… adımdır. Ammâ Bayram Paşa asrında Âhûrkapu'dan taşra adımladığımızda kâmil otuz
bin adım
idi. Sahîhü'l-kelâm ve's-selâm
Bu kapulardan mâ‘adâ tâ Âhûrkapu'ya varınca hisâb olunan kapuların yedisi dahi leb-i deryâda olmağile cümlesi cânib-i şarka nâzırdır. Ve bu tarafa lodos rûzgâr-ı zorkârı gâyetü'l-gâye ziyâde isâbet etdüğinden Bayram Paşa merhûmun kal‘a hâricinde leb-i deryâda binâ etdüği rasîfler telattum-ı deryâdan harâb olup bu add etdüğimiz adımları sene (---) târîhinde İbrâhîm Hân asrında Âhûrkapu'dan içeri adımlayup Yedikulle'ye varılup hisâb olunmuşdur kim bu hisâb üzre dâ’iren-mâdâr İslâmbol kal‘ası yigirmi dokuz bin sekiz yüz on adımdır. Ammâ Bayram Paşa asrında Âhûrkapu'dan taşra adımladığımızda kâmil otuz bin adım idi. Sahîhü'l-kelâm ve's-selâm
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16a ·
metinde göster ·
… ofya, İslâmbol kal‘asının cânib-i şarkîsi nihâyetinde Âhûrkapu tarafı deryâsına
bin adım
ve şimâlî tarafına Sarâyburnu deryâsına bin adım ba‘îd bir püşte-i âlî üzre efl …
Evvelâ câmi‘-i Ayasofya, İslâmbol kal‘asının cânib-i şarkîsi nihâyetinde Âhûrkapu tarafı deryâsına bin adım ve şimâlî tarafına Sarâyburnu deryâsına bin adım ba‘îd bir püşte-i âlî üzre eflâke ser çekmiş bir kubbe-i serâmeddir kim bu günde eyle bir kubbe-i azîm binâ olunmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… inde Âhûrkapu tarafı deryâsına bin adım ve şimâlî tarafına Sarâyburnu deryâsına
bin adım
ba‘îd bir püşte-i âlî üzre eflâke ser çekmiş bir kubbe-i serâmeddir kim bu günd …
Evvelâ câmi‘-i Ayasofya, İslâmbol kal‘asının cânib-i şarkîsi nihâyetinde Âhûrkapu tarafı deryâsına bin adım ve şimâlî tarafına Sarâyburnu deryâsına bin adım ba‘îd bir püşte-i âlî üzre eflâke ser çekmiş bir kubbe-i serâmeddir kim bu günde eyle bir kubbe-i azîm binâ olunmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… r. Başka hâkimi ve Eyyûb Sultân mevleviyyeti hükmündedir. Eğrikapu'nun garbında
bin adım
ba‘îd bir mürtefi‘ yerde vâkı‘ olmuş bir müferrih ve dil-küşâ semtdir.
Bu câ-yı ma‘hûda dahi Ebü'l-feth asrında taraf-ı Rûm'a azîmet olundukda serâperde-i Osmâniyânı cümle hayyâmlar bunda kurup sâkin olduklarıyçün Otakcılar derler. Âb [u] hevâsı latîf hadîka ve rıdvânlı iki binden mütecâviz müzeyyen sarâylar ve gayrı hâneler vardır. Başka hâkimi ve Eyyûb Sultân mevleviyyeti hükmündedir. Eğrikapu'nun garbında bin adım ba‘îd bir mürtefi‘ yerde vâkı‘ olmuş bir müferrih ve dil-küşâ semtdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 117b ·
metinde göster ·
… a üç bin adımdır. Yine Zâl'dan yokuş yukaru Nişâncı'ya ve Topcular'a varınca üç
bin adım
ravza-i İremli şehr-i kebîrdir. Bu cirmde olan şehr-i azîmin içinde olan,
Bu şehrin tûlu Halîc kenârınca Zâlpaşa câmi‘inden tâ Kâğızhâne yolu üzre Cüvânkapucubaşı sarâyına varınca nihâyet bulup üç bin adımdır. Andan öte kiremit hânelerdir. Ve yine Zâl Paşa'dan tâ İdrîs Köşkü'ne varınca yine üç bin adımdır. Yine Zâl Paşa'dan Bülbül deresine varınca üç bin adımdır. Yine Zâl'dan yokuş yukaru Nişâncı'ya ve Topcular'a varınca üç bin adım ravza-i İremli şehr-i kebîrdir. Bu cirmde olan şehr-i azîmin içinde olan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 119a ·
metinde göster ·
… (---) adımdır. Okmeydânı'ndan tâ Galata hudûdunda dörd yol ağzına varınca tokuz
bin adım
yerdir.
Ve bu şehrin cânib-i erba‘asında gerçi kal‘a yokdur ammâ rabâtdan ziyâde masûn [u] mahfûzdur. Bu şehir iskeleden tâ Piyâlepaşa mahallesine varınca (---) adımdır. Okmeydânı'ndan tâ Galata hudûdunda dörd yol ağzına varınca tokuz bin adım yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125a ·
metinde göster ·
… balık emîni üzerine yetmiş yük akçe iltizâmdır. Ve bu Beğkoz iskelesinden içeri
bin adım
ba‘îd,
Evsâf-ı dalyan-ı Kılıçbalığı: Deryâda beş altı gemi direklerin birbirlerine bağlayup deryâya dikmişlerdir. Tâ zirve-i a‘lâsında bir âdem nigehbânlık edüp direk depesindeki kadehinde durur. Karadeniz telattumundan rehâ bulan kılıçbalığı bu limana girüp şinâverlik ederken gemi direği depesindeki âdem elindeki taşı kılıçbalıklarının ardındaki taraf-ı deryâya atup a‘cebenî tulumbuhâ kavli üzre taş deryâya tum deyüp düşünce fakîr balıklar limana doğru selâmetdir deyü firâr ederken deryâ etrâfın ihâta etmiş ağların ağzından içeri girince 139b dîdebân herîf direk başından "Ala" deyü feryâd edüp cümle sayyâdlar balık şebekesinin ağzın sedd edüp ba‘dehu içeride kalan kılıçbalıklarına kayıklar ile varup harbe ve tokmaklar ile urup sayd ederler. Ammâ kılıç[balığı], taşıdığı silâhına değmez bir tenbel balıkdır bir kulaç mikdârı tavîl burnunda tîğ-ı Dahhâk'dan nişân verir kılıcı ağ deliğine girüp aslâ harekete kâdir olamaz. Lâkin eti sarımsaklı ve sirkeli terator ile tabh olunsa gâyet ni‘met-i nefîsedir. Bu dalyan, balık emîni üzerine yetmiş yük akçe iltizâmdır. Ve bu Beğkoz iskelesinden içeri bin adım ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139a–139b ·
metinde göster ·
… derler. İşte bu Kâğızhâne böyle bir câ-yı sürûrdur. Ve bu teferrücgâhdan şimâle
bin adım
,
Ve yigirmi senede bir esnâf-ı sarrâcân dahi bunda teferrüc edüp bu dahi teferrüc-i ibret-nümâ olur. Ammâ her sene mâh-ı Şa‘bân'ın gurresinden âhirine dek İslâmbol kavmi Ramazân'a istikbâl 146a takrîbiyle bu Kâğızhâne fezâsına haymeler kurup kâmil bir ay şeb-bük nâmıyla zevk u safâ ederler. İşte bu Kâğızhâne böyle bir câ-yı sürûrdur. Ve bu teferrücgâhdan şimâle bin adım,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145b–146a ·
metinde göster ·
… -i şarka bâğ u bâğçeler içre gûnâ-gûn âbdâr emrûdlar tenâvül ederek piyâdece üç
bin adım
gidüp
Bunun emsâli niçe yüz bin bi'l-bedâhe güfte-i hasb-i hâl şi‘irler var kim âdem gülmeden hayrân olur. Hakîr dahi iki gün bekleyüp âhir on beş zarîf ve nazîf ve harîf bir yire cem‘ olup silâhlarımız kemerlerimize bend kılup def‘-i gam içün cânib-i şarka bâğ u bâğçeler içre gûnâ-gûn âbdâr emrûdlar tenâvül ederek piyâdece üç bin adım gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b ·
metinde göster ·
… ler geçmez olur. Lütf edüp gemimize girin" deyü ricâ ederler. Anlar dahi on iki
bin adım
kadar deryâyı dil gibi doldurdukdan sonra gemiye girerler. Hâlâ anınçün dil der …
Hikmet-i Hudâ sebeb-i hilkat-i dil: Bir gün bir seyyâh-ı âlem, Orhân Gâzî asrında bu mahalle gelüp keştîbânlara eydür "Oğullar beni karşu tarafa geçirin" der. Gemiciler dervişi karşu geçirmeyüp giderler. Hemân dervîş-i dilrîş-i âlim u âmil u ârif-i billah eteğine toprak doldurup "Biz karşuya bi-emrillahi Te‘âlâ böyle geçeriz" deyü eteğinden türâbı deryâya dökdükçe deryâ kara olup yürüyerek geminin ardı sıra yürür. Gemiciler bu hâli görüp "Meded Sultânım boğazı doldurup ekmeğimize mâni‘ olup İslâmbol'dan İzmit'e gemiler geçmez olur. Lütf edüp gemimize girin" deyü ricâ ederler. Anlar dahi on iki bin adım kadar deryâyı dil gibi doldurdukdan sonra gemiye girerler. Hâlâ anınçün dil derler, bir sivri kumsal burundur. Ve dervîş hazretleri karşu cânibe geçüp keşf [ü] kerâmet etdikleriyçün derhâl rûh-ı pâklerin cânib-i Hakka teslîm edüp Gekbiziye dili iskelesi hânı kurbunda Dil Baba Dede medfûndur. Kuddise sırruhu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a ·
metinde göster ·
… Rıbât kal‘ası alçak yerde iki kat bir kal‘a-i azîmdir. Dâiren-mâdâr cirmi altı
bin adım
şekl-i murabba‘dan tûlânîce seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim beyâz kuğu gibi …
Andan aşağı varoş, Rıbât kal‘ası alçak yerde iki kat bir kal‘a-i azîmdir. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adım şekl-i murabba‘dan tûlânîce seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim beyâz kuğu gibi nümâyândır. Ammâ dîvârları on sekizer arşın alçak kaddi vardır. Lâkin iki dîvârdır ve cânib-i selâsında handakı dahi gâyet alçakdır, ammâ düşmandan aslâ havf [u] haşyeti yokdur. Zîrâ alçak sulu zemîn olmağıla düşman meterise giremez. Bir zirâ‘ kazılsa suyı çıkar, batak ve çatak yerdir. Ve cümle (---) kapusu var, cânib-i garba Erzurûm kapusu, demir kanatlı azîm kapudur ve Ilıca kapusu ve Uğrun kapusu mesdûd, cânib-i şarkda cânib-i Kars'a açılır. Cümle yedi yüz kulu ve dizdârı ve mükellef cebehânesi ve altmış pâre sağîr ü kebîr topları vardır kim azîm cebehâneli kal‘a-i kavîdir. Lâkin sene (---) târihinde Abaza Paşa ale'l-gafle hîle ile bu kal‘ayı alup andan isyân etdi. Önünde kıble tarafı bir sahrâ-yı Pasîn'dir kim tûlu yedi konakdır. Bu kal‘a içinde cümle beş yüz doksan hâne toprak örtülü tahtânî ve kârgîr binâ kış evleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 290b ·
metinde göster ·
… püşte üzre şekl-i müdevver bir kal‘a-i münevver sûrdur. Dâiren-mâdâr cirmi altı
bin adım
seng-binâ ve iki kapusu vardır. Cânib-i şimâle Tebrîz kapusu ve cânib-i cenûba …
Evsâf-ı kal‘a-i Kehrevân-ı Azerbaycân: Sene (---) târîhinde Avşar hânlarından Seyfi Kulu Hân Şah Tahmasb asrında Süleymân Hân havfinden binâ etmişdir. Ne Âl-i Osmân'a ne âl-i şâh-ı şâhâna tâbi‘ değil idi. Âhir sene (---) târîhinde Tebrîz'den Koca Ferhâd Paşa Bağdâd'a giderken bu Kehrevân Sultânı Meymendî Hân-ı Avşarî, Ferhâd Paşa askerinin önünden ardından guzât-ı müslimîni nehb u gâret edüp kal‘asına mütehassın olurdu. Âhir Ferhâd Paşa ı‘mâz-ı ayn edüp selâmetle Bağdâd-ı behişt-âbâda vâsıl olunca derhâl Solak Ferhâd Paşazâde Bağdâd askeriyle üzerine gelüp on yedi gün kal‘asın toplayup fethi müyesser olmayup bî-feth vilâyet-i Şehrezûl'a gelüp Ferhâd Paşa Bağdâd'da serdâr-ı mu‘azzam kaldı. Beri tarafda bu Kehrevân Hâkimi Meymendî Hân şîrînleyüp Bağdâd'dan Tebrîz'e gelen tüccârdan ve guzâtdan âdem geçirmeyüp ol vâsi‘-mezheb ve bed-meşreb niçe bin ehl-i İslâm'a mühîn-i bî-dînlik edüp bir kerre kırk elli bin tülüngî asker cem‘ edüp Tebrîz-i dilâvîzin cânib-i erba‘asın nehb ü gâret ederken Tebrîz'den Ca‘fer Paşa ale'l-gafle on iki bin cengâver-i dilâver [u] server ile kal‘a-i Tebrîz'den çıkup bu yağî ve bâğî Hân-ı Meymendî'ye bir kılıc-ı Osmânî urup askerinin meymenetin 305b bozup cümle Yezîdî Ekrâdı ve Türkmân'ın bozup Meymendi Hân-ı bî-meymenet ancak öz başıyla kal‘a-i Kehrevân'ına firâr edüp Ca‘fer Paşa yedi bin kelle ve beş bin dil ile on bin kadar at ve katar ve deve ve sâ’ir ganâ’imiyle sâlîmîn ve gânîmîn kal‘a-i Tebrîz'e gelüp top u tüfenk şâdmânları edüp ertesi gün yetmiş bin asker ile kal‘a-i Kehrevân üzre yedi pâre balyemez ve kırk pâre şâhı-bilmez alay toplarıyla üç günde kal‘a-i Kehrevân'ı muhâsara edüp bi-inâyetillah üçüncü günde fethi müyesser olup derûn-ı kal‘ada Meymendî Hân'ı dipdiri kayd-bend ile Tavâşî Ca‘fer Paşa'nın huzûruna getirdiklerinde ibtidâ bir kulağın kesüp eline verüp "Mel‘ûn! Tebrîz'de bir tavâşî hâkim neye kâdir olup nitse gerek?" deyü Tebrîz ülkesin tılâva geldikde Tavâşî Ca‘fer "İşte seni askerin ile kırıp akabince kal‘anı muhasara ve feth edüp kulağını keser ve benim gibi seni tavâşî eder" deyü "cellâd" der. Der-ân cellâd-ı {bî-amân} gelüp mâbeyne muslıhîn girüp "Hayâsın kesmeden mâl-ı mâye-i {sermâye}sin kesmek iyidir" deyü bin kîse ve bin yük pârecesin alup ba‘dehû kal‘a kapusu üzre Hân-ı Meymendi salb edüp "Hakkından geldim", deyü bir tarafda şâha i‘lâm edüp bir tarafdan hânın başın kesüp kal‘a miftâhlarıyla ve iki yüz deve mâl-ı ganâ’imle miftâhları Sultân Murâd Hân-ı Sâlis'e gönderüp hâlâ derûn-ı kal‘ada Murâd Hân nâmına bir câmi‘ var. On bir sene Âl-i Osmân elinde durmuşdur. Hâlâ Bağdâd yolu üzre bir püşte üzre şekl-i müdevver bir kal‘a-i münevver sûrdur. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adım seng-binâ ve iki kapusu vardır. Cânib-i şimâle Tebrîz kapusu ve cânib-i cenûba Erdebîl kapusu var. Hâlâ sultânlıkdır kim bin askere mâlikdir. Ve kadısı ve kelenteri ve münşî ve darûgası vardır. Ammâ taşra varoşu bâğ u bâğçe ve gül-i gülistânlı yedi bin hâk-ı pâk ile mestûr hânedân-ı ma‘mûrlardır. Cümle altmış mihrâbdır. Lâkin on bir yerde cum‘a kılınur imiş. Hâlâ cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Ve yedi hammâmı ve on bir hânı ve sekiz yüz dükkânı var. Cümle sanâyi‘den mevcûddur. Lâkin kalemkârî, çit yorgan ve çârşaf yüzleri memdûh-ı âlemdir. Bâğı ve bâğçesi cihânı bezemişdir. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbe-i surhserân civân-ı hoş-elhân-ı nevâhân hânende ve sâzendeleri vardır. Bu şehrden cânib-i cenûba 5 sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 305a–305b ·
metinde göster ·
… fersahdır. Her fersahı on ikişer bin girme adımdır. Bu hesâb üzre yigirmi dörd
bin adım
306a olur. Bir kûh-ı bülend-i Seylân'dır kim tâ zirve-i a‘lâsında ilâ kıyâmı' …
Cânib-i Irâk'a vâki‘ olmuşdur. Azerbaycân hâkinde ibtidâ Acem şâhlarının taht-ı kadîmi, mekân-ı Şeyh Safî'dir. Sene (---) târîhinde Süleymân asrında feth olup mîr-i mîrânlık olmuşdur. Ba‘dehû havâriciyân istîlâ edüp niçe kerre harâb u yebâb, hâneleri türâb ve halkı esîr-i kebâb olmuşdur. Ba‘dehû sene 1039 târîhinde Murâd Hân-ı Râbi‘in serdâr-ı mu‘azzamı Husrev-i şîr, dilîrâne ve sîyrâne hareket edüp ne Hemedân ve ne Dergüzîn ve Erdebîl'in koyup nehb ü gâret idelden berü gâyetü'l-gâye imâr olup hâlâ İrân-zemîn hükmünde hânlıkdır. Üç bin askere mâlikdir. Darûgası ve kelenteri ve münşîsi ve korucubaşı ve kadısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı vardır. Şehri cebel-i Sehlân'a bir günlük yoldur. Ve cânib-i erba‘ası birer günlük yol kûh-ı bâlâlardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâ-yı çemenzâr [u] mahsûldârın tâ vasatına vâki‘ olup (---) cânibe bir âb-ı hayât buhayre vâki‘ olmuşdur. İbtidâ bânîsi Ermen meliklerinden Erdebîl veled-i Erdemînî, Yunaniyân'dandır. Hazret-i Ömer Basra'yı feth edüp Nihâvend'e Şeyh Sâriyetü'l-Cebel'i serdâr etdüğü sene hilâfet-i Hazret-i Ömer'de Hazret-i Ömer havfından binâ olunmuşdur. Zîrâ Hazret-i Ömer ahdinde cemî‘î müddet-i hilâfeti diyâr-ı Acem'de havâricî tâ’ifesiyle geçdiğinde anınçün diyâr-ı Acem'de Hazret-i Ömer'i sevmezler, ammâ Ebâbekir ve Osmân'a ol kadar dınmazlar. Ve bu Erdebîl, zamân-ı kadîmde eyle sevâd-ı mu‘azzam imiş kim bir tarafı tâ cebel-i Seylân'a varırmış. Hâlâ bu şehr ile kûh-ı Seylân'ın mâbeyni iki fersahdır. Her fersahı on ikişer bin girme adımdır. Bu hesâb üzre yigirmi dörd bin adım 306a olur. Bir kûh-ı bülend-i Seylân'dır kim tâ zirve-i a‘lâsında ilâ kıyâmı'd-deverân zemîn-i İrân {ber-devâm olalı} ol kûh-ı bülend üzre berf zâ’il olmamışdır. Hâlâ şitâ ve Temmûz'da selc rahmeti kûh-ı bülend üzre sîm-i hâlis gibi nümâyândır. Anınçün bu Erdebîl'in cemî‘î âb-ı rahmetleri kûh-ı Seylân'dan gelüp cemî‘î mezâri‘ât yerleri reyy eder bir lezîz âb-ı hayât [u] cân, zülâl-ı hayevân, ayn-ı Seylân'dır. Ve gâyet serî‘u'l-hazm olduğundan şehr-i Erdebîl'in ahâlîsi ma‘dî kerb kadar ta‘am tenâvül edüp âb [u] hevâsının letâfetinden gâyet tenperver ve tendürüst mahbûb u mahbûbeleri olur. Ve cümle ünâsı Şâfi‘iyyü'l-mezheb geçinürler ammâ dürûğ güftâr ederler. Şâh İsmâ‘îl anları mezheb-i nâ-hakk-ı Ca‘ferîyyeye da‘vet edüp teşennu‘ı teşeyyu‘a tebdîl idelden berü cümlesi nohûdî mezheblerdir. (---) Ve Erdebîl şehriyle şehr-i Tebrîz-i dilâvîz mâbeyni yigirmi beş fersahdır. Sebük-bâr atı ile iki merhale zemîndir. Ve hevâ-yı dilârâsı gûyâ Erzurûm'a müşâbihdir, şiddet-i şitâsı şedîd olur. Lâkin galle-i mahsûlât-ı hubûbâtı vefret üzre olup gendüm mahsûlâtının kesretinden hâsılı sene-i âtiyyeye kalır. Bir kilesinden seksen kile hubûbât hâsıl olur. Lâkin zemistânından bâğ u bâğçesi ve müsmirrâtı yokdur. Ammâ müşebbek bostânları ve gül-i gülistânları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 305b–306a ·
metinde göster ·
… ken ve nakkâblara mühimmât ve levâzımâtlar verüp yetmiş gün ka‘r-ı zemînde yedi
bin adım
zemîn içre giderler. Cümle hukemâ-yı kudemâ "Yâ İskender! Sen sedd-i Ye’cûc'ü b …
Cemî‘î müverrihân-i âlemân tahrîrleri üzre kıbel-i Hak'dan İskender-i Zülkarneyn'e Arapça âyeti ile fermân olunup İskender sedd-i Ye’cûc'u binâ edüp bu Demirkapu zemînine gelüp görse kim Dağıstân hudûdunda sahil-i bahrde bir cây-ı dilküşâdır. Vezîri Rîstalis ve Fisagores-i Tevhîdî ve hazînedârı Bitilîs ve Câlinus ve Bukrât ve Sokrât hukemâ-yı kudemâ-yı dûr-bîn efkâr-ı cihân-ârâlar ile meşveret edüp bu Demirkapu zemînin irtifâ‘a alup bu Bahr-i Haraz'ın arzını Karadeniz'den 316a ziyâde irtifâ'da bulup Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmeğe murâd edinüp Bahr-i Haraz ile Karadeniz mâbeynine ilm-i hendese sâhibleri ukalâ-yı zû-fünûn mühendisler gönderüp üçüncü günde Dağıstân ve kûh-ı Elburz dâmeninden Karadeniz sâhilinde Mikrilistân hudûdunda Karadeniz'in nihâyeti olan nehr-i azîm Faşa çayına varup anda dahi irtifâ‘ alup ilm-i hendese ile Karadeniz'i Bahr-i Haraz'dan yigirmi arz-ı süflîde bulup üçüncü günde yine İskender'e mâ-vaka‘ı üzre takrîr ederler. Hemân İskender Bismillah ile bu Demirkapu kurbunda Bahr-i Haraz kenarında üstâd-ı kûhken ve nakkâblara mühimmât ve levâzımâtlar verüp yetmiş gün ka‘r-ı zemînde yedi bin adım zemîn içre giderler. Cümle hukemâ-yı kudemâ "Yâ İskender! Sen sedd-i Ye’cûc'ü binâ etmeğe me’mûr edin, buna me’mûr değilsin ve buna mübâşeret etmen tûl-i emeldir. Gerçi bu Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeyni dağlar aşup piyâde âdem üç günde reh-revlik edüp varır. Lâkin kûh-ı Elburz dâmeninde yalçın çakmak taşlı kayalar vardır. Anlara tîşe urup nakb edince niçe bin hazîne telef olup ömre zamân ister. İlm-i nücûm üzre sizin müddet-i hilâfetinize otuz iki sene vardır. Şimden sonra taraf-ı Hakka yönelin ve dahi enfa‘ işler vardır, anı eylen" deyü cümle hukemâ, İskender'in Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmemesine zâhib olup Karadeniz'i İslâmbol boğazından kesüp Üsküdar ile Sarâyburnu'ndan aşağı Makedonya şehrin gark etdirip ve Kaydefâ şehirlerin gark-ı âb etdirmeğe sevk ederler. Hikmet-i Hudâ İskender dahi ol gice bir muhavvif vâkı‘a görüp Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e halt etmeden ferâğat edüp yine cümle hukemânın re‘yiyle İskender-i Kübrâ bu Demirkapu'dan yedi konak Dağıstân dağları içre Karadeniz'e varınca üç kat rasîf sedd-i İskender ve üç kat handak-i azîm çeküp Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeynin sedd etmişdir kim şark cânibinde İrân u Tûrân kavmi, garb cânibinde Deşt-i Kıpçak kavmi ve Benî Asfer ve Sal‘ât ve Kırım ve Rus-ı menhûs tâ’ifesi mâbeynlerinde hudûd etmişdir kim hâlâ kûh-ı Elburz içinde ve Irak-ı Dâdyân dağlarında üç kat dîvâr ve üç kat handak hafr-i azîmi bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîrin manzûru olmuşdur. Ekseriyyâ Kırım'dan Kumuk diyârına giden hânlar im‘ân-ı nazar ile nazar etse ma‘lûmları olur. Bir rivâyetde İskender binâ etdüğü bu sedd-i rasîfdir, derler. Ammâ İskender hılâfetinden vilâdet-i Resûlullah'a gelince bi-kavli Muhammed ibn İshak 882 sene idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315b–316a ·
metinde göster ·
… îd cereyân eder. Ve cümle yedi bâb-ı azîmler imiş. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dokuz
bin adım
ihâta edüp cümle der-i dîvârı harâb [u] türâb olup yerde yatar. Bu kal‘a-i kebî …
Eşkâl-i sitâyiş-i kal‘a-i Akye: Akdeniz kenarında bir körfez nihâyetinde bir düz kumsal ve havâlesiz yerde şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i kadîmdir. Cümle beş katdır. Her kat dîvârı yigirmişer arşın enli dîvârdır. Bir sıra horâsânî tula ve bir sıra çârkûşe seng-traş ile mebnîdir. Ve beş kat dîvârının mâbeynlerinde birer kat elli arşın enli handakları var. Cümle beş kat handakdır. İçinden Bahr-i Sefîd cereyân eder. Ve cümle yedi bâb-ı azîmler imiş. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dokuz bin adım ihâta edüp cümle der-i dîvârı harâb [u] türâb olup yerde yatar. Bu kal‘a-i kebîr içre cümle incir ve dud bâğlarıdır. Hâne-i imâristândan bir âsâr yokdur. Ammâ bu kal‘anın cenûbı tarafında leb-i deryâda sene (---) târîhinde Süleymân Hân vüzerâlarından Koca Lala Mustafâ Paşa şekl-i murabba‘ bir küçük seng binâ kulle-misâl bir kal‘a-i ra‘nâ binâ etmiş. Cümle etrâfı sekiz yüz adımdır. Cânib-i garba bir kapusu var. Dizdâr ve neferât cümle bunda sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41a ·
metinde göster ·
… imâr etdi, ammâ hâlâ âbâdân olan yeni Kayseriyye bu Kayseriyye-i âtikden sekiz
bin adım
[ba‘îd] bir şehr-i ma‘mûr u müzeyyen, kâr-ı kadîm kal‘a-i hasîndir. Ve bilâd-ı …
Eşkâl-i iç kal‘a-i Kayseriyye: Evvelâ şehrin şimâlî tarafındaki kûh-ı Erciş dâmeninde bir püşte-i mürtefi‘ üzre Rûm melikleri fil cüssesi kadar seng-tırâş ile metânet üzre binâ etdi. Ba‘dehû Âl-i Dânişmendiyân dest-i Rûm'dan feth edüp dahi tevsî‘ edüp imâr etdi, ammâ hâlâ âbâdân olan yeni Kayseriyye bu Kayseriyye-i âtikden sekiz bin adım [ba‘îd] bir şehr-i ma‘mûr u müzeyyen, kâr-ı kadîm kal‘a-i hasîndir. Ve bilâd-ı Rûm-ı Yunaniyân'dır. Ve medine-i Sivas bu Kayseriyye'nin cânib-i şarkîsinde beş menzil yerdir. Ve bu iç kal‘a kapusu cânib-i (---) nâzır olup kapunun kemeri üstünde karşu karşuya ve yan yana biri arslan ve biri kaplan 64a sûretleri vardır. Bu kapudan içeri zahîre ambârlarına darı ve buğday ve pirinc ve peksimat tâ fetihden berü durur ve gönden akçe vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 63b–64a ·
metinde göster ·
… bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede.
Bin adım
mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadı …
Sergüşezt-i hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Vakt-i çâşt mahallinde at üzre evrâd [u] ezkârım tilâvet edüp giderken Sührâb nâm gulâmım eydür: "Ağa! Önümüzden dörd salt atlı gelir" dedikde nazar etdim, dörd küheylân atlı ve dev heybetli gelmede ve silâhlarına mukayyed olmada. Hakîr baş aşağı gitmede, anlar yokuş yukaru gelmededirler. Hakîr gulâmlarıma silâhlarınıza mukayyed olun deyü tenbih edüp birbirimize karîb olmada iken anı gördük, sağ tarafımızdan dörd atlı dahi pür silâh fitilleri ellerinde üzerimizde gelmede, ammâ mukaddem görünen dörd atlı hemân dal-mızrâk dördü bir hamleden hücûm edüp biri hakîri mızrâk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk etdiyse hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine huddâmlara "Allah!" deyüp hücûm etdükde seyishâneleri bırağup ale'l-ittifâk hakîrin üstine hücûm edüp bir kaç kurşum atdılar aslâ isâbet etmedi. Ammâ gördüm ki huddâmlarımdan bana imdâd eder yok. Hemân "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyü nahviyyûn kâ‘idesi üzre kesretden firâr edüp âyet-i sûre (---)Arapça nassı üzre kendimi tehlikeye ilkâ etmeyüp huddâmlarımla firâr ederken akîbimce bir hışt-ı İpşîri atup zemîne üç karış güzer edüp altımdaki esb-i sabâ-sür‘at-i hussâna ikdâm-ı tâmm ile ökçe edüp firâr ederken sağ tarafımızda bir bâğ içre dörd atlı dahi zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp elimiz kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûkümüzün dördü firâr edüp dörd ile bu hakîri dest-ber-kafa kayd-bend edüp altımda kısrağa bir süvâr olup hakîri bir âhir ata bindirüp gulâmlarımla derbeste. "Aşın beğe götürelim! Yok öldürelim! Yok uryân edüp âzâd edelim!" deyü niçe gûne güft [u] gû etdiler. Hakîr eytdim: "Gâzîler bu kadar mâlım ve gulâmlarım aldınız. Allah aşkına olsun cânıma kıyman!" dedim. Biri eyitdi: "Bre mâlın kim aldı? Biz bâğda üzüm yemeğe geldik" dedikde "İşte mâlım götürüyorlar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at bırağup gitdiler. Anların bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede. Bin adım mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadırlar kurulmuş. Hakîr eyitdim: "Şehbâzım bu çadırlar nedir kim?" dedim. Ol yiğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü senâ edüp "İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd etdim, zîrâ bu hakîri Şâm-ı şerîfden Murtezâ Paşa ulaklığile Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikde Sadrıa‘zam Murâd Paşa ile Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı ceng edüp münhezimen Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı'ya râst gelüp Şâm-ı şerîfe götürüp Murtezâ Paşa efendimize Bölükbaşı yazdırup vilâyet-i Dürüzistân'da Sıfet seferinde bile idik ve Sivas mansıbında bile olup Niksâr subaşısı idi. Bu kadar hukûkumuz var. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 92a–92b ·
metinde göster ·
… yaya bir ok menzili vâsi‘ dere içre çemenzâr düz yerde kıbleden şimâle tûlu iki
bin adım
tavîl bir şehr-i imâr (---) dır kim lâ nazîrdir. Bu şehrin vasatında (---) dere …
İki yalçın kayanın mâbeyninde bir kayadan bir kayaya bir ok menzili vâsi‘ dere içre çemenzâr düz yerde kıbleden şimâle tûlu iki bin adım tavîl bir şehr-i imâr (---) dır kim lâ nazîrdir. Bu şehrin vasatında (---) deresi cereyân edüp yedi yerden taş cisrler ile ubûr olunur şehr-i ma‘mûrdur. Şehrin nısfı çârsû-yı bâzârının ma‘mûru kal‘a kayalarının zeylinde vâkı‘ olmuşdur. Nısfı garb tarafı kayaları tahtında sarây-ı âlîler ve bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı revânlı hânedânlar vâkı‘ olmuşdur. Vasat-ı şehirden cereyân eden ayn kalîldir. İsmine (---) derler. (---)(---) tulû‘ edüp cânib-i kıbleye şehir içinden cereyân eder, bir sâ‘atde nehr-i Kamçı'ya mahlût olur. Bu şehir cümle (---) aded mahalledir. Evvelâ mahalle-i (---)(---) ve mahalle-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110a ·
metinde göster ·
… dâr cirmi kâmil yedi yüz yetmiş germe hatve-i levendânedir. Ehl-i keyf adımıyla
bin adım
olur bir kal‘a-i şîrîndir.
Ve bu kal‘anın cümle dîvârlarının kaddi seksener zirâ‘-ı melikî-i âlî metîndir ammâ küçükdür. Dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil yedi yüz yetmiş germe hatve-i levendânedir. Ehl-i keyf adımıyla bin adım olur bir kal‘a-i şîrîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 118a ·
metinde göster ·
Latin tevârîhi kavli üzre İslâmbol kal‘ası cirminde kırk yedi
bin adım
sûr-ı azîm imiş. Hakkâ ki bu hakîr âsâr-ı temellerin deverân u seyerân ederdim. …
Latin tevârîhi kavli üzre İslâmbol kal‘ası cirminde kırk yedi bin adım sûr-ı azîm imiş. Hakkâ ki bu hakîr âsâr-ı temellerin deverân u seyerân ederdim. Vitoş dağı dâmeninde Korubağları nâm mahallinde ve ziyâretgâh-ı ünâs Balı Efendi semtinde ve Peteviçe semtinde ve Hacı Karamân köyü yolunda ve Lozna bayırlarında tâ nehr-i Eşher kenarında Ken‘ân Paşa çiftliği yerinde azîm enli kal‘a esâsları ve burc [u] bârû alâmetleri niçe yüz yirde zâhir ü bâhir olduğun cümle Sofya halkının ma‘lûmlarıdır, tafsîle ihtiyâc yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 138a ·
metinde göster ·
… bârûsun bir sûr-ı azîm seng-binâ bir sarâyı ra‘nâ etdi. Dâ’iren-mâdâr cirmi beş
bin adım
ihâta eder. Şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir mihmânsarây-ı sultândır. Dîvârların …
Eski sarây: Fâtih-i Edirne Gâzî Hudâvendigâr'ın ibtidâ-i fethde binâsıdır. Kefere kralı Manyas Kapusu kurbunda sâkinlerimiş. Ba‘dehû bu Eski Sarây, Çelebi Sultân Mûsâ b. Yıldırım Hân tevsî‘ edüp kal‘a-misâl burc [u] bârûsun bir sûr-ı azîm seng-binâ bir sarâyı ra‘nâ etdi. Dâ’iren-mâdâr cirmi beş bin adım ihâta eder. Şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir mihmânsarây-ı sultândır. Dîvârlarının kaddi yigirmi zirâ‘dır. Cânib-i şimâle bir aded hadîd bâb-ı hümâyûnu vardır. Ba‘dehû Süleymân Hân Engürüs seferlerine rağbet etmeğile bu sarây ve yeniçeri odalarını imâr edüp kırk bin yeniçeri âmâde ve altı bin gılmân-ı hâssa bu sarâyda karâr-dâde olmağıçün bu sarây-ı atîkde dîvânhâne-i âlîler ve hâsoda ve büyük ve küçük ve hazîne ve kilâr ve doğancılar ve seferliler odalarıyla âbâdan etdi. Ammâ bâğ u bâğçesi yokdur. Lâkin âb [u] hevâsı bir mürtefî‘ zemînde olmağıla latîf ü mu‘tedil hevâdır. Târîh-i binâsı sene 767. Âsitâne-i kadîm olmağın bunda neşv ü nemâ bulup perveriş olan gılmân-ı hâssa ve sâ’ir huddâmân-ı enderûn [u] bîrûnlar elbette ve elbette berhûrdâr-ı ömr olup sa‘âdet-i dâreyne nâ’il olurlar. Ve kânûn-ı Süleymân Hân üzre bu sarây-ı kadîmde üç bin gulâm-ı hâs tâ‘at u ibâdâta meşgûl olup tekmîl-i fünûn edüp üç senede bir yollarıyla Âsitâne-i sa‘âdete gelüp mertebelerince Yeni Sarây'a girüp hizmet-i şehriyârîde olurlar. Sarây-ı Atîk-i Edirne böyle bir nazargâh-ı selâtîndir. İnkırâzu'd-deverân dest-i Âl-i Osmân'da âbâdân ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 160b ·
metinde göster ·
… seyrân eden kimesnenin bînîsi mu‘attar-meşâm olur. Bâzâr-ı sûk-ı tavîl tûlu iki
bin adım
bir şâhrâh-ı dırâzdır. Yemîn ü yesârında niçe bin ehl-i sanâyi‘ Arapça deyüp …
Evvelâ bu mezkûr Alî Paşa çârşûsunun ardında Sarrâchâne bir şâhrâh üzre kârhâne-i azîmdir. Andan Yeni Bezzâzistân'a muttasıl bâzâr-ı zergerân ve bâzâr-ı gazzâzân ter ü tâze ve latîf ü zarîf ü nazîf pençe-i âfitâb-ı meh-tâb gazzâz mahbûbları var kim parmaklarında elekleri seyr olunup uşşâk-ı bî-tâb çehrelerine sırma teli gibi sarılırlar, sûk-ı uşşâkândır. Sûk-ı bezzâzân ankâ hâcegîler ile ve mahbûbu'l-kulûb çâkerânlarıyla müzeyyen dekâkînleri pîrâstedir. Bâzâr-ı attârân-ı fahhâmîn hakkâ ki niçe kerre yüz bin elvân ahşâb ıtriyyât-ı edviye râyihâsından seyrân eden kimesnenin bînîsi mu‘attar-meşâm olur. Bâzâr-ı sûk-ı tavîl tûlu iki bin adım bir şâhrâh-ı dırâzdır. Yemîn ü yesârında niçe bin ehl-i sanâyi‘ Arapça deyüp lokma ve hırka-bahâ tahsîli endîşesine düşmüşlerdir. Zîrâ kâr-ı dünya böyle olagelmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 162b ·
metinde göster ·
… âlânın cânib-i şarkîsi dâmeninde kıbleden cânib-i şimâle tûlânî vâki‘ olmuş iki
bin adım
dırâz bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayâtlı bâğ-ı İrem-misâl bir büleyde-i bî-misâld …
Der-sitâyiş-i imâret-i büleyde-i Çatalca: 171b Bu şehrin imâristânı Çatal dağının zeyline vâki‘ olmağıla Çatalca derler. Kayalı ve dereli ve depeli iki çatal kûh-ı bâlânın cânib-i şarkîsi dâmeninde kıbleden cânib-i şimâle tûlânî vâki‘ olmuş iki bin adım dırâz bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayâtlı bâğ-ı İrem-misâl bir büleyde-i bî-misâldir. Eyyûb Sultân Mevleviyyeti nevâhîlerinden yüz elli akçe pâyesiyle mükellef kazâdır. Ve cümle (---) aded nâhiye kurâlarıdır. Hâkim-i örfi Çatalca bâğçesi üstâdıdır. Üç yüz bâğbân Aznavur bostâncılar ile zabt u rabt eder a‘lâ hükûmetdir. Tarafından subaşısı ve kethüdâyerisi ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve ayak nâ’ibi vardır. Ammâ İslâmbol karîb olmağıla müftî ve nakîbi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171a–171b ·
metinde göster ·
… mümkin olmadı. Ancak Dağ kapusundan Mardinkapusuna varınca bu kal‘anın içi iki
bin adım
yerdir. Bu takdîrce yalçın kaya üzre adımlayamadığımız dîvârun tûlu iki bin adı …
Bu bâb-ı hadîdler ile ârâste olmuş sûr-ı metînin dâ’iren-mâdâr, bu hakîrün adımıyla kâmil on bir bin germe adımdır. Ammâ şark tarafı kûşesi paşa sarâyı olup çâh-ı Gayyâ ve muhâlif uçurum olmağile adımlamak mümkin olmadı. Ancak Dağ kapusundan Mardinkapusuna varınca bu kal‘anın içi iki bin adım yerdir. Bu takdîrce yalçın kaya üzre adımlayamadığımız dîvârun tûlu iki bin adım hisâb edüp bu minvâl üzre kal‘a-i Kara Âmid dâ’iren-mâdâr on dört bin adım olmuş olur. Ve bu kal‘anın Şatt'a nâzır tarafında şimâle müteveccih kûşesinde {ve kal‘a-i Diyârbekr'ün seng-i hârâsı bir gûne sengîn seng-i siyâhdır kim ana seng-i hadîd te’sîr etmez. Ve aslâ âteş te’sîr edüp kireç olmaz. Bir acâ’ib ma‘den-i garîbdir kim vasfında lisân kâsırdır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200a ·
metinde göster ·
… in adım yerdir. Bu takdîrce yalçın kaya üzre adımlayamadığımız dîvârun tûlu iki
bin adım
hisâb edüp bu minvâl üzre kal‘a-i Kara Âmid dâ’iren-mâdâr on dört bin adım olmu …
Bu bâb-ı hadîdler ile ârâste olmuş sûr-ı metînin dâ’iren-mâdâr, bu hakîrün adımıyla kâmil on bir bin germe adımdır. Ammâ şark tarafı kûşesi paşa sarâyı olup çâh-ı Gayyâ ve muhâlif uçurum olmağile adımlamak mümkin olmadı. Ancak Dağ kapusundan Mardinkapusuna varınca bu kal‘anın içi iki bin adım yerdir. Bu takdîrce yalçın kaya üzre adımlayamadığımız dîvârun tûlu iki bin adım hisâb edüp bu minvâl üzre kal‘a-i Kara Âmid dâ’iren-mâdâr on dört bin adım olmuş olur. Ve bu kal‘anın Şatt'a nâzır tarafında şimâle müteveccih kûşesinde {ve kal‘a-i Diyârbekr'ün seng-i hârâsı bir gûne sengîn seng-i siyâhdır kim ana seng-i hadîd te’sîr etmez. Ve aslâ âteş te’sîr edüp kireç olmaz. Bir acâ’ib ma‘den-i garîbdir kim vasfında lisân kâsırdır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200a ·
metinde göster ·
… iki bin adım hisâb edüp bu minvâl üzre kal‘a-i Kara Âmid dâ’iren-mâdâr on dört
bin adım
olmuş olur. Ve bu kal‘anın Şatt'a nâzır tarafında şimâle müteveccih kûşesinde { …
Bu bâb-ı hadîdler ile ârâste olmuş sûr-ı metînin dâ’iren-mâdâr, bu hakîrün adımıyla kâmil on bir bin germe adımdır. Ammâ şark tarafı kûşesi paşa sarâyı olup çâh-ı Gayyâ ve muhâlif uçurum olmağile adımlamak mümkin olmadı. Ancak Dağ kapusundan Mardinkapusuna varınca bu kal‘anın içi iki bin adım yerdir. Bu takdîrce yalçın kaya üzre adımlayamadığımız dîvârun tûlu iki bin adım hisâb edüp bu minvâl üzre kal‘a-i Kara Âmid dâ’iren-mâdâr on dört bin adım olmuş olur. Ve bu kal‘anın Şatt'a nâzır tarafında şimâle müteveccih kûşesinde {ve kal‘a-i Diyârbekr'ün seng-i hârâsı bir gûne sengîn seng-i siyâhdır kim ana seng-i hadîd te’sîr etmez. Ve aslâ âteş te’sîr edüp kireç olmaz. Bir acâ’ib ma‘den-i garîbdir kim vasfında lisân kâsırdır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200a ·
metinde göster ·
… ı tarafında harîm-i hân-ı âlîşân olmağile adımlamak mümkin olmadı. Allahu a‘lem
bin adım
da hân sarâyı var ise cümle devri dörd bin adım olmuş olur ve cümle dîvârının k …
Ve cânib-i erba‘ası çâh-ı Bâbil olmağile bu kal‘a etrâfında aslâ handak yokdur. Zîrâ her cânibi evce ser çekmiş mücellâ yelme yalçın kayalardır. Ve bu kal‘anın cirmi dâ’iren-mâdâr iki bin dokuz yüz adımdır. Ammâ hân sarâyı tarafında harîm-i hân-ı âlîşân olmağile adımlamak mümkin olmadı. Allahu a‘lem bin adım da hân sarâyı var ise cümle devri dörd bin adım olmuş olur ve cümle dîvârının kaddi seksener zirâ‘-ı melikîdir ve on zirâ‘ arîz-ı dîvâr-ı sûr-ı üstüvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
… mak mümkin olmadı. Allahu a‘lem bin adım da hân sarâyı var ise cümle devri dörd
bin adım
olmuş olur ve cümle dîvârının kaddi seksener zirâ‘-ı melikîdir ve on zirâ‘ arîz …
Ve cânib-i erba‘ası çâh-ı Bâbil olmağile bu kal‘a etrâfında aslâ handak yokdur. Zîrâ her cânibi evce ser çekmiş mücellâ yelme yalçın kayalardır. Ve bu kal‘anın cirmi dâ’iren-mâdâr iki bin dokuz yüz adımdır. Ammâ hân sarâyı tarafında harîm-i hân-ı âlîşân olmağile adımlamak mümkin olmadı. Allahu a‘lem bin adım da hân sarâyı var ise cümle devri dörd bin adım olmuş olur ve cümle dîvârının kaddi seksener zirâ‘-ı melikîdir ve on zirâ‘ arîz-ı dîvâr-ı sûr-ı üstüvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
… in ta yaylaya varınca yollara âşikâredir. Hatta Alî Kay Câmi‘i kurbünde tûlu üç
bin adım
bir sûk-ı sultânî vardır, üç bin dükkândır. Cümle sırma ve kılabdân çârsûsu imi …
Ve bu şehrin yaylası hâlâ Sübhân dağıdır kim Bingöl yaylasından sonra bu Sübhân dağı yaylasıdır. Üç bin aded süd sarnıcı var imiş. Koyun ve keçi ve câmûs ve sığır ve atlarının südlerin sağup eğer koyun südü ise her gûne hayvân südünün bir gûne sarnıçları var. Herkes südünü mezkûr sarnıçlara döküp aşağı şehir içre yedi bin aded süd çeşmeleri var imiş. Süd sâhibinin âdemleri şehre haber getirüp sahrıca dökdüğü südü aşağı şehir içre süd çeşmelerinden alup öşrün Mâhân pâdişâhına verirlerdi. Öşr-i sultâniye çün [ü] çerâ olmayup kendülerinde dahi aslâ hilâf yok idi. Anınçün bu şehre müverrihîn Dârü'l-Büleh derler. Ve ol kadar ulu âdemler var imiş kim bir teveccüh-i tâm {ile du‘â} etseler cemî‘i hayr murâdâtları min indillah hâsıl olurmuş. Ve hâlâ süd çeşmelerinin ta yaylaya varınca yollara âşikâredir. Hatta Alî Kay Câmi‘i kurbünde tûlu üç bin adım bir sûk-ı sultânî vardır, üç bin dükkândır. Cümle sırma ve kılabdân çârsûsu imiş ve her çârsûnun dervezeleri üzre bâzâr-ı sarrâc ve bâzâr-ı cüllah ve bâzâr-ı gazzâz, deyü taşlarda esmâları tahrîr olunmuşdur. Hatta koyun südü çeşmesi ve keçi çeşmesi ve baytal çeşmesi deyü nâmları yazılmış. Baytal çeşmesi, ya‘nî kısrak südü çeşmeleri vardır. Andan ma‘lûm oldu kim bu kavim Tatar imiş kim at südü nûş ederlermiş. Zîrâ ta binâların târîhleri lehce-i ibâretleri cümle hatt-ı Tatar-ı Çağatayîdir. Ve bu şehrin zamân-ı imâretinde atdan gayrı bu şehre bir hayvân girmezmiş ve zî-rûh kısmı boğazlanmazmış. Cümle taşrada boğazlanup şehre getirirlermiş kim yedi bin hemân kassâb dükkânları var imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 240a ·
metinde göster ·
… ya‘nî yiğit adımlamasıdır. Bî-tâb u bî-mecâl ehl-i keyf tiryâkî adımıyla on beş
bin adım
dahi olur ve dâ’iren-mâdâr kâmil dörd bin dendân-ı bedendir kim hîn-i muhâsarad …
Evvelâ cânib-i şarkda Tebrîz kapusundan taraf-ı garbîde Yalı kapusuna gelince bu aşağı kal‘anın üç taraf dîvârı kal‘a ve bedenler üzre kâmil beş bin adımdır. Ammâ İçkal‘a kayasıyla bile hisâb olunursa kâmil on bir bin hatve-i fetâdır, ya‘nî yiğit adımlamasıdır. Bî-tâb u bî-mecâl ehl-i keyf tiryâkî adımıyla on beş bin adım dahi olur ve dâ’iren-mâdâr kâmil dörd bin dendân-ı bedendir kim hîn-i muhâsarada her dendân-ı beden mazgalında ikişer âdem bekler ammâ ile'l-ân her gice yetmiş üç aded kullede beş yüz aded pür silâh âdemler fi's-sayf ve'ş-şitâ keşik bekleyüp sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî ile feryâd edüp nigehbânlık ederler. Ve bütün gice yigirmi dörd aded ağaları ve çavuşları şebrevânî esbâblarıyla kol dolaşup rıbât bekler, bir nöbetçi hâmûş bulsa iki yüz deynek urup paşaya arz edüp gediği âhara tevcîh olunur. Zîrâ ulûfe-i mu‘ayyeneleri ve asıl mu‘teber dirlikdir. Dörd beş bin mikdârı mahlûl bekler garîbü'd-diyâr ma‘zûlcü nâm yiğitler vardır. Anlar dahi hasbî nöbet beklerler. Bir gedik mahlûl olsa anlara verilmek şartdır. Eğer fetâ oğlu var ise pederi gediği oğluna verilir. Ma‘sûmlara gedik verilmek memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a ·
metinde göster ·
… ı nehr-i Hoşâb'dır, alçak dîvârlı ve kırk kulle ve iki kapulu ve handaksız dört
bin adım
cirmli bir kal‘adır. İçinde cümle sekiz yüz kadar hâk-i pâk ile mestûr bir rabâ …
Sitâyiş-i Aşağı Rabât: Bu diyârda varoşa rabât derler. Bu dahi bir dere içre cânib-i erba‘ası havâleli ve garb tarafı nehr-i Hoşâb'dır, alçak dîvârlı ve kırk kulle ve iki kapulu ve handaksız dört bin adım cirmli bir kal‘adır. İçinde cümle sekiz yüz kadar hâk-i pâk ile mestûr bir rabât-ı ma‘mûrdur. Bir câmi‘i ve hânı ve bir kesîf hammâmı ve bir kaç dükkâncıkları vardır. Gayri ibret-nümâ âsâr-ı binâsı kal‘asından gayrı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286a ·
metinde göster ·
… rde tedribeler vaz‘ olunup ma‘mûr u mazbût şehirdir. Dâ’iren-mâdâr etrâfı dokuz
bin adım
ihâta eder. Cümle hâneleri pespâye kâr olunmuşdur. Şehr-i Rûmiyye'nin cânib-i g …
Hârûnu'r-Reşîd'in duhter-i pâkîze ahteri tahsîl-i mizâc içün Irâk-ı Arab'dan İşnuviye yaylağına gelüp bu mahalde bu şehri inşâ eder. Ba‘dehû Moğol tâ’ifesi harâb eder. Ba‘dehû sene 882 de Uzun Hasan Şâh imâr eder. Âzerbaycân şehirlerinden Dümbülî hâkimi hükmünde başka sultânlıkdır kim iki bin askere mâlikdir. Kal‘ası harâbdır. Şehrezûl ve Harîr ve Ardalân Ekrâdlarının havflerinden şehrinin dâ’iren-mâdâr etrâfında hafirler kazılmıştır. Köşebendlerde tedribeler vaz‘ olunup ma‘mûr u mazbût şehirdir. Dâ’iren-mâdâr etrâfı dokuz bin adım ihâta eder. Cümle hâneleri pespâye kâr olunmuşdur. Şehr-i Rûmiyye'nin cânib-i garbîsi ve cenûbîsine meyyâlce vâki‘ olmuşdur ve mezkûr kûh-ı İşnuviye şehr-i Rûmiyye ve şehr-i İşnuviye mâbeynine vâki‘ olmuşdur kim Rûmiyye ve Dümbülî hudûdudur. Ve İşnuviye'den cânib-i şimâle iki günde serî‘an Rûmiyye şehrine varılır ammâ Dümdümî hilâf kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 297b ·
metinde göster ·
Cümle altı yüz hâk-i pâk ile mestûr kal‘a-i ma‘mûrdur. Etrâfı altı
bin adım
cirminde kerpiç binâ kal‘a-i ra‘nâdır ve kavî handakı vardır ve iki dervezesi v …
Cümle altı yüz hâk-i pâk ile mestûr kal‘a-i ma‘mûrdur. Etrâfı altı bin adım cirminde kerpiç binâ kal‘a-i ra‘nâdır ve kavî handakı vardır ve iki dervezesi vardır. Cânib-i kıbleye Bağdâd kapusu ve taraf-ı şimâle Musul kapusudur. Derûn-ı sûrda altı yüz hânedir. Cümleden mükellef sultân sarâyıdır ve Monlâ hânesidir. Ve on iki zâbiti vardır. Câmi‘i ve hân u hammâm ve kifâyet mikdârı endek dükkânı vardır. İntihâ-yı serhad olmağile ol kadar imâr değildir. Etrâfı çöl olmağile bâğ-ı İremezâtı endekdir. Ve şehrinin etrâfı cümle handakdır. Kadîm-i kühenden bu kal‘a çîm ile mebnî olmağın mürûr-ı eyyâm ile harâba müeddî olup ba‘dehû sene 1039 târîhinde Murâd Hân-ı Râbi‘ vezîri Hüsrev Paşa-yı dilîr Bağdâd üzre serdâr-ı mu‘azzam olup bu kal‘a-i Sîn kurbüne karîb geldikde derûn-ı kal‘ada mütahassın olan Kızılbaş-ı ser-tıraş deryâ-misâl asker-i sâhib-savaş gelişine tâkat getiremeyüp derûn-ı kal‘adan zî-kıymet metâ‘ların alup bâr-ı sakîl cebehânelerin bırağup dâr-ı nîrân-ı İrân'a revâne olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 319b ·
metinde göster ·
… -ı ibret-nümâ-yı azîmdir. Hatta bu abd-i za‘îfin hatvesiyle Bağdâd'dan ancak üç
bin adım
küçükdür kim dâ’iren-mâdâr cümle (---) adımdır ve cümle (---) sâ‘atde handak ke …
Der-beyân-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Rebî‘ Musul-ı kadîm: Evvelâ bu sûr-ı azîm nehr-i Şattu'l-Arab'ın cânib-i garbîsi tarafında Kefirzamân Nasîbîn ve Mardin hâkinde cezîre-i Dicle ve nehr-i Furât mâbeyninde Şatt'ın kenârında havâlesiz bir vâdî-i tar içinde bir düz fezâda şekl-i murabba‘dan tûlânî cümle seng-tıraş-ı Harekânî ile mebnî bir kal‘a-i metîn-i muhtasardır. Zîrâ zamân-ı kadîmde top u tüfeng-i pür-ceng olmamak ile bu kal‘a hemân yalın kat bir bârû-yı azîmdir ammâ gâyetü'l-gâye hisâr-ı ibret-nümâ-yı azîmdir. Hatta bu abd-i za‘îfin hatvesiyle Bağdâd'dan ancak üç bin adım küçükdür kim dâ’iren-mâdâr cümle (---) adımdır ve cümle (---) sâ‘atde handak kenârıyla piyâde âdem devr eder. Ve cümle (---) aded kulledir. Cümleden Hüsrev Paşa kullesi ve Ciğ Ahmed kullesi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 401b ·
metinde göster ·
… hinde müceddeden Koca Ken‘ân Paşa Özü eyâletine mutasarrıf iken binâ edüp cirmi
bin adım
çâr-kûşe şeddadî taş binâ bir küçük kal‘acıkdır. Cânib-i cenûba mekşûf bir demi …
Silisre'nin Özü eyâletinde yüz elli akçe kazâdır. Sene 1046 târîhinde müceddeden Koca Ken‘ân Paşa Özü eyâletine mutasarrıf iken binâ edüp cirmi bin adım çâr-kûşe şeddadî taş binâ bir küçük kal‘acıkdır. Cânib-i cenûba mekşûf bir demir kapusu var ve çâr-kûşesinde çâr kulle-i bâlâsı var. Mukaddemâ bu kal‘a zemîni bir sazlı bataklı yer olmak ile Boğdan ve Tatar eşkıyâları bu mahalde kârbân bozarlarmış. Aceb mahallinde binâ olunmuş bir cây-ı amândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a ·
metinde göster ·
… i metîndir kim içi rıhtım dolma yigirmi adım enli dîvârdır ve yedi köşe ve yedi
bin adım
cirmi vardır. Ve cümle üç kapusu var. İçinde ancak bir azîm manastırı var, gûyâ …
Bânîsi (---) sebeb-i tesmiyesi (---). Bu kal‘a Krakov hâkinde vâki‘ olmuşdur, ammâ evvel ve âhir Leh kralı hükmündedir, lâkin sene 1054 târîhinde İslâm Giray Hân asrında Kardaş Kazak bu kal‘ayı hân kuvvetiyle alup yine Leh kralına vermişdir. Kal‘ası bir düz sahrâda çit ve ağaç palanka kal‘a-i metîndir kim içi rıhtım dolma yigirmi adım enli dîvârdır ve yedi köşe ve yedi bin adım cirmi vardır. Ve cümle üç kapusu var. İçinde ancak bir azîm manastırı var, gûyâ iç kal‘adır. Ve cümle bin aded dükkânları var ve taşrasında bâğçeli bir varoş-ı azîmi etrâfı dâ’iren-mâdâr handakdır. Andan kal‘a-i Gürlev altından kalkup yine cânib-i şimâle bir konak düzde ormanlık içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41a ·
metinde göster ·
Bu kapusu batı tarafına deryâ aşrı Rûmeli kal‘asına nâzır iki kat kalın demir sedd-i ebvâbdır, ammâ bu kal‘anın cürmi dâ’iren-mâdâr kâmil bin adım gâyetü'l-gâye metîn kal‘adır, lâkin leb-i deryâda kumsallı alçacık yerde olmağın handakı yokdur ve her kullesi ve burc [u] bârûsu ve dendân-ı bedenleri şeddadî binâ olup beyâz kuğu gibi münevver kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90a ·
metinde göster ·
… u] müsellem bir vâdî-i mahsûldârda şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki‘ olup cirmi
bin adım
palanka-i kebîrdir kim derûn-ı hisârda dizdâr ve kırk neferâtları ve bir câmi‘ …
(---) vüzerâlarından olup sene (---) târîhinde bu palanka-i metîni inşâ edüp Belgrad ve Semendire yolları emn ü emân olmuşdur. Bu dahi Semendire hâkinde mu‘âf [u] müsellem bir vâdî-i mahsûldârda şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki‘ olup cirmi bin adım palanka-i kebîrdir kim derûn-ı hisârda dizdâr ve kırk neferâtları ve bir câmi‘ ve anbârları var, ammâ hânelerinde bâğçeleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 111a ·
metinde göster ·
… ava ve Tuna kenârında olan evler kenâr ile adımlanup hisâb olunsa belki yigirmi
bin adım
cirmi ola.
Bu varoş-ı azîm kal‘a-i Belgrad'ın şimâli ve şarkı ve kıblesi ve cenûbu ve garbı tarafların ihâta etmiş bir varoş-ı mu‘azzamdır. Ancak yıldız rüzgârı ve batı garb tarafı nehr-i Sava ve nehr-i Tuna'dır. Mâ‘adâsı sevâd-ı mu‘azzam Bosnasarây şehri gibi kat-ender-kat belde-i kebîrdir, lâkin cânib-i muhammesinde aslâ kal‘a-i rabât yokdur. Zamân-ı kadîmde Abaza Paşa köşkü nâm mahalde hâlâ niçe yerde râyegândır. Nehr-i Sava'dan nehr-i Tuna'ya varınca bir handak-ı amîk kesüp bu şehir bir burun ucunda kalup emn [u] amân olmuş. Ba‘dehû Süleymân Hân'ın du‘âsı berekâtıyla bu şehir amâr oldukça ol handak-ı mezbûrun niçe yeri şehir içinde ve niçe yeri bâğlar içinde kalmışdır. Hattâ Çinili Hammâm nâm imâret ol handak içinde binâ olmuşdur. Anıniçün hâlâ bu varoş etrâfında sûr ve handak yokdur. Ve böyle bir bender-i azîmdir kim hîn-i ma‘rekede on bin aded güzîde pür-silâh asker müheyyâ çıkar gâyet ulu şehirdir kim nehr-i Sava ile nehr-i Tuna mâbeyni şehir taşrasından kâmil üç bin beş yüz adımdır. Eğer kal‘a ile Sava ve Tuna kenârında olan evler kenâr ile adımlanup hisâb olunsa belki yigirmi bin adım cirmi ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 113b ·
metinde göster ·
… arları vardır. Kal‘ası nehr-i Moroş'in Göle kal‘ası tarafındadır kim cirmi dörd
bin adım
dolma rıhtım binâdır ve iki tahta-i metîn kapuları var. Biri şimâl tarafına Yan …
Bir küçük hammâmı ve kifâyet mikdârı esvâk-ı muhtasarları vardır. Kal‘ası nehr-i Moroş'in Göle kal‘ası tarafındadır kim cirmi dörd bin adım dolma rıhtım binâdır ve iki tahta-i metîn kapuları var. Biri şimâl tarafına Yanova kapusu, taşrasında iki yüz aded kâfir hâneleri var ve Tımışvâr kapusu dibinde çâr-kûşe bir palanka iç kal‘ası var. Ancak bir kapusu metîndir. Bu iç kal‘ayı nehr-i Moroş döğer ve nehr-i Moroş üzre on iki göz ağaç cisr başında kal‘aya girecek mahalde bâc alınır bir lonca köşkü var ve bu cisrin Tımışvâr tarafında iki yüz saz ve tahta örtülü kefere hâneleri varoşu var. Andan nehr-i Moroş kenârında saz ve tahta örtülü külbe-i ahzânlardan panayır dükkânları var kim yılda bir kerre bu dükkânlarda yetmiş seksen bin re‘âyâ vü berâyâ kefereleri cem‘ olup bir bey‘ [ü] şirâ olur kim ta‘bîr olunmaz. Germâ-germ on gün on gece bu cem‘iyetde mütevellî hükûmet eder. Gerçi Tımışvâr eyâletidir, ammâ maktû‘-ı kalem ve mefrûzü'l-kadem bir vakf-ı tevliyetdir ve Tımışvâr monlası niyâbetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 120a ·
metinde göster ·
… dî taş binâ-yı ra‘nâdır kim hakîrin adımıyla bu kal‘anın cirmi dâ’iren-mâdâr on
bin adım
bir sevâd-ı mu‘azzam kal‘adır ve nehr-i Moroş bu kal‘anın şimâli tarafı dîvârın …
Cebel-i Varva dâmeninde şekl-i muhammes ve şeddadî taş binâ-yı ra‘nâdır kim hakîrin adımıyla bu kal‘anın cirmi dâ’iren-mâdâr on bin adım bir sevâd-ı mu‘azzam kal‘adır ve nehr-i Moroş bu kal‘anın şimâli tarafı dîvârın döğüp cereyân ede ede kal‘a dîvârının ba‘zı yerlerin münhedim etdiğinden dolma rıhtım palanka dîvâr-ı üstüvâr etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 120b ·
metinde göster ·
… ‘bdır, lâkin ikisi de küçük kal‘acıklardır. Bu kal‘ateynin mâbeyne-hümâları iki
bin adım
birbirinden ba‘îddir, ammâ ikisi de nehr-i Virbaz'ın aşağı akdığının sol tarafı …
İki kal‘a olduğıyçün defterhâne-i şehr-i Sarây'da Banyalukateyn derler. Mukaddemâ kal‘anın biri Engür kralından kalup sene (---) târîhinde Gâzî Ferhâd Paşa feth edüp kal‘a-i kadîm mukâbelesinde Ferhâd Paşa bir kal‘a dahi müceddeden inşâ etmişdir, ammâ gâyet metîn ve sa‘bdır, lâkin ikisi de küçük kal‘acıklardır. Bu kal‘ateynin mâbeyne-hümâları iki bin adım birbirinden ba‘îddir, ammâ ikisi de nehr-i Virbaz'ın aşağı akdığının sol tarafında kârgîr binâ-yı seng-âbâd kal‘a-i Ferhâd Paşa'dır. Kulu ve cebehâneleri ve dizdârları mükemmeldir, ammâ Ferhâd Paşa'nın yeni kal‘ası önünde otuz karış bir balyemez topu ve düşmana amân vermez kûpu var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 152b ·
metinde göster ·
Bu kal‘anın garbî tarafı dibinde yıldız cânibinden kıbleye tûlânî vâkı‘ olmuş cirmi on bin adım kâmil bir varoş-ı azîmdir, ammâ etrâfında sûru yokdur. Hemân amîk germe kapulu handakları ve saz ağaç şaranpavları ve iki yerden metîn kapuları var bir sevâd-ı mu‘azzam varoş-ı mayor-ı baroşu var. Ve halkı cümle ankâ bâzergânlardır kim ganîmet şehir olduğundan cümle asker mühimmât [u] levâzımâtların bunda alup kapdan [ve] birovları krala yüz beş kîse mâl-ı pâdişâhî getirdiler, zîrâ bu Vaşarheld ulu nâhiyeli vilâyetdir. "Yüz elli bin Saz Macarı re‘âyâsı vardır" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 17b ·
metinde göster ·
… cânibi ve batı tarafı ve maşrık semti cümle bir azîm göldür. Ancak lodos cânibi
bin adım
karadır. Mâ‘adâ tarafları Karadeniz ve göldür. Gûyâ bir cezîrede Şeddâdî kârgîr …
Kıble cânibi ve batı tarafı ve maşrık semti cümle bir azîm göldür. Ancak lodos cânibi bin adım karadır. Mâ‘adâ tarafları Karadeniz ve göldür. Gûyâ bir cezîrede Şeddâdî kârgîr taş binâ bir hisâr-ı köhnedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50a ·
metinde göster ·
… ı çokdur. Ve bu cânibi kâmil beş yüz germe adımdır. Bu hisâb üzre dâ’iren-mâdâr
bin adım
gelir kal‘a-i bâlâdır kim bennâ zirâ‘ıyla dîvârının kaddi kâmil yetmiş aded zir …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Vidin: Nehr-i Tuna kenârında bir alçak çemenzâr havâlesiz zemînde seng-tırâş bir kal‘a-i savaşdır, ammâ küçükdür. Handak kenârınca cirmi beş yüz adımdır, ammâ levendâne germe adımdır, tiryâkî adımı gibi adım değildir, âdem adımıdır. Ve handakı gerçi alçakdır, ammâ gâyet arîz ve içinde leb-ber-leb Tuna suyudur. Ve şekl-i müdevverdir. Her taşı fîl cüssesi kadar vardır. Ve cümle tokuz aded metîn ü müstahkem kulleleri var. Ve Tuna cânibi üç kat sûr-ı üstüvâr bir hisâr-ı refî‘u'l-bünyân bir hısn-ı hasîn-i azîmü'ş-şân bir sedd-i amândır. Bu üç kat dîvâr olan Tuna tarafında handakı yokdur, lâkin bu tara[fa] nâzır topları çokdur. Ve bu cânibi kâmil beş yüz germe adımdır. Bu hisâb üzre dâ’iren-mâdâr bin adım gelir kal‘a-i bâlâdır kim bennâ zirâ‘ıyla dîvârının kaddi kâmil yetmiş aded zirâ‘-ı melikî ve Mekkîdir. Ve şehir cânibi iki kat dîvârdır. Her katı birbirinden âlîdir. Ve dendân-ı bedenleri gâyet musanna‘dır kim gûyâ lü’lü-yi Hürmüz gibi tertîb üzre dizilmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
… arın ardında altı sâ‘at ba‘îd kasaba-i Niş'dir. Bu kal‘adan mağrib cânibine iki
bin adım
gidüp bir bayır geçüp,
Ve bu kal‘a dibinde kırk elli kadar müselmân köyü ve bir mescidi var, cümle neferâtlar bu karyede sâkin olurlar. Bu kal‘anın kıble tarafındaki dağların ardında altı sâ‘at ba‘îd kasaba-i Niş'dir. Bu kal‘adan mağrib cânibine iki bin adım gidüp bir bayır geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 58b ·
metinde göster ·
… râsı içre niçe kerre yüz bin aded vordinar meşe kazıkları ile inşâ olunmuş dörd
bin adım
haşeb cisr-i tavîli cümle asâkir-i İslâm ile ubûr edüp hemân ol batak suyu kenâ …
Evvelâ Belgrad-ı dârü'l-cihâddan tulû‘ edince nehr-i Sava üzre elli pâre gemi ile mebnî olan cisr-i haşebi ubûr ederken bu hakîr piyâde olup kâmil dörd yüz adımdır. Bu nehr-i Sava'nın arzı bu kadar olmuş olur. Ve bu cisre muttasıl nehr-i Sava'dan çamurlu azmağ u batağ u batak ve çatak üzre Zemon kal‘ası sahrâsı içre niçe kerre yüz bin aded vordinar meşe kazıkları ile inşâ olunmuş dörd bin adım haşeb cisr-i tavîli cümle asâkir-i İslâm ile ubûr edüp hemân ol batak suyu kenârında hayme vü hargâh ve bâr [u] büngâh ile ol sahrâ-yı çemenzârda meks olunup herkes Belgrad'a metâ‘ almağa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59a ·
metinde göster ·
ihâta eder bir panayurhânedir, ya‘nî yılda bir kerre bâzâr olacak yer demekdir, …
Dâ’iren-mâdâr cirmi dörd bin adım ihâta eder bir panayurhânedir, ya‘nî yılda bir kerre bâzâr olacak yer demekdir, ammâ iki kerre germâ-germ bâzâr durur. Bu kârhânenin içi sadranc nakşı tarh olup üstâd-ı bennâ ilm-i hendese üzre yol yol buna tertîb üzre bin aded dükkânlar etmiş. Her kankı sokakdan nazar etsen çârsûnun öte başları görünür. Bir tarafı atlar içün âhûrlar ve bir tarafı arabalar duraca[k] meydânlar ve kal‘a kapusu gibi kapu tarafları tahtânî ve fevkânî ve içli tışlı odalar ile amâr olmuş bir binâ-yı azîmdir, ammâ aslâ kârgîr binâ yokdur. Cümle haşeb binâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b ·
metinde göster ·