… ene olmuş olur kim bu Hazret-i Dâvûd'un pûlâd kalkanın cilâsına gird-i gubârdan
bir zerre
jeng isâbet etmeyüp nûr gibi berk urur. Andan ma‘lûmdur mu‘cize-i Dâvûd Nebî kâ …
Yekûn-ı kelâm Dâvûd Nebî'den tâ Murâd Hân'a gelince iki bin altı yüz toksan sene olmuş olur kim bu Hazret-i Dâvûd'un pûlâd kalkanın cilâsına gird-i gubârdan bir zerre jeng isâbet etmeyüp nûr gibi berk urur. Andan ma‘lûmdur mu‘cize-i Dâvûd Nebî kârı, kalkan-ı pûlâddır. Ol zamânlarda siper pûlâddan imiş. Hâlâ yine Mısır'da Berkûk Sultân ve Kayıtbay Sultân ve Gavrî Sultân hazînelerinde pûlâd kalkanlar vardır, hâlâ Mısır kulları alaylarda isti‘mâl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 181b ·
metinde göster ·
… ol gubâr-ı kudret ile defn olunur ammâ bunların na‘ş-ı şerîfinden gayri zemîne
bir zerre
türâb yağmaz ve bir hâk-i müşk-bûyun râyiha-i tayyibesi Edirne şehrin değil cân …
Menâkıb-ı Sultâneyn: Bu iki azîz refîk [u] yâr-ı sâdıklar imiş. Birbirleriyle esnâ-yı kelâmda "Eş bürâder, Edirne şehrinin bir kenarında emânetlerimiz sâhibine teslîm edelim!" deyüp Gelibolu'dan şehr-i Edirne'ye dâhil olup birbirlerin der-âgûş edüp tevhîd-i erre ile semâ‘ [u] safâ ederek bu kabirleri mahallinde ikisi de birbirine sarılmış rûh teslim ederler. Bir ferd-i âferîde bunları mümkün olup birbirinden ayıramazlar ve hâkim havfından defn edemeyüp sabâha kalırlar. Hikmet-i Rabbânî, nâzil-i âsumânî matar-ı rahmet-vâr semâdan ol gice üzerlerine bir gûne hâk-ı amberpâk türâb-ı rahmet yağup iki aziz ol gubâr-ı kudret ile defn olunur ammâ bunların na‘ş-ı şerîfinden gayri zemîne bir zerre türâb yağmaz ve bir hâk-i müşk-bûyun râyiha-i tayyibesi Edirne şehrin değil cânib-i erba‘asında olan kurâlara râyiha-i hâk-i pâk şâyi‘ olup şemm edenlerin dimâğları mu‘attar olup bu ahvâl-i pür-me’âl cümle ahâlî-i vilâyete şâyi‘ olup ziyârete gelirler. Zamâneleri şeyhülislâmı fetvâ verüp "Yed-i kudret ile defn olunmuşdur. Hâli üzre âsûde kalsınlar" deyü izn-i şerîf olup üzerlerine bir türbe-i pür-envâr binâ olunup hâlâ ziyâretgâh-ı erbâb-ı marîzdir. Hâlâ masrû‘ olan kimesneler onların mezkûr türâb-ı amber-i pâkinden alup suya koyup âbından nûş edüp yine türâb-ı pâkin kabr-i şerîflerine kosa bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur. Edirne içre meşhûr ziyâretdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167a ·
metinde göster ·
… yine Diyârbekr'e gelüp azîz Hazretlerine belegân-mâ-belâğ ihsânlar etdikçe şeyh
bir zerre
kabûl etmeyüp du‘â ederdi.
Hemân yine azîz, "Beğim, neylersen eyle, Kızılbaş elinden İmâm-ı A‘zam'ımızı halâs eyle. Ba‘dehû Budin'ün muhâfazasına mukayyed olup dâ’imâ hâzır-bâş ol!", deyü niçe bu gûne rümûz-ı künûz-âmîz kelimâtlar ederek Diyârbekr'e gelüp azîze vâfir ihsân edüp bir şey kabûl etmeyüp Diyârbekr'ün hâne-i avârızından ve cizye malzemesinden tenzîl ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup andan Murâd Hân Azîz'ün du‘â-ı hayriyle Bağdâd'a varup hikmet-i Hudâ şeyh hazretlerinin ta‘yîn etdikleri gün ki oldu Tayyâr Mehemmed Paşa şehîd olduğu ân Bağdâd sulh ile feth olup asker-i bî-pâyân derûn-ı kal‘aya girdikten sora Kızılbaş-ı kallâş Karanlıg kapu dibinde kapanup cenge âheng edüp içkal‘ada mütehassın olanlar dahi cebehâneye âteş edüp niçe bin guzât-ı müslimîn ve niçe bin mülâhidîn âteş-i Nemrûd'a göyünüp tayr-ı Ebâbîl kimi havâya tayerân edince hemân Murâd Hân gazaba gelüp "Bre vara vuran Kızılbaşları kılıçdan geçirsinler." deyince yedi sa‘atda kırk iki bin Kızılbaş'un başların şimşîr-i İslâm ile tırâş etdiklerinde Murâd Hân eydür: "Allahu Ekber, Diyârbekir'de Rûmiye şeyhi bu gâzânun böyle olacağın keşf etmiş idi. Hakkâ ki tehî er değil imiş. İnşâallah bu feth [ü] fütûhı tebşîr etdiğiyçün ana çok ihsân ederim." diyerek ba‘del-feth yine Diyârbekr'e gelüp azîz Hazretlerine belegân-mâ-belâğ ihsânlar etdikçe şeyh bir zerre kabûl etmeyüp du‘â ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209a ·
metinde göster ·
… ü revende tüccârlarından bâc alırlar mîrî mâldır kim bir metâ‘ın bâcı alınmadan
bir zerre
ubûr edemez.
Ve bu mahalde cisrin on adım yeri başka bir kepeng-i cisrdir. "Düşman öteden beri ubûr etmesin ve bâcdârlardan tüccâr bir metâ‘ kaçırmasın" deyü her gece cisir pâsbânları bu kepeng-i cisri makaralar ile kaldırup cisrin kapusunı sedd edüp bu kantaradan zî-rûh kısmı bir şey geçemez. Bu mahalde Darda ve Ösek kal‘ası neferâtları oturu[p] âyende vü revende tüccârlarından bâc alırlar mîrî mâldır kim bir metâ‘ın bâcı alınmadan bir zerre ubûr edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 64b ·
metinde göster ·
… ahi peydâ edüp tahmîl eylediler, söylemedim. Anlara gayri bir şey aslâ ve kat‘â
bir zerre
vermem. Cebehâneye müte‘allık havân top ve cümle re‘âyâ pâdişâhındır, anda beni …
"Ben anların bâr-ı sakîllerin kaldırmağa üç yüz araba ahd etmişken el-kerîmu izâ ahide vefâh kelâmı üzre ahde vefâ etdim. Anlar beş yüz araba dahi peydâ edüp tahmîl eylediler, söylemedim. Anlara gayri bir şey aslâ ve kat‘â bir zerre vermem. Cebehâneye müte‘allık havân top ve cümle re‘âyâ pâdişâhındır, anda benim dahi alâkam yokdur. Ve utanmadan ‘Cümle arabalarımız bayraklar ile zeyn edelim ve mehterhâne çalalım’ derler. Mehterhâne-i bed-âyînlerin çalarlarsa meçikleri ve nâkûsların başlarına çalsın ve başların kankı taş pek ise ol taşa çalarak gitsinler. Hemân kal‘adan pek uzak olup tek dursunlar" deyü küffâra Sadrıa‘zamdan böyle haber varınca küffâr n'eylesin ve ne çâre eylesin, kal‘adan dahi çıkmış oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 119a ·
metinde göster ·
… olunup vakt-i hâcetde bu cebehâne açıldıkda bu çorbacıların ma‘rifetiyle açılup
bir zerre
şey bu çorbacıların izinleriyle sarf oluna ve bir şey serîka olunmasın deyü,
Bu cebehâneyi Sadrıa‘zam gelüp niçe vüzerâlar ile seyr [ü] temâşâ etdikde cümle âlem-i hayretde kalup engüşt ber-dehen edüp cümle mühimmât [u] levâzımâtları sâ’ir vüzerâların yanlarında firâdâ firâdâ tahrîr eyleyüp Ordu Monlası Ünsî Efendi sicillâtında makyûd ve murakkam olup Dergâh-ı âlî cebecibaşısı Ali Ağa kethudâlarından ikinci kethudâ Mustafâ Ağa'yı bu cebehâne-i emânetullâh üzre cebecibaşı edüp hil‘at-i fâhire ihsân olundu. Ve sekiz oda cebeciler çorbacıları dahi nâzıru'n-nuzzâr ta‘yîn olunup vakt-i hâcetde bu cebehâne açıldıkda bu çorbacıların ma‘rifetiyle açılup bir zerre şey bu çorbacıların izinleriyle sarf oluna ve bir şey serîka olunmasın deyü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 132a ·
metinde göster ·
… e Ebû Cehil ve Ebû Leheb ve Yezîd ve Mervân ve Bahtek'in la‘neti bu cebehâneden
bir zerre
şey uğurlayanların üzerlerine olsun" deyü bu la‘netnâmeyi bir taşa yazup ve sik …
"Hâmân ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâd ve Nemrûd ve Ebû Cehil ve Ebû Leheb ve Yezîd ve Mervân ve Bahtek'in la‘neti bu cebehâneden bir zerre şey uğurlayanların üzerlerine olsun" deyü bu la‘netnâmeyi bir taşa yazup ve sikkeyi mermerde kazup bu hatt-ı la‘netnâmeyi cebehâne kapusu üzre kodular. Ve yılda bir kerre cümle a‘yân-ı kibâr ma‘rifeti ve nezâretiyle "Yıl başında {cümle silâhlar pars} olup musaykal ve mücellâ ola" deyü kanûnnâme yazıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 132a ·
metinde göster ·
… îdeleri hîrelenir. Ve Süleymân Hân zamânından berü bu alemlerin reng-i rûlarına
bir zerre
kadar kesâfet gelmemişdir.
Ve bu câmi‘in yine çâr-kûşesinde dörd aded zînet kubbeleri dahi var ve taşra kıble kapusu sofası üzre dörd aded sütûn-ı mermerler üzre üç aded kubbeler dahi var. Cümle mezkûr sağîr ü kebîr on dörd aded kubbeler üzre on dörd aded alem bir pâdişâh câmi‘inde görülmemişdir. Gerçi câmi‘ küçükdür, ammâ alemler ne alemlerdir kim bu alemlerle bu câmi‘ me[m]leket-i Âl-i Osmân'da alem olmuşdur. Her alemin kadleri âdem kaddi kadardır. Hattâ bu sâhibü'l-hayrât Bulehnikli Hasan Paşa Mısır vezîri iken bu alemleri Mısır'da yapdırup on dörd bin altun ile yaldız urdurup Mısır İskenderiyyesinden bu alemleri Dobra-Venedik gemilerine koyup Dobra-Venedik'e gelüp andan bu Taşlıca'da câmi‘e konur. Hâlâ üstâd elinde henüz musaykal olmuş gibi şu‘le verüp zıyâsından âdemin merdüm-i dîdeleri hîrelenir. Ve Süleymân Hân zamânından berü bu alemlerin reng-i rûlarına bir zerre kadar kesâfet gelmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144a ·
metinde göster ·
… yok, ancak cengâver katanaları gâyet çok, mâl-ı ganâ’im üsârâ ve şikârdan aslâ
bir zerre
yok. Gelin gâzîler nehr-i Raba'yı karşu geçmeyince bizler bir şikâr alup doyum …
"Cümle kurâ ve kasabâtlar yerlü yerinde, ammâ içlerinde bir şey yok, ancak cengâver katanaları gâyet çok, mâl-ı ganâ’im üsârâ ve şikârdan aslâ bir zerre yok. Gelin gâzîler nehr-i Raba'yı karşu geçmeyince bizler bir şikâr alup doyum olamazız" dediklerinde niçesi eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3a ·
metinde göster ·
… ını şîşe sancup iki başları ince ortası kalın bir gûne hemvâre eti dizerler kim
bir zerre
yeri birinden taşra dizmezler. Andan bir araba tekerleğin kırup kebâb altına te …
Hattâ kış geceleri 128b cümle vilâyet-i Kırım'da oda sohbetleri edüp niçe gûne helvâlar ve ta‘âmlar ve gûnâ-gûn şarâblar yenüp içilüp eyyâm-ı şitâyı sohbet-i hâs ile geçirirler. Hattâ ol sohbet-i hâs geceleri elli vukıyye gelir bir semîn koyunu kurbân edüp şukka şukka edüp bir demir kebâb şişine ol koyunun lahmını şîşe sancup iki başları ince ortası kalın bir gûne hemvâre eti dizerler kim bir zerre yeri birinden taşra dizmezler. Andan bir araba tekerleğin kırup kebâb altına te’ennî ile germâ-germ âteş edüp bir gûne kebâb pişirirler kim gûyâ ilik olur. Tatar mâbeyninde böyle pişmiş elli vukıyye gelir bir koyun kebâbın yemiş ve yüz vukıyye boza içmiş Tatar çokdur, ya‘nî bunları bir oturuşda bir Tatar yemişdir, tâ bu mertebe latîf ter ü tâze ve nerm kebâb pişirirler kim rub‘-ı meskûnda eyle kebâb pişmek ihtimâli yokdur, ammâ araba tekerleğiyle pişirmek Tatar mâbeynlerinde şartdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128a–128b ·
metinde göster ·
… di bir dîvâr-ı bâlâ sanırsın. Ve eyle mücellâ ve muşa‘şa‘ dîvârdır kim ber-hevâ
bir [ze]rre
ve bir şemmecik uçsa ol dîvârda nümâ[yâ]ndır.
Ve mihrâb u minberinin vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Ve bu câmi‘in rûy-ı dîvârlarında olan beyâz mücellâ mermer taşların her biri fîl cüssesi kadar vardır. Hikmet, garâ’ib bunda kim bir âdem her ne kadar ilm-i mi‘mârîde üstâd-ı kâmil ve mahâret sâhibi olsa ol taşların birbirlerine imtizâcların fark edemez. Gûyâ yek-pâre kırk arşın kaddi bir dîvâr-ı bâlâ sanırsın. Ve eyle mücellâ ve muşa‘şa‘ dîvârdır kim ber-hevâ bir [ze]rre ve bir şemmecik uçsa ol dîvârda nümâ[yâ]ndır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252b ·
metinde göster ·
… şehrinde ola. Her bâr potatlar bu kaldırımları tathîr etdirüp hâr [u] hâşâkden
bir zerre
komayup şehr-i Sakız'ı pâk etdirirler. Ve bu varoş-ı azîm potatlarının defterle …
Ve bu şehrin cemî‘i sokakları serâpâ kaldırım döşelidir. Ammâ bir diyârda bu gûne çâr-kûşe çakmak kayası taşdan hurde kaldırım mânzurumuz olmamışdır. Meğer Alman diyârında Prak şehrinde ola. Her bâr potatlar bu kaldırımları tathîr etdirüp hâr [u] hâşâkden bir zerre komayup şehr-i Sakız'ı pâk etdirirler. Ve bu varoş-ı azîm potatlarının defterleri üzre bu şehir kâmil yetmiş bin ocaklı odalardır. Ve beş kerre yüz bin pençeredir ve dörd bin şâhrâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y59a ·
metinde göster ·
… âk ve beyâz taş ile mefrûş kaldırımdır. Her sabâh tathîr edüp gird-i küdûretden
bir zerre
gubârdan nişân kalmaz pâk reh-i râstlardır. Ve cemî‘i esvâkları şimâle eniş aşa …
Ve cümle tarîk-ı âmların üstâd mühendis satranc Y 83a nakşı tarh edüp vaz‘-ı esâsı bu üslûb üzre tezyîn olunmuşdur. Ve serâpâ pâk ve beyâz taş ile mefrûş kaldırımdır. Her sabâh tathîr edüp gird-i küdûretden bir zerre gubârdan nişân kalmaz pâk reh-i râstlardır. Ve cemî‘i esvâkları şimâle eniş aşağı vâki‘ olup fevkinden aşağı nazâr etsen gûyâ bu râhlar içre âdem deryâsı telattum-ı deryâ gibi temevvüc edüp izdihâm-ı benî âdemden omuz omuzu sökmez bir gulgule-i Tire'dir. Husûsâ hafta bâzârı günleri âkıl olan temâşâ-yı bâzâra varmamak gerek. Zîrâ ol bâzârda âdem dilâzâr olup zâr-ı izâr olur. Tâ bu mertebe izdihâm çârsûları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y82b–Y83a ·
metinde göster ·
Ba‘zı hukemâ ana ispet yağı derler, ammâ değildir. Bunun
bir zerre
yağı âdemin eline ve esbâbına sürülse bir hafta müşk ü amber-i hâm misâl âdemin …
Ba‘zı hukemâ ana ispet yağı derler, ammâ değildir. Bunun bir zerre yağı âdemin eline ve esbâbına sürülse bir hafta müşk ü amber-i hâm misâl âdemin demâğın mu‘attar edüp râyihası esbâbdan çıkmaz. Çok hâssası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y128b ·
metinde göster ·
Ertesi ale's-sabâh huddâmlar (---)(---)(---) huccâc bu hâli gördüler kim
bir zerre
çamur kalmamış Allâh'a sad lek hamd [ü] senâ edüp nefîrler çalındı. Hikmet-i Hu …
Ertesi ale's-sabâh huddâmlar (---)(---)(---) huccâc bu hâli gördüler kim bir zerre çamur kalmamış Allâh'a sad lek hamd [ü] senâ edüp nefîrler çalındı. Hikmet-i Hudâ dünki gün Balka sahrâsı çamuru içinde kalan develer çamur don olunca pâydâr olup (---)(---)(---) yedi sekiz yüz mikdârı develer ordu-yı İslâm başında otlayup gezerler. Hemân sâhibleri (---)(---)(---) varup deveciklerin alup hafîf yükcüğezler tahmîl Q 110b olup herkes katârında yola revâne olup giderken Cenâb-ı izzet bir hûrşîd-i dırahşân ihsân eyledi kim cümle âdem u hayvânât mesrûr [u] şâdumân olup çöl [ü] çölistân ve sahra-yı rimâlistân içre garîb develer seke seke giderken bir ulu boğaza girdik. 14 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264b ·
metinde göster ·
Ammâ bu yılanları kassâblar katl ederken sâtûru bir dürüst urmayup gevdede yâ baş yâhûd kuyruk bir zerre denli ilişse hemân hekîmbaşı yerinden sıçrayup "irmi, irmi el-hayye" deyü feryâd eder. Ya‘nî "at yılanı, at yılanı" deyü Y 122b feryâd etdükde der ân yılanın başıyla gevdesin sâ’ir yılanların bağırsakları ve yumurtaları içine atmayup başka bir yere bırakdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y122a–Y122b ·
metinde göster ·
… müslimînleri ve şâhrâh-ı hâs u âm eyle tâhir ve serdâb olur kim gird-i gubârdan
bir zerre
kalmayup cümle ehl-i sûk râhat olurlar. Ekseriyyâ şâhrâh-ı azîmler böyledir. Ve …
Ve şehr-i Mısır içre cümle eğer şâhrâh ve eğer derb-i mahallât ve eğer sûk-ı sultânî ale'l-hisâb sekiz bin tokuz yüz tarîk-ı âmdır. On yedisinde mahalle kapuları yokdur, hemân şâhrâhdır. Her gece subaşı altı yedi yüz âdemleri ile ve dîvdârı ile kol dolaşup hıfz [u] hırâset üzre olurlar. Ve ale's-sabâh bu tarîk-ı âmmı cemî‘i hammâmcıların zebbâlleri pâk ü pâkîze silüp süpürürler. Ba‘dehu her hâne sâhibi ve dükkân sâhibi bâlâda tahrîr olunan kuyulardan yolları sulayup sûk-ı sultânîleri ve tarîk-ı müslimînleri ve şâhrâh-ı hâs u âm eyle tâhir ve serdâb olur kim gird-i gubârdan bir zerre kalmayup cümle ehl-i sûk râhat olurlar. Ekseriyyâ şâhrâh-ı azîmler böyledir. Ve ba‘zı atfelerde dahi her hânenin sakkâları dahi yollara suları nisâr edüp serd-râh olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y129a ·
metinde göster ·