… ehl-i beled Rûm'da bir pâdişâh fevt olur derler. Meğer Sultân Osmân Hân asrında
bir dalı
kırılup Osmân Hân Hotin seferinden geldüğü gibi Sultân Osmân üzre kul gulüvv ed …
Menâkıb-ı diğer : Yine bir kerre bu şecerin Rûm tarafından bir azîm dalı kırılup zemîne düşer. Cümle ehl-i beled Rûm'da bir pâdişâh fevt olur derler. Meğer Sultân Osmân Hân asrında bir dalı kırılup Osmân Hân Hotin seferinden geldüğü gibi Sultân Osmân üzre kul gulüvv edüp Osmân Hânı şehîd ederler. Hikmet-i Hudâ Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp kırk bin dizçöken kızılbaşı dendân-ı tîgden 58a geçirüp mezkûr şecerin kırk yerden kanlı su akması alâmeti bu gûne zuhûr etdi. Ve bir haşeb-i azîmi kırılması, Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp Âsitâne-i sa‘âdetine varınca merhûm olması alâmetidir. Bu gûne misâl Mısır'da dahi Cevşî dağında elbette bir pâdişâh merhûm olsa bir azîm dahra-pâre kopar. Bu dahi bir alâmet-i azîmdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Ammâ bu Urfa'daki şecer-i garîbin yedi aded haşeb-i azîmleri var kim yedi iklîm pâdişâhına ve seb‘a-i seyyâreye delâlet ederler, ammâ hâkir dırahtından kanı akdığın görmeyüp, "Gördük" diyen müsinn ü mü’min ve muvahhid u mu‘temed âdemlerin şehâdetiyle tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b–58a ·
metinde göster ·
… elce muzlim şekilli olup hakîrin gözleri karardı. Anı gördüm, meydân-ı külhanda
bir dallı
budaklı kütük zâhir olunca çâşnigîrbaşı eyitdi: "Ey monlâ, yine esb-i sabâ-sür‘ …
Çâşnigîrbaşı, "Nola, düş yanıma!", deyüp alarkadan bu Monlâ Muhammed'in akîbince Hân bâğına vardık. Hemân monlâ-yı merkûm ol at ile bâğın arka kapusundan içeri girüp âlem ağyârdan bî-haber zann edüp külhana doğru girince hakîr piyâde olup üç gulâmım ile anı gördük, atdan aşağı inüp elindeki yılanı çakşırı içine koyup yere çömelüp oturdu. Bir ândan yine çakşırından bir uçkur çıkarup mezkûr uçkuru esb-i lâğarın boğazına bağladı ve bir na‘ra 222a haykırdı ve ol mahal sehelce muzlim şekilli olup hakîrin gözleri karardı. Anı gördüm, meydân-ı külhanda bir dallı budaklı kütük zâhir olunca çâşnigîrbaşı eyitdi: "Ey monlâ, yine esb-i sabâ-sür‘ati külhana bağladın." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221b–222a ·
metinde göster ·
… nice bed ve berekât olur. Bir kerre anı gören andan ibret alup böyle ibret-nümâ
bir dalyan-ı
temâşâgâhdır.
Başka balık kassâbları ve sayyâdları vardır kim şeb [ü] rûz bu kapan ağzın bekleyüp gelen balıkları sayd ederler, zîrâ balık ol dar boğaza gelüp bir dahi dönemez. Agreb ve garâ’ibden san‘at-ı şeytândır ve bir Tuna gemisi gelse mezkûr kapanın iplerin koyverüp 66a gemiler tarfetü'l-ayn içre geçerken meğer ol mahalde fakîr balıklar fürce bulup geçüp Karadeniz'de yaylalara varup yumurta döker, ammâ Karadeniz'den balıklar Tuna'ya gelse giremezler. Gerçi ol tarafda kapan yokdur, ammâ cümle çit ile mesdûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış geldikde bu dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve direkleri dağlar gibi yığılır, zîrâ bu dalyana emîn ağanın yüz kîse masrûfu gider, ammâ beş yüz kîse kâr edüp kal‘a neferâtları ulûfelerin kebe ve keçe ve keraste ve balık ve kazma ve çapa ve kürek verüp haklaşdıkdan sonra kendüye yüz elli ve iki yüz kîse ve yigirmi kîse ve ba‘de'l-harc ve'l-mesârıf beş kîse kalmamış emîn-i medyûnlar vardır, zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ'nın ol mâyide mahlûku kanında nice bed ve berekât olur. Bir kerre anı gören andan ibret alup böyle ibret-nümâ bir dalyan-ı temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b–66a ·
metinde göster ·
… temâşâ ederken hemân bu hakîrin Seyfî nâm bir gulâmım har har soluyarak elinde
bir dalyarak
ile gelüp:
"Asâkir-i İslâmın âyende vü revendesinin ibtidâ-yı intihâsına varınca vâkıf-ı esrâr olalım" deyüp şâhrâh üzre varup cüz’î temâşâ ederken hemân bu hakîrin Seyfî nâm bir gulâmım har har soluyarak elinde bir dalyarak ile gelüp:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
… me'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeğiçün bu şecere-i bâlânın
bir dalı
gölgesini vakt-i zuhurda adımladım. Üç bin kırk beş adım yere bu dırahtın sâyes …
Hattâ bu hakîr ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeğiçün bu şecere-i bâlânın bir dalı gölgesini vakt-i zuhurda adımladım. Üç bin kırk beş adım yere bu dırahtın sâyesi çemenzâr u lâlezâr yere düşmüş idi. Her tarafındaki dallarına zıll-ı himâyeleri hemçünân dahi ziyâde yere düşmedi. Ve dahi bi-emrillâhi te‘âlâ bu dıraht-ı azîm eyle bir eşkâl-i garîbede halk olunmuşdur kim gûyâ her nihâl-i sun‘-ı Hudâsı birer gûne rûha mâlik nûr berk urur ağaçdır. İm‘ân-ı nazar eden bu dırahtı zî-rûh zann eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… edüp anı gördük, eflâke ser çekmiş bir dıraht-ı müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında
bir dal
üzre bir âdem oturup cânib-i erba‘asına âyende vü revende içün nigerân eder. Me …
Sergüzeşt-i men: Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup vakt-i seherde dağlar aşup gitdik. Öyle göründü (---)(---) bir dağdır kim dağ dağ üstüne bâğ-ı koyağdır. Cümle huddâmlarıma ve refîklerime "Cümleniz âletleriniz ile âmâde olun" deyü tenbîh edüp kendü âlemimde at üzre evrâd-ı şerîfem okuyarak ol kûhistân içre iki sâ‘atde Q 4aP 4a ol cebel-i bülendin nısfına urûc etdükde şiddet-i hâr kemâlinde ve hevâ letâfetinde, ammâ sağ tarafımızda berk-i dırahtân üzre yağmur nâzil olmağa başladı. Ammâ gayri cânibde bir katre yağmur alâmeti yok. Hevâya nazar edüp anı gördük, eflâke ser çekmiş bir dıraht-ı müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir dal üzre bir âdem oturup cânib-i erba‘asına âyende vü revende içün nigerân eder. Meğer fakîr herîfin ağaç başında başına yesteh-i bârân-zede ve teşelşül edeceği gelüp ağaç başından tebevvül edüp dırahtların yaprakları üzre nâzil oldukda biz anı yağmur zann etdik. Garîb herîfin bizden aslâ haberi yok. Akl-ı kâsırımız üzere bildik kim bu harâmîlerin dîdebânıdır. Ba‘zı huddâmlarımız,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·
… n‘-ı Hudâ bir turfe ağacdır. Ve sene (---) târîhinde rûzgâr-ı zorkârın zorundan
bir dalı
kırılup Hasan Beşe nâmında bir âdem bulup mezkûr nihâli alup hânesine götürünce …
El-hâsıl sun‘-ı Hudâ bir turfe ağacdır. Ve sene (---) târîhinde rûzgâr-ı zorkârın zorundan bir dalı kırılup Hasan Beşe nâmında bir âdem bulup mezkûr nihâli alup hânesine götürünce hâtûnu bu nihâli âteşe urup râyihasından ol avret ve üç câriye ve üç ma‘sûmları ve civârında olan âdemlerden dırahtın râyihasın şem edenlerden ol mahalde on yedi âdem Q 23b bir demden cân verirler. "Bu ahvâl karîbü'l-ahd oldu" deyü niçe ihtiyâr âdemler şehâdet etdiler. Ol zamândan berü bu dırahtın sâyesine bile varmağa havf ederler. Ve mezkûr Hasan Beşe'nin bir kolu meflûc olup niçe sene felc marazıyla mu‘ammer olup yakın zamânda merhûm oldu, deyü nakl etdiler. Ve bu ahvâl tevâtür üzre meşhûr-ı âfâkdır. Ol ecilden bu dıraht-ı garîbe bir ferd vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y44b ·
metinde göster ·
… ir sun‘-ı Yezdân'dır. Hakîr dahi teberrüken celî hatt ile ol şecer-i müntehânın
bir dalına
,
"Dedelerimizden eyle istimâ‘ ederiz ki bu kal‘a küffâr-ı hâksârda iken bir Mısır gemisin küffâr alup ümmet-i Muhammed esîrleri bu çınârın dibinde kayd-bend ederler. Meğer huccâcın birinde bir kumkuma âb-ı Zemzem var imiş ‘Küffâra nasîb olmasun’ deyü ol hacı bu âb-ı Zemzemi bu çınârın dibine döker. Hikmet-i Hudâ bu çınâr günden güne bu hâle girir ve hâlâ her sene büyümededir" deyü rivâyet ederler. Ammâ Allâhu a‘lem ol Çerkezistân'da ve Irâk-ı Dâdyân'daki kadar mu‘ammer olmamak var. Bu altı yedi yüz yıllık ancak olmak var. El-hâsıl kibâr-ı evliyâullâhın nazarı ta‘allûk etmiş bir sun‘-ı Yezdân'dır. Hakîr dahi teberrüken celî hatt ile ol şecer-i müntehânın bir dalına,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y106a ·
metinde göster ·
Her sene diyâr-ı Mısır'da dişi hûrmânın kalbi ya‘nî beynisi üzre erkek hûrmânın
bir dalın
sokup cimâ‘ etdirirler. Ol sene ol dişi hûrmâ on beş yigirmi salkım hûrmâ verir …
Her sene diyâr-ı Mısır'da dişi hûrmânın kalbi ya‘nî beynisi üzre erkek hûrmânın bir dalın sokup cimâ‘ etdirirler. Ol sene ol dişi hûrmâ on beş yigirmi salkım hûrmâ verir. Eğer böyle cimâ‘ etdirmeseler hûrmâ vermez. Ve hûrmâ ağacı ayda bir hayız görür. Âdem gibi beynisi vardır, anı kat‘ etsen hûrmâ kurur, ammâ gayrı dalların kessen dahi serâmed olur. Ve hûrmâ beynisine kalbü'l-belah derler, gâyet lezîz ve mukavvîdir. Mısır'da cimâ‘dan kalmış âdemler isti‘mâl edüp ol gece ehlini hayli müsta‘mel edüp bîzâr eder. Bir gûne beyâz katı peynir gibi süd lezzetinde bir gûne lezîz şeydir. Nahl-i hûrmânın tâ depesindeki dalları içindeki iliflerin mâbeyninde olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b ·
metinde göster ·