bir ayağ üzre idi. Cümle vüzerâ ve vükelâ-yı devlet huzûrunda pâdişâh-ı Cem-haş …
Ol gün bir dîvân-ı azîm idi kim bin bir ayak bir ayağ üzre idi. Cümle vüzerâ ve vükelâ-yı devlet huzûrunda pâdişâh-ı Cem-haşmet mübârek kelâm-ı dürer-bârları ile Abaza Paşa'ya hitâb edüp buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 64b ·
metinde göster ·
… ki menim nûr-ı dîdem ve sürûr-ı sînem çığı çığı mirza şâhım sana ber-ayak durup
bir ayak
çakır-ı nâb verir. Anın hatıriyçün ben câm-ı bâde-i lâ‘l-ı fâmı nûş etmeyüp kim …
Ve mine'l-bedâyi‘i'l-münâzarât: Bir gün hân ile cân sohbeti ederken Hân hakîre şarâb-ı nâb teklîf etdi. Bu hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi Hazret-i Alî'nin pâk rûhiyçün bu âna dek anadan müştakk olalı muharremât, mükeyyefât, mu‘âcenât [ve] müskirâtdan bir şey müyesser olmamışdır. Tâ ecdâd-ı ızâmımız Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Mehdî'den berü ecdâdlarımızdan şarâb [u] mükeyyefât yimiş içmiş yokdur. Bizi meclis-i hâssınızda ma‘zûr edüp afv ile mu‘âmele buyurun" deyü ricâ etdim. Hân eyitdi: "Ey birâder-i cân-berâber-i mâ! Gör ki menim nûr-ı dîdem ve sürûr-ı sînem çığı çığı mirza şâhım sana ber-ayak durup bir ayak çakır-ı nâb verir. Anın hatıriyçün ben câm-ı bâde-i lâ‘l-ı fâmı nûş etmeyüp kimin destinden piyâle çekesin. Ohum! Kimden korkarsın?. Eğer Kayser-zemîn şâhından korharsan şâhınız beş aylık yoldadır, eğer hânınızdan korharsan Tebrîz'den Erzurûm kırh konah yerdir. Pes imdi kimden korharsın. Men ki İrân [u] Tûran Şâhının hânlar hânı Kelb Alî Hânım. Güzelce Şâhım böyle kadâğa etdiğim menim Sultân-ı hân-ı hânânlarımdan ve çöreğim çekenlerden kim ki çakır nûş ederse bağrın sınıkdırırım, deyü kadağa ide. Men güzelce şâhın kadağasın sıyup nihâyetince meclis-i ıyş [u] tarab kurup bâde-i nâb, çakır şarâb nûş ederim. Pes sen kimden korharsın, elbette çakır içersin" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Ey güzelce hânım! Sana güzelce şâh şarabı kadağa etdi ise mana Şâhlar Şâhı Pâdişâh niçün nass-ı kâtı‘la âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b ·
metinde göster ·
… derim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî
bir ayak
çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd …
deyü katresin harâm etmişdir. Ol Cenâb-ı Kahhâr'dan korkarım kim cemî‘î mevcûdât-ı ademden vücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi mü’min ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu‘mân ibn Sâbit mezhebinde pâk-i‘tikâd seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem [ü] muhibb-i hânedân-ı merd-i Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i bî-hûş sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma gelüp eydür "Gel gözümin nûrı! Çığı çığı Evliyâ ağam! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz mı ve Pervîz mi ve Alî-yi Yâr'ı mı ve Zevâlîzen mi ve Şehland mı ve Seyf Kulu mı ve Hâl Hân'ı mı bu gulâmlarımın kangısını dilersen sana cabalarım. Kırmızı Murtazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü cümle pençe-i âfitâb [u] nûr-ı mahz gulâmlarıyla sarılup anlar beni, ben anları şarp şarp öperim, ammâ yine Feyyâz-ı Mutlak'dan isti‘ânet taleb ederim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd'efeşânlık edüp yüzüne karşu zartazârlık eder. Keyfiyyet [u] germiyyet-i ıyş [u] nûş-ı İrân-zemîn bu mıdır?" dediğimde hemân Hân depme urarak Hoca Nağdî'yi kaldırdıp başına tomlar urarak ser-i meclisde hâzır etdiler. Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b–302a ·
metinde göster ·
… di. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin
bir ayak
bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fit …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak
bir ayak
üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyiha …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… n seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde
bir ayak
savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuy …
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
Ve dahi bunun emsâli niçe gûne fezâhatlar edüp nâ-hak yire hûn-ı ibâdı döküp Haccâc-ı Zâlim Yûsuf zulümleri oldurdu. Hemân ol gün Kaya Sultân hakîre on kıt‘a mektûblar ile beşyüz altun harc-ı râh verüp "Meded Evliyâm, bir ayak evvel paşama yetiş. Durmasın hemân Kürdistân'a cân atsın. İşte Kudde Kethüdâsı'nı 185b ve Moralı Defterdâr Mustafâ Paşa'sını ve re’îsü'l-küttâbı olan Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'sini ve niçe tevâbi‘lerin dahi çok katl ederler. Ve elbetde paşamı katl etmek içün sa‘âdetlü pâdişâh ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve vüzerâ vü vükelâlar ve Vâlide Sultân ve cümle sipâh ve yeniçeri ocakları paşamın katline İpşir'in hatt-ı şerîf istediğin cümle istimâ‘ edüp "Melek Ahmed Paşa bir sâlih dindâr ve mü’min ü muvahhid, bî-garaz u ehl-i ırz bir vezîr-i dilîrdir. Ne cürm sâhibidir kim anın katline hatt-ı şerîf istersiz, verme pâdişâhım, Melek Paşa bu devlete yine lâzımlı âdemdir. Bir kerre vezîria‘zam ve üç kerre kâ’immakâm-ı mu‘azzam olup cümle kul ile hüsn-i ülfet etdi" deyü cümle kul ayak basup hatt-ı şerîfi İpşir pâdişâhdan alamadı. Ammâ Evliyâ'm, kimbilir bu İpşir Mustafâ Paşa, Melek Paşa kocamın akrabâsıdır, amma akrabâsıdır. Belki bir hâl ile paşacığımun katline nihânîce bir hatt-ı şerîf ala. Ammâ Evliyâm yetiş paşaya, hemân Kürdistân. Ve mansıbı var, acele ile revâne olsun. İsterse sonra Gence'ye ve İrân-ı Nahşivan'a Revân'a sefer etsin" deyü fakîre Kaya Sultân ağlayarak mektûbları elime verüp bir cevâhirli sâ‘at dahi verüp "Şimdi sana yollarda {sâ‘at} pek lâzımdır. Hemân durma" deyü bir semmûr parçası kürk ihsân edüp hakîri ol gice Gümrük Emîni Hasan Ağa'ya gönderdi. Ol gice Hasan Çelebi'yi, Ortaköy'de Baltacı Mahmûd Ağa yalısında Mahmûd Ağazâde Bekir Ağa ile müşâverede imiş, hakîri görüp "Bre Evliyâm hoş geldin" deyüp ayağa kalkup "Gel Evliyâm, seni bu gice yine İslâmbol'a bir işe göndereyim. Gel seninle sehel müşâverem vardır" deyü elime yapışup hücreden taşra halk mâbeyninden çıkup bir pinhân hücrede elime üç kıt‘a mektûblar verüp "Durma yetiş paşaya, işte sana iki yüz altun" dedi ve "Kaya Sultân'dan mektûblar aldın mı?", "Aldım!" dedim. "Durma git, ammâ İzmit şehrine varınca gündüz ve gice ile ulu yollar ile gitme ve menzillere uğrayup sakın at alma. Hemân kendü atlarınla ılgar ile seğirdüp git. İşte sana yüz altun dahi" deyüp beni bir kayığa koyup alarka olacak mahalde "Evliyâ Çelebi, bizim gümrüğe İslâmbol'da uğrayup sandık emînine selâm eyle. Biz yarın İslâmbol'a varımazım" deyü halk arasında o gice hakîri İslâmbol'a gönderme evzâ‘ın edüp hemân hakîr "Nola sultânım?" deyü Ortaköy'den iki yatsı zamânı avanta kayık deyüp akıntı ile baş aşağı akup tarfetü'l-ayn içre Üsküdar'a varup mukaddemâ atların hıfz etdiğim mahall-i ma‘hûdeye varup üç nefer yarar pür-silâh gulâmlar ve beş re’s küheylân atlarım ve Abaza Marşân Yûsuf'u ve Abaza Kamış Mehemmed'i ve Abaza Cumbalı Alî'yi alup yedi aded salt u sebükbâr küheylân atlı pür-silâh âdemler olup nısfu'l-leylde ol şeb-i muzlimde "Tevekkeltü ala'llah" deyüp Çamlıca dağına yedi kişi çıkup ikişer rek‘at namâz kılup Üsküdar şehrinde ve İslâmbol'da medfûn olan erenlerin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp cümle ervâh-ı enbiyâ vü evliyâ ve kutbu'l-aktâb u ümenâ u evtâd ve nücebâ ve nukabâ ü büdelâ ve mecâzibûn u melâmiyyûn ve ricâlü'l-gayb ve birler ve üçler ve yediler ve kırklar ve yüzler ve binler ve binbirler rûh-ı şerîfleriyçün bir Yâsîn-i şerîfe tilâvet edüp rızâ-yı Allah içün savâbın mezkûr ricâlullahların rûh-ı şerîflerine hîbe eyleyüp el yüze sürdük. Hudâ âlim u dânâdır, bu hakîr gûyâ bir zireh-i polâd-ı Nahşivânî giyüp Bismillah deyüp atf-ı ınân-ı esb-i sabâ-sür‘atimizi sür‘at ile cânib-i Van'a sürüp diyâr-ı Van'a revâne olduk. Hudâ-yı Bîçûn yolumuz âsân ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 185a–185b ·
metinde göster ·
… gâfilin başı Kara Hasan Paşa iğvâsıyla İpşir'in size intikâmı var, gâfil mebâş,
bir ayak
evvel Kürdistân'a 192a düşüp bugünden gerü başına asker cem‘ edüp çokluk gâfi …
Bu şehirde paşa efendimize yetişüp Kaya Sultân'ın ve Hasan Çelebi'nin mektûbların verüp kırâ’at etdikde "Bre Evliyâm! Kudde Kethudâ'yı ve Defterdârı ve Mevkûfâtîyi katl etdiler" dedikde, "Belî efendim, katl etdiler", deyü cümle maktûlleri ve mağdûrları ve gaddârları bir bir takrîr edüp kaziyye-i ser-encâmlarımız nakl etdim. Netîce-i kelâm "Efendim, cesedün aşı gâfilin başı Kara Hasan Paşa iğvâsıyla İpşir'in size intikâmı var, gâfil mebâş, bir ayak evvel Kürdistân'a 192a düşüp bugünden gerü başına asker cem‘ edüp çokluk gâfil gezüp minâresi çok şehirlere girmeyelim." dedim. Hemân paşa on aded ağaların beşer kîse ile Engürü ve Kankırı ve Amasiyye ve Çorum ve Merzifon {şehirlerine ağalar} gönderüp sekban ve sarıca cem‘ine gitdiler ve sâ’ir vilâyetlerde sâkin olan paşa efendimiz çerağlarına âdemler gitdiler ve paşa efendimiz hakîre iki yüz guruş ve bir kılıç ve Gürcî gulâmı verüp cümle memlûklarımız sağ ve esen bulup yine haymemiz önünde atlarımız kayd [ü] bend etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 191b–192a ·
metinde göster ·
yolu üzre kodular ve Müftî Ebû Sa‘îd'in hânesin yağma etdiler ve (---)(---) (- …
Derhâl Kaya Sultân'ın Yıldırım kapucusu yıldırım gibi gelüp paşaya at üzre mektûbları verüp eydür: "Sultânım, İslâmbol'da kul gulüvv edüp İpşir Paşa'yı pâdişâhdan alup kellesin kesüp yeniçerilerin Atmeydânı'nda başını bir ayak yolu üzre kodular ve Müftî Ebû Sa‘îd'in hânesin yağma etdiler ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve Kara Murâd Paşa kapudan iken vezîria‘zam oldu." deyü haber getirince,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a ·
metinde göster ·
… dîvân-ı pâdişâhîdir", deyü dokuzar kat 248b mehterhâneler çalınup ba‘dehû bin
bir ayak
bir ayak üzre kat-ender-kat durup çavuşlar alkışlayup, "Şikâyetçi var mı?", dey …
Cümle Kürdistân askeri ve a‘yân-ı Van bu ni‘met-i uzmâ ile def‘-i cîy‘ân eyleyüp "Ba‘de't-ta‘âm ve'd-du‘â vü senâ dîvân-ı pâdişâhîdir", deyü dokuzar kat 248b mehterhâneler çalınup ba‘dehû bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat durup çavuşlar alkışlayup, "Şikâyetçi var mı?", deyince netîce-i merâm yedi kimesnenin gûnâ-gûn da‘vâları dinlenüp şer‘ ile edâ-yı hak olunup yedi kimesnenin katillerine fermân-ı şehriyârî var iken anları kaldırdup kal‘aya fermân edince hemân dîvânda eli kavuşup duranlardan dörd âdem dîvândan firâr edüp üçü dîvânda tepesi üzre ser-nigûn olup sarı‘ dutdular. Meğer bunlar ve firâr edenler Van Paşası Şemsi Paşa oğlu Mehemmed Emîn Paşa'nın Van'a kapanup isyân etmesine bâ‘is ü bâdî olanlardan bu firâr edenler imiş. Der-akab anları keşân-ber-keşân getirüp dîvân-ı pâdişâhîde ba‘de's-subût huccet-i şer‘iyye ile kellelerin tenlerinden cüdâ olup öbir ser-nigûn olup düşen ihtiyârları kal‘aya fermân etdüğünden sonra kapucubaşı hatt-ı şerîfi dîvân-ı pâdişâhîde dîvân efendimiz Gınâyîzâde Alî Efendi destine verüp ol dahi savt-ı a‘lâ ile alâ mele’i'n-nâs kırâ’at edüp yetmiş aded âdemin kelle-i bî-devletleri Dârü's-saltanati'l-aliyyeye fermân olunup yetmiş âdemden kırk beşi anda mevcûd bulunup cümle huzûr-ı paşaya dest ber-kafa kayd [ü] bend ile gelüp cümlenin cürmleri su’âl olunup "Şehrimizi harâb u yebâb etdirüp top güllesiyle hânedânlarımız berbâd etdirüp bu kadar âdem kılıçdan geçmesine bu zorba ve aşkıyâlardır." deyü şehâdet eylediklerinde paşa eydür: "Bugünkü gün pâdişâhımın vekîl-i mutlakı ve serdâr-ı mu‘azzamıyım. Bu yedi âdemi vekâletim hasebiyle âzâd etdim, ammâ bu otuz sekiz âdemin haklarından gelirim. Tiz cellâdlar, kaldırın!" deyü sekban u sarıca bu mücrimleri kaldırup kal‘aya götürdüler. Biri giderken yolda cân verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a–248b ·
metinde göster ·
… âdişâhîdir", deyü dokuzar kat 248b mehterhâneler çalınup ba‘dehû bin bir ayak
bir ayak
üzre kat-ender-kat durup çavuşlar alkışlayup, "Şikâyetçi var mı?", deyince netî …
Cümle Kürdistân askeri ve a‘yân-ı Van bu ni‘met-i uzmâ ile def‘-i cîy‘ân eyleyüp "Ba‘de't-ta‘âm ve'd-du‘â vü senâ dîvân-ı pâdişâhîdir", deyü dokuzar kat 248b mehterhâneler çalınup ba‘dehû bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat durup çavuşlar alkışlayup, "Şikâyetçi var mı?", deyince netîce-i merâm yedi kimesnenin gûnâ-gûn da‘vâları dinlenüp şer‘ ile edâ-yı hak olunup yedi kimesnenin katillerine fermân-ı şehriyârî var iken anları kaldırdup kal‘aya fermân edince hemân dîvânda eli kavuşup duranlardan dörd âdem dîvândan firâr edüp üçü dîvânda tepesi üzre ser-nigûn olup sarı‘ dutdular. Meğer bunlar ve firâr edenler Van Paşası Şemsi Paşa oğlu Mehemmed Emîn Paşa'nın Van'a kapanup isyân etmesine bâ‘is ü bâdî olanlardan bu firâr edenler imiş. Der-akab anları keşân-ber-keşân getirüp dîvân-ı pâdişâhîde ba‘de's-subût huccet-i şer‘iyye ile kellelerin tenlerinden cüdâ olup öbir ser-nigûn olup düşen ihtiyârları kal‘aya fermân etdüğünden sonra kapucubaşı hatt-ı şerîfi dîvân-ı pâdişâhîde dîvân efendimiz Gınâyîzâde Alî Efendi destine verüp ol dahi savt-ı a‘lâ ile alâ mele’i'n-nâs kırâ’at edüp yetmiş aded âdemin kelle-i bî-devletleri Dârü's-saltanati'l-aliyyeye fermân olunup yetmiş âdemden kırk beşi anda mevcûd bulunup cümle huzûr-ı paşaya dest ber-kafa kayd [ü] bend ile gelüp cümlenin cürmleri su’âl olunup "Şehrimizi harâb u yebâb etdirüp top güllesiyle hânedânlarımız berbâd etdirüp bu kadar âdem kılıçdan geçmesine bu zorba ve aşkıyâlardır." deyü şehâdet eylediklerinde paşa eydür: "Bugünkü gün pâdişâhımın vekîl-i mutlakı ve serdâr-ı mu‘azzamıyım. Bu yedi âdemi vekâletim hasebiyle âzâd etdim, ammâ bu otuz sekiz âdemin haklarından gelirim. Tiz cellâdlar, kaldırın!" deyü sekban u sarıca bu mücrimleri kaldırup kal‘aya götürdüler. Biri giderken yolda cân verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a–248b ·
metinde göster ·
bin ayak üzre durup, Âya bu âdemlerin hâlleri neye müncer olur?" deyüp temâşâya …
Ammâ bu dîvânda bin bir ayak bin ayak üzre durup, Âya bu âdemlerin hâlleri neye müncer olur?" deyüp temâşâya gelmişler. Cellâdlarsa kabza-i şemşîri ele alup âmâde olmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
… i guzât-ı müslimîni dîvân-ı vezîre cem‘ edüp mehterhânelere tarralar urulup bin
bir ayak
bir ayak üzre kat-ender-kat olup Malazgird beğinin getirdiği mâl-ı ganâ’imden i …
Ba‘dehû vakt-i zuhur oldukda cemî‘i alây çavuşları ordu-yı İslâm'da olan ümerâları ve gayri guzât-ı müslimîni dîvân-ı vezîre cem‘ edüp mehterhânelere tarralar urulup bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat olup Malazgird beğinin getirdiği mâl-ı ganâ’imden ibtidâ üç yüz aded çadırları ve cümle çerge vü otakları ve niçe hayme vü hargâhları cümle ümerâlara ve a‘yân [u] kibâra ve sâ’ir iş erlerine ve gayrilerin isti‘dâdlarına göre çetr-i mülemma‘lar ihsân edüp Malazgirdli Mehemmed Beğ'e hânın bin münakkaş otağın verdi kim otuz bin guruş değerdi. Ve yedi yüz aded merkeb ü katırları ve iki yüz küheylân hüssân-ı şâtırları ve atları şehîd ü mecrûh olan gâzîlerin mahalline bezl eyledi. Ve hân meterisinde alınan ve kelleleri kesilen âdemlerin mâl-ı ganâ’imleri cümle gâzîyâna taksîm olup cebehâneye müte‘allık olan âlât-ı silâh [u] seyf-i Hûşeng ve bin yedi yüz aded tüfeng-i pür-reng cümle hazîne-i pâdişâhî {içün} zabt olunup cebecibaşıya defter-i pâdişâhî ile teslîm olup toplar ile ve sâ’ir mühimmâtlar ile Taht-ı Van'da gemilere konup Âdilcevâz topları Âdilcevâz'a ve Van topları Van'a gitmek fermân olunup Van'a revâne oldular. İktizâ hasebiyle ancak otak-ı nüh-tâk önünde on pâre darbzen toplar kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 273a ·
metinde göster ·
… müslimîni dîvân-ı vezîre cem‘ edüp mehterhânelere tarralar urulup bin bir ayak
bir ayak
üzre kat-ender-kat olup Malazgird beğinin getirdiği mâl-ı ganâ’imden ibtidâ üç …
Ba‘dehû vakt-i zuhur oldukda cemî‘i alây çavuşları ordu-yı İslâm'da olan ümerâları ve gayri guzât-ı müslimîni dîvân-ı vezîre cem‘ edüp mehterhânelere tarralar urulup bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat olup Malazgird beğinin getirdiği mâl-ı ganâ’imden ibtidâ üç yüz aded çadırları ve cümle çerge vü otakları ve niçe hayme vü hargâhları cümle ümerâlara ve a‘yân [u] kibâra ve sâ’ir iş erlerine ve gayrilerin isti‘dâdlarına göre çetr-i mülemma‘lar ihsân edüp Malazgirdli Mehemmed Beğ'e hânın bin münakkaş otağın verdi kim otuz bin guruş değerdi. Ve yedi yüz aded merkeb ü katırları ve iki yüz küheylân hüssân-ı şâtırları ve atları şehîd ü mecrûh olan gâzîlerin mahalline bezl eyledi. Ve hân meterisinde alınan ve kelleleri kesilen âdemlerin mâl-ı ganâ’imleri cümle gâzîyâna taksîm olup cebehâneye müte‘allık olan âlât-ı silâh [u] seyf-i Hûşeng ve bin yedi yüz aded tüfeng-i pür-reng cümle hazîne-i pâdişâhî {içün} zabt olunup cebecibaşıya defter-i pâdişâhî ile teslîm olup toplar ile ve sâ’ir mühimmâtlar ile Taht-ı Van'da gemilere konup Âdilcevâz topları Âdilcevâz'a ve Van topları Van'a gitmek fermân olunup Van'a revâne oldular. İktizâ hasebiyle ancak otak-ı nüh-tâk önünde on pâre darbzen toplar kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 273a ·
metinde göster ·
… f-i Hazret-i Yûnus'u câmi‘in mihrâbı solunda bir perdeli kapudan içeri girüp on
bir ayak
taş nerdübân ile enilir bir kabr-i müzeyyen ve münevver etmişdir kim âdem derûn …
Ba‘dehû Hicreti'n-Nebeviyye Hazret-i Ömer bu şehr-i Musul'u havâricîler destinden feth etdikde kabr-i Hazret-i Yûnus'u dahi tevsî‘ edüp bir câmi‘-i şerîf inşâ eder. Andan sonra selâtîn-i mülûk-i selefden Sultân (---)(---) câmi‘-i şerîfi müceddeden vâsi‘ edüp kabr-i şerîf-i Hazret-i Yûnus'u câmi‘in mihrâbı solunda bir perdeli kapudan içeri girüp on bir ayak taş nerdübân ile enilir bir kabr-i müzeyyen ve münevver etmişdir kim âdem derûn-ı kubbeye girdikde cümle a‘zâsına lerze ârız olur. Andan ma‘lûmdur kim kabr-i Hazret-i Yûnus Nebî'dir, salavatullah ve selâmuh. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 404b ·
metinde göster ·
… lis hânı oğlumuzda bekâya yetmiş kîse mâlın tahsîline anda olan mataracıbaşıyla
bir ayak
evvel mukayyed olup tahsîl edüp tîzce gelesin, zîrâ getirdiğin emr-i şerîfde ve …
Bir hafta istirâhat edüp bir gün paşa-yı deryâ-dil eydir: "Evliyâm! Ulaklık ile hidmetimizde bulunup bize müjde haberleri getirdin. Sana Bitlis hânı oğlumun mukarrernâmesin ve Zirikî beğinin mukarrernâmesin sana hidmet vermişim. Ale's-sabâh durma, zîrâ vakit ahşamlıdır ve Bitlis hânı oğlumuzda bekâya yetmiş kîse mâlın tahsîline anda olan mataracıbaşıyla bir ayak evvel mukayyed olup tahsîl edüp tîzce gelesin, zîrâ getirdiğin emr-i şerîfde ve mektûb-ı mahabbet-uslûblarda neler tahrîr olunduğun sen bilirsin" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 8a ·
metinde göster ·
… deyü hândan bu gûne imhâlnâme gelince Paşa-yı müdebbir âdemer ile müşâvere edüp
bir ayak
ileri kâfirin Orhay nâm vilâyetine doğru gitmeği ma‘kul görüp,
"Benim karındaşım, hâzır olun, Hacılar Bayrâmı gününde sizinle inşâ’llâh kal‘a-i Hotin altında mülâkat olup andan Rıdvaniçse nâm kal‘adan cenâbınız nehr-i Turla'yı ubûr edüp Leh vilâyetinde cenâbınız ile ve Leh kralı ve Kıraku kıralıyla ve bizim Kardaş Kazağımızla bir olup Rakofçi la‘înin siz ardından ve biz önünden bir hareket edelim, olmaya illâ hayr. Hudâ kerîmdir, âheste hareket edesiz, zîrâ bizim karındaşımız Nûreddîn Sultân'ı kırk bin asker ile Rakofçi'yı aramağa göndermişimdir. İnşâ’llâh Leh içine anlar dahi varup taburdan haber aldıklarında cenâb-ı şerîfinize anlardan haber varır" deyü hândan bu gûne imhâlnâme gelince Paşa-yı müdebbir âdemer ile müşâvere edüp bir ayak ileri kâfirin Orhay nâm vilâyetine doğru gitmeği ma‘kul görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b ·
metinde göster ·
evvel sizin bu Haleb'e amân ile geldiğinizin tedârik meşveretin görelim" dedikd …
Murtazâ Paşa eydir: "Aceb âkilâne hareket etdiniz. Allâhu a‘lem kim siz Hazret-i Hızır'a râst geldiniz yâhûd bir sa‘d sâ‘atde müşâvere edüp Haleb'e geldiniz. İmdi bir ayak evvel sizin bu Haleb'e amân ile geldiğinizin tedârik meşveretin görelim" dedikde, Hasan Paşa ve gayrı ayakdaşı âsî vüzerâlar ve mîr-i mîrânlar eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 71b ·
metinde göster ·
Ve bu deyrin kapusu tarafına rûz-ı mahşerin meydân-ı Arasât'ını tasvîr edüp bin
bir ayak
bir ayak üzre bir helc u melc ve vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ etmiş şek …
Ve bu deyrin kapusu tarafına rûz-ı mahşerin meydân-ı Arasât'ını tasvîr edüp bin bir ayak bir ayak üzre bir helc u melc ve vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ etmiş şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar etmiş kim bir vech ile ta‘bîr ü tavsîfi mümkün değildir. Tâ ki ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince ma‘lûm değildir, ammâ bu hakîr im‘ân-ı nazar ile bu tasvîrât-ı ibret-nümâlara nazar edüp engüşt ber-dehen etdim, ammâ cümleden ziyâde temâşâsında haz etdiğim tasvîr oldur kim şeytân aleyhi'l-la‘ne fakîri ve iblîs-i pür-telbîs ve darrât u züll ü künnes ü vesvâs er-racîm tasvîrlerin birer gûne eşkâl-i garîbe vü acîbe ve ucube bed-lika ile yazup zebânîler bunları bir hâl-i elîm ile azâb eder yazmış kim gören âdemler safâ edüp gülmeden bî-tâb ü bî-mecâl olup hakîr dahi görüp handeler etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106b ·
metinde göster ·
… rin kapusu tarafına rûz-ı mahşerin meydân-ı Arasât'ını tasvîr edüp bin bir ayak
bir ayak
üzre bir helc u melc ve vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ etmiş şekilli tasv …
Ve bu deyrin kapusu tarafına rûz-ı mahşerin meydân-ı Arasât'ını tasvîr edüp bin bir ayak bir ayak üzre bir helc u melc ve vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ etmiş şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar etmiş kim bir vech ile ta‘bîr ü tavsîfi mümkün değildir. Tâ ki ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince ma‘lûm değildir, ammâ bu hakîr im‘ân-ı nazar ile bu tasvîrât-ı ibret-nümâlara nazar edüp engüşt ber-dehen etdim, ammâ cümleden ziyâde temâşâsında haz etdiğim tasvîr oldur kim şeytân aleyhi'l-la‘ne fakîri ve iblîs-i pür-telbîs ve darrât u züll ü künnes ü vesvâs er-racîm tasvîrlerin birer gûne eşkâl-i garîbe vü acîbe ve ucube bed-lika ile yazup zebânîler bunları bir hâl-i elîm ile azâb eder yazmış kim gören âdemler safâ edüp gülmeden bî-tâb ü bî-mecâl olup hakîr dahi görüp handeler etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106b ·
metinde göster ·
… n-ı Hırvadistân kaht [u] galâ yeridir. Askerimiz sizi anda vâsıl etdikden sonra
bir ayak
mukaddem ileri bize bir mektûb-ı mahabbet-uslûbunuz bu cânibe gönderesiz" deyü …
Bu kal‘ada iken Sarhoş İbrâhîm Paşa[dan] mektûblar gelüp, "Benüm oğlum Evliyâ Efendi, Maslovin kal‘asına ve kal‘a-i Virovoniçse ve kal‘a-i Valina'ya giderken elbette Bihke'ye giden âdemlerimiz cümle mâl ile Bihke'den çıkup cenâbınıza ol kal‘alarda buluşurlar ve ol kal‘adan ikişer yüz 160a tüfeng serhad yiğitlerinden almayınca kâfiristân içine girmeyesin. İnşâ’allâh ben de beş yüz aded yarar şehbâz yiğitler gönderi[ri]z, ammâ lutf eyleyüp kâfiristân-ı Hırvadistân kaht [u] galâ yeridir. Askerimiz sizi anda vâsıl etdikden sonra bir ayak mukaddem ileri bize bir mektûb-ı mahabbet-uslûbunuz bu cânibe gönderesiz" deyü mektûb geldikden [sonra] kal‘a-i Brut'dan kalkup bu kerre cânib-i şimâle karavullar ile dağlı ormanlı yerler gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 159b–160a ·
metinde göster ·
atlarında konup göçsün, ammâ içlerinde bizim askerden Çatalbaş Paşa ve Doğancıb …
Melek Ahmed Paşa efendimiz serdâr-ı ekreme eydir: "Ma‘kûl budur, ki bu küffâr ordudan hayli mesâfe-i ba‘îde yerde Kemen Yanoş'un geleceği taraflarda meks edüp bir ayak atlarında konup göçsün, ammâ içlerinde bizim askerden Çatalbaş Paşa ve Doğancıbaşı 25b İbrâhîm Paşa ve Karaman eyâleti gâzîleri ale'l-umûm bile konsun ve kraldan ileri Tatar askeri konup göçsün" dedikde Melek Paşa'nın bu müşâveresine taraf taraf ma‘kûl denildikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 25a–25b ·
metinde göster ·
evvel Kanije kal‘asına Tatar askerin gönderüp sa‘âdetle siz dahi Kanije üzre az …
"El-hükmülillâh Litre kal‘asın küffâr muhâsara etdikde biz dahi asker cem‘ edüp kal‘a-i Litre'ye imdâd yetişdiğimiz mahalde derûn-ı hisârda mahsûr olan guzât-ı acûl acele edüp kal‘a-i Litre'yi küffâra vere ile verüp cümle askeri hâlâ kal‘a-i Uyvar'dadır. Pâdişâh sağ olsun, kal‘a-i Litre'yi sultânımın fermânıyla bu kulun feth etdi ve inşâallâh efendimin devletinde yine ben feth ederim. Hemân devletinde kal‘a-i Uyvar'ı muhâfaza edelim, ammâ sultânım kâfirin Pojon tarafından birkaç diller dutdum. Nemse çâsârının ve Kız kralın ve Danimarka kralının ve Zirinoğlu ve Beganoğlu ve yedi aded hersekler ve on iki aded ban olan segler cümle yüz bin asker ile Kanije kal‘ası üzre gitmeğe turvin ve müşâvere etdiklerinin ve dâr-ı menhûslarından azîm leşker ile Kanije üzre gitdiklerinin sıhhat haberin dillerden alup sultânım bir ayak evvel Kanije kal‘asına Tatar askerin gönderüp sa‘âdetle siz dahi Kanije üzre azîmet buyurmadan hâlî olmayup kal‘a-i Uyvar'da bizi dahi hayr du‘âdan ferâmûş buyurmayasız" deyü Hüseyin Paşa'nın dahi bu yüzden Litre kal‘asına küffârın zafer bulduğu haber-i mûhişi gelince hemân ol ân Sadrıa‘zam-ı sâhib-kıran tuğlar ile sancağ-ı Resûlullâh'ı Belgrad sarâyı havlısına du‘â vü senâ ile çıkarup ve kurbânlar kesilüp sene 1074 Ramazân'ının yigirminci gün cemî‘i ümmet-i Muhammed sâimü'd-dehr iken cümle guzâta iftâr fermân olundukda tiryâkîler Zirinoğlu kâfirine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 139a ·
metinde göster ·
… na koyup atın eğerleyerek gidüp at üstünde ayak üzre namâz kılup kâhîce at üzre
bir ayak
üzre durup kimisi at üzre uyuyup her bir cündîler birer gûne lu‘bedebâzlık ve s …
Andan bu askerin ortasında kırk elli kadar kırmızı şalvarlı cündîler atlar üzre ayakda durarak ve ba‘zısı atlar üzre tepesi üzre durup gûnâ-gûn silâhşorluklar ederek birbirlerine topuzlar atup dutup ve at üzre bağdaş kurup ve diz üzre eğer hânesinde oturup ra‘d-vâr at koşdurup ve atlarının karnı altından girüp öte tarafından çıkup at gerdânına asılup yine ata bilâ rikâb pertâb edüp binüp ve yine at koşdururken atın kolanın çözüp at yıldırım gibi şakıyup giderken eğeri altına alup çıplak at ile koşdururken yine eğeri altına koyup atın eğerleyerek gidüp at üstünde ayak üzre namâz kılup kâhîce at üzre bir ayak üzre durup kimisi at üzre uyuyup her bir cündîler birer gûne lu‘bedebâzlık ve silâhşorluklar ederek ubûr ederlerken küffârlar bu hâl-i sanâyi‘leri görüp âlem-i hayretde kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54b ·
metinde göster ·
… e’ellim olur. Ve bir tarafda meydân-ı Arasât tasvîrâtların gösterüp binbir ayak
bir ayak
üzre bir helc ü melc vâveylâ [ve] vâledâ ve feza‘ u çeza‘ {eder} şekilli tasvîr …
Ammâ üstâd nakkâş yed-i tûlâsını ayân içün bu deyrde bir A‘râf tasvîri etmiş kim bir tarafın gören şâd u handân olur, bir tarafı tasvîrin gören müte’ellim olur. Ve bir tarafda meydân-ı Arasât tasvîrâtların gösterüp binbir ayak bir ayak üzre bir helc ü melc vâveylâ [ve] vâledâ ve feza‘ u çeza‘ {eder} şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar göstermiş kim âdem gördükde vücûdu berk-i hazân gibi dir dir ditrer. Hulâsa-i kelâm bu cennet ve cehennem ve a‘râf tasvîrlerinin evsâfları deryâda katre ve güneşde zerre kadar tahrîr ve tavsîf olunmak mümkin değildir, tâ ki ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeyince olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61a ·
metinde göster ·
Bu iç Manya halkı derbeder ve müflis ve bî-hâsıl olmağın bunda atlarımız ve kendilerimiz açlıkdan hâllerimiz mükedder olup bir ayak evvel Taşra Manya'ya çıkmağa cidd [ü] ihtimâm edüp cemî‘i keferelerinin harâcların suhûletle tahrîr edüp andan yine cânib-i şarka (---) sâ‘at sarp yollar ile bizim Âl-i Osmân kal‘alarından,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 336b ·
metinde göster ·
… l‘ada müte’ehhil kimesne yokdur. Ancak kırk elli oda ve bir câmi‘ vardır. Ve on
bir ayak
nerdübân ile çıkılır. [[(---) (---) (---)]] târîhi budur:
Ve Haleb paşasının hâssıdır. Ve hâkimi subaşıdır. Ve nâhiyesi nâ’ibi vardır. Ve bu kal‘a [[(---) (---) (---)]]. Ve bu kal‘ada müte’ehhil kimesne yokdur. Ancak kırk elli oda ve bir câmi‘ vardır. Ve on bir ayak nerdübân ile çıkılır. [[(---) (---) (---)]] târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y175b ·
metinde göster ·
taş nerdübân ile çıkılır bir câmi‘-i a‘lâdır ve altı tarîk-ı âmdır. Sâfî toloz …
Ve câmi‘-i Mahmûdiyye: Yigirmi bir ayak taş nerdübân ile çıkılır bir câmi‘-i a‘lâdır ve altı tarîk-ı âmdır. Sâfî toloz kemerin iki cânibi dekâkînlerdir. Ammâ câmi‘ kapusu şîrîn ve mahbûb ve küşâde nakş-ı bûkalemûn câmi‘-i rûşendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y186a ·
metinde göster ·
Meydân-ı Arafât meydân-ı Arasâtdan nişân verüp bin ayak
bir ayak
üzre olup gûyâ mahşer günü-misâl (---)(---)(---) kız anaya bakmaduğu mahşer g …
Meydân-ı Arafât meydân-ı Arasâtdan nişân verüp bin ayak bir ayak üzre olup gûyâ mahşer günü-misâl (---)(---)(---) kız anaya bakmaduğu mahşer gününden bir nişân dahi bu Arafât meydânıdır. [[(---) (---) (---)]] Q 131b ile fezâ-yı Arafât beyâz papatya gibi zeyn olup güneş şa‘şa‘asından rûy-i arz beyâz âdem ile münevver olup mihr-i âlem-tâb münevver olup at süheyli ve cemâl süheylinden zemîn ü âsumân ra‘d-vâr gürleyüp sadâları evce peyveste olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319a ·
metinde göster ·
… erba‘ada olan huccâclar yükleri ile gelüp vakfeye durunca karâr ederler. Ve bin
bir ayak
bir ayak üzre kat-ender-kat cümle huccâc at ve cemel ve âdem bir yere cem‘ olup …
Andan Mısır huccâcı üç nevbet nefîr-i rıhletlerin çalup ol dahi deryâ-misâl huccâc ve asker ile Mahmil-i şerîfi getirüp mezkûr soffa üzre Şâm mahmili ile yanyana dutarlar. Tâ ki cânib-i erba‘ada olan huccâclar yükleri ile gelüp vakfeye durunca karâr ederler. Ve bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat cümle huccâc at ve cemel ve âdem bir yere cem‘ olup cebel-i Arafât'ı Y 321b ortaya alırlar. Bu huccâc-ı uryânı dahi cemî‘i Şâm ve Mısır, Arâk, Hicâz askeri pür-silâh olup beş yerden mehterhâneler ve yetmiş yerden kûs-i hâkânîlere turralar urulup bir yerden tekbîr-i Muhammedî sadâsı evce peyveste olup cemî‘i huccâc-ı müslimîn at ve deve ve bagal ve çemender üzre yâhûd piyâde hâzır-bâş olup cebel-i Arafât'ın cânib-i cenûbunda ve garbında ve şarkında âdem deryâsı olup dururlar. Ammâ Arafât'ın garb tarafında durmak a‘lâdır. Zîrâ hatîb cânib-i garbda Kâ‘be'ye müteveccih olup hutbe okuyup yakın isen nasîhat etdüği istimâ‘ olunur. Eğer ba‘îd isen eliyle işâret etdüği ve infidâd mahallinde makra[ma] saldığı görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y321a–Y321b ·
metinde göster ·
… olan huccâclar yükleri ile gelüp vakfeye durunca karâr ederler. Ve bin bir ayak
bir ayak
üzre kat-ender-kat cümle huccâc at ve cemel ve âdem bir yere cem‘ olup cebel-i …
Andan Mısır huccâcı üç nevbet nefîr-i rıhletlerin çalup ol dahi deryâ-misâl huccâc ve asker ile Mahmil-i şerîfi getirüp mezkûr soffa üzre Şâm mahmili ile yanyana dutarlar. Tâ ki cânib-i erba‘ada olan huccâclar yükleri ile gelüp vakfeye durunca karâr ederler. Ve bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat cümle huccâc at ve cemel ve âdem bir yere cem‘ olup cebel-i Arafât'ı Y 321b ortaya alırlar. Bu huccâc-ı uryânı dahi cemî‘i Şâm ve Mısır, Arâk, Hicâz askeri pür-silâh olup beş yerden mehterhâneler ve yetmiş yerden kûs-i hâkânîlere turralar urulup bir yerden tekbîr-i Muhammedî sadâsı evce peyveste olup cemî‘i huccâc-ı müslimîn at ve deve ve bagal ve çemender üzre yâhûd piyâde hâzır-bâş olup cebel-i Arafât'ın cânib-i cenûbunda ve garbında ve şarkında âdem deryâsı olup dururlar. Ammâ Arafât'ın garb tarafında durmak a‘lâdır. Zîrâ hatîb cânib-i garbda Kâ‘be'ye müteveccih olup hutbe okuyup yakın isen nasîhat etdüği istimâ‘ olunur. Eğer ba‘îd isen eliyle işâret etdüği ve infidâd mahallinde makra[ma] saldığı görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y321a–Y321b ·
metinde göster ·
… dâlân cânlar cânânların yüzlerine bakdıkça hayrân olup bin bir ebyât [u] eş‘ârı
bir ayak
üzre okurlar. Hayâl keyfiyyeti var, derler. Ve,
Esnâf-ı şerbetciyân-ı beng [ü] bâde: Rûmeli meydânında dükkân iki. Bengiliği geceden ısladup suyun süzerler ve içine sehel asel-i musaffâ koyup erbâbına kâse kâse satarlar. Nûş eden abdâlân cânlar cânânların yüzlerine bakdıkça hayrân olup bin bir ebyât [u] eş‘ârı bir ayak üzre okurlar. Hayâl keyfiyyeti var, derler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y179a ·
metinde göster ·
… p hatt-ı şerîfi çıkarınca Gavrî dîvânhânesi kat-ender-kat âdem deryâsı olup bin
bir ayak
bir ayak üzre durup sâmi‘înden olurlar.
Derhâl mukarrer ile gelen ağa zer-ender-zer hil‘at-ı pâdişâhîyi boğçadan çıkarup ellerinde dutarlar. Ve hatt-ı şerîfi ve emr-i pâdişâhîyi boğçe-i zerdûzdan çıkarup öpüp başına koyup paşanın eline verir. Paşa dahi öpüp başına koyup dîvân efendisine verir. Ol dahi öpüp başına koyup bismillâh ile tuğra-yı garrâ tahrîr olunmuş mührün bozup hatt-ı şerîfi çıkarınca Gavrî dîvânhânesi kat-ender-kat âdem deryâsı olup bin bir ayak bir ayak üzre durup sâmi‘înden olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y193a ·
metinde göster ·
… şerîfi çıkarınca Gavrî dîvânhânesi kat-ender-kat âdem deryâsı olup bin bir ayak
bir ayak
üzre durup sâmi‘înden olurlar.
Derhâl mukarrer ile gelen ağa zer-ender-zer hil‘at-ı pâdişâhîyi boğçadan çıkarup ellerinde dutarlar. Ve hatt-ı şerîfi ve emr-i pâdişâhîyi boğçe-i zerdûzdan çıkarup öpüp başına koyup paşanın eline verir. Paşa dahi öpüp başına koyup dîvân efendisine verir. Ol dahi öpüp başına koyup bismillâh ile tuğra-yı garrâ tahrîr olunmuş mührün bozup hatt-ı şerîfi çıkarınca Gavrî dîvânhânesi kat-ender-kat âdem deryâsı olup bin bir ayak bir ayak üzre durup sâmi‘înden olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y193a ·
metinde göster ·
… anup sabâh elekden süzüp yeşil reng bir bâde-i beng-i pür-reng bî-ceng olur kim
bir ayak
içen ayağın kande atduğın bilmez. Ve,
Beng-i bâde: Rûm balı ile esrârı ısladup bir gece mayalanup sabâh elekden süzüp yeşil reng bir bâde-i beng-i pür-reng bî-ceng olur kim bir ayak içen ayağın kande atduğın bilmez. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y240a ·
metinde göster ·