… bâb edince bâb küşâde olup içeriden bir zengî-sıfat şütür-leb bir abûsü'l-vech
bir Arab
zâhir olup bunlar kapudan içeri girince hemân zengî Arab Gülâbî Ağa'yı bâzûsund …
deyü ol tenhâ mahalde bir künc-i muzlimde bir mülevves sidikli kapuya gelüp yeniçeri dakk-ı bâb edince bâb küşâde olup içeriden bir zengî-sıfat şütür-leb bir abûsü'l-vech bir Arab zâhir olup bunlar kapudan içeri girince hemân zengî Arab Gülâbî Ağa'yı bâzûsundan berk yapışup hâne içine nîm elma-misâl atar. Hemân Gülâbî Ağa'nın aklı başına gelüp cümle hâzırûna,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
koyup Yedikulle'ye götürüp bu kadar nâ-meşrû‘ işler ile mel‘ûn Binyâz Pehlivân, …
‘Eş Osmân Çelebi seninle dilberi çok Yûsuf Şâh kahvesine yâhûd bizim odaya gidelim’ deyü tahkîrâne niçe yâve kelimâtlar etdikde Osmân Hân rızâ vermeyüp Osmân Hân'ın pençerede olan bâzûlarına birer muşt-ı pehlivânî urarak mübârek kolların kırarak Orta Câmi‘den Osmân Hân'ı bir arabaya koyup Yedikulle'ye götürüp bu kadar nâ-meşrû‘ işler ile mel‘ûn Binyâz Pehlivân, Osmân Hân'ın hayâsın burup anda şehîd oldukda cesed-i şerîfin bir pâre köhne bûryâ üzre bî-riyâ yatırken cebecibaşı olan (---) Ağa kâfir, Pâdişâh'ın mübârek sağ kulağın kesüp ve bir yeniçeri hâtemiyçün mübârek engüştün kesüp tîz Dâvûd Paşa'ya kulağın ve parmağın müjde ile götürüp anlara birer kîse altun verdikde cebecibaşı, Dâvûd Paşa'ya eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65a ·
metinde göster ·
… e sene 25 târîhinde Hazret-i Ömer hilâfetinde kabâ’il-i Kureyş'den Beşe nâmında
bir Arab
meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib ve Bathâ ve Yemen v …
Ammâ cümleden kabâ’il-i Hâşimî-i Kureyşî ve Ebathîdir kim Server-i kâ’inât ve Mefhar-i mevcûdât ol sülâle-i 256b Sâmî'den vücûda gelmişdir kim kevn ü mekân anınçün halk olup anın rû-yı âbına bâlâda tahrîr olunan elsîne-i muhtelife ve gûnâ-gûn kavm ile rûy-ı dünyâ müzeyyen olup ümmetlerinin destinde cümle milel-i muhtelife zâr [u] zebûnlardır. Kavm-i Arab'dan mâ‘adâ kabâ’il-i gûnâ-gûna acem derler. Anınçün ism-i şerîfleri "Seyyidü'l-Arab ve'l-‘Acem" deyü mevsûfdur. Bu bâlâda tahrîr olunan akvâmın netice-i ecdâdları Âdem-i Sânî, Hazret-i Nûh Necî evlâdlarından Sâm ve Hâm ve Yâfes'e müntehî olur. Dahi netice-i silsîle âhiri Âdem Safîy'de karâr bulur. Ez-în-cânib maksûd [u] merâmımız seyâhatnâmemizde Abaza kavminin ibtidâ zuhûru ahbâr-ı sikâdan Cevâhir-i Ahbâr tahrîr etmişlerdir kim ba‘de hicreti'n-Nebeviyye sene 25 târîhinde Hazret-i Ömer hilâfetinde kabâ’il-i Kureyş'den Beşe nâmında bir Arab meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib ve Bathâ ve Yemen ve Aden ve melik-i Seba‘ memleketlerine mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe melikin beş evlâdı vücûda gelüp her biri birer fetâ bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi Arab ve üçüncüsü Keysû ve bu Keysû'nun üç oğlu oldu. Biri Keys, biri Mevâl, biri Tayy idi. Yine Beşe'nin dördüncü oğlu (---)(---)(---)(---)(---) hikmet-i Hudâ babaları Beşe, Arab melîki merhûm olup Hazret-i Ömer'in re‘yiyle mîr-i âşîretliği büyük oğlu Cebel el-Hime'ye tevcîh olundu. Bir gün bu Cebel el-Hime hatâ’en bir Arabın gözün çıkarup Arab huzûr-ı Hazret-i Ömer'e geçüp da‘vâ edince şer‘ ile Cebel el-Hime'nin gözün çıkarmak icâb etdi. Hemân Cebel el-Hime gayretinden nâmûs edüp ol gice cümle aşâ’ir [u] kabâ’iliyle ve dörd birâder-i cân-berâberiyle firâr edüp Antakiyye'de Harkil Krala varup bir karârgâh ister. Ol dahi Cebel el-Hime'ye Şam-ı Trablus dağların verüp leb-i deryâda bir şehr bünyâd eder. Hâlâ Cebeliyye şehri Cebel el-Hime binâsı olduğıyçün Cebeliyye derler. Bunda dahi kerr u ferr u dârât sâhibi olup Şam ve Medîne etrâfların nehb ü gârât başlayup üzerine Hâlid b. Velîd ve Esved ibn Mikdâd yüz bin asker ile hurûc edüp Cebel Cebelîde karâr edemeyüp gemilerle İspanya diyârına firâr edüp şehr-i azîm Avlonya dağlarında karâr etdiler. Kavm-i Kureyşî olduklarından sâkin olduğu dağlara Kuryeleş dağı ve Kuryeleş Arnavudu derler. Frenk lisânıyla muhtelit olduklarından Arnabud lisânı peyda etdiler. Hâlâ ol dağ Arnavudları cümle Arab gibi saçlı kavmdir. Ve şiğirleri ve türkileri Arab âğazeleridir. Anın içün Arnavud kavminin aslı Arabdandır kim cedleri Cebel el-Hime'dir. İlbasan kurbunda yatır. Ammâ mürted-i bî-dîn olmamışdır. Ba‘dehû evlâdı Dukad mürted olmuşdur. Avlonya ile Delvinye mâbeynindeki Dukad dağlarında sâkin olurlar. Esmerü'l-levn Arab gibi lehçeli ve saçlı Arnavudlardır. Ez-în-cânib Cebel el-Hime üzre gelen Hâlid ibn Velîd Cebel el-Hime'nin karındaşı Arab'ı ve Keysû'nun oğlu Keys'i ve Mevâl'i ve Tayy'ı kayd-bend ile Hicâz'a götürüp Bağdâd çölünde yurd verüp Keys, Keys urbânına melik oldu. Tay, Tay kabîlesine melik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a–256b ·
metinde göster ·
… iği büyük oğlu Cebel el-Hime'ye tevcîh olundu. Bir gün bu Cebel el-Hime hatâ’en
bir Arabın
gözün çıkarup Arab huzûr-ı Hazret-i Ömer'e geçüp da‘vâ edince şer‘ ile Cebel el …
Ammâ cümleden kabâ’il-i Hâşimî-i Kureyşî ve Ebathîdir kim Server-i kâ’inât ve Mefhar-i mevcûdât ol sülâle-i 256b Sâmî'den vücûda gelmişdir kim kevn ü mekân anınçün halk olup anın rû-yı âbına bâlâda tahrîr olunan elsîne-i muhtelife ve gûnâ-gûn kavm ile rûy-ı dünyâ müzeyyen olup ümmetlerinin destinde cümle milel-i muhtelife zâr [u] zebûnlardır. Kavm-i Arab'dan mâ‘adâ kabâ’il-i gûnâ-gûna acem derler. Anınçün ism-i şerîfleri "Seyyidü'l-Arab ve'l-‘Acem" deyü mevsûfdur. Bu bâlâda tahrîr olunan akvâmın netice-i ecdâdları Âdem-i Sânî, Hazret-i Nûh Necî evlâdlarından Sâm ve Hâm ve Yâfes'e müntehî olur. Dahi netice-i silsîle âhiri Âdem Safîy'de karâr bulur. Ez-în-cânib maksûd [u] merâmımız seyâhatnâmemizde Abaza kavminin ibtidâ zuhûru ahbâr-ı sikâdan Cevâhir-i Ahbâr tahrîr etmişlerdir kim ba‘de hicreti'n-Nebeviyye sene 25 târîhinde Hazret-i Ömer hilâfetinde kabâ’il-i Kureyş'den Beşe nâmında bir Arab meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib ve Bathâ ve Yemen ve Aden ve melik-i Seba‘ memleketlerine mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe melikin beş evlâdı vücûda gelüp her biri birer fetâ bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi Arab ve üçüncüsü Keysû ve bu Keysû'nun üç oğlu oldu. Biri Keys, biri Mevâl, biri Tayy idi. Yine Beşe'nin dördüncü oğlu (---)(---)(---)(---)(---) hikmet-i Hudâ babaları Beşe, Arab melîki merhûm olup Hazret-i Ömer'in re‘yiyle mîr-i âşîretliği büyük oğlu Cebel el-Hime'ye tevcîh olundu. Bir gün bu Cebel el-Hime hatâ’en bir Arabın gözün çıkarup Arab huzûr-ı Hazret-i Ömer'e geçüp da‘vâ edince şer‘ ile Cebel el-Hime'nin gözün çıkarmak icâb etdi. Hemân Cebel el-Hime gayretinden nâmûs edüp ol gice cümle aşâ’ir [u] kabâ’iliyle ve dörd birâder-i cân-berâberiyle firâr edüp Antakiyye'de Harkil Krala varup bir karârgâh ister. Ol dahi Cebel el-Hime'ye Şam-ı Trablus dağların verüp leb-i deryâda bir şehr bünyâd eder. Hâlâ Cebeliyye şehri Cebel el-Hime binâsı olduğıyçün Cebeliyye derler. Bunda dahi kerr u ferr u dârât sâhibi olup Şam ve Medîne etrâfların nehb ü gârât başlayup üzerine Hâlid b. Velîd ve Esved ibn Mikdâd yüz bin asker ile hurûc edüp Cebel Cebelîde karâr edemeyüp gemilerle İspanya diyârına firâr edüp şehr-i azîm Avlonya dağlarında karâr etdiler. Kavm-i Kureyşî olduklarından sâkin olduğu dağlara Kuryeleş dağı ve Kuryeleş Arnavudu derler. Frenk lisânıyla muhtelit olduklarından Arnabud lisânı peyda etdiler. Hâlâ ol dağ Arnavudları cümle Arab gibi saçlı kavmdir. Ve şiğirleri ve türkileri Arab âğazeleridir. Anın içün Arnavud kavminin aslı Arabdandır kim cedleri Cebel el-Hime'dir. İlbasan kurbunda yatır. Ammâ mürted-i bî-dîn olmamışdır. Ba‘dehû evlâdı Dukad mürted olmuşdur. Avlonya ile Delvinye mâbeynindeki Dukad dağlarında sâkin olurlar. Esmerü'l-levn Arab gibi lehçeli ve saçlı Arnavudlardır. Ez-în-cânib Cebel el-Hime üzre gelen Hâlid ibn Velîd Cebel el-Hime'nin karındaşı Arab'ı ve Keysû'nun oğlu Keys'i ve Mevâl'i ve Tayy'ı kayd-bend ile Hicâz'a götürüp Bağdâd çölünde yurd verüp Keys, Keys urbânına melik oldu. Tay, Tay kabîlesine melik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a–256b ·
metinde göster ·
… u fazîlet u bâhire sâhibi değil idi, ammâ şehbâzlık ile kuvvet-i kâhire sâhibi
bir Arab
evli Hâtem-i Tây-meşreb deryâ-dil ü hoş-sohbet ve sebük-rûh [u] hoş-ışret ⟦336a …
Hattâ cirîd meydânında hakîre latîfe yüzünden bir cirîd atup yüzüme isâbet edüp dörd aded dişlerim boğazıma dıkup Defterdârzâde efendimiz hayli müte’ellim olup dörd dişimin kısâsına karşılık bir kîse cerîme ve bir küheylân esb-i fetâh bile cerîme verüp sulh olduk. Ammâ Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi tilâvet ederken mehâric-i hurûfun savt-ı sağîr ile edâ olunur, sîn ve şın ve sâd ve zâ ve dâl misillü hurûfların kemâ hüve hakkahu edâ-yı mehâric-i hurûf edemez olduk. Ammâ dişlerim kırdığı yine Seydî Paşa'ya helâl olsun. Yedi küheylân at ve yedi Gürcî gulâm ve iki kîse ve niçe hil‘at-ı fâhire ihsânlarını görmişim, bir sahî, sâhib-i kerem ve gıll [u] gışdan berî ve kîn u kibr u buğz adâvet u hased ü nifâkdan müberrâ bir halûk ve halîm ve selîm ve garîb-dost ve sebük-rûh ve sâde-dil ve saf-derûn ve tevâbi‘ u levâhık-perver, asker-keş ve adüv-küş ve server-i hünerver ve dilâver, er kişi idi. Gerçi ilm u fazîlet u bâhire sâhibi değil idi, ammâ şehbâzlık ile kuvvet-i kâhire sâhibi bir Arab evli Hâtem-i Tây-meşreb deryâ-dil ü hoş-sohbet ve sebük-rûh [u] hoş-ışret 336a merd-i meydân, fârisü'l-hayl, pehlivân ve zekiyyü't-tab‘ [ve] hâkim-i cerrî kimesne idi. Ve cemî‘î menâhîden müberrâ, pâk-i‘tikâd müslim ve muvahhid ve muhibb-i ulemâ ve sulehâ ve muhibb-i guzât-ı müslimîn ve mücâhid-i fî-sebilillahdır. Gerçi herkes ile hüsn-i ülfet içün güler ve oynar ve sarık bozup güleş eder ve murâdı üzre satranc oynarken piyâde yerine şâhı verüp atı fil gibi oynardı. Şahı vezîr yerine verüp "ben sağ olayım" derdi. Bu dahi lâtîfe gûne bir hüsn-i hulku idi. Ammâ cümle ahlâk-ı hamîdesiyle muttasıf olduğundan memdûh şey-i garîb gurebâya at ve bisât ve ihsân u in‘âm edüp çerâğ etmesi ve bây u gedâya ni‘meti dâ’imâ mebzûl olması cümle evsâf-ı cemîlesinden memdûhdur. Hudâ cümle müşkil işlerin âsân ide.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 335b–336a ·
metinde göster ·
âyeti delîldir, ammâ bu tâbût Antakıyye ve Kefirnâhûn ya‘ni Sıfet'e ve şehr-i Mısır'a dâhil olmadığından cümle müfessirîn ve muhaddisîn [ü] müverrihîn bu üç şehr bi'l-ittifâk arz-ı mukaddes değildir, demişler ve bir rivâyetde peygamberler medfûn olduğu yerlere arz-ı mukaddes demişler. Ammâ bu Arz-ı Mukaddes'de Ba‘albek ovasında nehr-i Tenûr ve nehr-i Zâbûl ve nehrü'l-Kelb ve nehr-i Zağzağa ve niçe nehirler vardır ammâ Furât ve Âsî'den gayrî Arz-ı Mukaddes içre cereyân eden nehr-i azîm yokdur. Ammâ nehr-i Furât üzre Arz-ı Mukaddes'e dâhil oldukdan sonra aslâ cisr yokdur. Zîrâ deryâ-misâl sudur, cisr dutmak ihtimâli yokdur. Malâtiyye ve Birecik ve Ca‘ber kal‘aları önünde gemilerle ubûr olunup Birecik'den tâ Bağdâd ve Kurna'ya varınca cemî‘i tüccâr metâ‘ların keleklerle ve gemilerle Bağdâd ve Basra'ya götürürler. Nehr-i amîk sudur ammâ bu nehr-i Âsî kantara kabûl eder. Bir cisri Antakıyye'de ve bir köprüsü bu mezkûr Râstân cisridir kim Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd ve Şâm Halîfesi Nûreddînü'ş-Şehîd ve niçe mülûkler ta‘mîr ü termîm etmişdir. Zîrâ memerr-i nâs ve râh-ı Mısr u Şâm ve Haleb'dir. Bu cisrin Hımıs hâki tarafı kenarında bir bayır üzre Hımıs hudûdunda yüz hâneli bir Arab beledi vardır. Andan ziyâretgâh-ı pîr-i erbâb-ı zevk, şeyh-i ashâb-ı şevk, hâris-i akl u şer‘, ârif-i asl [u] fer‘, şeyh-i esrâr-ı İlâhî, mücâhid-i envâr-ı nâ-metünâhî, eş-Şeyh Bâyezîd-i Bistâmî kuddise sırruhu, ol karye içre bir câmi‘-i azîm ve bir tekye-i kadîm içre münevver bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Tarîk-i (---)(---) ulu sultândır. Yüzden mütecâviz fukarâ-yı bi-etallahları vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cemî‘i Arab u Urbân ve Türkmân ve Ervâm ve ecnâs-ı mahlûkât bu sultâna mu‘tekidlerdir kim ziyâretgâh-ı hâs u âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26b ·
metinde göster ·
Ve eyle bahr-i me‘ânî-i lûgatdır kim bir Arabî kitâbı destine alup cümle terkîblerin Fârisî tilâvet edüp fesâhat u belâğat üzre âb-ı tâb verüp kıra’et eder ve Türkî târîhleri Arabî yâhûd Fârisî lûgatlar ile selâset üzre kıra’et eder. Böyle bir ummân-ı ma‘ârif ve musannif ü mü’ellifdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
… rîz edüp handak içinden nehr-i Furât'ı deverân u cereyân edüp nehr-i Furât üzre
bir araba
ubûr olunur bir cisr-i haşeb inşâ edüp cümle cebehâne vü levâzımâtların kemâkân …
Şehr-i azîm ve belde-i kadîmdir. Sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan el-Melikü'l-Fîhâ Cedallah ibn el-Mütevekkil Alallah binâsıdır. Cezîre-i Dicle'de nehr-i zülâl Furât-ı helâl sâhilinde bender-i sevâd-ı mu‘azzam imiş. Niçe mülûkdan mülûka intikâl edüp niçe kerre imâr ve niçe kerre harâb olmuşdur. Ba‘dehû sene 1040 târîhinde Âl-i Osmâniyân'dan Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in serdâr-ı mu‘azzamı olan Hüsrev Paşa Bağdâd'ı muhâsara edüp bî-feth avdet etdikde bu Hille kal‘asına Hüsrev-i Şîr şîrâne vü dilîrâne gelüp deryâ-misâl askeriyle taht-ı Hille'de serâperde-i Hüsrevânesiyle meks etdikde bu kal‘a-i Hille'yi gördü kim harâbe mü’eddî olmuş ammâ Bağdâd'a bundan rahne irüp zafer bulmak mülâhazasında olup kal‘a-i Hille'ye asker-i deryâ-misâli üşürüp mukaddemâ hâk-i pâk ile mebnî olan sûr-ı üstüvârın müceddeden yine top ve tula ve kerpiç ve kec ve Horasânî ve kireç ile bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn edüp bir handak-ı amîk ü arîz edüp handak içinden nehr-i Furât'ı deverân u cereyân edüp nehr-i Furât üzre bir araba ubûr olunur bir cisr-i haşeb inşâ edüp cümle cebehâne vü levâzımâtların kemâkân müheyyâ edüp üç bin sipâh ve iki bin piyâde yeniçeri ve topçu ve cebeci ve gayrı muhâfazacı kodu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 352a ·
metinde göster ·
… nakkaş altışar atlı hinto arabalar içinde yigirmişer kîse ve on tahta semmûr ve
bir araba
yükü balık dişi ve kâmil bin araba yükü cümle askere beksümât ve hâs ve beyâz e …
Ba‘de'l-ceng-i cidâl Leh kralıyla Sultân Osmân sulh-ı salâh edüp Hotin kal‘asın Leh kralı berâ-yı sulh Sultân Osmân Hân'a miftâhları ve top u kûpleri ve cebehâneleriyle teslîm edüp Osmân Hân dahi Boğdan beğine kal‘a-i Hotin'i ihsân edüp hâlâ bizim Boğdan beği boyarlığında yüz yetmiş pâre köye mâlik bir küçük palanka-misâl kal‘acıkdır. İçinden cümle Boğdan küffârı Paşa'ya alay ile istikbâle çıkup kal‘adan kırk elli pâre hurde toplar atılup şâdumânlar edüp kal‘a-i Hotin altında nehr-i Turla kenârında meks olunup cânib-i erba‘aya yine çarhacılar ve karavullar koyup kal‘a hatmanı ve boyarları Paşa'ya üç bin koyun ve bin sığır ve yüz fıçı bal ve yüz fıçı yağ ve niçe yüz elvân zahîreler ile iki münakkaş altışar atlı hinto arabalar içinde yigirmişer kîse ve on tahta semmûr ve bir araba yükü balık dişi ve kâmil bin araba yükü cümle askere beksümât ve hâs ve beyâz ekmekler ile küheylân Boğdan bârgîrleri hedâyâlar gelüp Paşa ve cümle ağavâtlar ve cemî‘i asâkir-i nusret-me’ser ganîmet oldukda Melek Ahmed Paşa efendimiz eydir,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 39a ·
metinde göster ·
… îllerimiz fürûht edüp bin üç yüz guruş kâr edüp hamd-i Hudâ sehel sebükbâr olup
bir arabamızı
ıhrâk etdik. Ve bu şehir içre cereyân eden nehr-i Saz, Seykel vilâyetinin kıble …
Ve bu şehri murâd [u] merâmımız üzre seyr [ü] temâşâ edüp bir hayli bî-ma‘nâ bâr-ı sakîllerimiz fürûht edüp bin üç yüz guruş kâr edüp hamd-i Hudâ sehel sebükbâr olup bir arabamızı ıhrâk etdik. Ve bu şehir içre cereyân eden nehr-i Saz, Seykel vilâyetinin kıble tarafındaki Nisvan dağlarından bu şehir içre gelüp nehr-i Şamos-ı Sağîr'e mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
"Biz piyâde olup kırılarak taburu feth edüp süfl-i yed kalayız, Allâh'dan revâ mıdır?" deyü cümle piyâde yeniçeriler Tatar askeri üzre ve gayri arabalar üzre hattâ bizim bir arabamız üzre dökülüp cümle Tatarı atlarından yıkup ellerinden esîrlerin alup ve koşlarında ne kadar mâl-ı ganâ’imleri var ise alup Tatar bu hâl-i pür-melâli görüp n’eylesin, bu kadar tüfeng-endâzlar esîr ve mâl-ı ganâ’imlere aç kurd gibi sarıldılar. Tatar da hemân atlarına binüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 24a ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ bu hakîr ü fakîr-i pür-taksîr Evliyâ on üç esîrim ve on iki re’s atım ve bir araba esbâbım ile vücûdum ten-dürüst üzre Demirkapu'yu selâmetle ubûr edüp (---) sâ‘at gidüp sene 1072 mâh-ı Cemâziyeâhir'inıin evâhirinde sıhhat ü selâmetle diyâr-ı İslâm'da olan hâk-i pâk vilâyet-i Tımışvar'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 31b ·
metinde göster ·
… r beşer onar yerde demir çemberlidir. Her topları onar âdem kaldırır ve on topu
bir arabaya
koyup istediği yere götürüp anda demir çemberlerin geçirüp ağaçdan topları atma …
Ve ekseriyyâ kal‘aları Kanije gibi sazlık ve bataklık içinde ağaçdan kal‘alardır, lâkin her biri sedd-i İskender'dir, zîrâ bu diyâr küffârları İsfaç kralından pek havf 129a etdiklerinden kal‘aların metîn ü müstahkem ederler. Ammâ ekseriyyâ topları dişbudak ağacından ve karaağaçdan ve sarma ağacından fıçı gibi yapılmış toplardır kim cümle toplar beşer onar yerde demir çemberlidir. Her topları onar âdem kaldırır ve on topu bir arabaya koyup istediği yere götürüp anda demir çemberlerin geçirüp ağaçdan topları atmağa başlar. Ammâ her top on beşer ve yigirmişer kerre ancak atılır, ba‘zısı üç dörd kerreden ziyâde atılmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b–129a ·
metinde göster ·
Andan aşağı dere içre akan çay kenârında iki tarafı bâğ-ı İremden nişân verir gül-i gülistânlı hadîka-i cihânlardır. Bunda bir araba yükü envâ‘ından güzîde sun‘-ı Hudâ fevâkih-i müsmirâtlar yüklendik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 11b ·
metinde göster ·
… bir akçeyedir ve bir vukıyye koyun eti iki akçeye ve sığır lahmı bir akçeye ve
bir araba
yükü kavun ve karpuz beş akçeyedir.
Lehçe-i mahsûs-ı ıstılâhâtları: Cümle halkı Boşnakdır, ammâ fasîh u belîğ Macarca ve Nemsece bilirler, ammâ Türkçe'yi ol kadar bilmezler. Lâkin hodi sedi bilir gayri kelâm bilmez gâzîlerdir ve gâyet garîb-dost kerem sâhibi halîm ve halûk âdemlerdir. Ve gâyet ganîmet diyârdır. Cümle sahrâsı mahsûldârdır. Ve cümle Sırf ve Bosgak ve Macar re‘âyâları gâyet mutî‘lerdir. Ve bir vukıyye ekmek beyâz ve hâs bir akçeyedir ve bir vukıyye koyun eti iki akçeye ve sığır lahmı bir akçeye ve bir araba yükü kavun ve karpuz beş akçeyedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 16a ·
metinde göster ·
… cünûd-ı cünübleri haçlı peykerleri ve kara şapkalarıyla deryâ-misâl küffâr niçe
bir arabalarıyla
ve alaylarında orman gibi sırıklarıyla ve anların da Tuna üzre niçe bin kayık v …
"Bizim elçi paşaya buyurursanız müşerref olalım" deyü altı atlı bir musanna‘ ve münakkaş hınto araba ve niçe hedâyâlar gelüp bizim elçi paşa birine rağbet etmeyüp hemân kös-i rıhletler çalınup Tata kapudanı değirmenleri cisrinden geçüp cümle asâkir-i İslâm alay alay olup ayak ayak Tata sahrâsı üzre sağ tarafımız nehr-i Tuna üzre cümle firkateler ve zahîre gemileri anlar dahi alay ile bâdbânların ve filandıra ve sancağ u bayrakların küşâde edüp gitmede. Beri tarafda leşker-i İslâm giderken hudûd-ı Alman olacak Sultân Süleymân milleri nümâyân oldu. 44b Ve küffâr elçisinin dahi cünûd-ı cünübleri haçlı peykerleri ve kara şapkalarıyla deryâ-misâl küffâr niçe bir arabalarıyla ve alaylarında orman gibi sırıklarıyla ve anların da Tuna üzre niçe bin kayık ve firkate gemileriyle görünüp kaynaşarak gelmeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 44a–44b ·
metinde göster ·
… arlar. Nîm sâ‘atde bir mûm fitîlini kesmeğe şam‘dânın içinden bir şekl-i mudhik
bir Arab
çıkup mûmun fitîlin elindeki mıkrâs ile kesüp yine şam‘dânın altında pinhân olu …
San‘at-ı ibret-nümâ: Bir gûne mûm şam‘dânı yaparlar. Nîm sâ‘atde bir mûm fitîlini kesmeğe şam‘dânın içinden bir şekl-i mudhik bir Arab çıkup mûmun fitîlin elindeki mıkrâs ile kesüp yine şam‘dânın altında pinhân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
içre tulum gibi şişmiş sarı bir âdem getirüp gözlerinden ve kulakları ve burnu …
Fasl-ı diğer-i kâr-ı acîb-i cerrâhân: Bir gün yine Laslo Kral nâm manastırın dâr-ı şifâsını seyr-i temâşâ ederken vilâyet-i Kallevineli bir üstâd cerrâh ile âşinâ olup sehel Türkçe dahi bilüp andan lisân-ı Talyan'dan ve lisân-ı Nemse'den ba‘zı lugatlar yazarken İstirinye şehrinden bir araba içre tulum gibi şişmiş sarı bir âdem getirüp gözlerinden ve kulakları ve burnu deliklerinden sâfî sarı sarı sular ve cerâhatler cereyân eder bir âdem kim bed râyihadan yanına varılmaz. Hemân cerrâh bu herîf-i istiskâyı görünce,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… arp dişbudak ağaçlarıdır. Hîn-i mahalde bir mesâfe-i ba‘îdeye dördünü ve beşini
bir arabaya
koyup fi'l-hâl meydân-ı ma‘rekede demir çemberlerin geçirüp yigirmi ve otuz ker …
Bu cebehâne içre dağlar gibi ağaç toplar var kim her birine birer âdem sığar ve kırkar ve ellişer ve yüz vukıyye taş atar ağaç topların envâ‘ları var kim hadd [ü] hasrların Hudâ-yı Bîçûn bilir, ammâ cümlesi kara ağaçdan ve palasanta ve dişbudak ve çemşîr ve sarma ağacından toplardır. Niçe bini hâzır ve müheyyâ durup niçe bininin tahtalarında rakam yazılıdır. Çemberleriyle her top tahtaları yığın yığın durur, ammâ kadd ü kâmetleri ol kadar uzun değildir. Gûyâ su varulları tahtası gibi perdâht olup rakamlı tahtalardır, ammâ kalınlığı âdem beli ve ennilikde direk gibi sarp dişbudak ağaçlarıdır. Hîn-i mahalde bir mesâfe-i ba‘îdeye dördünü ve beşini bir arabaya koyup fi'l-hâl meydân-ı ma‘rekede demir çemberlerin geçirüp yigirmi ve otuz kerre atılır. Ba‘zısı on kerre atılup ağzı ve falyası yanar, anı bırağup birin dahi atarlar. Niçe bin aded bu gûne ağaç toplar var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… anîmet şehirdir. Hatta bir at yemi bir kuş gözü akçeye ve bir kuzu on akçeye ve
bir araba
kavun ve karpuz beş peneze bey‘ olunur. Ve cümle re‘âyâsı Macar değildir, kefer …
Bu varoş kal‘anın kıble tarafında bâğlı ve bâğçeli ve müşebbek bostânlı varoş-ı azîmdir kim cümle 14 mihrâbdır. Cümleden Pîrî Paşa câmi‘i, babası Mütedeyyin Paşa câmi‘i. El-hâsıl beşinde salât-ı Cum‘a edâ olunur, mâ‘adâ mahalle mesâcidleridir. Ve cümle iki bin aded kiremit ile mestûr tahtânî ve fevkânî mükellef vâsi‘ sarâylar var. Cümleden ma‘mûr u müzeyyen biri paşa sarâyı bâğ-ı Merâm'dır. Bunda bir hafta sâkin olup murâd [u] merâmımıza erüp cân sohbetleri etdik. Lâkin bu şehrin akar suları yokdur, cümle dörd yerde âb-ı hayât kuyuları vardır. Ve gâyet ganîmet şehirdir. Hatta bir at yemi bir kuş gözü akçeye ve bir kuzu on akçeye ve bir araba kavun ve karpuz beş peneze bey‘ olunur. Ve cümle re‘âyâsı Macar değildir, kefere-i Eflakândır. Bu mahaller gayri Macaristân'dan değildir, Baçka ve Laşka vilâyetleri add olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79a ·
metinde göster ·
… a kavunu ve karpuzu ol kadar latîf ve âbdâr ve hoşhâr olup vefret üzre olur kim
bir araba
kavun ve karpuz bir beşliğe verilir, ammâ kaçan kim nehr-i Moriş tuğyân üzre ge …
Sebeb-i tesmiyesi (---)(---) ve bânîsi Erdel Kralı Afon Mihal'dir. Ba‘dehu sene 958 târîhinde Süleymân Hân vezîri Koca Mehemmed Paşa fethidir. Hâlâ Çanad sancağı hükmünde voyvadalıkdır. Kal‘ası nehr-i Moriş'den azmak olmuş bir batak ve çatak göl kenârında şekl-i murabba‘ bir küçük palankadır kim cirmi ancak bin adımdır. Dizdârı ve seksen aded kal‘a neferi ve Çanad kazâsı nâ’ibi var, gayri hâkimleri yokdur. Ve bir kenîseden vely olunmuş câmi‘i ve iki mescidi ve bir medresesi ve bir tekyesi ve iki mektebi ve bir küçük hammâmı ve bir hânı ve sekiz aded dükkânları ve cümle iki yüz aded tahta örtülü hâneleri vardır. Ammâ müşebbek bostânlarında kavunu ve karpuzu ol kadar latîf ve âbdâr ve hoşhâr olup vefret üzre olur kim bir araba kavun ve karpuz bir beşliğe verilir, ammâ kaçan kim nehr-i Moriş tuğyân üzre gelüp bostânları ve kal‘a yanındaki bata[k]lığı Moriş gark etdikde kavun ve karpuz kıymetli olur. Ammâ gılâlın gûnâ-gûnunun(?) ganîmet bir palanka-i ma‘mûr[dur]. Andan yine kıble tarafına sahrâlarla ve ma‘mûr kurâlar içre kâhîce nehr-i Tise kenârınca 8 sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 82a ·
metinde göster ·
… i ve emrûdu ve lahana ve kavunu ve karpuz[u] eyle vefret ü kesret üzre olur kim
bir araba
kavun ve karpuz iki beşliğe ve bir vukıyye et bir peneze verilir.
Der-vasf-ı hubûbât-ı mahsûlât: Sayf [u] şitâda nebâtât-ı sebzevâtı eksik değildir. Hattâ kılçıksız bir gûne deve dişi buğdayı olup andan Haleb kalkanı kadar beyâz sipov ekmek pişirirler kim gûyâ nûrdur. Üzümü ve eriği ve emrûdu ve lahana ve kavunu ve karpuz[u] eyle vefret ü kesret üzre olur kim bir araba kavun ve karpuz iki beşliğe ve bir vukıyye et bir peneze verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87b ·
metinde göster ·
… -beste dil-haste edüp pâyine iki kat kalın demir neybeler urup karısıyla ikisin
bir araba
içre kayd etdiler. Ve cümle elmâs cevâhirlerin aldılar.
Bâ-husûs Maskov kralının başvezîri olan Sarı Şeremet Vezîr Ban ki anın koynunda üç yüz kıt‘a elmâs ve yetmiş aded dürr-i yetîm incüler ve kırk kıt‘a la‘l-i Bedahşânlar ile esîr olup avrediyle Hân huzûruna getirüp dest-beste dil-haste edüp pâyine iki kat kalın demir neybeler urup karısıyla ikisin bir araba içre kayd etdiler. Ve cümle elmâs cevâhirlerin aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… hûr fîl hortumu gibi sarkmış kırmızı et pâresi burnu üzre durur. Anın kebâbı ve
bir araba
tekerleği âteşinde pişmiş bir şişde pâre pâre koyun kebâbı memdûhdur.
Der-ni‘met-i uzmâ-yı me’kûlât: Her ni‘metleri memdûhdur, ammâ Leh tavuğu nâmıyla meşhûr fîl hortumu gibi sarkmış kırmızı et pâresi burnu üzre durur. Anın kebâbı ve bir araba tekerleği âteşinde pişmiş bir şişde pâre pâre koyun kebâbı memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128a ·
metinde göster ·
… ir gûne hemvâre eti dizerler kim bir zerre yeri birinden taşra dizmezler. Andan
bir araba
tekerleğin kırup kebâb altına te’ennî ile germâ-germ âteş edüp bir gûne kebâb p …
Hattâ kış geceleri 128b cümle vilâyet-i Kırım'da oda sohbetleri edüp niçe gûne helvâlar ve ta‘âmlar ve gûnâ-gûn şarâblar yenüp içilüp eyyâm-ı şitâyı sohbet-i hâs ile geçirirler. Hattâ ol sohbet-i hâs geceleri elli vukıyye gelir bir semîn koyunu kurbân edüp şukka şukka edüp bir demir kebâb şişine ol koyunun lahmını şîşe sancup iki başları ince ortası kalın bir gûne hemvâre eti dizerler kim bir zerre yeri birinden taşra dizmezler. Andan bir araba tekerleğin kırup kebâb altına te’ennî ile germâ-germ âteş edüp bir gûne kebâb pişirirler kim gûyâ ilik olur. Tatar mâbeyninde böyle pişmiş elli vukıyye gelir bir koyun kebâbın yemiş ve yüz vukıyye boza içmiş Tatar çokdur, ya‘nî bunları bir oturuşda bir Tatar yemişdir, tâ bu mertebe latîf ter ü tâze ve nerm kebâb pişirirler kim rub‘-ı meskûnda eyle kebâb pişmek ihtimâli yokdur, ammâ araba tekerleğiyle pişirmek Tatar mâbeynlerinde şartdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128a–128b ·
metinde göster ·
Hattâ fakîr Ak Mehemmed Paşa bir vezîr-i âlî-vakâr iken
bir araba
altına girüp pinhân olmuşken arabayı rûzgâr dönderüp Mehemmed Paşa gücile cân h …
Hattâ fakîr Ak Mehemmed Paşa bir vezîr-i âlî-vakâr iken bir araba altına girüp pinhân olmuşken arabayı rûzgâr dönderüp Mehemmed Paşa gücile cân halâs edüp bir musîbet-i vâveylâ oldu kim haşr [ü] neşrden bir nişân olup nefse nefsî oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b ·
metinde göster ·
… desen ricân geçmeyüp "Elbette çelebiye bin kırbacı uruculardandır. Ölürse sana
bir Arab
alıverir" [derler]. Tâ bu mertebe zabt u rabt eder zengî Arab beği vardır.
"Benim çelebim şöyle kabâhat etdi" deyü çelebi diyerek kovlarsın, beğ dahi bir çavuş gönderüp senin çelebi Arabını senin gözün önünde yıkup beş yü[z], altı yüz yâhûd cürmüne göre bin kırbaç ururken ricâ edüp "Halâs etdim" desen ricân geçmeyüp "Elbette çelebiye bin kırbacı uruculardandır. Ölürse sana bir Arab alıverir" [derler]. Tâ bu mertebe zabt u rabt eder zengî Arab beği vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 233b ·
metinde göster ·
Nâhiyesi (---) aded kurâdır. Gayri hâkimleri ve a‘yânı yokdur, illâ
bir Arab
kadı vardır. Ammâ cümle kasabasının amâristânı üç yüz aded vîrân şekilli ve kir …
Nâhiyesi (---) aded kurâdır. Gayri hâkimleri ve a‘yânı yokdur, illâ bir Arab kadı vardır. Ammâ cümle kasabasının amâristânı üç yüz aded vîrân şekilli ve kiremitli hâne-i vâsi‘lerdir. Ahâlîsi Manya küffârları havfinden şeb [ü] rûz bir (...) üzre oturup niçe kimesneleri gece ile aşağı ovalara gidüp köğlerde yatırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274a ·
metinde göster ·
… bir şeyhü'l-urbânı ki oymak sâhibi bir kavm-i kübâr-ı kibâr-ı Arab idi. Hatâ’en
bir Arab
beğinin gözün bu Cebel-i Elheme çıkar[ır]. Gözü çıkan beğ dahi Hazret-i Ömer hu …
Bunlar on kavimdir kim Mekke-i Mükerreme'de sâkinlerden kavm-i Kureyş kabâ’ili urbânı idi. Hikmet-i Hudâ bunların Cebel-i Elheme nâm bir şeyhü'l-urbânı ki oymak sâhibi bir kavm-i kübâr-ı kibâr-ı Arab idi. Hatâ’en bir Arab beğinin gözün bu Cebel-i Elheme çıkar[ır]. Gözü çıkan beğ dahi Hazret-i Ömer huzûruna gelüp sûre-i (---):
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 353a ·
metinde göster ·
karyesidir. Ba‘zı zamân şâm hâkinde sâkin Âl-i Umûr Urbânı bunları uryân edüp e …
Karye-i Sa‘îr: Yetmiş seksen evli bir Arab karyesidir. Ba‘zı zamân şâm hâkinde sâkin Âl-i Umûr Urbânı bunları uryân edüp emvâl [ü] erzâkların nehb ü gâret edermiş. Bu karyede bir câmi‘ vardır. Câmi‘e muttasıl bir kubbe-i beyâz vardır. Anda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y232b ·
metinde göster ·
… ü mükemmel Urbân hâneleri vardır. Ve halkı gâyet mün‘imdir. Yılda bir kerre her
bir Arab
beş altı bin guruş kâr eder. Ehl [ü] ıyâli ve nisvânları zer-ender-zere müstağr …
Ve bu kal‘adan taşra cânib-i erba‘asında bâğ u bâğçeli âb-ı hayât sulu ve bilâ-hisâb nahl-i hurmâlı ve bin beş yüz mükellef ü mükemmel Urbân hâneleri vardır. Ve halkı gâyet mün‘imdir. Yılda bir kerre her bir Arab beş altı bin guruş kâr eder. Ehl [ü] ıyâli ve nisvânları zer-ender-zere müstağraklardır. Ve merâlî ve gazâli gözlü mahbûb ü mabûbeleri var kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y266a ·
metinde göster ·
… bu üç kapu mâbeyni seksen adım tûlu ve tarz-ı Karahisârî müzehheb celî hatt ile
bir Arabî
kasîde tahrîr olmuşdur kim gûyâ nûr-ı mübîndir. Ve seyyâhân-ı âlem içinde meşhû …
Andan yine harem kubbeleri altından otuz adım şimâle gidüp Bâb-ı Hazret-i Abbâs şarka nâzır yanyana üç muasanna‘ bâb-ı murassa‘dır. Ve sekiz kademe nerdübân ile hareme enilir. Ve tâk revâkı üzre kapunun iç yüzünden Bâb-ı Şeybe'yi geçüp tâ Bâb-ı Bağle varınca bu üç kapu mâbeyni seksen adım tûlu ve tarz-ı Karahisârî müzehheb celî hatt ile bir Arabî kasîde tahrîr olmuşdur kim gûyâ nûr-ı mübîndir. Ve seyyâhân-ı âlem içinde meşhûr-ı âfâk bir müzehheb varrâk hattır. Ve bir kitâbe içinde dahi bu târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y336a ·
metinde göster ·
… katü'l-hâl bir kumsal sırt üzre niçe bin hurmâ ağaçları içinde kırk elli hâneli
bir Arab
kurâsıdır. Ve kuyuları acıdır, ammâ yine hayvânâta nâfi‘dir. Mısırlı Ka‘be'ye g …
Menzil-i Zahrü'l-hımâr: Lisân-ı Arab'da Eşek Arkası demekdir. Hakîkatü'l-hâl bir kumsal sırt üzre niçe bin hurmâ ağaçları içinde kırk elli hâneli bir Arab kurâsıdır. Ve kuyuları acıdır, ammâ yine hayvânâta nâfi‘dir. Mısırlı Ka‘be'ye giderken bunda meks ederlermiş. Ammâ bu mahalde sehel istirâhat edüp yükler çözülmeden kalkup giderken leb-i deryâya gelüp mu‘tâdımız beher gün cânib-i garba gitmek idi. Bu kerre deryâ mâni‘ olup bir körfez sâhiliyle cânib-i şarka gitmek iktizâ etdi. Leb-i deryâ ile sarp taşlık yalçın kayalar dibiyle kâh cümle hayvânât deryâ içre yürüyerek cümle hayvânât ve benî âdem cânlarından bîzâr oldular. Ve iki konak yer olduğundan bî-tâb u bî-mecâl kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y378a ·
metinde göster ·
… zin taleb edüp Mısır içinde bir câmi‘ binâ etmeğe izin alup Kâyid Ezher nâmında
bir Arab
memlûkun bin Mısır hazînesi mâl ile ve elli bin neccâr ve bennâ ve ummâl ve şey …
Lisân-ı Arab'da Kâhire-i Mu‘iziyye dediler. Zîrâ sene 575 târîhinde Sultân Mu‘îzüddîn, Mağrib-zemîn pâdişâhı idi. Mısır pâdişâhı Sultân İhşidiyyûn idi. Melik Mu‘îzüddîn, Melik İhşidiyyûn'dan izin taleb edüp Mısır içinde bir câmi‘ binâ etmeğe izin alup Kâyid Ezher nâmında bir Arab memlûkun bin Mısır hazînesi mâl ile ve elli bin neccâr ve bennâ ve ummâl ve şeyyâl âdemleri Mağrib'den pür-silâh Mısır'a gönderüp Ezher nâm gulâm-ı sâhib-gam câmi‘-i Ezher'e mübâşeret edüp yedi yılda itmâm bulacak mahalde yüz bin asker ile Mu‘îzüddîn Sultân Mağrib-zemîn'den ılgar ile Mısır'ı şebhûn edüp Mısır içinden dahi câmi‘-i Ezher bahânesiyle binâ etmeğe gelen asker dahi hurûc edüp Ahmed bin Alî bin İhşidiyyûn elinden Mısır'ı cebren ve kahren alup yeni Mısır'ı binâ etdi. Anıniçün Mısır'a Kâhire-i Mu‘iziyye derler. Hâlâ Mısır'ın cümle halkı "Yâ Kahhâr" ve "Yâ Kâbız" ismine mazhar olduklarıyçün cümle ricâlullâhı inkıbâz üzeredir. Ve cemî‘i büld[â]n isimleri yâd oldukda Mısır'a Ümmü Dünyâ derler. Ammâ bu Nakrâveş Hazret-i Âdem'den sonra bu Emsûs-ı Mısır'ı eyle ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim tûl-i ma‘mûru üç günlük yol idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y3b ·
metinde göster ·
… i yüz seksen, nefer üç yüz. Cümleden latîf peynirci, Bulak'da Meyyitoğlu derler
bir Arab
âdemi var, anda olan peynir-i gûnâ-gûn bir yerde yokdur ve anda olan cübn-i gan …
Hıref-i cübn-i hâlûm ya‘nî peynirciyân: Dükkân iki yüz seksen, nefer üç yüz. Cümleden latîf peynirci, Bulak'da Meyyitoğlu derler bir Arab âdemi var, anda olan peynir-i gûnâ-gûn bir yerde yokdur ve anda olan cübn-i ganemin lezzeti şâm-ı şerîf karîşesinde yokdur. Gâyet serî‘u'l-hazm cübn-i hâlûmdur. Ammâ Yahûdî peynircileri başkadır, kaç nefer olduğu ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y170a ·
metinde göster ·
… ve ecdâdlarından Hazarî fellâhlarının kâ‘ideleridir kim zikr olunur. Kaçan kim
bir Arab
kızını bir müselmâna vermek murâd edinse kâ‘ide üzre nikâh olunup zifâf sûr gec …
Âbâ ve ecdâdlarından Hazarî fellâhlarının kâ‘ideleridir kim zikr olunur. Kaçan kim bir Arab kızını bir müselmâna vermek murâd edinse kâ‘ide üzre nikâh olunup zifâf sûr gecesi bir vâsi‘ yere bin iki bin akrabâ ve ta‘allukât ve gayrı müte‘allıkât-ı haşerât ol vâdiye cem‘ olup mülûhiyye ve bamya ve kurkâs ve cübn-i hâlûmlar tenâvül olunup bu ziyâfet-i azîmden sonra ba‘de'l-ışâ bu fezânın bir cânibinden bir tâze cüvân yeniçeri başında şâl u serbendi ile ve belinde muhattem kuşak, elinde gümüşlü bıçak, bir elinde nacak, mest [ü] evgâr haykırarak halkı urarak bu kadar âdemleri yararak kimin kovarak ba‘zı eşyâları kırarak meydân-ı mahabbetde dal bıçak mestâne-vâr reftâr u güftâr ederek gelirken ba‘zı âdemler kalkup o dilberin önün alup yüzün bûs edüp bir köşede oturddılar. Meğer bu eşkâlde olan dilber aşkıyâ oğlan gelin imiş. Yine yerinden kalkup "feyn seyyidnâ" deyü feryâd eder. Meğer kocasın arar bulup katl etse gerek. Niçe âdemler ricâ edüp "Mâ fî bâlî yâ aynî" deyüp huzzâr-ı meclisler ile öpüşüp görüşüp çuka dolamasının eteklerin der-miyân edüp çifte bıçakları yerine koyup gider. Meğer bu nâzenîn arûs-ı dünyâ imiş. Ol gidince derhâl dâmâdı bulup getürüp bir köşede esbâb-ı ihtişâmıyle meks eder. Ba‘zı yârânları varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y243b ·
metinde göster ·
… ım topa âteş edince cümlemizi târmâr edüp bizden Burlos dizdârının bir atına ve
bir Arab
kölesine top güllesi isâbet edüp merhûm oldular.
Hakîr dahi elli beş atlı ve katırlı ile varup imdâd edelim, derken filika küffârları alarka olup bize hayli kurşum atdı. Hamd-i Yezdân aslâ isâbet etmeyüp cümle ibâdullâh kenâr-ı bahrda tâze cân bulup gemiden zî-kıymet eşyâların çıkarup taşrada dağlar gibi yığup metrislendiler. Biz dahi bâr-ı sakîllerini taşırken la‘în küffâr tonos elleyerek bir top menzili karîb geldikde yaylım topa âteş edince cümlemizi târmâr edüp bizden Burlos dizdârının bir atına ve bir Arab kölesine top güllesi isâbet edüp merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y343b ·
metinde göster ·
sataşup ele aldık ve atdan yıkup emîr atına süvâr olunca Arab'ı gâyib etdik. He …
Hemân mezkûr emîr ile bir Arab'a sataşup ele aldık ve atdan yıkup emîr atına süvâr olunca Arab'ı gâyib etdik. Hemân on beş mikdârı Urbân yine üzerimize hücûm edüp emîr bir tarafa, hakîr yine şehr içine firâr eyledim, ammâ yaram dahi sovuyup beni helâk ediyor.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·