"Bire vurun, şu mel‘ûn kocayı" deyince hemân benim yanımdaki dollâb kapağı açılup Güzeldereli Musli Ağa dal kılıç başım üstünden bir pertâb edüp Haydar Kethüdâ'ya bir haddâdî kılıç aşk edince hemân fakîr Haydar kemerinden dal hançer olup ol yara ile Musli Ağa ile yaka yakaya gelüp Mahmûd-ı Peryâr-ı Velî köçekleri gibi küştegîrlik ederken hemân yüklük içinden Abdurrahman Bölükbaşı ve Kanahdereli Deli Mahmûd kılıç yetişdirip Koca Haydar {Hân} cân havliyle üçüne de hançer yetişdürüp kendüyi de çalup döğerler. Fakîr Koca dîvânhânede bağırup çağırup "Havâr" deyü feryâd eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10a ·
metinde göster ·
… u‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "
Bire vurun
" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içi …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
şu kâfiri." deyince el-azametullâh otağın cemî‘i sokakları yere batup cümle Alî …
"Bire vurun şu kâfiri." deyince el-azametullâh otağın cemî‘i sokakları yere batup cümle Alî Paşa askeri pür-silâh Seydî Ahmed Paşa üzre hücûm edince Alî Paşa perde ardına girüp hazîne çadırına firâr etdi. Ol ân otak meydânında Seydî yalnız ceng-i azîm etdi, ammâ kurşum bârân-ı la‘net gibi yağdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185b ·
metinde göster ·
… e olanlara girişince içerde olanlar henüz bilirler kim bu kal‘a küffârın imiş. "
Bire vurun
gâzîler şu kâfiri" deyince bu kal‘a içre girmiş üç yüz aded cürd atlı gâziyân-ı …
Hemân küffâr dahi içerde olanlara girişince içerde olanlar henüz bilirler kim bu kal‘a küffârın imiş. "Bire vurun gâzîler şu kâfiri" deyince bu kal‘a içre girmiş üç yüz aded cürd atlı gâziyân-ı Anadolu kâfirin kal‘asına tâ‘ûn-ı ekber gibi girüp küffâra eyle bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim küffârı kıra kıra iç kal‘aya tıkup taşra kal‘ayı âteşe urunca küffâr bunlara iç kal‘adan elli yedi pâre top atdığın biz arpa demetleri düğdüğümüz yerden istimâ‘ ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
kahbeleri" deyü bir kurşum hakîr iki kurşum memlûklarım atup hamd-i Hudâ Rüstem …
"Bire vurun kahbeleri" deyü bir kurşum hakîr iki kurşum memlûklarım atup hamd-i Hudâ Rüstem'in kurşumu Arabın birine isâbet edüp mel‘ûn düşüp mürd oldu. Rüstem gulâm başın kesdi. Ammâ öbür garîb Özbek ceng ederken başına nobut ile darb-ı şedîd eyleyüp şehîd eylemişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368a ·
metinde göster ·