… eth edüp zîr-i destinde bir boybeği-misâl kemterin olam" deyü Zünnûn-ı Mısrî'yi
bir çatal
kılıç ile ve bir katır ve dörd aded Kıbtî câriyesi hedâyâlar ile Zünnûn-ı Kıbtî …
"Yâ Muhammed Rûm keferesi Mısır diyârına istîlâ edüp kabza-i tasarrufa alup vilâyetim elden gitdi, lütf edüp azîm asker ile Mısır'ımı feth edüp zîr-i destinde bir boybeği-misâl kemterin olam" deyü Zünnûn-ı Mısrî'yi bir çatal kılıç ile ve bir katır ve dörd aded Kıbtî câriyesi hedâyâlar ile Zünnûn-ı Kıbtîyi Hazret'e gönderdi. Hazret kılıcı Zülfikâr deyü Alî'ye ve katıra Düldül deyü yine Alî'ye verdi. Câriyenin birin Hazret-i Ebâ Bekir'e, birin Zübeyr hazretlerine, birin Şâ‘ir Hassân'a verüp Abdurrahmân bin Hassân ol duhter-i pâkîze-ahterden oldu. Bu duhterin hemşîresi Mâriye 158a câriyeyi Hazret-i Resûl kendiler alıkoyup Hazret-i İbrâhîm ibn Resûlullâh ol Mâriye câriyeden vücûda geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157b–158a ·
metinde göster ·
Mesîregâh-ı Eğer kayası: şehrin {garbı} havâlesinde eğer-misâl
bir çatal
kayadır. Ba‘zı şehir zurefâları Uc ibn Anûk bu kaya üzre binermiş, derler. Hakk …
Mesîregâh-ı Eğer kayası: şehrin {garbı} havâlesinde eğer-misâl bir çatal kayadır. Ba‘zı şehir zurefâları Uc ibn Anûk bu kaya üzre binermiş, derler. Hakkâ ki eğer gibidir. Ol cebel bir minâre gibidir. Bi-emrillâh bir mâ-i zülâl var kim gûyâ buz pâresidir. Cümle ıhvân-ı bâ-safâ anda gidüp teferrüc ederler ve ziyâretgâhdır ammâ ismi ma‘lûmum değildir. Andan şehre havâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 24a ·
metinde göster ·
Menzil-i Karavulhâne: Sene (---) târîhinde Tekelü Mustafâ Paşa bu şibenik kal‘asın kırk gün kırk gece döğdükde paşa-yı müşârün-ileyhin sû-i tedbîriyle zîr-i kal‘adan bî-feth hâ’ib [u] hâsir avdet edince asâkir-i İslâm'ın meteris yerlerine havâle bu karavulhâneyi binâ edüp gûyâ bir sedd-i İskender etmiş. Yetmiş seksen pâre balyemez ve yigirmişer vukıyye gülle atar kolumburuna topların güllelerin bizim üz[er]imize bârân-ı la‘net gibi yağdırdı ve cümle küffârları tabya dîvârları üzre râyegân olup der-ân cümle der [ü] dîvârların haçlı Sanmarko bayraklarıyla zeyn etdi ve bu kastelin tâ ortasında eflâke ser çekmiş bir gemi direği üzre makara ile bir çatal filandıra bayrak kaldırdı kim zerdûz mutallâsının şa‘şa‘asından çeşm-i benî Âdem hîrelenir. Hamd-i Hudâ anı gördük.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144b ·
metinde göster ·
bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr …
Kendülerinin nakl-i sahîhleri üzre muhakkak kimyâdır, zîrâ bir kral-ı dâll-ı bed-fi‘âller eyle altuna mâlik olmamışlardır. Anıniçün diyâr-ı Rûm'da yaldız altunundan gümüş âvânî eşyâlara gayrı altun beyâz olur. İllâ bu Venedik altunu gâyet ahmerü'l-levn mutallâ yaldız olur ve bakıra ve gümüş üzre gâyet imtizâc edüp şa‘şa‘a verir. Hattâ zamân-ı kadîmde Hazret-i Mevlânâ nezerâtı içün kesdikleri altunun çubuğu üzre bir çatal bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu elli altun kadar mutallâ eder. Sultân Ahmed-i Hânî'de ol altunu pederimizde çok gördük, ammâ fî-zamânina vüzerâlarımızda değil bâlâlarda dahi göremeyüp hâlâ penez ile ve onu bir dirhem akçe-i nühâs ile geçiniriz. Hemân Hudâ berekât vere, ammâ gayret-i İslâmîmiz yok mu? Sikke tas[h]îh olup zabt u rabt gerek idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… 'nin hakkâ ki âteş-feşândır, ammâ ancak belinde bir şişi var, kaçan tüfeng atsa
bir çatal
ağaç üzre koyup tüfeng atar, Osmânlı gibi koldan tüfeng atamaz, gözlerin yumup …
Ba‘dehu Nemse Macar üzre musallat olup re‘âyâ etdi, ammâ Macar kavmi yanında Nemse çufud gibidir, aslâ yürekleri yokdur ve kılıç urup ata binüp fârisü'l-hayl değildir, ammâ yayan tüfenglisi Nemse'nin hakkâ ki âteş-feşândır, ammâ ancak belinde bir şişi var, kaçan tüfeng atsa bir çatal ağaç üzre koyup tüfeng atar, Osmânlı gibi koldan tüfeng atamaz, gözlerin yumup tevekkülli tüfeng atarlar. Ve siyâh şapkaları büyükdür ve pabuçlarının burunları uzundur ve ökçeleri yüksekdir. Ve yaz u kış ellerinden eldivanları çıkmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49b ·
metinde göster ·
… akîl sürüdüp arabalar aşağı ense râhat gider. Ancak araba üzre bir kâfir elinde
bir çatal
demir uçlu sırığı var, anınla arabayı sağa ve sola çevirir. Araba pek gitsin de …
Ve cümle şehr içre ne kadar değirmenler var ise ne at ve ne sığır ve ne âdem çevirir değirmenleri ve kebâb şişlerin ve kuyulardan kovalar ile sular çekmeği ve sahrâlarında gezen arabaları atsız ve sığırsız cümle hıyel u şeytanat ve musanna‘ sâ‘at çarhlarıyla hareket eder değirmenler ve kebâb çarhları ve kuyuların dollâbları ibret-eser arabalardır, ammâ her araba sahrâlarda giderken yüz kantâr yük çeker, on câmûs çeviremez arabaları çarhlar çevirüp düz yerde râhat gider, ammâ yokuşa gidemez, enişe serî‘ giderken arabanın ardında bir bâr-ı sakîl sürüdüp arabalar aşağı ense râhat gider. Ancak araba üzre bir kâfir elinde bir çatal demir uçlu sırığı var, anınla arabayı sağa ve sola çevirir. Araba pek gitsin derse sâ‘at gibi arabanın çarhların kurup sür‘at üzre gider. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
… ık etmez oldu. Hele gulâmımın biri dahi bu atın kızılca koltuğunda kolan yerine
bir çatal
kurşum urunca bir iki kerre dizleri üzre gelüp kalkarken hakîr bu atı yine sini …
Hikmet-i Hudâ bu mahalde yine hüddâmlar ve refîkler ve samson ve tazı ve zağarlarımla şikâra gezerken bir yaban atına râst geldik, ammâ gûyâ fîl-i mahmûdî gibi cüssedâr ve semîn esb-i beyâbânî idi. Refîklerim ile bu ata on yedi ok ve yedi sekiz kurşum urduk. Aslâ fâ’ide etmeyüp yine kaçardı, ammâ gide gide zahmlar bunu alup cüst ü çâpıklık etmez oldu. Hele gulâmımın biri dahi bu atın kızılca koltuğunda kolan yerine bir çatal kurşum urunca bir iki kerre dizleri üzre gelüp kalkarken hakîr bu atı yine sinirleyüp refîkler ile boğazlayup pâre pâre hissemend olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 189b ·
metinde göster ·
Ammâ her yiğit bu doğanları kolunda götüremez, zîrâ her biri onar on ikişer ve sekizer vukıyye gelir kuşlardır. Ba‘zı âdemler at sağrısında ve ba‘zılar kollarında götürüp kolu altında bir çatal ağaca keçe sarup koluna dayak edüp ağacın ucu üzengide durur. Ba‘zı yiğitler bu kuşları başlarında taşırlar, ammâ ol mertebe ikdi öğredirler kim konakdan konağa başı üzre hevâda uçarak gelüp hu hu deyü sadâ versen gelüp koluna konar, ammâ bir şikâra salsan gıjgırdısından yer ditreyüp cümle ildiği hayvan şaşup kalır. Ve bu tuyûrları kaza ve turna ve kekliğe salmazlar, zîrâ ol murğ-ı hümâ pervâzlar bu sunkur ve toykunun hamlesine tâkat getiremezler, ammâ ekseriyyâ yaban atları ve yaban develeri ve sığınlara ve dombaylara salaylar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·