… isâl bir kıraç nehengi gelüp bana aslâ amân vermeyüp yutdu. Bir buz pâresi içre
bir muzlim
karanlık yere girdim. Ammâ aslâ bir havf [u] haşyete düşmeyüp bunalmadım ve der …
"Bir kerre bu Habeş Harkova'sı önünde Mostarlı Mustafâ Paşa fermânıyla incü çıkarmak içün elimde bıçağımla daldım, anı gördüm, deryâ içre ejdehâ-misâl bir kıraç nehengi gelüp bana aslâ amân vermeyüp yutdu. Bir buz pâresi içre bir muzlim karanlık yere girdim. Ammâ aslâ bir havf [u] haşyete düşmeyüp bunalmadım ve deryâ gibi değil dâ’imâ nefes alup vermedim. Ammâ vücûdum gitdikce şiddet-i şitâdan erimede."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b ·
metinde göster ·
… uvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ
bir muzlim
yer dahi var. ‘Yâ Rabbî bu ne ola’ deyü sürüne sürüne bir mahalle vardım.
Bu kerre Hacı Nâsır eydir: "Bildim ki beni balık yudup giderek vücûdum mahv olup ana gıdâ olurum. İbtidâ dübürüm kaynakları ve kaba uyluklarımın derileri soyulup erimeğe başladı. Ammâ derûnumdan Feyyâz-ı Mutlak'a teveccüh edüp halâsım ricâ etdim. Ammâ yine balık karnında aslâ hareket etmeyüp bir vâsi‘ sıyrıncak yerde iki ellerimle yoklayup dururken anı gördüm, olduğum balık karnı ra‘d gibi gürleyüp cân havliyle elimdeki bıçağın sabıyla ucunu berk dutdum, bir zamândan gördüm ki berk-i hâtif gibi gitdiğim hayâllendim, bir zamândan sonra gördüm ki kâhî baş aşağı kâhî baş yukaruya takla ata ata bî-tâb kaldım. Ba‘dehu yine ke'l-evvel balığın karnında asûde-hâl oldum. Ammâ cânım sıkılmağa başlayup gördüm ki benim karnında olduğum balığın ciğerleri ve bagırsakları talab talab ede ede hareketden kaldı. Bilmem ne kadar sâ‘at durduğumu, anı gördüm benim karnında olduğum balık erimeğe başladı. 'Yâ Rabbî bu ne hâldir' diyerek elimle uyluklarıma yapışdım, benim dahi etlerim kopmağa başlayınca aklım başıma gelüp bire meded kuvvet-i kuvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ bir muzlim yer dahi var. ‘Yâ Rabbî bu ne ola’ deyü sürüne sürüne bir mahalle vardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b ·
metinde göster ·
gâra götürüp taşrada huddâmlarım kalup ol gâr içre on iki cevâhir kandîl çerâgâ …
Şehr-i Urfa içre Halîlü'r-rahmân âsitânesi kurbunda Çanlı Kenîse derler binâ-yı kadîm bir musanna‘ deyr-i azîmdir. Hazret-i Mesîh mübârek vech-i şerîflerin sildiği makrama andadır kim ol deyrin hazînesinde gâyet mahfûzdur. Zîrâ taraf-ı mülûkdan havf ederler kim selâtînler haberdâr olurlarsa ol makramayı hazîneye alırlar deyü ihtirâz edüp hıfz ederler. Şehir a‘yânlarının bile bu destmâl-i İsâ'dan haberleri yokdur, ammâ bu hakîr Rûmlar ile çok ihtilât edüp anların Yanvan Târîhlerin istimâ‘ etmek ile bu hakîr Bağdâd'a giderken bu Urfa içre ol deyre girüp ruhbânlardan makramayı görmeğe ricâ etdim. "Bizim deyrimizde ol gûne makrama yokdur" deyü inkâr etdiler. Hakîr İncîl'lerine ve Hazret-i İsâ hakkına yemîn edüp kimesneye ol makramayı ahvâlin keşf-i râz etmeyim deyü ta‘ahhüd eylediğimde hakîri bir muzlim gâra götürüp taşrada huddâmlarım kalup ol gâr içre on iki cevâhir kandîl çerâgân olup bir dollâbdan bir sandûka ve ol sandûkadan bir cevâhirli kutu çıkardılar, gûnâ-gûn bükâ vü nâlişler ile cevâhir kutuyu küşâde edüp müşk ü amber-i hâm râyihası dimâğımı mu‘attar edüp destmâl-i şerîf manzûrumuz olmuşdur. Çâr-kûşe bir aselî levn makramadır. Tûlen ve arzen iki zirâ‘ gelir. Hurmâ-yı Mekke lîfinden gazl olunup dokunmuş. Hazret-i İsâ Tûr-ı Sînâ'ya tecellî-yi cemâl-i Rabbü'l-izzet içün urûc etdükde kendüye tecellî müyesser olup hicâb-ı Rabbü'l-izzet'den İsâ Nebî arak-âlûd olduklarında bu destmâl ile vech-i şerîflerin Mesîh Nebî mesh etdiklerinde bi-emrillâhi Te‘âlâ vech-i şerîflerinin şekl-i münevveri makramaya te’sîr edüp yed-i kudret ile tahrîr olunmuş bir sihr-i mübîn-âsâ sûret-i İsâ demdir kim gören anı zî-rûh zann eder. Hemân bir deme muhtâc sûret-i Mesîh-enfâsdır kim füsûn-i işve ve nazarda tebessümde gûyâ hayatdadır. Hele bu hakîrin şübhesi kalmadı kim eşkâl-i te’sîr-i Hazret-i İsâ'dır. Ve hakîr bu kadar erbâb-ı ma‘ârif ile ihtilâtımızda ve bu seyâhat-ı tek-â-pûmızda niçe bin sihr-i i‘câz mertebesi hayâl-pesend ma‘rifetler gördüm, bu dahi anlar gibi bir rûhî boya ile Frenk Mânî kalemi olmasın deyü bu im‘ân-nazar ile bu eşkâle dikkat-ı tâmm edüp nazar etdim, ammâ ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdim ki hemân bu makramadaki eşkâl-i mehîb sûret-i Hazret-i İsâ'dır. Zirâ benî Âdem gördükde vücûduna lerzân hâsıl olup âdemi dehşet alur. Bu gûne bir makramadır. Teberrüken bu hakîr sağ elimle makramayı mesh edüp yüzüme sürüp bu makrama bu gûne temâşâ etdim. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b ·
metinde göster ·
Şehzâde Bâyezîd'i taleb içün der-i devletden elçiler gitdiğidir: Ezîn-cânib Âsitâne-i sa‘âdet'de Süleymân Hân'ın şâh ile Şehzâde Bâyezîd'in hüsn-i ülfet ittihâdın istimâ‘ edüp serbevvâbândan Sinân Beğ nâm bir vecih-i Ebü'l-Me’âlî-misâl hoş-gûy-ı nüktedân [ü] nükte-şinâsı nâme ile şâha gönderüp Bâyezîd'i taleb etdiler. Konya'da Şehzâde Selîm dahi "Elbette benim adüvv-i cânım olan karındaşım Bâyezîd'i gönder, yohsa İrân-zemîn'de ve diyâr-ı Âzerbâycân-ı Ucân'da taşı taş üzre komam" deyü nâmesiyle mîrâhûru Turak Ağa'yı gönderdi. Şâh Tahmâs'a elçiler varup nâmeler kırâ’at olundukça mazmûnu ma‘lûmları olup bir nâme ile Tabut nâm bir ağayı Süleymân Hân'a gönderüp Bâyezîd Hân'ı ricâ eyledi. Ve Şehzâde Selîm'e Seyfeddîn Ağa'sın gönderüp afv olunmasın ricâ eyledi. İki tarafda dahi şâhın ricâsı hayyiz-i kabûlde olmayup tekrâr birer elçi-yi mübrem Sofi Alî Paşa'yı ve kapucubaşı Hasan Ağa'yı şâha gönderdiler ve yine Şehzâde Selîm tarafından Kara Mahmûd Ağa elçi gidüp bî-kıyâs tuhaf hedâyâ ile şâha 78a üç aded elçi kazâ-yı âsumânî gibi varınca şâh-ı gümrâh bildi kim fakîr Bâyezîd'in halâsı mümkin değildir, ammâ câ’iz ki Bâyezîd askeri cânı acımış kavimdir mebâdâ bir el kaldıralar ve İrân-zemînde bir bed-nâmlık edeler deyü Bâyezîd Hân'a sûret-i hakkdan görünüp sizin Rûm bahâdurlarınızdan üç bin yiğit bizim sipah-sâlârımızla Asterâbâd ülkesin urmağa gidüp mâl-i ganâ’imiyle bay olsunlar deyü ricâ etdükde sâde-dil Bâyezîd hiyel ü şeytanatdan ba‘îd cân baş üstine deyüp üç bin nâmdâr yigitleri İsterâbâd urgunculuğuna gönderüp Bâyezîd yedi yüz kadar askerle kaldı ve bir gün Bâyezîd'in nedîmlerinden Kara Mehemmed nâm bir bî-dîn şâhı tenhâ bulup eydür: "Şâhım! Sakın bu Bâyezîd bir hod-bîn ve hûn-hâr sefîhdir. Babasına ve birâder-i mihterine âsî oldu. İrân-zemîne mâlik olmağıçün birkaç nökerine mâl verüp sizi zahmdâr edüp İrân tahtına iclâs etse gerek" deyince şâhın aklı başından gidüp gayri tedârike şurû‘ etdi ve şehzâde Arab Mehemmed'in şâha gamz etdüğüne vâkıf-ı esrâr olup aslâ söyletmeden boynun urdı. Hemân Aksak Seyfeddîn-i bî-dîn ve mîr-i alay-ı Amasiyye dedikleri mestâne-i divâne şehzâdenin Kara Mehemmed'i katl etdüğün görüp bî-huzûr ve kendülere şehzâde rencûr idiklerine vâkıf-ı esrâr olup üç münâfık-ı huddâm doğru şâha varup Bâyezîd'i murâd [u] merâmları üzre geçdiler. Şâh dibelik âteşpâre olup şehzâde-i âzâdeyi alâ tarîki'z-ziyâfe sarâyına da‘vet edüp bir muzlim küncde Şehzâde Bâyezîd'i ve elli aded bahâdır-ı kafâdârlarına cellâd-ı bî-amânlar üşüp şehzâdeyi kayd-bend edüp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkın katl ederler ve şehr-i Kazvîn'de binden mütecâviz Bâyezîdîleri şehid ederler. Kuduz Ferhâd nâm bu şecî‘ ve dilîr yetmiş aded kızılbaşa hançer ve kılıç yetiştirdiği müsbitdir. Niçe tevârîhde "Şehzâde Bâyezîd'i şâh huzûrunda sakalın tırâş edüp eynine bir kirli esvâb giydirüp işkence ve îzâ ederek katl etdiler" deyü yazmışlar, ammâ galat tahrîr etmişler. Bu Bâyezîd mâddesiçün âsitâneden altı kerre şâh-ı Acem'e elçiler gidüp cümle elçiler anda mevcûd iken kayd-bend ile Şehzâde Bâyezîd'i ve dörd nefer evlâdlarıyla cümle elçilere teslîm etdiklerin ol asırda Acem diyârında bulunan Vefâlı İsâ Ağa ve Sultân Süleymân rikâbdârı Koz Alî Ağa ve emmimiz Kara Mustafâ alaybeği Elkâs Mirzâ mâddesiyçün Tahmâs Şâh'a gidüp Bâyezîd Hân şehzâde menâkıbın anlardan istimâ‘ etdiğimiz kimesnelerden tahrîr eylemişizdir. Anların nakli üzre Şehzâde Bâyezîd evlâdlarıyla der-i devlete gelirken Şehzâde Selîm ve Rüstem Paşa "İhtimâldir Bâyezîd der-i devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân Hân'ın âhir ömrüdür belki Bâyezîd tâc u taht sâhibi olup bizim hakkımızdan gele" deyü Süleymân Hân'a ibrâm [u] ilhâh edüp ale'l-acele bir elçi dahi gidüp Bâyezîd'e nerede râst gelirsen anda katl eyleyüp kabrini ma‘lûm eyle deyü hatt-ı şerîfler verüp elçi ılgar ile gidüp şehr-i Sivas'da râst gelüp Sivas Paşası Temerrüd Alî Paşa huzûrunda Şehzâde Bâyezîd'i ve büyük oğlu Şehzâde Orhân ile üç oğlun ma‘nûken şehîd edüp bu şehr-i Sivas'ın Paşa kal‘ası şimâlî kapusu önünde defn etdiklerini bilir müsinn âdemler ile kelimât edüp bu hakîr şehzâdeleri dahi ziyâret edüp anınçün şehr-i Sivas ziyâretgâhında tahrîr olunup bir müfîd ü muhtasır kubbesi vardır. Şâhrâh üzre olmağ-ile ziyâretgâh-ı hâs [u] âmmdır. Her sabâh üzerlerinde eczâ-yı şerîfe tilâvet olunur. Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b–78a ·
metinde göster ·
… bu ilm-i şi‘ir Çanlı'da verildi" deyü zu‘m-ı bâtıl ederler. Ammâ derûn-ı deyrde
bir muzlim
küncde bir kabir vardır. Ermenîler ol kabrin ismine Sıp Garabıt derler. Hakîkî …
Hikmet-i garâ’ib: "Te’sîr-i mutalsemâtı mıdır, âyâ nedir kim niçe bin âdem Rûm u Arab u Acem'den gelüp cem‘ olur. Herkes nezerâtın getirüp derûn-ı deyre girüp edâ-yı nezir edüp derûnında ne hâyr [u] murâdât var ise du‘â edüp taşra çıkar. Hikmet-i Hudâ günden güne cemî‘i murâdı hâsıl olur" deyü bir alay ecnâs-ı haşerât cem‘ olup bu zu‘m-ı bâtıl sevdâsına düşmüşler. Garâ’ib bu kim ba‘zı mü’min ü muvahhid ümmî-i Ebü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân keser. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk, rebâb u santûr ve ney [ü] mûsîkâr ve çeşde ve ravze ve karadüzenin ve çöğürün bu deyrde ziyâret mahalline koyup ertesi sâzın ele alup üstâdâne bir fasıl eder kim gûyâ fasl-ı Hüseyin-i Baykara'dır. Ekseriyyâ Ermenî tâ’ifeleri şâ‘ir-i mâhir olup "Bize bu ilm-i şi‘ir Çanlı'da verildi" deyü zu‘m-ı bâtıl ederler. Ammâ derûn-ı deyrde bir muzlim küncde bir kabir vardır. Ermenîler ol kabrin ismine Sıp Garabıt derler. Hakîkî Ermenîlerden su’âl etdim Hazret-i Yahyâ'nın ammîsidir dediler. Urûm Nasârâlarından su’âl etdim Hazret-i İsâ aleyhisselâmın on iki havâriyyûn halîfesi var idi. Anlardan (---) havâriyyûndur dediler. Hulâsa-i kelâm garîbe vü acîbe temâşâgâh-ı deyr-i ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… kulle-i metîni bu mahaldir kim Acem bu mahalde kapanup ceng-i azîm olmuşdur. Ve
bir muzlim
yerde vâki‘ olmağile Karanlık kapu derler.
Ve dahi cânib-i garba nâzır Karanlık kapu (---) kat demir bâb kapulardır kim her biri derveze-i İskender'dir. Handakı ve cisri dahi metîndir ve mehîb balyemez topları vardır. Bağdâd'ın bir kulle-i metîni bu mahaldir kim Acem bu mahalde kapanup ceng-i azîm olmuşdur. Ve bir muzlim yerde vâki‘ olmağile Karanlık kapu derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 341a ·
metinde göster ·
rûy-ı dîvârın elli adım yerinde bir cehennem tasvîri tahrîr etmiş kim sırâtı gö …
Ve ana karşılık karşu cânibde bir muzlim rûy-ı dîvârın elli adım yerinde bir cehennem tasvîri tahrîr etmiş kim sırâtı gören sûre-i Fâtiha'da Arapça âyetin okur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
… nca köşkü var ve bu kapu üzre olan kullede bir sâ‘at çanı var. Bu kapudan içeri
bir muzlim
yol ile karanlıkda gidüp beş kat demir kapular dahi vardır. Kal‘a intihâsında S …
Ve bu kal‘a kapusu kıbleye mekşûf olup handak üzre bir haşeb cisrini her gece pâsbânlar makaralar ile kaldırup kal‘a kapusuna siper ederler. Ve cisir başında bir teferrücgâh lonca köşkü var ve bu kapu üzre olan kullede bir sâ‘at çanı var. Bu kapudan içeri bir muzlim yol ile karanlıkda gidüp beş kat demir kapular dahi vardır. Kal‘a intihâsında Süleymân Hân câmi‘i var. Minberi nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn-ı münakkaşdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 171a ·
metinde göster ·
küncde elli adım mikdârı tûlı bir dîvâr yüzüne bir cehennem tasvîri yazmış kim …
Ve bu cennete karşılık bir muzlim küncde elli adım mikdârı tûlı bir dîvâr yüzüne bir cehennem tasvîri yazmış kim hakîr gördükde sûre-i Fâtiha'da Arapça okudum. Ve mîzân ve terâzûyi görüp sûre-i Rahmân'da 61aArapça âyetin okudum. Ve derk-i esfel deresin gördükde sûre-i (---)Arapça âyetin tilâvet etdim. Ve çâh-ı gayyâyı gördükde sûre-i veylün li-külli âyetin kırâ’at etdim. Veyl deresi ve Sakar yokuşu ve Tamu deresi ve Siccîn deresi ve Sa‘îr beli ve gayri gûnâ-gûn cehennem derecelerin üstâd nakkaş-ı Freng-pesend bir nakş-ı Freng-i Mânî etmiş kim bir kerre ol cehennem içinde ibâdullâhın neft ü katrân ve âteş içinde büryân olup zebânîler elinde giryân olup mâlikler kırbaçlar ile halkı urarak akreb ve yılan ve çıyan ve develer boynu kadar engerekler âdemleri sokarak bu âlâm-ı şedâi’dlerin tasvîrâtların görenler tabî‘at-i Nemrûdiyyetden ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâdiyyet tabî‘atinden ve hümeze ve lüzeme ve zemmâm ü nemmâm u fâsık u fâcir ü zânî ve lûtî ve ribâhor ve hamir-nûş olup cemî‘i ahlâk-ı zemîmelerden tâ’ib ve tâhir olur, ol azâb-ı elîm tasvîrlerin görüp yemeden içmeden berî olup bir künc-i mihnetde savma‘asında bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘atla geçirüp çirkef-i dünyâdan el çeküp "Emir Allâh'ın, cennet olmazsa bârî cennet ve cehennem ortasında a‘râf olsun" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60b–61a ·
metinde göster ·
… e nâ-ma‘lûm bir hâk-i bî-pâyânda sâkin olup aslâ bunlarda ahşam olmazmış. Hemân
bir muzlim
hevâcık olup sabâh olurmuş, ammâ güneş dahi zemîne ve halka te’sîr etmez imiş. …
Der-sıfat-ı Uluban Kalmık-ı Taysı Şâh: Bu kavmin sâkin oldukları hâk-i amber-pâki Batlîmûs-ı kudemâlar arz-ı hâliye deyü iklîm tarh etmemek ile nâ-ma‘lûm bir hâk-i bî-pâyânda sâkin olup aslâ bunlarda ahşam olmazmış. Hemân bir muzlim hevâcık olup sabâh olurmuş, ammâ güneş dahi zemîne ve halka te’sîr etmez imiş. Ol ecilden aslâ ekinleri olmayup hemân hayvânât etleri yerler imiş. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179b ·
metinde göster ·
… kabr-i şerîfin bir tûlânî mermer sandûka içinde Gâzî Evrenos me’nûs olup yatır
bir muzlim
zîr-i zemîndir. Ammâ bu zîr-i zemîn üstündeki soffada yine ol kubbe içinde bir …
Ziyâret-i ser-çeşme-i gâziyân ve ser-bâzân fetâ-yı şecî‘ân u bahâdırân ve mücâhidân-ı fî-sebîlillâh sâhib-i nâmûs ya‘nî ziyâret-i Gâzî Evrenos: Bu şehir içre bir kurşum örtülü kârgîr bir kubbe-i ra‘nâ içinde medfûndur. Ammâ bu kubbe-i müşebbekin(?) içi iki kat meşhed-i gâziyândır. Aşağı zîr-i zemîn yanına üç ayak taş nerdübân ile enilir kabr-i şerîfin bir tûlânî mermer sandûka içinde Gâzî Evrenos me’nûs olup yatır bir muzlim zîr-i zemîndir. Ammâ bu zîr-i zemîn üstündeki soffada yine ol kubbe içinde bir mermer sandûka dahi var. Başı ve ayağı ucundaki hice taşındaki târîh budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 231a ·
metinde göster ·
… nibine nâzırdır. Ve taşra katındaki kapu taraf-ı garba meftûhdur, ammâ karanlık
bir muzlim
yerdedir.
Ve cümle üç aded kapuları vardır. Bir kapusu semt-i şarka açılır, gûyâ iç kal‘a içinde nârin hisâr kapusudur. Ve orta kapu kıble cânibine nâzırdır. Ve taşra katındaki kapu taraf-ı garba meftûhdur, ammâ karanlık bir muzlim yerdedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
gecede âlem ağyârdan bî-haber iken cümle asâkir-i İslâm anda geçüp tâ sabâha da …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle a‘yân-ı devlet ile müşâverede bu re’y-i tedbîri re’y-i ahsen görüp (---)Arapça mâ-sadakı üzre bu re’yi ma‘kûl görüp bir buçuk yıldan berü derd-i ser renc-i anâ çekilmiş cemî‘i lağımları ve cemî‘i sıçan yolları ve cümle meterisleri ve kamu tabyaları ve hemu siperleri bırağup kal‘anın şimâl cânibinde leb-i deryâda seng-i hârâlar üzre bir muzlim gecede âlem ağyârdan bî-haber iken cümle asâkir-i İslâm anda geçüp tâ sabâha dak cümle asâkir-i İslâm tabyalar üzre siperlenüp küffâr bu taraflara nâzır toplar koyunca cümle guzât siperlenüp kemâkân yerli yerlerine yerleşüp siperler peydâ etdiler kim evvelkinden a‘lâ ve metîn tabyalar îcâd edüp bu mahal[d]e Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa âheste âheste bir sıçan yolları kazdı kim iki araba yan yana ve cümle erbâb-ı dîvân at ile dîvâna gidüp gelmede, aslâ at üzre bir âdem görünmeyüp eğri büğrü ve kaçamak yollu sıçan yolları olmuşdur kim Azak kal‘ası ve Hanya kal‘ası altında böyle vâsi‘ meteris yolları olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 294a ·
metinde göster ·
… ler ile bağlı ka‘r-ı zindâna endirüp yine ale's-sabâh çıkarırlar. Tâ bu mertebe
bir muzlim
mahpûshâne-i calenderdir.
Ve bu iç kal‘a kapusunun iç yüzünde muhtesibhâneye muttasıl çâh-ı gayyâ-yı derk-i esfelden nişân verir çâh-ı Bâbil-i Hârût-Mârût'dur yâhûd Mısır'daki Sicn-i Yûsuf'dan nişân verir bir mahpeshânedir kim görenin aklı gidüp vücûd-ı benî âdem çâk çâk olur. İçinde giriftâr-ı bend-i zencîr olanların nakilleri üzre niçe yüz ümmet-i Muhammed âh [u] enîn edüp eyitdiler kim bu sicn-i cahîm beş kat seng-i hârâdan kesme çâh-ı azîmler olup üç katı ka‘r-ı zemînde tahtânî zîr-i zemînler imiş. Ve üç katı fevkânî olup cemî‘i der-i dîvârları demir tahta kaplı olup ba‘zı hurde pençereleri beşer altışar kat kol kalınlığı demir pençereler olup cümle ümmet-i Muhammed esîrlerin her gece bu zindâna zencîrler ile bağlı ka‘r-ı zindâna endirüp yine ale's-sabâh çıkarırlar. Tâ bu mertebe bir muzlim mahpûshâne-i calenderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 317a ·
metinde göster ·
… ne-i düyûrları yedi aded kenîselerdir kim içlerinde bıtrîk kıssîs ile mâl-â-mâl
bir muzlim
yerdir.
Ve bu Freng mahallesinin çârsû-yı bâzârları gâyet müzeyyen. Anlara mahsûs esvâk-ı dalâlet-âyîndir ve bed-âyîn edecek puthâne-i düyûrları yedi aded kenîselerdir kim içlerinde bıtrîk kıssîs ile mâl-â-mâl bir muzlim yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y47a ·
metinde göster ·
… bir iç kal‘a hânıdır. Ve bu hânın iki kapusunun mâbeyni kâmil kırk adımdır. Ve
bir muzlim
bucakda bir demirli kal‘a kapusu vardır, cenûba nâzırdır.
Ve hânın damları üstü serâpâ kayagan döşelidir. Hîn-i muhâsarada dam [u] bâm üzre olan mazgal deliklerinden ceng olunur bir iç kal‘a hânıdır. Ve bu hânın iki kapusunun mâbeyni kâmil kırk adımdır. Ve bir muzlim bucakda bir demirli kal‘a kapusu vardır, cenûba nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y71a ·
metinde göster ·
kemerler altıdır. Üstü kat-ender-kat kullelerdir. Bu karanlık mahalli ubûr edüp …
Ve bu kapudan içre girüp yokuş yukaru üç yüz adım bir muzlim kemerler altıdır. Üstü kat-ender-kat kullelerdir. Bu karanlık mahalli ubûr edüp bir kat demir kapu dahi vardır. Andan içeri bir kat demir kapu dahi var. Anı ubûr edüp kal‘a içre ol mahalde bir câmi‘ var. Andan içeri iç kal‘ada Selîm Hân câmi‘i var. Ve taşra kat kal‘ada dahi bir câmi‘ var. Minâreleri tarz-ı kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y183b ·
metinde göster ·
… rûr-ı eyyâm ile cümlesi mürd olup hâlâ ol gâr içre üstühânları nümâyândır. Ammâ
bir muzlim
yerdir, âdem bakmağa cür’et edemez.
Sebeb-i binâ-yı Mescid-i Aksâ: Hazret-i Dâvûd hilâfetinde Benî İsrâ’îl'e tâ‘ûn olup Dâvûd Nebî du‘âsiyle tâ‘ûn ref‘ olunca ol du‘â makâmına Mescid-i Aksâ binâ olundu. Tamâm olmadan Dâvûd fevt olup Süleymân Nebî tamâm etdi. Bir âdem kaddi temeli nümâyân olup Hazret-i Dâvûd gazâ-yı Câlûd'dan sonra civâr-ı rahmete revâne olup hilâfet Hazret-i Süleymân'a intikâl edüp cemî‘i mahlûkâta pâdişâh olıcak dîvlere emr edüp bu mescid-i Aksâ'yı binâ etdi. Müddet-i medîde mürûr-ı eyyâm ile câmi‘ itmâm olduğu gün Hazret-i Süleymân asâ-yı pîrânına dayanup câmi‘ itmâmına sa‘y ederken meğer Arapça emri nâzil oldukda asâya söykenüp rûh-ı şerîfleri evc-i illiyyîne urûc etmiş. Bu hâlden bir ecnâs-ı mahlûkâtın haberi olmayup mescid-i Aksâ'yı tathîr ederlerken hukemâ-yı Süleymân ve vüzerâ-yı Âsâf-ı Berhayâ vâkıf-ı esrâr olup kable'l-mağrib cemî‘i cinn ü perîlere iş tamâm oldu, deyü izin verüp vüzerâ-i ukalâların re’y-i tedbîrleriyle Bâb-ı amûd'dan taşra handak içinde olan mahbeshâne-i kadîmlerine cümle dîvleri haps edüp bu tılsım[ı] icrâ ederler. Mürûr-ı eyyâm ile cümlesi mürd olup hâlâ ol gâr içre üstühânları nümâyândır. Ammâ bir muzlim yerdir, âdem bakmağa cür’et edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y210b ·
metinde göster ·
… iş. Hâlâ bend ü zencîr yerleri zâhirdir. Cür’et eden girüp temâşâ ederler, zîrâ
bir muzlim
ü mahûf yerdir. Hâlâ ecinne yatağı olmuşdur.
Ve altı serâpâ mağâra mağâra zîr-i zemînlerdir. Hazret-i Süleymân dîvleri bunda haps edermiş. Hâlâ bend ü zencîr yerleri zâhirdir. Cür’et eden girüp temâşâ ederler, zîrâ bir muzlim ü mahûf yerdir. Hâlâ ecinne yatağı olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y215a ·
metinde göster ·
… aş nerdübân ile nüzûl olunur. Bir yerden zerre kadar şu‘le girecek yeri yokdur.
Bir muzlim
yer olmak gerek idi. Ammâ Cenâb-ı Bârî Hazret-i Îsâ beşikde rûz-ı rûşende âsûde …
Ve yine bunda Hazret-i Cibrîl makâmı. Bu mezkûr beş makâm bu gârdadır. Ammâ hikmet-i Hudâ bu gâra yigirmi kademe taş nerdübân ile nüzûl olunur. Bir yerden zerre kadar şu‘le girecek yeri yokdur. Bir muzlim yer olmak gerek idi. Ammâ Cenâb-ı Bârî Hazret-i Îsâ beşikde rûz-ı rûşende âsûde olsun deyü kudret nazariyle nazar edüp Cenâb-ı Bârî'nin nazarı ta‘allûk etdiğinde gûyâ bir münevver gârdır. Ne âteş ve ne âteşdân ve ne kandîl ve ne şu‘le-i fürûğân var. Böyle bir nazargâh-ı Hudâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y216b ·
metinde göster ·
… i Aksâ altına dak gâr-ı azîmdir. Meğer dîv-i Süleymânîlerin mahbeshâneleri imiş
bir muzlim
küncdür. Dîv ve perî üstühânları mâl-â-mâldır. Bir incik üstühânı yedi karış ge …
Ve bu gârın Y 217a sağında bir küçük mağâra deliği vardır. Andan içeri ba‘zı cânlardan cân baş terk edenler girüp seyr [ü] temâşâ ederler. Ammâ ol kadar muzlim mahal değildir, âdem âdemi seçer. Tâ mescid-i Aksâ altına dak gâr-ı azîmdir. Meğer dîv-i Süleymânîlerin mahbeshâneleri imiş bir muzlim küncdür. Dîv ve perî üstühânları mâl-â-mâldır. Bir incik üstühânı yedi karış geldi ve ba‘zı kafâlar Rûm kîlesi kadar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y216b–Y217a ·
metinde göster ·
… yı Sükkerîzâde hazretinden istimâ‘ımız olmuşdur. Bu cebel anıniçün kara, nûrsuz
bir muzlim
dağdır.
"Bu cebel bana söğüp beni sevmez. Ben dahi anı sevmem" buyurmuşlardır. Efvâh-ı ulemâda tevâtür ile meşhûrdur. Ammâ hakîr yerin görmedim. Belki bir hadîs-i sahîh ola, zîrâ bu rivâyât-ı sahîhayı Sükkerîzâde hazretinden istimâ‘ımız olmuşdur. Bu cebel anıniçün kara, nûrsuz bir muzlim dağdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y278a ·
metinde göster ·
… m gârlar vardır. Bu mahalde bir dere vardır, ana P 126b Maktel-i Hamza derler
bir muzlim
ü mahûf yerdir. Bu mahaldeki gâr-ı kemîngâhlardan küffâr hurûc edüp Hazret-i Ha …
Cebel-i Uhud: Evc-i semâya ser çekmiş kara kızıl kayalı çıplak evc-i semâya ser çekmiş mehîb dağlardır ve azîm gârlar vardır. Bu mahalde bir dere vardır, ana P 126b Maktel-i Hamza derler bir muzlim ü mahûf yerdir. Bu mahaldeki gâr-ı kemîngâhlardan küffâr hurûc edüp Hazret-i Hamza'yı bunda şehîd eylemişlerdir. Hâlâ ol mahallin kayaları kırmızı kan gibidir. Gayri yerleri beyâz Y 303a ve kara kayalardır. Bu mahalde dahi iki rek‘at namâz kılup acele ile avdet etdik, zîrâ bî-emân yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y302b–Y303a ·
metinde göster ·
… ahûd var imiş. Hazret-i Risâlet'e nübüvvet geldikde münhedim etmişdir. P 139b
Bir muzlim
bucakda bir küçük kapudur. Ve hareme on iki ayak taş nerdübân ile enilir. Ve ta …
Ve bu Bâb-ı Ziyâd'dan yine cânib-i garba kubbeler altından ubûr ederek yigirmi adımda Bâb-ı Ziyâde-i Dârü'n-Nedve, ba‘zılar Bâb-ı Yahûd derler. Zamân-ı cehâletde bu mahalde bir deyr-i Yahûd var imiş. Hazret-i Risâlet'e nübüvvet geldikde münhedim etmişdir. P 139b Bir muzlim bucakda bir küçük kapudur. Ve hareme on iki ayak taş nerdübân ile enilir. Ve taşradan yine eyle çıkılır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y335a ·
metinde göster ·
… Kara Görgüz'ü ve Tarsûs'u feth edüp kal‘a içinde Câmi‘u'n-Nûr'un sol cânibinde
bir muzlim
küncde medfûndur.
Bu Me’mûn, bizzât Mısır'a gelüp seyr [ü] seyrân, geşt-i cihân-ı devrân edüp (Ehrâm dağlarından kenz-i azîmler çıkar) Yûnâniyân elinden Adana'yı ve Sis [ü] Misis ve Kara Görgüz'ü ve Tarsûs'u feth edüp kal‘a içinde Câmi‘u'n-Nûr'un sol cânibinde bir muzlim küncde medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y24b ·
metinde göster ·
… cıklar var ise cümle bir yere cem‘ edüp bu fârûk yapılan medresenin bir köşenin
bir muzlim
ya‘nî gölge yere bir uzun ibrîşim kırmızı gaytân ip bağlayup cümle ol beyâz küç …
Anı gördüm, ne kadar küçük beyâz yılancıklar var ise cümle bir yere cem‘ edüp bu fârûk yapılan medresenin bir köşenin bir muzlim ya‘nî gölge yere bir uzun ibrîşim kırmızı gaytân ip bağlayup cümle ol beyâz küçük misk yılancıkların ol gaytân ipe boğazlarından ale't-tertîb sıra ile dizüp mezkûr ipi bir dîvârdan bir dîvâra gerüp cümle yılanlar asılı asıla kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y121b ·
metinde göster ·
… arındaşı Me’mûn'u şehîd etdi, sene 199. Hâlâ Tarsûs'da Câmi‘ü'n-Nûr'un kurbunda
bir muzlim
köşede mermer sandûka içinde medfûndur. Târîhiyle hakîrin mazbûtudur, ziyâret e …
Ba‘dehu sene 785 târîhinde yine âl-i Abbâsiyân'dan el-Mütevekkil Alallâh Muhammed ibn el-Muktazıd Billâh Ebûbekir zamân-ı hilâfetinde kâ’immakâmı olan Sultân Berkûk'a fermân edüp anlar dahi bir gûne zamîmeler etdiler. Ammâ Y 148b Me’mûn Halîfe Mısır'da kalmayup Ehrâm dağlarından çıkardığı mâl-ı firâvân ile Antâkıyye kayserleri üzre sefere gidüp cemî‘i dâr [u] diyârların başlarına dar edüp deyrlerinden de deyyâr bir küffâr-ı bed-girdâr ber-karâr kalmayup cümlesinin karârları firâra mübeddel olup gelüp Tarsûs kal‘asın muhâsara edüp anı dahi amân vermeyüp feth etdi. Ba‘dehu Me’mûn kırk sekiz yaşına bâliğ iken kendü karındaşı Me’mûn'u şehîd etdi, sene 199. Hâlâ Tarsûs'da Câmi‘ü'n-Nûr'un kurbunda bir muzlim köşede mermer sandûka içinde medfûndur. Târîhiyle hakîrin mazbûtudur, ziyâret etmişizdir. Ammâ merhûm Me’mûn Halîfe'nin Mısır'da Ümmü'l-kıyâs'dan gayrı hayrâtı çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y148a–Y148b ·
metinde göster ·
… İkisi yan kapulardır. Bir dahi âbdesthâne kapusudur. Biri dahi kıble dîvârında
bir muzlim
bucakda bir küçük kapudur. Biri dahi haremin kıble kapusu üzre beyâz çâr-gûşe m …
Ve bu câmi‘in dörd bâb-ı sa‘âdeti var. İkisi yan kapulardır. Bir dahi âbdesthâne kapusudur. Biri dahi kıble dîvârında bir muzlim bucakda bir küçük kapudur. Biri dahi haremin kıble kapusu üzre beyâz çâr-gûşe mermer üzre celî hat ile bu târîh tahrîr olunmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y285a ·
metinde göster ·