… liğ olup merdâne cünbüş ü hareket etmede iken hikmet-i Hudâ ol ma‘sûm çiçek nâm
bir maraza
mübtelâ olup Allâhümme âfinâ yedi gün yedi gecede çeşm-i ebrû, müjgân ve kemân …
Sene 1032 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ ki, fâtih-i Bağdâd-ı behişt-âbâd'dır, anın asrında şehr-i İslâmbol'un Unkapanı'nın iç yüzünde Azebler mahallesinde bi-emri Hudâ mâder-i rahmden bir ma‘sûm vücûda gelüp gözleri la‘lgûn, ya‘nî âlü'l-âl kırmızı mercân-misâl, ammâ âteş gibi şu‘le verirdi. Ve burnunun orta direği yok idi. Ammâ bi-emri Hayy-ı Kadîr, peder [u] mâderi bu ma‘sûmu şîr-i mâder, hurmâ ve kand-i nebât-ı hamavî ile perveriş ederek şeb [u] rûz cemâl-i bâ-kemâl sâhibi olmada terakkî bulup sûre-i Ve't-tîn âyeti üzre Arapça nassı üzre eyle bir rûh-ı musavver oldu kim her gören vâlih [ü] mecnûnu ve meftûnu olurdu. Hikmet-i bâliğa emri üzre ol ma‘sûm-ı pâk bâliğ olup merdâne cünbüş ü hareket etmede iken hikmet-i Hudâ ol ma‘sûm çiçek nâm bir maraza mübtelâ olup Allâhümme âfinâ yedi gün yedi gecede çeşm-i ebrû, müjgân ve kemân kaşlardan ve burun ve kulak ve dehândan el-hâsıl Arapça ile medh olunan evsâfdan fakîr gulâmda aslâ vücûd-ı insâna benzer bir uzvu kalmayup gûyâ fakîr gulâm-ı pâk, bir nâ-pâk yağ tulumuna dönüp savt-ı hazîni âheng-i zenbûr-ı asele dönüp peder ve mâderi fakîr gulâmın savt-ı hazînin anlamadan kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… üştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve burnunun orta direği düşüp âhir
bir maraz
ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde elb …
"Vallâhi hünkârım bu gulâm rahm-ı mâdere yâ leyle-i Kadir'de, yâ leyle-i ıydda besmelesiz ekilirken ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp ana nutfesi bile olmamağile elbette bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve burnunun orta direği düşüp âhir bir maraz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde elbette çiçek çıkarup ol ân tulum gibi olur" deyü huzûr-ı pâdişâhîde böyle cevâb-ı pür-savâb verdiler. Hattâ ma‘sûmun pederi Hacı Envâr'dan, bu ma‘sûmun sinn-i sâli ve niçe ahvâlin, taraf-ı pâdişâhîden su’âl olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere
bir maraz
isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘a …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… erâmımız Irâk-ı Acem ki Bağdâd-ı behişt âbâd-ı dârü'l-hulefâ olan Irâk'da sâkin
bir marîz-i
zu‘afâyız, dedi.
Ve bir mısra‘da ne yirdensin, buyurdunuz, biz dahi Arabî mısra‘ ile bi'l-Irâkı marîzaten işâretinden murâd [u] merâmımız Irâk-ı Acem ki Bağdâd-ı behişt âbâd-ı dârü'l-hulefâ olan Irâk'da sâkin bir marîz-i zu‘afâyız, dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b ·
metinde göster ·
… e hevâsı gâyet latîf olduğundan cümle ahâlîsi ten-dürüstlerdir. Ve bu âsitâneye
bir marîz
gelse bi-emr-i Hudâ cemî‘i illetinden pâk olur ve bu âsitânenin bâb-ı mu‘allâsı …
Husûsan bu hâk-i Bağdâd ve Kûfe ve Ummân'da şiddet-i hârdan kurşum eriyüp mahv olur. Ol kadar ıssı hevâsı vardır. Ammâ bi-emri Hudâ benî Âdeme ve gayrı hayvâna mü’essir değildir. İllâ hikmet-i Hudâ bu diyârda arslanı ısıtma dutar, o da taraf-ı Hak'dan bir rahmetdir. Eyle olmasa diyâr-ı Bağdâd'da esed derdinden bir âdem çöle çıkamazdı. Ammâ hikmet-i Hayy-ı Kadîr Hazret-i Alî kasabasında asla hummâ ve tâ‘ûn ve zâtü'l-cenb misilli emrâz-ı muhtelife yokdur. İllâ maraz-ı zahîr çokdur. Ve hevâsı gâyet latîf olduğundan cümle ahâlîsi ten-dürüstlerdir. Ve bu âsitâneye bir marîz gelse bi-emr-i Hudâ cemî‘i illetinden pâk olur ve bu âsitânenin bâb-ı mu‘allâsı cânib-i (---) meftûh bir bâb-ı sa‘âdetdir kim cemî‘i selef pâdişâhları atebe-i âlîsi ve süflîsi ve bâb-ı şerîfinin cenâhları ve halka vü mismâr ve miftâh ü kıfilleri cümle (---)(---) mebnî bir bâb-ı musanna‘dır kim cihân meddâhlarının zebânları midhatinde kâsır ve küttâbların kalemleri kâsirdir. Ve bu derveze-i cinândan içeri cümle ahâlî-i züvvâr duhûl etdikde âdem gûyâ hayât-ı câvidân bulup mesrûr [u] handân olur. Bu kubbe-i bülendin tâ vasatında sandûka içre ol Dâmâd-ı Hazret-i Resûl-i Ekrem ve güzîde-i imâm-ı muhterem ol Düldül-süvâr Alî mehbit-i nûr-ı Hudâ'ya müstağrak olup gazanfer fer esed-i heybet-misâl yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 356a ·
metinde göster ·
esrâr idi kim bir merd-i âferîdenin bu esrâr-ı hafiyyesine 6b bir merd ü zen …
Garâ’ib ü acîbe-i kelâm budur kim bu bir mareke-i esrâr idi kim bir merd-i âferîdenin bu esrâr-ı hafiyyesine 6b bir merd ü zen vâkıf-ı esrâr olamadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6a–6b ·
metinde göster ·
… k ile ekseriyyâ bu şehir halkının boğazlarında yumru yumru kuşka ta‘bîr ederler
bir marîzdir
ol emrâz-ı muhtelife hâsıl olur. Gâyet ma‘yûblu ricâl [ve] nisvânları vardır ve …
Hikmet-i garîbe vü acîbe: Bu şehrin ortasından bir küçük su akup nehr-i Drin'e karışır bir berrâk sudur. İsmine Voda-Sirib derler bir mel‘ûn sudur, zîrâ gümüş ma‘denlerinden tulû‘ eder. Bu şehir halkı bu sudan nûş etmek ile ekseriyyâ bu şehir halkının boğazlarında yumru yumru kuşka ta‘bîr ederler bir marîzdir ol emrâz-ı muhtelife hâsıl olur. Gâyet ma‘yûblu ricâl [ve] nisvânları vardır ve cümle halkı Boşnak poturlarıdır ve re‘âyâları Sırf ve Bulkardır, ammâ garîb-dostlardır. 128a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127b–128a ·
metinde göster ·
… n ve kelimâtları cümle mevzûn, kemâl mertebe hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde
bir marâlî
ve gazâlî gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü bir gulâm-ı meh-pâredir" deyü …
"Allâhu a‘lem şu oğlan kadre ermiş. Bunda olan ân, ân-ı sâ‘atde âdemin aklın perîşân eder. Bir melek-sûret ve perî-sîret ve mü’eddeb ve gül-çehre, dişleri dürr-i meknûn ve kelimâtları cümle mevzûn, kemâl mertebe hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde bir marâlî ve gazâlî gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü bir gulâm-ı meh-pâredir" deyü Ahmed Hân Melek'i felekde medh eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 47a ·
metinde göster ·
… n tarafında deryâ kenârları sığ kumsal denizdir kim gâyet hazer lâzımdır, belki
bir maraza(
?) zâhir ola. Anıniçün iki demir üzre bu köyler önünde yatmak ma‘kûldür.
Ve cânib-i erba‘ası alçak ovalı ve kenârları yufka ya‘nî sığ sulu yerlerdir ammâ yine a‘lâ demir dutar. Ve bu limanın karşu tarafında karye-i Kadha, karye-i Viçitroz köylerinin önleri yahşi demir dutar deryâdır. Mezkûr köyler karada deryâdan ikişer mîl alarkadır ve Selânik ol köylerden otuz mîl uzakdır. Ammâ ol köylerin önlerine varan gemiler iki taraflarına demir bırakmak lâzımdır, zîrâ köğlerden tarafında deryâ kenârları sığ kumsal denizdir kim gâyet hazer lâzımdır, belki bir maraza(?) zâhir ola. Anıniçün iki demir üzre bu köyler önünde yatmak ma‘kûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 225b ·
metinde göster ·
… îf Meryem Ana hammâmı ve Sultân hammâmı ve şifâ hammâmı hammâm-ı kadîm olmağile
bir marîz
girse bi-emrillâh tâhir olup ol marazdan halâs olur.
Ve altı hammâmı var. Cümleden âb [u] hevâsı latîf Meryem Ana hammâmı ve Sultân hammâmı ve şifâ hammâmı hammâm-ı kadîm olmağile bir marîz girse bi-emrillâh tâhir olup ol marazdan halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y221a ·
metinde göster ·
Netîce-i kelâm işte bu Hazret-i Nûreddîn-i şehîd böyle bir azîmü'ş-şân pâdişâh idi. Bu şâm mahkemesi kurbunda şâhrâh üzre bir kubbe-i âlîde medfûndur. Bir marîz âsitânesine girüp ziyâret etse bi-emrillâh derhâl şifâ bulurlar. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y255a ·
metinde göster ·
… ⟧ cereyân ederek Mısır'dan ubûr eder. Ol yeşil sudan her kim nûş ederse elbette
bir marîze
mübtelâ olur. Ol ecilden paşalar ve sâhib-i tab‘ olan a‘yânlar bir ay bu Nîl'de …
Menâfi‘-i bi’r-i âb-ı Matariyye: Ve Mısır paşalarının sâhib-i tab‘ olanları Nîl tuğyânında yeşil cereyân eder, ba‘dehu humret üzre olur. Ol mahalde paşalar ve sâhib-i tab‘ olanlar Nîl'i içmezler. Sebebi oldur kim Mısır'ın tur‘aları ve halîcleri içre sene-i sâbıkdan kalmış semm-i helâhilden nişân verir yeşil suları kalmışdır. Yeni Nîl gelince ol yeşil suları halîclerden sürüp Q 243a cereyân ederek Mısır'dan ubûr eder. Ol yeşil sudan her kim nûş ederse elbette bir marîze mübtelâ olur. Ol ecilden paşalar ve sâhib-i tab‘ olan a‘yânlar bir ay bu Nîl'den içmeyüp Bi’r-i Matariyye'den nûş ederler. Gâyet âb-ı hoş-güvârdır. Ve bir müferrih havâdâr yerdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227b ·
metinde göster ·
… oğunun ve gayrı âdemlerin yüzünde ve gözünde ve gevdesinde safrâ zahmeti derler
bir marîzdir
. Çok âdemler ol derde mübtelâlardır. Rûm'da ol maraza Freng zahmeti derler, ya‘ …
Ve fukarâsının çoğunun ve gayrı âdemlerin yüzünde ve gözünde ve gevdesinde safrâ zahmeti derler bir marîzdir. Çok âdemler ol derde mübtelâlardır. Rûm'da ol maraza Freng zahmeti derler, ya‘nî Freng uyuzunun hüsn-i ta‘bîridir. Y 242b Mısır'da gâyet çokdur ve ayıb değildir. Q 249aP 246a "Hâzâ safrâ" deyü eli ayağı dökülmüş âdemler ile Mısır fellâhları ihtilât edüp bile ta‘âm yerler. Bu emrâz-ı muhtelife sârîdir, deyü aslâ havf etmezler. Zîrâ Mısır'ın miskînhâneleri yokdur. Ammâ sâ’ir diyârlarda başka miskînhâneler vardır, şehir içine komazlar, ahâlî-i vilâyet her sene mâllarının zekâtlarından âyet-i şerîfe emri üzre:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y242a–Y242b ·
metinde göster ·
… dâ‘-i devâdır. Bu âbdan bir kerre nûş eden sene-i âtiyeye varınca aslâ ve kat‘â
bir marîze
mübtelâ olmayup Hakîm-i Lem-yezel'den gayrı hâkim [ü] hükemâya muhtâc olmaz. Am …
Ve bu su mevlûdun üç gününde cüllâb-misâl su cereyân eder. Ve lezzeti Hudâ hakkıyçün gûyâ âb-ı Zemzem'dir. Ve tabî‘atı sehel müshildir. Yetmiş yedi emrâz-ı muhtelifeye dâ‘-i devâdır. Bu âbdan bir kerre nûş eden sene-i âtiyeye varınca aslâ ve kat‘â bir marîze mübtelâ olmayup Hakîm-i Lem-yezel'den gayrı hâkim [ü] hükemâya muhtâc olmaz. Ammâ i‘tikâd-ı tâm ile nûş etmek gerek. Hattâ dem-i fâsidi vücûdda olan ahlâtı ve ra‘şe ve beras ve cüzâmı def‘ eder. Mezkûr ayn sene-i âtiyeye varınca bayağı turna gözü âb-ı latîf cereyân eder. Ve yine mâh-ı Temmûz'da kırk gün kırk gece kan akar. Yevm-i mevlûdda kan dinüp mücellâ cüllâb-misâl cereyân eder. Bi-emrillâh ilâ mâşaallâh âdetullâh bunun üzerine cârîdir. Ve bu mevlûd-ı şerîfde bu ayn içün ol kadar yüz kerre yüz bin cerre ve bardak ve mecur ve çanak bey‘ olunur kim hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür. Ve yine ol gün ol kadar mecur Cîze yoğurdu ve kaymağı fürûht olunur kim cemî‘i züvvârın derûn [u] bîrûnu beyâz yoğurd olur. Ve Heremeyn dağları bu cânibde olmağile beş on yârân bir yere cem‘ olup kimi piyâde ve kimi har-süvâr olup Fir‘avn dağların temâşâya giderler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y271b ·
metinde göster ·
Hemân ecel-i müsemmâları geldikde ağrı hastalığı-misâl
bir maraza
mübtelâ olup evvelden dahi za‘îf, birkaç gün ekl [ü] şürb etmedüği gibi "Ala mü …
Hemân ecel-i müsemmâları geldikde ağrı hastalığı-misâl bir maraza mübtelâ olup evvelden dahi za‘îf, birkaç gün ekl [ü] şürb etmedüği gibi "Ala müsâfiri" deyüp defn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y416b ·
metinde göster ·
… âlâ ol kumsal yerde Rimâlü Dârişşifâ derler, ziyâretgâhıdır. Hâlâ bir mecrûh ve
bir marîz
ol mahalle varup ol kumsal yerde yuvarlansa bi-emrillâhi ta‘âlâ sıhhat bulur, m …
Ve bu cengde mecrûh olan guzât-ı müslimîn bir kumsal yerde yatup ol gece vâkı‘alarında Hazret-i Risâlet-penâh cümlesinin yaralarına mübârek ağzı yarların sürüp ale's-sabâh cümle mecrûhlar kendüleri sağ selâmet görüp ol kumsal yerde yuvarlanup safâ ederler. Hâlâ ol kumsal yerde Rimâlü Dârişşifâ derler, ziyâretgâhıdır. Hâlâ bir mecrûh ve bir marîz ol mahalle varup ol kumsal yerde yuvarlansa bi-emrillâhi ta‘âlâ sıhhat bulur, meşhûr-ı âfâk-ı ale'l-itlâkdır. Ve hasta ve marîz olmayan ba‘zı kimesneler teberrüken ve teyemmünen ol kumsal mürtefi‘ yerden yuvarlanırlar, elbette şifâdan hâlî değillerdir. Hakîr dahi şifâ niyyetine eylece yuvarlanıcaverdim(?), zîrâ pembe-misâl bir rimâlistân pâk yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·