taŋrıḳa yalavaçlarıŋa ol bitig kim ıḍtı indürdi yalavaçı üze ol bitig kim ıḍtı …
136 ey anlar kim bittiler sabit turuŋlar bitüp taŋrıḳa yalavaçlarıŋa ol bitig kim ıḍtı indürdi yalavaçı üze ol bitig kim ıḍtı anda aşnu kim kim tansa taŋrıḳa hem ferişteleriŋe kitablarıŋa yalavaçlarıŋa soŋ künke çın-oḳ azdı azmaḳ ıraḳ
… asırda keştîlerin altına nisâr olunan dârûlar ile'l-ân ol câ-yı ma‘hûdda kendü
bitüp
kendü yiter.
"Âyâ bu ne ola" deyü perişân hâl olup derûn-ı kal‘ada beyne'l-küffâr bir güft [ü] gû oldu. Andan cümle guzât-ı müslimîn yüz elli pâre gemileri Tershâne bâğçesi dibinde Şâhkulu nâm iskelede deryâya indirdikleri yerler hâlâ Okmeydânı içre nümâyândır. Ve ol asırda keştîlerin altına nisâr olunan dârûlar ile'l-ân ol câ-yı ma‘hûdda kendü bitüp kendü yiter.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
… , Ferhâd ile Şîrîn mâbeyninde medfûndur. Garâbet bu kim Ferhâd u Şîrîn üzre gül
bitüp
nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri bitüp Fer …
Ziyâret-i Ferhâd: Amâlıka'dan idi. Ehl-i Amasiyye, "İslâm ile gitdi", derler. Ol kûh-i bülendin zirvesinde medfûndur. "Şîrîn öldü" deyü haberi'd-dürûğ eden Ferhâd öldüren câzû, Ferhâd ile Şîrîn mâbeyninde medfûndur. Garâbet bu kim Ferhâd u Şîrîn üzre gül bitüp nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri bitüp Ferhâd [u] Şîrîn'in gül fidânların birbirinden ayırır, aceb sırdır kim dünyevî ve uhrevî mâni‘-i mülâkât olmuş mel‘ûnedir. Şehr-i Amasiyye'de bu ziyâretlerden mâ‘adâ niçe bin kibâr-ı evliyâullah ziyâretler vardır, ammâ ziyâret etdiğimiz bunlardır. Her birinin rûh-ı şerîfleriyçün Yâsîn ve Fâtiha tilâvet edüp âşinâlık kesb etdik ve rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp inşirâh-ı sadr-ı derûn hâsıl etdik. Üçüncü nefîr-i irtihâller çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar ile vedâ‘laşup ol gün Çengâllibel nâm dağlar ve ormanlar içre ber-muhavvif ü muhâtara yerleri geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
… gül bitüp nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri
bitüp
Ferhâd [u] Şîrîn'in gül fidânların birbirinden ayırır, aceb sırdır kim dünyevî …
Ziyâret-i Ferhâd: Amâlıka'dan idi. Ehl-i Amasiyye, "İslâm ile gitdi", derler. Ol kûh-i bülendin zirvesinde medfûndur. "Şîrîn öldü" deyü haberi'd-dürûğ eden Ferhâd öldüren câzû, Ferhâd ile Şîrîn mâbeyninde medfûndur. Garâbet bu kim Ferhâd u Şîrîn üzre gül bitüp nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri bitüp Ferhâd [u] Şîrîn'in gül fidânların birbirinden ayırır, aceb sırdır kim dünyevî ve uhrevî mâni‘-i mülâkât olmuş mel‘ûnedir. Şehr-i Amasiyye'de bu ziyâretlerden mâ‘adâ niçe bin kibâr-ı evliyâullah ziyâretler vardır, ammâ ziyâret etdiğimiz bunlardır. Her birinin rûh-ı şerîfleriyçün Yâsîn ve Fâtiha tilâvet edüp âşinâlık kesb etdik ve rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp inşirâh-ı sadr-ı derûn hâsıl etdik. Üçüncü nefîr-i irtihâller çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar ile vedâ‘laşup ol gün Çengâllibel nâm dağlar ve ormanlar içre ber-muhavvif ü muhâtara yerleri geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
… âteşleridir kim cümle küffârı yakup kolları ayakları yanup kırıldılar. şimdi iş
bitüp
bu kal‘a inşâ’allâh dest-i küffârdan halâs olur. Bu niyyete el-Fâtiha" deyüp ba …
Hakîr eyitdim: "Dokuz gündür Melek Ahmed Paşa bir vâkı‘a görüp Özü kal‘ası üzre kara kuşlar hâr-ı hâşâk taşıyup yuva yapmak isterler. Hemân kal‘adan bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kuyrukları ve kanatları yanup yere düşüp yuvarlanurlar dedi. İmdi ol vâkı‘a rû’yâ-yı sâliha-i Melek Ahmed Paşa'dır. Ol kara kuşlar işte bu kara başlı kâfirlerdir kim kal‘ayı alup yuva yapup milk edinmek isterler. Kal‘a içinden zâhir olan âteş işte bizim atdığımız kumbara âteşleridir kim cümle küffârı yakup kolları ayakları yanup kırıldılar. şimdi iş bitüp bu kal‘a inşâ’allâh dest-i küffârdan halâs olur. Bu niyyete el-Fâtiha" deyüp ba‘de't-tilâve-i Fâtiha cür’et edüp sağdan ve soldan tahta minâreye kurşum gelir, ammâ ne hâl ise Hazînedâr {Alî Çelebi}60b minârenin zirve-i âlîsine çıkup cânib-i şimâldeki mukaddem gelen kâfirlere bakdık. Topların çeküp kayıkların yükledüp gitmek sadedlerinde, ammâ elime dûrbînim alup yıldız cânibi tarafına bakdım. El-azametullâh bir kara nahır gibi kara kura domuz sürüsü gibi bir kâfir askeri tarfetü'l-ayn içre kal‘a altına gelüp iki üç bin araba ve topları ve cebehâneleri ve zahîreleriyle tahmînen on bin kâfir var gelüp Küçük Hasan Paşa kal‘ası kurbunda yanan varoş içre siperlenüp kondukları ân cenge âhenk etmeğe başlayup cümle arabaların kal‘a altındaki meterislerine getürürken beş pâre kal‘alardan yine bunlara eyle toplar {urdular} ve anlar da kal‘aya bir yaylım kurşumlar{dan sonra} henüz gelen seksen pâre şâhî topları kal‘aya eyle urdular kim tarafeynin sadâ-yı top-ı kûpından ve keferelerin Yajuj'ından ve ümmet-i Muhammed'in Allâh Allâh'ından sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî cihânı doldurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60a–60b ·
metinde göster ·
Hâlâ bâğ u bâğçeleri kendi bitüp kendi yiter, ammâ taraf-ı şehriyârîden sehel imdâd olunsa kal‘ası şey’-i kalîl ile amâr olurdu. (---) Andan yine garba,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 139b ·
metinde göster ·
… nda bâğlı ve bâğçeli ve hân ve câmi‘li bir ma‘mûr kend imiş. Hâlâ bâğları kendi
bitüp
kendi yitüp köy harâb yatup kalmış. Andan yine kıbleye,
Menzil-i karye-i Çoltaroğlu: Kırka sancağında bâğlı ve bâğçeli ve hân ve câmi‘li bir ma‘mûr kend imiş. Hâlâ bâğları kendi bitüp kendi yitüp köy harâb yatup kalmış. Andan yine kıbleye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 142a ·
metinde göster ·
… evneyn-i mutlak oldur, ammâ hâlâ cümle bâğ u besâtîn ve gaytân u cinînler kendü
bitüp
kendisi ve gendümi bitüp yiter. Kâfirler müselmânlar varamaz. Kâfirler dahi müs …
"Bu şehirde beşer onar kerre yüz bin guruş mâlik yüzden mütecâviz ankâ bâzergânlar var imiş. On bin guruşa mâlik olan âdemlere fakîrdir deyü zekât verüp her sene bu şehirden yüzer ve yüz ellişer âdem hacc-ı şerîfe gidüp üç yüz aded hânedân sâhibi âdemler var imiş. Hâlâ hâneleri kal‘a-misâl durur, zîrâ bu şehirde aslâ ağaç binâ yokdur. Serâpâ kârgîr binâlardır. Hattâ cemî‘i hân ve câmi‘ ve mesâcid ve imârât ve medreseleri ve dekâkîn-i bezzâzistânları durur, ammâ cümle kurşum örtülerin kâfir alup cümle cevâmi‘ ve medreselerinin mihrâblarına necâsetler sürmüş ve bâğ ve hadîka-i rıdvân gül [ü] gülistânının hisâbın Feyyâz-ı Mutlak bilir, zîrâ Hâlik-ı kevneyn-i mutlak oldur, ammâ hâlâ cümle bâğ u besâtîn ve gaytân u cinînler kendü bitüp kendisi ve gendümi bitüp yiter. Kâfirler müselmânlar varamaz. Kâfirler dahi müselmânlar derdinden gelemez. Ancak mâbeynde kalmış yılan ve akreb ve çıyan-ı nîşli bir şehr-i Dirniş'dir. 147b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147a–147b ·
metinde göster ·
… mâ hâlâ cümle bâğ u besâtîn ve gaytân u cinînler kendü bitüp kendisi ve gendümi
bitüp
yiter. Kâfirler müselmânlar varamaz. Kâfirler dahi müselmânlar derdinden geleme …
"Bu şehirde beşer onar kerre yüz bin guruş mâlik yüzden mütecâviz ankâ bâzergânlar var imiş. On bin guruşa mâlik olan âdemlere fakîrdir deyü zekât verüp her sene bu şehirden yüzer ve yüz ellişer âdem hacc-ı şerîfe gidüp üç yüz aded hânedân sâhibi âdemler var imiş. Hâlâ hâneleri kal‘a-misâl durur, zîrâ bu şehirde aslâ ağaç binâ yokdur. Serâpâ kârgîr binâlardır. Hattâ cemî‘i hân ve câmi‘ ve mesâcid ve imârât ve medreseleri ve dekâkîn-i bezzâzistânları durur, ammâ cümle kurşum örtülerin kâfir alup cümle cevâmi‘ ve medreselerinin mihrâblarına necâsetler sürmüş ve bâğ ve hadîka-i rıdvân gül [ü] gülistânının hisâbın Feyyâz-ı Mutlak bilir, zîrâ Hâlik-ı kevneyn-i mutlak oldur, ammâ hâlâ cümle bâğ u besâtîn ve gaytân u cinînler kendü bitüp kendisi ve gendümi bitüp yiter. Kâfirler müselmânlar varamaz. Kâfirler dahi müselmânlar derdinden gelemez. Ancak mâbeynde kalmış yılan ve akreb ve çıyan-ı nîşli bir şehr-i Dirniş'dir. 147b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147a–147b ·
metinde göster ·
… Bîsütûn gibi altları serâpâ boşdur ve gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar bu kayalarda
bitüp
şecere-i Tûbâ gibi baş aşağı şâhalar salup sâyelerinde şahin ve zağanos ve çayl …
Mezkûr Vinçaz kapusu eşiğinden cereyân eden nehr-i Pileve üzre bir haşeb cisr-i azîm etrâflarında kırk elli göz su değirmenleri var. Bunlardan akan sular zikri sebkat eden aşağı mağârâlar içindeki değirmenlere gidüp andan ol sular mezkûr kayalardan nehr-i Pileve'ye uçar. Bu kal‘a kayaları gûyâ kûh-ı Demâvend ve kûh-ı Bîsütûn gibi altları serâpâ boşdur ve gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar bu kayalarda bitüp şecere-i Tûbâ gibi baş aşağı şâhalar salup sâyelerinde şahin ve zağanos ve çaylak ve kartal kuşları âşiyân etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 152a ·
metinde göster ·
… yâz ve yeşil ise yine yeşil çemen gibi gûnâ-gûn balmûmları bi-emrillâh zemînden
bitüp
Hudâya ayândır râyihası âdemin demâğın mu‘attar eder. Tâ ki her balmûmu zemînde …
Andan hikmet-i Hudâ evvelbahârda balmûmu yerden çemen gibi bitmeğe başlar. Eğer mukaddemâ zemînde kalan mûmu sarı ise za‘afrân gibi sarı mûm biter. Eğer kırmızı ise kırmızı ve beyâz ise beyâz ve yeşil ise yine yeşil çemen gibi gûnâ-gûn balmûmları bi-emrillâh zemînden bitüp Hudâya ayândır râyihası âdemin demâğın mu‘attar eder. Tâ ki her balmûmu zemînden üç karış âlî olduğu mahalde kemâlin bulup şiddet-i hârdan erimeğe başladıkda ol diyârın küffârları mevsimin bilüp cemî‘i evlâd [u] iyâlleriyle dağlara ve bâğlara ve tarlalara çıkup balmûmlarının gûnâ-gûnların değşirüp şem‘-i asel yaparlar. Ve beyâz kâfûrlarından âdem sûretleri yapup satarlar ve niçe gûnâ-gûn putlar yapup putlara taparlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128a ·
metinde göster ·
… lup getirdiler, incir gibi yarılup balı ve darısı taşra çıkmış. Ve niçesi kâmil
bitüp
iki şık olmuş, balı ve darusı akmış, hemân üzerinde derisi kalmış. Hukemâ-yı Ef …
Bu şehrin sahrâsında ba‘zı müşebbek bostânlarında bir nev‘a lahana biter, kat-ender-kat yaprakları var. El-hâsıl hemân lahana gibi katmer katmer gâyetü'l-gâye yeşil yaprağı olur, ammâ rîbâs gibi meyhoşdur ve cümle yapraklarının tâ ortasında göbeği olacak mahallinde âdem kellesi kadarca ve dahi büyük ve küçük beyâz kabağı olur ve bu kabak içinde aslâ çekirdeği yokdur. Leb-ber-leb incir içi gibi darısı olur ve leb-ber-leb sarı balı var ve lezzeti incir gibidir, ammâ hoş-hordur. Ve ba‘zısı kemâlin bulup getirdiler, incir gibi yarılup balı ve darısı taşra çıkmış. Ve niçesi kâmil bitüp iki şık olmuş, balı ve darusı akmış, hemân üzerinde derisi kalmış. Hukemâ-yı Efrenc bunun yetmiş aded hâssasın yazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b ·
metinde göster ·
… e işeyüp alâ mele’i'n-nâs tarfetü'l-ayn içre gûnâ-gûn kavunlar ve gayri eşyâlar
bitüp
cümle huzzâr-ı meclise karpuz ve kavun ve hıyarlar üleşdirüp herkes tenâvül etd …
Ba‘dehu mukaddemâ meydân-ı mahabbetde semâ‘ edüp vücûdları birbirine yapışup havuz içine düşüp havuzdan ejdehâ sıfatında çıkan gulâmlar yine kisbet-i pehlivânîleriyle meydân-ı bezme gelüp zemîni sulayup kabak ve karpuz ve kavun ve hıyar tohumları eküp üstâdları bu ekilen tohumların üstlerine sepe sepe işeyüp alâ mele’i'n-nâs tarfetü'l-ayn içre gûnâ-gûn kavunlar ve gayri eşyâlar bitüp cümle huzzâr-ı meclise karpuz ve kavun ve hıyarlar üleşdirüp herkes tenâvül etdiler ve a‘lâ latîflerinden yigirmi otuz kadar kavun karpuzlardan şele sepetler ile paşa ve kral vâlidesi önüne pehlivân hedâyâ götürüp kral vâlidesi tohumlu hıyardan yeyüp paşa bir şey yemeyüp pehlivâna paşa üç yüz altun ihsân edüp pehlivân mesrûr [u] handân gidüp du‘â etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69a ·
metinde göster ·
Bu mahal Şağake beğinin tahtıdır kim lisân-ı Çerkes'de pişköv deyü beğlerin sâkin olduğu yerlere pişköv derler, ya‘nî taht ma‘nâsınadır. Kasaba-misâl azîm köydür. Cümle beş yüz elli aded saz örtülü ve çit örülü ve ikişer kapulu biri biri içinde evlerdir. Ve cümle yine çit örülü sarp havlıları vardır. Ammâ bu vilâyetlerde akçe ve pul ve bâğ u bâğçe ve çârsû-yı bâzâr ve hân u hammâm ve kenîse yokdur. Kâfir ve müselmân değillerdir. Kâfir desen gazab-âlûd olurlar. Behey müselmân desen ığmâz ederler. Ve haşri neşri inkâr ederler. "İnsân ot gibi bitüp yitüp giderler" derler. Kâfiri görseler sevmezler, müselmânı görseler hazz eder bir alay dağî ve bâğî ve yağı âdemlerdir. Mezhebleri Mecûsîlerdir. Çârsû-yı bâzâr ve akçe olmadığından her metâ‘ların birbirleriyle değiş dokuş etmek ile irtibât buldurmuşlardır, ammâ yine cümle kavmi evlerinde ehl-i sanâyi‘dirler kim ellerinden bir ma‘rifet kurtulmaz, gâyet çeber u cemşîd-i san‘at âdemleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147b ·
metinde göster ·
andan bir gûne beyâz ekmek ederler. Ol ekmeğe kalımbok ekmeği derler. "Kalımbok …
Kalımbok Mısır buğdayıdır kim kamış gibi şeyde bitüp andan bir gûne beyâz ekmek ederler. Ol ekmeğe kalımbok ekmeği derler. "Kalımbok yeyin" dediği oldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 259a ·
metinde göster ·
… biter demekdir. Hakîkatü'l-hâl bu liman etrâfı sığlığında kova sazı yeşil yeşil
bitüp
Mısır hasîrı gibi bûriyâ örerler, latîf hasîrı olur.
Lisân-ı Freng-i Talyanca bu limanın ismine Porto Çunkor derler, ya‘nî Kova dikeni sazlığı biter demekdir. Hakîkatü'l-hâl bu liman etrâfı sığlığında kova sazı yeşil yeşil bitüp Mısır hasîrı gibi bûriyâ örerler, latîf hasîrı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 267a ·
metinde göster ·
Vâdi'l-atîk derler. Cânib-i erba‘ası hurmâ bâğçeleridir. Kendi
bitüp
kendi yeter ammâ bunda olan rutab-ı cenî meğer Bağdâd'ın hastâvî hurmâsı ola. M …
Vâdi'l-atîk derler. Cânib-i erba‘ası hurmâ bâğçeleridir. Kendi bitüp kendi yeter ammâ bunda olan rutab-ı cenî meğer Bağdâd'ın hastâvî hurmâsı ola. Mevsiminde Urbân gelüp zevkin ederler. Ve bu mahalle karîb bir şehir dahi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271a ·
metinde göster ·
biri meyve verince anı kat‘ ederler, yanından biri dahi biter, böyle halk olunm …
Ammâ ağacı kamış ağacı gibi yerden bitüp biri meyve verince anı kat‘ ederler, yanından biri dahi biter, böyle halk olunmuş. Berût şehrinde gâyet çok olur. Hattâ mîrî mâlâ bağlıdır, başka ağası vardır. Ve Mısır'da ve Dimyât şehrinde dahi ziyâde olur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y238a ·
metinde göster ·
… âb hıyâbân-ı İremezât var kim gûyâ hudâyî bir hadîka-i ravza-i Rıdvândır. Kendi
bitüp
kendi yiter. Anda olan eşcârât-ı garîbe ve esmârât-ı acîbe ve hoş-elhân hûş [u] …
Hâlâ yine bu şehre karîb Nîl içre bir cezîre-i vâsi‘de ravza-i Rehven nâmında bir harâb hıyâbân-ı İremezât var kim gûyâ hudâyî bir hadîka-i ravza-i Rıdvândır. Kendi bitüp kendi yiter. Anda olan eşcârât-ı garîbe ve esmârât-ı acîbe ve hoş-elhân hûş [u] tuyûrun hisâbın Hâlık-ı kevneyn bilür. Vakt-i seherde cemî‘i murgânın esvât-ı hazînleri âdeme inşirâh-ı sadr ve zevk-i derûn verir. Ve anda benî âdem'e munîs hayvânât-ı gûnâ-gûnun hadd [u] addin Sannâ‘-ı lem-yezel bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y394b ·
metinde göster ·