinde dağları dahi delüp niçe yerlerindeki derelere sedd-i Nemrûd kemerler yapup bir yılda Tuna suyu yolları Istıranca dağlarına dahi âlî ensesinde hâlâ amâr ola[n] ceyşli köy bayırlarına andan İslâmbol'a bir merhale 97b kala yerde hâlâ Âzâdlı nâm ma‘mûr karyeye Tuna yolları gelüp andan aşağı İslâmbol'a varınca yokuş aşağı gitmesi âsân olup yolları rûy-ı arza çıkup Taklalı köy derler andan Tuna geçüp Topkapusu'yla Edirnekapusu mâbeynindeki kirdesinden akup kal‘anın dîvârındaki demir kafeslerden İslâmbol'un iç hisârı olan hâlâ İslâmbol'dur andan Yenibâğçe içinden Aksarây deresinden Lanka'nın üç aded kal‘ası ortasından Tuna cereyân edüp Akdeniz'e karışa, deyü Yanko dahi bu yollara İslâmbol kurbunda imdâd edüp Tuna gelmesine Yanko muntazır olduğun karındaşı olan Yanvan'a haber gönderir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 97a–97b ·
metinde göster ·
… mmûz'da kiraz mevsimi mahallinde bu dıraht-ı bâlânın altında beş altı kerre yüz
bin benî
âdemin milel-i gûnâ-gûn elsine-i muhtelifelerinden âdemler cem‘ olup bu Âdemî Ç …
Ve bu dıraht-ı azîmin zıllında sâhibü'l-hayrâtlar niçe bin gûne soffalar ve kâ‘alar ve çemenzâr nişîmenler ve maksûreler ve matbahlar ve uyûn-ı câriyeler kenârlarında gûnâ-gûn soffalar ve savma‘alar etmişler kim vâcibü's-seyrdir, zîrâ her sene mâh-ı Temmûz'da kiraz mevsimi mahallinde bu dıraht-ı bâlânın altında beş altı kerre yüz bin benî âdemin milel-i gûnâ-gûn elsine-i muhtelifelerinden âdemler cem‘ olup bu Âdemî Çerkesi kabîlesi ile germâ-germ kırk gün kırk gece bey‘ [u] şirâ ve bâzârlık olur kim bu dırahtın sâyesi âdem deryâsı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… da bir kerre bu nehr-i Çınârlı'nın kenârından iki kerre yüz bin ve üç kerre yüz
bin benî
âdem Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Semerkand u Laristân ve Moltan ve Macar ve İ …
Bu rabta-i zîbâ nehr-i Çınârlı kenârında cümlesi üç yüz aded hâneli sâfî kefere re‘âyâlı büyük köydür kim hâkim İbrâhîm Paşa müttevellîsidir. Bir sahrâ-yı azîme vâki‘ olup yılda bir kerre bu nehr-i Çınârlı'nın kenârından iki kerre yüz bin ve üç kerre yüz bin benî âdem Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Semerkand u Laristân ve Moltan ve Macar ve İsfeç ve Nemse ve Leh u Çeh ve İsfaç ve İşpanya ve Ciniviz ve Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus ve Mısır u Şâm ve Haleb u Irâk'dan ve'l-hâsıl ekâlîm-i seb‘a-i ırakdan cemî‘i memâlik-i mahrûselerin ankâ bâzergânları niçe kerre yüz bin guruşluk metâ‘-ı zî-kıymetlerin getirüp bu sahrâ-yı lâlezâr çemenzârda hayme vü hargâhları ve bâr [u] büngâhlarıyla konup metâ‘ların fürûht etmeğe başlarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 242a ·
metinde göster ·
… aslâ sineğin vücûdu kalmaz. Temâşâ bu kim bu cem‘iyyet-i kübrâda niçe kerre yüz
bin benî
âdemin muzahrafât-ı kâzûrâtı ve niçe kerre yüz bin hayvânâtların necisleri ve n …
San‘at-ı garîbedir kim bu Maşkolor panayuru gününde sinekden âdem duramaz iken hemân panayur günleri olunca aslâ sineğin vücûdu kalmaz. Temâşâ bu kim bu cem‘iyyet-i kübrâda niçe kerre yüz bin benî âdemin muzahrafât-ı kâzûrâtı ve niçe kerre yüz bin hayvânâtların necisleri ve niçe kerre yüz bin aded zibih olan koyunların ve sığırların kanları râyihası çok olacak iken bir bed râyiha olmayup bir peşşe ve bir meges-i siyâh yokdur. Hemân ki bâzâr savulup bir âdem kalmaduğu gibi kara sinek ve sivri sinek cihânı dutup âdemi helâk eder. Tâ Leka'dan berü böyle tılsımât olmuşdur kim temâşâ-yı garîbedir.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 242b ·
metinde göster ·
… an aşağı ka‘r-ı zemînde tâ havza varınca enüp niçe bin âsâr-ı garîbeler ve niçe
bin benî
âdem üstühânların seyr edüp vesîlemiz olan papaslar ile üç sâ‘atde taşra selâme …
Andan aşağı ka‘r-ı zemînde tâ havza varınca enüp niçe bin âsâr-ı garîbeler ve niçe bin benî âdem üstühânların seyr edüp vesîlemiz olan papaslar ile üç sâ‘atde taşra selâmete çıkdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 255b ·
metinde göster ·
… a elli aded dekâkînler olup her bâzâr günleri cemî‘i kurâ ve kasabâtlardan niçe
bin benî
âdem cem‘ olup germâ-ger[m] bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr olur kim ta‘bîr olunm …
Der-kâ’ime-i küçük bâzâr-ı ehl-i sanâyi‘ât: Evvelâ büyük kapudan taşra elli aded dekâkînler olup her bâzâr günleri cemî‘i kurâ ve kasabâtlardan niçe bin benî âdem cem‘ olup germâ-ger[m] bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr olur kim ta‘bîr olunmaz. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 280b ·
metinde göster ·
… olundukda el-azametullâh bu dahi haşr [ü] neşirden bir gün olup niçe kerre yüz
bin benî
âdem ve re‘âyâ vü berâyâlar kazma ve kürekleriyle bu sahrâ-yı Kandiye üzre bir …
Ve cemî‘i guzât-ı müslimîn içre nâdîler nidâ edüp her eyâletin mîr-i mîrânları ve asâkir-i islâmları ve cemî‘i ordu-yı bâzârcılar ve cümle hâzır olan benî âdemlere tenbîh [ü] te’kîdler olundu kim "Her eyâlet askeri kazdıkları meterisleri doldursunlar" deyü tenbîh olundukda el-azametullâh bu dahi haşr [ü] neşirden bir gün olup niçe kerre yüz bin benî âdem ve re‘âyâ vü berâyâlar kazma ve kürekleriyle bu sahrâ-yı Kandiye üzre bir çapa kazma çalup gird-i gubâr evce peyveste olup mukaddemâ küffârın top ve kumbara havfinden hulû‘ [u] huşû‘-ı safâ ile kazamazlardı. Şimdi emn [ü] emân olmak ile ve ölümden halâs olduklarının şükrânesine hırz-ı cân ile Ferhâd-vâr çalışup üç yılda gücile kazılan niçe yüz bin aded fecc-i amîk handakları cân [u] gönül ile kazup Hallâc-ı Mansûr gibi cümle hâk-i pâki yaydan çıkarup Kandiye sahrâsı meterislerin vâdî-i hâmûna dönderüp her tarafda vüzerâlar ve mîr-i mîrânlar tabl-ı ceng-i harbîler çalup niçe bin kazgan ta‘âmlar pişüp yeye içe bir hidmet etmişlerdir kim ta‘bîr olunmaz. Bir hafta kâmil cemî‘i meterisleri pür eyleyüp deşt-i Kıpçak eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 307a ·
metinde göster ·
… nda keferelerinin defterleri üzre bu cezîre dest-i keferede iken altı kerre yüz
bin benî
âdem ile bu cezîre memlû imiş. Hâlâ cümle yetmiş bin avret defter olunmuşdur. V …
Ve cümle toksan yedi bin aded re‘âyâ kalup mâ‘adâsı Kandiye altında savaş-ı perhâşda mürd oldular. Ammâ arhonda keferelerinin defterleri üzre bu cezîre dest-i keferede iken altı kerre yüz bin benî âdem ile bu cezîre memlû imiş. Hâlâ cümle yetmiş bin avret defter olunmuşdur. Ve cümle yüz elli iki bin ümmet-i Muhammed askeri yazılmışdır. Ve cümle yedi bin aded Rûm'dan müselmân olma bozma tâ’ifesi kalmışdır, ya‘nî Girid kefereliğinden müselmân olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325a ·
metinde göster ·
… avustos eyyâmında bir panayır-ı azîmine râst gelüp temâşâ etdik. Yetmiş seksen
bin benî
âdem cem‘ olup bir hengâme çârsû-yı bâzârdır kim eğer evsâfın tahrîr eylesek ta …
Menzil-i kal‘a-i Mizistre: Bu şehir mukaddemâ mevsûfdur, ammâ şimdi avustos eyyâmında bir panayır-ı azîmine râst gelüp temâşâ etdik. Yetmiş seksen bin benî âdem cem‘ olup bir hengâme çârsû-yı bâzârdır kim eğer evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ancak şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim on günde kırk bin kantâr harîr-i gûnâ-gûn bey‘ [u] şirâ olunur. Sâ’ir eşyâların bey‘ [u] şirâları buna göre kıyâs olup on gün on gece âdem deryâsı cem‘iyyet-i kübrâsı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 337b ·
metinde göster ·
… tasar dükkânları var ammâ haftada bir gün cemî‘i 372a etrâf kurâlarından niçe
bin benî
âdem cem‘ olup bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr-ı azîm durup germâgerm bey‘ u şirâ …
Ve cümle yigirmi aded müfîd [ü] muhtasar dükkânları var ammâ haftada bir gün cemî‘i 372a etrâf kurâlarından niçe bin benî âdem cem‘ olup bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr-ı azîm durup germâgerm bey‘ u şirâlar olur. Hakîr bu bâzârda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 371b–372a ·
metinde göster ·
âdem Rûm ve Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Semerkand ve Belh [u] Buhârâ ve Mısır …
Yılda bir kerre kiras mevsiminde bu fezâya yüz bin benî âdem Rûm ve Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Semerkand ve Belh [u] Buhârâ ve Mısır u Şâm ve Irâk'dan ve cemî‘i Dib Frengistân'dan ve'l-hâsıl ekâlîm-i seb‘adan cemî‘i tüccârân-ı berr [ü] bihârânların hamusu metâ‘-ı firâvânlarıyla bu panayıra cem‘ olup çârsû-yı bâzâra getirenlerden mâ’adâ taşra vâdîlerde niçe bin hayme ve hargâh ve bârgâh ve külbe-i ahzânlar çalas ve malaş palaşdan kurulup bir ordu-yı bâzâr tüccârı kurulur kim gûyâ İskender-i Kübrâ yâhûd Keyhusrev-i Dârâ ordusu olup bu vâdî âdem deryâsıyla pür olup niçe kerre yüz bin yük metâ‘lar elbette meydâna çıkup fürûht olup ve niçe yüz bin yük metâ‘lar alınup kuş südü ve âdem südü ve arslan südü dahi bulunur. Kuş südü yumurtadır, âdem südü avret südüdür, arslan südü şarâb-ı bî-hicâbdır. Anlar dahi bulunur. Hattâ yumurta envâ‘ından deve kuşu yumurtası ve âdem yavrusu ve körpe âdem kuzusu ve ciğer-kûşeleri bulunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 375b ·
metinde göster ·
Ve hûn-ı Yahyâ'yı da‘vâ ederek Kürdistân'da Nusaybin kal‘asından Buhtu'n-nasr hurûc edüp Haleb ve Şâm'ı ve Filistîn ve Arz-ı Mukaddes'i ihrâk bi'n-nâr edüp niçe kerre yüz bin Benî İsrâ’îl'i katl eder, cemî‘i kütüb-i tevârîhde mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y118b ·
metinde göster ·
Cezîre-i Çicilye: Mesine dahi derler. Cirmi yedi yüz mîldir. Yüz elli pâre kal‘ası ve yetmiş pâre limanı vardır. Ve altı kerre yüz bin benî âdem tahrîr olunmuşdur, deyü meşhûr-ı âfâkdır. Hakîr görmedim, ammâ sene (---) târîhinde Abdülmelik ibn Mervân ve Sultân Mansûr feth etmişdir. Ba‘dehu yine İşpanya müstevlî olup bin seksen altı târîhinde Fransa'nın kabza-i tasarrufuna girmişdir. İşpanya tarafına seksen mîl karîb bir cezîre-i ibret-nümâ imiş. Ve bu cezîrenin cenûbunda yüz mil,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y125a ·
metinde göster ·
… âsıl Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Belh [u] Buhârâ ve Kırım ve Rûm'dan niçe yüz
bin benî
âdem ve huccâc şâhrâhın iki cânibine âdem deryâsı kat-ender-kat olup paşa geldi …
Bu mahal ubûr olundukda azamet-i Hudâ tarîk-ı âmmın tarafeynine alay-ı Muhammedî seyr [ü] temâşâsı içün Mekke ve Medîne'den Habeş ve Yemen'den ve San‘ân ve Aden'den Basra ve Lahsa'dan ve'l-hâsıl Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Belh [u] Buhârâ ve Kırım ve Rûm'dan niçe yüz bin benî âdem ve huccâc şâhrâhın iki cânibine âdem deryâsı kat-ender-kat olup paşa geldikde her biri lehce-i mahsûsalar ile paşaya hayır du‘â edüp "Hafizakallâh yâ sultân el-vezîr" deyüp selâm alırlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y313a ·
metinde göster ·
Tîh sahrâsına bir konak karîb ve Bahr-i Kulzüm'e gâyet yakın bir şehr-i azîm harâbistânında niçe yüz bin gârlar var kim her bir kehfin içlerinde nice kerre yüz bin benî âdem kemikleri yığılmışdır. Fir‘avn'un Bahr-i Kulzüm'de gark olmayup (---)(---)(---)(---) edenlerin kemikleridir. Her bir üstühânları kara kara üçer ve dörder ve beşer arşın incik ve kol kemikleri ve kazgan kadar, ve Adana kabağı kadar ve Van şehri lahanası kadar âdem kelleleri var. Hakkâ ki Fir‘avn cebbârlarının izâmlarıdır. Zîrâ Fir‘avn'un gark olduğu Bahr-i Kulzüm kenârında Kolundur boğazı burnuna karîbdir. Ammâ Tîh sahrâsı bu Kârân şehrinden cânib-i garba iki konakdır. Ammâ şehr-i Kârân harâbdır. Âhir zamâna karîb İsne şehri ve İsvân şehri ve bu Kârân şehri amâr ola, deyü hadîs-i sahîh vardır.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y382b ·
metinde göster ·
… ahi kabza-i tasarrufunda ne kadar melikler var ise âdem gönderüp yedi kerre yüz
bin benî
âdem olup Benî Seyf mukâbelesinde hafirler kazup çâh-ı gayyâ-misâl handaklar ed …
Ammâ Mısır'dan Süveys'e gılâl ve gayri zahâ’ir karadan gitmek amel-i kesîr olmağile cümle Mısır mühendislerin cem‘ edüp Nîl'in irtifâ‘ıyla ne cânibden Süveys deryâsına cereyân etmesin tetebbü‘ etdirüp ilm-i hendese üzre Benî Seyf câniblerinden âsân bulup Melik Tavtîs'e müjde ederler. Melik dahi kabza-i tasarrufunda ne kadar melikler var ise âdem gönderüp yedi kerre yüz bin benî âdem olup Benî Seyf mukâbelesinde hafirler kazup çâh-ı gayyâ-misâl handaklar ederler. Ve yedi yılda tamâm olup Nîl-i mübârek Süveys deryâsına cereyân edüp Melik Tavtîs Sa‘îd-i âlî'den beher sene yüz gemi zahîre Hazret-i İbrâhîm'e ve ahâlî-i Mekke'ye gönderüp nehr-i Nîl iki yüz sene Süveys'e cârî olurdu. Tâ Hazret-i Risâlet asrına dek bu hâl üzre nehr-i Nîl Bahr-i Süveys'e cereyân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y385a ·
metinde göster ·
… işâhlarından Muhammed Ekrâd hazretleri İmâmu'ş-şâfi‘î ta‘lîmiyle niçe kerre yüz
bin benî
âdem ile Süveys'den Abbâsiyye içinde Bilbeys kurbundan buhayre-i Tîne'ye(?) var …
Ba‘dehu Mısır pâdişâhlarından Muhammed Ekrâd hazretleri İmâmu'ş-şâfi‘î ta‘lîmiyle niçe kerre yüz bin benî âdem ile Süveys'den Abbâsiyye içinde Bilbeys kurbundan buhayre-i Tîne'ye(?) varınca kesüp Süveys deryâsın Akdeniz'e mahlût edüp yetmiş sene bu hâl üzre cârî olup Mısır ve Funcistân ve Fes u Merânkeş ve Sûdân vilâyetleri cezîre oldu. Mürûr-ı eyyâm ile bu dahi dolup mu‘attal oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y385a ·
metinde göster ·
… r savaş-ı perhâş etdiler kim ibtidâ zemînde hûn-ı Hâbil içün Kâbil'den niçe yüz
bin benî
âdem hûnu zemîne düşdü.
Andan bu Emsûs şehri içre benî âdem çok olup Melik Mısrâyim cüyûş-ı kesîre cem‘ edüp Kâbil'den intikâm almak içün şâm üzre azîmet edüp Kâbil dahi azîm çeri ile Filistîn şehri ki hâlâ Remle şehridir, anda iki asker birbiriyle cem‘ olup bir savaş-ı perhâş etdiler kim ibtidâ zemînde hûn-ı Hâbil içün Kâbil'den niçe yüz bin benî âdem hûnu zemîne düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y5b ·
metinde göster ·
Bunlardan mâ‘adâ Bayram Paşa tahrîri üzre şehr-i Mısır içre on altı kerre yüz
bin benî
âdem tahrîr olunmuşdur, anlar dahi anbâr-ı Yûsuf'a muhtâclardır. Zîrâ ganî ve f …
Bunlardan mâ‘adâ Bayram Paşa tahrîri üzre şehr-i Mısır içre on altı kerre yüz bin benî âdem tahrîr olunmuşdur, anlar dahi anbâr-ı Yûsuf'a muhtâclardır. Zîrâ ganî ve fakîre cüvân u pîre habbe-i kamhullâh bu ecnâs-ı mahlûkâta mebzûldür kim cemî‘i akl-ı Arastolar vâkıf-ı esrâr olamayup engüşt ber-dehen edüp azm-i iklîm-i fenâ etdiler, yine böyle ni‘met-i Hudâ mebzûl iken mu‘cize-i Hazret-i Yûsuf ile binâ olunan anbâr-ı hazâyin-i gayb mâl-â-mâldir ki âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y144a ·
metinde göster ·
… vâr içinde niçe yüz bin kanâdîller ve şem‘-i kâfûrî ile nûr-ı münevver olup iki
bin benî
âdem bir ağızdan evrâd-ı sâdâtı tilâvet etdiklerinde vallâhi'l-azîm âdeme bir v …
Ve sâdât hazretlerinin ulucası Şeyh Ebü't-tahsîs hazretleri muta‘azzım bir Cem-cenâb olmağile huzûruna a‘yân [u] eşrâfdan gayrı ve ulemâ ve sulehâdan gayrı bir ferd varamaz, sohbetleri inkıbâz üzredir. Ammâ ecdâdları âsitânesine leyle-i mevlûda geldiklerinde bin iki bin meşâyih-i kirâm ile gelüp serîr-i hilâfetde karâr edüp türbe-i pür-envâr içinde niçe yüz bin kanâdîller ve şem‘-i kâfûrî ile nûr-ı münevver olup iki bin benî âdem bir ağızdan evrâd-ı sâdâtı tilâvet etdiklerinde vallâhi'l-azîm âdeme bir vecd hâsıl olup cümle mâsivâdan geçüp kalb gözü pür-nûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y224a ·
metinde göster ·
… ydânın suyu azdır. Gerçi âb-ı hayât çâh-ı mâlar vardır, ammâ bu kadar kerre yüz
bin benî
âdeme ol şiddet-i hârda kifâyet etmez. Nîl-i mübârek ise Mahalletü'l-Merhûm tar …
Ve her sâhibü'l-hayr sokaklar başında küplerden sebîller etdiler. Zîrâ bu meydânın suyu azdır. Gerçi âb-ı hayât çâh-ı mâlar vardır, ammâ bu kadar kerre yüz bin benî âdeme ol şiddet-i hârda kifâyet etmez. Nîl-i mübârek ise Mahalletü'l-Merhûm tarafına muttasıldır, bu meydâna bir sâ‘at ba‘îddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y290a ·
metinde göster ·
… â ekâlîm-i Mısır'da ne kadar bin halîc ve tur‘a var ise her sene niçe kerre yüz
bin benî
âdem ve câmûs ve sığır cem‘ olup tathîr ederler. Ammâ Dârûd tur‘ası Feyyûm şehr …
Circe hükmünde sekiz yüz hâneli bir küçük kasaba-i ma‘mûredir. Sanabû kazâsı nâhiyesidir. Mekke ve Medîne gılâline makyûd Mısır'da sâdât hazretlerinin iltizâmında iki câmi‘li ve altı zâviyeli ve iki kahveli ve sekiz(?) dükkânlı ma‘mûr kasabadır. Feyyûm'da Yûsuf deryâsının Nîl'den müteferrika olan tur‘a bu mahaldendir. Hazret-i Yûsuf dest-i şerîfleriyle kazarken Hazret-i Cibrîl-i Emîn dahi kanadıyla yarup imdâd etdüği mahaller nümâyândır. Nazargâh-ı Nebî olduğundan bu tur‘a aslâ cerf [ü] hafr olmadan berîdir. Ammâ ekâlîm-i Mısır'da ne kadar bin halîc ve tur‘a var ise her sene niçe kerre yüz bin benî âdem ve câmûs ve sığır cem‘ olup tathîr ederler. Ammâ Dârûd tur‘ası Feyyûm şehrine varınca aslâ cerf olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y366a ·
metinde göster ·
… ahi budur. Tevârîh-i Kıbtî'de ve tevârîh-i Sâbiyye ve Tevrât'da mastûrdur. Niçe
bin Benî
İsrâ’îl peygamberleri medfûn olduğu için resimleri ile medfûnlardır. Zîrâ Arz-ı …
Ba‘de't-tûfân rûy-ı arzda ibtidâ amâr olan Cûde ve Şâm ve bu Bilbeys'dir. Benî İsrâ’îl şehirlerinden şehr-i azîmin biri dahi budur. Tevârîh-i Kıbtî'de ve tevârîh-i Sâbiyye ve Tevrât'da mastûrdur. Niçe bin Benî İsrâ’îl peygamberleri medfûn olduğu için resimleri ile medfûnlardır. Zîrâ Arz-ı Mukaddese haddidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
… çan kim hûn-ı Yahyâ talebiyçün Buhtunnasr hurûc edüp bu şehr içre iki kerre yüz
bin Benî
İsrâ’ilî'yi dendân-ı tîğden geçirüp şehri harâb etdi kim hâlâ ol harâbistân anı …
Ve kehene ve hukemâ ve kudemâ ve sultânân-ı selef binâları âsârları var kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Kaçan kim hûn-ı Yahyâ talebiyçün Buhtunnasr hurûc edüp bu şehr içre iki kerre yüz bin Benî İsrâ’ilî'yi dendân-ı tîğden geçirüp şehri harâb etdi kim hâlâ ol harâbistân anın zamânından kalmışdır. Niçe mülûklar dahi gelüp amâr etmişlerdir, ammâ güneşde zerre ve deryâda katre-misâl ma‘mûr olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·