… havâlelerdir kim alçak gümüşe tamga ururlarsa tamgacıbaşı ve üç kulle sofîsinin
boyunların urup
yerlerine bir müstakîm âdem nasb ederler. Eğer âteşden kuyumcu işleri gök-gûn ç …
Bu tamgacıbaşı cemî‘i kuyumcuların işlerine nâzır olup kârların tamgalamağa getirdiklerinde tamgacıbaşı Memiç demir kalem ile her gümüş âvânından bir vasla çâşni kesüp âteşe bırağup yine âteşden çifte ile çâşniyi çıkarup eğer hâs beyâz kurs-ı gümüş âteşden çıkarsa tamga-i şâhî urup, her tamgadan altı akçe alup üç akçesin tamga nâzırı kulle sofîleri alup rûz-merre bu üç kulle sofîleri tamgacıbaşı üzre havâlelerdir kim alçak gümüşe tamga ururlarsa tamgacıbaşı ve üç kulle sofîsinin boyunların urup yerlerine bir müstakîm âdem nasb ederler. Eğer âteşden kuyumcu işleri gök-gûn çıkarsa isterse ol işi pâdişâhın olsun tamgacıbaşı ol işleri çekiç ile hurd edüp sâhibine verir. Eğer içi boş dökme makûlesi bir kâr olursa içine alçak lehem doldurup hâlis gümüş hisâbına sâhibine muhâsebe veren kuyumcunun bu gûne dökme işlerinin bir kaçın kırup içinde ziyâde lehem bârı var ise gayrıların dahi kırup sâhibine verüp tamga vurmaz. Eğer hâlis gümüş ise de içinde hîle vardır deyü kırar. Kânûn-ı Selîm Hân-ı Evvel'dir, zîrâ Selîm Hân sikkezân ve tamgacı idi ve bu tamgahâne kârhânesi anların hayrâtıdır. Bu tamgacıbaşı dahi dükkânsız alay edüp geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187a ·
metinde göster ·
… ikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse
boyunların urup
atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at …
Sergüşezt-i hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Vakt-i çâşt mahallinde at üzre evrâd [u] ezkârım tilâvet edüp giderken Sührâb nâm gulâmım eydür: "Ağa! Önümüzden dörd salt atlı gelir" dedikde nazar etdim, dörd küheylân atlı ve dev heybetli gelmede ve silâhlarına mukayyed olmada. Hakîr baş aşağı gitmede, anlar yokuş yukaru gelmededirler. Hakîr gulâmlarıma silâhlarınıza mukayyed olun deyü tenbih edüp birbirimize karîb olmada iken anı gördük, sağ tarafımızdan dörd atlı dahi pür silâh fitilleri ellerinde üzerimizde gelmede, ammâ mukaddem görünen dörd atlı hemân dal-mızrâk dördü bir hamleden hücûm edüp biri hakîri mızrâk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk etdiyse hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine huddâmlara "Allah!" deyüp hücûm etdükde seyishâneleri bırağup ale'l-ittifâk hakîrin üstine hücûm edüp bir kaç kurşum atdılar aslâ isâbet etmedi. Ammâ gördüm ki huddâmlarımdan bana imdâd eder yok. Hemân "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyü nahviyyûn kâ‘idesi üzre kesretden firâr edüp âyet-i sûre (---)Arapça nassı üzre kendimi tehlikeye ilkâ etmeyüp huddâmlarımla firâr ederken akîbimce bir hışt-ı İpşîri atup zemîne üç karış güzer edüp altımdaki esb-i sabâ-sür‘at-i hussâna ikdâm-ı tâmm ile ökçe edüp firâr ederken sağ tarafımızda bir bâğ içre dörd atlı dahi zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp elimiz kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûkümüzün dördü firâr edüp dörd ile bu hakîri dest-ber-kafa kayd-bend edüp altımda kısrağa bir süvâr olup hakîri bir âhir ata bindirüp gulâmlarımla derbeste. "Aşın beğe götürelim! Yok öldürelim! Yok uryân edüp âzâd edelim!" deyü niçe gûne güft [u] gû etdiler. Hakîr eytdim: "Gâzîler bu kadar mâlım ve gulâmlarım aldınız. Allah aşkına olsun cânıma kıyman!" dedim. Biri eyitdi: "Bre mâlın kim aldı? Biz bâğda üzüm yemeğe geldik" dedikde "İşte mâlım götürüyorlar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at bırağup gitdiler. Anların bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede. Bin adım mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadırlar kurulmuş. Hakîr eyitdim: "Şehbâzım bu çadırlar nedir kim?" dedim. Ol yiğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü senâ edüp "İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd etdim, zîrâ bu hakîri Şâm-ı şerîfden Murtezâ Paşa ulaklığile Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikde Sadrıa‘zam Murâd Paşa ile Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı ceng edüp münhezimen Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı'ya râst gelüp Şâm-ı şerîfe götürüp Murtezâ Paşa efendimize Bölükbaşı yazdırup vilâyet-i Dürüzistân'da Sıfet seferinde bile idik ve Sivas mansıbında bile olup Niksâr subaşısı idi. Bu kadar hukûkumuz var. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 92a–92b ·
metinde göster ·
… getirüp kapudanın kral haps edüp kendi dîvânında kral bu kapudanın birovlarıyla
boyunların urup
niçe kâfirlerin kırup gayri birov ve gayri kapudan nasb edüp yüz kîselerin aldı …
Hamd-i Hudâ kral nasb olaldan berü ale'l-ittifâk itâ‘at edeceklerin bilüp şehri amâr etmişler. Bunlar dahi cümle birovları ve kapdanlarıyla gelüp yetmiş kîse mâl getirüp kapudanın kral haps edüp kendi dîvânında kral bu kapudanın birovlarıyla boyunların urup niçe kâfirlerin kırup gayri birov ve gayri kapudan nasb edüp yüz kîselerin aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 31a ·
metinde göster ·
… ammâ size büyük Türk askeri uzak kaldı" 7b deyü haber verdiklerinde tokuzunun
boyunların urup
birisini kulağız alıkoduk, zîrâ o kâfirler bize ayak bağı olurdu. Ol gün gidüp,
"Nehr-i Raba'nın kenârınca gidüp Raba'yı geçüp Yanık kal‘asına tâ Beç kal‘asına gitmek isterler, ammâ size büyük Türk askeri uzak kaldı" 7b deyü haber verdiklerinde tokuzunun boyunların urup birisini kulağız alıkoduk, zîrâ o kâfirler bize ayak bağı olurdu. Ol gün gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7a–7b ·
metinde göster ·
… elirse hoş geldi ve illâ bir mekeroz ve apordos gelirse gidinin Bekir Paşa gibi
boynun urup
yerine benim Mehemmed Kethudâ'mı bin kîse masrûf eyleyüp Nemse kralına gönderir …
"Vallâhi Evliyâm eğer bizim elçi paşamız ırz-ı Âl-i Osmân'ı gözedüp eğer Budin'e cemî‘i kâfire karşu dârât u azametiyle gelirse hoş geldi ve illâ bir mekeroz ve apordos gelirse gidinin Bekir Paşa gibi boynun urup yerine benim Mehemmed Kethudâ'mı bin kîse masrûf eyleyüp Nemse kralına gönderirim", deyü yemîn-i muğallazalar etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 34a ·
metinde göster ·
gazâ ederdim. Ammâ hîz-i nâ-puhteyi yıkup beş on balta ile hâtırın ele alup har …
"Yok ben ağamdan hazz etdim. Mâl rızk istemem, ben ağama giderim" dedikde Hudâ âlimdir, Hak'dan havf etdim, yoksa boynun urup gazâ ederdim. Ammâ hîz-i nâ-puhteyi yıkup beş on balta ile hâtırın ele alup harâmîlerden boş alınan atların birisine süvâr etdirüp refîkımız Serdâr Pîrî Beşe'ye mezkûr oğlanı ve dağda bulunan mecrûh harâmîyle bile verüp cümle piyâde yeniçerileri Urla'ya gönderüp hakîr Urum kızanları ile mezkûr Ağzı nerdübânlı kuyudan yine cânib-i garba dörd aded ganîmet atlar ile ol muhâtara yerleri aşup sağ tarafımızda Kayaburun kurâları içre yedi sâ‘atde vakt-i asrda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y52a ·
metinde göster ·
… e Şerîf Çavuş birkaç atlı ile binüp Rûmeli Meydânında Alî Kethudâ on bir âdemin
boynun urup
ibâdullâhın mâlı gâret olmadan halâs olup şehirden taşra sâyir diyâra gılâl git …
Ammâ bi-emri Hudâ sehl kaht [u] galâ olup bir erdeb gılâl sekiz guruşa çıkup şehr-i Mısır içre niçe mahzenlerden ahâlî-i şehr gılâli yağmâ ederek Sultân Hasan câmi‘i önündeki mahzenleri cümle aşkıyâlar münhedim edüp cümle gılâllerin nehb [ü] gâret ederken Alî Kethudâ ve Şerîf Çavuş birkaç atlı ile binüp Rûmeli Meydânında Alî Kethudâ on bir âdemin boynun urup ibâdullâhın mâlı gâret olmadan halâs olup şehirden taşra sâyir diyâra gılâl gitmemesiyçün dellâllar nidâ etmişken bir gün üç yüz deve ile çöl Urbânı gılâl kaçırırken derhâl Abdurrahmân Paşa cümle ağavâtiyle atlanup Âdiliyye ensesinde Ayn-ı Mûsâ tarafında Urbâna yetişüp cümle develeriyle gılâllerin bırakdırup hayli ceng-i azîm olup iç ağalarından niçesi mecrûh olup Türkmânoğlu Arab elinde şehîd olup Urbândan bir haylısı dendân-ı tîğden geçüp Abdurrahmân Paşa gânimîn bu kadar gılâl yükü ve develer ile Mısır'a gelüp meks edüp ertesi Süveys'den azîm gâfile ve Şâm-ı Cennet-meşâm'dan kârbân-ı azîm gelüp Mısır ganîmet oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·