{Hikâye-i münâsib}: Bir kerre Yıldırım Hân, cümle ulemâya gazab edüp cümlesin
bir dama
doldurup âteşe yakmak ister, üç gün üç gece niçe bin âdem ricâ eder, ricâları k …
{Hikâye-i münâsib}: Bir kerre Yıldırım Hân, cümle ulemâya gazab edüp cümlesin bir dama doldurup âteşe yakmak ister, üç gün üç gece niçe bin âdem ricâ eder, ricâları kabûl olmayup ulemâ yakmağa dağlar gibi odun yığılmada. Âhir mezkûr Kör Hasan tebdîl-i câme bir gorona kıyâfetli ve bir mitrepolid kıyâfetli bir papas olup Yıldırım Hân huzûruna varup göründükde Yıldırım Hân gülmeden bî-tâb olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210b ·
metinde göster ·
… um, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi
bir damdan
bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî …
Gerçi şiddet-i şitâdan bâğı ve bâğçesi yokdur, amma Paşa sarâyında gül bâğçesi ve Hacı Murâd bâğı gülistânı ve Kefeniğnesioğlu güllüğü ve Bedros bâğı güllüğü ve niçe gül bâğları dahi vardır. Ammâ bu zikr olunan bâğların mutabbak gülleri meşhûrdur. Câbecâ kış elması ve ahlâd emrudu vardır, ammâ gayrı meyve aslâ olmaz. Lâkin mesîregâhlarında ve gül bâğlarında dıraht-ı kavak ve bîd-i sernigûnları firâvândır. Gayrı eşcâr-ı müsmirrâtı olmaz. Kışı katı olduğundan iki ayda ekerler ve biçerler ve secc edüp döğerler ve ale'l-fevr der-anbar ederler. Bizim senemizde atlar mâh-ı temmûzda çayırda iken bir ra‘d u berk u dipi vü boran ve bârân yağup cümle atlar boşanup Erzurûm sahrâsında olan Umudum köyüne ve Kâne ve Gez köyüne varınca atlar serseri gezdiler. Böyle şitâsı şedid olur. Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe "Kanden gelirsin?", derler? "Berf rahmetinden gelirim", der. Ol ne diyârdır, derler; sovukdan "Ere zulüm" olan Erzurûm'dur, der. "Anda yaz olduğuna râst geldin mi", derler? Derviş eydür: "Vallahi on bir ay yigirmi tokuz gün sâkin oldum, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde mezkûr kedinin donu çözülüp mırnav deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe-i darb-ı meseldir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bir âdemin eli yaş iken bir demir pâresine yapışsa derhâl müncemid olup elinden demir ve demirden eli kopmak ihtimali yokdur. Âhenden eli bin âh-ı serd ile halâs ederse eli ayasının sehl derisi âhiyle âhende kalır. Bu şiddet-i şitâyı diyâr-ı Azak'da ve Deşt-i Kıpçak'da erba‘în ve zemherîr geçirdik, böyle keskin kış görmedik. Ammâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Yine böyle şitâ iken bâğ u bâğçesi olmayup cümle meyvesi iki konak yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve zerdâlüsü ve kaysısı ve üzümü okka bir akçedir. Ve birer araba kavunu ve karpuzu on akçeyedir. El-hâsıl me’kûlât cihetinden lâ-nazîr şehr-i bî-bedeldir. Lâkin odunu yokdur, cümle dağlar uryândır, ammâ hikmet-i Hudâ odunı dahi ucuzdur. İki konak yerde (---) dağlarından gelüp gürân derler gemi direkleri olup kaddi kırk arşındır. Kırk akçeye verirler. Anı yakup def‘-i şitâ ederler ve develer ile pelid ve meşe odunları dahi iki konak yerde (---) dağlarından gelir. Bir deve yükü odunu otuz akçeye verirler. Paşanın odunun gümrüğe gelen cümle kârbân develeri birer sefer odun götürürler, kanûndur. Başka odun ağası vardır, ammâ re‘âyâlarının koyunları ve sığırları çok olmağıla fukarâlar sığır tezeği yakarlar. Fukarâ re‘âyâlarının cümle ocakları evlerinin ortasındadır. Cânib-i erba‘alarında hayvanları durup hâneleri hammâm gibi olur. Tennûrlarında herîseleri ve ekmekleri pişmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288b ·
metinde göster ·
… alkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan
bir dama
pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde …
Gerçi şiddet-i şitâdan bâğı ve bâğçesi yokdur, amma Paşa sarâyında gül bâğçesi ve Hacı Murâd bâğı gülistânı ve Kefeniğnesioğlu güllüğü ve Bedros bâğı güllüğü ve niçe gül bâğları dahi vardır. Ammâ bu zikr olunan bâğların mutabbak gülleri meşhûrdur. Câbecâ kış elması ve ahlâd emrudu vardır, ammâ gayrı meyve aslâ olmaz. Lâkin mesîregâhlarında ve gül bâğlarında dıraht-ı kavak ve bîd-i sernigûnları firâvândır. Gayrı eşcâr-ı müsmirrâtı olmaz. Kışı katı olduğundan iki ayda ekerler ve biçerler ve secc edüp döğerler ve ale'l-fevr der-anbar ederler. Bizim senemizde atlar mâh-ı temmûzda çayırda iken bir ra‘d u berk u dipi vü boran ve bârân yağup cümle atlar boşanup Erzurûm sahrâsında olan Umudum köyüne ve Kâne ve Gez köyüne varınca atlar serseri gezdiler. Böyle şitâsı şedid olur. Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe "Kanden gelirsin?", derler? "Berf rahmetinden gelirim", der. Ol ne diyârdır, derler; sovukdan "Ere zulüm" olan Erzurûm'dur, der. "Anda yaz olduğuna râst geldin mi", derler? Derviş eydür: "Vallahi on bir ay yigirmi tokuz gün sâkin oldum, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde mezkûr kedinin donu çözülüp mırnav deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe-i darb-ı meseldir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bir âdemin eli yaş iken bir demir pâresine yapışsa derhâl müncemid olup elinden demir ve demirden eli kopmak ihtimali yokdur. Âhenden eli bin âh-ı serd ile halâs ederse eli ayasının sehl derisi âhiyle âhende kalır. Bu şiddet-i şitâyı diyâr-ı Azak'da ve Deşt-i Kıpçak'da erba‘în ve zemherîr geçirdik, böyle keskin kış görmedik. Ammâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Yine böyle şitâ iken bâğ u bâğçesi olmayup cümle meyvesi iki konak yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve zerdâlüsü ve kaysısı ve üzümü okka bir akçedir. Ve birer araba kavunu ve karpuzu on akçeyedir. El-hâsıl me’kûlât cihetinden lâ-nazîr şehr-i bî-bedeldir. Lâkin odunu yokdur, cümle dağlar uryândır, ammâ hikmet-i Hudâ odunı dahi ucuzdur. İki konak yerde (---) dağlarından gelüp gürân derler gemi direkleri olup kaddi kırk arşındır. Kırk akçeye verirler. Anı yakup def‘-i şitâ ederler ve develer ile pelid ve meşe odunları dahi iki konak yerde (---) dağlarından gelir. Bir deve yükü odunu otuz akçeye verirler. Paşanın odunun gümrüğe gelen cümle kârbân develeri birer sefer odun götürürler, kanûndur. Başka odun ağası vardır, ammâ re‘âyâlarının koyunları ve sığırları çok olmağıla fukarâlar sığır tezeği yakarlar. Fukarâ re‘âyâlarının cümle ocakları evlerinin ortasındadır. Cânib-i erba‘alarında hayvanları durup hâneleri hammâm gibi olur. Tennûrlarında herîseleri ve ekmekleri pişmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288b ·
metinde göster ·
deyüp Müveylih nâm bir kal‘aya düşüp anda bir kaç gün ikâmet bulup bir beddîyeye gömlek ile elinde bir nobut ile azm-i Mısır deyüp bir refîk dahi kendi tabî‘atine münâsib "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" fehvâsınca bir refîk-ı yâr-ı sâdık bulup iki kişi deşt-i hâmûn çölistân budur deyü kat‘-ı menâzil ederken bir gün bunlara üç Arab at bırağup "Işlâh yâ arsate Karamânî" deyüp arkalarında olan kamîsların almak ister. Seydî eydür "Rûh annî yâ arsa hayyâl" dedikde Arabın biri Seydî'ye sinân havâle edince hemân Seydî cüst ü çâpük ve çâlâklık edüp bir san‘at ile Arabın elindeki cıdası zerkinden rehâ bulup Arabın kellesine eyle bir nobut-ı kavvâsî urur kim Arabın kellesi Adana kabağı gibi hor olup tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o bir iki Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün dahi kellele- 335a -rin bedenlerinden cüdâ edüp üç aded urbânın esbâbların Seydî ve refîki olan Seydî Alî giyüp at sâhibi ve silâh sâhibleri olup bir atı dahi yedeklerine alup yigirmi yedi gün Urbân ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kitâl ederek iki yiğit on bir re’s Arab küheylânı kısraklar ile Mısır'a geldiği hâlâ dâstân-ı dûstândır. Kaçan kim bu Seydî Paşa bu çöl-i çölistânda Urbânlar ile ceng [ü] cidâlin ve Bahr-i Kulzüm'de gark olup çekdiği âlâm-ı şedâ’idin ve Kasîre kal‘ası altında Abâbide Arabıyla cengin ve Elvâhât altında Za‘ğâ‘ Urbânıyla harb [u] kıtalin nakl etdükde âdemin aklı giderdi. Ba‘dehû Mısır'da (---)(---) hizmetinde olup Sultân İbrâhîm Hân'a Mısır cündîleri lâzım oldukda emr-i şerîf ile (---) Paşa on iki aded cündîler ile der-i devlete bu Seydî Paşa'yı İbrâhîm Hân'a gönderüp ibtidâ Harem-i hâsda seferliye, andan haftân altı ta‘bîr etdükleri mertebeye kadem basup andan nâm [u] şânıyla Hâsodaya girüp niçe kerre cirîdinin darbından ba‘zı cündîler hasm olup helâk oldular. Bir gün İbrâhîm Hân: "A Seydî! Benim musâhiblerime sakın cirid vurma" buyururlar. Seydî eydür: "Valaha pâdişâham! Onlar beni vururdur. Beni de onları hap vururdur. Cilîde horta yokıdır. Onlar beni baş vurursa, ben onları diş vurur" deyü Abazaca lehce-i mahsûsiyle kelimât etdiğinden İbrâhîm Hân bin altun ve bir semmûr hil‘at-i fâhire ihsân edüp masıtcıbaşı mertebesinde bıçaklı olur. Hikmet-i Hudâ bir gün Çemensofa nâm meydân-ı ma‘rekede cirît oynarken musâhib-i şehriyârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin avlayup cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye atamadan cirîd urunca hemân Seydî ana dahi at yıkup dizgin aşrı bir cirîd-i haşeb-meşe-i pür-endîşe tarb ederse ol dahi atının tırnağına ser-nigûn [ve] ser ber-zemîn olup âbdestsiz secde edüp hele ânî çehresinde ansız meyyit-i müteharrik kaldırup Sarây-ı hâssa timarhânesine götürdüklerinde hemân Sultân İbrâhîm Hân gazab-âlûd olup "Tiz Seydî'yi dahi bu meydânda atından yıkup katl edin" deyü fermân edince huzzâr-ı meclisde olan musâhib-i munsıflar eydür "Pâdişâhım! Hâlâ Seydî at üzre, başı kaba gözleri kızarmış ve ejder-i heft-sere dönmüş, el gaddâreye urmuş ve uyluğunda on iki nîze-i Dahhak'dan nişân verir hıştları dizmiş. Şimdi bir ânî katl edin deyince anı bu mahalde atından bin âdem indiremez. Çok âdem helâk edüp huzûr-ı pâdişâhîde çok bednâmlık olur. Pâdişâhımdan ricâ ederiz, bir damla kanın afv edüp ba‘de zamân hakkından gelesiz" deyü ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olmayup yine Sultân İbrâhîm Hân dibelik âteş-pâre olup "Benim huzûrumda musâhiblerim öldürdü. Ben anı sağ kor muyum? Husûsan tenbîh etmişim kim benim musâhiblerimi vurma demişim", "Pâdişâhım! Bu meydân-ı ma‘reke(d)e musâhib yüsâhib yeri değildir. Âr meydânı değildir, er meydânıdır. Bunda vuran, vurulan, ölen öldürülen birdir, kânûn-ı Âl-i Osmân budur ve bu cirîd cenginden bir şu’bedir" deyü niçe gûne hüsn-i ta‘bîr ve tevcîhler etdiklerince hünkâr musırr olup "Elbette katl edin" deyince beri tarafda Seydî'nin muhibb-i sâdıkları dilsiz işâreti edüp hemân Seydî at boynuna düşüp Çemensofa'dan firâr edüp Hâsâhûr kapusundan taşra çıkup andan Bâb-ı Hümâyûn'u çıkup şehr-i azîm İslâmbol içre güm-nâm olup bir köşede karâr edüp niçe musâhibler ricâ edüp bir kaç günden sonra Sarây-ı hâsdan Çâşnigîrbaşı pâyesiyle Sarây-ı hâsdan çıkmış oldu. Andan Budin'de Siyâvuş Paşa'ya gidüp Sametorna sancâğın ihsân edüp Kopan sancağı nevâhîlerinde ve Balatın gölü kenarında kal‘a-i Fok ve kal‘a-i Kemînvar ve kal‘a-i Ekrivar küffârının Zerrinoğlu ve Yeganoğlu küffârlarıyla şeb [u] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl edüp Orta Macar diyârına vâveylâ salup şebhûnlar ile dâr-ı diyârlar ve dârü'l-bevârların harâb u yebâb edüp güzîde Macar dilîrleri ve kapudanların esîr edüp kâfiristân Hıristiyânlarına mâtem salardı. Ba‘dehû Üstolni-Belgrad sancağına mutasarrıf olup tâ nehr-i Raba ve nehr-i Rayçe kenarlarına varınca çapgunlar salup mâl-ı ganâ’imler alup kal‘a-i Tata ve kal‘a-i Papa ve kal‘a-yı Pirespirim ve kal‘a-i Çobaniçe ve kal‘a-i Ni‘met-i Uyvar ve kal‘a-i Senmartin ve kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Komran nevâhîlerden aslâ bir küffâr baş çıkarmağa kâdir olmayup Nemse Çasarı bir kaç kerre "Sulha muğâyir Seydî Paşa iş eder" deyü der-i devlete arz etdi. Âhir kâfirin Pirespirim kal‘asının kapudanıyla hasm olup Üstolni-Belgrad'ın ale'l-gafle yetmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı telli yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre pusuya koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-tâb kulle-i felekden baş gösterdikde kal‘a kapusu, küşâde olunca kal‘a kapudanı kal‘a kapusunun iç yüzünde elinde asâsıyla niçe yüz kâfir karşusunda el kavşurup sabâh dîvânında hükm-i hükûmet ederken hemândem Seydî Paşa handak üzre cisrden at koparup kapudana bir hışt-ı pehlivânî ile urur kim terzi iğnesi atlâsdan güzer eder gibi kâfirin sîne-i pür-kînesinden geçüp sâ’ir küffârlar derûn-ı kal‘aya firâr edüp beş atlı kal‘a içre meymene ve meysere küffârları kırarak kapudanın başın Seydî kesüp ve on yedi kelle dahi kesüp bî-bâk ü bî-pervâ kal‘adan taşra çıkup giderken kal‘adan toplar atılup cümle küffâr atlanup üç yüz mikdârı küffâr Seydî Paşa'yı kovarak Seydî pusuyu geçince kemîngâhda olan altmış beş nefer gâzîler bir ağızdan "Allah Allah" deyüp üç yüz kâfire kılıç korken Seydî dahi gerü dönüp "Koma kurdum" deyü üç yüz kâfirden yüz ellisini dendân-ı tîğdan geçirüp ellisi firâr edüp yüz aded kâfirleri üç aded kapudanlarıyla kayd-bend esîr edüp mürdelerin âlât-ı silâhlarıyla ve küheylân katana Sene Martin atlarıyla ertesi ale's-sabâh kal‘a-i İstolni'ye dâhil olup ertesi Siyâvuş Paşa'dan bir semmûr hil‘at-i fâhire ve bir çeleng ve bir murassa‘ zeynli at ve üç kîse nakd-i murâd ihsân geldi. Günden güne Seydî Paşa serhadd-i Kanije'de ve Budin ve Egre'de iştihâr bulup nâmdâr oldu. Bu Pirespirim kapudanın ve bu kadar küffârı kırdığın Nemse Çasarı pâdişâha bildirüp gördüler kim sulha mugâyir Seydî işler ediyor. Ammâ ne çâre, âhir sene (---) târîhinde Revân tarafında kızılbaşın isyân [u] tuğyâna müte‘allık işleri şâyi‘ olup Sadrıa‘zam Sâlih Paşa, Defterdârzâde'ye eyâlet-i Erzurûm'u ve Seydî Ahmed Paşa'ya İspir-Tortum sancağın ihsân edüp Acem serhaddinde ne işlerlerse işlesinler deyü istimâletler verilüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-azamet Sultân İbrâhîm Hân, Seydî Ahmed Paşa'nın defter-i cerâyimine nazar etmeyüp huzûrunda musâhiblerin katl etdüğünü afv edüp bir kîse altun ve bir otâk-ı nüh-tâk ve on katar-ı katır ve on katar şütür bariyle ihsân edüp tuğ ve tabl [u] alemlerin mücedded hazîneden cümle levâzımâtın ve yedi küheyl at bisâtlarıyla yedek atların ihsân edüp "Beni sevenler Seydî Paşa'ma ri‘âyet eylesiz" deyüp Seydî Paşa'ya hayr-du‘â edüp arkasın İbrâhîm Hân yepeleyüp "Yürü Allah işin onara, göreyim seni. Acem serhaddinde niçe gazâlar edersin" deyü Tortum sancâğına gönderüp Üsküdar'a çıkdıkda cümle vezîr ü vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr-ı İslâmbol'dan ol kadar bisât u mal [u] menâl geldi kim Seydî Paşa bir vezîr dârâtı kadar azamet [u] dârâta mâlik olup mükemmel kapusuyla kat‘-ı menâzil Tortum sancâğına gidüp kal‘a-i Şuşik gazâsında ve Gönye ve Mikrilistân fütûhâtlarında cihân cihân görüşüp rûz-merre cemî‘î ahvâline vakıf-ı esrâr idim. Zîrâ Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz kendüyi gâyetü'l-gâye sevip Tortum sancağına göndermeyüp ekser evkâtda Seydî Paşa ile sohbet-i hâs edüp mâh-be-mâh birer kîse ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık kesb edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b–335b ·
metinde göster ·
… ir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı
bir dama
dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… karyedir. Anda Şeyh Şâmizâde Şeyh Abdullah medfûndur, ammâ ma‘mûr kabri yokdur,
bir dam
altında âsûdedir, tekyesi yokdur. Andan yine şimâle 6 sâ‘atde,
Menzil-i karye-i Kurbağlı: Kankırı hâkinde, Kal‘acik nâhiyesinde iki yüz hâneli, câmi‘ ve mesâcidli ve bâğ u bâğçeli, mezâri‘leri vâfir, hayr [u] berekâtları mütekâsir bir karyedir. Anda Şeyh Şâmizâde Şeyh Abdullah medfûndur, ammâ ma‘mûr kabri yokdur, bir dam altında âsûdedir, tekyesi yokdur. Andan yine şimâle 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a ·
metinde göster ·
… oğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle
bir damda
kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden h …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… kebe geymeğe ve bir fahfara nân pâre yemeğe kâ’ilim. Hemân murg-ı cânım âzâd ve
bir damla
kanımla cânım âzâd ve şâd olsa hayât-ı câvidân bulurdum" dedikde Murtazâ Paşa e …
Bu ebyât-ı belîğin mefhûmları üzre abâ ve kebe geymeğe ve bir fahfara nân pâre yemeğe kâ’ilim. Hemân murg-ı cânım âzâd ve bir damla kanımla cânım âzâd ve şâd olsa hayât-ı câvidân bulurdum" dedikde Murtazâ Paşa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 73b ·
metinde göster ·
… zı bu kurâlardan hâsıl olur, gayri kurâlarda olmaz. Her kimesnede bir çiğnem ve
bir damla
çiğ sakız bulunsa, katl ederler, yâ tecrîm ve ta‘zîr ederler.
Ve bu cezîre beş yüz akçe şerîf mevleviyyetdir. Ammâ pâyede ednâdır. Ve nevâhîleri hîn-i tahrîrde iki nev‘ üzre tahrîr olunmuşdur. Bir bölüğü yigirmi beş pâre mîrî kurâlardır kim rûy-i zemîne cemî‘i mastaki sakızı bu kurâlardan hâsıl olur, gayri kurâlarda olmaz. Her kimesnede bir çiğnem ve bir damla çiğ sakız bulunsa, katl ederler, yâ tecrîm ve ta‘zîr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y56a ·
metinde göster ·
… âsı sakız kurâlarıdır. Sakızı tahsîl edüp emîne yemîn ederek teslîm ederler kim
bir damla
sakız sonra bulunursa katl ederler, zîrâ cümlesi mîrîdir. Ammâ akçesin her re‘â …
Anların yigirmi beş kurâsı sakız kurâlarıdır. Sakızı tahsîl edüp emîne yemîn ederek teslîm ederler kim bir damla sakız sonra bulunursa katl ederler, zîrâ cümlesi mîrîdir. Ammâ akçesin her re‘âyâ emînden alup harâclarına verirler. Emîn dahi bu sakızları cem‘ edüp Sakız hazînesile pâdişâha gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y61b ·
metinde göster ·
… birer hîle ile dâma düşürüp vâdîlere sığmayan sübû‘ları dâm-ı belâ ile kamışdan
bir dam
içinde habs etmişlerdi. Hakîr eyle mehîb sübû‘lar görmemiş idim.
Bu kal‘adan Habeş tahtı olan şehr-i Musova cânib-i şimâle kâmil yigirmi germe konakdır, inşâallâh mahallinde terkîm olunur. Her menzili çöl çölistân ve berr ü beyâbân arslan ve kaplan ve fîl [ü] gergerdân ve zurnapâ ve ceyrân ve kepçe kuyruğ ve kûsfend-i beyâbân ve ukâb ve su‘bân ve elvân elvân hımârân-ı berrîler ve mahûf u vahşî canavarlar ile mâl-â-mâldir. Hattâ bu Sây kal‘asında üç aded arslan var idi, Hudâ âlimdir herbiri fîl cüssesinde siyâh esedler idi, herbirin birer hîle ile dâma düşürüp vâdîlere sığmayan sübû‘ları dâm-ı belâ ile kamışdan bir dam içinde habs etmişlerdi. Hakîr eyle mehîb sübû‘lar görmemiş idim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y393b ·
metinde göster ·