yedi kişiye münhasır olup sandal içre olan bâr-ı sakîlleri deryâya atup sandal …
âyetiyle kelime-i şehâdete meşgûl oldum, anı gördüm bir kaç kefereler geminin sandalını ipinden çeküp sandala atılınca sâ’ir keştîbânlar dahi geminin öte tarafından deryâya kendülerin birer tahta pâreleri ve gayrı eşyâlar ile deryâya döküldüler. Hemân hakîr dahi yedi cân refîklerimizle dal-kılıç olup sandala atladığımız gibi sandal içre olan kefereler sandalın ipin kesüp iki kefere bizim üzerimize dal-bıçak olup Ayntâblı Şerîf Ramazân Çelebi'yi memesi üstünden urunca hemân yedi kişi dal-kılıç olup sandal içre el kaldıran sekiz kâfire kılıç urup dördün katl edüp dördü havfinden kendülerin deryâya atdılar. Sandal ancak bizim refîklerimiz yedi kişiye münhasır olup sandal içre olan bâr-ı sakîlleri deryâya atup sandal sehl hiffet bulup temevvüc-i deryâda giderken ânî gördük; büyük gemi başdan kıça varınca iki pâre olup üç yüz elli nefer yolcu ve tüccâr ve dörd yüz mikdârı memâlik keştîbân ehl-i tüccâr sadâ-yı Allah rehâ buldurup cümlesi rûy-ı deryâda her biri birer sened ile şinâverlik edüp kimi gark-ı deryâ, kimi mellâh-ı bî-pervâ kimi bir levha pâresi üzre rehâ bulup çârsû-yı cân bâzârında bî-zer ü pürzâr-ı bâzâr etmede. Ba‘zısı cân u başı ile şinâverlik ederek bizim sandalımız üzre gelirken Kıssahân Emîr Çelebi gelüp anı kolundan yapışup sandala alınca dahi gayrılar birer takrîb ile bizim sandala geliyorlar, anı bildik kim bizim sandal dahi kesret-i âdemden gark olması mukarrerdir. Hemân yedi kişi dal-kılıç olup gelen âdemlere kılıç havâle edüp pârelenen gemiden sehl alarka olup gemiden nâm [u] nişâ[n] ve benî Âdemden bir cân nümâyân olmaz oldu. Cân başımıza düşüp kâh evc-i âsumâna [urûc u] kâh ka‘r-ı amîka nüzûl edüp sandal içinden kavuklarımızla su dökmeden ve şiddet-i şitâdan bî-tâb ve bî-mecâl kaldık. Ânî gördük Menkub Kadısı Alî Efendi, deniz mâliki gibi gavvâslık ederek bizim sandalımıza yakın gelüp gûyâ Cenâb-ı Bârî yârı kılup kudret eliyle Alî Efendi'yi bizim sandala koyup on kişi olduk. Yine Yâsin-i şerîf tilâvet ederek deryâya su dökerek gideriz ammâ cümlemiz hayât emniyyesinden me‘yûs olmuşuz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265a ·
metinde göster ·
… urulup çarhlar ile sâ‘at gibi hareket eder imiş. Hakîr âlem-i hayretde kaldıkda
bizim refîkımız
Alî Ağa eydir:
Derhâl cümle ümmet-i Muhammed esîrlerinin elleri ve başları ve gözleri ve kaşları oynamaz oldu ve başlarından sarıkların ve sırtlarından esbâbların alınca gördüm ki bunlar cümle tuçdan sâ‘at gibi âdem tasvîrinde kurulup çarhlar ile sâ‘at gibi hareket eder imiş. Hakîr âlem-i hayretde kaldıkda bizim refîkımız Alî Ağa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 59a ·
metinde göster ·
… ldu. Çûn vakt-i sabâh olup biz dahi hareket etmek sadedinde iken vilâyet vezîri
bizim refîkimiz
olan elçiye gelüp kendüye bir telâş olurmuş, cümle sözlerin perîşân söylemeğe b …
Hemân bir gece bu şehr-i Mujik'den iki üç kerre yüz bin kavm-i Heşdek gâ’ib oldu. Çûn vakt-i sabâh olup biz dahi hareket etmek sadedinde iken vilâyet vezîri bizim refîkimiz olan elçiye gelüp kendüye bir telâş olurmuş, cümle sözlerin perîşân söylemeğe başlayup biz de hareket etmeden ferâğat edüp kaldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 173a ·
metinde göster ·
… zîm ceng edüp on harâmîyi ceng mahallinde katl edüp yedisi firâr etdi. Cümlesin
bizim refîklerimiz
soyup âlât-ı silâhların alup azm-i râh edecek mahalde cüz’î ileri varup anı gör …
Hemân birbirlerine girüp ceng etmeğe âheng edüp sadâ-yı tekbîre âheng edenler anlar imiş, biz dahi imdâd yetişüp azîm ceng edüp on harâmîyi ceng mahallinde katl edüp yedisi firâr etdi. Cümlesin bizim refîklerimiz soyup âlât-ı silâhların alup azm-i râh edecek mahalde cüz’î ileri varup anı gördüm: Orman içinde bir âdemi kayd-bend edüp huzûruma getirdiler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y51a ·
metinde göster ·
"Bu esrâr bu dere içinde kala" deyü ahd [ü] emân ve yemîn-i dîn [ü] îmân edüp her biri birer harâmî alup ve şühedâların akrabâları dahi birerin alup ve bizim refîklerimiz sekizin alup tüccârların şühedâları kanları üzre cümlesin çökerüp ân-ı vâhidede kellelerin tenlerinden cüdâ ve baş-ı nâ-tırâşları çevgân top misâl galtân edüp vücûd-ı şûmların sahîfe-i rûzgârdan seyf-i müczem ile hak edüp Alman Boğazı emn ü emân olup cümle âlet-i silâhların bahş-ı kalenderî edüp tüccârlar ancak dörd aded at alup gayri şeylerine vaz‘-ı yed etmeyüp cümle bizim refîklerimiz ile gulâmlarımız ve tüccâr huddâmları ale's-seviyye hissedâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y67a ·
metinde göster ·
… edüp tüccârlar ancak dörd aded at alup gayri şeylerine vaz‘-ı yed etmeyüp cümle
bizim refîklerimiz
ile gulâmlarımız ve tüccâr huddâmları ale's-seviyye hissedâr oldular.
"Bu esrâr bu dere içinde kala" deyü ahd [ü] emân ve yemîn-i dîn [ü] îmân edüp her biri birer harâmî alup ve şühedâların akrabâları dahi birerin alup ve bizim refîklerimiz sekizin alup tüccârların şühedâları kanları üzre cümlesin çökerüp ân-ı vâhidede kellelerin tenlerinden cüdâ ve baş-ı nâ-tırâşları çevgân top misâl galtân edüp vücûd-ı şûmların sahîfe-i rûzgârdan seyf-i müczem ile hak edüp Alman Boğazı emn ü emân olup cümle âlet-i silâhların bahş-ı kalenderî edüp tüccârlar ancak dörd aded at alup gayri şeylerine vaz‘-ı yed etmeyüp cümle bizim refîklerimiz ile gulâmlarımız ve tüccâr huddâmları ale's-seviyye hissedâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y67a ·
metinde göster ·
Anlar bize, biz anlara karîb oldukda biz anlara selâm verüp ba‘de's-selâm
bizim refîklerimiz
ile bilişdiler ve görüşdüler ve öpüşdüler. Bizim refîklerimiz anlara,
Anlar bize, biz anlara karîb oldukda biz anlara selâm verüp ba‘de's-selâm bizim refîklerimiz ile bilişdiler ve görüşdüler ve öpüşdüler. Bizim refîklerimiz anlara,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93a ·
metinde göster ·
… rüp ba‘de's-selâm bizim refîklerimiz ile bilişdiler ve görüşdüler ve öpüşdüler.
Bizim refîklerimiz
anlara,
Anlar bize, biz anlara karîb oldukda biz anlara selâm verüp ba‘de's-selâm bizim refîklerimiz ile bilişdiler ve görüşdüler ve öpüşdüler. Bizim refîklerimiz anlara,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93a ·
metinde göster ·
… erek bir vâsi‘ sahrâ içre giderken hemân ileriden bir azîm asker nümâyân olunca
bizim refîklerimizin
başlarına âteş düşdü.
"Beni selâmete çıkarın yâhûd şu dağları geçirin ve beni bir köye düşürün" deyü kelimât ederek bir vâsi‘ sahrâ içre giderken hemân ileriden bir azîm asker nümâyân olunca bizim refîklerimizin başlarına âteş düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93b ·
metinde göster ·
… ir kılıç ihsân etdiler ve on tokuz nefer refîklerimize beşer guruş verdiler. Ve
bizim refîklerden
şehîd olan âdemi atıyla bir refîkımıza verüp gerü dönderdik. Bizler huccâclar i …
Bu mahalde Sarı Mûmcu nâm köyden ahâlî-i vilâyet gelüp hakîri ve refîklerimizi görüp âşinâlık etdiler. Huccâc ahvâlimiz bu ahâlî-i karyeden su’âl edüp eyliğimize ehl-i belde şehâdet etdiklerinde hakîre ve refîklerimize ta‘zîm ü tekrîm edüp hakîre bir at ve bir tüfeng ve bir kılıç ihsân etdiler ve on tokuz nefer refîklerimize beşer guruş verdiler. Ve bizim refîklerden şehîd olan âdemi atıyla bir refîkımıza verüp gerü dönderdik. Bizler huccâclar ile vedâlaşup yine azm-i râh eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93b ·
metinde göster ·
ihsânlar edüp bize yigirmi gedelecli sûhteler koşup vedâlaşup kıble cânibine da …
Hamd-i Hudâ bu hakîr, Çelebi Efendi hazretlerinin şeref-i sohbetleri ile müşerref olup iki gün Kuhistânî'den teberrüken ders-i şerîfler tilâvet edüp dest-i şerîflerin bûs edüp du‘â-yı hayırların aldık, hamd-i Hudâ. Ve bizim refîklere ihsânlar edüp bize yigirmi gedelecli sûhteler koşup vedâlaşup kıble cânibine dağlar aşup yedi sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y141a ·
metinde göster ·
firkatelerin üçü bir yere gelüp "Gerü dönmek selâmetdir" deyü orsa orsa gerü Ak …
Hemân bizim refîklerimiz firkatelerin üçü bir yere gelüp "Gerü dönmek selâmetdir" deyü orsa orsa gerü Akliman'a, kaça kaça Akliman'a gelince akciğerimiz ağzımıza geldi. Mel‘ûn küffârın biri hayli yüğrük kalyon imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y149a ·
metinde göster ·
… pervâ bir yaylım kurşum sarâya urup fakîre pîrezeni istediler. Hemân karının ve
bizim refîklerimiz
damlar ve şâhnişînler ve derveze ve revzenlerden cümle bir yaylım çatal kurşum …
"Âyâ hâl neye müncer olur?" derken derhâl bizim sarây kapusu önünde meş‘aller ve neft katrânlar yakup iki üç yüz sûhtevât kapumuz önüne gelüp bî-pâk ü bî-pervâ bir yaylım kurşum sarâya urup fakîre pîrezeni istediler. Hemân karının ve bizim refîklerimiz damlar ve şâhnişînler ve derveze ve revzenlerden cümle bir yaylım çatal kurşum ile durunca sûhteler yan verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y150a ·
metinde göster ·
… yvânları sahrâya nüzûl edüp bizim askerimiz üzre gelmeğe yüz tutdular. Hemân bu
bizim refîkımızın
kazık boynuzu kazığın koparup azığın bırağup licâmiyle ve eğeriyle dağdan gelen …
Bu dağlarda fîl ü gergerdân yokdur, ammâ maymun ve ceyrân ve kazık boynuz hayvânları çokdur. Hattâ bu mahalle meks edince Itşân şehrinde bize refîk olan Dervîş Cârullâh'ın merkebi olan kazık boynuz hayvân kazığında bağlı dururken bir kerre zemîni koklayup başın havâya kaldırup bir kerre hırz-ı cân ile hımâr-vâr bir sadâ-yı zâr-ı nizâr edince dağlar içinde bu feryâda mânend sadâlar zâhir olup dağdan niçe bin kazık boynuz hayvânları sahrâya nüzûl edüp bizim askerimiz üzre gelmeğe yüz tutdular. Hemân bu bizim refîkımızın kazık boynuzu kazığın koparup azığın bırağup licâmiyle ve eğeriyle dağdan gelen kazık boynuzlara katılup depişerek oynaşarak dağlar içre gitdi, gider. Ba‘dehu hakîr Dervîş Cârullâh'a bir hecîn bağışladım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… met-i Hudâ: Bir gûne bulanık ve koyu sudur, akmaz, şöyle hâli üzre durur, andan
bizim refîkımız
Y 449b gergerdân-süvâr Dervîş Ni‘metullâh âbdest alup elin yüzün silerken hak …
Hikmet-i Hudâ: Bir gûne bulanık ve koyu sudur, akmaz, şöyle hâli üzre durur, andan bizim refîkımız Y 449b gergerdân-süvâr Dervîş Ni‘metullâh âbdest alup elin yüzün silerken hakîr yüzüne bakdım, bir vakâr sâhibi ak sakallı ihtiyâr âdem-i edîm olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y449a–Y449b ·
metinde göster ·