… kerre binâ etdük temel tutmadı. Mübârek ağzın yarından bu cevâhir kumkuma içre
birez
ilkâ eyle kirece karışdırup ma‘bedhânemizi ta‘mîr edelim ola kim ber-karâr ola" …
"Yâ Muhammed, sen dünyâya geldiğin gece bizim Kostantıniyye'de Ayasofya nâm bir deyrimizin kıblesi tarafı münhed[im] oldu. Bir kaç kerre binâ etdük temel tutmadı. Mübârek ağzın yarından bu cevâhir kumkuma içre birez ilkâ eyle kirece karışdırup ma‘bedhânemizi ta‘mîr edelim ola kim ber-karâr ola" deyü ricâ etdiler. Derhâl ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup Hazret-i Risâlet hokka içre mübârek ağzı yarından ilkâ edüp kâ’im ü dâ’im 35a olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 34b–35a ·
metinde göster ·
… minâre derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur kim; Süleymân Hân bu câmi‘i binâ ederken
birez
istihkâm bulmak içün bir sene ferâgat edüp gayrı hayrâtlar binâ ederlerdi.
Ammâ sol tarafdaki üç tabakalı minâreye cevâhir minâre derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur kim; Süleymân Hân bu câmi‘i binâ ederken birez istihkâm bulmak içün bir sene ferâgat edüp gayrı hayrâtlar binâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44b ·
metinde göster ·
… lete getirüp sâhib-i cülûs Mevlevî Koca Vezîr huzûruna Kara Haydaroğlun getirüp
birez
kelimâtdan sonra gördüler kim kurşum zahmından uyluğu pâre pâre olup ilâc-pezîr …
Bi-emrillâh ibtidâ-i cülûsda Atmeydânı içre sipâh eşkıyâsı ser-tâ-ser dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçdiler. Yine ol mâh-ı mezbûrda Anadolu diyârında (---) nâm mahalde Celâlî Kara Haydaroğlu münhedim olup cümle cünd-i cünübiyle katl olunup ser-kaplanları(?) olan vâcibü'l-izâleler ile Kara Haydaroğlu nâm celâlîyi Türkmen ağası Kara Abaza Hasan Ağa kayd [ü] bend ile Der-i devlete getirüp sâhib-i cülûs Mevlevî Koca Vezîr huzûruna Kara Haydaroğlun getirüp birez kelimâtdan sonra gördüler kim kurşum zahmından uyluğu pâre pâre olup ilâc-pezîr değildir. Ol ân amân vermeyüp hammâl beygirine ta‘zîm ile bindirüp asesbaşı ve subaşı tevâbi‘leri ile Haydaroğlu'nu dîvân-ı siyâsete getirüp beygir üstünde iken Parmakkapu'da salb edüp altında çâr-pây çeküp Haydarzâde dârda berdâr-ı ber-hordâr olup üç gün karâr edüp üç günden lâşe-i murdârın deryâya ilkâ edüp mâhîlere şikâr oldu. Yine ol sâl-i mübârekde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 83a ·
metinde göster ·
… lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar
birez
nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh e …
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû ol şiddet-i hârda uzanup vücûd-ı dırâzın gösterüp gerindi ve sündü ve
birez
cevelân edüp yine Monlâ Muhammed'in yanına geldi. Monlâ Muhammed "Bu evrene süv …
Ba‘dehû ol şiddet-i hârda uzanup vücûd-ı dırâzın gösterüp gerindi ve sündü ve birez cevelân edüp yine Monlâ Muhammed'in yanına geldi. Monlâ Muhammed "Bu evrene süvâr olam" dedikde Monlâ Muhammed'e bir düm-i dırâz eyle urdu kim Monlâ Muhammed tepesi üzre düşüp purpotur olup meydân-ı muhabbetde bî-mecâl kaldı. Bu kerre temâşâcılara telâş el verdi kim bu ejder monlâya böyle edince ya bizim hâlimiz neye müncer olur?", deyü halk firâra başladılar ve hâh-nâ-hâh sarâyın dağ kapusun kırup kaçdılar. Hemân Monlâ Muhammed zemînden kalkup garârından kırmızı tabılkı çubuğu çıkarup ejdere bir çubuk urup derhâl ejderhâya süvâr olup serin ve dümmin ber-hevâ edüp sarây meydânında gıjgırup ağzından âteşler saçup kuyruğuyla zemîndeki rimâl-i türâbı nadaz nadaz edüp gubâr-ı gird-i siyâh evce urûc ederdi. Ve yine cevelân u deverân ederek halkı birbirine katardı. Bunca benî Âdem gaşy olup kalırdı, bir niçesi zîr-i zeber olurdu. Hatta fakîr ekmekçibaşı havfinden sar‘a dutup mebhût oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232a ·
metinde göster ·
birez koyunları birer ejder-i heft-ser dendânlarından çıkarırız, olmaya illâ ha …
Andan dîvânhâneye çıkup eydür: "Evliyâ akam, inşâallah birez birez koyunları birer ejder-i heft-ser dendânlarından çıkarırız, olmaya illâ hayr! Ve bizimle talava giden cümle nökerlerin ser-i kârda olanlarına ve cümle sultânlara münşî varaklar tahrîr {idüp} hamusı gelelerdir." dedikde {hakîr} fürce bulup eyitdim: "Hânım, bir gün mukaddem bu koyunları tahsîl idesin. Özün kazâ ve kaderden halâs olasın. Biz dahi paşa pederine filan kadar bin koyunlar tahsîl oldu, deyü haber yollayalım." dedikde "Be-ser-i çeşm, ey ömr-i azîzim Evliyâ akam!" deyü hakîr ile bir günde gâyet hüsn-i ülfet etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 292a ·
metinde göster ·
koyunları birer ejder-i heft-ser dendânlarından çıkarırız, olmaya illâ hayr! Ve …
Andan dîvânhâneye çıkup eydür: "Evliyâ akam, inşâallah birez birez koyunları birer ejder-i heft-ser dendânlarından çıkarırız, olmaya illâ hayr! Ve bizimle talava giden cümle nökerlerin ser-i kârda olanlarına ve cümle sultânlara münşî varaklar tahrîr {idüp} hamusı gelelerdir." dedikde {hakîr} fürce bulup eyitdim: "Hânım, bir gün mukaddem bu koyunları tahsîl idesin. Özün kazâ ve kaderden halâs olasın. Biz dahi paşa pederine filan kadar bin koyunlar tahsîl oldu, deyü haber yollayalım." dedikde "Be-ser-i çeşm, ey ömr-i azîzim Evliyâ akam!" deyü hakîr ile bir günde gâyet hüsn-i ülfet etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 292a ·
metinde göster ·
… erlerine bordınar direkleri ile pâyeler uralım’ der. Kimi ‘Taşradan dibin kazup
birez
yerin yıkup yeniden yapalım’ der. Kimi ‘Taşradan bir kat yanından dîvâr edelim’ …
{Hakîr eyitdim}: "Sultânım, anı gördüm ki, sultânım bir al ata binüp cümle ağavâtlarınız ile ve câmi‘-i Süleymâniyye ahvâlin sultânıma i‘lâm eden âdemlerle Mısır'ın iç kal‘asındaki Süleymâniyye câmi‘ine varup gördünüz kim mihrâbın sol tarafı taşra yıkılıyor. ‘Bire meded, buna bir çâre gerek’ deyü Mısır şehrinin cemî‘i a‘yân [u] eşrâfın cem‘ edüp ta‘mîr [ü] termîmi içün gûnâ-gûn müşâvereler eylediler. Kimi ‘Minâresi havâledir, yıkalım’ der. Kimi ‘Kubbesi büyükdür, küçük edelim’ der. Kimi ‘Eğri olan yerlerine bordınar direkleri ile pâyeler uralım’ der. Kimi ‘Taşradan dibin kazup birez yerin yıkup yeniden yapalım’ der. Kimi ‘Taşradan bir kat yanından dîvâr edelim’ deyüp niçe bin güft [ü] gû etdiler. Aslâ ve kat‘â bir âdem bir netîce cevâb vermediler. Gördüm ki bu cem‘iyyet-i kübrâ içinde merhûm pederimin elinde Sultân Süleymân Hân'ın ihsân etdiği arka kaşağısı ile câmi‘ içinde gezer gibi olup câmi‘in ba‘zı yerlerine ta‘mîr ü termîm eder şekilli işâretler edüp mi‘mârlık eder şeklinde câmi‘in harâb olan yerlerin gösterir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32b ·
metinde göster ·
yârân dostlar ile Killik burnu nâm mahalde zevk u safâ edüp ale's-sabâh yine cü …
Andan birez yârân dostlar ile Killik burnu nâm mahalde zevk u safâ edüp ale's-sabâh yine cümle yârân-ı bâ-safâ ile (---) Paşa bâğçe[sinde] zevk u safâlar ederken pâdişâh-ı bâ-vakâr dağlara sayd [u] şikâra geçüp gitdi. Hamd-i Hudâ bu bâğçe-i İremezâta uğramayup ubûr edüp zevkimize mâni‘ olmadı. Bir acâ’ib ü garâ’ib tarz [u] tarh-ı mergûb ve bir şekl-i ibret-nümâ-yı mahbûb üzre mebnî bir bâğ-ı İremdir kim her semtinin birer gûne pesendîde maksûreleri ve havuz u şazrevân-ı selsebîl ve fevvâreleri ne diller ile ta‘bîr ve ne kalemlerle tahrîr ve tastîr olur değildir. Hakkâ ki Konya'nın bâğ-ı Merâm'ından nişân verir. Bunda olan çeşme-i cân-bahşın târîhidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 94a ·
metinde göster ·
… îl edüp niçesin Tatar atlarına bindirüp koyunları bırağup cümle sığırları sürüp
birez
salt ve sebükvâr olup tekrâr ol Şiçe deresi içre nîm sâ‘at gidüp kıble tarafına …
"Lâkin ol benim götürecek yolumdan bu arabalar gitmez, ammâ pek yakın götürürüm" dedikde yemîn edüp kulağız edüp fi'l-hâl on altı arabaların içlerinde olan mâl-ı ganâ’imleri ve kızları ve oğlanları arabaların atlarına tahmîl edüp niçesin Tatar atlarına bindirüp koyunları bırağup cümle sığırları sürüp birez salt ve sebükvâr olup tekrâr ol Şiçe deresi içre nîm sâ‘at gidüp kıble tarafına bir yalçın kayaya çıkup üstü sarp ağaçlık, ol gece nısfında gide gide bir azîm âteş gördük,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a ·
metinde göster ·
… sokarız ve bu taburdan taşra bunları sahrâya çıkarmazız" deyü Tatar yeniçeriye
birez
girişdiler ve bir hayli uruşdular, ammâ yeniçeri taburda Tatar meydânda. El-hük …
"Bu yeniçerileri çaparız ve özlerin sokarız ve bu taburdan taşra bunları sahrâya çıkarmazız" deyü Tatar yeniçeriye birez girişdiler ve bir hayli uruşdular, ammâ yeniçeri taburda Tatar meydânda. El-hükmülillâh birkaç Tatar şehbâzları kurşumdan ve niçe yeniçeriler okdan şehîd olunca hemân Serdâr İsmâ‘îl Paşa ve gayri mîr-i mîrânlar ve gayri ümerâlar ve iş erleri ve yeniçeri şorbacıları araya girüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 24a ·
metinde göster ·
… fendi'ye varup dest bûsdan sonra koynundan Tarîkat-ı Muhammedî kitâbın gösterüp
birez
mütâla‘a ederken haşr u neşr ve mevt ü hayât mahalleri kırâ’at olunup,
Ol ân paşa-yı Âsaf-şân mezkûr kitâbı koynuna koyup ve bir şemmâme amber bilesince alup esb-i sabâ-sür‘atine süvâr olup doğru Şeyhülislâm Sun‘îzâde Efendi'ye varup dest bûsdan sonra koynundan Tarîkat-ı Muhammedî kitâbın gösterüp birez mütâla‘a ederken haşr u neşr ve mevt ü hayât mahalleri kırâ’at olunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44b ·
metinde göster ·
"Vallâhi sultânım, biz Karaman sipâhîlerindeniz. Ota otluğa gidelim ve
birez
kelepür şikârı bulalım, deyüp üç sâ‘at kadar gitdik. Uyvar cânibinden berü dağl …
"Vallâhi sultânım, biz Karaman sipâhîlerindeniz. Ota otluğa gidelim ve birez kelepür şikârı bulalım, deyüp üç sâ‘at kadar gitdik. Uyvar cânibinden berü dağlar içinden kara nahır gibi kara şapkalı ve kara bayraklı kâfirler karanlık gecede kara ormanlar içre gelirlerken görüp gerüye kaçarkan bu yiğitler bizi bağlayup size getirdiler, emir sultânımındır. İşte vâkı‘-i hâl budur" deyü cevâb etdikleri mahalde sabâha kâmil üç sâ‘at kalmış idi. Çünki paşa-yı acûl bu Etrâklerden bu haber-i mûhişi istimâ‘ edince,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 101a ·
metinde göster ·
Bu mahalde kal‘a altına birez asâkir-i İslâm'dan nâmdâr yiğitler varup kal‘a varoşuna şergil olduklarında kal‘adan toksan iki pâre balyemez toplar atıldı. Hattâ henüz hatt-ı şerîf ile gelen Haseki Ağa'nın bir âdemîsinin kellesin top güllesi götürdüp hemân Sadrıa‘zam bu ân Serasker Ali Paşa ve Beğko Paşa ve sağkol ve solkol beğleri ve sâ’ir iş görmüş iş erleri ile kal‘anın cânib-i erba‘asında gezüp meterise girecek yerleri tecessüs edüp mâh-ı mezbûrda cümle yeniçeri ve topçu ve cebeci ocakları kol kol meterise girilmek fermân olundu, ammâ ne çâre gündüz meterise girmek olmaz. Geceler ise mâh-ı Muharrem'in mehtâbı mahal "Âyâ ne çâre eylesek?" deyü erbâb-ı meteris birer gûne re’y-i tedârikde iken vakt-i gurûbda ki olup kamer mâh-tâb-ı bedr-i münîr burc-ı ufukdan pertâb edüp nümâyân oldu. Ve cümle erbâb-ı meteris ka‘r-ı zemîne girmeğe âmâde oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109b ·
metinde göster ·
küffâr cümle dağlara firâr edüp gitdiler, ammâ biz bu kal‘a altına gelince bizi …
Bizi görüp kal‘anın uğrın kapusundan birez küffâr cümle dağlara firâr edüp gitdiler, ammâ biz bu kal‘a altına gelince bizi bir yağmur-ı rahmet dutdu kim gitmeğe dermânımız olmadığından bir muhrak kenîseye girüp halâs olduk, "Ammâ belki küffâr ale'l-gafle bizi basar" deyü hakîr deyrin çanlığına hüddâmlarımla çıkup karavul gözedirdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7b ·
metinde göster ·
… cümle heybelerimizi ve terkide yağmurluk ve esvâblarımızı cümle bir yere yığup
birez
atı kalmış âdemler ile hakîrin gulâmların koyup cümle bin dörd yüz 8a aded sa …
"Bire âdemler dahi kâfir görmedik ve bir elbeşti kadar ceng etmedik ve asker-i İslâm yakın iken bir haber almadık. Hemân bi'z-zarûrî cümlemiz kırılınca ceng ederiz" deyü yemîn billâh ve kasem tallâh edüp tuza ve etmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e el urup cümle heybelerimizi ve terkide yağmurluk ve esvâblarımızı cümle bir yere yığup birez atı kalmış âdemler ile hakîrin gulâmların koyup cümle bin dörd yüz 8a aded salt atlı gâzîler cümle atlarımızın zîr-i zeber tenklerin berk edüp cümle helâlleşüp dal-sâtûr-ı Muhammedî ve balta ve külüng ve tüfeng-i Frengî ile âmâde olup üç kol asker edüp biri sağ ve biri sol olup bir kolu pusuda saklı koyup bizler dahi âheste âheste giderken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7b–8a ·
metinde göster ·
hedâyâlar verüp gitdim. Hâlâ bu kal‘a Erdel kralına isyân üzre keferelerdir.
Evvel ve âhir Erdel krallarına tâbi‘ nehr-i Moriş kenârında bir şehr-i azîm idi. Mukaddemâ sene (---) târîhinde İsmâ‘îl Paşa ihrâk etmiş idi. Hâlâ ol kadar ma‘mûr olmamış ve kal‘ası Moriş nehrinin karşu tarafında evc-i âsumâna berâber bir yalçın kûh-ı bâlâ başında çâr-kûşe kârgîr binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Niçe derd-i belâ çeküp kal‘aya çıkup temâşâ etmeğe komadılar. Ancak kapudanı taşrada ziyâfet edüp birez hedâyâlar verüp gitdim. Hâlâ bu kal‘a Erdel kralına isyân üzre keferelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 92b ·
metinde göster ·
… sne yokdur. Bu kal‘anın nısfı âyende vü revendegânlara mihmânsarây hânlardır ve
birez
yeri meydândır. Ammâ bu kal‘anın handakı yokdur. Cümle iki aded kapuları vardır …
Bir sahrâya vâki‘ olmuş havâlesiz şekl-i murabba‘ tula binâ bir kal‘a-i zîbâ cümle kârgîr seng ra‘nâ hisâr-ı üstüvârdır. Girdâ-gird cirmi bin adım bir küçük kal‘adır, ammâ içinde cuhûddan gayri kimesne yokdur. Bu kal‘anın nısfı âyende vü revendegânlara mihmânsarây hânlardır ve birez yeri meydândır. Ammâ bu kal‘anın handakı yokdur. Cümle iki aded kapuları vardır. Bir kapusu cânib-i kıbleye çârsû meydânına nâzırdır. Ve bir kapusu taraf-ı şarka nâzırdır. Câ-be-câ bedenleri ve ebrâcları harâbcadır. Cebehânesi ve topları yokdur, zîrâ iç elde olmak ile cebehâne ve dizdârı ve neferâtları yokdur. Ancak Yahûdîleri çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 208b ·
metinde göster ·
… rîb temâşâdır. Dîn-i İslâm şerefiyyetine her kibâr [u] a‘yân [ve] sığâr ü kibâr
birez
şey verüp ol nev-müselmânı bay u ganî edüp dirlik sâhibi ederler.
ararlar. Eğer ahşama dak taşrada bir kâfir bulurlarsa derhâl zekerinin ucunda lahm-ı zâ’idin kesüp İslâm ile müşerref edüp ve müzeyyen cevâhirli ata bindirüp cemî‘i şehir a‘yânları alay ile yeni müselmânı gezdirüp ta‘zîm ederler. Elbette her sene birkaç kefere böyle bulup müselmân ederler, garîb temâşâdır. Dîn-i İslâm şerefiyyetine her kibâr [u] a‘yân [ve] sığâr ü kibâr birez şey verüp ol nev-müselmânı bay u ganî edüp dirlik sâhibi ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 233b ·
metinde göster ·
… manı ağzında şekl-i muhammes bir Şeddâdî kal‘a imiş. Küffâr donanması ile gelüp
birez
yerlerin câ-be-câ münhedim etmiş ammâ sehel şey ile ta‘mîr ü termîm olmak kâbil …
Kal‘ası Suda limanı ağzında şekl-i muhammes bir Şeddâdî kal‘a imiş. Küffâr donanması ile gelüp birez yerlerin câ-be-câ münhedim etmiş ammâ sehel şey ile ta‘mîr ü termîm olmak kâbildir. Bir câmi‘i ve bir mescidi ve bir hânı (ve bir hânı) ve bir hammâmı ve elli aded dükkânları ve üç bin aded muhâfazacı askerleri hâzır-başlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 286a ·
metinde göster ·
… ar bu kal‘a altında cân verdiler, handakın görmeğe kâdir olmadılar. Sizler dahi
birez
zamân çalışup gidersiz. Bir taşına yüz bin baş vermemiz mukarrerdir, değil ki s …
"Yigirmi yedi yıldır bu Kandiye kal‘ası gibi hasretü'l-mülûk altına sizin gibi niçe kerre yüz bin asker gelüp bu kal‘anın bir taşına niçe bin başlar verüp hâ’ib [ü] hâsir gitdiler. Ve niçe bin kahramân müdebbir vüzerâlar ve mîr-i mîrânlar ve ümerâlar bu kal‘a altında cân verdiler, handakın görmeğe kâdir olmadılar. Sizler dahi birez zamân çalışup gidersiz. Bir taşına yüz bin baş vermemiz mukarrerdir, değil ki size kal‘ayı verelim, bildiğinizden kalma." deyüp elçileri kal‘adan redd edüp Sadrıa‘zama gelüp kazıyye-i marzıyye-i kelâmı bir bir nakl etdiklerinde Sadrıa‘zam cemî‘i ordu-yı İslâm içinde kol kol nâdîlere nidâ etdirüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 288a ·
metinde göster ·
Sâhib-i tab‘ olanları yaylağa çıkarlar, zîrâ şehrin kıblesi ve şarkîsi alçak ve beyâz yalçın kayalar arasına vâki‘ olmuş şehirdir. Anıniçün halkının reng-i rûyları birez saruya mâ’illerdir. Ekseriyyâ bâde kuvvetiyle zindedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 346a ·
metinde göster ·
… tekrûr kral-ı dâll keştîlere 381b süvâr olup bu cây-i ferah-âbâd-ı dilküşâda
birez
zamân kesb-i tarâvet edüp bâğ u bâğçelerinin fasılların edüp yine İslâmbol olan …
Be-kavl-i müverrihân-ı Rûm ân merzibûm anların tahrîri üzre İslâmbol tekrûrlarının bu şehir bâğ-ı hıyâbânları imiş. Her bâr tekrûr kral-ı dâll keştîlere 381b süvâr olup bu cây-i ferah-âbâd-ı dilküşâda birez zamân kesb-i tarâvet edüp bâğ u bâğçelerinin fasılların edüp yine İslâmbol olan Pozanta şehrine gidermiş. Bir iki kerre Âl-i Emeviyyûn Şâm-ı Tarabulus ve Sayda ve Beru[t ve] Akke ve Filistîn ve Yâfa iskelelerinden niçe bin pâre gemilere asâkir-i Arab doldurup eyyâm-ı müsâ‘id ile İslâmbol fethine geldikde ibtidâ bu Tekrurdağı kal‘asın feth edüp limanına donanmasın koyup İslâmbol'un nısfın ve Galata'sın bu minvâl-i meşrûh üzre Emeviyyûn iki kerre İslâmbol'u feth etmişlerdir, ammâ evveli Tekirdağın feth edüp gitmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 381a–381b ·
metinde göster ·
Bu şehirde olan ziyâretleri beyân eder: Evvelâ Ziyâretgâh-ı (---). Bu şehrin şimâlinde kal‘a kurbunda ziyâret-i nâtık-ı hakâyık, nâsıh-ı halâyık, sultân-ı dünyâ vü dîn, sîmurg-ı Kâf-ı yakîn Hazret-i Seyyid Kemâleddîn, çâr-kûşe dîvâr içre üstü açık bir ulu ziyâretgâhdır. Nice kerâmât[ı] zâhir ü bâhirdir. Hattâ cümleden biri mübârek ser-i sa‘âdetleri ucunda bir dıraht-ı müntehâ ardıç ağacı vardır, beş âdem kucaklar bir dıraht-ı azîmdir. Bir memleketde ardıç ağacı eyle müntehâ ve cesîm olmak ihtimâli yokdur. Ve bu ağacın vücûdu kapu kapu aralıkdır. İçi boşdur, on âdem sığar. Hikmet-i Hudâ münkirînden bir kaç şahs-ı bed-fi‘âl azîzi imtihân içün ziyârete gelüp âlâ-tarîkı'l-hedâye birez bâdem getirüp kerâmet isterler. Azîz hazretleri buyururlar kim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y99a ·
metinde göster ·
… ender-i Yûnâna harâc verir idi. Devletleri bu mertebede iken İskender'den sonra
birez
devletlerine rahne gelüp ol asırda Malta küffârı Hazret-i Yahyâ'nın cesed-i şer …
Malta küffârı bir zamân Mısır hâkinde İskenderiyye-i atîkde sâkinler idi. Behîce ve Hannâdî kabîlesinden bir alay eşirrâ kavim idi. Pâdişâhları olan Melik Filbatır, Kıbtî'ye mutî‘ olmayup andan firâr edüp Filistîn şehri kurbunda Akke nâm kal‘a henüz İşpanya binâsı olup anların sâye-i himâyelerinde iki yüz yıl sâkin olup tenâsül bularak İşpanya elinden Akke kal‘asına mutasarrıf olup etrâf [u] eknâfı gâret ederek devletleri kalı-gelendi. Ol asırda Şâm ve Kudüs ve Nâbulus [ve] Hamâ ve Hıms ve Haleb ve Antakiye tâ Bağdâd ve Birecik ve Urfa cümle Rûm elinde idi. Husûsâ Acem ve Îrân ve Tûrân ve Türkistân vilâyetleri ve bizzât Dârâ Şâh dahi İskender-i Yûnâna harâc verir idi. Devletleri bu mertebede iken İskender'den sonra birez devletlerine rahne gelüp ol asırda Malta küffârı Hazret-i Yahyâ'nın cesed-i şerîflerin Nâbulus kurbunda, Beyt-i Sabastiyye derler bir bayır üzre bir şehr-i azîm imiş. Hâlâ üç yüz hâneli bir köydür. Andan Malta küffârı Hazret-i Yahyâ'nın cesedin alup "Bizim Akke kal‘ası ziyâretgâh olsun ve cümle nüzûrât bize gelsin" deyü cesed-i Yahyâ’yı alup Akke kal‘asında Sencovan nâmıyla hıfz ederler. Ve Hazret-i Îsâ Nebî hımârının kemiklerin dahi Remle şehrinde bulup Akke'ye getirüp iki yüz yıl anda dahi sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y118a ·
metinde göster ·
… Y 262b⟧ develer tevzî‘ olundu. Bir gece bu menzilde istirâhat edüp Tarra deresi
birez
tenezzül bulup öte tarafda gark-ı tîndan halâs olup kalan huccâc dahi beri tara …
Menzil-i karye-i Tarra: Bir püşte üzre iki yüz Arab hâneli ve bir câmi‘li karyedir. Cemî‘i huccâc bu mahalde çemenzâr yerlere konup Cenâb-ı Bârî bir şems-i âteştâb verdi kim cemî‘i esbâb [u] eskâller hafîf bârlar olduğundan mâ‘adâ cümle mahlûkun yüzü güldü. Ve bu menzilde cemî‘i firâr eden meşâyihler develeri ile geldi. İptidâ kilar emîni olan Demir Paşa oğlu Osmân Beğ kilar-ı pâdişâhî içün bin deve ve paşaya üç bin deve ve Surre Emîni Topkapulu Mahmûd Ağa'ya iki yüz deve bu tertîb üzre cümle huccâca kifâyet mikdârı Y 262b develer tevzî‘ olundu. Bir gece bu menzilde istirâhat edüp Tarra deresi birez tenezzül bulup öte tarafda gark-ı tîndan halâs olup kalan huccâc dahi beri tarafa nakl edüp cümle huccâc,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y262a–Y262b ·
metinde göster ·
… üteveccih olduklarında Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘în Sürâka bin Melik nâm la‘îne
birez
mâl ve bir hayli menâl verüp Hazret-i Risâlet'in akabınca yetişüp Hazret'[i] şe …
Soffa-i Halâs: Bir taş binâ soffacıkdır. İki kademe taş nerdübân ile urûc olunur bir alçak mihrâblı soffadır. Kaçan kim Hazret-i Risâlet Mekke-i mükerreme müşrikleri derdinden gâh Yemen'e ve gâh Tâ’if ve Abbâs-ı Aden'e giderdi. Bir gün yine refîkleri ile şâm-ı şerîfe gitmeğe azîmet edüp râha müteveccih olduklarında Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘în Sürâka bin Melik nâm la‘îne birez mâl ve bir hayli menâl verüp Hazret-i Risâlet'in akabınca yetişüp Hazret'[i] şehîd etmeğe ta‘ahhüd edüp zırhın geyüp seyf-i miczemin kuşanup küheylân atına süvâr olup mızrağın silkerek azm-i râh edüp Hazret-i Risâlet'i bu Vâdî-i Fâtıma kurbunda görse kim Hazret-i Risâlet refîkleri ile piyâdece zikrullâh ederek gitmede. Hemân bu kez Sürâka at bırağup mızrağın silküp Hazret'e yakın geldikde cıdasıyla Hazret'e darb edem derken der ân Hazret,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y309a ·
metinde göster ·
… kahvehâneler vardır. Her birinde mutrıb ve gavâzî Habeşe kızlar vardır. Anlarda
birez
teneffüs ü istirâhat ederek altıncı sâ‘atde,
Ziyâret-i şeyh Mahmûd: Bir alçak kubbe içinde âsûdedirler. şehr-i Mekke'nin cenûb cânibi nihâyetindedir. İki yüz mikdârı fukarâ hâneleri ve nahl-i hurmâları ve müte‘addid mesâcidleri vardır. Anı ubûr edüp cenûb tarafına gidüp şâhrâhın tarafeyninde ârâmgâh içün kahvehâneler vardır. Her birinde mutrıb ve gavâzî Habeşe kızlar vardır. Anlarda birez teneffüs ü istirâhat ederek altıncı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y365b ·
metinde göster ·
askerle zâhir ol. Biz sana tahtı teslîm ederiz. İş işden geçdi, elbetde yetiş" …
"Hemân Selîmim, sen bize bir tarafdan birez askerle zâhir ol. Biz sana tahtı teslîm ederiz. İş işden geçdi, elbetde yetiş" deyü haberler varınca Selîm Hân oğlu Süleymân Hân şehr-i Tırabuzan'da vücûda gelmişdi. Selîm dahi Tırabuzan'da müştak olmuşdu. Anıniçün Şâh İsmâ‘îl Süleymân Hân'a ta‘n-âmîz nâmelerinde Laz oğlu Laz deyü yazardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y41b ·
metinde göster ·
‘Behey dede, aldığımız ulûfe vakfullâhdan helâl olsun.
Birez
sefer edelim. Dörd yanımız küffâr ve Acem alup el vilâyet kalmadı. Hemân sefer …
‘Behey dede, aldığımız ulûfe vakfullâhdan helâl olsun. Birez sefer edelim. Dörd yanımız küffâr ve Acem alup el vilâyet kalmadı. Hemân sefer edelim’ dediklerinde Selîm Dede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y44b ·
metinde göster ·
… bu günlerde üç dörd gün mukaddem yapup içine şeker ve darçın ve karanfîl koyup
birez
dilberân olduğu mahal bir hümûzetcik müşâhede olunduğu mahal zâlim gâyet nâfi‘ …
Ve bu ıyd-ı umûm alayı dahi bu gûne tahrîr olundu. Cümle a‘yân [u] eşrâfa destûr-ı şâhî bir mevhibe-i ilâhîdir kim ol günlere erişen cânlar zer-ender-zere müstağrak olup gürûh gürûh birbirlerine varup ıyd mübârek derler. Ve bu günlerde Mısır içinde aslâ bir evde şerbet içilmez, subya ta‘bîr etdikleri pirinç bozası içilir, bâlâda evsâfı tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu günlerde üç dörd gün mukaddem yapup içine şeker ve darçın ve karanfîl koyup birez dilberân olduğu mahal bir hümûzetcik müşâhede olunduğu mahal zâlim gâyet nâfi‘ ve mukavvî ve müferrihdir ve def‘-i harâret eder. Bu dahi Mısır'a mahsûsdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y183b ·
metinde göster ·
… tıdır, ve makâm-ı İbrâhîm'in her sene tecdîdi Sultân İbrâhîm'indir ve hazîneden
birez
mâl-ı pâdişâhîler dahi ilhâk etdiler. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în. Hakkâ ki şâ …
Bu kisve hayrâtı aceb hayrât-ı azîmdir. Zamân-ı kadîmde Yemen tübba‘ları her sene münakkaş Yemen hasırıyla örterlermiş. Tübba‘ Yemen pâdişâhlarına derlerdi, cem‘ olunsa tebâbi‘a derler. Ba‘dehû âl-i Abbâsiyyûn'dan Hârûnü'r-Reşîd alaca dîbâ ile sütr eder. Me’mûn Halîfe kırmızı dîbâ ile pûşîde kılmış. Râbi‘an âl-i Etrâk Mekke'ye mâlik olunca Sultân Aybeği et-Türkmânî nâmında bir pâdişâhın şecerüddür hâtûnu bâlâda tahrîr olunduğu minvâl üzre siyâh harîr kisve-i şerîf anın evkâfıdır, köyleri mu‘âf [u] müsellemlerdir, her kim kisve nâzırı ise iki yüz Mısrî kîse anın iltizâmındadır, gâyet ma‘mûr kurâlardır. Ammâ Sultân Selîm Mısır'ı feth edüp Y 199a dahi hayrât zamîme edüp ol zerdûz kuşak Selîm Hân'ındır, ve bâb-ı şerîf örtüsü Süleymân Hân hayrâtıdır, ve altun oluk Sultân Ahmed Hân hayrâtıdır, ve makâm-ı İbrâhîm'in her sene tecdîdi Sultân İbrâhîm'indir ve hazîneden birez mâl-ı pâdişâhîler dahi ilhâk etdiler. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în. Hakkâ ki şân-ı pâdişâha lâyık olan hayrâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y198b–Y199a ·
metinde göster ·
… top çevgân-misâl meydânda galtân olup gezdi. Bu kerre pehlivân topu eline alup
birez
havâya atup tutdu ve topdan bir ip ucu zâhir oldu. Derhâl temâşâcıların birinin …
Andan üç dâne iri gülleler dahi ummân-ı kerâmesinden çıkarup bir hayli atdı ve tutdu ve acâyib lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Andan bir yuvarlağı cümle huzzâr-ı meclisin önlerine yuvarlayup kimi aldı bakdı, kimi ayağiyle kakdı, top çevgân-misâl meydânda galtân olup gezdi. Bu kerre pehlivân topu eline alup birez havâya atup tutdu ve topdan bir ip ucu zâhir oldu. Derhâl temâşâcıların birinin eline serrişteyi verüp ipi keşân-ber-keşân Y 292b çekdikçe çıkup zemîne hayli ip bağladı. Garâyib bunda kim top bir âdem kellesi kadar var, içinden çıkan ip bir hammâl yükü oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y292a–Y292b ·
metinde göster ·
… şâcıyân âlem-i hayretde kaldılar. Yine pehlivân topa en deyü hitâb edüp top ile
birez
kelimâtlar edüp,
Ba‘dehu temâşâcılardan birkaç bahâdır yiğitleri cem‘ edüp kendi huddâmları dahi ipi çeke çeke ipi üç yerde kankal kankal yığılup top enmedi. Yine ipi çeke çeke ip ince iken çekdikçe kalın urgan enmeğe başladı. Cümle temâşâcıyân âlem-i hayretde kaldılar. Yine pehlivân topa en deyü hitâb edüp top ile birez kelimâtlar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y292b ·
metinde göster ·
… kendüler Hazret-i Risâlet'in âsitânesin bûs edüp ravza-i mutahharaya yüz sürüp
birez
nâz [u] niyâzdan sonra,
Bu minvâl üzre sultân hazretleri kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek cemeli yedirüp içirerek ta‘zîm ile omuzunda götürerek tâ Medîne-i münevvereye kırk günde dâhil olup Bâb-ı Selâm'da deveyi fukarâlarına verüp kendüler Hazret-i Risâlet'in âsitânesin bûs edüp ravza-i mutahharaya yüz sürüp birez nâz [u] niyâzdan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y299b ·
metinde göster ·
"Anlar hâzır ise biz de âlât-ı zühd [ü] takvâmızla hâzırız. Tîz bu mahalde
birez
fukarâ gelüp tevhîd etsinler" deyince hâne-i sa‘âdeti içine üç yüz mikdârı fuka …
"Anlar hâzır ise biz de âlât-ı zühd [ü] takvâmızla hâzırız. Tîz bu mahalde birez fukarâ gelüp tevhîd etsinler" deyince hâne-i sa‘âdeti içine üç yüz mikdârı fukarâ cem‘ olup tevhîde meşgûl oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y308a ·
metinde göster ·
… e kaldık, çiğ âdem deyü bizi masharalığa alırlar", deyü vâfir şikâyet üzre olup
birez
arpa ve darı ekmeği ve kavun ve karpuz tenâvül edüp sad şükr-i Hudâ etdiler. Me …
"Ve ertesi gün bu hayvânlar bize gelüp üns ülfet etdiler, lisân-ı hâl ile bin dediler. Hâlâ yedi yıldan berü bu hayvânlar ile serserî gezeriz, bir selâmete çıkmadık. Kara Zengîler içinde kaldık, çiğ âdem deyü bizi masharalığa alırlar", deyü vâfir şikâyet üzre olup birez arpa ve darı ekmeği ve kavun ve karpuz tenâvül edüp sad şükr-i Hudâ etdiler. Meğer yedi ay imiş, hayvânları ile ot otlarlar imiş, ba‘zı zamân şehre girdikde ta‘âm vermeyüp risvây ederlermiş. Hakîr küstâhâne su’âl edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y411b ·
metinde göster ·