Esnâf-ı Şâhbender: Nefer bir, dükkânı yokdur. Balkapanı hânı'nda olur
bir nefer
ağadır. {Pîri ser-çeşme-i ankâ Amr ibn el-Âs'dır. Kabri Mısır'ın cânib-i cenûbu …
Esnâf-ı Şâhbender: Nefer bir, dükkânı yokdur. Balkapanı hânı'nda olur bir nefer ağadır. {Pîri ser-çeşme-i ankâ Amr ibn el-Âs'dır. Kabri Mısır'ın cânib-i cenûbunda imâm Şâfi‘î kurbünde medfûndur}. Cemî‘i vüzerâ ve ulemâ ve sulehâ ve mollâların poli[ç]se kâğızları hidmetinde olup cümle diyârın tüccârları bunun kabza-i tasarrufundadır. Gâyet mün‘im ve mu‘temed âdemdir. Bundan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 166b ·
metinde göster ·
… dâmlardır. Bu kârhâne içre cümle bin nefer âdemdir. Cümleye ser-çeşme nâzırdır,
bir nefer
âdemdir. Ve ser-çeşme sâhib-i ayârdır, bir nefer âdemdir. Neferât-ı sikkeciyân …
Bu kârhânede kethudâ ve simsâr ve kâtibler ve sikkezânbaşılar cümle ru’ûs berâtıyla huddâmlardır. Bu kârhâne içre cümle bin nefer âdemdir. Cümleye ser-çeşme nâzırdır, bir nefer âdemdir. Ve ser-çeşme sâhib-i ayârdır, bir nefer âdemdir. Neferât-ı sikkeciyân kefereler 300, ammâ gâyet müstakîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176b ·
metinde göster ·
Bu kârhânede kethudâ ve simsâr ve kâtibler ve sikkezânbaşılar cümle ru’ûs berâtıyla huddâmlardır. Bu kârhâne içre cümle bin nefer âdemdir. Cümleye ser-çeşme nâzırdır, bir nefer âdemdir. Ve ser-çeşme sâhib-i ayârdır, bir nefer âdemdir. Neferât-ı sikkeciyân kefereler 300, ammâ gâyet müstakîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176b ·
metinde göster ·
… m. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan
bir nefer
yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün ols …
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
… zler kal‘a-i Ahlad'da istirâhat edüp kal‘a kapuların açup anlardan mürd olan on
bir nefer
âdemlerin leşlerin kal‘a dibinde kadı ve a‘yân-ı Ahlad huzûrunda keşf olunup bi …
"Vurun şu gidi Rujiki Kürdlerini" deyince ibtidâ anlardan pâdişâhın kal‘asına yetmiş seksen kadar tüfeng atup kal‘a neferâtlarından bir âdem kurşum ile urup şehîd olunca hemân cümle kal‘a neferâtları bizi kovanlara bir yaylım kurguşum urup on bir âdemleri kar üzre düşüp atları cümle kal‘a altına geldiler hemân kal‘adan anlara birkaç şâhî toplar atınca anlar da bizim gibi at boynuna düşüp firâr edüp bizler kal‘a-i Ahlad'da istirâhat edüp kal‘a kapuların açup anlardan mürd olan on bir nefer âdemlerin leşlerin kal‘a dibinde kadı ve a‘yân-ı Ahlad huzûrunda keşf olunup bizlerin destine arz [u] mahzarlar verüp kal‘ayı muhâsara eden mel‘ûnları Melek Paşa'ya ve Van eyâleti müsellimine arzlar gönderüp anların mürd olanlarından bir küheylân at Menteş Bölükbaşı'nın mukaddemâ çatlayan atı yerine verdiler. Ve bir at dahi eğeri oyanıyla yedek ihsân etdiler ve dörd at dahi bisatıyla hakîre ihsân edüp üç sâ‘atden sonra bize kal‘a neferâtlarından üç yüz âdem refîk verüp cümle a‘yân u dizdâr ile vedâ[‘]laşup Van deryâsı kenârıyla (---) sâ‘atde menzil-i kal‘a-i Adilcevaz'a selâmetle dahil olup Ahlad'dan gelen refîkleri avdet etdirdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 14a ·
metinde göster ·
… pâyzenleri tabıl ve tulum çalup nâkûs ve dankiyo tulum çalarak ubûr edüp andan
bir nefer
serdârları olan Holandiye nâm la‘în-i be-nâm at üzre elleri bağlı ve boğazı zin …
Anlardan sonra yetmiş nefer Kazak hatmanları ve andan yetmiş aded kal‘a sâhibleri cümle boğazlarında demir zincirin azebistân çeküp bunlar içlerinde Tershâne-i Âmiremiz pâyzenleri tabıl ve tulum çalup nâkûs ve dankiyo tulum çalarak ubûr edüp andan bir nefer serdârları olan Holandiye nâm la‘în-i be-nâm at üzre elleri bağlı ve boğazı zincir ile bağlı bunun dahi yanında tabıl ve nefîrleri ve erganon ve nâkûsları ve dankiyo tulumları çalınırken gözlerinin yaşı dinmeden cereyân etmede ve cümle İslâmbol papasların nisbet içün buna ta‘zîmen alayda siyâh rokle ve başlarında manlifke ve bellerinde zünnârlarıyla ve ellerinde çelîpâları ve buhûrdânlarıyla anlar dahi girye vü nâlân ederek ubûr edüp andan iki yüz kadar kâ’immakâm ağaları andan kelle ve esîrleri getiren Halîl Ağa ve hakîr ve Zühdü Efendi üç kişi at başı berâber Edirnekapusu içre girüp bir alay-ı mûhiş ile İslâmbol içinden tâ Alayköşkü'nde sa‘âdetlü pâdişâh temâşâ edince bir tarz üzre alay olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 64b ·
metinde göster ·
Ale'l-ittifâk kal‘a-i Peşte'yi yedi yerden yedi gün döğe döğe sekizinci gün amân ile kal‘a-i Peşte'yi feth edüp andan kal‘a-i Vaç'ı hâlî ve mu‘attal bulup yine ke'l-evvel içine asker korlar, ammâ böyle bir metîn hisâr-ı üstüvârı birer nân-pâresiyçün kâfire vermeğe sebeb olan iş erlerinden on bir nefer ağaları katl edüp niçesini nefy-i beled ve niçesini azl-i ebed edüp merd-i tîmâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 136a ·
metinde göster ·
… lâkin taşrada olan bâğ u bâğçelerinde kalup kal‘aya giremeyen kâfirlerden kırk
bir nefer
kefereleri esîr edüp bâğlarında olan kasr-ı müzeyyenleri ve hânelerin ıhrâk edü …
Leb-i deryâda bir kumsal zemînde bir alçak püşte üzre şekl-i murabba‘ kârgîr Şeddâdî binâ bir küçük beyâz kal‘a-i ra‘nâ görünürdü, ammâ Allâhu a‘lem ol kadar metîn değildir, zîrâ her cânibinde dîvârları alçakdır. Derûn-ı hisârda birkaç kenîse çanlığı nümâyân idi. Niçe yüz gâzîlerimizin cân u başa kalmayan serdengeçdi fetâları bir yere gelüp müşâvere edüp beşer onarı birer yere gelüp cümlesi azharun mine'ş-şems Allâh Allâh deyüp kal‘anın suyu altına girüp varoşa vardıklarında gördüler kim bu varoşun cânib-i erba‘ası kat-ender-kat gemi direklerinden hiyel ü şeytanat ile binâ olunmuş şarampavlar ve vâsi‘ handakları içinde deryâ var. Ve her tarafda cisirleri kalkup kal‘a bir cezîre-misâl yerde kalup bir vech ile yanına varılmak muhâl, lâkin taşrada olan bâğ u bâğçelerinde kalup kal‘aya giremeyen kâfirlerden kırk bir nefer kefereleri esîr edüp bâğlarında olan kasr-ı müzeyyenleri ve hânelerin ıhrâk edüp niçe bin dıraht-ı müntehâların baltadan geçirüp harâb u yebâb ve hânelerin türâb etdiler, ammâ bî-hisâb bâğ u bâğçeleri var. Cümle bir kumsal düz vâsi‘ fezâda bâğ-ı İremler iken bâğlara yağı ayağı girüp İremleri veremler olup sâhiblerinin demleri dem-beste ve kimisi esîr-i dil-haste oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157a ·
metinde göster ·
… nlar çıkup Vezîria‘zama haber olup anlar dahi Tercümânbaşı Panayot nâm kefereyi
bir nefer
kapucubaşısı ile kapudan paşaya gitdiler.
El-hâsıl kâmil üç gün bu hâl üzre küffâr hâ’ib ü hâsir gelüp giderlerdi. Tâ ki dördüncü gün oldu. Anı gördük, ale's-sabâ[h] kal‘anın münhedim olmayan Kızıl tabya burnunda Sadrıa‘zam kolu tarafında bir azîm büyük beyâz bayrak dikdiklerinde yeniçeri ocağına kal‘a içinden on aded belli başlı ve kara şapkalı muhteşem kapudanlar çıkup Vezîria‘zama haber olup anlar dahi Tercümânbaşı Panayot nâm kefereyi bir nefer kapucubaşısı ile kapudan paşaya gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301b ·
metinde göster ·