… r. Anıniçün Kızılelma derler kim Ayasofya'dan gitmişdir. Zîrâ İşpanya {küffârı}
bir iki
kerre İslâmbol'a istîlâ etmişdir. Anıniçün ol beyza İşpanya elinde kalmışdır.
Ve bu mahalde bir sebiz-gûn amûd-ı ibret-nümûn vardır. Ol amûd üzre Meryem Ana timsâli var idi. Elinde bir şeb-çerâğ var idi kim beyza-i fâhte kadar var idi. Her şeb, bu şeb-çerâğın şu‘lesi câmi‘i münevver ederdi. Bu dahi Risâlet-penâh'ın mevlûdu gecesi ser-nigûn olup hâlâ {ol şeb-çerâğ} Kızılelma'dadır. Anıniçün Kızılelma derler kim Ayasofya'dan gitmişdir. Zîrâ İşpanya {küffârı} bir iki kerre İslâmbol'a istîlâ etmişdir. Anıniçün ol beyza İşpanya elinde kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı çâşnigirân-ı vüzerâ ve âşbâzân: Her âşbâz dükkânında elbette bir çâşnigîr vardır. Her müşterînin huzûruna ta‘âm getirdikde bism-i İlâh ile evvel çâşnigîr bir iki lokma tenâvül edüp "buyurunuz" deyü teklîf ederler, kânûn-ı âşbâzân-ı İslâmbol'dur, gayrı diyâra mahsûs değildir, illâ İslâmbol'a mahsûsdur. Pîrleri eş-Şeyh Muhammed Summâtî'dır, Hazret-i Resûl'ün çâşnigîrbaşısı idi. 171b Hazret huzûrunda Hazret-i Hamza belin bağladı. Kabri Kilis şehrinin kıblesi tarafında bir kubbe-i münevver içinde medfûndur, türbedârı vardır, hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171a–171b ·
metinde göster ·
… klar ve kunduzlar ve yûnus balıkları sayd ederler kim her biri pereme kadar. Ve
bir iki
gün mukaddem Üsküdar kayığı kadar balıkları yatağın bilüp Adalar arasında dutup …
Ammâ bu balık satıcılar dükkânların tahtırevânlar üzre bâlâda tahrîr olunan mâhîlerin envâ‘ından niçe bin mâ’ideleri tablalar ile zeyn edüp ve arslan-misâl eyi balıkları boğazından zencîrler ile bağlı bağırup çağırup feryâd eder. Ve deniz atları ve porsuklar ve kunduzlar ve yûnus balıkları sayd ederler kim her biri pereme kadar. Ve bir iki gün mukaddem Üsküdar kayığı kadar balıkları yatağın bilüp Adalar arasında dutup arabalar üzre tahmîl edüp yetmiş seksener çift câmûslar arabaları çekerek ubûr edüp bu tâ’ifenin çoğu Kayseriyye ve Niğde ve Manya Urumları'dır, bir hây-hûyla ubûr ederler kim âdem hayrân kalır. Ve müslim karityacılar dahi deryâ mahlûklarından acîbe vü garîbe haşerâtlar ile ubûr ederler. Ve niçe bini ellerinde harba ve sıpkınlar ve musanna‘ ağlar ve serpmeler ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
günlük olunca bir kâsesi âdeme Şirvânî yayla türkîsin ırladır. Ağır keyfi vardı …
Esnâf-ı bal-sucuyân: Dükkân 50 neferât 100. İbtidâ mü’ellifi hekîm Eflâtûn'dur kim Atina'da peydâ etmişdir. Evvel pâk balı şerbet edüp içine hümül kökü koyup âteşde germâ-germ kaynadup eleklerden süzüp bir iki günlük olunca bir kâsesi âdeme Şirvânî yayla türkîsin ırladır. Ağır keyfi vardır, derler ammâ mukavvî olduğu sahîhdir. Bunlar dahi tahtırevânlar üzre bal suyu satarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
… ıla cemî‘î âyende vü revende keştîler elbette girdâb gamına düşüp beş on gün ve
bir iki
ay yatup metâ‘ı çürümüş tüccâr ve sevdâger ve keştîbân tâ’ifeleri bed-du‘â ide …
Zamân-ı kadîmde ma‘mûr ve bender iskele imiş, bir bî-emân girdâb-ı bî-bâd burunda vâkı‘ olmağıla cemî‘î âyende vü revende keştîler elbette girdâb gamına düşüp beş on gün ve bir iki ay yatup metâ‘ı çürümüş tüccâr ve sevdâger ve keştîbân tâ’ifeleri bed-du‘â ide ide bu iskele harâb olup iskele başında bir hân ve bir kaç müsâfirhâne ve bir câmi‘-i muhtasarı var ve birkaç bakkal ve ekmekçi ve bozacı dükkânları var, gayrı âsâr yokdur. Lâkin cânib-i erba‘asında bâğ ve bostânları çokdur. Ve iskele başındaki câmi‘in der-i dîvârlarının rûyında şikâyetnâme-i müsâfirînden bir nokta tahrîr edecek yer kalmamışdır. Zîrâ her gemi bu girdâba düşmeyince halâs olmak mümkün değildir. Elsine-i muhtelife üzre hatt-ı gûnâ-gûn ve hüsn-i hatlar seyr eylemek isteyen girdâb-ı Bozburun'a varup hatları ve dünya kaç bucakdır ol mahbes-i liman-ı belâyı seyr eylesin. Rûy-ı dîvârda bu gûne niçe bin şi‘ir ebyâtlar vardır: Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b ·
metinde göster ·
… n kal‘aları vardır. Lâkin cümlesi Tatar havfinden âcizlerdir. Kırım'dan haftada
bir iki
kerre beş baş çetecileri bu kal‘a altına seğirdüp şikâr alıp Kırım'a mâl-ı ganâ …
Menzil-i kenar-ı Nehr-i Süd: Bunu dahi cümle atlar ile yeldirüp kenarı bir çemenzâr yer olmağıla anda meks olundu. Lâkin çatak ve batak u sazlı yatak yer olmağıla yüz mikdârı at ve elli esîr gark-ı âb oldu. Bu ehr-i Süd dahi Moskov diyârının cânib-i garbîsinde Gürleviçse nâm şehr-i azîmin ve kal‘a-i kadîmin dağlarından cem‘ olup bu mahalde Azak bahrine mahlût olur. Ammâ bakır ve gümüş ma‘denlerine uğramak ile süd gibi beyâz-levn olduğundan ismine Süd suyı derler. Kanlı sudur, bu dahi bî-nef‘ sudur ve nûş edenlerin ekseriyyâ boğazlarında urları olur. Ammâ bu nehrin tarafeyninde yetmiş pâre ma‘mûr [u] âbâdân ve metîn kal‘aları vardır. Lâkin cümlesi Tatar havfinden âcizlerdir. Kırım'dan haftada bir iki kerre beş baş çetecileri bu kal‘a altına seğirdüp şikâr alıp Kırım'a mâl-ı ganâ’imle vâsıl olurlar. Ve bu mezkûr kal‘alar cümle Moskov'a tâbi‘lerdir. Ve bu nehr-i Süd kenarından yine kalkup bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263a ·
metinde göster ·
… -i Girid önünden ubûr edüp Malta'ya doğru azîmet eyle. Ba‘dehû Mora cezîresinde
bir iki
gün mihmân olup andan bir gice kalkup gerü cezîre-i Girid'e avdet edüp vakt-i Ş …
Bu fetvâ-yı şerîfi pâdişâh-ı Cem-cenâb destine alup gûya bir habl-i metîne yapışdı. Ol gün Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri ziyâretine varup anda Şeyhülislâm (---)(---) Efendi kemerine iki yerden "niyyetü'l-gazâ" deyüp 269b Hazret-i Ömer kılıcın bend kılup Tershâne bâğçesine göç edüp iki yüz pâre kadırgayı cemî‘î levâzımâtıyla itmâm edüp asâkir-i İslâm ile leb-ber-leb etdi. Ve elli pâre kadırga Unkapanı'nın iskelesine yanaşup donanma ağası (---)(---) Ağa ve kul kethüdâsı ve başçavuş ve serdâr-ı mu‘azzam muhzırı ve cümle otuz altı oda yeniçeri ve cümle on bin mevcûd ism [ü] resmli yeniçeri ve on oda topçu ve on oda cebeci, bunlar dahi beş bin asker olup yeniçeriler kadırgalara ve topçu ve cebeciler mavnalara girüp âmâde oldular. Beri cânibden eyâlet-i Rûmeli eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, kapusu askeriyle ve eyâletinde olan yigirmi dörd sancak beği askerleriyle cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar yigirmi iki bin seksen asker cebelüleri ve beldârları ile cümle yigirmi yedi bin asker olup Boğazhisâra gitmeğe me’mûr oldular. Ve Mora ve Sirem ve Semendire ve Bosna ve Hersek sancakları Mora cezîresinde Benefşe kal‘asında gemilere girmeğe me’mûr oldular. Ve eyâlet-i Anadolu'da olan vezîr (---) Paşa, on dörd sancağında olan cümle kılıç ve ze‘âmet 199 ve kılıç timar 5589'dur, bu erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelüleri ile ve beldâr [u] çerâhorlarıyla ve paşasının askeriyle cümle yigirmi bin askeri müsellah olup Boğazhisâr'a me’mûr oldular. Ve eyâlet-i Kapudan Paşa ve eyâlet-i Şâm ve eyâlet-i Haleb ve eyâlet-i Diyârbekir ve eyâlet-i Mar’aş ve eyâlet-i Adana ve eyâlet-i Karaman ve eyâlet-i Sivas ve eyâlet-i Tarabefzûn, bu eyâletler cümle paşası askeriyle ve timar ve ze‘âmet sâhiblerinin kânûn üzre cebelüleri ile cümle yetmiş bin asker olup cümlesi Boğazhisâr'da gemilere girmeğe me‘mûr oldular. Ve cümle asker sürücü hasekiler ve kapucubaşılar cümle eyâlet askerlerin Boğazhisâr'da âmâde etdiklerinin haberi gelince Âsitâne-i sa‘âdetde dörd aşağı bölükler dahi keştîlere ağalarıyla girüp âmâde oldular. Bin elli (---) nevrûz-ı sultânîsinde Sarâyburnu'nda iki yüz pâre kadırga ve başdarde ve kalita ve on iki kara ejdehâ-misâl mavna ve yüz pâre firkate ve karaka ve karavana ve kalyon ve bürten ve binek ve potaç ve şıtıye ve şayka ve karamürsel ve darbuna nâm keştîlere dahi lağımcı ve beldâr [u] çerâhor ve mühimmât, levâzımat [u] cebehâneler koyup cümle yedi yüz pâre yelken Sarâyburnu'ndan lenger-endaht olup cümle ser-i kârda olan a‘yân-ı kibâr gemilerinin filikalarına süvâr olup Sarâyburnu'nda Sinân Paşa köşkünde cümle ulemâ ve sulehâ [ve] vüzerâlar ile huzûr-ı İbrâhîm Hân'a varup cümle sefer-i hümâyûna me’mûr olan vüzerâ ve mîr-i mîrân kapudanlara ve ağalara ve çorbacılara bin yedi yüz aded hil‘at-ı fâhireler giydirilüp du‘â-yı hayr [u] senâ ile herkes gemilerine gidüp Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ve Şeyhülislâm kalup pâdişâh-ı Aristo-tedbîr, Yûsuf Paşa serdârın destin destine alup ikisi bir kûşeye varup İbrâhîm Hân eydür "Bak a Yûsuf, sen ne cânibe sefere gidersin" dedi. Yûsuf Paşa eyitdi "İnşâallahu Te‘âla Malta gazâsına giderim" dedi. İbrâhîm Hân eydür "İnşâallah bi-takdiri'l-Hayyi'l-Kayyûm cezîre-i Girid gazâsına seni me’mûr eyledim. Olmaya kim bu cevâbı bir âdeme ifşâ idesin. Aslâ bir ferd-i âferîdenin rûhunun haberi olmasın. Malta gazâsına me’mûruz, demeden gayrı ağzından bir cevâb sâdır olmasın. İbtidâ yolun üzerinde olan cezîre-i Girid önünden ubûr edüp Malta'ya doğru azîmet eyle. Ba‘dehû Mora cezîresinde bir iki gün mihmân olup andan bir gice kalkup gerü cezîre-i Girid'e avdet edüp vakt-i Şâfî‘îde cezîre-i Girid'e asker döküp ibtidâ Todori kal‘alarını feth edüp bir sığınup yatacak yer eyle, andan kal‘a-i Hanya'ya er döküp muhâsara edüp feth eyle. Sana nasîhat [ve] vasiyyetim budur. İnşâallah ba‘de'l-feth mansûr ve muzaffer geldikde sana ıvazın ederim ki huzûr-ı Hakka yüzü ak gidesin. Ammâ su‘âl edenlere Malta'ya giderim, deyü gidesin kim sâ’ir düşman haberdar olmaya. Zîrâ "Üstür zehebeke ve zihâbeke ve mezhebek' buyurmuşlardır" deyü İbrâhîm Hân Yûsuf Paşa'ya bu gûne tenbîh ü te’kîd edüp iki kat zer-ender-zer hil‘at-i fâhire giydirüp "Yürü Allahu Rabbi'l-âlemîn mu‘în ü zahîrin olsun" 270a deyü hayr-du‘â ile Yûsuf Paşa zemîn bûs edüp kayığıyla başdardaye gelüp Müneccimbaşı Çelebi Efendi ve Müneccim Hasan Kefrî ve Müneccimek Efendi ve Sadreddînzâde Efendi, bunlar fünûn-ı eflâkde her biri tekmîl-i fünûn etmiş kimesnelerdir, bunlar ilm-i usturlâb üzre gördüler kim sa‘d sâ‘at dâhil olunca serdâr-ı mu‘azzama eyitdiler: "Sultânım, bu ân eyyâm-ı sa‘ddir, hareket buyurun!" Dedikleri gibi hemân Kapudan Paşa-yı Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa "salpa demir" deyüp beş yüz yerden çeng-i harbîler çalınup ibtidâ başdardaden gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ba‘dehû bir yaylım tüfenk ve bir yaylım toplar sadâları evc-i âsumâna peyveste olup rûy-ı deryâ barud-ı siyâh dûdından Bahr-i siyâh dibelik siyâh oldu. Ve gülbâng-ı Muhammedî sadâsından zemîn u âsumân pür olup bu minvâl üzre üç yaylım tüfenk ü top ve gülbâng-i şâdmânî olup başdarda-i hümâyûn ibtidâ avanta edüp çalıcı mehterbaşısı segâh faslı ederek Sinân Paşa Köşkü önüne geldikde Musâhib Yûsuf Paşa pâdişâhı ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa'yı selâmlayup ubûr edince cümle keştîler alay alay turna katarı Sarâyburnu'ndan taşra çıkınca cemî‘î keştîler bâdbânların küşâde kılup bir yaylım top dahi şâdmânları edüp cümle keştîler murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup eyyâm-ı muvâfık ile Akdeniz'e doğru müteveccih oldular. Cümle ahâlî-i İslâmbol bu eyyâm-ı mübârekde eyyâm-ı muvâfık oldu. "İnşâallah mansûr ve muzaffer olurlar" deyü elsine-i nâsda güft u gû olup cümle ibâdullah hayr du‘â etdiler. Bu hakîr dahi Yûsuf Paşa efendimizin mü’ezzinbaşısı olup başdarda-i hümâyûnda Hazîne Kâtibi İbrâhîm Çelebi ile mankadaş olup şîr-hor-ı mâ ve katr-i nebât yiyerek mu‘azzez ve mükerrem zevk u safâ ile bir gün bir gicede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 269a–270a ·
metinde göster ·
… mâli mâverâsında diyâr-ı Erzurûm'da eyyâm-ı şitâ olunca müncemid olup üzerinden
bir iki
ay niçe kârbânlar ubûr ederler. Arz-ı Rakka'nın cenûbi önlerinde nehr-i Furât d …
buyurmışlardır. Ve bu nehr-i Furât ile nehr-i Asî'den gayrı Arz-ı Mukaddese hudûduna cereyân eder nehr yokdur. Nil-i mübârek bile Arz-ı Mukaddes'de dâhil değildir, demişlerdir. Ancak iklîm-i evvel haddinden de taşra tulû‘ edüp iklîm-i sânîde şehr-i Dimyât ve kal‘a-i Reşîd'de Bahr-i Sefîd'e munsab olur. Ve nehr-i Furât'ın etrâfı arz-ı Rakka'da ve şimâli mâverâsında diyâr-ı Erzurûm'da eyyâm-ı şitâ olunca müncemid olup üzerinden bir iki ay niçe kârbânlar ubûr ederler. Arz-ı Rakka'nın cenûbi önlerinde nehr-i Furât donmaz, sevâhildir ve bir şîrîn zülâldir.} 286b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a–286b ·
metinde göster ·
… p tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o
bir iki
Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün …
deyüp Müveylih nâm bir kal‘aya düşüp anda bir kaç gün ikâmet bulup bir beddîyeye gömlek ile elinde bir nobut ile azm-i Mısır deyüp bir refîk dahi kendi tabî‘atine münâsib "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" fehvâsınca bir refîk-ı yâr-ı sâdık bulup iki kişi deşt-i hâmûn çölistân budur deyü kat‘-ı menâzil ederken bir gün bunlara üç Arab at bırağup "Işlâh yâ arsate Karamânî" deyüp arkalarında olan kamîsların almak ister. Seydî eydür "Rûh annî yâ arsa hayyâl" dedikde Arabın biri Seydî'ye sinân havâle edince hemân Seydî cüst ü çâpük ve çâlâklık edüp bir san‘at ile Arabın elindeki cıdası zerkinden rehâ bulup Arabın kellesine eyle bir nobut-ı kavvâsî urur kim Arabın kellesi Adana kabağı gibi hor olup tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o bir iki Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün dahi kellele- 335a -rin bedenlerinden cüdâ edüp üç aded urbânın esbâbların Seydî ve refîki olan Seydî Alî giyüp at sâhibi ve silâh sâhibleri olup bir atı dahi yedeklerine alup yigirmi yedi gün Urbân ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kitâl ederek iki yiğit on bir re’s Arab küheylânı kısraklar ile Mısır'a geldiği hâlâ dâstân-ı dûstândır. Kaçan kim bu Seydî Paşa bu çöl-i çölistânda Urbânlar ile ceng [ü] cidâlin ve Bahr-i Kulzüm'de gark olup çekdiği âlâm-ı şedâ’idin ve Kasîre kal‘ası altında Abâbide Arabıyla cengin ve Elvâhât altında Za‘ğâ‘ Urbânıyla harb [u] kıtalin nakl etdükde âdemin aklı giderdi. Ba‘dehû Mısır'da (---)(---) hizmetinde olup Sultân İbrâhîm Hân'a Mısır cündîleri lâzım oldukda emr-i şerîf ile (---) Paşa on iki aded cündîler ile der-i devlete bu Seydî Paşa'yı İbrâhîm Hân'a gönderüp ibtidâ Harem-i hâsda seferliye, andan haftân altı ta‘bîr etdükleri mertebeye kadem basup andan nâm [u] şânıyla Hâsodaya girüp niçe kerre cirîdinin darbından ba‘zı cündîler hasm olup helâk oldular. Bir gün İbrâhîm Hân: "A Seydî! Benim musâhiblerime sakın cirid vurma" buyururlar. Seydî eydür: "Valaha pâdişâham! Onlar beni vururdur. Beni de onları hap vururdur. Cilîde horta yokıdır. Onlar beni baş vurursa, ben onları diş vurur" deyü Abazaca lehce-i mahsûsiyle kelimât etdiğinden İbrâhîm Hân bin altun ve bir semmûr hil‘at-i fâhire ihsân edüp masıtcıbaşı mertebesinde bıçaklı olur. Hikmet-i Hudâ bir gün Çemensofa nâm meydân-ı ma‘rekede cirît oynarken musâhib-i şehriyârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin avlayup cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye atamadan cirîd urunca hemân Seydî ana dahi at yıkup dizgin aşrı bir cirîd-i haşeb-meşe-i pür-endîşe tarb ederse ol dahi atının tırnağına ser-nigûn [ve] ser ber-zemîn olup âbdestsiz secde edüp hele ânî çehresinde ansız meyyit-i müteharrik kaldırup Sarây-ı hâssa timarhânesine götürdüklerinde hemân Sultân İbrâhîm Hân gazab-âlûd olup "Tiz Seydî'yi dahi bu meydânda atından yıkup katl edin" deyü fermân edince huzzâr-ı meclisde olan musâhib-i munsıflar eydür "Pâdişâhım! Hâlâ Seydî at üzre, başı kaba gözleri kızarmış ve ejder-i heft-sere dönmüş, el gaddâreye urmuş ve uyluğunda on iki nîze-i Dahhak'dan nişân verir hıştları dizmiş. Şimdi bir ânî katl edin deyince anı bu mahalde atından bin âdem indiremez. Çok âdem helâk edüp huzûr-ı pâdişâhîde çok bednâmlık olur. Pâdişâhımdan ricâ ederiz, bir damla kanın afv edüp ba‘de zamân hakkından gelesiz" deyü ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olmayup yine Sultân İbrâhîm Hân dibelik âteş-pâre olup "Benim huzûrumda musâhiblerim öldürdü. Ben anı sağ kor muyum? Husûsan tenbîh etmişim kim benim musâhiblerimi vurma demişim", "Pâdişâhım! Bu meydân-ı ma‘reke(d)e musâhib yüsâhib yeri değildir. Âr meydânı değildir, er meydânıdır. Bunda vuran, vurulan, ölen öldürülen birdir, kânûn-ı Âl-i Osmân budur ve bu cirîd cenginden bir şu’bedir" deyü niçe gûne hüsn-i ta‘bîr ve tevcîhler etdiklerince hünkâr musırr olup "Elbette katl edin" deyince beri tarafda Seydî'nin muhibb-i sâdıkları dilsiz işâreti edüp hemân Seydî at boynuna düşüp Çemensofa'dan firâr edüp Hâsâhûr kapusundan taşra çıkup andan Bâb-ı Hümâyûn'u çıkup şehr-i azîm İslâmbol içre güm-nâm olup bir köşede karâr edüp niçe musâhibler ricâ edüp bir kaç günden sonra Sarây-ı hâsdan Çâşnigîrbaşı pâyesiyle Sarây-ı hâsdan çıkmış oldu. Andan Budin'de Siyâvuş Paşa'ya gidüp Sametorna sancâğın ihsân edüp Kopan sancağı nevâhîlerinde ve Balatın gölü kenarında kal‘a-i Fok ve kal‘a-i Kemînvar ve kal‘a-i Ekrivar küffârının Zerrinoğlu ve Yeganoğlu küffârlarıyla şeb [u] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl edüp Orta Macar diyârına vâveylâ salup şebhûnlar ile dâr-ı diyârlar ve dârü'l-bevârların harâb u yebâb edüp güzîde Macar dilîrleri ve kapudanların esîr edüp kâfiristân Hıristiyânlarına mâtem salardı. Ba‘dehû Üstolni-Belgrad sancağına mutasarrıf olup tâ nehr-i Raba ve nehr-i Rayçe kenarlarına varınca çapgunlar salup mâl-ı ganâ’imler alup kal‘a-i Tata ve kal‘a-i Papa ve kal‘a-yı Pirespirim ve kal‘a-i Çobaniçe ve kal‘a-i Ni‘met-i Uyvar ve kal‘a-i Senmartin ve kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Komran nevâhîlerden aslâ bir küffâr baş çıkarmağa kâdir olmayup Nemse Çasarı bir kaç kerre "Sulha muğâyir Seydî Paşa iş eder" deyü der-i devlete arz etdi. Âhir kâfirin Pirespirim kal‘asının kapudanıyla hasm olup Üstolni-Belgrad'ın ale'l-gafle yetmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı telli yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre pusuya koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-tâb kulle-i felekden baş gösterdikde kal‘a kapusu, küşâde olunca kal‘a kapudanı kal‘a kapusunun iç yüzünde elinde asâsıyla niçe yüz kâfir karşusunda el kavşurup sabâh dîvânında hükm-i hükûmet ederken hemândem Seydî Paşa handak üzre cisrden at koparup kapudana bir hışt-ı pehlivânî ile urur kim terzi iğnesi atlâsdan güzer eder gibi kâfirin sîne-i pür-kînesinden geçüp sâ’ir küffârlar derûn-ı kal‘aya firâr edüp beş atlı kal‘a içre meymene ve meysere küffârları kırarak kapudanın başın Seydî kesüp ve on yedi kelle dahi kesüp bî-bâk ü bî-pervâ kal‘adan taşra çıkup giderken kal‘adan toplar atılup cümle küffâr atlanup üç yüz mikdârı küffâr Seydî Paşa'yı kovarak Seydî pusuyu geçince kemîngâhda olan altmış beş nefer gâzîler bir ağızdan "Allah Allah" deyüp üç yüz kâfire kılıç korken Seydî dahi gerü dönüp "Koma kurdum" deyü üç yüz kâfirden yüz ellisini dendân-ı tîğdan geçirüp ellisi firâr edüp yüz aded kâfirleri üç aded kapudanlarıyla kayd-bend esîr edüp mürdelerin âlât-ı silâhlarıyla ve küheylân katana Sene Martin atlarıyla ertesi ale's-sabâh kal‘a-i İstolni'ye dâhil olup ertesi Siyâvuş Paşa'dan bir semmûr hil‘at-i fâhire ve bir çeleng ve bir murassa‘ zeynli at ve üç kîse nakd-i murâd ihsân geldi. Günden güne Seydî Paşa serhadd-i Kanije'de ve Budin ve Egre'de iştihâr bulup nâmdâr oldu. Bu Pirespirim kapudanın ve bu kadar küffârı kırdığın Nemse Çasarı pâdişâha bildirüp gördüler kim sulha mugâyir Seydî işler ediyor. Ammâ ne çâre, âhir sene (---) târîhinde Revân tarafında kızılbaşın isyân [u] tuğyâna müte‘allık işleri şâyi‘ olup Sadrıa‘zam Sâlih Paşa, Defterdârzâde'ye eyâlet-i Erzurûm'u ve Seydî Ahmed Paşa'ya İspir-Tortum sancağın ihsân edüp Acem serhaddinde ne işlerlerse işlesinler deyü istimâletler verilüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-azamet Sultân İbrâhîm Hân, Seydî Ahmed Paşa'nın defter-i cerâyimine nazar etmeyüp huzûrunda musâhiblerin katl etdüğünü afv edüp bir kîse altun ve bir otâk-ı nüh-tâk ve on katar-ı katır ve on katar şütür bariyle ihsân edüp tuğ ve tabl [u] alemlerin mücedded hazîneden cümle levâzımâtın ve yedi küheyl at bisâtlarıyla yedek atların ihsân edüp "Beni sevenler Seydî Paşa'ma ri‘âyet eylesiz" deyüp Seydî Paşa'ya hayr-du‘â edüp arkasın İbrâhîm Hân yepeleyüp "Yürü Allah işin onara, göreyim seni. Acem serhaddinde niçe gazâlar edersin" deyü Tortum sancâğına gönderüp Üsküdar'a çıkdıkda cümle vezîr ü vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr-ı İslâmbol'dan ol kadar bisât u mal [u] menâl geldi kim Seydî Paşa bir vezîr dârâtı kadar azamet [u] dârâta mâlik olup mükemmel kapusuyla kat‘-ı menâzil Tortum sancâğına gidüp kal‘a-i Şuşik gazâsında ve Gönye ve Mikrilistân fütûhâtlarında cihân cihân görüşüp rûz-merre cemî‘î ahvâline vakıf-ı esrâr idim. Zîrâ Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz kendüyi gâyetü'l-gâye sevip Tortum sancağına göndermeyüp ekser evkâtda Seydî Paşa ile sohbet-i hâs edüp mâh-be-mâh birer kîse ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık kesb edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b–335b ·
metinde göster ·
… Niçin yine bizim Melek Ahmed Paşa yanında olmazsın" dedikde "Vallahi Sultânım!
Bir iki
vezîrin mâbeyni mahsûlüyüm. Her kankısı menâsıb-ı âlîye nâ’il olursa seyâhat hâ …
Ba‘dehû İpşir fermânlar yazup Varvar'ın münhedim olmuş askerinin ardı sıra İpşir kapucıbaşıları ta‘yîn olunup nefîr-i âm ile Varvar'ın askerin kırmağa başlayup günden güne Çerkeş sahrâsında yüzer ikişer yüzer âdem katl olunup mâl [u] erzâkları İpşir içün kabz olunup tevâbi‘-i İpşir'in en ednâsı bir mîr-i muhterem gibi oldu. Ve İpşir Paşa ol kadar mâl-ı Kârûn'a mâlik olup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ve Kara Sefer Paşa'nın ve Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendioğlu'nun cümle mâlların Varvar zabt etmişdi. Varvar münhedim olunca cümlesinin mâlın İpşir zabt edüp hadd [u] hesâbın Cenâb-ı Bârî bilür mâl-ı gence mâlik oldu. Ammâ hakîr havfe düşüp Varvar tevâbi‘i hakkına emirler sâdır olunca hakîre telâş el verüp ba‘de'l-asr doğru İpşir Paşa'ya varup eyitdim: "Sultânım! Şimdi ortalıkda cümle asker ayak üzre. Ben aralıkda kaldım. Bana bir dest-i hattınız ihsân eyle" dedikde "İşte Varvar'a mektûblarla geldin. Yine Varvar buyurdu versin" deyü Varvar'ın leşin gösterüp şaka edüp "Tiz şuna bir buyurdu verin. Durmasın gitsin, yohsa şimdi Varvar'ın yanına korum" dedikde "Yâ ben âsî değilim ve pâye kat‘ edüp tûğ ve sancâğ ve bayrak sâhibi değilim, aşk olsun yola" deyüp İpşir Paşa vâfir hazz edüp tebessüm edüp eydür: "Sen Defterdâroğlu yanında nişlersin. Niçin yine bizim Melek Ahmed Paşa yanında olmazsın" dedikde "Vallahi Sultânım! Bir iki vezîrin mâbeyni mahsûlüyüm. Her kankısı menâsıb-ı âlîye nâ’il olursa seyâhat hâtıriyçün anınla mansıba giderim. İnşaallah şimdi Defterdâroğlu ma‘zûldür. Bu feth-i meserret haberleriyle kelleler der-i devlete vardıkda size Şâm-ı cennet-meşâm toprağı müşk-i amber-i hâm ve Şam-ı dârü's-selâm geldikde İnşâallahu Te‘âlâ size intisâb edüp Şâm-ı Şerîfe giderim" dedikde "Yok, götürmem. Hemân yine Melek Ahmed Paşa yanına var. Mehemmed Paşa yanında durma" dedikde "Sultânım! Üçünüzde dahi fark yokdur. Mehemmed Paşa efendimizin vâlidesi sizinle ve Melek Ahmed Paşa efendimizin vâlidesiyle hısm-ı kavm [ü] kabîle değil midir ve benim vâlidem de Melek efendimin vâlidesi kız karındaşı değil midir, arada müfârakat yokdur, deyü Mehemmed Paşa efendim vâlidem tarafından, İpşir Paşa efendim sikadan zevi'l-erhâm akrabâmdır deyü tefâhur kesb eder. Siz anınla ecnebî mu‘âmelesi edersiz" dediğimde "Hây gidi ışık. Üs kes bizi Defterdâroğluyla akrabâ edüp mâbeynimiz ıslâh etdi" dedikde hemân kalkup dest bûs edüp eyitdim: 366b "Habîb-i Hudâ aşkına olsun. Paşaya bir muhabbetnâmeniz ihsân edüp bu ma‘zûllığında mahzûn kalbini dilşâd ve vîrân gönlünü âbâd idün. Allah da sizin her işde mu‘în ve zahîriniz ola. Ve mâl-ı ganâ’imden İslâmbol'a gitmeğe atdan ve esvâbdan, ba‘zı sipâhlıkdan şeyler ihsân [u] in‘âm ediniz" dedikde bisâtıyla bir at ve bir çerke çadır ve yetmiş altun verdi. Zira hisseti kemâlinde idi. Abaza kavminin "Hasîs" kabîlesinden idi. Hele mektûb-ı muhabbet-üslûbuyla bir emr alup ahîrecisi Alî Ağa ile Çerkeş'de hizmetkârlarımla ve merhûm Varvar Alî Paşa'nın geldiğim gün ihsân etdüğü metâ‘lar ve katarlar ve memlûklar ile Çerkeş'den cânib-i garba 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366a–366b ·
metinde göster ·
… üzerine hamle etdikçe burnu fışırdar bir doru at üzre asla boş çıkmayup elbette
bir iki
âdem akdarup kelle alup bî-bâk u bî-pervâ alaylarına selâmet varırdı.
Ammâ anlardan Celâlî Çomar Bölükbaşı ol dahi hakkâ ki kabâyil-i İzolı ekrâdında ol mertebe kağan arslan şikâra sunar gibi pars-ı sunar görmedik. Yedi kerre paşanın üzerine, on bir kerre Şâmlı Osmân Ağa üzerine hamle etdikçe burnu fışırdar bir doru at üzre asla boş çıkmayup elbette bir iki âdem akdarup kelle alup bî-bâk u bî-pervâ alaylarına selâmet varırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32b ·
metinde göster ·
… r mâbeyninde bir âb-ı hayât bınar vardır. Ol bınar suyuna gürgen ağacı koysalar
bir iki
günden sonra bi-emrillahi Te‘âlâ yeşil taş olur. Ve niçe kerre ârifler gürgen a …
Evvelâ kal‘a-i Pirevadi ardında kûh-ı bâlâlar mâbeyninde bir âb-ı hayât bınar vardır. Ol bınar suyuna gürgen ağacı koysalar bir iki günden sonra bi-emrillahi Te‘âlâ yeşil taş olur. Ve niçe kerre ârifler gürgen ağacın dest-i harrâtînde çıkrıkdan çevirdüp kâse ve filincan ve gülâbdân ve hançer kabzası misilli eşyâlar yapdırup bu bınara koyup üç günden sonra kâse ve finilcanlar yeşil zümürrüd-misâl yeşim kâse ve gülâbdân olur, deyü Çeneklizâde ve Nâ’ib Hüseyin Efendi, "Biz tecrübe etdik. Bi-emrillah gürgen ağacı taş oldu" deyü şehâdet etdiler. Ammâ hakîr i‘timâd etmeyüp bir hayli mu‘âraza etdim. Hemân Nâ’ib Hüseyin Efendi gazab-âlûd olup kalkup pîştahtasın küşâde edüp bir pâre taş getirdi. Gürgen ağacından keserken keser ve bıçak zahmları ve budak yerleri âşikâre hakîr elime alup gördüm. Gâyet sengîn taş olmuş Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b ·
metinde göster ·
… zevrakı râygân hasta olduğumdur. Ve sehel kaldı ki gemi gark olayazdı dedikleri
bir iki
gün mukaddem vücûdumda sedd-i ramak kaldığı idi.
Ve Sarâyburnu'ndan bostâncıbaşı geldüğü ve gemi direğin kesdüğü pâdişâh tarafından bir bostâncı hasekisi gelüp mevtim haberine muntazır olup amûd-ı devletimden bir âdemim öldüğün görmesi işâretidir. Direk kesilüp fırtına teskîn olması bir ulu âdemim ölünce ben halâs olmamın alâmetidir. Ve gemim fırtına-i azîme uğraduğu hâlâ vücûdum zevrakı râygân hasta olduğumdur. Ve sehel kaldı ki gemi gark olayazdı dedikleri bir iki gün mukaddem vücûdumda sedd-i ramak kaldığı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b ·
metinde göster ·
… yükü mâla mâlik olup harbende iken sârbân-ı revân oldu ve ednâ mertebe sayisler
bir iki
sürü koyun sâhibi oldular. Sâ’ir karakollukçuların mâlik olduğu bakır avânîleri …
Bu iki Urbânın mâlı içre Firârî Mustafâ Paşa askeri koyun tuza ve kurd koyuna ve mirâs-hor mâl-ı mevrûsuna seğirdir gibi seğirdüp eyle alan u talan eyleyüp nisvânların nâlân u giryân eyleyüp ol kadar mâl-ı ganâ’im aldılar kim en ednâ harbende-i Ervâm bir katar deve yükü mâla mâlik olup harbende iken sârbân-ı revân oldu ve ednâ mertebe sayisler bir iki sürü koyun sâhibi oldular. Sâ’ir karakollukçuların mâlik olduğu bakır avânîleri ve sâ’ir kelepür makûlesi cacim ve haliçe ve kilim makûlelerinin hisâbların Cenâb-ı Bârî bilür. Ammâ iki binden ziyâde at-ı mu‘teber at-ı sâfinatü'l-ciyâd makûlesi mührât u hüssân küheylânları ve binden mütecâviz nîk ü bed zırhları ve ana göre sâ’ir âlât-ı silâhları cümle paşa tarafına kabz etdiler ve paşa beytü'l-mâlcısı cümle mevtâların kemerlerinde olan altun ve guruşları mîrîye kabz edüp bir ferde müdâhale etdirmediler. Ve Alî Fâris'in ve çöl pâdişâhının kara demir hayme vü hargâhlarında kalan mâl-ı bî-hisâbı cümle Firârî Mustafâ Paşa zabt etdi, ammâ ne mertebe mâl idi ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217a ·
metinde göster ·
… r. Âdem aşağı bakmağa cür’et idemez kim iki Süleymâniyye minâresi kaddi vardır.
Bir iki
gün mukaddem ol gayyâ deresi kayalarında niçe yüz Ferhâd-ı kûhkenler kayaları F …
Ma‘rifet-i sihr-i‘câz-ı nev‘-i diğer: Bâlâda tavsîf olunan Hân'ın bâğ sarâyının cânib-i şarkîsinde hânelerinin damı ve bâmları cümle sarây dîvârından âlîdir. Bâ-husûs andan aşağı yalçın kayalardır. Âdem aşağı bakmağa cür’et idemez kim iki Süleymâniyye minâresi kaddi vardır. Bir iki gün mukaddem ol gayyâ deresi kayalarında niçe yüz Ferhâd-ı kûhkenler kayaları Ferhâdî külünkler ile kırup bir vâsi‘ meydân edüp kum dökmüşlerdi. Meğer Pehlivân Zengüzer arz-ı mahâret ideceğin bilüp ol kayaları kırdırup Hân'ın sarâyı üstüne bir çuval fışkı ile memlû türâb komuş idi. Pehlivân eydür: "Ey sultânım, Melek Paşa-yı vezîr-i dilîr! Eğer bu kemter abd-i dâ‘înin bir temâşâsın dahi idesin. Sarâyın kayalar tarafına nâzır şâhnişînlere varasın. Ta ki ibret göresin." dedikde paşa ol tarafa ve cemî‘i ehl-i teferrüc dahi ol cânibe varup ol pehlivânın yârdakları def [u] kudüme el urup pehlivân dam üstünde du‘â ve senâ edüp "Ey âşıkân bu arz-ı ma‘rifet değildir. Buna cânbâzlık derler. Bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmeniz. Sizi Allah'a ısmarlamışım. Siz dahi meni Perverdigâr'a ısmarlan. Her kim Muhammedî'dir, Muhammed'in gül cemâline salavât deyüp İllah onara" dedikde niçe bin âdem İllah onara, deyince hemân zâlim pehlivân götü altına mezkûr fışkı ve topraklı harârı alup berk yapışup kendüyi sarây damından aşağı iki minâre kaddi yere inince ukâb kuşu gibi tayerân ederken "Ya Allah!" deyü feryâd ederek zemîne bir âdem kaddi kaldıkda hemân götü altındaki harâr üzre bir perende-i tavûsî atup bi-emri Hudâ sihhatle sâlimîn zemîne ber-pâ karâr etdi ve yine hakîr du‘â edüp anda bir at hâzır imiş, süvâr olup tarfetü'l-ayn içre ata mahmîz edüp huzûr-ı paşada zemîn bûs idince paşa kendüye bir kise guruş ihsân etdi. Ve yine paşa temâşâsına sarây meydânı köşküne geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b ·
metinde göster ·
… em pâk dilber olur. Hatta esîrciler Gürcî gulâmlarına bu Ahlat zırnîhı suyundan
bir iki
fincân nûş etdirüp beyt:
Menâfi‘-i diğer: Bu zırnîhdan bir âdem nîm miskâl bir fincânda su ile ezüp âbından yatacak mahalli nûş etse cemî‘i vücûdundaki mûy-ı bî-ma‘nâları dökülüp ol âdemin vücûdu dürr-i beyz-âsâ olur. Ammâ çok nûş ederse saçı ve sakalı ve bıyığı forra olup elli yaşında âdem pâk dilber olur. Hatta esîrciler Gürcî gulâmlarına bu Ahlat zırnîhı suyundan bir iki fincân nûş etdirüp beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 242a ·
metinde göster ·
… çup derûn-ı sandûkalardan dahi üçer âdem pür silâh çıkup cümle taşradakiler ile
bir iki
yüz müsellâh âdemler ejderhâ gârından çıkar gibi sandûkalardan Van gârlarına gi …
Anlardan sonra bu Van kayası niçe yüz devlete intikâl edüp âhir Hazret-i Risâlet vilâdetinden sene 1600 mukaddem Hazret-i Dâvûd-ı Nebî asrında Melik Câlût bu Van kayası üzre bir deyr-i pür-dîr inşâ eder. Melik Câlût'u Hazret-i Dâvûd sapan-ı Dâvûdîsiyle katl edüp mezkûr kenîse niçe mülûk destinde âyîngâh-ı Nasârâ olup âhir vilâdet-i Resûl-i Kibriyâ asrından sene 881 mukaddem İskender-i Kübrâ destine bu yüzden girmişdir. Be-kavl-i Mıkdısî İskender-i Kübrâ diyâr-ı Çamapur'a giderken bu Van kayasının sahrâsında serâperde-i İskenderîsiyle meks edüp bir ferd-i âferîdenin haber-i âgâhları yok iken Van kal‘asının hâkimlerin ve mezkûr deyrın bıtrîk u kıssîs u ruhbânların aşağı serâperdesine da‘vet edüp eydür: "İnşâallah ben diyâr-ı Çamapur'a giderim. Andan Dârâ Şâh üzre giderim, ammâ bî-ma‘nâ bâr-ı sakîllerim vardır. Sizde emânet dursun. Zîrâ sizin kal‘anız cümle mağaralardır ve deyriniz dahi cemî‘i Nasârâların ma‘bedgâhlarıdır kim benim bu sandûklarım sizde Allah emâneti olsun" dedikde anlar da üç yüz aded sandûkaları alup İskender'in üç dörd yüz âdemiyle derd [ü] belâ çekerek 249b bu sandûkaları kal‘a içine koyup muzlim mağaralarda pinhân idelim derken hemân üç yüz aded sandûkaların kapakların taşradan gelen üç yüz {aded} İskender âdemleri açup derûn-ı sandûkalardan dahi üçer âdem pür silâh çıkup cümle taşradakiler ile bir iki yüz müsellâh âdemler ejderhâ gârından çıkar gibi sandûkalardan Van gârlarına girüp çıkup dal kılıç olup Van kal‘asında olanlara tarfetü'l-ayn içre bir kılıç urup kimi havf-i şemşîr-i âteş-tâbdan kendüyi Van kayalarından aşağı atup pâre pâre olup ibtidâ İskender bu hîle ile kal‘a-i Van'ı feth edüp deyr-i Câlût'a "Vang" deyü nâm koydu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 249a–249b ·
metinde göster ·
sâ‘at yerden kayaları dolaşup "Varalım leşinde kemerinden kılıcı ve tüfengi ve …
Niçe kimesneler de bir iki sâ‘at yerden kayaları dolaşup "Varalım leşinde kemerinden kılıcı ve tüfengi ve gayrı bisâtından bir kelepirin alırdık." derlerken birkaç âdem gelüp "Bre koman, Çomar işte atıyla deryâ içre yüzüp karşu Van denizi kenârına gidiyor." dediklerinde anı gördük. Atının sağ tarafına asılmış atından ayrılmayup atıyla yüze yüze karşu tarafa bî-bâk gidiyor.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282a ·
metinde göster ·
… ır kim bir eline bir deste pembe alup bir eline şemşîrin alup bî-bâk u bî-pervâ
bir iki
arslana hamle edüp merdüm-i şîr-hor [u] şîr-keş bahâdır erler var kim her biri …
Ammâ şimdi diyâr-ı Bağdâd'da gâzî şahbâz u fetâ, dilâver ü server-i hünerver yiğitler vardır kim bir eline bir deste pembe alup bir eline şemşîrin alup bî-bâk u bî-pervâ bir iki arslana hamle edüp merdüm-i şîr-hor [u] şîr-keş bahâdır erler var kim her biri kırkar ve ellişer arslan katl etmişlerdir. Ve niçe yiğitler dahi kemîngâhlardan kurşum ile urup katl edüp postun beş altı guruşa fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 358a ·
metinde göster ·
… lmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve
bir iki
koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun a …
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
Böyle iken beri tarafda kal‘a içre tâ’ife-i nisvân-ı sâhib-isyân ve sıbyânların feza‘ ü çeza‘ından ve gûnâ-gûn güft u gûy-ı mesâvîden ve mecrûhların câ-be-câ gırîv [u] feryâdlarından ve kal‘a içinde kesret-i nâsın izdihâmından bu kadar benî Âdem ve devâbbâtın muzahrafâtları râyiha-i kerîhelerinden ekseriyyâ halkın meşâmları tutulmuş idi. Ve anbârda bir günlük hınta ve sâ’ir zahîre kalmamış idi. Ancak herkes hânesinde cânı başı içün kifâyet mikdârı kût-ı lâ-yemût açlık zahîre hıfz edüp tedrîc ile yerken bir iki kerre asker ba‘zı evleri basup zahîrelerin gasben alup âhir-i kâr Yûsuf Kethüdâ ol gâret olunan gılâlın sâhiblerine akçesin verüp helâllik taleb etdi, ammâ yine ol gün Paşa'nın sekbân ve sarıcaları Yûsuf Kethüdâmız üzre gulû edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
… mâ sehel şey ile amâr olsa Babadağı şehri emn [u] emân olurdu, zîrâ zamânımızda
bir iki
kerre Kazak kâfiri Baba şehrin nehb u gâret etmişdir, ammâ bu kal‘a-i ibret-nüm …
Bu kal‘aya anlardan sonra Bulgar ve Sırf ve Boğdan istîlâ edüp ba‘dehû sene 889 târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî feth edüp eyle virân kalmışdır. Nehr-i Tuna'dan azmış bir bataklı ve sazlı ve göllü bir mahalde bir sivri yalçın kaya üzre şekl-i muhammes bir şeddadî taş binâ bir kal‘a-i hâlîdir, ammâ sehel şey ile amâr olsa Babadağı şehri emn [u] emân olurdu, zîrâ zamânımızda bir iki kerre Kazak kâfiri Baba şehrin nehb u gâret etmişdir, ammâ bu kal‘a-i ibret-nümâ zemînîdir. İçinde âdem ve âdemî-zâd yokdur. Kış günü içinde çobanlar ile keçiler ve koyunlar kışlar. Hisâbın Hudâ bilür. Kekliği ve çili ve gayrı {kuşları çokdur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67b ·
metinde göster ·
"Mâlları sizin, ancak cümle celâlînin başları bizim" deyü fermân-ı şehinşâhîler sâdır olunca el-azametullâh Türk tâ’ifesinin ellerine böyle fursat girince ata, dona kâdir olan ve olmayup eğri demirin eline alup piyâde pür-silâh Etrâk tâ’ifesi Hasan Paşalının ardları sıra sarp dağlara girüp Hasan Paşa'nın dağda ve taşda ota ve otluğa ve bir iki konak ba‘îd zahîreye gidenleri ve "Hasan Paşalıdır" deyü niçe tüccâr tâ’ifesin ve'l-hâsıl çatal Osmânlı sarıklı ve atları na‘llı ve kıyâfetleri belli eli tüfengli ve belleri vezneli ve kaba bıyıklı âdemleri kıra kıra tamâm edüp günden güne {dahi} kış gelüp lâ-mekân bî-mekân bini iki bini bir tarafa zahîreye gitmeğe iktidârları kalmayup günden güne etrâf [u] eknâfların cânı acımış re‘âyâ vü berâyâ ile münhezim olmuş asker-i firâvân ihâta etmede, ammâ bu minvâl üzre Hasan Paşalının da duracak ve oturacak ve sığınacak ve yatacak ve zemistândan kanacak bir cây-ı menâs yerleri kalmayup askeri ve kendisi aç bî-çâre Hasan Paşa neylesün? Askere muhtâc âhirü'l-emr hâne berdûş gezmeden ve ac u zâc ve bir hınta ve şa‘ire muhtâc olup cihân başlarına dar oldu. Mâl-ı metâ‘ çok, ammâ yenir mi? Yiyecek yok. Havf u haşyet ve renc [ü] anâ çok.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 70b ·
metinde göster ·
… günü sizinle Boğdan vilâyeti tahtı olan Yaş şehri altında cem‘ olup küffâr ile
bir iki
kerre tokuşalım, Hudâ kerîmdir, ya taht ola ya baht" deyü Tatar Hân ve Kalga Su …
"İnşâ’allâh bin yetmiş Rebî‘ulevvel'in yigirminci günü sizinle Boğdan vilâyeti tahtı olan Yaş şehri altında cem‘ olup küffâr ile bir iki kerre tokuşalım, Hudâ kerîmdir, ya taht ola ya baht" deyü Tatar Hân ve Kalga Sultân'dan mahabbetnâmeler gelince hemân ol gün İsmâ‘îl şehrinde kös ve nefîr-i rıhletler çalınup yigirmi bin kefere ve müslim askeriyle cânib-i yıldıza gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101a ·
metinde göster ·
… âlet askeri karavullarımız var ve iki üç fersah yerde Tatar askeri var. Elbette
bir iki
gün mukaddem haberler alınur. Hemân hânım Seydî Ahmed Paşa, Budin eyâletiyle me …
"Bire Seydî Paşa, pâdişâh bize Erdel'i gâret edüp ıhrâk bi'n-nâr eylen demedi. Sizden Vârat kal‘asın isterim dedi. Belî bu Erdel diyârın harâb etdin ve a‘dâyı kırup hasâret etdirdin. Herkes alduğını alır. Bizim pâdişâha verecek kabza-i tasarrufumuzda ne kalır ve dîn-i mübîn içün zabtımızda ne olur ve bize âhir-i kâr â’id ü fâ’id ne olur? Bu vilâyeti nehb u gâret etmeğe Tatar askeri me’mûrdur ve Kemen Yanoş la‘în bu kal‘a altındaki asâkir-i İslâm'ı basmağa gelirse cânib-i erba‘amızda niçe eyâlet askeri karavullarımız var ve iki üç fersah yerde Tatar askeri var. Elbette bir iki gün mukaddem haberler alınur. Hemân hânım Seydî Ahmed Paşa, Budin eyâletiyle meterise gir" dediklerinde, Seydî Paşa aslâ bu cevâblara vücûd vermeyüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 124b ·
metinde göster ·
… ikişer konak yakın olmağile Zadra ve şibenik ve İspilet iskelelerinden bu şehre
bir iki
günde komor bârgîrleriyle bî-hadd ü bî-kıyâs ecnâs-ı mütenevvi‘a libâs-ı akmişe …
Der-ilm-i çârsû-yı bezzâzistân: Cümle bin seksen aded bâzâr-ı hüsn dükkânlarıdır, ammâ gâyet müzeyyen ve şîrîn ve tertîb üzre binâ olunup cümle esvâkları üzre Haleb şehri ve Bursa şehri gibi kab örtülü sûk-ı sultânîdir, lâkin örtüleri kârgîr kemer binâlar değildir. Serâpâ kalın direkler üzre mestûrdur. Cümle şâhrâhları pâk kaldırım döşelidir ve bir şîrîn kârgîr binâ bezzâzistânı var. Cemî‘i Hind ü Sind ve Arab u Acem ve Leh ü Çeh'in zî-kıymet metâ‘ları bu şehirde bî-kıymet bulunur. Hattâ Dobra-Venedik ve Büyük Venedik bu şehre üçer ve ikişer konak yakın olmağile Zadra ve şibenik ve İspilet iskelelerinden bu şehre bir iki günde komor bârgîrleriyle bî-hadd ü bî-kıyâs ecnâs-ı mütenevvi‘a libâs-ı akmişe-i fâhire ve vâlâ-yı kâlâ-yı hârâ-yı nâdireler gelir, ammâ Çukacılar çârsûsu ve Gazzâzlar bâzârı ve Kazancılar bâzârları cümleden âbâdânlardır. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 129b ·
metinde göster ·
… -ı Fârisî'de şâhidî kitâbına nazîre lisân-ı Bosnevî üzre bir lugat etmişler kim
bir iki
bahri böyle tahrîr olunmuşdur:
Ve bu şehr-i Sarây'ın ârifân-ı nâzikân musannifînleri lugat-ı Fârisî'de şâhidî kitâbına nazîre lisân-ı Bosnevî üzre bir lugat etmişler kim bir iki bahri böyle tahrîr olunmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 132a ·
metinde göster ·
… yitdim, "Banım, hemân kapudanı bunda olan asker ile cisrine gönderelim. Bes biz
bir iki
gün dahi sizinle sohbet edelim" dedikde, der-ân alay çavuşları askeri cem‘ edüp …
Hakîr eyitdim, "Banım, hemân kapudanı bunda olan asker ile cisrine gönderelim. Bes biz bir iki gün dahi sizinle sohbet edelim" dedikde, der-ân alay çavuşları askeri cem‘ edüp ba‘de't-ta‘âm kapudan bandan me’zûn olup bizimle vedâ[‘]laşırken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161b ·
metinde göster ·
… biz esîrlik çeküp on yıldır ata binmek değil zindânda yayan yürümemişimdir. Ben
bir iki
gün sonraca gideyim" deyüp, hakkâ ki garîb kapudan bî-tâb ü bî-mecâl kalup anda …
Menzil-i şehr-i Sofya: Bihke kapudanı eydir: "Evliyâ Çelebi biz esîrlik çeküp on yıldır ata binmek değil zindânda yayan yürümemişimdir. Ben bir iki gün sonraca gideyim" deyüp, hakkâ ki garîb kapudan bî-tâb ü bî-mecâl kalup andan hakîr ayak bağsız kalup var kuvveti bâzûya getirüp İhtiman'ı ve Tatarbâzârcığın geçüp menzil-i kal‘a-i Filibe, andan, menzil-i Edirne, andan menzil-i Burgaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 163b ·
metinde göster ·
gün mihmân olup ayş [u] işret ederler bir cây-ı sürûr, İremezât-ı bî-minnetdir …
Bir tarafda dahi meddâhân şâ‘irân-ı mahalhânlar gûnâ-gûn fasıllar etmede. Ba‘zı yârânlar haymeleriyle gidüp bir iki gün mihmân olup ayş [u] işret ederler bir cây-ı sürûr, İremezât-ı bî-minnetdir kim medhinde lisân kâsirdir. Andan mesîregâh (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 177b ·
metinde göster ·
… ma‘mûr imiş. Hisâr içre birkaç fukarâ hâneleri ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve
bir iki
topları ve cânib-i garba mekşûf bir kapusu var. Gayrı imâreti yokdur.
Eşkâl-i zemîn-i kal‘ası: Bir türâblı bayır üzre şekl-i müseddes bir taşı siyâh ve bir taşı beyâz münakkaş ve şîrîn bir kal‘a-i zîbâ imiş, ammâ sehel harâba yüz dutmuşdur, ammâ mâ-tekaddem gâyet ma‘mûr imiş. Hisâr içre birkaç fukarâ hâneleri ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve bir iki topları ve cânib-i garba mekşûf bir kapusu var. Gayrı imâreti yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 182a ·
metinde göster ·
… erlikler edüp ba‘dehu yine kayalar altına dalup ördekler gâ’ib olurlar. Gâzîler
bir iki
gün bu ördeklerin ahvâllerine vakıf olmağiçün mukayyed olup birkaç kerre müdâve …
Sebeb-i feth-i kal‘a-i İştib: Bu kal‘anın garb tarafında meterisde olan guzât-ı müslimînler bir sabâh tecdîd-i vudû‘ etmeğe su kenârına varup görürler kim kal‘a altından cereyân eden nehr-i Biregalitçe içinden kal‘anın kayası altından kırk elli dâne ev ördekleri çıkup kal‘a kayası dibinde şinâverlikler edüp ba‘dehu yine kayalar altına dalup ördekler gâ’ib olurlar. Gâzîler bir iki gün bu ördeklerin ahvâllerine vakıf olmağiçün mukayyed olup birkaç kerre müdâvemet edüp bir kerre seraskerlerine haber ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 37a ·
metinde göster ·
… ndan ankâ bâzergânlar gelüp bu kal‘ada meks [edüp] her bir tüccâr metâ‘ına göre
bir iki
dükkâna girüp arz-ı kâlâ eder.
Kaçan kim kiraz mevsimi ola yâhûd güz eyyâmı ola Rûm ve Arab ve Acem ve Hind ü Sind ü Semerkand ve Belh u Buhârâ ve Laristân ve Moltan ve Maskov ve Leh ve Çeh ve İsfaç ve Filimenk [ve] Nemse ve Macar ve Dip Firengistân'dan ve'l-hâsıl ekâlîm-i seb‘adan yüz binden mütecâviz ecnâs-ı milel tüccârlarından ankâ bâzergânlar gelüp bu kal‘ada meks [edüp] her bir tüccâr metâ‘ına göre bir iki dükkâna girüp arz-ı kâlâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b ·
metinde göster ·
… berr ü bihâr bu şehre geldikde bir hâneye varup kendü evi gibi anda karâr edüp
bir iki
ay kisb [ü] kâr edüp bir yere dahi azm-i diyâr eder, zîrâ bu şehrin cemî‘i kapu …
Ve cümle iki yüz on aded dükkânlardır, ammâ bezzâzistânı yokdur, lâkin cemî‘i zî-kıymet metâ‘ vefret üzre bulunur ve çârsû içindeki küçük meydânda bir lonca köşkü vardır. Cemî‘i gâzîler gazâ mâlların bunda yığup mezâd ederler, ve cemî‘i serhad gurebâları bu kasırda cem‘ olurlar, tahta örtülü bir mecma‘u'l-irfân yeridir. Ammâ bu şehrin hânı yokdur, ayıbdır deyü sâhibü'l-hayrâtlar hân inşâ etmemişler. Hemân ki Arab u Acem'den bir garîbü'd-diyâr müsâfir tüccâr-ı berr ü bihâr bu şehre geldikde bir hâneye varup kendü evi gibi anda karâr edüp bir iki ay kisb [ü] kâr edüp bir yere dahi azm-i diyâr eder, zîrâ bu şehrin cemî‘i kapuları müsâfirîne ve mücâvirîne meftûhdur. Bir alay 97b gâziyân-ı mücâhid olmağile ta‘âmların yalnız yemezler, elbette bir gece müsâfirsiz olmazlar. Anıniçün bu şehirde hân yapmağa râzı olmazlar, bir acâ’ib ganîmet şehr-i gâziyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 97a–97b ·
metinde göster ·
Hattâ bir iki kerre küffâr tâ aşağıdan lağım edüp bu kayayı atmak murâd edinmiş, kalından kavratdığiyçün lağımları gerüye depüp niçe bin kâfir âteş-i Nemrûd'a piryân olup yerleri dârü'l-cahîm ve nâr-ı sa‘îr olur. Hâlâ lağım deliği aşağı kaya dibinde nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 97b ·
metinde göster ·
kerre hücûmlar edüp kâfiri hazîneleri yanından ayırup yine bir yanına askerimiz …
Ve bu mel‘ûnlar mukaddemâ bizi bozanlar idi. Bizim dahi bu mel‘ûnlara dâğ-ı derûnlarımız var idi. "Bu mel‘ûnlardan dâğ-ı derûnumuz def‘ içün vücûdların sahîfe-i rûzgârdan kaldıralım" deyü bir iki kerre hücûmlar edüp kâfiri hazîneleri yanından ayırup yine bir yanına askerimizle yan verdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 105b ·
metinde göster ·
… imdâdına gelmek üzredir ve gâyet yakındır, gâfil olman. Eğer i‘timâd etmezseniz
bir iki
âdem gönderin. Eğer sözümüz hilâf çıkarsa bizi katl edin" dediklerinde Sadrıa‘z …
"Hâlâ Nemse çâsârı yüz bin leşker ile Pojon kal‘ası toprağına yüz elli bin askerle geçüp Uyvar imdâdına gelmek üzredir ve gâyet yakındır, gâfil olman. Eğer i‘timâd etmezseniz bir iki âdem gönderin. Eğer sözümüz hilâf çıkarsa bizi katl edin" dediklerinde Sadrıa‘zam "N'ola katl edeyim?" deyü çaşıtların sözlerin dutup otak-ı nüh-tâk önünde kelle-pezân-ı paça edüp ol ân Kıbleli Paşa'ya bir fermân gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 115b ·
metinde göster ·
… mek ve su vereler, gayri şey vermeyeler. Bunlara kisb-i havâ etdikleri yetişir.
Bir iki
günden dahi ziyâdece ta‘âmlar versinler, hemân bunları arabalara kosunlar ve ka …
"Amân sultânım, şimdi bu kadar ibâdullâh o kadar zifir ni‘metullâhı yeyince cümle kırılırlar. Hemân bunlar ekmek ve su vereler, gayri şey vermeyeler. Bunlara kisb-i havâ etdikleri yetişir. Bir iki günden dahi ziyâdece ta‘âmlar versinler, hemân bunları arabalara kosunlar ve kal‘a-i Uyvar'a götürsünler. Anda bunları Sadrıa‘zam kal‘a kulu etsinler. İsteyenleri vatan-ı aslîlerine gitsinler" dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123a ·
metinde göster ·
… mımız olan âsî Venedik'e gılâl verir sûret-i hakdan görünür bir kâfirlerdir. Ve
bir iki
kerre bizim Nova kal‘asın kâfire vermeğe bunlar sebeb olmuşdur.
Ve cânib-i şimâli ve şarkî ve garbîsin cümle Hersek sancağı hâki ihâta edüp cümle gılâli Hersek'den gider. Hattâ ahidnâme-i Süleymân Hân'da bizim Hersek nâhiyelerinden kendü akçeleriyle kırk bin kile buğday almak kanûndur, ammâ bu bahâne ile ellerinde olan hatt-ı şerîfleri mûcebince beher sene 154a niçe kerre yüz bin kîle gılâl alup beş bahâsına cümle kâfiristâna ve bizim hasmımız olan âsî Venedik'e gılâl verir sûret-i hakdan görünür bir kâfirlerdir. Ve bir iki kerre bizim Nova kal‘asın kâfire vermeğe bunlar sebeb olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153b–154a ·
metinde göster ·
… adlide tabur ana derler kim yâ bir sahrâda yâhûd bir buheyre ve nehir kenârında
bir iki
kerre yüz bin küffâr ol sahrâda toprakdan kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm handaklar …
Lisân-ı Serhadlide tabur ana derler kim yâ bir sahrâda yâhûd bir buheyre ve nehir kenârında bir iki kerre yüz bin küffâr ol sahrâda toprakdan kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm handaklar kazup içinde mütehassın oldukları yere tabur derler, ammâ niçe bin taburlar gördük, ammâ bunculayın sa‘b u metîn tabur görmedim. Handakın toprağın cümle iç yüze dağlar gibi yığup topraklar üzr[e] kat-ender-kat meterisler kazup cânib-i erba‘asında yine toprakdan tokuz yerde tabya-i azîmler edüp her tabyada onar aded balyemez toplar koyup üç yerde şaranpavlı kapular yapup ve handaklar içre niçe bin hiyel ü şeytanatlar ile paçarız çarh-ı felekler edüp kapuları 179b önlerinde ve handakların kenârlarında hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte‘âl bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179a–179b ·
metinde göster ·
… Kanije'ye gönderüp bu kal‘ayı âteşe [urup] yere berâber olup ancak iç hisârı ve
bir iki
kârgîr kenîseleri kalmış.
Süleymân Hân asrında feth olmuşken hâlâ Nemse çâsârı hükmünde kralların hâssıdır. Kal‘ası bir mürtefi‘ yerde iç hisârı kârgîr ve taşra varoşu metîn kal‘a-i palanka olup cânib-i erba‘ası sâfî sazlık ve bataklık bir kal‘a-i mu‘azzam, Sadrıa‘zam Yenikal‘a'yı döğerken Budin askeri bu kal‘ayı hâh nâ-hâh alup mâl-ı ganâ’imin gâret edüp cemî‘i cebehâne ve top ve tüfenglerin Kanije'ye gönderüp bu kal‘ayı âteşe [urup] yere berâber olup ancak iç hisârı ve bir iki kârgîr kenîseleri kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7a ·
metinde göster ·
… aç kerre muhâsaralar görmek ile bu rabta harâb olmuşdur, zîrâ küffâr bu kal‘ayı
bir iki
kerre bu varoş tarafından almışdır. Anıniçün Osmânlı harâb etmişdir. Hâlâ yüz k …
Der-vasf-ı Varoş-ı Beşli: Ustolni-Belgrad'ının Budin Kapusu'ndan taşra cânib-i şimâlde handak kenârında kefere a‘sârında iki bin hâneli varoş-ı azîm imiş. Hâlâ birkaç kerre muhâsaralar görmek ile bu rabta harâb olmuşdur, zîrâ küffâr bu kal‘ayı bir iki kerre bu varoş tarafından almışdır. Anıniçün Osmânlı harâb etmişdir. Hâlâ yüz kadar hâne ve bir mahalle câmi‘i ve bir mescidi (---)(---) Baba'nın tekyesi kalmışdır, ammâ etrâfında palanka hisârı kalmamışdır. Çârsû-yı bâzârdan ve gayri imâretden bir âsâr-ı binâ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 15b ·
metinde göster ·
… a atlar zevk u safâda olup hakîr cevr ü cefâyı ferâmûş etdim, ammâ yine her bâr
bir iki
hidmetkârımla İbrâhîm Kethudâ efendimizin ve Sadrıa‘zamın huzûrundan bir ân mün …
Hemân hakîr bu ahvâl-i pür-melâl-i sû-i tedbîri görüp kaht [u] galâdan ve ta‘[y]înâtın kılletinden on altı aded atlarım ve on bir aded hüddâmlarımla bir gece nihânîce yurd yeri değişdirir şeklinde olup Tatar ordusuna geçüp Ahmed Geray Sultân ile bir yerde konup çayırdan çayıra atlar zevk u safâda olup hakîr cevr ü cefâyı ferâmûş etdim, ammâ yine her bâr bir iki hidmetkârımla İbrâhîm Kethudâ efendimizin ve Sadrıa‘zamın huzûrundan bir ân münfek olmazdım. Çünki ceng Cum‘aertesine kalup Cum‘a gün cümle çavuşlar nidâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18a ·
metinde göster ·
Hemân bir cisr dahi yapmağa fermân olundukda meğer bizden sonra
bir iki
bin asker bir tarafa tarfetü'l-ayn içre gidüp ma‘mûr kurâlar ve kasabâtlar bulu …
Hemân bir cisr dahi yapmağa fermân olundukda meğer bizden sonra bir iki bin asker bir tarafa tarfetü'l-ayn içre gidüp ma‘mûr kurâlar ve kasabâtlar bulup niçe bin nûr-ı mahz Alman güzelleri ve camlı hınto arabalar alup anlar dahi şâdımânlar ederek Sadrıa‘zama gelüp ihsân [u] in‘âmlar aldıkda Cum‘a gün asker şîrînleyüp birkaç bin asker karşuya dahi ziyâdece geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18b ·
metinde göster ·
… dârı Semiz Osmân Paşa olup kırk bin asker ile Yanık kal‘ası muhâfazasında kalup
bir iki
aydan Osmân Paşa Komaran kal‘asın muhâsara edüp bir ay döğdükde şiddet-i şitâ g …
Ba‘dehu sene 1003 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis asrında Yanık kal‘asın Serdâr Sinân Paşa dest-i Nemse'den feth edüp Yanık serdârı Semiz Osmân Paşa olup kırk bin asker ile Yanık kal‘ası muhâfazasında kalup bir iki aydan Osmân Paşa Komaran kal‘asın muhâsara edüp bir ay döğdükde şiddet-i şitâ gelüp asker-i İslâmın elleri ve ayakları dutmadan kalup bir gece küffâr Komaran'dan çıkup guzâtın meterislerin basup bu kadar bednâmlıkdan sonra Osmân Paşa kal‘a-i Komaran'ı bırağup bî-feth avdet edüp asâkir-i İslâmın kimi Yanık'a ve kimi Üstürgon ve Budin'e târmâr olunca bu kerre Komaran kal‘ası avcı elinden kurtulmuş gazâla dönüp Macar küffârı bu kal‘ayı eyle metânet üzre Sedd-i İskender edüp hâlâ içine Nemse kralı bir sarây-ı azîm binâ edüp içine üç bin Nemse leşkeri koyup bir sa‘b u metîn kal‘a oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46a ·
metinde göster ·
… demir eşeklerin ağzından ve niçe beyâz mermer arslanların ağızlarından ve dahi
bir iki
ve üç ve yedi başlı tuç ejde[r]hâ sûretlerinin ağızlarından âb-ı hayât sular gı …
Çeşmeler ve havz u şâzrevânlar ve selsebîl ü fevvâreler gûnâ-gûn mîllerden ve taşdan oyulmuş âdem sûretlerinin zekerlerinden ve kara ve beyâz fîllerin hortumlarından ve bakır su sığırlarının ağzından ve demir eşeklerin ağzından ve niçe beyâz mermer arslanların ağızlarından ve dahi bir iki ve üç ve yedi başlı tuç ejde[r]hâ sûretlerinin ağızlarından âb-ı hayât sular gıjgırup havz-ı azîmlere cereyân edüp her havz aşren fe-aşrenden vâsi‘ havzlardan cümle benî âdem suları alup def‘-i atşân ederler. Beç kal‘asında olan çeşmesâr-ı selsebîller cümle birer gûne hayvânât sûretlerinden cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58b ·
metinde göster ·