"Ey imdi eyle olunca sizin kârınız olan balık bî-akl olunca siz dahi tenâvül etmeğile hayvân-misâl bir heyûlâsız. Ve sayd etdiğiniz mâhîler ekseriyyâ Bekrî cânlara ta‘âmdır. Kâr [u] kesbleriniz dâ’imâ fâsıklar ve kefereler iledir. Bizim helvâmız dersen tatlu ballu şekerlerden ve Cenâb-ı Bârî'nin "Ene hâliku'l-ineb" buyurduğu üzümden ve Arapça deyü medh etdüği asel-i hâlisden hâsıl edüp mü’min ü muvahhidler ni‘meti olur. Ve bizim helvâmız hakkında ol efsah-ı büleğâ ve ol Muhammedü'l-Mustafâ buyururlar kim Arapça ve bir dahi Arapça demişlerdir. Eyle olsa pâdişâhım kankımızın alayı mukaddem gitmek ma‘kûldür" deyince cümle huzzâr-ı meclisin meşveretiyle helvâcıbaşıya hatt-ı yarlığ-ı belîğ verildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b ·
metinde göster ·
hurc içre bir Kitâb-ı Kâfiye ve bir Kitâb-ı Şâfiye ve bir Monla Câmî ve bir Kud …
Geşt ü güzâr etdiğin yerde iki yerden gayret kuşağın kemerine bend edüp kendüni dâima muhâfazada ol. Su uyur hizmetkâr u ağyâr u ayyâr düşmanları uyumaz. Kibâr-ı evliyâullah ziyâretleriyle meşgûl olup cümle ziyâretgâhları ve her diyârın menâzillerinde olan deşt [u] hâmûn ve kûh-ı bülend, ahcâr [u] eşcârâtları ve büleydelerin evsâfıyla tahrîr edüp âb [u] hevâsı ve ibret-nümâ âsârları ve kal‘aların fâtihi ve bânîsi ve dâiren-mâdâr cirmiyle tahrîr edüp Seyâhatnâme nâmıyla bir tomar te’lîf eyle. Âhirin ve âkıbetin hayr olup düşman şerrinden emîn olup Hak celle ve alâ mu‘în [u] zahîrin olup dünyada emn ü emân, âhir nefesde îmân müyesser edüp alem-i Resûlullah dibinde haşr olayız. Bu pendlerimi gûşına menkûş eyle" deyüp enseme bir sille-i pehlivânî urup kulağım burup "yürü âkıbetin hayr ola, el-Fâtiha" dedi. Hakîr sille sadmesinden seme olup gözüm açdım. Hânemiz içi pür-nûr olmuş. Hemân pederimin yine dest-i şerîfin bûs edüp hâmûş-bâş durdum. Derhâl anı gördüm, pederim bir heybe hurc içre bir Kitâb-ı Kâfiye ve bir Kitâb-ı Şâfiye ve bir Monla Câmî ve bir Kudûrî ve bir Mültekâ ve bir Kitâb-ı Kuhistânî ve bir Hidâye ve bir Gencîne-i Râz ve'l-hâsıl on iki kıt‘a kitâb-ı nefîs ihsân edüp iki yüz mümessek şerîfî altun harc-râh verüp "Yürü, ne cânibe gidersen sana destûrdur, ammâ diyâr-ı gurbetde sâhib-i tedârik olup merd ol ve ehl-i derde yâr ol" buyurup alnımdan bûs edüp Çihârşenbe Bâzârı'nda Abdülahad Efendi'ye götürüp anların hayr du‘âların aldık. Ve eş-Şeyh Mısrî Ömer Efendi'ye ve eş-Şeyh Gafûrî Efendi'ye ve eş-Şeyh Ehl-i Cennet Efendi'ye ve eş-Şeyh Bektâşî Hasan Efendi'ye ve'l-hâsıl on iki meşâyih-i ızâmın dest-i şerîflerin bûs edüp her biri "Yürü seyâhatin Hudâ mübârek ide" deyü himmet buyurdular. Bi-emri Hudâ hakîrin cân gözü açılup bu za‘îf kemtere bir gûne vecd hâsıl olup mesrûr 242a olurdum. Andan hâne-i bî-minnetimize gelüp ol hafta bin elli Rebî‘ulevvelinin gurresinde akrabâlarımızdan Kuloğlu Mehemmed Re’îs'in gemisiyle İzmid'e gitmeğe peder-i azîzin dest-i şerîfin bûs edüp Bismillah ile
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241b–242a ·
metinde göster ·
… î-mezâk-ı mâlâ-ya‘nî ne ola?" deyü ileri vardım. Manzara-i ibret-nümâ-yı garîb,
bir hey’et-i
garîb ü acîb ve kerîhü'l-manzar bir Kürd âdemi başında usfûr âşiyânı olacak mer …
Hakîr eyitdim: "Ayâ bu hây hûy şakâ-yı bî-ma‘nî ve şütür-kürbe-i bî-mezâk-ı mâlâ-ya‘nî ne ola?" deyü ileri vardım. Manzara-i ibret-nümâ-yı garîb, bir hey’et-i garîb ü acîb ve kerîhü'l-manzar bir Kürd âdemi başında usfûr âşiyânı olacak mertebe dırâz[en] dırâz bir destârı var. Ancak meş‘ale topu olmağa lâyık sarı ve kırmızı ve mavi ve yeşil ve beyâz sakalı var, ta kemerine inmiş ve kendisi bir esb-i lâğara binmiş ve eline bir mefret yılan almış. Altında fakîr esb-i şâh-ı gedâya yılan ile tâziyâne edüp urur, ammâ fakîr bârgîr bir adım atar ammâ öbür adımın âhirete atmak ister. Ağzının salyaları çeşme-sâr gibi ağar ve gözünün aslâ ve kat‘â feri kalmamış, çâr pâsı gûyâ nâne çöpü olmuş, cemî‘i üstühânları birer birer sayılır. Sağına ve soluna serâsime olmuş sarhoş gibi yürür ve elmacık ta‘bîr etdikleri kemiklerine ikişer tobra arpa asmış. Ol fakîr at ise âhirete kadem basmış. Yine böyle iken esb-i lâğarın karnına üzengi urur, kâh yılandan kamçı urur, kâhî iner kâhî biner, gûyâ bu herîf ü zarîf gûnâ-gûn lu‘bedebâzlık eder. Anınçün cümle halk buna hande eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221b ·
metinde göster ·
… bir zerk idici dîv-i hücûm / Ne pire bilmez amân, vermez amân câna kıyar / Pire
bir heybet
ile halka hücûm eyledi kim / Dîv bu yerde eğer bâğlasalar ide firâr / Kâşiyânlı …
Ne pire her biri bir zerk idici dîv-i hücûmNe pire bilmez amân, vermez amân câna kıyarPire bir heybet ile halka hücûm eyledi kimDîv bu yerde eğer bâğlasalar ide firârKâşiyânlı diyeler akrebe rahmet her bârOlsalar muhbir eğer bu pireden ehl-i bihârBalıkesrî'de Hudâ ıydiyye kılmazsa mededPireler anı şehîd eyleyeler zâr [u] nizâr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 323b ·
metinde göster ·
… avretleri siyâh saçların târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde
bir hey’et-i
mecmû‘a mudhik aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hay …
Ve bir turfe esbâb geyerler, ammâ cümle beyâz abâ kebe olup saçak saçak püsküllüdür. Belleri ince etekleri bol ve yenleri dar esvâb-ı turfe geyüp cümle merd [ü] zenânları başlarına beyâz sarık sararlar, ammâ avretleri siyâh saçların târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde bir hey’et-i mecmû‘a mudhik aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 276b ·
metinde göster ·
mecmû‘a-i tuhef ve birer post ve birer ehrâm ketfimize urup meğer bir çemender …
mısra‘ı mazmûnu üzre kasem-i yallâh edüp hazîne odasına girüp birer kat hırka-i Bektaşiyân Y 42b geyüp elde teber-i Müslimî(n), belde sapan-ı Dâvûdî, serlerimizde âfitâbe-i Vâhidî['yi] kec kılup bellerimize mümessek cild-i telâtîn tennûre-i la‘lgûnu bend kılup bir heybe mecmû‘a-i tuhef ve birer post ve birer ehrâm ketfimize urup meğer bir çemender hâzır etmiş, kitâbları ve ehrâmları hımâra tahmîl edüp vakt-i sabâh âlem ağyârdan bî-haber iken Tarabefzûn'dan taşra çıkup yola revâne olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y42a–Y42b ·
metinde göster ·
Bu kal‘a-i azîm cânib-i garbda şekl-i müselles Şeddâdî binâ-yı kavîdir. Bizzât Kör Hüseyin Beğ'in tahtıdır. İbtidâ bânîsi Anter'dir, derler. Zîrâ Nîl kenârında olan kapu üzre bir azîm fîl üzre süvâr olmuş bir kara Zengî sûreti var. Fîli ve kendi vücûdu cümle seng-i siyâhdandır. Ahâlî-i beled Anter'in sûretidir, derler. Vâcibü's-seyir ucbe-likâ bir hey’et-i acîbe kâr-ı kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y396b ·
metinde göster ·
… -ı azîme vardık kim güneş bu sahrâda tulû‘ edüp ve yine bunda gurûb eder, böyle
bir Heyhât
sahrâsı-misâl deşt-i azîmdir. Cümle askere tenbîh olup herkes silâhları ile muk …
Bu temâşâları edüp yine cânib-i garba dağ u râğ ve taş u çalaş aşarak bir hâmûn-ı azîme vardık kim güneş bu sahrâda tulû‘ edüp ve yine bunda gurûb eder, böyle bir Heyhât sahrâsı-misâl deşt-i azîmdir. Cümle askere tenbîh olup herkes silâhları ile mukayyed oldular. Zîrâ Cenâb-ı Bârî rûy-ı arzda ne kadar ecnâs-ı mahlûkât halk etdi ise bu tîh-i bî-nihâyede mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… ve bir çakmaklı kol tüfengi ve iki gümüşlü bıçak ve benim oklarımdan altı ok ve
bir heybe
esbâb ve bir çuka kontoş ve bir sâkıye yanında bir kısrak ve benim ağaca bağlad …
Vakt-i Hanefî oldu. Üç kılıc biri gümüşlü ve üç boy tüfengi ve bir çakmaklı kol tüfengi ve iki gümüşlü bıçak ve benim oklarımdan altı ok ve bir heybe esbâb ve bir çuka kontoş ve bir sâkıye yanında bir kısrak ve benim ağaca bağladığım at, bunları alup başçavuş çadırına geldim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·