27 aydı: men tiler men kim nikah ḳılsam saŋa bu iki ḳızımda
birisini
bu iki kim anıŋ üze terke kirse sen maŋa sekiz yıl eger tükel ḳılsaŋ on yıl sen …
27 aydı: men tiler men kim nikah ḳılsam saŋa bu iki ḳızımda birisini bu iki kim anıŋ üze terke kirse sen maŋa sekiz yıl eger tükel ḳılsaŋ on yıl seniŋ üsküŋde tilemez men kim düşvar ḳılmaḳımnı seniŋ üze munu bulġay sen mėni eger tilese taŋrı eḍgülerdin
… -kıymet cevâhirden nâdire-i cihân kemyâb makûlesi amûd-ı mu‘azzamlardır kim her
birisinin
kadd [ü] kâmetleri kırkar zirâ‘-ı mekkîdir. Andan âlî olan ikinci tabakadaki am …
Ve derûn [u] bîrûn-ı câmi‘de sağîr ü kebîr cümle (---) aded serâmed amûd-ı bâlâlardır kim gûyâ her biri birer pâye-i kürsî-i vâlâlardır. Ve la‘l-gûn sommâkî sütûn-ı mücellâlar var kim zî-kıymet cevâhirden nâdire-i cihân kemyâb makûlesi amûd-ı mu‘azzamlardır kim her birisinin kadd [ü] kâmetleri kırkar zirâ‘-ı mekkîdir. Andan âlî olan ikinci tabakadaki amûdlar dahi bî-misâldir, ammâ kadd [ü] kâmetleri otuzar zirâ‘dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
… slan kovarak meydâna getirüp âdemin biri şeyhin ardında pinhân olup halâs olur.
Birisini
arslan paralayup tenâvül eder. Yine Gülâbî Ağa su’âl eder.
"Refîk, mukayyed olma demedim mi?" deyü cevâb eder. Hemân yine karşu tarafdan iki âdem zâhir olup bunları bir arslan kovarak meydâna getirüp âdemin biri şeyhin ardında pinhân olup halâs olur. Birisini arslan paralayup tenâvül eder. Yine Gülâbî Ağa su’âl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
… lunur ve bu havzın etrâfında gûnâ-gûn turunc dırahtlarıyla ârâste olmuşdur. Her
birisinin
sâye-i hoş-hevâsında limon ve turunc şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden cemâ‘at …
Eşkâl-i kal‘a-i Payas: Leb-i deryâda şekl-i murabba‘ seng bînâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Cümle sekiz aded topları vardır ammâ bir burc-ı azîminde balyemez topları ile limanı korudur. Zîrâ Hâleb iskelesi olmağıla gâyet serhaddir ve kal‘ası dâ’iren-mâdâr cirmi sekiz yüz germe hatve adımdır. Dâhil-i kal‘ada toprak ve kireç ile mestûr üç yüz aded hâne-i ma‘mûrları var ve kal‘ası dâ’iren-mâdâr iki kat dîvârları burc [u] bârûsu gâyet metîn ü müstahkem binâ-yı kavîdir ve cânib-i şarka nâzır ikişer kat demir kanatlı kapuları ve handakı üzre ağaç cisri var ve iskele kullesi bir metîn ve müdevver kulledir. Şeb u rûz kal‘a neferâtları bu kulle üzre nigehbânlık ederler. Zirâ gümrük bu mahaldedir ve liman zamân-ı kadîmde gâyet latîf liman imiş. Mürûr-ı eyyâm ile hâlâ ol kadar me‘mûr değildir, bir âb-ı hayât göldür. Yine ba‘zı gemiler girer ammâ iri bârçe ve karavana ve burtun ve galyon gemiler girüp demir bırağıp yatmazlar. Cümle gemiler alarka lenger-endaht olup yatarlar. Sekiz rûzgârdan emîn a‘lâ demir dutar yataklı limandır ve kal‘a handakının sol tarafı kenarında bir müferrah mahkeme-i şer‘-i Resûl müntehâ dud ağacı vardır. Ve bu mahalde iki kanatlı demir kapulu kal‘a-misâl bir hân-ı azîmi var. Kapusu üzre târîhi sene 1007 târîhidir. Bu hân kapusu kal‘a kapusuna nâzırdır. Hânı gâyet mükellef ve müzeyyen ve ma‘mûr [u] âbâdân ve müte‘addid harem odaları ve ıstabl-ı anterli ve develikli ve imâret ve dârü'z-ziyâfeli ve bir harem-i vâsi‘li cemî‘i âyende vü revendegâna ârâmgâh hâne-i bî-minnetdir ve bu hâna karîb bir câmi‘-i musanna‘-i acîb var kim misli meğer İslâmbol'da Silivrikapusu dâhilinde İbrâhîm Paşa 20a câmi‘i ola. Mihrâbı ve minberi gâyet musanna‘dır. Tûlen ve arzen seksen ayakdır ve gâyet şîrîn ü müzeyyen bir câmi‘-i mahbûbdur. Hemân haremi bâğ-ı cinândan nişân verir bir mesîregâh [u] teferrücgâh yerdir. Bu şehr içre böyle bir selâtîn-misâl câmi‘-i pür-envâr olduğundan cemâ‘at-i kesîreli ibâdetgâhdır. Evvelâ harem-i ferâh-fezâsının ortasında bir havz-ı müşebbeki var, dâ’iren-mâdâr etrâfında âbdest muslukları var kim selsebîl-âsâ şeb [u] rûz cereyân edüp tecdîd-i vudû‘ olunur ve bu havzın etrâfında gûnâ-gûn turunc dırahtlarıyla ârâste olmuşdur. Her birisinin sâye-i hoş-hevâsında limon ve turunc şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden cemâ‘at-i kesîrenin dimâğı mu‘attar olup hoş bû kesb etdikde ibâdet-i Yezdân ederler. Ve câmi‘in iki kapusu var, biri kıbleye mekşûfdur kim harem kapusudur. Üzerinde âhir mısra‘ı târîhi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19b–20a ·
metinde göster ·
… almanı demirli ve çiğinni Haleb kalkanlı tüvânâ ve şecî‘ ve nâmdâr beğlerin her
birisinin
altlarında her ayağı biner guruşa fülân ibn fülân sâfinâtü'l-ciyâd misilli mühr …
Bu a‘yân [u] kibâr cümle kat-ender-kat selâma durup andan Şâm'ın bin beş yüz yeniçeriyânı zırh-ı zirih külâh ve cebe ve cevşene müstağrak cümle yeşil ve al ve güvezi kırmızî muhattemli benâm ve güzîde şehbâz yiğitler ellerinde on yedişer boğum kantar sırığı kargı ve yalmanı demirli ve çiğinni Haleb kalkanlı tüvânâ ve şecî‘ ve nâmdâr beğlerin her birisinin altlarında her ayağı biner guruşa fülân ibn fülân sâfinâtü'l-ciyâd misilli mühre kısraklar üzre sâde Şâm başlığı raht ve Şâm-vârî eğerler ve Şâm rikâbları ve Şâm diğdikleri ve tutmir-i şukka-bend cerîd bûrîdeli ve zelpûşlu ve at sineklikli harîr urma sırmalı şebekeleri ile altı pâre yancıklı ve Şâm süvâr hotoslu ve küheylân at ve kısraklar üzre selâma durup yedi akçe ulûfeye mutasarrıf yeniçerilerin ensesinde ekalli mâ yekûn beşer onar ve kırkar ve ellişler kâkül perîşân iki karış enli gümüş kuşaklı eli sırıklı Gürcî ve Abaza ve Çerkes gulâmlı yeniçeriler kat-ender-kat selâma durup andan Kapukulu yeniçeri serdârı ve kapukulu sipâh kethüdâyeri başka selâma durup başka alay-ı azîm etdiler. Paşa-yı zî-şân dahi azamet ü kerr u ferr u dârât ile Rüstem ve Efrâsiyâb-vâr atına süvâr olup ibtidâ dört yüz sadaklı ve savatlı pâk u müsellah ve mükemmel koşkol ve ağırmak ve kızakdaş alaşaları ile at başı beraber ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b ·
metinde göster ·
… kondurmağa kâdir olamayup niçe gûne keşf [u] kerâmetleri zâhir ü bâhir olup her
birisinin
menâkıbları Risâle-i Sînâniyye'de mastûr, tahrîri lâzım değildir.
Hulâsa-i kelâm huzûr-ı pâdişâhîde bu yedi meşâyih-i izâm ile Ebussu‘ûd ve anın yetmiş aded ulemâ-yı zâhirden olan hâmîleri yedi gün yedi gice mezkûr yedi aded meşâyihi haps edüp ne yerler ve içerler ve ne yatarlar. Şeb [u] rûz tâ‘at u ibâdetde olup Ebussu‘ûd ile mübâhase-i ilm edüp yetmiş kimesne bunların birine nükte ve nokta kondurmağa kâdir olamayup niçe gûne keşf [u] kerâmetleri zâhir ü bâhir olup her birisinin menâkıbları Risâle-i Sînâniyye'de mastûr, tahrîri lâzım değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 159b ·
metinde göster ·
… n dirhemli tüfengler ile arslanları kurşuma dutup yedisini ol sâ‘atde katl edüp
birisinin
postu burnundan tâ kuyruğu ucuna varınca otuz üç karış bir gazanfer idi, Allahü …
Karye-i Kirâm: Dahi bu kende karîbdir. Ba‘zı âdemlerimiz karye-i Kirâm'a kondular ammâ üç küheylân at ve beş âdemimiz ol gice arslanlar helâk edüp ale's-seher bir sürü arslanlara râst gelüp ceng-i azîm ederek bizden bir âdem atından tekerlenüp atı arslanlar pâre pâre edüp herîf-i zarîf piyâde firâr edüp askere geldikde arslanlar lâşe-i esbi yerlerken her tarafdan dirhemli tüfengler ile arslanları kurşuma dutup yedisini ol sâ‘atde katl edüp birisinin postu burnundan tâ kuyruğu ucuna varınca otuz üç karış bir gazanfer idi, Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357b ·
metinde göster ·
ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm has …
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… ir kim Melek Ahmed Paşa'nın bir gulâmı bu kayadan derûn-ı hisârda olan küffârın
birisinin
başına bir ok urup kâfiri depeledi. Tâ bu mertebe karîb bir ok menzili bir havâ …
Bu kal‘anın cânib-i erba‘ası çep çevre birer top menzili ba‘îd havâleli dağlardır, ammâ Gırıblan dağı pek yakın havâledir kim Melek Ahmed Paşa'nın bir gulâmı bu kayadan derûn-ı hisârda olan küffârın birisinin başına bir ok urup kâfiri depeledi. Tâ bu mertebe karîb bir ok menzili bir havâle dağdır, ammâ bu dağlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine ve Derk-i esfel deresine inilüp kal‘a bu derelerin ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna ser çekmiş gûnâ-gûn yalçın kayalar üzre şekl-i müseddes bir şeddadî seng-i tırâş ahcârât-ı mücellâlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Gerçi havâleleri çokdur, ammâ aşağı kal‘a dibine varıldıkda kal‘anın zirve-i a‘lâsı semâda kalır. Bir vecih ile bu kal‘aya yürüyüş olmayup zafer mümkün değildir. İllâ muhâsara ile yâhûd havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân ile vere edüp feth ola, ammâ bu kal‘a gûyâ bir kâse içindedir. Etrâfları kâse kenârları havâlesi yerleridir. Kal‘anın kendisi kâse içinde bir sivri pilav depesidir. Ancak bir yolu ve bir kapusu var. İçinde küffâr mâl-â-mâl olup hamd-i Hudâ asker-i İslâma bir top atmayup etrâf [u] eknâfların guzât-ı müslimîn nehb u gâret edüp mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldular, ammâ kal‘a döğülmedi ve bu Kilis'in cânib-i garbındaki dağ başlarından leb-i deryâda kâfirin İspilet kal‘ası nümâyân idi. Andan kalkup bir azîm dereler içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138a ·
metinde göster ·
… ebler ve niçe yerde müte‘addid matbah ve hücreler ve bâğ u bâğçeler var kim her
birisini
birer selef kralları amâr edüp "Mesîregâh ve teferrücgâh ola" deyü hayrât etmiş …
Ve bu havz-ı 5a azîmin etrâfında ol kadar gûnâ-gûn Freng-pesend mukarnazlı maksûreler ve selsebîl ve fıskiyye ve fevvâreli kâh-ı müzehhebler ve niçe yerde müte‘addid matbah ve hücreler ve bâğ u bâğçeler var kim her birisini birer selef kralları amâr edüp "Mesîregâh ve teferrücgâh ola" deyü hayrât etmiş vâcibü's-seyr bir ârâmgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 4b–5a ·
metinde göster ·
… Türk askeri uzak kaldı" 7b deyü haber verdiklerinde tokuzunun boyunların urup
birisini
kulağız alıkoduk, zîrâ o kâfirler bize ayak bağı olurdu. Ol gün gidüp,
"Nehr-i Raba'nın kenârınca gidüp Raba'yı geçüp Yanık kal‘asına tâ Beç kal‘asına gitmek isterler, ammâ size büyük Türk askeri uzak kaldı" 7b deyü haber verdiklerinde tokuzunun boyunların urup birisini kulağız alıkoduk, zîrâ o kâfirler bize ayak bağı olurdu. Ol gün gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7a–7b ·
metinde göster ·
atı kuyruğuna bir gark-ı âb olmuş âdem cân havliyle yapışup anı dahi at selâmet …
Hikmet-i Hudâ bu Tatar yiğitlerinin birisinin atı kuyruğuna bir gark-ı âb olmuş âdem cân havliyle yapışup anı dahi at selâmete çıkarup bir at iki âdem halâs etmiş olur. Hakkâ ki atlar eşref-i mahlûkdur kim Hallâk-ı âlem küheylân atların hakkında Kur’ân-ı azîminde ve Furkân-ı mecîdde sûre-i (---) de Arapça buyurmuşlardır. Anıniçün bu hakîr atları pek sevüp elli bir yıldan berü beş on re’s atsız olmamışımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 195a ·
metinde göster ·
… â bu servlerin cümlesi biner yıl mu‘ammer olmuş dıraht-ı serâmedlerdir kim aslâ
birisinin
haşebleri perîşân değildir. Hemân sebiz-gûn zümürrüd-vâr serâmed servlerdir. Ce …
Ammâ her bir dıraht-ı azîmlerin ve her bir serv şecerlerinin kalınlıkları ikişer üçer âdem kucaklar serv-i ahdar-gûnlardır, zîrâ bu servlerin cümlesi biner yıl mu‘ammer olmuş dıraht-ı serâmedlerdir kim aslâ birisinin haşebleri perîşân değildir. Hemân sebiz-gûn zümürrüd-vâr serâmed servlerdir. Cemî‘i ber-tertîb âdâb üzre huzûr-ı Hakk'a el kavşurup tâ‘at-i Hakk kulluğuna bel bağlayup dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 324a ·
metinde göster ·
… hrîr olunan ibret-nümâ çamlar cümle yol üzre vâki‘ olan ibret-nüma çamların her
birisinin
birer menâkıbları vardır ve niçe kerre yüz bin ibret-nümâ eşcâr-ı garîbeler var …
Ve bu bâlâda tahrîr olunan ibret-nümâ çamlar cümle yol üzre vâki‘ olan ibret-nüma çamların her birisinin birer menâkıbları vardır ve niçe kerre yüz bin ibret-nümâ eşcâr-ı garîbeler vardır kim gören âdem vâlih [u] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y97b ·
metinde göster ·