Hemân Gülâbî Ağa yemîn edince ol sipâh havrânî cübbesinin sağ yenin Gülâbî Ağa'nın başına örter. Derhâl Gülâbî Ağa kendüyi, Kâğızhâne nehri kenârında bir çemenzâr yerde görüp "Bire meded" deyü def‘-i takâzâ edüp tecdîd-i vuzû’ etdükde kırk kerre secde-i şükr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37b ·
metinde göster ·
dâmenin elden komayam" deyüp hamd ederken kendüyi bir zulemât basup gözün açup …
"Âyâ bu benim vâkı‘am mı yohsa vâkı‘-ı hâlim mi? Hamd-i Hudâ Ayasofya içre Hazret-i Hızır'a râst geldim. Bire meded dâmenin elden komayam" deyüp hamd ederken kendüyi bir zulemât basup gözün açup kendüyi yine Ayasofya içinde mezkûr sipâhın yanında bulup şâha vâfir ta‘zîm edüp henüz ol mahalde Beşiktaşî Yahyâ Efendi kürsî üzre kâ’im olup du‘âya âğâze edüp cemî‘i ümmet-i Muhammed derûn-ı dilden "âmîn" deyüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ cümle ibâdullâh Ayasofya'dan taşra hurûc etmeğe kasd edince câmi‘in yüz bir aded kapusun sed edüp ancak büyük kıble kapusunu küşâde koyup Defterdâr Dervîş Çelebi ki eş-şeyh Baba Nakkâş hazretlerinin ferzend-i ahteridir, anlar Bâb-ı Ayasofya'da durup cümle tevâbi‘iyle Ayasofya câmi‘i derûnundan ve üç kat tabakasından taşra çıkan cemâ‘at-i kesîreyi add edüp elli yedi bin âdem Ayasofya câmi‘inden taşra çıkdığı sicill-i şer‘-i Resûl-i mübîne tahrîr olunup Selîm Hân pâyine arz olundu. Hakkâ ki câmi‘-i azîmdir. Andan Gülâbî Ağa Ayasofya içre kendüye Hızır-misâl yetişen sipâhın dâmenine pek yapışup;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37b ·
metinde göster ·
kuvvet-i kuvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çı …
Bu kerre Hacı Nâsır eydir: "Bildim ki beni balık yudup giderek vücûdum mahv olup ana gıdâ olurum. İbtidâ dübürüm kaynakları ve kaba uyluklarımın derileri soyulup erimeğe başladı. Ammâ derûnumdan Feyyâz-ı Mutlak'a teveccüh edüp halâsım ricâ etdim. Ammâ yine balık karnında aslâ hareket etmeyüp bir vâsi‘ sıyrıncak yerde iki ellerimle yoklayup dururken anı gördüm, olduğum balık karnı ra‘d gibi gürleyüp cân havliyle elimdeki bıçağın sabıyla ucunu berk dutdum, bir zamândan gördüm ki berk-i hâtif gibi gitdiğim hayâllendim, bir zamândan sonra gördüm ki kâhî baş aşağı kâhî baş yukaruya takla ata ata bî-tâb kaldım. Ba‘dehu yine ke'l-evvel balığın karnında asûde-hâl oldum. Ammâ cânım sıkılmağa başlayup gördüm ki benim karnında olduğum balığın ciğerleri ve bagırsakları talab talab ede ede hareketden kaldı. Bilmem ne kadar sâ‘at durduğumu, anı gördüm benim karnında olduğum balık erimeğe başladı. 'Yâ Rabbî bu ne hâldir' diyerek elimle uyluklarıma yapışdım, benim dahi etlerim kopmağa başlayınca aklım başıma gelüp bire meded kuvvet-i kuvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ bir muzlim yer dahi var. ‘Yâ Rabbî bu ne ola’ deyü sürüne sürüne bir mahalle vardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b ·
metinde göster ·
… girüp görseler kim raflar üzre yüz, iki yüz şîşeler içre elvân elvân şarâblar, "
bire meded
" deyü herbiri birer şî[şe]den nûş edüp on üç nefer kimesnenin ol mahalde ciğerl …
Hikâye{-i münâsib}: Hikmet-i Hudâ bir gün İslâmbol'da Yahûdî mahallesinde ihrâk-ı azîm vakı‘ olup bostâncıbaşı ve yeniçeri ağası yankını söndürmeğe varup bir kaç bostâncı ve yeniçeriler bu tîz-âbcı kârhânesinin birine girüp görseler kim raflar üzre yüz, iki yüz şîşeler içre elvân elvân şarâblar, "bire meded" deyü herbiri birer şî[şe]den nûş edüp on üç nefer kimesnenin ol mahalde ciğerleri ve bağırsakları tarfetü'l-ayn içre taşra çıkup merhûm olup vücûdları âteşe yanup kaldı. Tîz-âb (---)(---) hâsıl olur. Böyle mel‘ûn şeydir kim kîmyâcılara dahi lâzımdır. Ve bu Yahûdîler dahi kîmyâya çalışırlar, ba‘zısı vâsıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
"Ey birâder, bunlar bizim izimiz gördüler, bunlar bize de gelirler,
bire meded
, bolay kim Ahlat kal‘asına düşebilsek" deyüp atlara ikdâm edince Taht-ı Van hâk …
"Ey birâder, bunlar bizim izimiz gördüler, bunlar bize de gelirler, bire meded, bolay kim Ahlat kal‘asına düşebilsek" deyüp atlara ikdâm edince Taht-ı Van hâkiminin bize on aded verdiği refîkler Van deryâsı kenârında kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
senden yâ Allâh" deyü bizler dahi dörd kişi atlarımıza teklîf-i mâlâ-yutâk eder …
"Bire meded senden yâ Allâh" deyü bizler dahi dörd kişi atlarımıza teklîf-i mâlâ-yutâk ederken anı gördüm. Bizim fakîr Hüseyin'in atı dolmuş gerü gerü kalmağa başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… Süleymâniyye câmi‘ine varup gördünüz kim mihrâbın sol tarafı taşra yıkılıyor. ‘
Bire meded
, buna bir çâre gerek’ deyü Mısır şehrinin cemî‘i a‘yân [u] eşrâfın cem‘ edüp ta …
{Hakîr eyitdim}: "Sultânım, anı gördüm ki, sultânım bir al ata binüp cümle ağavâtlarınız ile ve câmi‘-i Süleymâniyye ahvâlin sultânıma i‘lâm eden âdemlerle Mısır'ın iç kal‘asındaki Süleymâniyye câmi‘ine varup gördünüz kim mihrâbın sol tarafı taşra yıkılıyor. ‘Bire meded, buna bir çâre gerek’ deyü Mısır şehrinin cemî‘i a‘yân [u] eşrâfın cem‘ edüp ta‘mîr [ü] termîmi içün gûnâ-gûn müşâvereler eylediler. Kimi ‘Minâresi havâledir, yıkalım’ der. Kimi ‘Kubbesi büyükdür, küçük edelim’ der. Kimi ‘Eğri olan yerlerine bordınar direkleri ile pâyeler uralım’ der. Kimi ‘Taşradan dibin kazup birez yerin yıkup yeniden yapalım’ der. Kimi ‘Taşradan bir kat yanından dîvâr edelim’ deyüp niçe bin güft [ü] gû etdiler. Aslâ ve kat‘â bir âdem bir netîce cevâb vermediler. Gördüm ki bu cem‘iyyet-i kübrâ içinde merhûm pederimin elinde Sultân Süleymân Hân'ın ihsân etdiği arka kaşağısı ile câmi‘ içinde gezer gibi olup câmi‘in ba‘zı yerlerine ta‘mîr ü termîm eder şekilli işâretler edüp mi‘mârlık eder şeklinde câmi‘in harâb olan yerlerin gösterir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32b ·
metinde göster ·
, şu hatun içün on bin altun vereyim. şunu halâs eylesinler’ deyü benim Cevher A …
‘Bire meded, şu hatun içün on bin altun vereyim. şunu halâs eylesinler’ deyü benim Cevher Ağa'ya on bin altun verüp Cevher'i kayık ile İmâm Ahmed Efendi'nin karısın götürenlere gönderüp vardıkda, aslâ biri ricâm kabûl etmeyüp demişler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 76a ·
metinde göster ·
, kâfir geliyor. Pusuya girin. Biz kaçamak verdik" deyüp yıldırım gibi cümle geç …
"Bire meded, kâfir geliyor. Pusuya girin. Biz kaçamak verdik" deyüp yıldırım gibi cümle geçdiler. Biz dahi sol tarafda ve sağ tarafda serdârımızla bir sarp dereler içlerine pusuya girüp âmâde durduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
küffâr boğazın ağzın almış ve azîm ağaçları kırıntılar dökmüş. Sol tarafda pür- …
"Bire meded küffâr boğazın ağzın almış ve azîm ağaçları kırıntılar dökmüş. Sol tarafda pür-silâh olup dururlar" dedikde biz dahi Tatar gâzîlerimizle bir yere cem‘ olup müşâvere edüp elimizde olan esîrlerin elleri kılıca yapışmağa kâdir olanları ân-ı vâhidde kılıçdan geçirdik. Ve cümle sığır ve koyunları sıyırup saldık. Ve cümle arabaları tabur gibi ederek kâfir bizi beklediği Bortin boğazı nâm mahalle varup tekrâr müşâvere edüp küffâr aşağı boğazı beklerken yüz aded tüfeng-endâz yiğitlerimiz dağdan kâfirlerin üzerlerine bir yaylım kurşum yağdırdıkları gibi bizler dahi Tatarlar ile iki yüz yiğit dere içinden "Allâh" deyüp koyuldukda hamd-i Hudâ küffârı boğaz ağzından koparup atlıların atlımız, piyâdelerin piyâdelerimiz kıra kıra ol ân yüz kelle ve iki yüz Macar ve iki avret esîr edüp mukaddemâ kırdığımız(ın) esîrlerin ivazın Hudâ-yı Barî yârî olup bu kadar mâl-ı ganâ’im alup bırakdığımız sığırları dahi çözüp {ve esîrleri alup}4a hamd-i ilâh esîrlikden halâs olup serserî giderken on iki aded esîr Macarlarımız eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b–4a ·
metinde göster ·
… üffâr bu çıplak uryân ve biryân ve şallak ve mallak ve cellâk âdemleri görünce "
Bire meded
Türk deli olmuş" deyüp dem-beste hayretde iken bu keferelere deli çatlak gâzîle …
Âhir efendimiz Melek Ahmed Paşa tarafından ordumuz kalkup top güllesi gelmez yerde serdâr ordusuna nakl edüp anda meks etdik. Ertesi gün cümle asker me’mûr olup kal‘a varoşun ıhrâk etmeğe bin aded güzîde bahâdır serdengeçdi yazup cümlesi uryân kılıçları ağızlarına alup varoş dibinde nehr-i şamos'u ubûr [u] hubûr edüp karşu varoşa bu kadar uryân yiğitler uryân sâtûrlarıyla varoşda bî-bâk ü bî-pervâ duran küffâr-ı hâksâra bir seyf-i uryân ururken küffâr bu çıplak uryân ve biryân ve şallak ve mallak ve cellâk âdemleri görünce "Bire meded Türk deli olmuş" deyüp dem-beste hayretde iken bu keferelere deli çatlak gâzîler bir sâtûr-ı uryân urdular kim niçe kâfirler kendülerin nehre urup kimi beri tarafa çıkup esîr olup kimisi gark-ı âb olup dendân-ı tîğdan rehâ bulanlarının karârları firâra mübeddel olup ol varoş-ı azîmi azharun mine'ş-şems âteşe urup tâ kal‘a altında şarampav içinden esîr [ve] mâl-ı ganâ’imler alınup topdan alarka guzât-ı uryân su kenârına gelüp gûnâ-gûn ahşâbâtlar ve fıçılar ile aldıkları esîrleri ve eşyâ-yı kelepürleri beri ordu tarafına selâmete geçirüp ol varoş-ı müzeyyen âteş-i gâziyân ile çerâğân oldu. Ve ba‘zı fetâlarımız yine karşu 27b geçüp yine şikârlar alup nehirden şinâverlikler ederek sâlimîn ü gânimîn İslâm tarafına güzer etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 27a–27b ·
metinde göster ·
… yazdığı üzre Osmânoğullarından Sarı Grando Süleymân işte gelüp Belgrad'ı aldı.
Bire meded
elbette bu Budin'e de gelir" deyü var kuvvetlerin bâzûya getirüp Budin'i eyle m …
"Hay meded vay ey vay kitâbımızda yazdığı üzre Osmânoğullarından Sarı Grando Süleymân işte gelüp Belgrad'ı aldı. Bire meded elbette bu Budin'e de gelir" deyü var kuvvetlerin bâzûya getirüp Budin'i eyle metîn ü müstahkem edüp etrâfında yedi kraldan yedi kerre yüz bin küffâr muhâfaza-i Budin içün âmâde etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 74a ·
metinde göster ·
fursat ganîmetdir. Îsâ ve Meryem Ana bize himmet ede[ce]ği gün geldi. Budin şim …
"Bire meded fursat ganîmetdir. Îsâ ve Meryem Ana bize himmet ede[ce]ği gün geldi. Budin şimdi bir avret elinde kaldı" deyüp cümle krallar yine baş kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76b ·
metinde göster ·
, asker bu mahalle gelmeden dahi arpa düğelim" derken anı gördük: Üç yüz aded cü …
Hikmet-i Hudâ efendimiz Kadızâde İbrâhîm Paşa cisir yapmağa Tuna'nın karşu tarafına gemilerle geçüp bu hakîr Üstürgon temâşâsiyçün beri tarafda kalup ta‘yînâtımız olmadığından on bir re’s atlarımız ve hüddâmlarımız aç kalup zahîre ve alef peydâ etmek içün beş aded gulâmımla ve on aded yâr-ı gâr-ı refîklerimle sahrâ-yı Üstürgon'un cânib-i garbîsine beş sâ‘at gidüp bir latîf yulaflı ve arpalı tarla bulup cümle atlarımız bağlayu[p] yulafa salup bizler arpa demetleri düğmeğe başlayup fi'l-hâl birer cak yükü arpa peydâ edüp, "Bire meded, asker bu mahalle gelmeden dahi arpa düğelim" derken anı gördük: Üç yüz aded cürd atlı pür-silâh gözleri kızmış şehbâz gâzî yiğitler bize doğru gelüp selâm {vermeden},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
Tatar askeri gelmeden ve Tuna üzre Türk'ün köprüsü bitmeden ve büyük vezîrleri …
"Bire meded Tatar askeri gelmeden ve Tuna üzre Türk'ün köprüsü bitmeden ve büyük vezîrleri beri geçmeden ve elçimiz vezîr yanında bir akd-i sulh etmeden, Türk askeri gâfiller iken, Türk'ün beri tarafında olan askerin kıralım ve cümle vezîrlerin esîr edelim ve ka‘bemiz olan Ustolni-Belgradımız ve Kızılelma-yı Orta Macar olan kal‘a-i Üstürgonumuz ve Ungurus tahtı olan Budinimizi bu dînimiz gayretiyle ve Îsâ kuvvetiyle 101a ve Meryem Ana yardımıyla bu kal‘alarımız alalım ve cümle Türkleri kıralım, kalkın gidelim. Marya Kot ve Sarı Saltık ve İsvet Nikola bizlere yardımcıdır" deyüp Uyvar altından otuz yedi bin kâfir-i hâsir-i fâcir domuz topu olup bizim üzerimize gelmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100b–101a ·
metinde göster ·
sultânım, şu iki kâfir asker birbirine karışmadan şunlara bir hov edüp biz evve …
"Bire meded sultânım, şu iki kâfir asker birbirine karışmadan şunlara bir hov edüp biz evvel göz açdırmayup yâ atlısına yâhûd yayasına karışalım" deyüp cümle pür-silâh altı bin aded gâzîler birbirlerimizle helâlleşüp "Kardaşlar yoldaşlar, birbirimizin ensesinden ayrılmayalım ve leşlerimiz kâfir içinde komayup başlarımız leşlerimiz kâfire aldırmayalım" deyüp öpüşüp görüşüp küsülüler barışup cümle yek-dil [ü] yek-cihet olup yap yap kâfir üzre varmada iken meğer evvelki görünen cânib-i garbdaki kâfir atlıları piyâde küffâra bakarlarmış kim anlar dahi meydân-ı ma‘rekeye gelüp cümle yek-dil [ü] yek-cihet olup bizi ortaya alalar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102a ·
metinde göster ·
"Bire meded Türk'ü arsa-i âlemden kaldıralım" topların ileride atlara çekdirüp ve torompete ve erganonların çalarak Çeh kâfiri ve İsfaç kâfiri birbirlerine bağlı âheste âheste köpekler gibi "Va‘ va‘" ve "Af af" ve "Haf haf" diyerek uluşarak yürüdüler ve birbirlerin meydân-ı ma‘rekeye sürüdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b ·
metinde göster ·
… iyâdelerimizi topa düşünce biz dahi küffârın atlısıyla ceng etmeden fâriğ olup "
Bire meded
küffârın atılmış topları boş iken piyâde kâfire bir hov edüp piyâde gâzîlerimiz …
Hemân bizim piyâdelerimizi topa düşünce biz dahi küffârın atlısıyla ceng etmeden fâriğ olup "Bire meded küffârın atılmış topları boş iken piyâde kâfire bir hov edüp piyâde gâzîlerimize imdâd edelim" deyü bir kerre cümlemiz at bırağup 103a piyâde kâfirler üzre dal sâtûr-ı Muhammedî olup ra‘d-vâr piyâdelerimiz yanından geçüp "Bire koman gâzîler" deyüp tâ piyâde küffârın topları önüne varup top saklamak isteyen kâfirleri cümle kırup gerüden bizim piyâde gâzîlerimiz gelüp kâfirin cümle topların zabt edüp bizler toplara bakmayup hemân "Allâh Allâh" diyerek yayan küffâra sataşdık, ammâ küffâr-ı hîlekâr murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yanar âteş-i sâfî tüfengli Leh ve Çeh ve İsfaç kâfirleri, ammâ hamd-i Hudâ cümle toplarını ahz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b–103a ·
metinde göster ·
bu Uyvar sahrâsın mahsûlün derelim ve çadırlarımıza yığalım" deyü asâkir-i dery …
"Bire meded bu Uyvar sahrâsın mahsûlün derelim ve çadırlarımıza yığalım" deyü asâkir-i deryâ-misâl bu Uyvar fezâsına dökülüp babaları mahsûlâtları gibi bir gün bir gecede cânib-i erba‘ayı birer konak yer pîr-i pâk zemînin kara hâk edüp herkes hayme vü hargâhları önünde dağlar gibi mahsûlâtlar yığdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 108a ·
metinde göster ·
Hemân bu mahalde cümle guzât-ı müslimîn-i erbâb-ı meteris "
Bire meded
fursat ganîmetdir" deyü herkes kazması ve küreği ve tüfengi ile âheste âheste o …
Hemân bu mahalde cümle guzât-ı müslimîn-i erbâb-ı meteris "Bire meded fursat ganîmetdir" deyü herkes kazması ve küreği ve tüfengi ile âheste âheste ol şeb-i muzlimde kal‘a altına karîb şarampavlar önünde hemân yere çöküp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109b ·
metinde göster ·
gâzîler el kaldırman ve bu kâfirleri kırman, amân-ı Âl-i Osmân'dır" deyü Kaplan …
"Bire bire meded gâzîler el kaldırman ve bu kâfirleri kırman, amân-ı Âl-i Osmân'dır" deyü Kaplan Paşa'ya fermânlar gösterilinceye dek küffârdan iki binden mütecâviz esîr ve avret ve oğlan ve bu kadar mâl-ı firâvân alınup her şikâr alan bir cânibe tans oynayup firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120a ·
metinde göster ·
amâ[n] sultânım, Dobra-Venedik kâfirleri içinden iki yüz aded Uskok kâfirleri a …
"Bire meded amâ[n] sultânım, Dobra-Venedik kâfirleri içinden iki yüz aded Uskok kâfirleri ale'l-gafle gelüp bu kadar avret ve oğlanlar ve on sürü koyun sürdü ve niçe mâl-ı ganâ’imler aldı" deyü feryâdcı gelince hemân Sührâb Mehemmed Paşa bizimle gelen Venedik elçisin huzûruna çağırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 156b ·
metinde göster ·
"Bire meded vilâyetimiz elden gider" deyüp hemân karşu tarafda küffârlar cisrin karşu başına baltalar üşürüp cisri kat‘ etdiklerinde hemân tarfetü'l-ayn içre bizim gâzîler gerüye döndüler. El-azametullâh kırılan cisir üzre kalan küffâr kalup nehr-i azîm cisri beri kal‘a tarafına getiriyor. Hemân küffâr kendülerin suya atmağa başladılar. Ba‘zılar "Zanca Türk" deyü amân ile kal‘aya gelüp esîr oldular. Bu mahalde bir garîb temâşâ olmuşdur kim gûyâ rûz-ı mahşerden küffâra bir nişân oldu. Küffâr kendü kendilerinin askerlerine etdiği rengi cihân halkı düşman olsa etmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187b ·
metinde göster ·
… kırk elli bin Tatar iki kerre yüz bin at ile gele, ol diyârdan dahi ne umarsın.
Bire meded
siz hemân Tatar askerin zabt edin. Biz dahi Macar katanalarımızı pek zabt ederi …
"Ya bu sulh böyle nice olur? Bir memlekete kim kırk elli bin Tatar iki kerre yüz bin at ile gele, ol diyârdan dahi ne umarsın. Bire meded siz hemân Tatar askerin zabt edin. Biz dahi Macar katanalarımızı pek zabt ederiz", deyü cevâb edüp sulh [u] salâh nâme tahrîr olunup elçi paşa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66a ·
metinde göster ·
kasığım" deyü feryâd ederken Cerrâh Kâsım Paşa gelüp "Nedir birâder?" deyü Mehe …
Hemân ol mahalde Mehemmed Paşa "Bire meded kasığım" deyü feryâd ederken Cerrâh Kâsım Paşa gelüp "Nedir birâder?" deyü Mehemmed Paşa'nın yarasına nice mîl sokdu ise henüz kâğıza sarılmış altı dirhem bir kol tüfengi kurşumu çıkup Mehemmed Paşa kırk koyun kurbânlar edüp üç kîse riyâl guzâta tasadduk edüp zahm-ı rusâsdan halâs oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 88a ·
metinde göster ·
… koş kazan tübi şuralar {ağırlıkta geri kalan oğlanlar} imiş, at boynuna düşüp "
Bire meded
! Bir azîm asker gele turıyor, muna {işde} göründü" deyü haber etdiler.
"Âyâ bu kâfire ne re’y tedârik edüp taburdan çıkarsak" deyü kartlar {ihtiyârlar} ile müşâvere üzre iken Heyhât sahrâsının kıble cânibinden bir toz evc-i âsumâna peyveste olup meğer bizim yılkı atların yanında olan koş kazan tübi şuralar {ağırlıkta geri kalan oğlanlar} imiş, at boynuna düşüp "Bire meded! Bir azîm asker gele turıyor, muna {işde} göründü" deyü haber etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113a ·
metinde göster ·
"Tahkîk Tatar kırılmış, anıniçün bozulup kaçmış. Bire meded Tatar'ı kovalım, fursat bizimdir" deyü taburlarından alarka olmağa cür’et edüp üzerimize küffâr geldikçe Tatar alak bulak gerü gerü gitmede. Tâ ol mahalle vardılar kim küffâr-ı hâksâr taburlarından iki sâ‘at ba‘îd araba taburlarıyla sahrâya çıkdı. Bizim asker dahi bir yerde karâr ve birbirlerine kafâdâr asker-i bî-şümâr bir yere top olup durdular. Ve cümle Tatar mâbeynlerinde yemîn-billâh etdiler kim hemân ale'l-umûm küffâra bir kerreden dalkılıç olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114a ·
metinde göster ·
küffâr dahi karşu tarafda bir sarp tabur yasatmadan Süd suyun karşu tarafa ötel …
"Bire meded küffâr dahi karşu tarafda bir sarp tabur yasatmadan Süd suyun karşu tarafa ötelim" deyüp fi'l-hâl cümle Tatar suyu öteye ötüp iki bölük olmuş kalmış kâfire bir ânda bir kılıç urup niçe bin kâfiri süd gibi beyâz gevdeleriyle Süd suyuna dökdüler kim ol kâfirlerden bir cân kurtulmayup cümle mâl-ı ganâ’imleriyle asker-i Tatar mansûr [u] muzaffer yine suyu berü geçüp yine taburu muhâsara etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114b ·
metinde göster ·
beni obur döğdü ve kulağımdan kanım içdi, deyü haber edüp obur tanıtıcılara mâl …
Hemân ol âdem günden güne hasta olup bire meded beni obur döğdü ve kulağımdan kanım içdi, deyü haber edüp obur tanıtıcılara mâl verüp tanıtıcılar şehr-i pişkövleri ve kabakları gezerken görürler kim âdem kanı içmeden obur olup gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş. Anı dutup birkaç gün zencîrler ile bağlayup ve boğazına ve ayaklarına hasır ipleri bağlarlar, zîrâ gayri bâğ ve badrık dutmazlar. Üç günde haps iken oburluğu günden güne zâhir olup "Fülân âdemin kanın ben içdim. İştde kulağım ardında kanı vardır. Bana sürdüm ki obur dedelerimin ve obur atalarımın yanına gömüldüğüm zamân vücûdum çürümeyüp yine birkaç kerre dirilüp gök yüzünde ceng etmek içün ve çok yaşamak içün etdim" dedikde cümlenin icâzetiyle bu oburun göbeğine yine böğürtlen kazığı saplayup kanından hasta olup kanı içilen âdemin yüzüne gözüne obur kanın sürünce bi-emrillâhi te‘âlâ hasta şifâ bulup oburu âteşe yakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
, üzerimize düşman geliyor ve kızıl kıyâmet (...) geliyor" deyü askere havf u ha …
"Bire meded, üzerimize düşman geliyor ve kızıl kıyâmet (...) geliyor" deyü askere havf u haşyet verüp cümle mühimmât [u] levâzımât ve cebehâne ve topları ve sâ’ir mühimmâtları bu Türk Or'u mahallinde bırağup Kâsım Paşa feryâd eder, kimesne feryâdına ve ardına bakmayup Heyhât sahrâsında on gün on gece ılgarup Taman adasına gelirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175a ·
metinde göster ·
"Müjde sultânım! Buz bir acâ’ib katnamış(?) kim gûyâ polad-ı Nahşevânî olmuş. Bire meded sultânım fursat ganîmetdir. Bu sabâh sovuğunda hemân buzdan karşu geçelim" deyince hemân paşayı iki dâne uzun direkli pot üzre bindirdiler ve iplerinden potu uzun arkan ipler ile geçdiler. Hakîr, paşanın yanı sıra yine piyâde gidüp buzu adımlayup beş yüz adımda acele ile yürüyüp Çoçka burnundan karşu Kırım cânibinde bir mîlden eksik,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194b ·
metinde göster ·
kal‘ayı hemân Türk'e vere ile verelim. Andan her birimiz diyârlarımıza gidelim. …
"Bire meded kal‘ayı hemân Türk'e vere ile verelim. Andan her birimiz diyârlarımıza gidelim. Hemân bedenler üzre amân ey Âl-i Osmân diyelim, yohsa devlet-i Îsâ bizden ne kadar zamândır yüz çevirüp Meryem Ana'mız incinmişdir" dedikde hemân ol ân bir kayığa birkaç pîr-i muğân keferelerin eşbehlerin koyup leb-i deryâda olan meterislerimiz önlerinden bir top menzili alarka yerde bir kâfir kayığı geçüp beyâz bayraklar diküp Acısu başına varup yanaşdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301b ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ ne anların bize ve ne bizim anlara bir zararı isâbet etmeyüp biz dahi bire meded Allâh deyüp giderken hemân cezîre-i Liminoz değirmenlerinin burnundan önümüze bir kâfir firkatesi çıka geldikde derhâl küffâr donanmamızı görüp bir cânibe pocalayup firâra yüz dutucak hemân ol ân Zekeriyyâ Efendi serdâra
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 331a ·
metinde göster ·