Ammâ Süleymân Hân asrında bir akçe bir dânk olup dördü
bir dirhem
gelir hâlisü'l-ayâr râyic fadda idi ve yüz altun yüz on sekiz dirhem gelirdi. B …
Ammâ Süleymân Hân asrında bir akçe bir dânk olup dördü bir dirhem gelir hâlisü'l-ayâr râyic fadda idi ve yüz altun yüz on sekiz dirhem gelirdi. Bu dakîka üzre masârıf-ı hayrâtı Hudâ bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46b ·
metinde göster ·
… gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk
bir direfş-i
pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [ …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Bâyezîd Hân : Bu câmi‘ Yeşil İmâret nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Bursa'nın cânib-i şarkîsinde Gökdere aşırı bir mürtefi‘ püşte üzre bir câmi‘-i musanna‘dır kim cemî‘î der-i dîvârları ser-â-pâ beyâz mermer-i hamdır ve iki kubbelidir. Tûlen yüz sekiz ayak ve arzan seksen ayakdır. İçinde aslâ sütûnlar yokdur. Mihrâb ve minberin ta‘rîf ve tavsîf edersek acz lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlîsine çıkınca kat-ender-kat girih girih zîh zîh girişme ve islimî ve rûmîler ve zülf-i niğâr-ı pür-kâr nakşları olunmuşdur kim Behzâd ve Licân-i Hitâyî kâğıd üzre mû kalemle tahrîr etmeğe kâdir [de]gillerdir. Ammâ bu üstâd-ı mermer-bür bu kapuya kâmil üç yıl mermer-i hâm üzre direfş pîşe urup yed-i tûlâsın ayân edüp sâhib-i binâ Mehemmed Hân'dan üç senede kırk bin altun alup "Yeşil İmâret kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i behişt-âsâda ibret-nümâ zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar etmişlerdir kim ehl-i vasf anın midhatinde âciz ü kâsırdır. Netîce-i kelâm, bu câmi‘ bir tarz-ı acîb ve bir tavr-ı garîb üzre tarh olunmuşdur kim hüsn cihetinde ve letâfeti yüzünde vech-i arzda böyle bir kâr-ı insân binâ olunmamışdır. Hülâsa-i kelâm, hüsn [u] letâfeti ve kâr [u] zerâfeti hadd-i vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, cümle kıbâbları ve bir tabaka minâresi tâcı cümle yeşil Kâşî çîn(i) ile mestûr olup zümrüd-i üstüvân gibi âfitâb şu‘lesinden şa‘şa‘a urur, anınçün Yeşil İmâret derler. Taşra hareminde çınar-ı müntehâlar ile müzeyyen bir câmi‘dir. Manzûrumuz olduğu üzre şehr-i Bursa içre böyle münakkaş câmi‘ yokdur. Seyyâhların takrîrleri üzre, "Gayrı diyârlarda dahi böyle dâr-ı Hudâ görmedik" derler. Vesselâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… muhtesib dükkânı bu mahaldedir kim bir ehl-i hıref vezn-i sultâniye hilâf edüp
bir dirhem
nâkıs vermeğe kâdir değildir. Ve bu mahal cümle kassâb dükkânlarıdır kim niçe y …
Ve andan yine şâhrâhın iki tarafı Karakeçili dükkânına varınca cümle kapama ve zubun işler hayyât dükkânlarıdır. Ve andan pâk u pâkîze ballı ve yağlı kelimât eder bakkâl cüvânları dükkânlarıdır ve muhtesib dükkânı bu mahaldedir kim bir ehl-i hıref vezn-i sultâniye hilâf edüp bir dirhem nâkıs vermeğe kâdir değildir. Ve bu mahal cümle kassâb dükkânlarıdır kim niçe yüz aded zebh olunmuş Karamân koyunları ve kuzuların şerha şerha edüp her şerhaya berk-i gül takup ve za‘ferânlar sürüp bey‘ ederler ve bu kassâbların alt yanında hâss [u] beyâz çörekciler ve börekciler dükkânlarıdır kim gûnâ-gûn biberli börek ve bâdemli ve susam ve çörek otlı çörek ve mutabbak ve kaymak börek pişirirler. Tâ sarrâchâne başına varınca böyle ni‘met pişer çörekci ve börekci ve aşçı ve başcı ve gûnâ-gûn hoşâbcı dükkânlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65a ·
metinde göster ·
"Sultânım üç sene mukaddem Hind pâdişâhından Sultân İbrâhîm Hân'a iki fil hedâyâ giderken bizim Turhal sahrâsında meks etmişler. Cümle ehl-i beled ve cemî‘i kurâ ve kasabât halkı seyr [u] temâşâlarına gitdiler. Biz dahi beş on kız gökçek bir yere gelüp arabalara binüp seyrine vardık. İşte yakın geldik inin arabalardan deyü giderken yanımdaki hatunlar ‘Allah, bu ne ulu hayvân olur!’ deyü söyleşirler. Ben de ‘A nene, kanı fil?’ deyü ileri vardım. Beş direk üstünde bir kara dam gördüm. Bir direği sallayup kımıldardı. ‘Anama! kanı filcik?’ deyü ileri vardım. Hemâm cümle âdemler ‘Bre bre kız! İleri varma!’ derken anı gördüm. Ol kara büyük dam yürüyüp bir şey beni kapup hevâya kaldırup bir karanlık ıssı yerde kaldım. ‘Meded hây’ deyü feryâd edüp dörd yanıma çıblaklandım. Elim ayağım ısıcak ete yapışırdı. Bir sâ‘atden sonra anı gördüm beni bir şey alup taşra aydınlığa bırakdı. Aklım başımdan gidüp üç sâ‘at cânsız yatdım. Beni alup eve götürmüşler. Anı bilirim kim günden güne karnım şişüp üç yıldan bu filceğizi doğurdum. Bir ay yaşayup sonra ebe karı subaşı iğvâsıyla fil oğlumu katl eylediler. Hakkımı hakk eyle!" deyü feyrâd etdikde cümle ahâlî-i Turhal ve ehl-i İnebâzâr ve kavm-i Kazova böyle şehâdet edüp Murtezâ Paşa yetmiş aded kimesneleri cümle zencîre urup haps edüp yigirmi günde cümlesinden yigirmi bin guruş alup fil yavrusun tuzlayup "Âsitâne-i sa‘âdete 79b gönderirim" deyü hıfz ederdi. Bi-sırr-ı Hudâ bu hâl böyle olup manzûrumuz olmuşdur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79a–79b ·
metinde göster ·
… ir mücevher serdâr otağası sokup beş kîse altun ve bir serâperde-i Süleymânî ve
bir direkli
leylek çadırı ve yüz katar üştür ve yüz katar ester ihsân edüp sa‘âdetlü Melek …
"Sen ki Melek Ahmed Paşa lalamsın, Anadolu memleketinde Mısır ve Bağdâd'dan gayri cemî‘i menâsıb-ı âlîlerin azl [u] nasbı senin re’y-i fermânında eyleyüp serdâr-ı mu‘azzamım olup ber-vech-i arpalık Van eyâletin sadaka etmişim" deyüp Melek Ahmed Paşa'nın destine hatt-ı şerîf verüp başına bir mücevher serdâr otağası sokup beş kîse altun ve bir serâperde-i Süleymânî ve bir direkli leylek çadırı ve yüz katar üştür ve yüz katar ester ihsân edüp sa‘âdetlü Melek Ahmed Paşa'ya hayr du‘a edüp "Yürü mu‘în u zahîrin Allah ola!" deyüp İpşir Paşa'ya hitâb etdi kim "Melek lalam ve Kapudan Kara Murâd Paşa lalam arz günleri huzûruma gelsinler ve Melek lalam gidince divânıma gelsinler ve kânûn-ı kadîm-i selef üzre gayri serdârlara niçe mühimmât u levâzımâtlar verilirse Melek lalama dahi veresiz. İnşâllahu Te‘âlâ âsitâne-i sa‘âdetimden evvel-bahârda deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile diyâr-ı Acem üzre müteveccih olup ân-ı karîb ammin Sultân Murâd Hân'ın fethi olan kal‘a-i Revân üzre revân oluruz" deyü serdârlık hatt-ı şerîfin Melek Ahmed Paşa'ya sa‘âdetlü pâdişâh verince İpşir Paşa'nın reng-i rûyı hâkister-misâl olup üçüncü sâ‘atde bu kadar müşâvere ve mübâhase-i dırâzdan sonra Melek Paşa ser-ber-zemîn edüp pâdişâh-ı Cem-cenâbın hayr du‘âsıyla vedâlaşup hemân Sarâyburnu'nda bostâncıbaşı kayığına süvâr olup Bismillah ile ibtidâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183b ·
metinde göster ·
tabya-i metîn etmişdir kim Tebrîz kapusunun yemîn [ü] yesârı handakı içre kuş u …
Ve bu kulleden mâ‘adâ mezkûr Tebrîz kapusunda bir dirsekli tabya-i metîn etmişdir kim Tebrîz kapusunun yemîn [ü] yesârı handakı içre kuş uçurmaz. Ve handak üzre Tebrîz kapusuna âyende vü revendegân içün mancınıklı bir gûne musanna‘ makaralı cisir inşâ etmişdir kim böyle kapân-ı cisr-i haşeb bir kal‘ada yokdur. Her şeb kal‘a huddâmları ve dîdebânları bu cisri makaralar ile ipleri bocı-ırgatlar ile çekerek cisr-i haşebi kal‘a dîvârına dayayup siper ederler. Ba‘dehû iç yüzden cisri kal‘aya zencîrler ile bend ederler. Ta bu mertebe metîn cisr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a ·
metinde göster ·
… î-zamânina vüzerâlarımızda değil bâlâlarda dahi göremeyüp hâlâ penez ile ve onu
bir dirhem
akçe-i nühâs ile geçiniriz. Hemân Hudâ berekât vere, ammâ gayret-i İslâmîmiz yo …
Kendülerinin nakl-i sahîhleri üzre muhakkak kimyâdır, zîrâ bir kral-ı dâll-ı bed-fi‘âller eyle altuna mâlik olmamışlardır. Anıniçün diyâr-ı Rûm'da yaldız altunundan gümüş âvânî eşyâlara gayrı altun beyâz olur. İllâ bu Venedik altunu gâyet ahmerü'l-levn mutallâ yaldız olur ve bakıra ve gümüş üzre gâyet imtizâc edüp şa‘şa‘a verir. Hattâ zamân-ı kadîmde Hazret-i Mevlânâ nezerâtı içün kesdikleri altunun çubuğu üzre bir çatal bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu elli altun kadar mutallâ eder. Sultân Ahmed-i Hânî'de ol altunu pederimizde çok gördük, ammâ fî-zamânina vüzerâlarımızda değil bâlâlarda dahi göremeyüp hâlâ penez ile ve onu bir dirhem akçe-i nühâs ile geçiniriz. Hemân Hudâ berekât vere, ammâ gayret-i İslâmîmiz yok mu? Sikke tas[h]îh olup zabt u rabt gerek idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
sîm-i hâlis dirhem ve dinâr kesilüp "Azze nasruhu duribe Kıratova" hattıyla bir …
Hâlâ Üsküb sancağı hâkinde yetmiş yük akçe emânetdir kim iki yüz âdemle emîni hükûmet eder, zîrâ bu şehrin dağlarında nühâs-ı hâlis ve fizza-ı muhlis var kim yedişer kol kalın tamar düzmüş ve fizza-i sâfî çıkar zîr-i zemînden şeb [ü] rûz mücrimler ve mu‘âf u müsellem gümüşhâne re‘âyâları bakır ve gümüşlerin cevherin istihrâc edüp 173a emîne teslîm ederler. Hâlâ derûn-ı şehirde mâ-tekaddem olan darbhânesi durur. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında darbhânesi işleyüp sekizi bir dirhem sîm-i hâlis dirhem ve dinâr kesilüp "Azze nasruhu duribe Kıratova" hattıyla bir gûne meskûk müdevver akçesi var idi. Hakîre görmek müyesser olmuşdur, ammâ hâlâ darbhâne mu‘attaldır, ammâ ma‘deni pey-ender-pey işlemededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 172b–173a ·
metinde göster ·
Ve niçesi de "Sadrıa‘zam ağasına gidelim" deyü hakîre geldiklerinde Kaya Sultân yağlıklarından münakkaş makrameler verirdim. Anlar dahi hakîre bir honta, ya‘nî yigirmişer bin dinar verirlerdi. Ve ba‘zı çuka ve kumaş ve tüfeng ve doğan verirlerdi, ammâ dinar nâm sikkeleri gâyet pâk hâs ve beyâz pâk gümüşdür, lâkin gâyet incedir. Bir yanına baş banlarının sûreti ve bir yanında Hazret-i Îsâ sûreti ve târîh-i vilâdet-i Îsâ mastûrdur ve penez gibi müdevver olup dördü bir dirhem gelir, memdûh sikkedir. Gayri guruş altun sikkeleri yokdur, ammâ hazîneleri gâyet çokdur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)153b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153a–153b ·
metinde göster ·
… e doldurup dîvâr üzre atlılar gezer, tâ bu mertebe vâsi‘ palanka dîvâr olup her
bir direkleri
mîşe ve pelîd ağaçlarıdır kim (...) dönmüş yedi yerde tabyaları ve dirsekli ve …
Evsâf-ı taşra varoş-ı azîm Seğitvar: Sene (---) târîhinde Sührâb Mehemmed Paşa Kanije vâlîsi iken bu taşra varoşun etrâfına bir sa‘b hisâr-ı metîn dolma ve rıhtım palanka kal‘a inşâ edüp bir handak-ı amîk kazup toprağın kal‘a dîvârı palankası içre doldurup dîvâr üzre atlılar gezer, tâ bu mertebe vâsi‘ palanka dîvâr olup her bir direkleri mîşe ve pelîd ağaçlarıdır kim (...) dönmüş yedi yerde tabyaları ve dirsekli ve câ-be-câ topları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 175b ·
metinde göster ·
otağ-ı nüh-tâkı on bir hınto arabalara tahmîl edüp zer-ender-zer nakş-ı bûkalem …
Andan bir direkli otağ-ı nüh-tâkı on bir hınto arabalara tahmîl edüp zer-ender-zer nakş-ı bûkalemûnların arz-ı kâlây edüp içerisin taşra çevirüp yanları sıra cümle mülebbes semmûr kürklü ağalar ve piyâde mülebbes sarrâclar ve çâşnigîrler ve çadır mehterleri ve mehterbaşı ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 64b ·
metinde göster ·
… rım'da Tatar arasında geçmez, ammâ Kefe'de geçer. Lâkin bu hân akçesinin sekizi
bir dirhem
olup hâlisü'l-ayâr sırma gümüş beyâz akçedir. Sikkelerinde "Es-Sultân Mehemmed …
Ammâ sikke ve hutbelerine aşk olsun, zîrâ başka sikke sâhibidir. Âl-i Osmân akçesi cezîre-i Kırım'da Tatar arasında geçmez, ammâ Kefe'de geçer. Lâkin bu hân akçesinin sekizi bir dirhem olup hâlisü'l-ayâr sırma gümüş beyâz akçedir. Sikkelerinde "Es-Sultân Mehemmed Geray Hân ibn Selâmet Geray Hân azze nasrahû duribe Bâğçesarây" deyü tahrîr olunmuşdur. Bu diyârda gümüş ma‘deni yokdur. Ammâ cemî‘i kâfir krallarından gelen hazîne-i bî-hisâbları eridüp akçe keser.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 126a ·
metinde göster ·
… . Bu kapudan batı tarafına kâmil yüz adım gidüp toprak kal‘a kapusudur. Bu dahi
bir dirsek
köşede bir küçük demir kapudur. Lâkin maşrık tarafına nâzır kapudur. Ve bu kapu …
Ve bu arslan kullesinden batı tarafa gidüp kâmil yüz adımda orta kal‘a kapusuna varılır. Bu dahi yıldız rûzgârı cânibine mekşûf demirli küçük kapudur. Ve bu kapu üzre taş gürzler asılıdır. Bu kapudan batı tarafına kâmil yüz adım gidüp toprak kal‘a kapusudur. Bu dahi bir dirsek köşede bir küçük demir kapudur. Lâkin maşrık tarafına nâzır kapudur. Ve bu kapudan batı cânibine üç yüz adım gidüp bu toprak kal‘anın bir kapusu dahi Karatayak varoşuna açılır, küçük demir kapudur. Ve bu Karatayak tarafındaki kal‘a köşesinde olan Kanlı kulleden tâ maşrık tarafında Suluk kullesine varınca Ten nehri kenârınca mezkûrûn dörd aded kapuların mâbeyni cümle bin arşın yer Ten suyu kenârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 184a ·
metinde göster ·
… aki kemere öksüz kemer derler mu‘allak durur bir kemer üzre yine mu‘allak durur
bir direkdir
. Bu cihânda anı görmeğe muhtâc (...) ammâ görseler de akıl ihâta etmeyüp âdem e …
Ve iç kapu ki câmi‘ içidir. Anda erganon ve nâkûs çalınacak mahmel-i ibret-nümânın kemerlerinin tâ ortasındaki kemere öksüz kemer derler mu‘allak durur bir kemer üzre yine mu‘allak durur bir direkdir. Bu cihânda anı görmeğe muhtâc (...) ammâ görseler de akıl ihâta etmeyüp âdem engüşt ber-dehen edüp vâlih olur. Hemân aklı olan kerâmât-ı insândır deyüp hâmûş-bâş olur. Yohsa im‘ân-ı nazar ile nazar edince âdem mebhût [u] hayrân kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252a ·
metinde göster ·
… enîde ana mu‘âdil cemî‘i dünyâ ressâmları cem‘ olsa bir tîşe ve bir tilsiman ve
bir direfş
urmağa kâdir değillerdir.
Bu limanın kenârındaki iskele başındaki hân-ı azîm dibinde iki âdem kaddi kadar bâlâ beyâz mermerden götü üzre oturmuş ve ağzın cânib-i cenûbdaki deryâya açmış bir arslan tasvîrin üstâd-ı mermer-bür eyle timsâl-i bî-misâl etmişdir kim bu dehr-i denîde ana mu‘âdil cemî‘i dünyâ ressâmları cem‘ olsa bir tîşe ve bir tilsiman ve bir direfş urmağa kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254b ·
metinde göster ·
… Ol meydânın niçe yerlerinde yine toprakdan elli aded pâyende direkler var. Her
bir direk
önünde birer aded şâhrâh sokaklar var kim kimi şarka ve kimi garba ve şimâle ve …
Kâmil yedi yüz adım bir vâsi‘ ulu yol ile cenûb cânibine gidüp yine zîr-i zemînde bir ulu meydâna çıkdık. Ol meydânın niçe yerlerinde yine toprakdan elli aded pâyende direkler var. Her bir direk önünde birer aded şâhrâh sokaklar var kim kimi şarka ve kimi garba ve şimâle ve cenûba gitmiş sokaklar vardır. Biz dahi bir sokak başına bir nişân ve alâmet koyup bir cânibe gidüp Allâh bilir kim ne cânibe gitdik. Kâmil bu sokak içre dahi yedi yüz adım gidüp yine bir küçük meydâna vardık, ammâ bu meydândan ileri sokaklar yok idi. Lâkin toprak üzre yol nişânları etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·
… i kuş gözü Y 39a akçe ile bey‘ olunur. Gâyet ganîmet şehirdir. Ve elli akçesi
bir dirhem
gelir hurde akçe ile elli dirhem yağlı çörek bir akçeye ve bir at yemi bir akçe …
Ve me’kûlât [u] meşrûbâtının meşhûru beyâz nohudlu çöreği ve bahârlı mekik böreği ve Arab gevreği ve beyâz tennûr kirdesi ve gûnâ-gûn buzlu vişne hoşâbı ve üzüm şerbeti ve lezîz Ma‘nisa pâlûdesi, üstü bâdâmlı gâyet meşhûrdur. Ve hâs ve beyâz anasonlu ve çörek otlu ekmeği bir vukıyyesi kuş gözü Y 39a akçe ile bey‘ olunur. Gâyet ganîmet şehirdir. Ve elli akçesi bir dirhem gelir hurde akçe ile elli dirhem yağlı çörek bir akçeye ve bir at yemi bir akçeye ve lahm-ı ganemin bir vukıyyesi bir akçeye ve cemî‘î eşyâsı buna göre kıyâs oluna.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y38b–Y39a ·
metinde göster ·
Ve hâkimü'l-örf bir âdeme örf etse bir gece elin ve ayağın
bir direğe
kayd [u] bend edüp giderler. Sabâhın ol âdem-i fakîr yâ helâk olmuş, yâhûd tulu …
Ve hâkimü'l-örf bir âdeme örf etse bir gece elin ve ayağın bir direğe kayd [u] bend edüp giderler. Sabâhın ol âdem-i fakîr yâ helâk olmuş, yâhûd tulum gibi şişmiş bulunup cemî‘i etdüği günâhlarına mu‘terif olur. Mücrim olan âdemlere böyle şikence ederler. Melemen şehrinin tâ bu mertebe nâmûsu ya‘nî sivri sineği vardır. Zîrâ sineklerin pâdişâhı, değirmenler cânibinde bir kuyu vardır, ol kuyudadır derler. Ve hakîkatü'l-hâl vakt-i gurûb olunca mezkûr çâhdan duman duman olup sivrisinekler ol bi’rden çıkup şehre müstevlî olur. Niçe kerre ahâlî-i vilâyet bu çâha neft ve katrân ve çıra ve hâr [u] hâşâk doldurup âteş etmişler, nâr-ı Nemrûd eflâke peyveste olup yine halâs olmamışlar. Ve hâlâ ihtiyâr kimesneler nakletdiler kim Sultân Ahmed zamânında bir dervîş-i dilrîş bir leyle-i Ramazân'da bu şehrimize kadem basup her kankımızın hânesine vardı ise müsâferete kabûl Y 42a etmeyüp sabâh olunca ol dervîş edâ-yı fecr etdükde câmi‘de olan cemâ‘ate,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y41b–Y42a ·
metinde göster ·
… uruncu meşhûrdur. Ammâ akçesi gâyet hurde kuş gözü gibi olmuşdur. Seksen akçesi
bir dirhem
gelir ve bir guruş üç yüz akçeye sarf olunur. Ammâ yine bir vukıyye nân-ı beyâz …
Ve mahsûlünün memdûhu pembesi ve pembe ipliği ve dimisi ve bezi ve bâdemi ve susamı ve helvâsı ve mahbûb u mahbûbesi ve beyâz ekmeği ve karpuzu ve kavunu ve limon ve turuncu meşhûrdur. Ammâ akçesi gâyet hurde kuş gözü gibi olmuşdur. Seksen akçesi bir dirhem gelir ve bir guruş üç yüz akçeye sarf olunur. Ammâ yine bir vukıyye nân-ı beyâz bir kuş gözü akçeyedir. Sâ’ir me’kûlâtlar dahi ana göre kıyâs oluna.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y78a ·
metinde göster ·
… dakın kenârın ubûr ederek tokuz yüz adımdır. Ve sekiz kulle-i metînlerdir ve on
bir dirsekdir
.
Ve bu Karanlık kapudan taşra yine varoş içre cenûb tarafına bâb-ı Cedîde'ye varınca cümle kefere mahallesidir. Ve gâh handakın kenârın ubûr ederek tokuz yüz adımdır. Ve sekiz kulle-i metînlerdir ve on bir dirsekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y170a ·
metinde göster ·
urup kazmış. Gûyâ Yed-i Kudret ile yazmış. Böyle bir sihr-i i‘câz etmiş. El-hâs …
Üstâd bu mermere eyle mermer-bürlük Y 190b edüp bir direfş urup kazmış. Gûyâ Yed-i Kudret ile yazmış. Böyle bir sihr-i i‘câz etmiş. El-hâsıl görmeğe muhtâç vâcibü's-seyr bir sihr-i mübîn hatdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y190a–Y190b ·
metinde göster ·
… p [[(---) (---) (---)]] para ve her kîse yigirmi beş vukiyye gelür ve dörd para
bir dirhem
gelür. Her kîse-i Mısrîsi Mısır guruşu otuz paraya [[(---) (---) (---)]] Bu his …
Yine defterdâr Mısır beğlerinin bir eşbehidir. (---)(---)(---)(---)(---)(---) Taraf-ı pâdişâhîden iki tuğla defterdârlık ihsân olunur. Senevî eyâlet-i Mısır'dan 4.500 kîse-i Mısrî tahsîl edüp [[(---) (---) (---)]] para ve her kîse yigirmi beş vukiyye gelür ve dörd para bir dirhem gelür. Her kîse-i Mısrîsi Mısır guruşu otuz paraya [[(---) (---) (---)]] Bu hisâb üzre bir Mısrî kîse 833 guruş eder. Bu defterdârın eliyle senevî yigirmi altı bin kîse îrâd ve masraf [[(---) (---) (---)]] Zîr-i Ve Ve destinde üç bin huddâmı vardır. Şâhrâhdan on iki Mısır hazînesi bunun dîvân mührüyle memhûrlanır. [[(---) (---) (---)]]
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y61a ·
metinde göster ·
gelmek üzre kesilir, ortası halkalı sîm-i hâlisden kesilir. Bu hazîneye mahsûb …
Evvelâ büyük hazîne şâm-ı şerîfe varup vâsıl olduğu müjdesi hazîne beği ve ocak ağaları mektûbları neccâblarla gelüp paşa mesrûr [u] dilşâd olup mâh-ı şa‘bânın gurresinde ceb harclığı hazînesi bağlanmağa başlar. Bunda Mısır beğlerinden me’mûr olmaz, ancak paşa ağalarından bir vaka‘ [u] vakâr sâhibi ve bir kerr ü ferr u dârât ve katâr sâhibini paşa serdâr edüp Tatar ve deli ve gönüllü ve müteferrika ve gayrı ocaklardan pür-silâh mu‘temed yiğitlere ihsân [u] in‘âm edüp üç yüz âdem paşalıdan ve üç yüz âdem dahi Mısır'ın yedi ocağından atına silâhına kâdir salt yiğitleri birer akçe terakkî ile yazarlar. Zîrâ bunlar ılgar ile gidüp büyük hazîneyi ubûr edüp on beş Y 196a yigirmi gün evvel der-i devlete varsalar gerekdir. Iyd-ı şerîfde pâdişâha ceb harclığıdır, darbhânede mahsûs onu bir dirhem gelmek üzre kesilir, ortası halkalı sîm-i hâlisden kesilir. Bu hazîneye mahsûb değildir, paşanın kendi kîsesindendir, cümle (---) kîse-i Mısrîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y195b–Y196a ·
metinde göster ·
… eri ile germişlerdir, her gece bu iplere kırkar bin kanâdîller ile çerâğân edüp
bir direkli
vüzerâ otağı gibi bir azîm şey olur. Ve bu direğin tâ zirve-i a‘lâsına bin mikd …
Hattâ bu meydân-ı mevlûdda Seyyid Ahmed el-Bedevî hazretlerinin âlem ağyârdan bî-haber olduğu mahalde şehir hâricinde ibâdet etdüği mahalde bir soffa vardır, Y 290a Makâm-ı Bedevî derler, hâlâ yine ibâdetgâhdır, anda teberrüken bir gemi direğini bir sâhib-i hayr dikmişdir, kaddi seksen zirâ‘dır, bu sütûnun cânib-i erba‘asına niçe bin gemi ipleri ile germişlerdir, her gece bu iplere kırkar bin kanâdîller ile çerâğân edüp bir direkli vüzerâ otağı gibi bir azîm şey olur. Ve bu direğin tâ zirve-i a‘lâsına bin mikdâr kanâdîller ile bir çarh-ı felek tasvîri top edüp bir san‘at ile feleğin çarhı gibi deverân etmededir. Bir hayli mesâfeden nazar olunsa, ol gece bu meydâna otakdan bir nûr zâhir oldu, zan olunur. Arabistân'da bu makûle kanâdîl tezyînine eşâre ta‘bîr ederler. Kâmil kırk huddâmı vardır. Her gece onar kantâr simsim yağı yanar. Sâhibü'l-hayrât on beş gün on beş gecede yigirmi bin para vakf eylemişdir. Vâcibü's-seyr bir arûsedir kim gûyâ serâperde-i Fisagores-i Tevhîdî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y289b–Y290a ·
metinde göster ·
… âl haremli bir kal‘a-i metîn câmi‘-i mübîndir. Ve harem ile câmi‘ içi cümle bin
bir direkli
deyü meşhûr-ı âfâk olmuş câmi‘dir. Ammâ etrâf-ı haremde ve derûn-ı câmi‘de cüml …
Bir ulu câmi‘dir. Tûlen üç yüz adımdır ve arzan üç yüz seksen adım bir sahrâ-misâl haremli bir kal‘a-i metîn câmi‘-i mübîndir. Ve harem ile câmi‘ içi cümle bin bir direkli deyü meşhûr-ı âfâk olmuş câmi‘dir. Ammâ etrâf-ı haremde ve derûn-ı câmi‘de cümle altı yüz kırk mermer sütûn-ı müntehâdır kim herbiri birer çâr köşe mermer kürsî üzre vaz‘ olunmuş amûd-ı beyâzlardır. Tâkları üzre serâpâ yedi yüz kâ[r]gîr ve müdevver kâse-i sernigûn-misâl kubâblardır, tavan değildir. Lâkin sütûhu kurşum örtülü değildir, serâpâ beyâz kirec Y 323a sıvalıdır. Ve câmi‘in sol cânibinde bir alçacık minâresi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y322b–Y323a ·
metinde göster ·
… oldur kim bir cîger-gûşesi Y 381a âhirete intikâl etdükde techîz ü tekfînine
bir dirhem
bulmada âciz olur. Derhâl zemîne bir püşt-i pâ urunca zemîn çöküp bir kenz-i az …
Ve bir çâr-gûşe divâr içinde dahi şeyh Abdurrahîm hazretlerinin halîfelerinden eş-şeyh İbrâhîm-i Ebüddünyâ: Ebüddünyâ künyesinin sebebi oldur kim bir cîger-gûşesi Y 381a âhirete intikâl etdükde techîz ü tekfînine bir dirhem bulmada âciz olur. Derhâl zemîne bir püşt-i pâ urunca zemîn çöküp bir kenz-i azîm zâhir olur kim cenâzeye hâzır olanlar ve ahâlî-i beledler bu mâl-ı firâvânı üç gün taşıyup ihtiyâcdan berî olurlar. Bu ahvâl karîbü'l-ahddir. Q 310aP 307a Anıniçün bu azîze Ebüddünyâ deyü lakab dediler. Ve bu şehr-i Kınâ ol kenz-i azîmin mâliyle ma‘mûr olmuşdur, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y380b–Y381a ·
metinde göster ·
men yir yüzinde adam ögmezin bir adam getürüŋ bineyim sizi ögeyim didi vardılar
[bir] dirāz
kāfir getürdiler bir eyer bir uyan didi getürdiler kāfirüŋ arḫasına eyer ṣaldı …
men yir yüzinde adam ögmezin bir adam getürüŋ bineyim sizi ögeyim didi vardılar [bir] dirāz kāfir getürdiler bir eyer bir uyan didi getürdiler kāfirüŋ arḫasına eyer ṣaldı aġzına uyan urdı