… ymân Şâh ve(r) Ertuğrul Rûm-ı Yûnâniyâna giderler. Bizim Cingiz Hân nehr-i Edil
boylarında
sâkin olup ol dahi tenâsül bularak Heyhât sahrâsına, andan vilâyet-i Kırım'a is …
"Bizim kavm-i Tatar ibtidâ Hazret-i Dâvûd Nebî asrında Hıtâ vü Hoten ü Çîn'de idiler. Anda tenâsül bularak ol diyârlardan gelüp Mâverâü'n-nehir'de Mâhân vilâyetinde mekân edinüp Hazret-i Risâlet-penâh'ın zamân-ı bâ-sa‘âdetlerinde Cingiz Hân zuhûr edüp Âl-i Osmân ile ol Cinkız Hân ammî-zâdelerdir. Âl-i Osmân'ın ecdâdları Süleymân Şâh ve(r) Ertuğrul Rûm-ı Yûnâniyâna giderler. Bizim Cingiz Hân nehr-i Edil boylarında sâkin olup ol dahi tenâsül bularak Heyhât sahrâsına, andan vilâyet-i Kırım'a istîlâ ederler. İşte bizim Emrem Atalık'da mufassal ve mu‘temed latîf târîhi vardır. Okunsa cümlemiz andan ifâde ederdik" dedikde hemân Emrem nâm atalığın meğer tevârîh koynunda imiş. Çıkarup Halîm Efendi tilâvet etdi. Meğer bu tevârîh sâhibi Emrem Atalık yüz yigirmi yaşında bir kart kazak ve kozak ve ozak köse boyu kısa âdemin ecdâdlarından Tohta Bay nâ[m] bir müverrih-i benâm kimesnenin te’lîfi olduğundan Emrem Koca dedelerinin te’lîfin koynundan çıkarup tilâvet olunmağa başlandı, ammâ lisân-ı Çağatay üzre bir latîf ve fasîh [ü] belîğ târîh-i Tohta Bay-ı Çağatay'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 198a ·
metinde göster ·
"Devletli vezîr! Biz bu ordunun cânib-i erba‘asını hep devr etdik. şu yolumuz üzre bir göl kenârında Tarra köğü derler bir çemenzâr ve bir cânibi kumsal yerler vardır. Huccâc-ı müslimîni bu çamurdan çıkarup anda nakl edin. Yer yerden kutludur. İnşâallâh, ola kim hevâ dahi yahşi ola" deyince Paşa hazretleri derhâl cümle Türkmân beğlerine ve boylarına ve Acem hânlarına fermânlar yazup mübâşir ağalar ta‘yîn eyleyüp cümle huccâc-ı müslimîn içre ne kadar tâvûsî ve arvana ve beserek ve ner ü mâye tülü develer var ise yedi bin kadar deve cem‘ olup nefîr-i şedd-i rahile dem urulup cümle huccâc harekete şurû‘ edüp paşanın cemî‘i bâr [u] büngâhın ref‘ edüp niçe kerre yüz bin derd [ü] belâ ile gark [u] müstağrak-ı tîn [u] türâb olarak bir sâ‘at olan yere dörd beş sâ‘atde vardılar. Ammâ niçe develerin çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök devesi ve beledî devesi çamura dayanmazmış. Ammâ tülü Rûmun Türkmân devesi ve Acem'in tâvûsî mâye develeri çamur deryâsın sökerek cemî‘i bârları selâmete çıkarup paşa bizzât iç ağaları ile menzil mahalline gelüp yine cümle develeri gerü dönderüp yurd yerinde kalan bî-kes huccâcın bâr [u] büngâhı ve hayme [vü] hargâhın yükledüp yurd yerine gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y262a ·
metinde göster ·